Archive for 2008

You are browsing the archives of 2008.

KELİME SALATASI

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KELİME SALATASI. Mantıksal anla­mı ya da gereği olmayan, art arda dizil­miş kelimelerden oluşan bir konuşma biçimi. Genellikle şizofrenide görülür.

KEKEMELİK

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KEKEMELİK. Çok sık rastlanan bir konuşma bozukluğudur. Gırtlak çevresi kaslarının uyumlu çalışmamasından ötü­rü ortaya çıkar. Kişi, ya bir heceyi söy­lemeden önce duraksar, veya hecenin ilk harflerini birkaç kere tekrarlar. Keke­melik, çocukluk devresinde olabildiği gi­bi, erişkinde ya da daha ileri yaşlarda da belirebilir. Genel inanışa göre, erken beliren kekemelikte, konuşmayla ilgili kas-sinir cihazında organik bir bozuk­luk [...]

KEDİ TIRMIĞI HASTALIĞI

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KEDİ TIRMIĞI HASTALIĞI. Deride­ki yüzeysel bir yıkım sonrası, yerel lenf bezlerinin şişmesi ve ateşle belirlenen bir hastalıktır. Nedeni: Tahminlere göre, bir virüs­tür. Hastalık, genellikle, bir kedinin ısır­ması ya da tırmalaması sonucu belirir, fakat etkeni kedide bulunamamıştır. Belirtileri: Deride ufak bir yara­nın belirmesinden 7-21 gün sonra, o bölgeyi boşaltan lenf bezleri şişip, hatta abseleşerek, dışarı açılabilir.’ [...]

KEDİ SESİ SENDROMU

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KEDİ SESİ SENDROMU. (Kromozom). 5 numaralı kromozomun (bkz.) bir bo­zukluğu; ruhsal rahatsızlığa yol açar. Ço­cukta fiziksel anomalilerle birlikte kedi miyavlamasını andıran bir ağlama sesi vardır.

K.B.B.

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

K.B.B. Kulak, Burun, Boğaz hastalıkları deyiminin, kısaltılmış şeklidir.

KAZIKLI HUMMA

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KAZIKLI HUMMA (Tetanoz). Sinir sis­teminin akut bir hastalığıdır. Nedeni: Toz, toprakta ve inek, at gibi ot yiyicilerin barsaklannda bulunan Clostridium tetani mikro-organizmasınm toksinidir. Belirtileri: Organizmalar, vücuda, içinde mikro-organizmanm sporları (bkz.) bulunan, hayvan gübresi ya da tozla bu­laşmış, sıyrık veya yaradan girer. Yara­nın oluşmasından üç hafta kadar sonra, hastada, endişe durumu ve huzursuzluk­la birlikte, kas sertliği [...]

KAZEİN

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KAZEİN. Midede süt bulunduğu zaman meydana gelen bir protein. Süt protein­lerinden biri; kalsiyumla birleşerek sütün “kesilmesi”ne neden olur.

KAZEİFİKASYON

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KAZEİFİKASYON. Özellikle, veremde görülen bir olaydır: Kronik enfeksiyon alanının merkezî ölü bölümü, cerahatle­nip abseleşeceğine, peynir görünümünde bir kitleye dönüşüp sonradan yerini bağ-dokusuna bırakmakta ya da kalsifiye olup tebeşirleşmektedir.

KAZALAR

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KAZALAR. 1968 yılında, İngiltere’de trafik kazalarında ölenlerin sayısı 6.810, ağır yaralananların sayısı 88.563 idi. 1969 yılında, Amerika Birleşik Devletle­ri’nde ise trafik kazalarında 56.400 kişi ölmüş, 2.000.000 kişi ağır yaralanmıştı. Aynı yıllarda, İngiltere’de evde olan ka­zalarda ölenlerin sayısı 7.561, ağır ya­ralananların sayısı 120.000 idi. Amerika Birleşik Devletleri’nde de ev kazalarında ölenlerin sayısı 27.000, ağır yaralanan-lannki 4.100.000 [...]

KAYALIK DAĞLAR LEKELİ HUM­MASI

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KAYALIK DAĞLAR LEKELİ HUM­MASI. Köpek ve kemiricilerce taşınan ve insana keneler yoluyla aktarılan Ri-ketsialar’ın neden olduğu bir ateşli has­talıktır. İlk olarak, Kayalık Dağlar’da görülmüş, sonraları Kuzey Amerika’nın diğer bölgelerinde de tanınmış olan bu hastalığın tedavisinde, tetrasiklin’den ya­rarlanılır.

KATRAN

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KATRAN. Kömür ya da bazı tür odu­nun yanmasından elde edilen, siyah, ya­pışkan bir maddedir. İçinde, kresol, fe­nol, toluen gibi yararlı maddelerin bu­lunmasından ötürü, tıpta, deriye uygu­lanmaktadır: Özellikle, sedef hastalığı ve kronik egzamada yararlıdır. Ham kömür katranı, % 1-10 arası yoğunluklarda, çinko merhemiyle karıştırılıp, ya olduğu gibi, ya da aseton, benzin gibi eriyikler­de sulandırılarak, deriye sürülür. [...]

KATGÜT

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KATGÜT (Catgut). Katgüt, koyun bar-sağından yapılan bir maddedir. Bu lif-sel doku, ipliklere ayrılmakta ve bundan sonra, çeşitli kalınlıkta ve kuvvette ola­cak şekilde, örülmektedir. Adi katgüt, bir haftada, vücut tarafından emilir; kro-mik, asitle işlem görmüş olanı ise, kro-mik katgüt adını alır ve üç hafta içinde emilebilir. Katgütü, cerrah, damarları bağlamak, enfeksiyon olabilecek yerleri dikmek için kullanılır. [...]

KATEKOLAMİN

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KATEKOLAMİN’ler. Sempatik sinir sisteminde iletimi sağlayan maddelerdir. Adrenalin, noradrenalin ve dopamin; bi­linen başlıca katekolaminlerdir. Bu mad­deler, ruhsal olayların düzenlenmesi ko­nusunda da önemli rol oynar.

KATATONİ

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KATATONİ. Bazı tip şizofrenilerde (bkz. Akıl Hastalığı) hastada özel bir hareket bozukluğu görülür: Tamamen hareketsiz olup, konduğu yerde durur, oturur veya yatar; bir nevi otomatik itaat halindedir. Hasta, karşısındakinin hareketlerini aynen tekrarlar, bazen de aniden çılgın taşkınlık gösterip, yıkıcı ve tehlikeli olabilir. Hastada, konfüzyon, hallüsinasyon da görülür. Bu durum de­vamlı değildir, fakat tekrarlayabilir.

KATARAKT

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KATARAKT. Gözdeki mercekte, gör­meyi bozan bir donukluğun oluşmasıdır. Nedeni: Çocuklukta, nedeni belirli olmayabilir; annedeki kalsiyum metabo­lizması bozukluğuna —örneğin, parati-roid hastalığına— bağlı olarak belirebil-diği gibi, frengi ya da gebelikte geçiril­miş kızamıkçığı izleyerek ortaya çıkabi­lir. Genellikle, gözdeki diğer bozukluk­lara eşlik eder. İleri yaşlarda, çoğunluk­la 50′den sonra, merceğin sertleşmesiyle beraber oluşur. Merceğin, bazen, merke­zinin daha fazla sertleştiği ve [...]

KAŞINTI

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KAŞINTI (Pruritus). Böcek sokmasından karaciğer hassasiyetine; ateşli hastalıklar­dan ihtiyarlığa kadar türlü nedeni var­dır. Genellikle, tedavi nedene bağlıdır. Fakat, basit vakalarda kalamin losyonu ya da bol fenollü kalamin losyonu etkili­dir. Daha ciddi vakalarda, merhem haIinde uygulanan ya da ağızdan alman kortikosteroidler yararlıdır. Genellikle, sedatifler ve müsekkinden yararlanabil­mek amacıyla ağızdan antihistaminikler verilir. Antihistaminikler, hastada duyar­lık yaratacağından, deriye [...]

KAS HASTALIKLARI

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KAS HASTALIKLARI (Miyopati). Si­nir sistemi bozukluğuna bağlı olmayan kas hastalığıdır. Miyopatilere seyrek rastlanır ve kas liflerinin yerini zamanla yağ ve bağdokusu aldığından, ilerleyici kas distrofisi diye adlandırılır. Klinik tabloya göre, hastalık üç gruba ayrılır. Yalancı-hipertrofik kas distrofisinde, ba­cak kasları iri görülmekle beraber, zayıf­tır. Hasta genellikle bir erkek çocuğudur veya hiç yürüyememiş, ya da yürüyemez olmuştur. [...]

KAS GEVŞETİCİ MADDELER.

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KAS GEVŞETİCİ MADDELER. Bazı ilaçlar, kan dolaşımına verildiklerinde, ya kas-sinir birleşme bölgesini, ya da merkez sinir sistemini etkileyerek, kasla­rın kasılmasını önler. Bu tip ilaçlara, “kas gevşetici ilaç” adı verilir; Güney Amerika’da, oklarda kullanılan zehir olan kurar da bunlardan biridir. Anestezistler, ameliyat sırasında hastaya zarar­lı olabilecek anestezik maddenin dozunu artırmaktansa, bu tür ilaçlara başvur­mayı tercih ederler. [...]

KARPAL TÜNEL SENDROMU

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Önkoldan ele gelen medyan adlı sinir, el bileği eklemini kol iç yüzünde çapraz­lar: Burada, bilek kemikleriyle, üstlerin­de uzanan bağ arasındaki “karpal tünel” den geçer. Bazı durumlarda, bu tünel­den geçtiği yerde, sinir tahriş olabilir ya da basınç altında kalabilir. Nedeni: Artrit, eski kırık, gebelik, akromegali (bkz.), miksödem’dir (bkz.)-Belirtileri: işaret ve orta parmak­ların ucunda uyuşma, bilek ve [...]

KAROTİS ATARDAMARI

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KAROTİS ATARDAMARI. Baş ve beynin kanını sağlayan büyük boyun atardamarıdır. Göğüste, “arteria carotis communis” şeklinde başlar; boyunda, boyuna giden iç dal ve kafatasının dışını kanlandıran dış dala ayrılır. Bu atarda­marın hastalığı, damarı gittikçe daralta­bilir (karotis stenozu) ve böylece bey­nin kanlanması azaldığından, çalışması bozulur. Ayrıca, böyle bir daralma, pıh­tıyla ilgili olabilir ve pıhtıdan ayrılan ufak parçalar [...]

KAROTEN

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KAROTEN. A vitamininin ön maddesi. Karaciğerde değişikliğe uğrayarak vita­min haline gelir. Özellikle havuçta bol miktarda karoten vardır.

KARNABAHAR KULAK

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KARNABAHAR KULAK (Güreşçi ku­lağı). Kulağa gelen bir darbe, kulak kıkırdağıyla, kıkırdağı örten zar (perikondr) arasında, kanamaya neden olabilir. Ku­lakta, hiçbir basınç ya da hareket olma­dığında, bu duruma müdahale edilmezse, biriken kan dağılamaz ve bağdokusuna dönüşüp, kulakta şekil bozukluğuna yol açar. Bu görünümdeki kulak, karnabaha­rı andırdığından, “karnabahar kulak” adını alır. Tedavi: Oluşmuş bir vakada, plastik cerrahının [...]

KARIŞIM

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KARIŞIM. Çeşitli ilaçların, genellikle su içinde karıştırılmasıdır. Modern eğilim, bir özel ilacın kullanılması şeklinde ol­makla beraber, bazı özel vakalar, karı­şım kullanılmasını gerektirir. Karışım ya­pılması, ayrıca mide-barsak hastalıkla­rında ve tablet yutamayan çocuklarda ve yetişkinlerde yararlı olur. Karışımda doz­ların ayarlanması oldukça kolaydır.

KARINDA SIVI TOPLANMASI

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KARINDA SIVI TOPLANMASI. Ka­rın periton boşluğu içinde sıvı birikme-sidir. Kan damarlarından sıvı sızmasına neden olan kalp, böbrek ve karaciğer hastalıklarında oluşup, karnın şişmesine neden olur. Bu sıvı birikimi çok fazlala-şırsa, parecentesis abdominis denen bir operasyonda, yerel anestezi altında karı­na sokulan bir enjektörlü iğneyle sıvı çekilebilir.

KARINCIK

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KARINCIK (Ventrikül). Küçük odacık şeklinde kapalı bölme. Kalpte ve beyinde bulunanlar gibi.

KARINCA ASİDİ

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KARINCA ASİDİ (Formik asit). Karın­ca, an, eşekarısı gibi böceklerin ısırık­larında bulunan bir maddedir. Geçmişte “doğal” maddelerin, bileşim olanlara üs­tünlüğü ve ayrıca bu maddenin bulun­duğu böceklerin aşın hareketliliği düşü­nülerek, hastaya da benzer hareket ser­bestliği verebilmek amacıyla, eklem ilti­habının tedavisinde kullanılmaktaydı.

KARIN YARALANMALARI

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KARIN YARALANMALARI. Karın ön duvarı kuvvetli bir koruyucu tabaka olması nedeniyle, günlük yaşamda, iç organları etkileyebilen ciddi karm yara­lanmalarına çok seyrek rastlanır. Bu tip yaralanmalar, daha çok trafik kazala­rında, ezilmelerde ve yüksek yerlerden düşmelerde görülür ve bu durumlarda karaciğer veya dalak parçalanabilir. Bü­yük bir kan damarının yırtılması halin­de, müdahaleye vakit kalmadan kişinin ‘ ölümüne neden [...]

KARIN

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KARIN (Batın). Gövdenin göğüs ve pel-vis bölgeleri arasındaki bölümüdür. Gö­ğüsten, bir kas bölme yapan diyafram ile ayrılmış olan karnın, alt bölümünde pelvis boşluğu ile devamlılığı vardır.. Ar­kadan, belkemiği ve alt kaburgalar ta­rafından iyice korunmuş olmakla bera­ber, ön ve yanlarda yalnız kas tabaka­ları ile yanlarda, transvers, iç ve dış oblik kaslar ve orta çizgi üstünde dikey [...]

KARDİYOSPAZM

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KARDİYOSPAZM. Yemek borusuyla mide arasında yer alan sfinkter (bkz.) in kasılması. Besinlerin yemek borusun­da birikmesine yol açar. Hastanın yakın­maları psikolojik olarak değerlendirile­bilir. Bu hataya düşmemek gerekir.

KARDİYOGRAM

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KARDİYOGRAM. Kalp çalışmasını saptayan alet olan kardiyografın çizdiği eğridir, Elektrokardiyogram.

KARBONTETRAKLORÜR

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KARBONTETRAKLORÜR. Endüstri­de, yangın söndürücülerinde ve evlerde kuru temizlemede kullanılan, çok uçucu bir eriticidir. Buharı zehirlidir: Karın ağrısına yol açar, fakat en tehlikeli et­kisi, böbreklere zarar verip, akut yet­mezliğe yol açmasıdır. Yangın söndürü­cü olarak kullanılırken, sıcak bir yüzey­le temas ettiğinde, fosgen (bkz.) dahil, birçok gaz açığa çıkar. Alkol, karbon-tetraklorürün zehirli etkilerini artırır.

KARBONMONOKSİT ZEHİRLEN­MESİ

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KARBONMONOKSİT ZEHİRLEN­MESİ. Baş ağrısı, görme bozuklukları, uyku hali, mental konfüzyon ve koma gibi belirtilerle kendini gösterir. Kalıcı beyin hasarı oluşabilir. Mekanik solunum aracıyla saf oksijen solunumu yaptırılır.

KARASU HUMMASI

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KARASU HUMMASI. Habis, tersian (falciparum) sıtması olup da, kininin te­davi edemediği birkaç kriz geçirmişlerde görülen bir durumdur. Nedeni: Tam olarak bilinmemekte­dir. Ani oluşan alyuvar yıkımı ve bun­ların renk maddesinin açığa çıkması, be­lirtilerin nedenidir. Belirtileri: Karasu humması, sıt­ma krizi şeklinde başlar, fakat idrar si­yah denecek kadar koyu kırmızıdır. Şid­detli baş, sırt, karın ağrısıyla, ateş ve kusma [...]

KARBONMONOKSİT

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KARBONMONOKSİT. Çeşitli kaynak­lardan (örneğin, otomobil egzozlarından) çıkan öldürücü bir gazdır. Öldürücülüğü, kan hemoglobiniyle, oksijenden 200 misli fazla birleşme yeteneğinden doğar; ayrıca, dokulara oksijen verilmesini önler. Bundan ötürü, havada bolca karbonmonoksit varlığı, kanda belirli bir yo­ğunluğa ve kimyasal asfiksiye (oksijen­sizliğe) yol açar: % 0,2 tehlikeli, % 0,4 ise bir saatte öldürücü olan yoğunluk­larıdır. Bu gazla zehirlenme [...]

KARBONDİOKSİT BİRİKİMİ

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KARBONDİOKSİT BİRİKİMİ. Hasta­nın kanındaki karbondioksit miktarı art­tığı takdirde baş ağrısı, kas seyirmeleri, konfüzyon, halüsinasyon gibi belirtiler ortaya çıkar. Bazı vakalarda kafa içi ba­sıncının artmasına ait bulgular kendini gösterir. Tedavi, oksijen solutulması şek­lindedir.

KARBONDİOKSİT

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KARBONDİOKSİT. Vücutta oksijen yakılması sonucu, dokularda karbon­dioksit oluşur. Kanla akciğerlere taşman bu gaz, verilen soluk havasıyla vücuttan atılır. Anestezide, oksijenle karbondiok­sit, solunumu uyarmak amacıyla kulla­nılır, çünkü karbondioksit fazlalığını hisseden vücut, solunumu hızlandırıp, oksijenkarbondioksit dengesini koruma­ya yönelir. Tıpta, karbondioksit ayrıca, siğilleri yakmak için, karbondioksit karı halinde kullanılır. Bunu elde etmek için, basınç altındaki gazın çok süratle [...]

KARBOKSİHEMOGLOBİN

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KARBOKSİHEMOGLOBİN. Karbonmonoksitle hemoglobinin birleşmesi ile meydana gelen dayanıklı bileşik. Bu du­rumda alyuvarlar, oksijen taşıma yete­neklerini yitirir.

KARANTİNA

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KARANTİNA. Bulaşıcı hastalığı oldu­ğu, ya da böyle bir hastalıkla temas et­tiğinden kuşkulanılan kişilerin ayrılma­sıdır. Şiddetli bir enfeksiyon salgını olan yerden gelen ya da yolcuları arasında bulaşıcı hastalık olan gemiler de karan­tinaya alınabilir, bkz. Enkübasyon Devri.Tedavi: Mutlak dinlenmektir. Böb­reklerin yıkılması halinde, tek çare, suni böbrek kullanmaktır. Alyuvarların yıkı­mını azaltmak için, kortikosteroidler kul­lanılır ve kansızlığa karşı da [...]

KARAKTER

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KARAKTER. Kişiliğin başkaları tara­fından sosyal, etik ve moral kriterlerle ilgili olarak değerlendirilmesidir. Böyle­ce kişinin toplumsal ortama olan uyum derecesini yansıtır.

KARACİĞERİN YASSI PARAZİTLE­Rİ

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KARACİĞERİN YASSI PARAZİTLE­Rİ. Bunlar, Clonorchis, Fasciola ve Opisthorcis olup, karaciğerde yerleşir ve safra yollarını tıkarlar. Clonorchis, özel­likle Uzakdoğu’da, çiğ balık yenen yer­lerde bulunur. Fasciola, koyun karaci­ğeri yassı parazitidir ve koyun pisliği bulaşmış sebzelerin yenmesiyle insan vü­cuduna geçer.

KARACİĞER ÖZÜ

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KARACİĞER ÖZÜ. Pernisyöz anemi ve diğer makrositer anemilerin (bkz. Anemi) tedavisinde kullanılır. Zerk ha­linde uygulanır. Diğer kansızlık çeşitle­rinde yararsızdır.

KARACİĞER İLTİHABI

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KARACİĞER İLTİHABI (Hepatit). Genellikle, enfeksiyöz hepatit için kulla nılan bir addır ve sarılıkla birlikte görü­len karaciğer enfeksiyonu anlamına ge­lir. Nedeni: Hastanın dışkısıyla bulaşmış yiyecekteki virüsün yaptığı bir enfek­siyondur. Buna çok benzer bir durum, kan naklinde kullanılan kan ya da se­rumla ve hasta kişide kullanılmış iğne ve şırıngalarla nakledilen ve homolog serum hepatiti diye adlandırılan hasta­lıktır. [...]

KARACİĞER İLAÇLARI

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KARACİĞER İLAÇLARI, Kara­ciğer Hastalıkları.

KARACİĞER HASTALIKLARI

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KARACİĞER HASTALIKLARI. Bu hastalıklar, özel başlıkları altında anla­tılmakla beraber (bkz. özellikle, Sarılık, Kolesistit) birkaç genellemeden söz edi­lebilir. Karaciğer, vücudun çok önemli bir organıdır. Buna rağmen, bu organın ken­di kendini yenileme yeteneği ve kara­ciğer dokusunun, gerekenden çok fazla miktarda bulunması, karaciğer hastalık­larının sonuçlarının, umulduğu kadar ağır olmamasının nedenleridir. Genellik­le, karaciğer hastalıkları, diğer bir has­talığın ikincil belirtisidir. [...]

KARACİĞER EKSTRESİ

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KARACİĞER EKSTRESİ. Kara­ciğer Özü.

KARACİĞER BÜYÜMESİ

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KARACİĞER BÜYÜMESİ (Hepatome-gali). Başka organların ve/veya kendisi­nin çeşitli hastalıkları nedeniyle, kara­ciğerin kitlesinde meydana gelen artış. Normalde karaciğerin alt kenarı, sağ en alt kaburga kenarından daha aşağıya in­mez.

KARACİĞER

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KARACİĞER. Karaciğer, vücudun en büyük organıdır. Anatomisi: Diyaframın altında, sağda bulunan karaciğerin ön yüzünü kabur­galar örter ve üst kubbesi, altıncı ka­burgaya ulaşır. Yaklaşık olarak 1500 gr. ağırlığında, yumuşak bir organdır. Ta­nımlamada kolaylık sağlamak için dört parçaya bölünmekteyse de, aslında bir bütündür. Karaciğere kan, karın aortu­nun bir dalı olan hepatik atardamar, barsaklardan kan getiren portal toplar­damar [...]

KARABASAN

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KARABASAN (Kâbus). Korkunç düş. Sık görülür ve kişiyi fazla rahatsız eder­se; ruh hekiminin yardımı gerekebilir.

KARA DIŞKI

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KARA DIŞKI (Melena). Barsak ya da midedeki kan (bkz. Ülser) veya ilaç ola­rak alınmış demir, bizmut ve bazı kırmı­zı şaraplardan ötürü oluşan kara dışkıdır.

KAPSÜL

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KAPSÜL. Bir eklemi çevreleyen bağlar; bazı iç organların en dış yüzeyini kapla­yan kılıf; toz şeklindeki bazı ilaçların içine konduğu jelatinden yapılma muha­faza.

KAOLEN

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KAOLEN. Toz haline getirilmiş ve ku­mundan ayrılmış, alüminyum silikattır. Yara tozu, ağızdan ishal ilacı ve kaolen lapası (kaolen, asid borik, metol salisi­lat, nane ve timol yağlan ve gliserin ka- rışımı) halinde kullanılır. Bu, en emin ve en temiz lapadır. İshalin semptoma-tik tedavisinde, kaolen ve morfia karışı­mı çok yararlıdır.gelişmesi sonucu, son yirmi beş yıl için­de, bu [...]

KANÜL

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KANÜL. Vücuda bir sıvı vermek ya da vücut boşluklarında birikmiş sıvıları dı­şarıya almak amacıyla kullanılan içi boş tüp. Bazen içerisinde sivri bir mandren bulunur, böylece girişi kolaylaşır.

KANTUS

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KANTUS. Gözkapaklarınm birleşme ye­rinde meydana gelen açı. İç yanda olan nazal, dış yanda olansa temporal kantus olarak adlandırılır.

KANTARİDLER

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KANTARİDLER. Kurutulmuş İspanyol sineği (Cantharis vesicatoria) nin tozu­dur. İçindeki kantaridin adlı aktif mad­de, deride kabarcıklar oluşturduğundan, geçmişte, karşıt tahriş edici (bkz.) olarak kullanılmaktaydı. Günümüzde, başka maddelerle karıştırılıp, saç toniği olarak işe yaramaktadır. Çok eski yıllardan beri cinsel uyarıcı diye tanınmasının nedeni, ağızdan alındığında, idrarla atıldığından üretrayı tahriş etmesi ve bundan ötürü geçici uyarımlar sonucunda ereksiyona [...]

KANLANAMAMA

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KANLANAMAMA (İskemi). Kan da­marlarının geçici daralması, ya da has­talığı sonucu, vücudun belirli bir bölge­sinin yeterli kanlanamamasıdır. Bu du­rum, kan dolaşımının genel yetmezliği sonucu ortaya çıkarsa, genel kansızlık ve ölümle sonuçlanır. Değişik dokuların, kansızlığa dayan­ma süresi farklıdır. Örneğin, beyin do­kusu, beş dakikadan fazla süren iskemi sonucu düzelemeyecek şekilde bozulur­ken, deri, bu duruma, saatlerce dayana­bilir. Bu gerçek [...]

KANDİDA

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KANDİDA (Candida). Bir çeşit mantar. İplikçikleri olan ve bira mayasını andı­ran bir migroorganizma. İnsan vücudunun iç ve dış kısımlarında çeşitli belir­tilerle seyreden rahatsızlıklara yol açar.

KANCALI SOLUCAN

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KANCALI SOLUCAN. İnsanları enfek­te edebilen kancalı solucanlar, Ankylos- toma duodenale ve Necator americanus’ tur. Her ikisi de ufak (10 mm. kadar uzun) olup, barsaklarda, kan emerek ya­şarlar. Nedeni: Kancalı solucanların yumur­taları barsaktan dışarı çıktıkları zaman, larva haline gelebilmeleri için, nemli, donmayan yerlere gerek vardır. Bu lar­valar, insan derisini delip, içeri girebil­diklerinden, larvaların bulunabildiği su ya [...]

KAN ZEHİRLENMESİ

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KAN ZEHİRLENMESİ. Bu deyim, kanda, bakteri, bakteri toksinleri ya da enfekte maddenin bulunması halinde kul­lanılır.Nedeni: 1. Bakteryemi: Kan dolaşı­mım istila edebilecek şiddette bir bak­teri enfeksiyonunda, bu hal ortaya çıkar. 2. Septisemi: Bakteri toksinlerinin kan dolaşımına katılması halidir. 3. Piyemi: Enfekte pıhtı ya da cerahat parçacıklarının, kan dolaşımında bulun­masıdır. Belirtileri: Kıpkırmızı döküntü, titremeyle ateş yükselmeleri, kalp [...]

KAN PIHTILAŞMASI

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Oldukça karma­şık bir olaydır. Aslında, dolaşımdaki fib-rinojen adlı bir madde, pıhtının çerçe­vesi olan, erimeyen fibrin’e değişir. Şim­diye kadar, pıhtı oluşumunda etkili 13 faktör bulunmuştur: Bunların hepsinin düzenli çalışması halinde, dolaşımda bu­lunan protrombin adlı faktör, zedelenen dokudan açığa çıkan ve tromboplastin adını alan maddece, trombin’e değiş­mekte, bu da fibrinojen’in fibrin’e dö­nüşmesinde etkili olmaktadır. Bu olay­da kalsiyumun [...]

KAN TÜKÜRME

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KAN TÜKÜRME (Hemoptizi). Solu­num sisteminden (gırtlak, trakea, bronş veya akciğerler) doğan kan tükürme. Ger­çek hemoptizi, belki akciğer veremi, kal­bin valvüler hastalığı veya kalp yetmez­liği (özellikle mitral stenoz ve sol karın­cık yetmezliği), bronşektazi, pulmoner enfarktüsü (akciğerlerde bir kan pıhtısı), zatüre, bronş veya akciğerlerde tümör­ler, abse veya gangren, yaralar ve sey­rek görülen enfeksiyöz kaynaklardan olu­şabilir. Hatta kan [...]

KAN ŞEKERİ

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

(Glisemi). Kanda bulu­nan ve 100 mililitrede miligram olarak ifade edilen şeker miktarı. Aç karnına tayin edilir; normalde % 80-120 mg. arasında değişir.

KAN KÜLTÜRÜ

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KAN KÜLTÜRÜ. Toplardamardan alı­nan kanın, belirli bir ortamda bekletile­rek mikrop üremesine sahne olup olma­dığının araştırılması.

KAN KUSMA

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KAN KUSMA (Hematemez). Belirir be-lirmez, doktora başvurulmalıdır. Bazen, boğazın arka bölümlerinden gelen az miktardaki kan yutulup, sonradan kusu-labilir. Bu durumda, kısmen sindirildi-ğinden, kusulan kanın rengi çok koyu­dur. Tahriş edici yiyecek ya da kuvvetli alkol alındıktan sonra da oluşan gastrit­te, bazen az miktarda kan kusulabilir, fakat daha fazla miktarlarda kan, ya mi­deye, ya da duodenum’a ait [...]

KAN KANSERİ

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KAN KANSERİ (Lösemi). Kandaki ak­yuvarların sayıca çok fazla artmasıyla belirlenen bir hastalık grubudur. Nedeni: Bilinmemektedir. Radyasyo­nun neden olduğu iddia edilememekle beraber, iyonlaştırıcı ışınlara maruz kal­manın, hastalığın oluşum olağanlığını artırdığı tahmin edilmektedir. Lösemiler, başlıca üç sınıfa ayrılır: Akut, kronik miyeloid ya da granülositik ve kronik lenfatik. 1. Akut: Erkekte daha fazla görülen bu tip, başlıca çocuk [...]

KAN İŞEME

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KAN İŞEME (Hematüri). İdrar yolları­nın herhangi bir bölümünden gelebilen ve önemsiz ya da çok önemli olabilen, idrarda kan hücrelerinin bulunması du­rumudur. İdrarın görünümünden, kana­yan bölgeye ilişkin fikir edinilebilir: Ör­neğin, böbreklerden gelen kanama so­nucu, idrar, kırmızıdan fazla, mat kah­verengi ya da grimsi bulanıktır. İdrar torbasından gelen kan, daha kırmızı olup, sistit gibi bir iltihap ya da [...]

KAN HASTALIKLARI

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KAN HASTALIKLARI. Çok değişik ni­telikli ve seyirli kan hastalıkları vardır. Bun­lar ayrı ayrı anlatılmıştır, bkz. Anemi, Lösemi, Hodgkin Hastalığı, Purpura, He­mofili, Agranülositoz, Christmas Hasta­lığı, Yeni Doğanın Hemolitik Hastalığı, Polisitemi, Talasemi, Trombositopenik Purpura, Orak Hücreli Anemi. Ayrıntılı bilgi için tıklayın: Kan Hastalıkları

KAN GRUPLARI

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KAN GRUPLARI İlk kan nakli dene­melerinin bazıları başarılı olmakla bera­ber, çoğu ölümle sonuçlanmaktaydı. Bu­nun nedeni, 1941′de, A.B.D.’de çalış­makta olan Avusturyalı bir biyolog, Landsteiner’in kan gruplarını buluşuna kadar bilinemedi. Hangi ırktan olursa olsun, bütün insanların kanlan belirli bir serumun, alyuvarları pıhtılaştırmasına göre, birkaç grupta sınıflandırılır. Bu pıhtılaştırmanın aslı, serumdaki aglütinin adını alan antikorlarla, alyuvarların yü­zeyindeki aglütinojen [...]

KAN DURDURUCU

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KAN DURDURUCU (Hemostatik). Ka­namayı kontrol altına alan maddelerdir. Kelimenin diğer bir anlamı da, (hemos­tatik sözcüğü bu anlamda çok az kul­lanılır), kanamayı kontrol altına alma­ya yarayan aletlerdir. En çok kullanılan kanama durdurucular, sıcak ve soğuk uygulanmasıdır ve genellikle sıcak, so­ğuktan daha etkilidir. Yeterli etki sağ- lamak için, gerek sıcağın, gerek soğu­ğun, eli rahatsız edecek derecede fazla [...]

Kan Dolaşımı

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KAN DOLAŞIMI. Kanın vücutta do­laştığı, ilk olarak, 1628 yılında, İngiliz hekimi William Harvey tarafından gös­terilmiştir. Harvey, kanın, atardamarlar­dan toplardamarlara nasıl geçtiğini an­lamamış ve bu olayın, kanın etteki deliklerden geçmesiyle gerçekleştiğini tah­min etmiştir. Bu eksikliği, 30 yıl sonra.İtalyan asıllı Malpighi açıklayabilmiş ve yeni bulunmuş mikroskop yardımıyla atardamarlar ve toplardamar sistemlerini birleştiren kılcal damarları görmüştür. Vücutta kan [...]

KAN – BEYİN ŞEDDİ

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KAN – BEYİN ŞEDDİ. Kan dolaşımıy-la beyin dokusu arasında bulunan zar­lar. Her maddeye karşı geçirgen değildir. Nitekim bazı ilaçlar bu şedden geçemez.

KAN BASINCI

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KAN BASINCI (Tansiyon). Kalp, atar­damarlara kanı yüksek bir basınçla iter; kan basıncı olmasaydı, dolaşım müm­kün olamazdı. Kan basıncının en yük­sek olduğu an, kalp kasılması (sistolu), en düşük olduğu an ise, kalp gevşemesi (diastolu) zamanıdır. Sağlam bir genç erişkinde sistolik (en yüksek) basınç, 120 mm. Hg (cıva), diastolik (en düşük olanı ise 80 mm. Hg (cıva) [...]

KAN

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KAN. Soluk sarı renkli bir sıvı olan plazmayla, durduğu zaman çökerek plaz­madan ayrılan al ve akyuvarlardan olu­şur. Kanda hücrelerin birbirine oranları belirli olup, bu oranda görülecek deği­şiklikler, hastalığa işaret eder. Normal­de, milimetre küp başına 4,5 – 5,5 mil­yon alyuvarla, 4.000 – 10.000 akyuvar ve 150.000-400.000 trombosit (bkz.) vardır. Akyuvarlar, şekil ve boyanma özelliklerine göre sınıflandırılır: [...]

KAMIŞ KEMİK

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KAMIŞ KEMİK (Fibula). Alt bacakta, tibya kemiğinin dış arkasında bulunan ince kemiktir. Üst ucu, tibya ile eklem-leşir, ama diz eklemi yapısına girmez. Alt ucu ise, ayak bileğinde, astragalus (talus) kemiği ile eklem yapar. Ayak bileğinin dış çıkıntısı —dış malleol— fibula’nın alt ucudur, bkz. Pott Kırığı.

KAMIŞ

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KAMIŞ. Penis.

KAMBURLUK

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KAMBURLUK (Kifoz). Omurganın hastalık derecesinde kamburluğu: Bu du­rumda, omurga kıvrımının açıklığı öne bakmaktadır.

KALSİYUM

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KALSİYUM. Yaşam için şart olan bir metaldir: Barsaklardan emilir ve bu sı­rada D vitamini gereklidir. Kalsiyum, kemik yapımında kullanılır. Erişkin in­san iskeletinde, çoğu ekmek ve sütten edinilmiş, 1,25 kg. kadar kalsiyum var­dır. Kalsiyum, kan pıhtılaşması, kas ve sinir çalışması ve verimli kalp çalışması için gereklidir. Vücut dokularının kal­siyum dengesiyle, bu maddenin emilim ve atılımını, paratiroid [...]

KALBİN YAVAŞLAMASI

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KALBİN YAVAŞLAMASI, Bradikardi.

KALBİN HIZLANMASI

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KALBİN HIZLANMASI, Taşikardi.

KALP ZARI İLTİHABI

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KALP ZARI İLTİHABI (Perikardit). Perikard iltihabıdır. Nedeni: Romatizmalı kalp hastalığı, verem, bakteri ve virüs enfeksiyonu, kalp kası infarktüsü, yaralanma (ameliyat ya­raları dahil) ve kanserli oluşumlar gibi, çeşitlidir. Belirtileri: Genellikle, hasta, sır­ta, omuzlar ya da karına vuran ağrı du­yar. Hareket ve derin solunum, bu ağ­rıyı artırır. Perikard’ın iki tabakası ara­sında sıvı toplanabilir ve bu durumda kalp [...]

KALP ZARI

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KALP ZARI (Perikard). İçinde kalbin bulunduğu zardan kesedir. İki tabaka­dan oluşmuştur ve bunların arasındaki kılcal boşlukta bulunan sıvı nedeniyle, kalp, çevresindeki dokularla sürtüşme­den, serbestçe hareket eder. Perikard’ın en dış bölümü, sert bağdokusundan ya­pılmıştır.

KALP YETMEZLİĞİ

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KALP YETMEZLİĞİ. Doğuştan olan ya da sonradan edinilen bir hastalık so­nucu, kalp görevini yeterli yapamaz ola­bilir ve bu yetmezliğin başlıca sağ, ya da sol kalbe ilişkin olduğu saptanabilir (bkz. Kalp). En sık görüleni, mitral ve­ya aort kapaklan hastalığı, koroner yet­mezlik ya da yüksek kan basıncı sonu­cu ortaya çıkabilen sol kalp yetmezliği­dir. Doğuştan kalp hastalıkları, kronik [...]

KALP

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KALP. Görevi: Kalp, aslında yan yana duran iki pompadan oluşmuştur. Pom­palardan biri, kanı akciğerlerden vücuda gönderir, diğeri ise vücuttan akciğere pompalar. Her pompanın iki odası var­dır: Birincisine kulakçık adı verilir ve burada akciğerler ya da vücuttan kanı getiren toplardamarların kanı toplanır. Kulakçık dolunca kasılır, atriyumla top­lardamarlar arası, tek yönlü işleyen ka­pak kapanır ve kan, karıncık [...]

KALORİ

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KALORİ. Diyet bilimi ve fizikte kulla­nılan bir enerji birimidir. Fizikte, ufak kalori, ya da gram-kalori, 1 gram su­yun ısısını 1 derece artıracak ısı miktarı diye tanımlanır. Diyet biliminde ise, bü­yük kalori, ya da kilo-kalori birimi kul­lanılır: Bu, 1. kg. suyun ısı derecesini 1 derece artırmaya yarayan ısı miktarı­dır.

KALOMEL

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KALOMEL. Cıva-1 klorürdür. Eskiden, müshil ve safra akımı uyarıcısı olarak kullanılmaktaydı. Cıva, özellikle karaci­ğerde biriken bir zehir olduğundan; kalo­mel, karaciğeri hasta olanları, iyileştire­ceği yerde, hastalıkları artırmaktaydı. Günümüzde kesinlikle kullanılmamakta­dır.

KALLUS

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KALLUS (Callus). Kırılan kemiğin kı­rık uçlarında, kan toplanır. Bu biriken kan kitlesi içinde, kemik yapıcı hücreler olan osteoblastlar çoğalır ve kırığın iki ucunu bir araya getiren düzensiz bir kemik kitlesi yapar. Bu kitleye, kallus adı verilir ve boyutları, başlangıçtaki kan bi­rikintisinin fazlalığına ve kemiğin kırıl­ma derecesine göre değişir. 4 hafta için­de, kallus’ta kireçleşme başlar ve [...]

KALKAN BEZİ

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KALKAN BEZİ. Tiroid.

KALITSAL METABOLİZMA BOZUK­LUKLARI

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KALITSAL METABOLİZMA BOZUK­LUKLARI. Kalıtım yoluyla soya geçen rahatsızlıklardır. Bunların her biri, kendi özel adları altında anlatılmıştır.

KALITIM

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KALITIM (Heredite). Genetik biliminin konusu olan bu geniş alan, burada, an­cak özetlenebilir. Kalıtımın bilimsel araş­tırması, Avusturyalı bir papaz olan Gre-gor Mendel (1822-1884) tarafından baş­latılmıştır. Mendel’in çalışmaları, ancak ölümünden sonra tanındı. Mendel’in en önemli deneylerinin konusu, fasulyeydi: Bu bitkide, çeşitli kalıtsal faktörlerin kolay ayırt edilebilmesi ve çapraz döl­lenme olanağı, deneyleri kolaylaştırmak­taydı. Gerçekte, adi fasulye tanelerinin bazıları [...]

KALINBARSAK

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KALINBARSAK. Kolon.

KALÇA EKLEMİ

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KALÇA EKLEMİ. Femur kemiği (üst bacak kemiği) başının, pelvisteki ace-tabulum adını alan yuvanın içine girme­siyle oluşmuş bir eklemdir. Çok kuvvetli bağdokusundan zarı ve yine çok kuvvetli bağlan olduğundan, erişkinde çok sey­rek çıkar, fakat bazı çocuklar, yapısı bo­zuk olan bir eklemle doğduklarından, çıkıklara çok sık rastlanabilir. Bu du­rum, doğuştan kalça çıkığı diye adlan­dırılır ve Kuzey İtalya [...]

KALB KASI İLTİHABI

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KALB KASI İLTİHABI (Miyokardit). Nedeni: Genellikle, romatizmadır. Çi­çek, nezle gibi akut virüs enfeksiyon­ları, ya da difteri, tifo, kızıl gibi akut bakteri enfeksiyonlarının bir komplikasyonu olarak da belirebilir. Belirtileri: Nabız düzensizleşebilir, bayılma nöbetleri belirebilir ve hasta, göğsünde ağrı hissedipgereksiz oranda yorgun ve soluksuz olabilir. Tedavi: Mutlak dinlenme ve nede­nin tedavisidir.

KALAAZAR

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KALAAZAR. Kara humma, veya dum­dum humması diye de anılan bir tro­pikal hastalıktır. Batı Afrika, Hindistan, Çin ve Sudan, bu hastalığın en sık gö­rüldüğü yerlerdir. Hastalığı, kumsal böl­gelerde görülen ufak, ısıran sinekler ta­şır. Nedeni: Retikülo-endotelyal sistem­de (bkz-) çoğalan Leishmania donovani’ dir. Belirtileri: Kuluçka devri, bir ay veya birkaç yıl arasındadır. Bazen belir­tiler ani başlar: Hastada, ateş [...]

KÂFURU

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KÂFURU. Karakteristik bir kokuya sa­hip olan, beyaz renkli, katı bir madde. Gaz giderici ve balgam söktürücü etkisi vardır; bu nedenle öksürük şuruplarının bileşimine katılır. Dışarıdan sürülerek kullanıldığı zamandaysa derinin kızarma­sına (hiperemi) yol açar.

KAFEİN

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KAFEİN (Cafein). Çay ve kahvede bu­lunan bir alkaloiddir. Kakao’da da, bu­na benzer bir alkaloid olan, teobromin vardır. Kafein, merkez sinir sistemini uyarır, yorgunluğu önler ve iddiaya gö­re, beynin çalışma kapasitesini artırır. Bunlar için gerekli doz, 100 mg., ya da2 fincan taze çekilmiş kahvedir. Kafein, böbrekleri etkileyip, idrar miktarını ar­tırır, kalbi etkileyip uyararak, çarpıntıya dahi yol [...]

KAFATASI KIRIKLARI

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KAFATASI KIRIKLARI. Kırık olarak ele alındığında önemli olmayan, fakat ilgili beyin, beyin zarları, kan damarları ve kafa liflerinin yıkımı yönünden önem­senmesi gereken kırıklardır, Konküsyon.

KAFA İÇİ

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KAFA İÇİ (İntrakraniyal). Kafatası için­de yer alan oluşumları ve olayları nite­lendirmek için kullanılan bir deyim. Ka­fa içi basıncı gibi.

KAFA TRAVMASI

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KAFA TRAVMASI. Kafatasının doğru­dan ya da dolaylı olarak şiddetli darbe­ye maruz kalması. Sonuçta çeşitli beyin -içi kanamaları (bkz.), şuur kayıpları meydana gelebilir.

KAFA ÇİFTLERİ

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

(Kraniyal sinirler). Kafatası içindeki beyin ve beyin sapı kay­naklı 12 çift sinirdir; genellikle Romen rakamlarıyla belirtilirler: I. Nervus Olfactorius: (Koku siniri). Ko­ku duyusunu burundan beyine iletir. II. Nervus Opticus: (Göz siniri). Uyarı­ları, gözden beyine iletir. III. Nervus Oculomotorius: (Göz motor siniri). Göz küresini oynatan, pupillayı kontrol eden, göz merceğinin şeklini de­ğiştiren ve üst gözkapağını kaldıran [...]

KADMİYUM ZEHİRLENMESİ

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KADMİYUM ZEHİRLENMESİ. Eritil­miş kadmiyum’dan çıkan dumanlar, ak­ciğerlerde şiddetli tahrişe yol açıp, akut zehirlenmeye neden olur. Tedavi için, mutlak dinlenme, saf oksijen ve atropinzerkleri gereklidir. Kadmiyum duman ya da tozlarına yıllarca maruz kalınması sonucu, kronik zehirlenme oluşur ve so­lunum darlığı, burun akıntısı ve anemi şeklinde belirtiler verir. Böbrekler de bozulmuştur. Tedavi için, sodyum kalsi­yum edatat kullanılır.

KADINDA KILLANMA

29 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KADINDA KILLANMA. Kıllanma (kadında).

.