Archive for Mayıs 2008

You are browsing the archives of 2008 Mayıs.

EMBRİYOTOMİ

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Tabii doğuma olanak bulunmadığı ve bebeğin anne karnında ölmüş olduğu durumlarda kolayca dışa­rıya çıkarılabilmesi için; özel gereçler yardımıyla kesilerek parçalanması.

EMBRİYOPATİ

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Bebeğin ana karnın­daki ilk gelişim süreci içerisinde baş-gösteren ve hastalıklarla sonuçlanabilen değişikliklere yol açan durumları tanım­lamak için kullanılan genel bir deyim. Anne ve bebeği arasındaki kan uyuş­mazlığı, bazı enfeksiyon hastalıkları, çe­şitli ilaçlar nedeniyle meydana gelebilir.

EMBRİYON

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

EMBRİYON, Cenin.

EMBOLİZM

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Kan dolaşımına, vücudun başka bir bölgesinden karışan maddeyle bir atardamarın tıkanmasıdır. Bu mad­de, bir kan pıhtısı parçası (kalbin hasta bir kapağından, trombuslu bir toplar­damardan kopmuş olabilir), bir tümör parçası, bakteri kitlesi, yağ damlacıkları veya hava kabarcıkları olabilir. Embo-lizmin sonucu anidir ve bir doku bölü­münün kanlanması durur, o doku ölüp yumuşar; bu ölen bölümün dirimsel öne­mi [...]

EMBESİLİTE

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Zekâ geriliğinin en önem­li ikinci derecesidir. Embesilitenin altın­daki zekâ geriliği idyosi adını alır. Em­besilitenin yasal olarak tanımı: “Doğuş­tan ya da çok erken çocukluk dönem­lerinden beri varolan, idyosiliğe kadar varmayan; fakat kendilerini ya da işle­rini yönetmekten yoksun olan; kişi ço­cuk ise, bunların öğretilmesini engelle­yen zekâ geriliği”dir. Embesilite türü ze­kâ geriliği için bazı ülkelerde “orta de­recede zekâ [...]

ELLERDE ÇATLAMA

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

ELLERDE ÇATLAMA, Mayasıl.

ELİKSİR

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Su, alkol, tat verici madde veya bir ilaçtan yapılmış tatlı bir şurup­tur.

ELEMENT

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Bir bileşimi oluşturan yapı maddelerinden her biri. Bu basit yapı maddeleri bir araya gelerek çeşitli bile­şikler meydana getirebilme özelliğine sa­hiptir.

ELEKTROŞOK TEDAVİSİ

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

ELEKTROŞOK TEDAVİSİ (Elektro-konvülsif tedavi). 1934′te, Budapeşteli von Meduna, psikiyatride şok tedavisini uygulamaya başladı. Bu tedavide şok, ilaçla sağlanmaktaydı. Sonraları İtalyan Carletti, şoku elektrik akımıyla verme yöntemini buldu. Şok tedavisi veya di­ğer deyimiyle, “konvülsif tedavi”nin ta­rihçesi ilginçtir: Von Meduna, şizofre­ni ve saranın karşıt iki hastalık olduğu­na inanmakta ve birinin varlığında di­ğerinin var olamayacağını söylemektey­di. (Bu inanç, [...]

ELEKTROMİYOGRAFİ

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

ELEKTROMİYOGRAFİ (E.M.G.) Kas kasılması sırasında elektrik potansiyel farkları oluşur. Bunlar, elektrotlarca alı­nabilir ve kâğıt üzerine çizilen çizgiler, elektromiyogram adını alır.

ELEKTROLİZ

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Elektrik gücünden ya­rarlanarak bir kimyasal eriyiğin içeri­sinde yer alan metallerin ayrılması ya da, yine elektrik akımından yararlana­rak kılların ortadan kaldırılması (epilas-yon) anlamında kullanılan bir deyim.

ELEKTROLİT

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Tuzlarının, iyonlarının elektrik akımı iletebilmesinden ötürü, içinden elektrik akımı geçirebilen bir eri­yiktir (çözeltidir). Akımın, pozitif ku­tup olan anottan, negatif kutup olan ka-tota geçişi sırasında, elektrolit iyonları­na ayrılmakta ve ayrılan iyonlar, elek­trotlarda birikmektedir.

ELEKTROENSEFALOGRAFİ

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

ELEKTROENSEFALOGRAFİ (E.E. G.). Kafa derisi yüzeyine konan elek­trotlar, beyin çalışmasından doğduğu sa­nılan potansiyel farklarını alabilmekte­dir. Bu elektrik akımlarının nasıl oluştu­ğu tam olarak açıklanamamaktaysa da, elde edilen şekiller, teşhise yardım ede­bilecek nitelikte belirli ve özeldir. Bu­nunla birlikte, E.E.G.’nin tek başına, bü­tün diğer teşhis yöntemlerinin yerini alarivasyonlar kullanılır. Kaydedilen çizgi­nin şeklinden, teşhis konur.

ELEKTROD

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Elektrik akımını vücuda ileten ve vücuttan dışarıya alan plak ya da iğne biçimindeki iletken bölümler. Kalp elektrosu çekilirken elektrodlar gö­ğüs, kol ve bacaklara yaslandırılır.

ELEKTRİK ÇARPMALARI

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Bu kaza­lar, elektrik akımı ya da şimşekle olu­şur ve ortaya çıkan durum, çeşitli fak­törlerle bağlıdır (akımın voltajı gibi). Amperaj, voltajdan önemlidir ve alter­natif akım, doğru akımdan zararlıdır. Kuru kumaşlardan geçen akım, ıslak ku­maşlardan geçen veya doğrudan çıplak deriye rastlayan akım kadar tehlikeli de­ğildir. Bütün akımlar, vücut toprağa bağ­lı olduğu zaman daha tehlikeli olur, kau­çuk tabanlı [...]

ELASTİK ÇORAPLAR

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Gebelikte, yaş­lılıkta ve bacak derin toplardamarının tromboz sonucu tıkanmasıyla oluşan va­ris vakalarında kullanılan çoraplardır. Bu çoraplarm bacağa tam uyması gerek­lidir ve uzmanın bu durumu kontrol et­mesi uygundur.

EL BİLEĞİ

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

(Carpus). El ile önkol ara­sında yer alan; iki sıraya dizilmiş 8 ke­mikten oluşan kısım.

EL

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

İnsan elinde, başparmağın, diğer parmaklarla karşılıklı iş görüp, ufak ci­simleri ele alabilmesi yeteneği, insan tü­rünün bir özelliğidir ve bunun için de el, çok duyarlı ve karışık bir alet göre­vini yapmaktadır. Eli temsil eden alan, insan beyninde, diğer hayvanlarda oldu­ğundan daha geniştir ve beyinde bir bo­zukluğun ilk belirtilerinden biri, el par­mak hareketlerinin eskisi kadar kolay olmamasıdır. [...]

EKZOSTOS

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Kemiğin bir kısmının anor­mal büyümesidir.

EKZİBİSYONİZM

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Cinsel ilgi toplamak amacıyla vücudu başkalarına göstermek­tir. Bu, bazen cinsel organların göste­rilmesi şeklinde de olabilir, bkz. Teşhir­cilik.

EKZANTEM

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

EKZANTEM;Bazı mikroplu ateşli has­talıklarda görülen deri döküntüsüdür.

EKTOPİK GEBELİK

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

EKTOPİK GEBELİK (Dış gebelik),Fallop Boruları.

EKTOPARAZİT

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Konak organizmanın iç organlarına değil de, dış yüzeyine yer­leşerek yaşamını sürdüren asalak; bit ve kene gibi.

EKTOMORF

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Ektoderm’e ait dokuların hakim olduğu bir vücut yapısıdır. Kas ve kemik kitlesine göre, çok fazla yüzey alanı vardır, yani kişi, çok ince, zayıf görünümündedir, bkz. Endomorf, Meso-morf.

EKSUDA

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Kılcal damarların çeperlerin­den dokulara sıvı (serum) sızması. EKTODERM. Embriyon, üç ilkel taba­kadan oluşur. Bunlar, ektoderm, mezo­derm ve endoderm’dir. Ektoderm’den de­ri, sinir sistemi ve özel duyu organları oluşur.

EKSTRASİSTOL

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Kalp vuruşu normal olarak düzenlidir. Sinoatrial adı verilen ve sağ kulakçıkta bulunan vuru düzen­leyici, kulakçıklardan geçen bir kasılma dalgasını başlatan uyarım gönderir. Bu kasılma, sağ kulakçıkla sağ karıncık ara­sındaki deliği kapatan triküspit valvülün (üçlü kapakçık) yanındaki başka bir özel hücre grubu olan atriyoventriküler düğü­me ulaşınca, bu düğümün özel bir kas lifleri demetinde (his demeti) başlattığı [...]

EKSTRAPİRAMİDAL SİSTEM

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Mo­tor sinirler (kasları oynatan sinirler) ge­nellikle beyin kabuğundan omuriliğe uza­nırlar ve omurilik içinde de kortikospi-tal veya piramidal traktus adını alan belirli yoldan (sinir lifleri demetlerinin oluşturdukları yoldan) giderler. Bu yola “piramidal” adının verilmesinin nedeni, sinir liflerinin beyin medullasmdan (bkz. Medulla) geçerken, beyin ön yüzeyinde piramit şeklinde bir çıkıntı yapmalarıdır. Piramidal yol, beyinle kaslar arası tek [...]

EKSTRAPİRAMİDAL SENDROMLAR

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Damar lezyonları, beyindeki bazal gangrlionların dejenerasyonu, zehirlen­meler (karbonmonoksit) gibi nedenlere bağlı olarak meydana gelen ve kas sert­liği, knordinasyonsuz hareketler, tükürük akması, diskinetik belirtilerle kendini gösteren bir grup rahatsızlık. Parkinso-nizm, bu çeşit rahatsızlıklardandır.

EKSTRADURAL KANAMA

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Beyin, üç zar tarafından kaplanmıştır. Bu zarların en dışta olanı dura materdir. Dura mater, kafatasının iç yüzüne sıkıca yapışık­tır ve içinden kan damarları ve özellikle, Dura-dışı kanama,  Ekstradural Kanama. şakak bölgesinde orta meninks atarda­marı geçer. Şakak bölgesine gelen şiddet­li bir darbe sonucu ya da kafatsı kırığını takiben kırık çizgisinin şakak bölgesine uzanması halinde bu orta [...]

EKSTAZİ

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Hastanın kendisini neşeli, mutlu, dertsiz ve gayet sakin hissetme­si, LSD gibi uyuşturucu madde alanlar­da ve şizofreniklerde sık görülebilen bir durum.

EKSPEKTORAN

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

EKSPEKTORAN; Balgam Söktürücü.

EKSOTOKSİN

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Bakterilerce salgılanıp, bakteriden uzakta bulunan dokuları yı­kan toksindir (zehirdir). Eksotoksinler, genellikle bazı özel dokulara özgüdür. Örneğin, tetanoz’da eksotoksin, sinir sis­teminin motor bölümünü etkiler. Ekso­toksinler, formaldehidle karıştırılıp ısı-tılırsa, zehirlilikleri yok olur, fakat an­tijen yapıları kalır ve böylelikle aktif bağışıklık mümkün olur. Bu işlemin uy­gulandığı eksotoksin, toksoid adını alır ve hastaya zerk edildiğinde, hastanın kendi antitoksinleri oluşur. [...]

EKSORSİZM

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Delilik nedenini şeytana bağlayan ve iyileşme için bunun kovul­ması gerektiğini savunan inanış. Ortaçağ­larda Engizisyon mahkemeleri bu görü­şe dayanarak, şeytanı kovmak için pek çok kişiyi yanarak ölüme mahkûm etmiş­tir. Siyah ırkta ve Afrika’nın çoğu bölge­lerinde, bu çeşit inanış hâlâ hakimdir.

EKSOJEN

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Dış kaynaklı olan, kaynağı dışarıda bulunan.

EKSOFTALMİ

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Göz küresinin, yuvasın­dan dışarı doğru çıkık durumda olması hali. Guatr’ın önemli belirtilerinden bi­ridir.

EKOPRAKSİ

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Bir hastanın, çevresinde­kilerin davranışlarını taklit etmesi. Ge­nellikle şizofrenik bir belirti olarak ka­bul edilir.

Eklem Hastalıkları

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Eklemler, oynar ve oynamaz diye sınıflandırılır. Oy­namaz eklemlere kafatası kemikleri ara­sı eklemler, dişlerle kemik arası olanlar örnek verilir. Oynar eklemlerin de yarı oynar ve oynar eklemler olarak diğer bir sınıflaması vardır. Oynar bir ekleme en iyi örnek, diz eklemidir: Burada, ek­lem yüzeyleri tamamen birbirine uyar. Kıkırdaklı eklem yüzleri arasında kı­kırdaktan eklemlerarası yüzeyler vardır (yarım ay [...]

EKLAMPSİ

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

(Gebelik Toksemisi). İler­lemiş gebeliklerde veya hemen doğum sonrası, kadınlarda rastlanan ve yüksek kan basıncı, ödem ve idrarda protein bu­lunmasıyla birlikte görülen nöbetler ya da koma halidir. Bu durumun asıl ne­deni bilinmemektedir. Ancak günümüz­de eklampsinin bir damar uyum hasta­lığı olduğu anlaşılmıştır. Hasta, mümkün­se, hastanede tedavi edilmeli, müsekkin verilmeli ve kendisine çok sakin bir or­tam sağlanmalıdır. Hasta, [...]

EĞRELTİOTU KÖKÜ

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Erkek eğrelti-otu kökü özü, yassı solucan enfeksi­yonlarında, tedavi için kullanılır. Hasta, bu ilacı almadan önce, 48 saat aç kalır ve ilacı bir eriyik ya d& kapsül içinde aldıktan 2 saat sonra da kendisine tuzlu bir müshil verilir ve böylelikle solucan ve ilaç artıkları boşaltılır.

Egzama

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Bir deri hastalığıdır; deri yü­zeyinde belirli bir alanın kızarması ve kaşınması ile belirgindir. Nedeni: Deriye dokunan maddelerin tahrişi, kişinin önceleri de allerjik ol­duğu maddelere karşı allerjik bir reak­siyon —merhemlerden, tırnak cilasına kadar her madde bu reaksiyonu doğu­rabilir—, bazen, var olan allerjik reaksi­yona, doğrudan tahriş edici bir madde­nin tahrişi de (motorin gibi) eklenebilir, hastanın allerjik olduğu [...]

EGO

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Kişilik yapısının doğrudan doğru­ya dış ve iç ortamlarla ilgili olan bölü­müdür. Bilinçsiz kişiliği kasteden psiko­lojik bir deyim olarak da kullanılır. Ki­şinin davranışları üzerinde etkilidir. Latince bir sözcük olan Ego, ben, benlik, kendilik anlamına gelir. Ego, egoizm, bencillik, id ve superego sözcükleriyle alakalıdır. Egonun, bireyi diğerlerinden ayırt eden göreceli, soyut bir varlığı vardır. Ego insanın hem [...]

EFOR SENDROMU

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

(Da Costa sendro-mu). Çarpıntı, soluk kesikliği, kalp böl­gesi üzerindeki ağrı vb. gibi hasta tara­fından yanlış olarak kalp hastalığına yük­lenen bir grup semptoma verilen addır. Genellikle psikolojik nedeni olan bu du- rum, hastaya açıklanması ve organik bir bozukluğun olmadığının anlatılması ge­rekir. Tedavi için, gerçekten bir kalp hastalığının var olup olmadığı araştırıl­dıktan sonra, hastaya bol ve kuvvetli [...]

EFFÜZYON

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Vücut sıvısının bir doku ya da organ içine dolmasıdır. Örneğin, diz eklemine veya plevra boşluğuna olan effüzyon gibi.

EFEDRİN

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

(Ephedrin). Ephedra equise-tina veya Ma Huang adlı bitkiden elde edilen bir alkaloiddir. Yüzlerce yıldan beri Çin tıbbmda yeri olan bu madde, Batı’da ancak 1930′lardan bu yana kul­lanılmaya başlanmıştır. Sempatomimetik bir ilaçtır, yani, otonom sinir sisteminin sempatik bölümünün çalışmasını etkiler: Kan basıncını yükseltir, kalp atışını hızlandırır, solunum yollarını ve gözbe-beğini genişletir, burun ve boğaz muko­zalarını daraltır. [...]

EDWARD SENDROMU

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

(Trisomi E). Şiddetli akıl geriliği, büyük teşekkül bo­zuklukları (yüzde, ellerde, kalpte) gibi durumlarla kendini gösteren bir rahat­sızlık. Çoğu zaman, çocuğun erkenden ölümüne yol açar. Nedeni kromozom ya­pısı bozukluğudur. Bu hastalık, E grubundan bir otosomal kromozomdaki trisomiyle alakalıdır . Sendromda şiddetli akıl geriliğiyle beraber, hastalarda birbirinden farklı kombinasyonlarla başgösteren belirgin gross fizik formasyon bozuklukları bulunur. Belli [...]

E Vitamini

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

(Tokoferol). Buğday to­humu yağından elde edilen bir alkol ya da alkoller karışımıdır. Sıçanlar, E vita­mini eksikliğinde kısırlaştığı halde, aynı durum insanda kanıtlanamamıştır. An­cak, âdet öncesi gerginliği  gibi hormonal denge bozukluklarında E vitami­ni başarıyla uygulanmaktadır. -E Vitamininin Faydaları: E Vitamini çok kuvvetli bir antioksidandır. Hücre yapısının bozulmasını engeller. Yaraların iyileşmesini çabuklaştırır. Kansere karşı koruyucudur. Damar sertliğini [...]

Düztabanlık

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

(Pes Planus). Bebek­lerde, çocukların bir çoğunda ve hiç ayak­kabı giymemiş erişkinlerde görülebilen bir durumdur. Ayakkabı giyen kişilerde, ayağın iki kemeri vardır:  Biri enine, di­ğeri de uzunlamasınadır. Düz bir yüzey üzerine basılıp elde edilen ayak izinde, ayak parmaklarının kökü ile topuk ara­sında, iç kısımda, bir boş alan görülür. Düztabanlıkta bu boşluk yoktur ve tüm ayak izi [...]

DÜŞÜNCE BLOKAJI

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Düşünce akışı­nın birdenbire kesilmesidir. Burada be­lirli bir dış olay ya da dalgınlık söz ko­nusu değildir. Özellikle erken dönem şi­zofreninin belirgin bir bulgusudur.

Düşük Ayak

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

(Talipes). Ayağın yu­karı kaldırılamaması halidir; ayak, bilek ekleminden, gevşek bir şekilde, sarkar. Nedeni: Genellikle, ayak bileği ekle­mini sinirlendiren sinirlerin nevrit; veya başka hastalığı sonucu, ayak bileğinde bükme yaptıran kasların felce uğrama­sıdır. Düşük ayağın en kötü şekillerine neden olan hastalık, poliyomiyelit’tir (ço­cuk felcidir), fakat bu hastalık günümüz­de seyrekleşmiştir. Nevrit nedenleri ise, alkol, tifo, difteri ve vitamin [...]

DÜŞ

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Bir gece boyunca 4-5 kez yine­lenen, uyku zamanının % 25′ini kapla­yan ve çelişkili uykuyla ilgili olan bir çeşit algılamadır.

DÜRTÜ

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

İçgüdü niteliğinde olan, fiz­yolojik bir noksanlık ya da fazlalıktan kaynaklanan davranış etkenidir. Dürtü­ye eşlik eden davranış; fizyolojik den­genin yeniden kurulmasına yöneliktir.

DUYARLIK

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

(Sensitivite). Uyarılara kar­şı anormal reaksiyon verme durumudur. Örneğin, penisilin bir hastada deri dö­küntülerinin ortaya çıkmasına yol açar­sa, o hastanın penisiline karşı duyarlı olduğu söylenir. Ayrıca, bir mikro-orga-nizmanın, kendini öldüren ya da gelişi­mini geciktiren ilaca karşı gösterdiği reak­siyon da duyarlık olarak adlandırılır. Ör­neğin, stafilokoklar, penisiline duyarlı­dırlar.

DUMPING SENDROMU

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Geçirdikleri ameliyatla midelerinin bir bölümü çıka­rılmış olan hastaların bazılarında, ame­liyattan sonra ortaya çıkan semptomla­rın tümüne birden verilen addır. Şiş­kinlik, safra içeren kusma ve baygınlık gibi durumlarla özellenir. Dumping sen-dromunun en önemli özelliği, tüm bun­ların hasta, yemek yedikten sonra baş-göstermesidir. Aslında bütün bu uyum bozuklukları midenin büyük bir bölümü­nün çıkartılmış olmasına bağlıdır. Belirli bir süre sonra [...]

DUDAK

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Dudakları ilgilendiren hasta­lıklar çok fazla değildir; buralarda, en çok, soğuk havalarda veya ağız hastalık­larıyla ilgili olarak beliren çatlaklara rastlanır. Genellikle kullanılan ilaçlar bu çatlakları iyileştiremezse, çatlakların gü­müş nitrat ile yakılması gerekir. Herpes simplex (uçuk) —herpes-zos-ter’le karıştırılmamalıdır— kendiliğinden iyileşene kadar kollodion ile boyanıp, ko­runabilir. Dudakların iç yüzlerindeki ya­ralar ağız enfeksiyonu belirtisidir. Bun­lara uygun enfeksiyon tedavisi yapılma­lıdır. [...]

Gine solucanı

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Gine solucanına ve­rilen addır. Bu uzun, ince solucan infestasyonu, içinde ara konak olan enfekte su pirelerinin bulunduğu suyun içilmesiyle olur. Erişkin solucan, vücut doku­ları içinden yolunu arayıp, genellikle alt bacakta yüzeye çıkar ve buradan birkaç gün süreyle yavaş yavaş bir sopaya sa­rılarak çıkartılır. Ağızdan, Niridazole 10 gün süreyle, vücut ağırlığının kilosu ba­şına 25 mg. dozunda [...]

Döküntü

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Deride, geçici olarak orta­ya çıkan yeni oluşumlar ya da renk değişimidir ve genellikle enfeksiyöz, ateşli bir hastalıkta belirir. Çocuklarda görülen çeşitli döküntü tiplerinin tanıtıcı özellik­leri şunlardır: Kızamık: Deride döküntü ortaya çıkma­dan önce, ağız içinde beyaz lekeler be­lirir (Koplik lekeleri). Deri döküntüsü, ufak kırmızı noktalar halinde, kulakla­rın arkası, alından başlayarak yüze ve aşağı gövdeye yayılır. Döküntü [...]

DOVER TOZU

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

DOVER TOZU. Geçmişte, tıpta çok kullanılan bir ilaçtır. Bu ilaç; potasyum sülfat, % 10 afyon tuzu, % 10 da ipcacuanha karışımından yapılır. Bu toz, ateşli hastalıklar ve soğuk algınlıkların­da kullanılmaktaydı ve yerini, günümüz­de aspirin almıştır. DOWN SENDROMU. bkz. Mongolizm.

Donma

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Bebeklerin ve yaşlıların, so­ğuk etkisinde kalıp, ciddi hastalık belir­tileri göstermeleridir. Bebeklerde: Belirtileri: Oda ısısı 18 derecenin iyice altına düştüğü vakit, bütün bebek­lerde ve özellikle erken doğan ve zayıf olanlarında, donma belirtileri görülür. Bu tür bebeklerin dış dünyaya adaptas­yonlarını sağlayan Termo-regülasyon me­kanizması yeterince gelişmemiştir. Böy­le bir bebek, sakin ve soğuk olup, açlık belirtileri göstermez. Bebeğin ren­gi [...]

DOLAMA

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Tırnak dibi enfeksiyonudur. Bu bölgede enfeksiyona sık rastlanır ve zamanında yeterli tedavi uygulanmazsa, ciddi sonuçlar doğurabilir. Dolamanın tedavisi konusunda türlü görüşler vardır: Kimine göre, enfeksiyon bölgesi müm­kün olduğu kadar erken yarılmalıdır, kimi de, abse iyice oluşmadan bu mü­dahaleye yanaşmaz. Bazıları lapa uygu­lamasını salık verirken, diğerleri de par­mak ve elin yalnız hareketsiz tutulması­nın yeterli olduğu kanısındadır. [...]

DOKUNMAMA TEKNİĞİ

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Özellikle ortopedi ve nöroloji cerrahlarınca, ame­liyatlarda uygulanan bir tekniktir. Bura­da amaç, bu cerrahi dallarda yaranın ve komşu dokuların enfekte olması çok ciddi sonuçlar doğuracağından, ameliyat ekibi ve cerrahın ameliyat alanına mik­rop bulaştırma tehlikesini azaltmaktır. Ameliyatla ilgili kişilerin hiçbiri, ne alet­lerin ameliyat alanına dokunan yerlerini, ne de kullanılan dikiş, iğne, kompres ve ameliyat edilen dokuları ellemez. [...]

DOKU

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Dokular, vücudu oluşturan or­ganların yapı taşlarıdır. Bağdokusu yağdokusu gibi özel dokular, aynı yön­de gelişmiş ve belirli bir görevi yüklen­miş olan hücre toplantılarıdır. “Doku kültürü” ise, bir organizmadan alınmış ve yapay bir ortamda (in vitro) büyüme ve bölünmesi sağlanmış hücre topluluğu­na verilen addır. DOKU AŞISI (Graft). Bir bozukluğu düzeltmek amacıyla, bir insan veya hay­vandan bir dokunun [...]

DOĞUM SONRASI PSİKOZU

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Bebek­lerde doğumdan sonra normalden daha zayıf zekâ, beyin hasarı, sara gibi du­rumlar karşımıza çıkabilir. Bunların kö­keninde; çocuğun, anne karnındayken geçirdiği uzun süreli bir rahatsızlık ve akut doğum travmaları yatar. Böylece meydana gelen beyin hasarı sendromu, psikolojik açıdan da önemli özellikler taşır. DOĞUŞTAN (Konjenital). Doğuştan iti­baren varolan durumları tanımlamak için kullanılan bir deyim.

Doğum psikozları

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Lohusalığm ilk günlerinde annede ortaya çıkan organik psikozlara giderek daha seyrek rastlan­maktadır. Fonksiyonel psikozlara ise, da­ha sık rastlanmaktadır. Nitekim bazı an­nelerde doğumdan sonra depresyon ve şizofreni gelişebilir. Doğum psikozlarının nedeni bilinmemekle birlikte, hormonal değişikliklerin ve annede eskiden beri mevcut olan gizli kalmış bir nörotik ze­minin hazırlayıcı faktör rolünde olduk­ları kuşkusuzdur.

DOĞUM LEKESİ

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

En sık rastlanan do­ğum lekesi, hemanjiyom diye adlandırı­lan selim bir tümördür ve doğumdan sonraki ilk yıl içinde çok çabuk büyür. Bu tümör, birçok ufak kan daman ve içi kan dolu boşluktan ibaret olup, kır­mızı yada, yeni doğanda, alyuvarların yıkımı ve bunu izleyen sarılık görülür. Nedeni: Bebeğin annesi, Rh-negatif-ken, babasının Rh-pozitif olması sonu­cu bebeğin kendi kanında [...]

DOĞUM OLAYI

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

DOĞUM OLAYI. Hayvanlarda ve ilkel kabilelerde doğum, büyük bir sorun de­ğildir. Hayvanlarda doğumun kolay ol­masının nedeni, anatomik ayrımlara da­yanmaktadır. İlkel kabilelerde ise, aynı özelliğin nedenlerini şöyle sıralayabiliriz: a) Daha aktif bir yaşama bağlı olarak, kasların daha iyi gelişmiş olması, b) Gebelik ve doğumun taşıdığı psiko­lojik anlamın farklı olması. Modern kadınların çoğu, ya bilinçal­tında, doğum yapmaya [...]

DİZ ARKASI KİRİŞLERİ

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

DİZ ARKASI KİRİŞLERİ. İç ve dış ol­mak üzere iki bölümden oluşur. Bu ki­rişlerin kesilmesiyle, diz, sabitliğini kay­beder ve dizde bükülme yapılamaz.

Dizanteri

25 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

DİZANTERİ. İshalle birlikte, mukus ve kan atılması ve karında sancı veya ra­hatsızlık duygusunun bulunması halidir. Nedeni: 1. İlk defa dizanteri basili­ni ayıran Japon bakteriyologu Kiyoshi Shiga’nın onuruna adlandırılan Shigella cinsi bakterilerin enfeksiyonudur. Basilli dizanteri etkenleri, Shigella dysenteriae, Shigella flexneri, Shigella sonnei veya Shigella boydii’dir. En tehlikelisi, Shi­gella dysenteriae olup, bunu Shigella flexneri ve Shigella sonnei [...]

Diz

24 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Diz eklemi, vücudun en kuvvetli ve en büyük eklemlerinden biri olmakla beraber, taşıdığı yükün fazlalığından ve etkisinde kaldığı gerilimlerin çokluğun­dan genellikle kapasitesinin sınırında ça­lışmakta ve özellikle atletler ve sporcu­larda ciddi rahatsızlıkların yerini oluş­turmaktadır. Diz de, dirsek gibi, tek ek­senli bir eklemdir ve femur alt başı ile tibia’nın üst ucu arasındaki eklemdir. Dizi sabitleştiren, büyük kalça [...]

DİYET

22 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Yemek yemeyi, günümüzde nor­mal yaşantının bir bölümü olarak kabullenmişizdir. Bu olay, özel bir şekilde ha­zırlanabilir ya da gelişigüzel uygulana­bilir ve hastalık sağlık durumları için çok önemli sayılabilir. Bu 3 temel besin yanında, vücudun belirli miktarda vitaminlere gereksinimi vardır. (Bir eksiklik hastalığı olmadığı sürece, alınan fazla vitaminlerin hiçbir etkisi yoktur). Ayrıca, diyette, demir, manganez, kalsiyum, bakır, [...]

DİYATERMİ

22 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Çok çabuk titreşimli bir akım dokulardan geçirildiği takdirde, do­kuların bu akıma karşı olan direncinden ötürü, dokular ısınır. Bu etkiden cerra­hide yararlanılabilir: Geniş bir indiffe-rent elektrot, bacağa bağlanır. Diğer elek­trot ise, iğne ucu şeklinde veya ince uç­lu bir çift forseps halindedir. Bu ikinci elektrotun değdiği yerde yeteri kadar ısı oluşunca, değdiği yer kesilebilir veya forseps arasına [...]

Kova Burcu Erkeği

Kova Burcu Erkeği

20 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Kova Burcunda doğan erkek çok yönlüdür. Onun sık sık değiştiğini de göreceksiniz. Kah iyimser, kah karamsar, kah neşeli, kah ciddi olacaktır. O sizin problemlerinizi birkaç dakika da halledebilir. Ama siz onun değişikliklerine uyarken eskisi gibi kalacaksınız. Çünkü o sizin kişiliğinize alışmıştır. Ona bir gün neşeli, bir gün dertli, bir gün düşünceli görünmeyin. Kova özgürlüğüne ve [...]

DİYASTOL

16 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Kalp atımları sırasında; odacıkların genişlediği devredir. Bunun tersi, odacıkların kasıldığı sistol devridir; bu ad, özellikle karıncığın genişlemesi için kullanılır.

DİYASTAZ

16 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Nişastayı şekere çevirebi­len ve malt’ta bulunan bir enzimdir.

DİYALİZ

16 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Suni böbrekte yararlanılan bir olaydır. Burada, yarı geçirgen bir zar­dan farklı geçiş hızlarına uygun olarak, kolloidler ve kristalloidler ayrılmaktadır.

DİYAFRAM

16 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Karın ve göğüs boşlukla­rını ayıran kas tabakasına diyafram de­nir. Diyaframın kalınca dış bölümü, yan­larda alt 6 kaburga ve bunların kıkır­daklarına, önde sternum’un en alt bölü­müne ve arkada da bel omurlarına ya­pışmaktadır. Diyaframın orta bölümü ki-rişsi yapıdadır ve dıştaki kas bölümü bu orta kiriş bölümüne bağlıdır. Diyafram kubbe şeklindedir ve dıştaki kas kasılınca, bu kubbe yassılaşmakta [...]

DİVERTİKÜLOZ

16 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Kalınbarsağm inen bölümü ve pelvis içi bölümünü ilgilendi­ren bir olaydır; barsağın kas tabakasının yer yer zayıf olması nedeniyle, barsak iç duvarını döşeyen mukoza tabakası, içi dışkı maddeleriyle dolu çok sayıda cepsi çıkıntılar yapar. Genellikle, orta ve ileri yaşlarda görülen bu durum, tek başına bulunduğu takdirde bir komplikasyona yol açmaz. Bazen de bu divertiküller il­tihaplanır ve [...]

DİVERTİKÜLİT

16 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Kalınbarsak diverti-külünün (bkz.) iltihabıdır. Belirtileri: Karnın sol alt bölü­münde ağrı, ishal veya kabızlık. Bu ağrı krizleri, uzun bir süre tekrarlayabilir. Hastalık ağır ise, iltihaplı divertikül patlayıp, karın zarı iltihabına yol açabilir. (bkz. Peritonit). Fakat bu patlama bütün karın boşluğunu ilgilendirmeyebilir. Ba­zen iltihap, ancak komşu dokulara ve organlara yayılabilir veya dizertikül, me­sane veya diğer bir barsak [...]

DİVERTİKUL

16 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Boşluklu, batın içi or­ganlarından birinin (örneğin, barsağm) duvarındaki kas tabakasının bir yerde zayıflaması sonucu ortaya çıkan mukoza tabakasından oluşmuş bir ceptir, bkz. Divertiküloz.

DİÜRETİK

16 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

İdrar Söktürücü.

DİŞ ÇÜRÜMESİ

16 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Genellikle, uygarlık has­talığıdır ve “”uygar” yiyecekler —fazla şekerli ve fazla yumuşak— yemek so­nucu, oluşur. Bu gibi besin maddeleri, bakterilerin çoğalmasını, bunların mine tabakasını bozup, dentin tabakasına ve hattâ dişözüne girmelerini ve buraları yıkmalarını sağlar. Bu durumun belirti­lerinden biri, diş ağrısıdır ve enfeksiyon ilerleyip, diş ya da dişeti absesine yol açabilir. Diş ağrısmı gidermek için alı­nacak [...]

DİŞLER

16 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

İnsanda, her bir çenede 16′şar olmak üzere, 32 kalıcı diş vardır. Bun­lar, çenenin her iki yarısında da şu sı­rayı izlerler: 2 kesici, 1 köpek, 2 küçük azı, 3 azıdişi. Kesiciler, adları üstünde, kesmeye yararlar. Özellikle et yiyen hay­vanlarda gelişmiş olan köpekdişleri, yırt­mak, parçalamak içindir. Küçük azılar ve azıların görevi de, öğütmektir. Bir dişin en dış [...]

DİŞETİ ÇIBANI

16 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Çürük bir dişin kö­künde oluşan, yüzde şişkinlik ve ağrıya yol açan absedir. Abse oluşumunun ba­şında, ağrıyı gidermek için, ılık gargara, çürük içine ilaçlı pamuk koymak, as­pirin yutmak ve yanağa sıcak uygula­ması gibi önlemlere başvurulabilir. En uygunu, antibiyotik kullanmak ve diş­çiye gitmektir.

DİŞETİ

16 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Üst ve altçene kemiklerine sı­kıca yapışık olan ve içinde dişlerin bo­yun kısımlarını barındıran sert, bağdokudur. Dişeti, dişlerin allveollerini kap­layan zarla devamlılığı olan bir mukoz zarla örtülüdür.- Dişetinin türlü hastalık­ları arasında, vincent anjini’ni de saya­biliriz (bkz-).

DİŞ ÇIKARTMAK

16 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Halk arasında, be­beklerde rahatsızlık doğuran bir olay olarak kabul edilmekle birlikte, çoğun­lukla bu kanı yanlıştır. Bununla birlik­te, dişetinin patlaması olayının doğur­duğu ağrı duygusu, bebekte iştahsızlık ve uykusuzluğa, bunların sonucu olarak da kilo kaybı ve huzursuzluğa yol aça­bilir. Diş çıkartmanın, deri döküntüleri, ök­sürük ve ishale neden olduğu şüpheli­dir. Burada etkenin, çocuğun ağzına gi­ren mikroplar olması kabildir. [...]

DİSÜRİ

16 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Ağrılı İdrar Yapma.

DİSSEKSİYON (Teşrih)

16 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Kesip, ayır­mak fiili. Ameliyat sırasında dokuların birbirinden ayrılmasını ve ölü gövdenin üzerinde yapılan çalışmayı tanımlamak­ta kullanılan bir deyimdir. Bir özellik gösterebilmek üzere böyle kesilmiş, ay­rılmış kısma da “disseksiyon” adı ve­rilir.

DİSPNE

16 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Solunum Güçlüğü.

DİSPLAZİ

16 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Olmaması gereken bir yerde anormal doku gelişmesi anlamında kul­lanılan bir kelime.

DİSPEPSİ

16 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Hazımsızlık.

DİSPARÖNİ

16 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Ağrılı Cinsel Temas.

DİSORYENTASYON

16 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Zaman ve yer saptanmasında güçlük duyma halidir. Zi­hinsel anormallik belirtisidir.

DİSMENORE

16 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Ağrılı Âdet Görme.

DİSLOKASYON

16 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Çıkık.

DİSKRAZİ

16 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Organizma için gerekli olan maddeler arası dengenin bozulması so­nucu ortaya çıkan normal dışı durum­dur. Eskiden bu deyim, “organizmanın sıhhatli olması için gerekli olduğu kabul edilen vücut sıvılarının kötü durumu”nu tanımlamak için kullanılırdı.

DİSK KAYMASI

16 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

. Bel Fıtığı.

DİRSEK EKLEMİ YARALANMALARI

16 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Bu eklem­de de diğer eklemlerde olduğu gibi, çık­ma söz konusudur ve bu çıkık, genellik­le öne ve dışa doğru olur, yani, eklemin iç kenarı açılmıştır. Çıkık dışa doğru olduğu zaman, iç taraftaki bağlar çok kuvvetli olduğundan, eklemin iç taraf­taki kemik bölümlerini koparabilirler. Çıkık öne doğru olduğu zaman, yani humerus’un alt ucu öne doğru, olekra-non çıkıntısından ayrılınca, [...]

DİRSEK

16 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Üst kol kemiği olan humerus (pazı kemiği) ile alt kol kemiklerini oluş­turan radius (önkol kemiği) ve ulna (dir­sek kemiği) arasındaki eklemdir. Bu, tek doğrultuda oynayan bir eklemdir. Ra-dius’un ulna üzerinde yaptığı dönme ha­reketi, dirsek eklemini ilgilendirmez. Dir­sek ekleminde hareket, ulna’nın kanca şeklindeki dekranon adlı çıkıntısının, hu-merus’un troklea girintisi içinde oyna-masıyla olur. Radius başındaki bir düz­lem, [...]

DIPHYLLOBOTHRIUM LATUM

16 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Ba­lıkta ve iyi pişmemiş balık yiyen insan­larda bulunabilen çok uzun bir yassı so­lucandır. Tedavi amacıyla, erkek eğreltiotu özsuyu, miclosamide veya dichlorophen kullanılır. Solucanın başı çıka-rılamadığı sürece, ondan kurtulmak söz konusu olamaz, bkz. Solucanlar.

DIOPTRI

16 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Kırılma birimi. Merceklerin tanımlanmasında kullanılır; bir diyoptrilik merceğin odak uzaklığı bir metredir.

DINOSEB

16 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Bir dinitrokresol sınıfı herbisiddir. bkz. Dinitro Bileşikleri.

.