Archive for Mayıs 2008
You are browsing the archives of 2008 Mayıs.
You are browsing the archives of 2008 Mayıs.
İNORGANİK. Bitkisel ya da hayvansal kökene dayanmayan, organik nitelik taşımayan.
İNOKÜLASYON. Bir bakteriyi ya da diğer bir hastalık etkenini, vücuda, bilerek veya kaza ile aşılamaktır, bkz. Bağışıklık.
İNNOMİNATA. Kelime anlamı “adsız” dır. Kullanıldığı yerler: 1. Pelvis’in (le-ğen’in) iki yanını yapan kalça kemikleri için; 2. Aort’un en büyük dalı için (ar-teria innominata). Bu büyük atardamar, göğüs kemiği arkasındaki aort kavisinden (arcus aortae’den) ayrılıp, yukarıya, arkaya ve ense köküne ilerleyip, buradan sağ köprücük altı ve ana karotis atardamarları’na ayrılır; 3. Vücudun sağ ve sol [...]
İNKOMPATİBİLİTE. Uyuşmazlık; genellikle kan nakilleri sırasında alıcı ve verici arasında mevcut olan çeşitli faktörlere bağlı geçimsizlik nedeniyle ortaya çıkan reaksiyon.
İNKLÜZYON CİSİMCİKLERİ. Hasta dokuların hücreleri içerisinde ortaya çıkan çok küçük tanecikler. Genellikle virüs enfeksiyonlarında görülür.
İNHİBİSYON. Kuvvetli bir sinirsel olayın, zayıf olanım bastırmasıdır. Fizyolojik anlamda, vagus sinirlerinin etkisiyle, kalp atımının yavaşlaması, örnek gösterilebilir. Psikosomatik anlamda, endişeden ötürü, mide salgısının yok olmasından ya da yüksek psikolojik düzeyde,ego’dan ötürü, anti-sosyal davranışlardan kaçınmaktan (bu davranışların inhi-bisyonundan) diğer bir deyimle, super-ego’dan söz edilebilir. Halk ağzında, utangaç, çekingen, duygularını belli etmekten kaçınanların, inhibisyonları olduğu söylenir. [...]
İNHALASYON. İlaçları, solunum yolları ve akciğerlere, gaz, buhar ya da çok ufak tanecikler halinde vermek yöntemidir. Bazı anestezik maddeler (azot, oksit, eter buharı, halotan vb.), astım ilaçlarından birkaçı ve bronş ile akciğer hastalıkları ilaçları bu yolla verilir. Özellikle, astımda, isuprel (izoprenalin) ve disodyum kromoglikat inhalasyon yöntemiyle alınır. İsoprenaline’in, solunum yollarını genişletici etkisi kuvvetlidir, diğeri ise, [...]
İNFİLTRASYON. Çevreye sızma, etraftaki dokuları ya da oluşumları istila etme. Örneğin, kötü huylu bir tümörün civardaki dokularda yerleşmesi, oralara atlaması.
İNEKTE ÇİÇEK HASTALIĞI (ÇİÇEK AŞISI). Çiçek hastalığı virüsünün az değişik bir türünün, inek memesinde ortaya çıkardığı yaradır. İnekteki çiçek hastalığı virüsü, insanları çiçek hastalığına karşı aşılamakta kullanılmaktadır. bkz. Aşılanma.
İNDOMETHACİN (İndometazin; Indo-cid). Romatoid artrit vakalarının, yaklaşık olarak, üçte birinde ve damla hastalığında etkili olan bir ilaçtır. Osteo-artritte, ağrı giderici olarak kullanılır. Baş ağrısı, bulantı ve kusma, baş dönmesi, depresyon (karamsarlık) ve hatta konfüzyon, yan etkilerindendir. Bundan ötürü, bu ilaçla tedaviye, ufak dozlarla başlanıp, yavaş yavaş, üst sınır olan, günde 200 mg.’a erişilir. İlaç, yemek, [...]
İNDOL. Dışkıda normal olarak bulunan ve dışkıya özel kokusunu veren maddelerden biri olan bileşiktir.
İMPULS. İtici güç, güdü, uyaran anlamlarında kullanılan bir deyim.
İMPOTENTİA EJACULANDİ. Erkeklerde cinsel temas sırasında, ejakülasyo-nun (bkz.) gerçekleşmemesi, orgazma ulaşılamaması. Bazı ilaçların, hastalıkların ya da ameliyatların komplikasyonu olabilir.
İMPLANTASYON. Canlı hücrelerin ya da sert maddelerin doku içerisine sokulması; ya da döllenme olayından sonra yumurtanın, rahime gelerek rahim duvarında yerleşmesi; yuvalanma.
İMİPRAMİNE (İmipramin). Depresyon tedavisinde kullanılan bir ilaçtır. Etkili İmhotep adlı hekimtanrının heykelciği. olabilmesi için, 3-4 hafta alınmalıdır ve vakaların çoğunda sonuçlar başarılıdır. İlaçla, hasta normale döner ve depresyona eşlik eden empotans (bkz.), uykusuzluk (bkz.) ve ajitasyon (aşırı hareketlilikle huzursuzluk) belirtileri de yok olur. İmipramine, ayrıca, Parkinson hastalığında ve bir dereceye kadar da trigemi-nus nevraljisi (bkz. [...]
İMHOTEP. Adı günümüze dek gelmiş, ilk doktordur: Üçüncü krallık devrinde (M.Ö. 600) Mısır’da yaşamış ve kendisine tıp tanrısı olarak tapınılmıştır.
İMBALANS. Çeşitli dengesizlik durumlarını tanımlamak amacıyla kullanılan deyim; asit-baz dengesizliği gibi.
İnsan belleğinde bulunan bir algının yeniden anımsanması; tasavvur.
İLYOSTOMİ. İleum’la, vücut dışı arasında yapay bir açıklığın yapılmasıdır. Ülseratif kolit (bkz.) tedavisinde başvurulan bir yöntemdir: Rektum ve kalın-barsak çıkartılıp, kalan barsak bölümü, karm yüzeyinde, karnın sağ alt bölümünde vücut dışına açılır. Bu fikir, rahatsız edici ise de, hastaların çoğu, böyle bir ameliyat sonucu, kendilerini ülseratif ko-litli halden daha iyi hissettiklerini söylerler.
İL YE KEMİĞİ (İlium-îlyum). Pelvis (leğen) kemiklerinden biri olup, arkada, sabit bir eklemle sakrum’la birleşir, önde pubis’le, altta ise iskiyum’la devamlıdır. İlye, pubis ve iskiyum, hep bir arada, kalça kemiği olan koksa’yı yaparlar. İki yanın kalça kemikleri bir arada, pel-vis’i (leğen’i) oluşturur. İlye’nin çıkıntısı, son kaburgaların altında ele gelebilir.
İLTİHABİ REAKSİYON. Vücudun, 1. Bakteri, virüs, mantar, protozoon ve solucanlar; 2. Mekanik ve fizik etkenler (sıcak, soğuk, radyasyon, vb.); 3. Bağışıklık reaksiyonu (antikorların, antijenlere karşı reaksiyonu; bkz. Allerji); 4. Kanser tarafından yaratılan yıkıma karşı bir korunma reaksiyonudur. Bu reaksiyon, akut ya da kronik olabilir ve şu şekillerde sonuçlanabilir: a) Rezolüsyon: Tamamen normale dönüş; b) Fibrozis: [...]
İLLÜZYON. Gerçek duygusal uyarıların, beyin düzeyinde yanlış yorumlanmasıdır.
İLEUM. İncebarsağın son beşte üç bölümü olup, incebarsak kesiminde jeju-num ile, aşağıda da kalınbarsakla devamlıdır. Jejunumla ileum arası geçiş yavaştır ve belirli değildir; bundan ötürü, incebarsağın, beşte iki jejunumla, beşte üç ileuma ayrılması, kesin değildir. İncebar- sağın gerçek uzunluğu, ölümden sonra 7-8 metre olduğu halde, canlıda, kasların normal kasılması halinde 3 metreden fazla olmadığı iddia [...]
İLEOÇEKAL KAPAKÇIK. Diğer adı ileokolik kapakçık (ileokolik valvül) olan bu bölgede, incebarsak (ileum), kalın-barsakla birleşir. Kalınbarsağm başlangıç bölümü, çekum, bir cepsi oluşumdur ve karnın sağ alt bölümünde bulunur; appendiks (körbarsak) buna bağlıdır. İnce ve kalınbarsakların birleşme yerinde bulunan kapak, çevresi barsağm dairesel kaslarının kalınlaşmasıyla sınırlı iki dudaktan oluşmuştur. Bu kapağın görevi, belirli değildir; belki de [...]
İLEİT Nedeni: Bilinmemektedir. Bazılarınca bir çeşit antikor-antijen reaksiyonudur. Barsak duvarı kızarıp şişer ve kalın bir hortumu andırır, barsak kıvrımları da birbirine yapışır. Hastalık, genellikle ileum’da bulunmakla birlikte, ince ya da kalmbarsağm diğer bölgelerinde de görülebilir. Belirtileri: Karın ağrısı ve ishaldir. Genellikle hasta, apandisit teşhisiyle ameliyat edilir ve doktor, ameliyatta iltihaplı barsak kısmını görüp, gerçek teşhisi [...]
İLEİT. İleum’da (incebarsağm son üçte ikisinde) görülen yerel iltihaptır. Diğer adı, Crohn hastalığındır.
İLAÇLARA BAĞLI DEPRESYON. Bazı ilaçları kullanan kimselerde, ruhsal çöküntülerin meydana geldiği görülmektedir; bu durum rastlantı faktörüyle açık-ianamayacak derecede sık olarak karşımıza çıkar. Bir rauwolfia alkaloidi (bkz.) olan rezerpin, bu ilaçların tipik örnek- lerindendir. Bu nedenle önceden depresyon geçirmiş kimselerde bu çeşit ilaçlar, kesinlikle zorunlu olmadıkça kullanılmamalıdır.
İLAÇLAR (Ticarî yönü). Reçeteyle alınması gereken, ya da reçetesiz, herkesin alabileceği ilaçlarla ilgili çok şey yazılıp söylenmiştir. Ayrıca, ilaç firmaları hakkında da itirazlar çok yönlüdür: 1. Oransız kazançlar sağlamaktadırlar. 2. Başarılı ilaçların fiyatları çok yüksek tutulmaktadır. 3. İlaçların etkileri, yanıltıcı şekilde anlatılmaktadır. 4. Aynı ilacın, çok çeşitli ticarî ad altında satılması, şaşırtıcı ve gereksizdir. 5. [...]
1. Morfin alışkanlığı: Alışkanlık şiddetlidir; hem organik, hem psişik alışkanlık vardır. 2. Barbitürat ve alkol alışkanlığı: Alışkanlık kuvvetlidir; psişik ve organik alışkanlık vardır. 3. Kokain alışkanlığı: Alışkanlık şiddetlidir, yalnız psişiktir. 4. Amfetamin alışkanlığı: Alışkanlık kuvvetli değildir. Psişik ve bazen de hafif bir organik alışkanlık vardır. 5. Hallusinogen (L.S.D.) alışkanlığı: Kuvvetli değildir, özellikle psişiktir. 6. Cannabis [...]
İLAÇ ALIŞKANLIĞI. Bir ilacı, birkaç kere kullandıktan sonra, kişide o ilaca karşı vazgeçilmez bir istek belirirse, o kişide alışkanlık oluşmuş demektir. İlaçlar, organik, psişik ya da ikisinin karışımı şeklinde, alışkanlık doğurur. Dünya Sağlık Örgütünce şu alışkanlıklar tanımlanmıştır:
IKTIYOZ. Derinin kalınlaşması ve çat-lamasıyla beliren bir hastalıktır. Doğuştan ya da sonradan ortaya çıkabilir. Doğuştan olan çeşidinde, deri kurudur, pullanır ve bu durum dirsek ve dizlerde daha da belirli olur. Bu görünüm dışında, başka deri hastalıklarına yol açacak, ya da çalışmayı engelleyecek bir durum yoktur. Sonradan olanı ise, derisi kuru olan yaşlılarda görülür ve doğuştan [...]
İKTİDARSIZLIK (Empotans). Erkeğin cinsel birleşmede bulunamaması halidir. Nedeni, organik veya psikolojik faktörlere dayanabilir, geçici veya devamlı olabilir. Nedeni: Ereksiyon olamaması, erbezlerini; tiroid bezini veya hipofizi ilgilendiren iç salgı fonksiyonu hastalıklarında görülebilir. Ender olarak, gergin sünnet derisi gibi yerel bozukluklar, tabes dorsalis gibi merkez sinir sistemi hastalıkları, tedavi edilmemiş şeker veya kronik alkolizm gibi genel hastalıklar [...]
İKLİM. İklimle, sağlık durumu arasında, bir bağlantı vardır. Bazı iklimlerde, tropikal hastalık parazitleri çok fazla gelişir, bazı iklimlerde ise, yaşayamazlar. İklimin, kişilerin psişik durumlarını da etkilediği bir gerçektir, fakat bunu sağlık durumuyla karıştırmamahdır.
İKİZ GEBELİK (Çoğul gebelik). İnsan türünde nadir görülür hayvanlarda geoluşur. Dolayısıyla, aynı cinsiyette olmaları gereken bu iki bebek, aynı kökenden oluşmaları nedeniyle, tekyumurta ikizlerinin bir özelliği olan fiziksel benzerlik gösterirler. Birden fazla sayıdaki diğer doğum olaylarında da aynı durum geçerlidir. Üçüzleri, dördüzleri, hatta daha çok sayıdaki doğumları ya genler etkiler, ya da bu olaylar kendiliğinden [...]
İHBARI GEREKLİ HASTALIKLAR. Bölge Hükümet Doktorları veya Sağlık Bakanlığına bildirilmesi yasal yönden gerekli olan hastalıklardır.
İĞNELEMEK. Katarakta uygulanan eski bir girişim şeklidir: Opak (geçirgen olmayan) maddenin akıp, gözün ön kamarasındaki sıvıyla birlikte emilmesini sağlamak amacıyla, lens’in (merceğin) iğneyle yırtılmasıdır.
İDYOSİ. Hukukta, idyosi, “kişide doğuştan var olan, ya da çok erken yaşlarda belirmiş ve kişinin en basit çevresel tehlikelerden korunmasını önleyen, zekâ geriliğidir” diye tanımlanır. Üç derecede sınıflandırılan zekâ geriliğinin (basit zekâ geriliği, embesilite, idyosi), en alt düzeyidir ve durum çok erken yaşta belli olur. İdyolarda, şekil bozuklukları, felç ve çırpınma krizlerine sık rastlanır. A.B.D.’de, [...]
İDYO (Budala). Kendilerini olağan fiziksel tehlikelere karşı koruyamayacak derecede akıl yetersizliği gösteren kişiler. Genellikle I.Q. değerleri 20′nin altında bulunan kişiler bu gruba girer.
İDYOSENKRAZİ. Kişinin, bir ilaç ya da maddeye karşı, normale uymayan bir reaksiyonudur. Allerji bazı kişilerde görülen, normal kişilerde rastlanmayan, proteine karşı bir idyosenkrazidir.
İDYOPATİK HİPOPARATİROİDİZM. Seyrek görülen ve çoğu kez ailevi nitelik taşıyan bir durum. Kandaki kalsiyum düzeyinin aşırı düşük oluşu nedeniyle çocuklarda çırpınmalar, kusmalar, tetani (bkz.) görülebilir. Kalsiyum düzeyi normale döndürülmediği takdirde çocukta kalıcı psikolojik hasar yerleşir.
İDYOPATİK. Nedeni belirsiz hastalıkları tanımlayan bir kelimedir. Örneğin,idyopatik sara, diğer bir hastalığa bağlı olmayan, gerçek epilepsidir.
İDYOGRAM. Bir organizmanın, kromozom yapısını gösteren şemadır.
İDYOGLOSİ. Bazı zekâ geriliklerinde ya da bunama düzeyindeki şizofrenilerde görülebilen, devamlı, anlamsız sesler çıkarma halidir. Belirli bazı dinsel örgütlerde, durum, özel bir ermişlik hali diye kabul edilir.
İDRAR YAPMAK (Miksiyon). Mesane dolduğu zaman uyarılan refleks nedeniyle biriken idrarın dışarı boşaltılma işlemi.
İDRAR SÖKTÜRÜCÜ (Diüretik). İdrar miktarını artıran ilaçlardır; kalp yetmezliği, böbrek ve karaciğer hastalıklarında kullanılırlar. En iyi tanınan idrar söktürücü, alkoldür; fakat alkol, sadece çok seyreltik, su gibi bir idrar yapılmasına neden olur. Oysaki, ödem tedavisinde, su ile birlikte, tuzların da vücuttan atılması gereklidir. Bu görevi yapabilen çok çeşitli iîaçlar vardır ve bunların çoğu, thiazide grubu [...]
İDRAR KONTROLÜ. Çocuklar, genellikle 2 yaşmda, gündüzleri idrar kontrolünü öğrenirler; 3 yaşında ise, geceleri de artık yataklarına işemezler. Bazen, normal çocuklarda, gece işemelerinin 4 veya 5 yaşlarına kadar görüldüğü olur. Aşağı yukarı, 5 yaşından sonra da bu durum sürdüğü takdirde, bir hastalık söz konusudur. Bazı çocuklar, genellikle güvence gereksinimi gibi, ruhsal bir rahatsızlıktan ötürü bu [...]
İDRAR ÇIKARAMAMA (Anüri). Vücutta idrar yapılamaması halidir. Bu duruma, böbreklerin iş görmemesi, böbrek atardamarlarmdaki kan basıncının düşük olması veya üreterlerin tıkanması neden olabilir. Taş ve diğer mekanik manialar derhal tedavi edilmelidir. Kronik anüri’li hastalarda bu hal düzelmediği zaman geçici bir yöntem olarak sun’i böbrek kullanılır. Tedavi edilmeyen anüri vakaları yaşayamazlar.
İDRAR AZLIĞI (Oligüri). Birim zamanda çıkarılan idrar miktarının normalden az olması. Böbrek hastalıklarında (bkz. Nefrit) ve şok hallerinde belirgin şekilde görülür.
İDRAR. Böbreklerce salgılanan ve üre-terler yoluyla, idrar torbasına geçip, orada biriken ve idrar torbasından, üretra kanalıyla dışarı atılan sıvıdır. Sağlıklı durumda, bileşimi,belirli sınırlar içinde değişmez ve idrar tahlili, hastalık teşhisinde, çok yararlı bir araçtır. İdrar numunelerine, protein, şeker reaksiyonları uygulanır ve özgül ağırlığı tayin edilir. Santrifüj sonucu toplanan sediment (tortu) mikroskop altında incelenip, içinde kırmızı [...]
İDMAN. Modern toplumlarda, egzersizin önemi gittikçe fazla anlaşılabilmek-tedir, çünkü çalışma yaşamı çoğu zaman, oturmayı gerektirir. Bununla birlikte, bu konuya, gereğinden fazla önem vermek de doğru değildir. İdmanın, genel sağlık durumuna olan etkisi küçümsenemez. Normal bir kişi için idman, görev değil, zevk olmalıdır. Bunun ancak iki ayrıcalığı vardır: 1. Son yıllarda, bazı doktorlar, idmansızlıkla, koroner tromboz [...]
İDEA. Geçmişteki algılarla ilgili bellek bölümü. Bir hayal üzerine oluşturulur.
İÇ SALGI BEZLERİ (Endokrin bezler). Kanalsız olup, salgılarını doğrudan kan dolaşımına akıtan bezlerdir. Salgılarını, kanallar aracılığıyla dolaşıma veren bezlere ise, ekzokrin bezler adı verilir. İç salgı bezlerinin salgıları hormon adını alır ve büyüme, cinsel gelişme ve çalışma, metabolizma, zekâ ve duygusal gelişimin kontrolunda başlıca rolü oynar. Hormonlararası denge, yaşam için gereklidir. Başlıca iç salgı bezleri; [...]
İATROJEN HASTALIKLAR. İstenmeyerek, doktor tarafından yaratılan hastalıklardır. Örneğin, çok sık kan basıncını ölçmek, hastada endişe doğurur. Yaygın tıbbî reklamlar, hatta tıp sözlükleri, alıngan kişilerce okunduklarında, benzer sonuçlar ortaya çıkar. Özellikle, cinsel konularda, suçluluk duygusuyla yüklü kişilerin, zührevî hastalıklar ve akıl hastalıklarının oluşumu ve varlığına ilişkin merakları büyüktür. Doktor, bu alınganlığı bilip, ona göre davranmalıdır. Fakat, [...]
ISIRIKLAR – BÖCEK SOKMALARI. Köpek ısırmaları: Köpeğin kuduz olması halinde, önemlidir. Tedavi: Köpek sağlıklı ise, herhangi bir yara gibi tedavi edilir: Temizlenir, sarılır ve tetanoza karşı önlem alınır. Köpeğin kuduz olması olasılığı varsa, daha etraflı önlem gereklidir (bkz. Kuduz). Yılan sokmaları: Avrupa’da, yılan sokmasından olan ölüm çok seyrektir: Yaklaşık olarak, yılda 2-20 arasıdır. Kuzey Amerika’da, [...]
HYOSCYAMUS. Parasempatik sinir sistemi etkisini önleyen bir ilaç olan hyo-scine (hiyosin) ya da scopolamine’m (sko-polamin) elde edildiği bitkidir. Bu ilaçlar, çizgisiz kasların spazmlarından doğan (örneğin, idrar torbası, üreter ya da üretra spazmlarından) ağrıları geçirmeye yarar. Mani, delirium tremens, ateşe bağlı delirium gibi zihinsel taşkınlık hallerinde, serebral depressif etkisinden (yatıştırıcı etkisinden) yararlanır, harekete bağlı baş dönmesi, [...]
HÜCRE ZEHİRLERİ (Sitotoksik maddeler). Kanser hücreleri, normal hücrelere çok fazla benzemekle beraber, varolan bazı ufak farklılıklardan ötürü, belirli ilaçların, normal hücreleri etkile-meksizin, kanser hücrelerini öldürebil-meleri umudu, bilim adamlarını, bu yönde çalışmaya yöneltmiştir. Halen, elde edilen sonuçlar pek başarılı değildir ve “sitotoksik” ilaçlar, kanser tedavisinde, cerrahi girişim ve ışın tedavisinden sonra, üçüncü yeri almakta, bu iki [...]
HÜCRE. Vücut yapısının birimidir. Bazı ilkel organizmalar, tek hücrelidir, fakat en ileri yapılı hayvanlar olan memelilerde, çok değişik tipte, milyonlarca hücre vardır. Hücrenin incelenmesi, canlı varlıkların fonksiyon ve kimyasının anlaşılmasının temelidir ve ışık mikroskobunun bulunuşundan bu yana, hücre bilimi doğmuştur. Elektron mikroskobunun bulunmasıyla bu alandaki çalışmalar hızla ilerlemiştir. İnsan hücreleri, çeşitli boyut ve şekillerdedir: Sinir [...]
HUY. Edinsel olan ve alışkanlık haline gelmiş bulunan davranış kalıbı; mizaç.
Doğuştan frengiye özgü, incelmiş ve sivrilmiş kesici dişlerdir. Bu özelliği ilk tanımlayan doktor, Sir Jonathan Hutchinson’dan (Ölümü: 1913) adını almıştır.
HUNTINGTON HASTALIĞI (Kore Hastalığı). Mendell yasasına göre, nesilden nesile geçen bir hastalıktır. 30-40 yaşları arasında belirip, körlüğe ve ilerleyen zihinsel bozuklukta görülen istemsiz, düzensiz hareketlerle kendini gösterir. Sonunda, bu hareketler, kabalaşır, hastada felç ve demans belirir. Hastalık yavaş ilerler ve tedavisi yoktur.İleri evrelerde, hastane bakımı gereklidir.
HUNTER ŞANKRI. Frenginin birincil yarası olup, ülserli, sert bir tabanı vardır. Yaradan, seyreltik, sulu bir sızıntı görülür. Bu yaraya adını veren, XVIII. yüzyılda yaşamış bir cerrah olan John Hunter’dir: Frenginin bulaşmasını ve gelişim evrelerini göstermek amacıyla, kendisini frengi maddesi ile aşılamıştır.
HUMOR. Vücuttaki herhangi bir sıvı için kullanılan ortak deyim.
HUMERUS. Üst kol kemiğidir: Yukarı ucu kürek kemiğiyle, kalça eklemi tipindeki bir eklemle, aşağı ucu da, iki önkol kemiği olan radius ve ulna ile, tek eksenli bir eklemle, ilgilidir. Dirsekte, iç bölümde bir çıkıntı bulunur ve bunun arkasında, derinin hemen altında ulnar sinir geçer; bundan ötürü, bu bölgeye vurulunca şiddetli bir ağrı duyulur.
HORTON SENDROMU. Vücutta aşın miktar histamin serbestleşmesi nedeniyle meydana gelen şiddetli baş ağrısı; bir çeşit migren.
HORNER SENDROMU. Boyun sempatik sinirlerinin felci sonucu ortaya çıkan bir grup belirtidir. Bunlar, üst gözkapağının düşmesi, göz yuvarlağının çökmesi, gözbebeğinin daralması ve felçli tarafta terleme yokluğudur.
HORMONLAR. İç salgı bezlerince salgılanan ve kan dolaşımıyla vücudun diğer doku ve organlarına taşınıp, buraları etkileyen maddelerdir.
HORDOLEUM (Arpacık). Gözkapağının bir yağ bezinin iltihaplanmasıdır, Arpacık.
HOMOSİSTİNÜRİ. Homosistin adı verilen aminoasidin idrara çıkarılması. Büyüme anomalileriyle zekâ gelişiminin yavaşlamasına neden olur ve hasta çoğu zarnan, daha küçük bir çocukken kaybedilir.
HOMOGRAFT. Aynı türden, bir başka kişiden alınan organ ya da dokudur.
HOMEOSTASİS. Kan şekeri düzeyi, vücut ısısı gibi çeşitli özelliklerin, değişen ortam koşulları karşısında değişmeksizin kalmalarına yol açan sistem ve mekanizmaların tümünü birden tanımlamak için kullanılan deyim.
HOMEOPATİ. XVIII. yüzyılın sonlarında C.H.S. Hahnemann (1755-1843) tarafından ortaya atılmış olan bir tıbbî düşünme sistemidir. Hahnemann, Saksonya’da, Meissen’de doğmuş, Leipzig ve Viyana’da tıp okumuş, Erlangen’de öğrenimini tamamlamıştır. Leipzig’de, tıp bilimini uygulamak üzere, yerleşmiştir. Gününün tıp bilgilerini yetersiz bulan Hahnemann, 1796′da, yeni ilkesi olan “benzerlikler kanunu”nu ortaya atmıştır. Buna göre, hastalıkları tedavi etmek için, sağlam kişilerde [...]
. Atropin’den elde edilen ve gözbebeğini genişletmekte kullanılan bir alkaloiddir. % l’lik bir eriyiğin etkisi birkaç saatte geçer, fakat etki süresince görme bulanıklığı vardır. Bu ilaç bazen, oftalmoskopla göz dibini incelemek amacıyla da kullanılır.
HODGKIN HASTALIĞI (Lenfadenom). Özellikle genç erkeklerde görülen, vücudun retiküler ve lenfatik dokularını tutan bir hastalıktır. Nedeni: Bilinmemektedir. Belirtileri: Boyundaki lenf bezleri, zamanla, ağrısız olarak şişer. Bunlar, yumuşak olmamakla birlikte, lastik kıvamında, kolay hareket ettirilebilen, birbirinden ayrı kitleler halindedir. Hastalık ilerledikçe, diğer lenf bezleri grupları da şişer ve hastada, bazen on gün kadar süren ateşli devreler [...]
HİYOİD KEMİĞİ. Dil tabanında bulunan, ufak U harfi şeklinde bir kemiktir. Dıştan, boynun önünde, gırtlak çıkıntısının 2,5 cm. kadar üstünde, ele gelir. Genellikle, boğma vakalarında kırılır ve bu gerçekten adlî tıpta yararlanılır.
HİYALURONİDAZ. Dokuların temel, bağlayıcı maddelerini yıkan, vücutta normal olarak bulunan bir enzimdir. Hiya-luronidaz, bazen zerk edilen ilaç ve sıvıların emilimini kolaylaştırmak amacıyla da dıştan kullanılır.
HİSTOLOJİ. Dokuların mikroskopik yapısını inceleyen bilimdir, bkz. Sitoloji.
HİSTOLİZ. Doku erimesi anlamında kullanılan bir deyim. Dokuların erimesi, dağılıp çözülmesi.
HİSTEROEPİLEPSİ. İsteri ile sara arası krizlerin geçirilmesidir, denir. Bununla birlikte, isteri ile sara tamamen ayrı iki hastalık olduğundan, böyle bir durumun varlığını iddia etmek güçtür. Buna rağmen, saralıların, isterik belirtiler gösterebilecekleri, bilinen bir gerçektir.
HİSTERİ (İsteri). Dissosiasyon (düşünce sisteminin organizasyon bozukluğu ve hatta yokluğu), başkalarının ve kendisinin çok fazla etkisinde kalmak, aslı olmaksızın organik hastalıkları taklit eden belirtiler göstermekle ortaya çıkan bir sinirsel rahatsızlıktır, bkz. Nevroz’lar.
HİSTEREKTOMİ. Rahmin çıkartılması ameliyatıdır. Subtotal histerektomi’de, rahim cismi çıkartılır, fakat boyun kısmı bırakılır. Genç kadınlarda, çocuk isteyen hastalarda ve bazı miyom adı verilen tümör (bkz.) vakalarında bu yönteme başvurulur; total histerektomi ise, hem habis tümör, hem de büyük miyom vakalarında yapılan bir ameliyattır: Rahmin tümü çıkartılır. Rahimle birlikte diğer üretimle ilgili pel-vis içi organlarının (tubalar, [...]
HİSTAMİN. İnsanda, hayvanların çoğunda ve bazı bitkilerde bulunan önemli bir maddedir. Tam olarak anlaşılamamış çeşitli farmakolojik etkileri yanı sıra, en iyi tanınan etkisi, allerji (bkz.) ve benzer durumlarla ilgilidir. Bu yüzyılın başında, kobay ve tavşanlara histamin zerk edildiğinde, anafilaktik şoku (bkz. Anafilaksi) andırır bir durumun yaratıldığı dikkati çekmiş ve sonraları, deriye histamin zerk edilmesi sonucu, [...]
HİRUDİN. Sülük adı verilen hayvancık tarafından salgılanan ve kanın pıhtılaşmasını engelleyen (bkz. Antikoagulanlar) bir madde. Böylece sülük, kan emdiği süre boyunca, ısırdığı yerde pıhtılaşma olmasına mani olur.
HİRSUTİZM. Kadın vücudunda belirli bir dağılım çerçevesinde mevcut olan kılların fazla miktarda olması, (bkz. Hiper-trikoz). Bu hal, çeşitli nedenlere bağlıdır. bkz. Kıllanma (kadında).
HIRSCHPRUNG HASTALIĞI ve Nedeni: Normalde, barsak duvarı içinde bulunan ve barsak kası çalışmasını ayarlayan sinir ağının, bulunmaması halidir. Genellikle, tam rektumun üstündeki kalınbarsak bölümü etkilenir ve bu bölümde, barsak içindekilerini ileri itmeye yarayan ritmik bir barsak hareketi olan peristalzi görülmez. Bu anormalliğin düzeyinde ve altında, kalınbarsak boştur, fakat üstündeki bölüm, peristaltik hareketin olmadığı bölge bir [...]
HIRSCHPRUNG HASTALIĞI (Agan-glionik megakolon). Kalınbarsağın, çalışma bozukluğu sonucu, feçes’le (dışkıyla) dolması ve aşırı şişmesi halidir.
HİPPUS. Normalde, gözbebeği, fark edilmeyecek şekilde, ritmik olarak daralıp genişler. Bu olay çok belirginleşip, abartmalı bir hal alırsa, durum “hippus” diye adlandırılır: Aydınlatma ya da uyum koşullarına bağlı olmaksızın, süreklidir.
HİPPOKAMPUS. Yan ventriküllerin taban kısmında yer alan bir beyin bölgesi.
HİPPOCRATES (Hipokrat). M.Ö. 460 -370 yıllarında İstanköy adasında yaşamış ve ününü yüzyıllar sonrasına kadar aktarmış, eski Yunanlı bir doktordur. Batı’da, “tıbbın babası” diye tanımlanır. Bu hekim kendinden önce Mısır ve Uzak Şark tıbbının biriktirdiği bilgileri derlemiş; kendi bulgu ve daha önemlisi, gözlemlerinden elde ettiği bilgileri bunlara ilâve ederek sistemleştir-miştir. Böylece, ilk defa olarak tıbbi bilgi [...]
HİPOVOLEMİ. Kan hacminin normale oranla düşük olması. Başlıca kanama sonucu meydana gelen bu olay, önemli bir şok (bkz.) nedenidir.