Archive for 2008

You are browsing the archives of 2008.

PORENSEFALİ

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

PORENSEFALİ. Gelişim bozuklukları ya da doğum travmasına bağlı olarak beyin dokusunda kistleri bulunduğu ve zekâ geriliğinin görüldüğü bir durumdur.

PONS

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

PONS. Beyinciğin önünde ve beynin al­tında bulunan beyin bölümüdür. Altta, medullayla devamlıdır, üstteyse, beyin sapları bundan çıkıp, beynin içine girer. Arkada, dördüncü ventrikülün ön duva­rını yapar.

POLYMYXIN

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

POLYMYXIN (Polimiksin). Enfekte ya­ralardan ve idrar yollarından yok edil­mesi çok güç olan Pseudomonas cinsi bakterilere karşı, diğer antibiyotiklerden farklı derecede etkili olan bir antibiyo­tiktir. Toprak bakterisi, Baciîlus polymy xa’dan elde edilir.

POLİÜRİ

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

POLİÜRİ. Çok fazla idrar çıkarmaktır.

POLİSİTEMİ

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

POLİSİTEMİ. Dolaşımdaki alyuvar sa­yısının artması halidir. Doğuştan kalp hastalığı gibi, dolaşım bozukluklarına neden olan durumlarda, ya da amfizem ve kronik bronşit gibi, akciğerlerdeki ok­sijen alışverişinin engellendiği hallerde, görülebilir. Bazen, bu durum, belirli bir hastalık olmaksızın ortaya çıkar ki, o zaman polycythaemia rubra vera yaprimer polisitemi adını alır. Bu hastalığa seyrek rastlanır. Genellikle bir orta yaş [...]

POLİP

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

POLİP. Mukoza zarından türeyip büyü­yen bir oluşumdur. Genelikle, kronik en­feksiyon sonrası belirebilen burun ve bunun sinüslerinin mukozasının büyümüş gri kıvrımlarına bu ad verilir. Polipler, idrar torbası, kalmbarsak, rahim gibi mukoza zarı bulunan bölgelerde oluşur. Bunlar, genellikle kanadıkları zaman fark edilirler. Rahatsızlık verici oldukla­rında, çıkartılmaları gerekir.

POLİOMYELİT

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

POLİOMYELİT. Beyin sapında ve omurilikte yer alan motor sinirleri tutan bir virüs hastalığı; çocuk felci. Sabin ve Saik aşılarıyla kesin korunma mümkün­dür, bkz. Çocuk Felci.

POLİO ENSEFALİT

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

POLİO ENSEFALİT. Beyindeki gri maddenin iltihabı.

POLİNEVRİT

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

POLİNEVRİT. Periferik Nevrit.

POLİMORF NÜVELİ LOKOSİT

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

POLİMORF NÜVELİ LOKOSİT; Lökosit.

POLİMİKSİN

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

POLİMİKSİN;Polymyxin.

POLİMASTİ

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

POLİMASTİ. İnsan dişisinde ikiden faz­la memenin bulunmasıdır. Nadir görü­len yapısal bir oluşum bozukluğudur.

POLİKİSTİK BÖBREK

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

POLİKİSTİK BÖBREK. Böbreklerde, çok büyük olabilen kistlerin oluşması­dır. Bunun, doğuştan ve ailevi olduğu ka­bul edilmektedir. Hastalık, genellikle, erişkin yaşlara kadar belirti vermemek­te ve farkına varıldığında, karaciğer, da­lak ve pankreas’ın da etkilenmiş olduğu görülmektedir. Durum ağrılı olabilir ve böbreğin normal çalışmasını engelleye­bilir. İkinci halde, böbrek yetmezliğinin ortaya çıktığı görülür. Tedavisi bilinme­mektedir.

POLİDİPSİ

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

POLİDİPSİ. Kişinin aşırı derecede su­saması, aşırı miktarda su içmesi; çok su içme, şeker hastalığının önde gelen belirtilerindendir.

POLİARTERİTİS NODOSA

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

POLİARTERİTİS NODOSA. Bir bağ dokusu hastalığıdır. Atardamar duvarla­rında oluşagelen bir değişiklik sonucu, damar içinde kan pıhtılaşır ve böylelikle damar tıkanır, bazen de atardamarın hastalıklı bölümünden, çevre dokunun içine kanama olur. Hastalığın nedeni bi­linmemektedir. Atardamar sisteminin herhangi bir bölümü hastalanabileceğin-den, herhangi bir organda yıkım oluşa­bilir.. En sık etkilenen organlar, böb­reklerdir ve bu durumda, yüksek kan basıncı [...]

PODOFİLİN

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

PODOFİLİN. Podophyllum peltatum ad­lı bitkinin kökü kurutulup, toz haline getirilirse, bu madde, bazı deri papillom-ları ve siğillerini büzebilir.

PNÖMOTORAKS

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

PNÖMOTORAKS. Plevra boşluğunda hava bulunmasıdır. Geçmişte, verem te­davisinde, akciğeri dinlendirmek ve hastalığın yayılmasını önlemek amacıyla, yapay olarak uygulanan bir yöntemdi. Günümüzdeyse, pnömotoraks’m en sık rastlanan nedenleri, göğüs duvarı yaralanmaları ya da gençlerde veya astımlı kişilerde, genişlemiş bir hava kesesinin patlamasıdır. Bu tip pnömotoraks, sinsi ve tehlikeli olarak gelişir. Örneğin, ge­nellikle, bir kırık kaburga ucuyla akci­ğerin [...]

PNÖMOPERİTON

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

PNÖMOPERİTON. Periton boşluğun­da hava bulunmasıdır. Bazen, teşhis ama­cıyla, periton boşluğuna hava verilebi­lir. Geçmişte, verem vakalarında, diyaf­ramı yükseltip, hasta akciğerin tabanını dinlendirmek amacıyla başvurulan bir usuldü. Bu durum, bazen de, yaralanma ya da bir iç organın patlaması sonucu ortaya çıkabilir.

PNÖMONEKTOMİ

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

PNÖMONEKTOMİ. Bir akciğerin çıkartılmasıdır.

PNÖMOKONYOZ

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

PNÖMOKONYOZ. Maden işçileri ve tozlu maddelerle uğraşan kişilerin ak­ciğerlerinde görülen bir meslek hastalı­ğıdır. Nedeni: Birkaç yıl süreyle, belirli bazı tozların solunulması sonucu, akci­ğerlerde, fibrozis, enfeksiyona eğilim ve bundan ötürü, verem, kronik bronşit, amfizem ve hatta kanser belirebilir. En zararlı toz, kömürden çıkan, kömür, si-lika ve silikat karışımı olanıdır. Pnömo-nokonyoz’a yol açan diğer tozîar, tek ba­sma [...]

PLUMMER WINSON SENDROMU

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

PLUMMER WINSON SENDROMU. Dilde şiddetli bir iltihap, sindirim bo­zukluğu ve bunlara bağlı olarak gelişen kansızlık tablosuyla özellenen rahatsız­lık. Aynı zamanda Paterson-Kelly sen-dromu adıyla da bilinir.

PLÖRODİNİ

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

PLÖRODİNİ. Derin soluk alırken, ka-burgalararası kaslarda duyulan ağrıdır. Romatizmanın bir belirtisi kabul edilir. Plörodini, ayrıca bazen, Bornholm has­talığı yerine kullanılan bir addır. ı

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

PLÖREZİ (Zatülcenp). Plevra iltihabı. Nedeni: Verem, zatüre, akciğer ab-sesi gibi vakalarda, akciğerlerden yayı­lan iltihap, akciğer kanserlerinde, enfek­siyon olmaksızın, plevra’nın tahriş olma­sı, akciğer ya da göğüs duvarı yaralan­malarıdır. Belirtileri: “Kuru” plörezi’de, so­luk almayla boyun ya da omuz başına kadar yayılan keskin bir göğüs ağrısı vardır. Hasta, kesik kesik soluyup, gö­ğüs duvarını mümkün olduğu kadar az hareket [...]

PLEVRA

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

PLEVRA. Akciğer Zarı.

PLEKSUS

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

PLEKSUS. Herhangi bir yapının ağsı şekline verilen addır. Genellikle, sinir, toplardamar ya da lenf damarları ağla­rının tanımlanmasında kullanılır.

PLATİZMA

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

PLATİZMA. Altçeneden, göğsün üst bö­lümüne kadar uzanan ve hemen deri al­tında bulunan, ince bir kas tabakasıdır. Bunun, hayvanlardaki deri altında bu­lunan kasın (panniculus carnosus’a) kar­şılığı olduğu düşünülmektedir.

PLASTİK CERRAHÎ

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

PLASTİK CERRAHÎ. Yıkılmış şekil bozukluğuna uğramış dokuların onarı­mıdır. Şekil bozuklukları, doğuştan ya da sonradan edinilmiş olabilir. Örneğin, ya­rık damak, benler, yanık izleri, yüz ve boynu ilgilendiren kazaların sonuçları, plastik cerrahiyle düzeltilir. Bazı yerler­de, plastik cerrahiden şüpheyle söz edil­mesinin nedeni, “kozmetik” cerrahiye ve­rilen aşırı önemdir.

KRONİK HCV HASTALIĞINI TEDAVİSİ

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Günümüzde kronik hepatit C hastalığının tedavisinde giderek artan bir basan ile kullanılan ilaçlar mevcuttur. Son zamanlarda, hastaların ilaca uyumunu artıran ve öncekilere göre daha etkili bulunan yeni ilaçlar ülkemizde de kullanılmaya başlanmıştır. Ancak, tedavi görecek olan hastaların belirli kriterlere göre titizlikle seçilmeleri ve çok yakından izlenmeleri gerekmektedir. Bütün dünyada kullanılmakta olan standart tedavi yöntemleri, ülkemizde [...]

KRONİK HCV ENFEKSİYONU

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Yukanda değinildiği gibi genellikle farkına varılmadan geçirilen akut HCV enfeksiyonlarının %80-90′ı kronikleşmektedir. Eğer olay geriye dönüşümü olmayan siroz ya da karaciğer kanseri düzeyine gelmemiş ise, kronik hepatit C tanısı konulan kişilerin yansından fazlasında bu tam ya bir kan bağışı sırasında ya da genel kontrol amacıyla yapılan tetkikler sonucunda konmaktadır. Her iki şekilde de saptanan hastaların [...]

AKUT HCV ENFEKSİYONU

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Klinik belirti ve bulgular açısından HCV’ye bağlı akut hepatitlerin diğer hepatit virüsleri ile olan enfeksiyonlardan önemli bir ayncalığı yoktur. Hastalık, 6-8 hafta kadar süren bir kuluçka döneminin (kan ve kan ürünlerinin aktarımı sonrasında gelişenlerde bu süre 2-4 hafta kadardır) ardından sinsi bir şekilde başlar. Akut HCV enfeksiyonu hastaların % 75′inde belirti vermediği ya da çok [...]

HEPATİT C HASTALIĞI BELİRTİLERİ

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Hepatit C, Hepatit B enfeksiyonunda olduğu gibi, akut ve kronik enfeksiyon olmak üzere iki ayn şekilde karşımıza çıkmaktadır.

HEPATİT C HASTALIĞI NASIL BULAŞIR?

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Kan ve kan ürünlerinin aktarımı ile bulaşma • Hastane ortamında bulaşma • Sağlık çalışanından hastalara bulaşma • Hemodiyaliz hastalarına bulaşma • Damar içi uyuşturucu ilaç bağımlısı olanlara bulaşma • Organ aktarımları ile bulaşma • Cinsel yolla bulaşma • Anneden bebeğine bulaşma • Tanımlanamayan bulaşma yollan

HEPATİT C

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

İlk kez 1989 yılında tanımlanmış olan Hepatit C virüsünün (HCV) neden olduğu C tipi viral hepatit, dünyadaki başlıca sağlık problemlerinden biridir. Akut hepatitlerin %20′sinin, kronik hepatitlerin ise %70′inin nedeni HCV enfeksiyonlandır. Akut olarak başlayan enfeksiyonların yaklaşık %85′inin kronik hale gelmesi hastalığın öneminin en iyi göstergelerinden biridir. Kronik Hepatit C enfeksiyonu siroz ve karaciğer kanserinin en [...]

HEPATİT D HASTALIĞI

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Akut geçirilen HDV enfeksiyonlarının özgül bir tedavisi yoktur. Hastalar yakın izlemeye alınır ve gereken destek tedavi yöntemleri uygulanır. Kronik enfeksiyon geliştiğinde bazı özel ilaçlarla tedavi denenmektedir. Ancak, tedavi kesildiğinde hastalık tekrarlama gösterdiğinden başarılı sonuçlar alınamamaktadır. HDV’ye karşı aşı mevcut değildir. HBV’ye bağımlı olarak gelişebilen bir hastalık olduğundan, Hepatit B enfeksiyonlarının önlenmesi HDV’nin de önlenmesini sağlayacaktır. [...]

HEPATİT D HASTALIĞI

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Hepatit D virüsünün (HDV) oluşturduğu Hepatit D, Hepatit B enfeksiyonu ile yakın ilişkili bir hastalıktır. HDV’nin karaciğerde üreyip hastalık oluşturabilmesi HBV’nin varlığına bağlıdır. Bulaşma yollan da HBV’ninkilerle çok benzerdir. HDV iki şekilde hastalık oluşturabilir: 1. Kişi aynı zamanda hem HBV hem de HDV’yi almıştır, iki hastalık aynı anda geçirilir. 2. Kişi daha önceden Hepatit B [...]

HEPATİT B HASTALIĞININ TEDAVİSİ

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Akut Hepatit B enfeksiyonu geçiren hastalann bir kısmında 6 ay olarak kabul edilen kriter sürenin sonunda bağışıklık gelişmez ve kişiler virüsü aylar ya da yıllar boyunca taşımayı sürdürürler. Böyle kişilere “taşıyıcı=portör” adı verilir. Taşıyıcılar yaşamları boyunca taşıyıcı olarak kalabilecekleri gibi, yıllar içinde virüsün karaciğerde yeniden aktif hale gelmesi ile “kronik hepatit” tablosuna ilerleyebilirler. Kronik hepatit [...]

HEPATİT B HASTALIĞININ BELİRTİLERİ

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Bir kişiye Hepatit B virüsü bulaştıktan sonra, hepatit B hastalığının geçirdiği evreler, aynen Hepatit A hastalığında anlatıldığı gibidir. Hastalann yakınmaları ve hastalığın süresi açısından bazı farklılıklar göze çarpar. Hastalık belirtileri ortaya çıkıncaya kadar geçen süre olan kuluçka süresi, Hepatit B’de 6 haftadan 6 aya kadar değişebilir. Bu sürenin sonunda HBV enfeksiyonu bazı öncü belirtilerle başlar. [...]

HEPATİT B HASTALIĞI NASIL BULAŞIR

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

HBV’nin başlıca , bulaşma yollan şunlardır; • Virüsü taşıyan kan : ya da vücut sıvıları (semen, vajinal ‘ salgı, tükürük, ter, gözyaşı) ile temas Hasta kişi ile cinsel temas > Hasta olan anneden bebeğine bulaşma Hasta kişilerle yakın temas

HEPATİT B

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Hepatit B virüsünün (HBV) neden olduğu Hepatit B hastalığı, dünyada giderek büyüyen ana sağlık problemlerinden biridir. Günümüzde dünya ölçeğinde yaklaşık olarak 3 milyar kişi HBV ile karşılaşmış durumdadır. HBV ile temas eden erişkinlerin %5-10′u, yeni doğanlann ise %80-90′ı virüsün sürekli taşıyıcısı durumuna gelmektedir. HBV taşıyıcısı durumundaki kişiler kronik karaciğer hastalığının, karaciğer sirozunun ya da karaciğer [...]

HEPATİT A HASTALIĞININ TEDAVİSİ

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Hepatit A enfeksiyonu için etkili bir ilaç tedavisi yoktur. • Hepatit A geçirmekte olan hastalara destek tedavisi uygulanır. Bu da, yeterli beslenme ve istirahati içerir. Hastanın beslenme diyeti yeterli oranda sıvı, kalori ve protein içermelidir. Evde pişirilen tencere yemeklerinin yenmesi önerilir. • Yağ kısıtlamasına gerek yoktur. • Hastalık sırasında alkol alımı kesilmelidir. • Hastaların günlük [...]

HEPATİT A HASTALIĞININ İYİLEŞME DÖNEMİ

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Saralık düzelmeye başladığında, belirtilerin çoğu kaybolur ve kademeli bir iyileşme görülür. Ancak, karaciğer dokusunun tamamen iyileşmesi 3-6 ayı bulabilir.

HEPATİT A HASTALIĞININ SARILIK DÖNEMİ

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Bu dönemde ortaya çıkan belirti ve bulgular aşağıdaki gibidir.- • Hastalık ilk olarak göz aklarının sararması ile farkedilir. Daha sonra tüm deri yüzeyi sararır. • Hastaların büyük bölümünde karaciğerde büyüme saptanır. • Hastanın idrar rengi bazı maddelerin aşın atılımı nedeniyle koyulaşır. • Birkaç gün ile birkaç hafta süren bu dönem sırasında karaciğer bazı görevlerini yerine [...]

HEPATİT A HASTALIĞININ BAŞLANGIÇ DÖNEMİ

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Bu döneme “sanlık öncesi dönem” de diyebiliriz. Bir hafta kadar süren bu dönemde ortaya çıkan en önemli belirtiler; • Ateş yüksekliği (genellikle 38 dereceyi geçmez) • Halsizlik, güçsüzlük • Baş ağrısı, kas ağnlan • İştahsızlık, karın ağnsı, bulanü ve kusma • Bazı hastalarda sigaraya ve yağlı yiyeceklere karşı isteksizlik, öksürük, nezle, eklem ağnlan ve ishal [...]

HEPATİT A HASTALIĞININ KULUÇKA DÖNEMİ

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Kuluçka dönemi, virüsün vücuda girişinden belirtilerin ortaya çıkışına kadar geçen süreyi tanımlar. Hepatit A’da bu süre 15-45 gün arasında değişir

HEPATİT A HASTALIĞI BELİRTİLERİ

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Hepatit A hastalığı birbirini izleyen evrelerle seyreder: 1. Kuluçka dönemi 2. Başlangıç dönemi 3. Sanlık dönemi 4. İyileşme dönemi Hastalığın şiddeti genellikle kişinin yaşına bağlıdır. Küçük çocuklarda genellikle belirtisiz veya tipik olmayan belirtilerle ve sanlıksız geçirilirken, yetişkin kişilerde belirtili ve sanlıklı bir seyir izler.

HEPATİT HASTALIĞI NASIL BULAŞIR?

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

HAV vücuda başlıca şu yollarla girmektedir: • Yakın kişisel temas • Su ve besinler • Kan yolu • Anneden bebeğe • Diğer bulaşma yollan Yukanda sayılan başlıca bulaşma yollan dışında; • Kişisel yakın temaslarla cinsel eşler arası bulaşmalar • Oral-anal sekse bağlı cinsel bulaşmalar • Kirli ve iyi klorlanmamış havuzlarda yüzmeye bağlı bulaşmalar da söz [...]

HEPATİT A

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Hepatit A enfeksiyonu, Hepatit A virüsünün (HAV) neden olduğu, karaciğerin akut bir hastalığıdır. HAV diğer vücut dokularını da etkilemekle birlikte, hastalarda ortaya çıkan belirti ve bulgular karaciğerdeki hasara bağlıdır. Hastalık tamamen belirtisiz bir şekilden, hızla ilerleyen ölümcül şekle kadar değişen tablolara neden olabilir. Hepatit A hastalığı hiçbir zaman kronik (sürekli) şekle dönüşmez.

HEPAITT

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Hepatit, çeşitli bulaşıcı mikropların, kimyasal maddelerin ve vücudun bağışıklık mekanizmalarındaki bazı değişikliklerin neden olabildiği bir karaciğer hastalığıdır.H epatitten sorumlu tutulan mikrobik etkenlerin başında virüsler gelmektedir ve bunlarla oluşan hepatMere de “viral hepatitler” adı verilmektedir. Hepatit oluşturan virüsler arasında en iyi tanımlanmış olardan şöyle sıralayabiliriz: • Hepatit A virüsü (HAV), • Hepatit B virüsü (HBV), • [...]

NODÜLER GUATRIN TEDAVİSİ

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Tedavi nodulun büyüklüğü ve risk ağırlığına göre belirlenir. 25 mm’den büyük çaptaki nodüller operasyona sevk edilir. Bu boyuttaki nodüller tedaviden çok yararlanmazlar ve büyük nodul daha fazla kanser riski taşır. 25 mm daha küçük nodüller L-tiroksin ile tedaviye alınır. 3-6 aylardan sonra yılda bir muayene ve tetkiklerle izlenir. Tiroid salgı bezinin çok büyük bölümü operasyon [...]

NODÜLER GUATR BELİRTİLERİ

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Nodüller hastada genelde büjoik şikayetlere sebep olmazlar. Ancak nodul, kanser ilişkisini bir şekilde daha önce duyan hastalarda endişeye sebep olur. Hatta bu etkilenmiş psikolojiyle, gerçekte var olmayan psikosomatik kökenli bazı şikayetler de yaratabilirler. Ancak çok büyük nodüller, bazı durumlarda soluk borusuna, bölgesel toplar ve atar damarlara bası yapar, buna bağlı şikayet ve belirtilere sebep olabilir

NODÜLER GUATR

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Nodüller tiroid iç salgı bezinde oluşan küresel veya elips şeklide oluşumlardır. Tiroid içinde nodul olması kanser olasılığı bakımından önem taşımaktadır. Ancak, tiroid iç salgı bezinde nodul çok farklı sebeplerle oluşabilir, kanser bu sebepler arasında en azından birisidir. Kolloid nodul dediğimiz basitçe hücre çoğalmasından ibaret yumru (nodul) şeklinde tiroid büyümesi en sık rastlanan sebeptir. Daha az [...]

GUATR SEBEBLERİ

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Çoğu kez iyot eksikliği sonucu gelişirler. Daha az sıklıkla iyot eksikliği dışında da bazı çevresel sebepler olabilir (Bazı kirli kuyu sulan gibi). Günde alınması gereken iyot 100-300 mikrogramdır. Bunu suyla, soluduğumuz hava ve tükettiğimiz gıdalarla alınz. Sudaki iyot miktan özellikle önemlidir. Bu azalmışsa bu suyu tüketen hayvansal ürünlerdeki (örneğin süt) iyot miktan da azalır. Günlük [...]

BASİT GUATRLAR

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Basit guatrlar bezin sadece büyümesidir. Genelde kanser düşündürmedikleri gibi çalışmaları da normaldir. Ancak tarifi böyle olmakla beraber burada basit deyimi, salt doku çoğalması sonucu gelişen guatnn ifadesidir, önemsiz değildir, nitekim zaman içinde önemli olabilen olumsuzluklar yaratabileceği için tedavi ve takipleri gerekir. Değişik büyüklükte olabilirler. Zorlukla edilebilen diffîiz guatrların yanı sıra, boynun ön bölgesini tamamen dolduranlara [...]

GUATR

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Guatr, tiroid iç salgı bezinin hastalığının ifadesidir. Tiroid iç salgı bezinin, normalde 15-20 gr olması gerekirken, büyümesine guatr denilmektedir B üyüme iki şekilde olabilir. Birinci şekilde bez, genel şekilsel özellikleri korunarak büyümüştür, buna diffiiz guatr denilmektedir. İkinci şekil büyümede de bez içinde küresel veya elipsoid yumru veya yumrular oluşmuştur, buna da nodüler guatr denilmektedir. Guatrlar [...]

PARKİNSON HASTALIĞINDA TEDAVİ

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Parkinson hastalığında bir çok tedavi seçeneği ve stratejisi vardır. Temelde üç amaç güdülmektedir. Bunlardan birincisi; hastanın günlük yaşantısı ile ilgili problemlerin ortadan kaldırılması ve yaşam kalitesinin arttırılmasıdır. Genellikle hastanın en büyük beklentisi budur, ikincisi; en az yaşam kalitesinin artırılması kadar önemli olan bir beklenti, hastalığın ilerleyişini yavaşlatabilmektir. Üçüncüsü; tedavi sırasında ya da ileride uygulanan tedavi [...]

PARKİNSON BELİRTİLER

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Parkinson hastalığının dört temel bulgusu vardır. 1. İstirahatte titreme (tremor): Saniyede 3-5 frekanslı, istirahat sırasında yani el ya da ayakla bir aktivite yapmazken ortaya çıkan bir titreme tipidir. Örneğin uzanıp bir cismi tutma hareketi sırasında eldeki titreme kaybolur, dinlenme haline geçince tekrar ortaya çıkar. Bu özelliği Parkinson hastalığını titreme belirtisi gösteren bir çok hastalıktan ayınr. [...]

PARKİNSON

11 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Parkinson hastalığı sıklıkla 50 yaş ve üzerinde ortaya çıkan, hareketlerde yavaşlama ve istirahat sırasında ortaya çıkan titreme gibi bulguları olan ilerleyici, kronik bir hastalıktır P arkinson’da ortalama başlangıç yaşı 60 yaş ve üzeri olmakla beraber, ilk yakınma ve bulgulan 40 yaş altında başlayan hastalarda vardır. 60 yaşında görülme sıklığı yaklaşık % l’dir. Bu oran ilerleyen [...]

İYİ STRES, KÖTÜ STRES

10 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Stres, iyi ve kötü stres olmak üzere ikiye ayrılır. İyi stres; motive edici, doyum ve yaşama sevinci veren stres çeşididir. Kötü stres ise, insanın kendine güvenini kaybetmesine yol açan, yetersizlik duygulanna yönlendiren, çaresizlik, umutsuzluk ve hayal kırıklığı yaratan strestir.

STRESTEN KAÇINMAK MÜMKÜN MÜ?

10 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Stres, gündelik hayatımızın vazgeçilmez bir parçası. Eğer hayatımızdan stresi bütünüyle çıkarma hedefine yönelirsek bocalamaya başlarız. Stres, bir yandan çevredeki uyaranlara karşı direnme fırsatı yaratır. Sıfır stres, ölümdür. Çünkü, bu durumda kişi gelen etkilere tepki vermeye yetecek enerjiden yoksun demektir. Aşırı stres de ölümcül etkiler yaratabilir. Çünkü bu durumda birey aşın enerji sarf etmekte ve tükenmektedir. [...]

Stresle Başa Çıkmanın Yöntemleri Nelerdir?

Stresle Başa Çıkmanın Yöntemleri Nelerdir?

10 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Çağımızın en büyük sorunlarından biri olan stres, insanların yaşam kalitesini pek çok hastalıktan daha fazla etkilemektedir Stres kişiyi rahatsız eden ortamın (gürültü, baskı, yoğun çalışma) ortaya çıkardığı herhangi bir düzen bozukluğuna organizmanın verdiği cevaptır aslında. Bazılarında bu tepki pozitif etkiler (Enerji fazlası, erken uyarılmış davranışlarda bulunma gibi…) şeklinde de ortaya çıkabilir. Tıp çevrelerinin stresi açıklamada [...]

PROĞRAMINIZ DOĞRULTUSUNDA ÇALIŞIN

10 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Her gün panik ataklarınızla ilgili biraz çalışma yaptığınızdan emin olun. Bir gün bir şeyden kaçınmak, sizi tedavi programında iki gün kadar geriye atar. • Korkunuzun üstesinden gelinceye kadar, korkunuzla ilişkili durumla sık sık ve düzenli olarak karşı karşıya kalmaya çalışın. Genel kural şudur: “Ondan ne kadar çok korkarsanız; onunla o kadar sık yüzleşmek zorundasınız.” • [...]

PANİK ATAK TEDAVİSİ

10 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

En iyi çare; hızlı solunumun kontrolü, izometrik gevşeme ve doğru düşünme tekniklerini kullanarak panik düzeyini kontrol altına almak ve sonra bunaltınız azalıncaya kadar dayanabileceğinize inandığınız bir durum/olay içinde kalmaktır.

PANİK ATAK NE KADAR SÜRER

10 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Panik atakta belirtiler, ortaya çıktıktan saniyeler sonra ya da birkaç dakika içerisinde doruğa ulaşır. Atak genellikle 5-10 dakika ile 20-30 dakika arasında sürer. Bir saat ya da birkaç saat süren ataklar son derece nadirdir.çoğu kez koroner anjiografi de dahil olmak üzere ayrıntılı laboratuvar testleri uygulanır. Bu kişilerin yansından daha fazla bir bölümünde göğüs ağrısının kalp [...]

Panik Atak

10 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Çarpıntı ve göğüs ağrısı, panik atak sırasında en sık yaşanan yakınmalardır. Psikiyatri dışındaki diğer tıp disiplinlerine çarpıntı yakınması ile başvuran bireylerin yaklaşık 1/3′ünde panik atak bulunmaktadır. Çarpıntı yakınması olan bireylerin değerlendirilmesinde çoğu kez Holter izlem uygulanmaktadır. Çarpıntı yakınması nedeni ile Holter izlem uygulanan bireylerin % 19′unda panik bozukluğu bulunmaktadır. Göğüs ağrısından yakınan kişilerde panik bozukluğu [...]

KUŞ GRİBİ ÖNLEMLERİ

10 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

‘Riskleri minimize etmek için çeşitli önlemler alınabilir. Öncelikle ve hızla alınması gerekli olan önlem, kümes hayvanlarında hastalığın ileri derecede yayılımıra bir an önce durdurmaktır. Bu strateji insanların virüse maruz kalma riskini azaltacaktır. ‘Hastalıklı kümes hayvanlanyla temas riski yüksek olan insanların, mevcut grip aşılanyla aşılanması, bu kişilerin insan ve kuş kaynaklı virüslerin ortak etkileşime girip bir [...]

İNSANDAN İNSANA BULAŞIR MI?

10 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Az sayıda sağlık çalışanı, kümes hayvancılığında çalışan işçiler ve aile üyeleri arasında şüpheli geçiş olgulan bildirilmiş olsa da, Dünya Sağlık Örgütü, insandan insana geçiş olmadığını açıklamaktadır.

KUŞ GRİBİ

10 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Kuş gribi, son yılların en endişe verici sağlık problemlerinden biri. Ülkemizde de büyük panik yaratan bu hastalık, çok kısa bir sürede yayılıp ölümlere sebep olabiliyor. Bugüne kadar görülen yakalardaki ölüm oranının yüzde 52 olması tehlikenin büyüklüğünü göstermekte G rip, solunum yollarının çok bulaşıcı bir hastalığıdır. 3 tip grip virüsü vardır: A, B ve C. Özellikle [...]

BESLENME VE KOLESTEROL

BESLENME VE KOLESTEROL

10 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Kanda kolesterol oranının fazla olması damarların iç duvarlarında yağ birikimlerinin oluşmasına ve dolayısıyla damar tıkanıklığına yol açar. Bu durum bazen kalp krizlerine sebep olabilir. Her ne kadar aldığımız besinlerdeki kolesterol oranı vücudumuzdaki kolesterol miktarını etkilese de, aslında bu miktarın baş belirleyicisi hangi tipte yağ yediğjmizdir. Bol miktarda kan, doymuş yağ içeren yiyecekler, kandaki kolesterol oranını [...]

NASIL BESLENMELİ

NASIL BESLENMELİ

10 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Günde 2 -3 litre arasında sıvı alınmalıdır. Su insan vücudunun en önemli maddelerinden biridir. Cildin daha canlı ve pürüzsüz olmasının yanında, boşaltım sistemi için de büyük önem taşır. • Kilo yaptığı düşüncesiyle yeterli miktarda alınmayan karbonhidrat ve yağların vücutta önemli görevleri olduğu unutulmamalı, vücudun durumuna göre alınacak oran belirlenmelidir. • Vücuttaki yağlardan kurtulmak için ne [...]

YAŞINIZA GÖRE BESLENİN

YAŞINIZA GÖRE BESLENİN

10 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Gençlik yıllarında vücut daha çok kalori yaktığından, kilo almak da vermek de çok kolaydır. Fakat kolay kilo veriliyor diye ipin ucunu kaçırmak istenmeyen sonuçlara neden olabilir. Hızlı kilo verdiren şok diyetler vücudun dengesini bozabilir. Araştırmalar, dengesiz diyet yapanların özellikle 40 yaşından sonra kalp hastalığına yakalanma riskinin yüksek olduğunu ortaya koymakta. 35 yaşından itibaren, kalsiyum, meyve, [...]

KAHVALTIYI ATLAMAYIN

KAHVALTIYI ATLAMAYIN

10 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Dengeli beslenebilmek için öncelikle eski alışkanlıklardan kurtulmak gerekiyor. Örneğin pek çok kişinin gereken önemi göstermediği kahvaltı, aüanılmaması gereken, günün en önemli öğünüdür. Sabah kahvaltı yapmadan güne başlamak şişmanlığın oluşmasına zemin hazırlar. Sabahlan mutlaka kahvaltı yapılmalı, alınacak gıdaların protein, yağ ve karbonhidrat oranlarına dikkat edilmelidir.

DENGELİ BESLENME İÇİN İPUÇLARI

DENGELİ BESLENME İÇİN İPUÇLARI

10 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

SOFRADAN AÇ KALKIN Çoğumuz tokluk hissi duyuncaya kadar yemek yemeyi sürdürürüz. Oysa tokluk hissi yemeğe başladıktan 20 dakika sonra beyne ulaşır. Bu yüzden yemeklerin ağır ağır ve çok çiğnenerek yenilmesi ve masadan tokluk hissi duyulmadan kalkılması gerekiyor.

DENGELİ BESLENME NEDİR?

10 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Dengeli beslenmeyi bedenin ihtiyacı olan enerjiyi tek bir besinden değil, vücudun büyümesi, yenilenmesi ve çalışması için gerekli olan besin öğelerinin her birinden yeterli miktarda almak şeklinde tanımlayabiliriz S ağlıklı bir yetişkin 5 ana başlık altoda toplanan her bir besin grubundan 1 gün içinde aşağıda önerilen miktarlar kadar almalıdır. 1) Et grubu (et, balık, tavuk, yumurta, [...]

MANTAR ZEHİRLENMESİ

10 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Besin olarak yenen bazı mantarlar, bitkiler aleminin Basidiomycetous grubundan canlı varlıklardır. Mantar zehirlenmesi, bunların zehirli tiplerinin yenmesiyle meydana gelir. Özellikle Amanita phalloides, Amanita muscaria, Amanita vera bilinen en zehirli mantarlardır. En önemli zehirleri muscarindir. Zaman zaman da, daha önce tanımlanmamış olan bazı mantar tiplerinin de zehirli etkilere sahip olduklan bildirilmektedir. Bazı vakalarda, mantar zehirlenmesi belirtileri, [...]

KÖMÜR ZEHİRLENMESİNİN TEDAVİSİ

10 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Hasta hemen bulunduğu yerden çıkarılıp, soluğunu zorlaştırabilen yaka, kravat gibi şeyler derhal çözülmelidir. ■ Hastayı arka üstü yatırarak veya yüzükoyun uzatarak yaptırılan suni solunum hareketlerinden iyi sonuç alabiliriz. ■ Hastaneye götürüp oksijen verilmeli, hasta komada ise en az2,5-3 litre, gerekirse komadan çıkıncaya kadar kan vermelidir. Bu sayede kömür çarpmasına ■’ uğrayan hastanın kurtulma şansı fazlalaşmış [...]

KÖMÜR ZEHİRLENMESİ BELİRTİLERİ

10 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Kömür zehirlenmeleri şiddetli baş ağrısı ile beraber, kulak uğultusu, çınlamalar, görme bulanıklığı, bulantılar, kusmalarla kendini belli eder. Zamanında yetişilemezse hastanın yüzü moranr, solunum çabuklaşır ve bozulur, nabız düzenini kaybeder. Komaya giren insan birkaç saat bile yaşayamaz. Kurtarılan hastalarda da kandaki bozukluk dışında, kömür çarpmasının şiddetine göre kalpte, böbrekte, karaciğerde, sinir sistemi merkez ve çevresinde, ciltte, [...]

KÖMÜR ZEHİRLENMESİ

10 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

İyi yanmayan, yeteri kadar oksijen (hava) ile karışmayan kömür maden kömürü, odun ve benzeri yakıtların yaptığı zehirlemelerde baş etken, karbonmonoksittir. Renksiz, kokusuz, tatsız, havadan daha hafif olan bu gaz, kapalı yerin havasında yüzde bire kadar çıkarsa, bir iki saatte odadakileri çarpar ve gecikilirse öldürür. Kömür çarpması, yani karbonmonoksit zehirlenmesi yavaş, belli etmeden olduğu için ve [...]

ŞİDDETLİ ALERJİK TEPKİLERİ İLKYARDIM VE TEDAVİSİ

10 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Şok tedavisi uygulanmalıdır. ■ Solunum yolunu açık tutunuz. Soluma zorlaşırsa kazazedeyi iyileşme konumuna getiriniz. ■ Solunum, kalp atışı durursa hemen yaşama döndürme uygulamasına başlayınız. ■ Hemen hastaneye kaldırınız

ŞİDDETLİ ALERJİK BELİRTİLERİ

10 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Şok belirtileri ve görüntüleri. ■ Kazazede bulantı hisseder ve kusuyor olabilir. ■ Kazazede göğsünün sıkıştığını hisseder. ■ Soluma güçlüğü (kazazede nefes darlığı çeker ve hava almaya çalışır). ■ Hapşırabilir. ■ Özellikle göz çevrelerinde olmak üzere yüzde şişmeler oluşabilir. ■ Nabız çabuktur. ■ Kazazede bilincini yitirebilir

ŞİDDETLİ ALERJİK TEPKİLER

10 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Anaflaktik şok, kazazedenin duyarlı olduğu bir iğne yapılmasından ya da böcek sokmasından birkaç saniye ya da dakika sonra görülen etkili bir alerjik tepkimedir. Daha nadiren, penisilin gibi bir alerjen enjeksiyonundan sonra da görülür. Bu durumda reaksiyon daha yavaş olur.

UYUŞTURUCU ZEKİRLENMESİ

10 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Bu durum kazara fazla doz ■ Kazazede kolay heyecanlanır ve almaktan ya da uyuşturucu çok terler. kullanmaktan kaynaklanır. ■ Kazazede, titremelerden ve hayal Uyuşturucu kullanımı, bir kişinin, görmelerden şikayetçidir. uyuşturucuyu kabul edilen tıbbi ya Halusinojenler da sosyal kalıplara uygun olmayan m Kazazede tedirgindir ve terler. biçimde kendisinin uygulaması ■ Davranışlan acayip olabilir. olarak belirtilebilir. Uyuşturucular [...]

TEDBİRLER

10 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Gıda zehirlenmelerinin belirtileri genellikle iki gün sürer. Bol sulu gıdalar, dinlenme, ishal ilacı gibi, evde alınabilecek önlemlerle düzelir. Belirtiler çok ciddiyse ya da hasta, küçük bir çocuk, çok yaşlı veya hastalıklı bir kimseyse, hiç vakit kaybetmeden hastaneye gitmek veya bir doktor çağırmak gerekir. Gıda zehirlenmelerine yol açan bakteriler, patates salatası, şarküteriler, yumurta ve et gibi [...]

ZEHİRLER VÜCUDA NASIL GİRER

10 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Zehirler vücuda ya kazara ya da kasıtlı olarak birçok yollardan girebilir. ■ Ağızdan zehirli şeyler yiyerek ya da içerek. ■ Akciğerler kanalıyla evlerde ya da endüstride kullanılan gazların, kimyasal buharlann, ateş, egzoz ve soba dumanlarının solunmasıyla. ■ Bazı hayvanlann, böceklerin, zehirli balıklann ya da sürüngenlerin ısırması ya da derialtına yapılan enjeksiyonlarla. ■ Haşarat ilaçlan gibi [...]

ZEHİRLENMELER

10 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Herhangi bir maddenin kan yoluyla geçerek kimyasal olarak sağlığımızı veya hayatımızı tehdit eder bir durum yaratmasına zehirlenme denir. Ağız yolu ile olan zehirlenmelerde ilk belirtiler midede yanma, bulantı, kusma, ishal şeklinde olur. Zehir kana geçtikten sonra cinsine göre yüzde solma veya morarma, konvülsiyon, nabız ve tansiyon düşüklüğü, uyku, koma, kalbin durması, kan hücrelerinde parçalanma (hemoliz) [...]

YILAN SOKMASI

10 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Zehirsiz yılanların ısırması hafif şişlik, kızartı ve ağndan başka zararlı bir etki meydana getirmez. Zehirli yılanlann ısırması ise hastanın ölümüne sebep olacak kadar şiddetli reaksiyon ortaya çıkmasına sebep olur. Bu nedenle yılanın zehirli veya zehirsiz olduğunun ayırt edilmesinde fayda vardır.Zehirli yılanların ağzında sivri dişler vardır, zehirsiz olanlar da bu yoktur. ■ Zehirli yılan ısırmasında dişlerin [...]

ELEKTRİK YANIKLARINDA İLKYARDIM VE TEDAVİ

10 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Yanık üzerine steril bir sargı ya da temiz, tüysüz bir kumaştan tampon yerleştiriniz. Bantla sarınız. Dikkat: Sakın, yaraya losyon, merhem ya da yağ sürmeyiniz. Sakın, kabarcıklan patlatmayınız, kalkmış derileri koparmayınız ya da yaralı alana başka bir müdahele de bulunmayınız. ■ Şoku azaltmak için antişok tedavi uygulayınız. ■ Solunum ve kalp atışı durursa, yaşama döndürme eylemine [...]

ELEKTRİK YANIKLARININ BELİRTİLERİ

10 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Hem giriş hem de çıkış noktalarında deride kırmızılık şişme, kavrulma ya da kömürleşme. ■ Muhtemel bilinç kaybı. ■ Solunum ve kalp çarpıntılan durmuş olabilir. ■ Şok belirtileri ve görüntüleri vardır.

ELEKTRİK YANIKLARI

10 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Belirli yükseklikte bir akım ve voltajda elektrik vücuttan geçtiği zaman yanık görülebilir. Hasarın çoğu giriş ve çıkış noktalarında ya da onlara yakın yerlerde oluşur, sadece küçük yanıklar görünmekle birlikte alttaki dokulardaki hasar hatın sayılır olabilir. Elektrik şoklan, aynı zamanda hem solunumu hem de kalbi etkileyebilir. Elektrik yanıklarının en tehlikeli sebepleri yüksek voltajlı endüstri makineleriyle yıldırımdır. [...]

KİMYASAL YANIKLAR İLKYARDIM VE TEDAVİSİ

10 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Zararlı kimyasal maddeyi belirleyip, mümkün olduğu kadar çabucak uzaklaştınnız. Hemen sağlanamadığı takdirde panzehir arayarak zaman kaybetmeyiniz. Acilen hastaneye kaldırılmasını sağlayınız.Yanan dokunun daha fazla hasar görmesini önlemek için etkilenen bölgeyi yavaş yavaş akan soğuk suyun altında en az 10 dakika tutunuz. Dikkat: Su, yanığa neden olan kimyasal madde ile kirlenmiş olduğundan zararsız bir şekilde, rahatça akıp [...]

KİMYASAL YANIKLARIN BELİRTİLERİ

10 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Kazazede, derisine iğne batar gibi olduğundan şikayetçi olabilir. ■ Deride leke ya da kızarma görülür, kabarcıklanma ve soyulma oluşabilir.

KİMYASAL YANIKLAR

10 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Bazı maddeler deri için zararlıdır ve onlarla temas etmek dokulara büyük hasarlar verebilir; özellikle gözler çabuk yaralanabilirler. Yöresel etkilerinin dışında bazı kimyasal maddeler deriden geçerek vücutta yaygın ve bazen de öldürücü hasarlara sebep olabilir. Kuvvetli yakıcılar ve kimyasal maddeler endüstride bulunur ama kostik soda, ağarda maddeler, temizlik maddeleri ve boya temizleyiciler kimyasal yanıklara sebep olabilirler. [...]

PLASMODYUM

10 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

PLASMODYUM. Sıtmanın etken organizmasıdır.

PLASMA

10 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

PLASMA. Tıpta, kân hücrelerinin için­de bulunduğu kanın sıvı bölümüne veri­len addır. (Kan pıhtılaşması sonucu, arta­kalan sıvıya, serum adı verilir). Plasma kurutulabilir ve yeniden suyla yaş plas­ma haline getirilip, tam kanın bulunma­dığı yerlerde, onun yerine, damar için­den hastaya verilebilir. Geçmişte kuru ğundan, günümüzde gerektiği kadar sık kullanılmamaktadır. Modern yöntemler­le, kuru plasma, daha tehlikesiz bir mad­de olarak [...]

PLASEBO

10 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

PLASEBO. İlaç etkisi olmayan, deney­lerde, gerçek ilaçla karşılaştırılıp, dene­nen ilacın etkilerini değerlendirmekte kullanılan, ilaç taklidi bir maddedir. Ba­zen, gereksiz yere ilaç isteyen nevrotik hastalara da verilir.

PLAK

10 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

PLAK. Yassı bir lekedir. Mültipl ya da dissemine skleroz’daki alanlar böyle ad­landırılır.

PİYÜRİ

10 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

PİYÜRİ. İdrarda cerahatin bulunması­dır.

PİYORE

10 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

PİYORE. Cerahatin akmasıdır. Alveo-ler piyore, devamlı cerahat akıntısının eşlik ettiği bir diş ve dişeti hastalığıdır. Sonunda, dişlerin sallandığı görülür.

PIYONEFROZ

10 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

PIYONEFROZ. Böbrek pelvisinin irinle dolarak şişmesi.

PİYOJEN

10 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

PİYOJEN. Cerahat oluşumuna yol açan mikro-organizmalara verilen addır.

PİYEMİ

10 Haziran 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

PİYEMİ. Kanda, cerahat ya da mikrop­lu pıhtı parçacıklarının bulunması hali­dir. Bu durumda, vücudun değişik yer­lerinde, mültipl abseler oluşur.

.