Archive for 2008
You are browsing the archives of 2008.
You are browsing the archives of 2008.
KELİME SALATASI. Mantıksal anlamı ya da gereği olmayan, art arda dizilmiş kelimelerden oluşan bir konuşma biçimi. Genellikle şizofrenide görülür.
KEKEMELİK. Çok sık rastlanan bir konuşma bozukluğudur. Gırtlak çevresi kaslarının uyumlu çalışmamasından ötürü ortaya çıkar. Kişi, ya bir heceyi söylemeden önce duraksar, veya hecenin ilk harflerini birkaç kere tekrarlar. Kekemelik, çocukluk devresinde olabildiği gibi, erişkinde ya da daha ileri yaşlarda da belirebilir. Genel inanışa göre, erken beliren kekemelikte, konuşmayla ilgili kas-sinir cihazında organik bir bozukluk [...]
KEDİ TIRMIĞI HASTALIĞI. Derideki yüzeysel bir yıkım sonrası, yerel lenf bezlerinin şişmesi ve ateşle belirlenen bir hastalıktır. Nedeni: Tahminlere göre, bir virüstür. Hastalık, genellikle, bir kedinin ısırması ya da tırmalaması sonucu belirir, fakat etkeni kedide bulunamamıştır. Belirtileri: Deride ufak bir yaranın belirmesinden 7-21 gün sonra, o bölgeyi boşaltan lenf bezleri şişip, hatta abseleşerek, dışarı açılabilir.’ [...]
KEDİ SESİ SENDROMU. (Kromozom). 5 numaralı kromozomun (bkz.) bir bozukluğu; ruhsal rahatsızlığa yol açar. Çocukta fiziksel anomalilerle birlikte kedi miyavlamasını andıran bir ağlama sesi vardır.
K.B.B. Kulak, Burun, Boğaz hastalıkları deyiminin, kısaltılmış şeklidir.
KAZIKLI HUMMA (Tetanoz). Sinir sisteminin akut bir hastalığıdır. Nedeni: Toz, toprakta ve inek, at gibi ot yiyicilerin barsaklannda bulunan Clostridium tetani mikro-organizmasınm toksinidir. Belirtileri: Organizmalar, vücuda, içinde mikro-organizmanm sporları (bkz.) bulunan, hayvan gübresi ya da tozla bulaşmış, sıyrık veya yaradan girer. Yaranın oluşmasından üç hafta kadar sonra, hastada, endişe durumu ve huzursuzlukla birlikte, kas sertliği [...]
KAZEİN. Midede süt bulunduğu zaman meydana gelen bir protein. Süt proteinlerinden biri; kalsiyumla birleşerek sütün “kesilmesi”ne neden olur.
KAZEİFİKASYON. Özellikle, veremde görülen bir olaydır: Kronik enfeksiyon alanının merkezî ölü bölümü, cerahatlenip abseleşeceğine, peynir görünümünde bir kitleye dönüşüp sonradan yerini bağ-dokusuna bırakmakta ya da kalsifiye olup tebeşirleşmektedir.
KAZALAR. 1968 yılında, İngiltere’de trafik kazalarında ölenlerin sayısı 6.810, ağır yaralananların sayısı 88.563 idi. 1969 yılında, Amerika Birleşik Devletleri’nde ise trafik kazalarında 56.400 kişi ölmüş, 2.000.000 kişi ağır yaralanmıştı. Aynı yıllarda, İngiltere’de evde olan kazalarda ölenlerin sayısı 7.561, ağır yaralananların sayısı 120.000 idi. Amerika Birleşik Devletleri’nde de ev kazalarında ölenlerin sayısı 27.000, ağır yaralanan-lannki 4.100.000 [...]
KAYALIK DAĞLAR LEKELİ HUMMASI. Köpek ve kemiricilerce taşınan ve insana keneler yoluyla aktarılan Ri-ketsialar’ın neden olduğu bir ateşli hastalıktır. İlk olarak, Kayalık Dağlar’da görülmüş, sonraları Kuzey Amerika’nın diğer bölgelerinde de tanınmış olan bu hastalığın tedavisinde, tetrasiklin’den yararlanılır.
KATRAN. Kömür ya da bazı tür odunun yanmasından elde edilen, siyah, yapışkan bir maddedir. İçinde, kresol, fenol, toluen gibi yararlı maddelerin bulunmasından ötürü, tıpta, deriye uygulanmaktadır: Özellikle, sedef hastalığı ve kronik egzamada yararlıdır. Ham kömür katranı, % 1-10 arası yoğunluklarda, çinko merhemiyle karıştırılıp, ya olduğu gibi, ya da aseton, benzin gibi eriyiklerde sulandırılarak, deriye sürülür. [...]
KATGÜT (Catgut). Katgüt, koyun bar-sağından yapılan bir maddedir. Bu lif-sel doku, ipliklere ayrılmakta ve bundan sonra, çeşitli kalınlıkta ve kuvvette olacak şekilde, örülmektedir. Adi katgüt, bir haftada, vücut tarafından emilir; kro-mik, asitle işlem görmüş olanı ise, kro-mik katgüt adını alır ve üç hafta içinde emilebilir. Katgütü, cerrah, damarları bağlamak, enfeksiyon olabilecek yerleri dikmek için kullanılır. [...]
KATEKOLAMİN’ler. Sempatik sinir sisteminde iletimi sağlayan maddelerdir. Adrenalin, noradrenalin ve dopamin; bilinen başlıca katekolaminlerdir. Bu maddeler, ruhsal olayların düzenlenmesi konusunda da önemli rol oynar.
KATATONİ. Bazı tip şizofrenilerde (bkz. Akıl Hastalığı) hastada özel bir hareket bozukluğu görülür: Tamamen hareketsiz olup, konduğu yerde durur, oturur veya yatar; bir nevi otomatik itaat halindedir. Hasta, karşısındakinin hareketlerini aynen tekrarlar, bazen de aniden çılgın taşkınlık gösterip, yıkıcı ve tehlikeli olabilir. Hastada, konfüzyon, hallüsinasyon da görülür. Bu durum devamlı değildir, fakat tekrarlayabilir.
KATARAKT. Gözdeki mercekte, görmeyi bozan bir donukluğun oluşmasıdır. Nedeni: Çocuklukta, nedeni belirli olmayabilir; annedeki kalsiyum metabolizması bozukluğuna —örneğin, parati-roid hastalığına— bağlı olarak belirebil-diği gibi, frengi ya da gebelikte geçirilmiş kızamıkçığı izleyerek ortaya çıkabilir. Genellikle, gözdeki diğer bozukluklara eşlik eder. İleri yaşlarda, çoğunlukla 50′den sonra, merceğin sertleşmesiyle beraber oluşur. Merceğin, bazen, merkezinin daha fazla sertleştiği ve [...]
KAŞINTI (Pruritus). Böcek sokmasından karaciğer hassasiyetine; ateşli hastalıklardan ihtiyarlığa kadar türlü nedeni vardır. Genellikle, tedavi nedene bağlıdır. Fakat, basit vakalarda kalamin losyonu ya da bol fenollü kalamin losyonu etkilidir. Daha ciddi vakalarda, merhem haIinde uygulanan ya da ağızdan alman kortikosteroidler yararlıdır. Genellikle, sedatifler ve müsekkinden yararlanabilmek amacıyla ağızdan antihistaminikler verilir. Antihistaminikler, hastada duyarlık yaratacağından, deriye [...]
KAS HASTALIKLARI (Miyopati). Sinir sistemi bozukluğuna bağlı olmayan kas hastalığıdır. Miyopatilere seyrek rastlanır ve kas liflerinin yerini zamanla yağ ve bağdokusu aldığından, ilerleyici kas distrofisi diye adlandırılır. Klinik tabloya göre, hastalık üç gruba ayrılır. Yalancı-hipertrofik kas distrofisinde, bacak kasları iri görülmekle beraber, zayıftır. Hasta genellikle bir erkek çocuğudur veya hiç yürüyememiş, ya da yürüyemez olmuştur. [...]
KAS GEVŞETİCİ MADDELER. Bazı ilaçlar, kan dolaşımına verildiklerinde, ya kas-sinir birleşme bölgesini, ya da merkez sinir sistemini etkileyerek, kasların kasılmasını önler. Bu tip ilaçlara, “kas gevşetici ilaç” adı verilir; Güney Amerika’da, oklarda kullanılan zehir olan kurar da bunlardan biridir. Anestezistler, ameliyat sırasında hastaya zararlı olabilecek anestezik maddenin dozunu artırmaktansa, bu tür ilaçlara başvurmayı tercih ederler. [...]
Önkoldan ele gelen medyan adlı sinir, el bileği eklemini kol iç yüzünde çaprazlar: Burada, bilek kemikleriyle, üstlerinde uzanan bağ arasındaki “karpal tünel” den geçer. Bazı durumlarda, bu tünelden geçtiği yerde, sinir tahriş olabilir ya da basınç altında kalabilir. Nedeni: Artrit, eski kırık, gebelik, akromegali (bkz.), miksödem’dir (bkz.)-Belirtileri: işaret ve orta parmakların ucunda uyuşma, bilek ve [...]
KAROTİS ATARDAMARI. Baş ve beynin kanını sağlayan büyük boyun atardamarıdır. Göğüste, “arteria carotis communis” şeklinde başlar; boyunda, boyuna giden iç dal ve kafatasının dışını kanlandıran dış dala ayrılır. Bu atardamarın hastalığı, damarı gittikçe daraltabilir (karotis stenozu) ve böylece beynin kanlanması azaldığından, çalışması bozulur. Ayrıca, böyle bir daralma, pıhtıyla ilgili olabilir ve pıhtıdan ayrılan ufak parçalar [...]
KAROTEN. A vitamininin ön maddesi. Karaciğerde değişikliğe uğrayarak vitamin haline gelir. Özellikle havuçta bol miktarda karoten vardır.
KARNABAHAR KULAK (Güreşçi kulağı). Kulağa gelen bir darbe, kulak kıkırdağıyla, kıkırdağı örten zar (perikondr) arasında, kanamaya neden olabilir. Kulakta, hiçbir basınç ya da hareket olmadığında, bu duruma müdahale edilmezse, biriken kan dağılamaz ve bağdokusuna dönüşüp, kulakta şekil bozukluğuna yol açar. Bu görünümdeki kulak, karnabaharı andırdığından, “karnabahar kulak” adını alır. Tedavi: Oluşmuş bir vakada, plastik cerrahının [...]
KARIŞIM. Çeşitli ilaçların, genellikle su içinde karıştırılmasıdır. Modern eğilim, bir özel ilacın kullanılması şeklinde olmakla beraber, bazı özel vakalar, karışım kullanılmasını gerektirir. Karışım yapılması, ayrıca mide-barsak hastalıklarında ve tablet yutamayan çocuklarda ve yetişkinlerde yararlı olur. Karışımda dozların ayarlanması oldukça kolaydır.
KARINDA SIVI TOPLANMASI. Karın periton boşluğu içinde sıvı birikme-sidir. Kan damarlarından sıvı sızmasına neden olan kalp, böbrek ve karaciğer hastalıklarında oluşup, karnın şişmesine neden olur. Bu sıvı birikimi çok fazlala-şırsa, parecentesis abdominis denen bir operasyonda, yerel anestezi altında karına sokulan bir enjektörlü iğneyle sıvı çekilebilir.
KARINCIK (Ventrikül). Küçük odacık şeklinde kapalı bölme. Kalpte ve beyinde bulunanlar gibi.
KARINCA ASİDİ (Formik asit). Karınca, an, eşekarısı gibi böceklerin ısırıklarında bulunan bir maddedir. Geçmişte “doğal” maddelerin, bileşim olanlara üstünlüğü ve ayrıca bu maddenin bulunduğu böceklerin aşın hareketliliği düşünülerek, hastaya da benzer hareket serbestliği verebilmek amacıyla, eklem iltihabının tedavisinde kullanılmaktaydı.
KARIN YARALANMALARI. Karın ön duvarı kuvvetli bir koruyucu tabaka olması nedeniyle, günlük yaşamda, iç organları etkileyebilen ciddi karm yaralanmalarına çok seyrek rastlanır. Bu tip yaralanmalar, daha çok trafik kazalarında, ezilmelerde ve yüksek yerlerden düşmelerde görülür ve bu durumlarda karaciğer veya dalak parçalanabilir. Büyük bir kan damarının yırtılması halinde, müdahaleye vakit kalmadan kişinin ‘ ölümüne neden [...]
KARIN (Batın). Gövdenin göğüs ve pel-vis bölgeleri arasındaki bölümüdür. Göğüsten, bir kas bölme yapan diyafram ile ayrılmış olan karnın, alt bölümünde pelvis boşluğu ile devamlılığı vardır.. Arkadan, belkemiği ve alt kaburgalar tarafından iyice korunmuş olmakla beraber, ön ve yanlarda yalnız kas tabakaları ile yanlarda, transvers, iç ve dış oblik kaslar ve orta çizgi üstünde dikey [...]
KARDİYOSPAZM. Yemek borusuyla mide arasında yer alan sfinkter (bkz.) in kasılması. Besinlerin yemek borusunda birikmesine yol açar. Hastanın yakınmaları psikolojik olarak değerlendirilebilir. Bu hataya düşmemek gerekir.
KARDİYOGRAM. Kalp çalışmasını saptayan alet olan kardiyografın çizdiği eğridir, Elektrokardiyogram.
KARBONTETRAKLORÜR. Endüstride, yangın söndürücülerinde ve evlerde kuru temizlemede kullanılan, çok uçucu bir eriticidir. Buharı zehirlidir: Karın ağrısına yol açar, fakat en tehlikeli etkisi, böbreklere zarar verip, akut yetmezliğe yol açmasıdır. Yangın söndürücü olarak kullanılırken, sıcak bir yüzeyle temas ettiğinde, fosgen (bkz.) dahil, birçok gaz açığa çıkar. Alkol, karbon-tetraklorürün zehirli etkilerini artırır.
KARBONMONOKSİT ZEHİRLENMESİ. Baş ağrısı, görme bozuklukları, uyku hali, mental konfüzyon ve koma gibi belirtilerle kendini gösterir. Kalıcı beyin hasarı oluşabilir. Mekanik solunum aracıyla saf oksijen solunumu yaptırılır.
KARASU HUMMASI. Habis, tersian (falciparum) sıtması olup da, kininin tedavi edemediği birkaç kriz geçirmişlerde görülen bir durumdur. Nedeni: Tam olarak bilinmemektedir. Ani oluşan alyuvar yıkımı ve bunların renk maddesinin açığa çıkması, belirtilerin nedenidir. Belirtileri: Karasu humması, sıtma krizi şeklinde başlar, fakat idrar siyah denecek kadar koyu kırmızıdır. Şiddetli baş, sırt, karın ağrısıyla, ateş ve kusma [...]
KARBONMONOKSİT. Çeşitli kaynaklardan (örneğin, otomobil egzozlarından) çıkan öldürücü bir gazdır. Öldürücülüğü, kan hemoglobiniyle, oksijenden 200 misli fazla birleşme yeteneğinden doğar; ayrıca, dokulara oksijen verilmesini önler. Bundan ötürü, havada bolca karbonmonoksit varlığı, kanda belirli bir yoğunluğa ve kimyasal asfiksiye (oksijensizliğe) yol açar: % 0,2 tehlikeli, % 0,4 ise bir saatte öldürücü olan yoğunluklarıdır. Bu gazla zehirlenme [...]
KARBONDİOKSİT BİRİKİMİ. Hastanın kanındaki karbondioksit miktarı arttığı takdirde baş ağrısı, kas seyirmeleri, konfüzyon, halüsinasyon gibi belirtiler ortaya çıkar. Bazı vakalarda kafa içi basıncının artmasına ait bulgular kendini gösterir. Tedavi, oksijen solutulması şeklindedir.
KARBONDİOKSİT. Vücutta oksijen yakılması sonucu, dokularda karbondioksit oluşur. Kanla akciğerlere taşman bu gaz, verilen soluk havasıyla vücuttan atılır. Anestezide, oksijenle karbondioksit, solunumu uyarmak amacıyla kullanılır, çünkü karbondioksit fazlalığını hisseden vücut, solunumu hızlandırıp, oksijenkarbondioksit dengesini korumaya yönelir. Tıpta, karbondioksit ayrıca, siğilleri yakmak için, karbondioksit karı halinde kullanılır. Bunu elde etmek için, basınç altındaki gazın çok süratle [...]
KARBOKSİHEMOGLOBİN. Karbonmonoksitle hemoglobinin birleşmesi ile meydana gelen dayanıklı bileşik. Bu durumda alyuvarlar, oksijen taşıma yeteneklerini yitirir.
KARANTİNA. Bulaşıcı hastalığı olduğu, ya da böyle bir hastalıkla temas ettiğinden kuşkulanılan kişilerin ayrılmasıdır. Şiddetli bir enfeksiyon salgını olan yerden gelen ya da yolcuları arasında bulaşıcı hastalık olan gemiler de karantinaya alınabilir, bkz. Enkübasyon Devri.Tedavi: Mutlak dinlenmektir. Böbreklerin yıkılması halinde, tek çare, suni böbrek kullanmaktır. Alyuvarların yıkımını azaltmak için, kortikosteroidler kullanılır ve kansızlığa karşı da [...]
KARAKTER. Kişiliğin başkaları tarafından sosyal, etik ve moral kriterlerle ilgili olarak değerlendirilmesidir. Böylece kişinin toplumsal ortama olan uyum derecesini yansıtır.
KARACİĞERİN YASSI PARAZİTLERİ. Bunlar, Clonorchis, Fasciola ve Opisthorcis olup, karaciğerde yerleşir ve safra yollarını tıkarlar. Clonorchis, özellikle Uzakdoğu’da, çiğ balık yenen yerlerde bulunur. Fasciola, koyun karaciğeri yassı parazitidir ve koyun pisliği bulaşmış sebzelerin yenmesiyle insan vücuduna geçer.
KARACİĞER ÖZÜ. Pernisyöz anemi ve diğer makrositer anemilerin (bkz. Anemi) tedavisinde kullanılır. Zerk halinde uygulanır. Diğer kansızlık çeşitlerinde yararsızdır.
KARACİĞER İLTİHABI (Hepatit). Genellikle, enfeksiyöz hepatit için kulla nılan bir addır ve sarılıkla birlikte görülen karaciğer enfeksiyonu anlamına gelir. Nedeni: Hastanın dışkısıyla bulaşmış yiyecekteki virüsün yaptığı bir enfeksiyondur. Buna çok benzer bir durum, kan naklinde kullanılan kan ya da serumla ve hasta kişide kullanılmış iğne ve şırıngalarla nakledilen ve homolog serum hepatiti diye adlandırılan hastalıktır. [...]
KARACİĞER HASTALIKLARI. Bu hastalıklar, özel başlıkları altında anlatılmakla beraber (bkz. özellikle, Sarılık, Kolesistit) birkaç genellemeden söz edilebilir. Karaciğer, vücudun çok önemli bir organıdır. Buna rağmen, bu organın kendi kendini yenileme yeteneği ve karaciğer dokusunun, gerekenden çok fazla miktarda bulunması, karaciğer hastalıklarının sonuçlarının, umulduğu kadar ağır olmamasının nedenleridir. Genellikle, karaciğer hastalıkları, diğer bir hastalığın ikincil belirtisidir. [...]
KARACİĞER BÜYÜMESİ (Hepatome-gali). Başka organların ve/veya kendisinin çeşitli hastalıkları nedeniyle, karaciğerin kitlesinde meydana gelen artış. Normalde karaciğerin alt kenarı, sağ en alt kaburga kenarından daha aşağıya inmez.
KARACİĞER. Karaciğer, vücudun en büyük organıdır. Anatomisi: Diyaframın altında, sağda bulunan karaciğerin ön yüzünü kaburgalar örter ve üst kubbesi, altıncı kaburgaya ulaşır. Yaklaşık olarak 1500 gr. ağırlığında, yumuşak bir organdır. Tanımlamada kolaylık sağlamak için dört parçaya bölünmekteyse de, aslında bir bütündür. Karaciğere kan, karın aortunun bir dalı olan hepatik atardamar, barsaklardan kan getiren portal toplardamar [...]
KARABASAN (Kâbus). Korkunç düş. Sık görülür ve kişiyi fazla rahatsız ederse; ruh hekiminin yardımı gerekebilir.
KARA DIŞKI (Melena). Barsak ya da midedeki kan (bkz. Ülser) veya ilaç olarak alınmış demir, bizmut ve bazı kırmızı şaraplardan ötürü oluşan kara dışkıdır.
KAPSÜL. Bir eklemi çevreleyen bağlar; bazı iç organların en dış yüzeyini kaplayan kılıf; toz şeklindeki bazı ilaçların içine konduğu jelatinden yapılma muhafaza.
KAOLEN. Toz haline getirilmiş ve kumundan ayrılmış, alüminyum silikattır. Yara tozu, ağızdan ishal ilacı ve kaolen lapası (kaolen, asid borik, metol salisilat, nane ve timol yağlan ve gliserin ka- rışımı) halinde kullanılır. Bu, en emin ve en temiz lapadır. İshalin semptoma-tik tedavisinde, kaolen ve morfia karışımı çok yararlıdır.gelişmesi sonucu, son yirmi beş yıl içinde, bu [...]
KANÜL. Vücuda bir sıvı vermek ya da vücut boşluklarında birikmiş sıvıları dışarıya almak amacıyla kullanılan içi boş tüp. Bazen içerisinde sivri bir mandren bulunur, böylece girişi kolaylaşır.
KANTUS. Gözkapaklarınm birleşme yerinde meydana gelen açı. İç yanda olan nazal, dış yanda olansa temporal kantus olarak adlandırılır.
KANTARİDLER. Kurutulmuş İspanyol sineği (Cantharis vesicatoria) nin tozudur. İçindeki kantaridin adlı aktif madde, deride kabarcıklar oluşturduğundan, geçmişte, karşıt tahriş edici (bkz.) olarak kullanılmaktaydı. Günümüzde, başka maddelerle karıştırılıp, saç toniği olarak işe yaramaktadır. Çok eski yıllardan beri cinsel uyarıcı diye tanınmasının nedeni, ağızdan alındığında, idrarla atıldığından üretrayı tahriş etmesi ve bundan ötürü geçici uyarımlar sonucunda ereksiyona [...]
KANLANAMAMA (İskemi). Kan damarlarının geçici daralması, ya da hastalığı sonucu, vücudun belirli bir bölgesinin yeterli kanlanamamasıdır. Bu durum, kan dolaşımının genel yetmezliği sonucu ortaya çıkarsa, genel kansızlık ve ölümle sonuçlanır. Değişik dokuların, kansızlığa dayanma süresi farklıdır. Örneğin, beyin dokusu, beş dakikadan fazla süren iskemi sonucu düzelemeyecek şekilde bozulurken, deri, bu duruma, saatlerce dayanabilir. Bu gerçek [...]
KANDİDA (Candida). Bir çeşit mantar. İplikçikleri olan ve bira mayasını andıran bir migroorganizma. İnsan vücudunun iç ve dış kısımlarında çeşitli belirtilerle seyreden rahatsızlıklara yol açar.
KANCALI SOLUCAN. İnsanları enfekte edebilen kancalı solucanlar, Ankylos- toma duodenale ve Necator americanus’ tur. Her ikisi de ufak (10 mm. kadar uzun) olup, barsaklarda, kan emerek yaşarlar. Nedeni: Kancalı solucanların yumurtaları barsaktan dışarı çıktıkları zaman, larva haline gelebilmeleri için, nemli, donmayan yerlere gerek vardır. Bu larvalar, insan derisini delip, içeri girebildiklerinden, larvaların bulunabildiği su ya [...]
KAN ZEHİRLENMESİ. Bu deyim, kanda, bakteri, bakteri toksinleri ya da enfekte maddenin bulunması halinde kullanılır.Nedeni: 1. Bakteryemi: Kan dolaşımım istila edebilecek şiddette bir bakteri enfeksiyonunda, bu hal ortaya çıkar. 2. Septisemi: Bakteri toksinlerinin kan dolaşımına katılması halidir. 3. Piyemi: Enfekte pıhtı ya da cerahat parçacıklarının, kan dolaşımında bulunmasıdır. Belirtileri: Kıpkırmızı döküntü, titremeyle ateş yükselmeleri, kalp [...]
Oldukça karmaşık bir olaydır. Aslında, dolaşımdaki fib-rinojen adlı bir madde, pıhtının çerçevesi olan, erimeyen fibrin’e değişir. Şimdiye kadar, pıhtı oluşumunda etkili 13 faktör bulunmuştur: Bunların hepsinin düzenli çalışması halinde, dolaşımda bulunan protrombin adlı faktör, zedelenen dokudan açığa çıkan ve tromboplastin adını alan maddece, trombin’e değişmekte, bu da fibrinojen’in fibrin’e dönüşmesinde etkili olmaktadır. Bu olayda kalsiyumun [...]
KAN TÜKÜRME (Hemoptizi). Solunum sisteminden (gırtlak, trakea, bronş veya akciğerler) doğan kan tükürme. Gerçek hemoptizi, belki akciğer veremi, kalbin valvüler hastalığı veya kalp yetmezliği (özellikle mitral stenoz ve sol karıncık yetmezliği), bronşektazi, pulmoner enfarktüsü (akciğerlerde bir kan pıhtısı), zatüre, bronş veya akciğerlerde tümörler, abse veya gangren, yaralar ve seyrek görülen enfeksiyöz kaynaklardan oluşabilir. Hatta kan [...]
(Glisemi). Kanda bulunan ve 100 mililitrede miligram olarak ifade edilen şeker miktarı. Aç karnına tayin edilir; normalde % 80-120 mg. arasında değişir.
KAN KÜLTÜRÜ. Toplardamardan alınan kanın, belirli bir ortamda bekletilerek mikrop üremesine sahne olup olmadığının araştırılması.
KAN KUSMA (Hematemez). Belirir be-lirmez, doktora başvurulmalıdır. Bazen, boğazın arka bölümlerinden gelen az miktardaki kan yutulup, sonradan kusu-labilir. Bu durumda, kısmen sindirildi-ğinden, kusulan kanın rengi çok koyudur. Tahriş edici yiyecek ya da kuvvetli alkol alındıktan sonra da oluşan gastritte, bazen az miktarda kan kusulabilir, fakat daha fazla miktarlarda kan, ya mideye, ya da duodenum’a ait [...]
KAN KANSERİ (Lösemi). Kandaki akyuvarların sayıca çok fazla artmasıyla belirlenen bir hastalık grubudur. Nedeni: Bilinmemektedir. Radyasyonun neden olduğu iddia edilememekle beraber, iyonlaştırıcı ışınlara maruz kalmanın, hastalığın oluşum olağanlığını artırdığı tahmin edilmektedir. Lösemiler, başlıca üç sınıfa ayrılır: Akut, kronik miyeloid ya da granülositik ve kronik lenfatik. 1. Akut: Erkekte daha fazla görülen bu tip, başlıca çocuk [...]
KAN İŞEME (Hematüri). İdrar yollarının herhangi bir bölümünden gelebilen ve önemsiz ya da çok önemli olabilen, idrarda kan hücrelerinin bulunması durumudur. İdrarın görünümünden, kanayan bölgeye ilişkin fikir edinilebilir: Örneğin, böbreklerden gelen kanama sonucu, idrar, kırmızıdan fazla, mat kahverengi ya da grimsi bulanıktır. İdrar torbasından gelen kan, daha kırmızı olup, sistit gibi bir iltihap ya da [...]
KAN HASTALIKLARI. Çok değişik nitelikli ve seyirli kan hastalıkları vardır. Bunlar ayrı ayrı anlatılmıştır, bkz. Anemi, Lösemi, Hodgkin Hastalığı, Purpura, Hemofili, Agranülositoz, Christmas Hastalığı, Yeni Doğanın Hemolitik Hastalığı, Polisitemi, Talasemi, Trombositopenik Purpura, Orak Hücreli Anemi. Ayrıntılı bilgi için tıklayın: Kan Hastalıkları
KAN GRUPLARI İlk kan nakli denemelerinin bazıları başarılı olmakla beraber, çoğu ölümle sonuçlanmaktaydı. Bunun nedeni, 1941′de, A.B.D.’de çalışmakta olan Avusturyalı bir biyolog, Landsteiner’in kan gruplarını buluşuna kadar bilinemedi. Hangi ırktan olursa olsun, bütün insanların kanlan belirli bir serumun, alyuvarları pıhtılaştırmasına göre, birkaç grupta sınıflandırılır. Bu pıhtılaştırmanın aslı, serumdaki aglütinin adını alan antikorlarla, alyuvarların yüzeyindeki aglütinojen [...]
KAN DURDURUCU (Hemostatik). Kanamayı kontrol altına alan maddelerdir. Kelimenin diğer bir anlamı da, (hemostatik sözcüğü bu anlamda çok az kullanılır), kanamayı kontrol altına almaya yarayan aletlerdir. En çok kullanılan kanama durdurucular, sıcak ve soğuk uygulanmasıdır ve genellikle sıcak, soğuktan daha etkilidir. Yeterli etki sağ- lamak için, gerek sıcağın, gerek soğuğun, eli rahatsız edecek derecede fazla [...]
KAN DOLAŞIMI. Kanın vücutta dolaştığı, ilk olarak, 1628 yılında, İngiliz hekimi William Harvey tarafından gösterilmiştir. Harvey, kanın, atardamarlardan toplardamarlara nasıl geçtiğini anlamamış ve bu olayın, kanın etteki deliklerden geçmesiyle gerçekleştiğini tahmin etmiştir. Bu eksikliği, 30 yıl sonra.İtalyan asıllı Malpighi açıklayabilmiş ve yeni bulunmuş mikroskop yardımıyla atardamarlar ve toplardamar sistemlerini birleştiren kılcal damarları görmüştür. Vücutta kan [...]
KAN – BEYİN ŞEDDİ. Kan dolaşımıy-la beyin dokusu arasında bulunan zarlar. Her maddeye karşı geçirgen değildir. Nitekim bazı ilaçlar bu şedden geçemez.
KAN BASINCI (Tansiyon). Kalp, atardamarlara kanı yüksek bir basınçla iter; kan basıncı olmasaydı, dolaşım mümkün olamazdı. Kan basıncının en yüksek olduğu an, kalp kasılması (sistolu), en düşük olduğu an ise, kalp gevşemesi (diastolu) zamanıdır. Sağlam bir genç erişkinde sistolik (en yüksek) basınç, 120 mm. Hg (cıva), diastolik (en düşük olanı ise 80 mm. Hg (cıva) [...]
KAN. Soluk sarı renkli bir sıvı olan plazmayla, durduğu zaman çökerek plazmadan ayrılan al ve akyuvarlardan oluşur. Kanda hücrelerin birbirine oranları belirli olup, bu oranda görülecek değişiklikler, hastalığa işaret eder. Normalde, milimetre küp başına 4,5 – 5,5 milyon alyuvarla, 4.000 – 10.000 akyuvar ve 150.000-400.000 trombosit (bkz.) vardır. Akyuvarlar, şekil ve boyanma özelliklerine göre sınıflandırılır: [...]
KAMIŞ KEMİK (Fibula). Alt bacakta, tibya kemiğinin dış arkasında bulunan ince kemiktir. Üst ucu, tibya ile eklem-leşir, ama diz eklemi yapısına girmez. Alt ucu ise, ayak bileğinde, astragalus (talus) kemiği ile eklem yapar. Ayak bileğinin dış çıkıntısı —dış malleol— fibula’nın alt ucudur, bkz. Pott Kırığı.
KAMBURLUK (Kifoz). Omurganın hastalık derecesinde kamburluğu: Bu durumda, omurga kıvrımının açıklığı öne bakmaktadır.
KALSİYUM. Yaşam için şart olan bir metaldir: Barsaklardan emilir ve bu sırada D vitamini gereklidir. Kalsiyum, kemik yapımında kullanılır. Erişkin insan iskeletinde, çoğu ekmek ve sütten edinilmiş, 1,25 kg. kadar kalsiyum vardır. Kalsiyum, kan pıhtılaşması, kas ve sinir çalışması ve verimli kalp çalışması için gereklidir. Vücut dokularının kalsiyum dengesiyle, bu maddenin emilim ve atılımını, paratiroid [...]
KALP ZARI İLTİHABI (Perikardit). Perikard iltihabıdır. Nedeni: Romatizmalı kalp hastalığı, verem, bakteri ve virüs enfeksiyonu, kalp kası infarktüsü, yaralanma (ameliyat yaraları dahil) ve kanserli oluşumlar gibi, çeşitlidir. Belirtileri: Genellikle, hasta, sırta, omuzlar ya da karına vuran ağrı duyar. Hareket ve derin solunum, bu ağrıyı artırır. Perikard’ın iki tabakası arasında sıvı toplanabilir ve bu durumda kalp [...]
KALP ZARI (Perikard). İçinde kalbin bulunduğu zardan kesedir. İki tabakadan oluşmuştur ve bunların arasındaki kılcal boşlukta bulunan sıvı nedeniyle, kalp, çevresindeki dokularla sürtüşmeden, serbestçe hareket eder. Perikard’ın en dış bölümü, sert bağdokusundan yapılmıştır.
KALP YETMEZLİĞİ. Doğuştan olan ya da sonradan edinilen bir hastalık sonucu, kalp görevini yeterli yapamaz olabilir ve bu yetmezliğin başlıca sağ, ya da sol kalbe ilişkin olduğu saptanabilir (bkz. Kalp). En sık görüleni, mitral veya aort kapaklan hastalığı, koroner yetmezlik ya da yüksek kan basıncı sonucu ortaya çıkabilen sol kalp yetmezliğidir. Doğuştan kalp hastalıkları, kronik [...]
KALP. Görevi: Kalp, aslında yan yana duran iki pompadan oluşmuştur. Pompalardan biri, kanı akciğerlerden vücuda gönderir, diğeri ise vücuttan akciğere pompalar. Her pompanın iki odası vardır: Birincisine kulakçık adı verilir ve burada akciğerler ya da vücuttan kanı getiren toplardamarların kanı toplanır. Kulakçık dolunca kasılır, atriyumla toplardamarlar arası, tek yönlü işleyen kapak kapanır ve kan, karıncık [...]
KALORİ. Diyet bilimi ve fizikte kullanılan bir enerji birimidir. Fizikte, ufak kalori, ya da gram-kalori, 1 gram suyun ısısını 1 derece artıracak ısı miktarı diye tanımlanır. Diyet biliminde ise, büyük kalori, ya da kilo-kalori birimi kullanılır: Bu, 1. kg. suyun ısı derecesini 1 derece artırmaya yarayan ısı miktarıdır.
KALOMEL. Cıva-1 klorürdür. Eskiden, müshil ve safra akımı uyarıcısı olarak kullanılmaktaydı. Cıva, özellikle karaciğerde biriken bir zehir olduğundan; kalomel, karaciğeri hasta olanları, iyileştireceği yerde, hastalıkları artırmaktaydı. Günümüzde kesinlikle kullanılmamaktadır.
KALLUS (Callus). Kırılan kemiğin kırık uçlarında, kan toplanır. Bu biriken kan kitlesi içinde, kemik yapıcı hücreler olan osteoblastlar çoğalır ve kırığın iki ucunu bir araya getiren düzensiz bir kemik kitlesi yapar. Bu kitleye, kallus adı verilir ve boyutları, başlangıçtaki kan birikintisinin fazlalığına ve kemiğin kırılma derecesine göre değişir. 4 hafta içinde, kallus’ta kireçleşme başlar ve [...]
KALITSAL METABOLİZMA BOZUKLUKLARI. Kalıtım yoluyla soya geçen rahatsızlıklardır. Bunların her biri, kendi özel adları altında anlatılmıştır.
KALITIM (Heredite). Genetik biliminin konusu olan bu geniş alan, burada, ancak özetlenebilir. Kalıtımın bilimsel araştırması, Avusturyalı bir papaz olan Gre-gor Mendel (1822-1884) tarafından başlatılmıştır. Mendel’in çalışmaları, ancak ölümünden sonra tanındı. Mendel’in en önemli deneylerinin konusu, fasulyeydi: Bu bitkide, çeşitli kalıtsal faktörlerin kolay ayırt edilebilmesi ve çapraz döllenme olanağı, deneyleri kolaylaştırmaktaydı. Gerçekte, adi fasulye tanelerinin bazıları [...]
KALÇA EKLEMİ. Femur kemiği (üst bacak kemiği) başının, pelvisteki ace-tabulum adını alan yuvanın içine girmesiyle oluşmuş bir eklemdir. Çok kuvvetli bağdokusundan zarı ve yine çok kuvvetli bağlan olduğundan, erişkinde çok seyrek çıkar, fakat bazı çocuklar, yapısı bozuk olan bir eklemle doğduklarından, çıkıklara çok sık rastlanabilir. Bu durum, doğuştan kalça çıkığı diye adlandırılır ve Kuzey İtalya [...]
KALB KASI İLTİHABI (Miyokardit). Nedeni: Genellikle, romatizmadır. Çiçek, nezle gibi akut virüs enfeksiyonları, ya da difteri, tifo, kızıl gibi akut bakteri enfeksiyonlarının bir komplikasyonu olarak da belirebilir. Belirtileri: Nabız düzensizleşebilir, bayılma nöbetleri belirebilir ve hasta, göğsünde ağrı hissedipgereksiz oranda yorgun ve soluksuz olabilir. Tedavi: Mutlak dinlenme ve nedenin tedavisidir.
KALAAZAR. Kara humma, veya dumdum humması diye de anılan bir tropikal hastalıktır. Batı Afrika, Hindistan, Çin ve Sudan, bu hastalığın en sık görüldüğü yerlerdir. Hastalığı, kumsal bölgelerde görülen ufak, ısıran sinekler taşır. Nedeni: Retikülo-endotelyal sistemde (bkz-) çoğalan Leishmania donovani’ dir. Belirtileri: Kuluçka devri, bir ay veya birkaç yıl arasındadır. Bazen belirtiler ani başlar: Hastada, ateş [...]
KÂFURU. Karakteristik bir kokuya sahip olan, beyaz renkli, katı bir madde. Gaz giderici ve balgam söktürücü etkisi vardır; bu nedenle öksürük şuruplarının bileşimine katılır. Dışarıdan sürülerek kullanıldığı zamandaysa derinin kızarmasına (hiperemi) yol açar.
KAFEİN (Cafein). Çay ve kahvede bulunan bir alkaloiddir. Kakao’da da, buna benzer bir alkaloid olan, teobromin vardır. Kafein, merkez sinir sistemini uyarır, yorgunluğu önler ve iddiaya göre, beynin çalışma kapasitesini artırır. Bunlar için gerekli doz, 100 mg., ya da2 fincan taze çekilmiş kahvedir. Kafein, böbrekleri etkileyip, idrar miktarını artırır, kalbi etkileyip uyararak, çarpıntıya dahi yol [...]
KAFATASI KIRIKLARI. Kırık olarak ele alındığında önemli olmayan, fakat ilgili beyin, beyin zarları, kan damarları ve kafa liflerinin yıkımı yönünden önemsenmesi gereken kırıklardır, Konküsyon.
KAFA İÇİ (İntrakraniyal). Kafatası içinde yer alan oluşumları ve olayları nitelendirmek için kullanılan bir deyim. Kafa içi basıncı gibi.
KAFA TRAVMASI. Kafatasının doğrudan ya da dolaylı olarak şiddetli darbeye maruz kalması. Sonuçta çeşitli beyin -içi kanamaları (bkz.), şuur kayıpları meydana gelebilir.
(Kraniyal sinirler). Kafatası içindeki beyin ve beyin sapı kaynaklı 12 çift sinirdir; genellikle Romen rakamlarıyla belirtilirler: I. Nervus Olfactorius: (Koku siniri). Koku duyusunu burundan beyine iletir. II. Nervus Opticus: (Göz siniri). Uyarıları, gözden beyine iletir. III. Nervus Oculomotorius: (Göz motor siniri). Göz küresini oynatan, pupillayı kontrol eden, göz merceğinin şeklini değiştiren ve üst gözkapağını kaldıran [...]
KADMİYUM ZEHİRLENMESİ. Eritilmiş kadmiyum’dan çıkan dumanlar, akciğerlerde şiddetli tahrişe yol açıp, akut zehirlenmeye neden olur. Tedavi için, mutlak dinlenme, saf oksijen ve atropinzerkleri gereklidir. Kadmiyum duman ya da tozlarına yıllarca maruz kalınması sonucu, kronik zehirlenme oluşur ve solunum darlığı, burun akıntısı ve anemi şeklinde belirtiler verir. Böbrekler de bozulmuştur. Tedavi için, sodyum kalsiyum edatat kullanılır.