FİSTÜL. Doğal bir boşlukla, vücut yüzeyi veya iki doğal boşluk arasındaki anormal geçittir. (Barsak ve deri yüzeyi ya da mesane ile barsak arası gibi). Bu durum, doğuştan olabilir bademcik bölgesiyle boyun yüzeyi arası fistüllü doğan çocuklarda olduğu gibİ veya bir kanalın tıkanması sonucu oluşabilir tükürük kanalının tıkanması sonucu tükürüğün yanak yüzeyinde görülmesi durumunda olduğu gibi, yaralanmalar sonucu oluşabilir yırtılmış üretradan fistülün oluşması ve idrarın deri üstünde belirmesi gibi; hastalık sonucu meydana gelebilir bir pelvis tümörü veya absesi sonucu, kalmbarsak ile mesane arası fistülün oluşması gibi. En sık rastlanan fistül, rektum’un alt bölümü ile anus’u çevreleyen deri arası olanıdır ve genellikle o bölgedeki bir abseden (tüberküloz veya adi abse) ötürü oluşur. Vakalarm çoğunda, normal yolların devamlılığının yeniden sağlanmasıyla, fistül iyileşir, fakat anus çevresinde bulunanların, dışkıyla devamlı enfekte olduklarından, iyileşmesi daha zordur. Bu durumda, ufak bir ameliyat gereklidir ve yaranın ilk iyileşen bölümünün, en derin bölgesi olmasına dikkat edilmeli ve kabuğun sağlam olması sağlanmalıdır.
Kategori: Sağlık Sözlüğü – F
Sağlık Sözlüğü – F
-
FİSSÜRÜN Nedeni
FİSSÜRÜN Nedeni: Ağızda, çeşitli etkenlerle, ufak fissürler belirebilir. Bunlar, ağızla birlikte devamlı hareket halinde olduklarından ve içinde bakteri bulunan tükürükle bulaştıklarından, iyileşmeleri uzun sürer. Özellikle, soğuk havalarda, ağız fissürlerine sık rastlanır.
Anus fissürleri, genellikle katı ve sert dışkının, anus mukozasını yırtmasıyla oluşur. Her dışkı çıkışında, oluşmuş bir fissür yeniden açılır ve dışkı ile enfekte olabilir.
Belirtileri: Anus fissürleri çok ağrılıdır. Dışkılama sırasında hasta, çok fazla sancılandığından, kendini tutar ve sonuçta kabızlık belirir. Anus çevresinde hafif bir kanama ve kaşıntı olabilir. Ağız kenarı çatlakları, hem rahatsız edici, hem de görünüşü bozan yaralardır. Tedavi: Ağız kenarı çatlaklarında, yüz ve ağız temiz tutulmalı ve hasta, fis-sürü yalamaktan kaçınmalıdır. Belirli bir diş enfeksiyonu varsa, tedavi edilmelidir. Bazen, gümüş nitrat uygulanmasıyla fissür iyileşebilir. Anus fissürlerinde, dışkının yumuşak ve dışkılamanın düzenli olması sağlanmalı ve hafif vakalarda uyuşturucu bir merhem sürülmelidir. Anus ve çevresi temiz tutulmalı ve her dışkılamadan sonra yıkanmalıdır. Daha ağır vakalarda, genel narkoz altında, anus dilatasyonu ve hatta fissür ve çevresindeki derinin cerrahi yöntemlerle çıkartılması gerekebilir; ameliyat yarası birkaç haftada iyileşir. -
FİLARYAZİS
FİLARYAZİS. Filarya adı verilen çok küçük solucanların yaptığı bir enfeksiyondur. Bu solucanlar, 2-50 cm. uzunluğunda, kalınca bir iplik inceliğindedir. Erişkin dişi filarya’dan, kanda dağılan ve mikrofilarya adı verilen larvalar çıkar. Enfekte bir kişiyi sokan bir böcek, bu mikrofilaryaları da emer ve mikrofi-laryalar, böceğin içinde filarya haline gelirler. Şimdi, filaryaları taşıyan bu böceğin soktuğu insana, filarya aşılanmış olur.
Filarya çeşitleri: (İnsanı enfekte edebilenleri): Wuchereria bancrofti, Brugia malayi, Onchocerca volvulus ve Loa loa’ dır. Bunlar, tropikal ve subtropikal ülkelerde bulunur. Wuchereria bancrofti ve Brugia malayi, lenf yollarını tıkayarak bacakların ve üretim organlarının çok fazla şişmesiyle beliren elefantiyazis (fil hastalığı), etkenleridir. Ara konak, burada bir sivrisinektir.
Onchocerca volvulus, onchocerciasis hastalığının etkenidir. Bu hastalıkta, deri kaşınır ye kalınlaşır, vücudun çeşitli bölgelerinde, içinde erişkin filaryaların bulunduğu şişkinlikler ortaya çıkar. Bu şişkinliklerin, ameliyatla çıkartılması gerekir, çünkü kaldıkları hallerde, enfeksiyonun tekrarlanmasına neden olurlar. Onchocerciasis, gözlerde yapabildiği yıkımdan ötürü, Afrika nehir körlüğü hastalığı adını da alır. Bu enfeksiyona, Orta ye Batı Afrika ile Güney ve Orta Amerika’da sık rastlanır. Ara konak, Simu-lium adlı manda sivrisineğidir ve mikro-filaryalara, kan yerine deride rastlanır. Loa loa, bir Batı Afrika filaryasıdır. Bunun ara konağı olan mango sineği, sivrisineklerin tersine, insanları gündüzleri sokar. Loa loa’da, deride, Calabar şişkinlikleri adı verilen kabartılar belirir ve zaman zaman, filaryaların göz kon-junktivası içinde hareket ettikleri görülebilir. Tedavi: Çeşitli isimler altında satılan diethylcarbamazine, kan ve derideki mikrofilaryalan öldürür, fakat erişkin solucanlara, özellikle Önchocerca’ya karşı etkisizdir. Diethylcarbamazine almakta olan hastalar, ölü mikrofilaryalara karşı ateş, baş ağrısı ve genel halsizlik gibi allerjik reaksiyon belirtileri gösterebilirler. Onchocerca enfeksiyonlarında, göz de hastalanabilir ve deride aşın bir kaşıntı görülür. Onchocerciasis’te, içinde erişkin solucanların bulunduğu şişkinlikler, cerrahi yolla alınır. Diethylcarba-mazine’e karşı şiddetli reaksiyon olduğu hallerde, hastaya kortikosteroidler verilir. İnatçı Onchocerca enfeksiyonlarında bazen suramin adlı ilaç damar içi yoldan verilir, fakat bu ilacın böbreklerde bozukluk yapabileceği de bilinmelidir. -
FİBROKİSTİK HASTALIK
FİBROKİSTİK HASTALIK. Aralarında kistik boşluklar bulunan bağdokunun aşırı büyümesi şeklinde beliren bir hastalıktır. Pankreas’ın fibrokistik hastalığı, karışık kalıtsal bir durumdur ve hastadaki diğer anormallikler bu duruma eşlik eder. Hastalık, karaciğeri de tutar. En kötüsü, hastada devamlı olarak akciğerin stafilokok enfeksiyonu görülür ve hastanın düzenli olarak antibiyotik kullanması gerekir; buna rağmen, durum pek düzelemez. Çünkü genellikle, stafi-lokoklar, kullanılan her antibiyotiğe karşı direnç kazanır. Vakaların çoğunda, çocukluk çağında hasta, akciğer enfeksiyonundan ölür. Yaşayabilenler ise, genellikle buluğ çağında akciğer enfeksiyonundan ötürü beliren kalp yetmezliğinden ölür. Kemikteki fibrokistik hastalık lokalize (yerleşmiş) ve genel olmak üzere iki şekilde belirir. Lokalize sekile eşlik eden diğer anormallikler yoktur. Buna karşılık, genel şekil, paratiroid bezlerin (bkz. Paratroid Hormonu) aşırı çalışması sonucu belirir. Tahmin edileceği gibi, kemikler bu durumda çok çabuk kırılabilir. Ayrıca, kalsiyum dengesinin bozulması sonucu, böbrek taşlan oluşur.
-
FITIK
FITIK (Herni). Bir organın tamamının veya bir kısmının, normalde içinde bulunduğu vücut bölmesinden dışarı çıkmasıdır. İnsan vücudunda, baş, göğüs ve karın gibi belirli bazı bölmeler vardır. Birkaç bölmeden birden geçen önemli oluşumlar da bulunur: Kan damarları karından bacaklara, spermatik kordon karından testise, ösofagus da göğüsten karın üst bölümüne geçer. Bu organların geçtikleri noktalarda, bölmeler arası duvarlarda açıklıklar vardır ve bu açıklıklar da fıtık oluşumu için elverişlidir. Fıtıklar çeşitli olup, her birini ayrı başlık altında incelemekte yarar vardır:
1. Kasık fıtığı: En sık görülen fıtıktır. Doğuştan veya sonradan, doğrudan veya dolaylı olabilir. Doğuştan olanda, karın duvarında doğuştan bir zayıflık olup, uzun süreli öksürük, ıkınma, ağır yük kaldırma gibi karm içi basıncını artıran hallerde, karm duvarı bir noktada açılır. Sonradan oluşan tipte, yaşlanma gibi bir nedenle, karın duvarı zayıflamıştır ve basınca dayanıksızdır. Bu tip fıtık, erkeklerde daha fazla görülür.
Dolaylı doğuştan fıtık: En çok görülen tipidir. Gelişim sırasında, erbezinin karından skrotum’a (erbezi torbasına) iniş yolu erişkinde, kasık kanalı olarak devam eder ve içinde spermatik kordon, bunun kılıfları ve kan damarları bulunur. Karından, skrotum’a geçiş noktasında doğuştan bir zayıflık vardır ve fıtık oluşumunda, periton’dan bir kese, içindeki barsak veya omentum (barsak-larm önünde, bir önlük gibi sarkan yağlı zanmsı doku) bölümü ile, bu sözü edilen kanalda uzanır.
Belirtileri: Kasıktaki şişkinlikle birlikte beliren sancıdır. Şişkinlik ya devamlıdır ya da ıkınma, öksürme gibi hallerde ortaya çıkar. Devamlı şişkinlik, özellikle ayakta dik durulduğunda, belirlidir.
Doğrudan kasık fıtığı: Bu tip, genellikle sonradan oluşur ve kasık kanalı bölgesi kaslarındaki bir zayıflıktan ötürü ortaya çıkar. Bu zayıf noktadan, barsak-lar ve omentum dışarı doğru bir şişkinlik yapar ve bu şişkinlik de karm kaslarının daha çok gevşemesine yol açar.
Belirtileri: Kasıkta şişkinlik ve rahatsızlık duygusu. Doğrudan ve dolaylı fıtıkların farkları, oluşumlarında olup, pratik değeri yoktur; çünkü, tedavi iki durumda da aynıdır. Tedavi: Fıtığın yerine yerleştirilmesi ve onarımı için en iyi tedavi, ameliyattır. Hasta, herhangi bir nedenden, ameliyat olamayacak durumdaysa, fıtık bağı kullanılabilir. Fıtık bağı, ancak, fıtık yerine itildikten sonra konur. Bundan ötürü, fıtık bağı, daima hasta yatar durumdayken uygulanır ve bağın çıkarılması, ancak fıtık yeniden yerinden çıkarsa veya hasta yatarken mümkündür. Genellikle, fıtık bağı rahatsa, görevini gereği gibi yapmıyor demektir. Fıtık bağı, çelik bir yayla kuvvetlendirilmiş, bel kemerine bağlı bir yastıktır.
2. Femoral fıtık: Bu fıtık, kadınlarda, erkeklerde olduğundan fazla görülür. Burada, fıtık, kasık bağının altındadır ve aşağı, üst bacak bölgesine doğru iner. Belirtileri: Burada da, kasıkta bir şişkinlik vardır, fakat kasık fıtığından daha aşağıdadır ve cinsel organlara kadar uzanmaz.
Tedavi: Burada, fıtık bağı tamamen etkisiz olduğundan ve bu tip fıtığın boğulma olasılığının fazlalığından, tek tedavi yöntemi, cerrahidir.
3. Göbek fıtığı (Umbilikal fıtık): Gerçek göbek fıtığına en çok çocuklarda rastlanır. Gerçek göbek fıtığına çok benzeyan, ama onun gibi göbekten değil de, göbeğin hemen üstünden, karm orta çizgisinden dışarı çıkıntı yapan para-umbilikal fıtık vardır ki, bu da çocuklarda görülmektedir. İki tipin arasındaki fark, gerçek göbek fıtığının kendiliğinden kapanması beklenebilirken, para-umbilikal fıtık onarımının ameliyat gerektirmesidir. Para-umbilikal fıtık, yaşlı kadınlarda da görülebilir.
Tedavi: Gerçek göbek fıtığının kendiliğinden düzelmesi beklenir. Bazıları, bunun üzerine bir madeni para bastırıp bağlamanın yardımcı olduğu kanısındadır ama, bu önlemin etkili olduğuna inanmak zordur. Çocuklarda, para-umbilikal fıtık, ameliyatla düzeltilir, ama bu tip fıtığın sıkışmasına pek rastlanmadığın dan, ameliyat için çocuğun 4 yaşma gelmesi beklenebilir. Yaşlılarda, para-um-bilikal fıtıkların ameliyatla tedavisinde cerrahın ustalığı şarttır.
4. İnsizyon fıtığı: Burada, fıtık, karın duvarının geçirilmiş bir ameliyat yerinden zayıflamış olmasıyla oluşur; orta ve ileri yaşlarda görülür. Ameliyata salık verilirse de, pek pratik olmayabilir. Bu vakalarda, fıtığı yerinde tutmak amacıyla hastanın sıkı bir kemer takması gerekir.
5. Epigastrik fıtık: Karın orta çizgisi üzerinde, göbekle göğüs kemiği alt ucu arasında oluşan bir yağ fıtığıdır. Bazen ağrılı ve duyarlı olan bu fıtığın büyük olduğu hallerde, içinde barsak veya omen-tum da bulunabilir. Bu fıtığın uyandırdığı sancı, mide ülseri sancısını andırır.
6. Diyagragmatik fıtık (Hiatus fıtığı): Genellikle, orta ve ileri yaşlarda da yemek boruları ileri derecede kısa olan çocuklarda görülebilen ve midenin kardiya adı verilen üst kısmını ilgilendiren bir fıtıktır.
Belirtileri: En sık rastlanan belirtisi, midede ekşime duygusudur. Yutma
Hiatus fıtığı. Baryum kontrast maddesiyle, midenin kardya kısmında diyafram tarafından yapılmış bir çentik görülmektedir. güçlüğü, geğirme ve gaz da genellikle vardır. Çocukta, hafif kanlı kusmalar görülebilir.
Tedavi: Çocukta, gece ve gündüz, çocuğun dik tutulmasına ve katı gıda verilmesine dikkat edilir. Ender hallerde, mide, kann üst bölümündeki normal yerine inmezse, göğüs duvarı yolundan ameliyat edilip, fıtık, yerine yerleştirilir. Erişkinlerde, fazla şişmanların zayıflaması, sıkı giysilerden kaçınılması ve gece ‘yatakta oturulması salık verilir. Yukarda anlatılan diğer fıtıkların tersine, burada en kötü pozisyon, yatmaktır. Gazın nedeni, hava yutmak olup, bunun tedavisi “Aerofaji” konusunda anlatılmıştır. Magnezyum trisilikat gibi alkalilerle, yemek borusu tahrişinin giderilmesi ve uygun bir dinleme süresi gibi önlemler sonuç vermediği takdirde, ameliyat gereklidir.
fıtığın yerine yerleştirilmesi: Karın boşluğuna yeniden konabilen fıtıklara “yerleştirilebilen” (redüktibl) fıtıklar adı verilir. Redüksiyon güçse, hasta yatar duruma getirilmelidir. Yerine konamayan fıtıklar, “yerleştirilemeyen” (irredüktibl) fıtıklardır ve aşağıda anlatılacak iki sınıftan birine girerler.
İnkarsere (sıkışmış) fıtıklar: Fıtık oluşumu, çıktığı delikten geri itilemezse, in-karsere’dir denir. Örneğin, çıkarken boş olan barsak parçası, fıtık kesesi içindeyken dolarsa, sıkışır ve geri itilemez. Burada, dikkat edilecek özellik, inkarsere fıtıktaki barsak parçasının canlı ve kan dolaşımının tam olmasıdır.
Strangüle (boğulmuş) fıtıklar: Fıtık kesesi içindeki oluşumlar, fıtık deliği tarafından boğulmuş ve kan dolaşımları durmuştur. Kan dolaşımının kesilmesinin etkisiyle ölen ya da ölmekte olan fıtık kesesi içi organ parçalan daha da şişer ve boğulma olayını artırır. Kangren başladığından, acil bir ameliyatla ölü parçaların çıkartılması gerekir. Fıtık boğuldukça, ağrısı ve şişkinliği artar ve üzerindeki deri kızarabilir.
Femoral fıtıklarda, özel bir boğulma şekli söz konusudur: Barsak duvarının bir parçası, fıtık kesesi içinde boğulur. Bu fıtık şekli, Richter fıtığı adını alır ve teşhisi, barsak tıkanması tam olmadığından, güç olabilir. -
FETUS
FETUS. Ana rahminde bulunan çocuğa, insana benzer şekle gelişiyle, doğuşu arasındaki sürede verilen addır. Bu devreden önce ise, gelişmekte olan bu organizma, cenin adını alır. Yumurta, fallop borusunda (bkz.) döllenir ve ilk hafta içinde rahim boyu 12,7 mm.’yi bulur. 4’üncü hafta sonunda, cenin; virgülü andırırcasına bükülür ve üzerinde, kulak, kol ve bacakları yapacak olan tomurcuklar belirir. Bunu izleyen haftada, gözler ortaya çıkar ve kol, bacak bölümleri belirlenir. 2’nci ayın sonunda, cenin kesin olarak, insana benzer; burnu, ayrı ayrı parmaklan vardır ve o zamana kadar çok belirli olan kuyruk, bir artık organ halini almıştır. 3’üncü ayda, kol ve bacaklar tam şekillenir, tırnaklar belirir ve cinsiyeti kesinleşir. 4’üncü ayda, fetus 101-152 mm. uzunluğundadır, saç-lanmış ve bacaklar, diğer bölümlere göre uzamıştır. 6’ncı ayda, 305 mm. olan fetusta, kirpik ve kaşlar çıkmıştır. Bir ay sonra da, gözler açılır ve doğan fetus, yaşatılabilir. 8 ve 9’uncu aylarda, fe-tusun şişmanladığı ve derisinin normal rengini aldığı görülür. Doğumda normal kilo 2,9-3,4 kg. ve normal boy da 508 mm.’dir.
Doğum öncesi fetus, oksijen ve yiyeceğini ana kanından edinir. Ana-fetus arası bu alışverişi sağlayan, rahim duvarına yapışık, etli bir doku olan plasenta’ dır; ana-fetus dolaşımı arasında doğrudan ilgi yoktur.
Fetus’u plasenta’ya, göbek kordonu bağlar ve bu oluşum, doğumdan sonra körelir. -
FENİTOİN SODYUM
FENİTOİN SODYUM (Eqanutin, Me-santoin). Sara vakalarında kullanılan bir antikonvülsif ilaçtır. Fenobarbiton’dan az uyku hali verir. Vakaların çoğunda, fe-nobarbiton’la bir arada kullanılır. Her iki ilacın dozu, vakanın özelliğine göre ayarlanır. Fenitoin, bazı trigeminus nev- raljisi vakalarında da yararlıdır. Tek yan etkisi, dişetlerinin kalınlaşıp, şişmesidir. FENOBARBİTON. Sara tedavisinde ve sakinleştirici olarak kullanılan bir bar-bitürattır. bkz. Barbitüratlar. FENOL (Karbolik Asit). 1867 yılında, Lord Lister tarafından bulunan ilk antiseptiklerdendir (bkz.). Kömür katranının çok zehirli, kristal şeklindeki bir türevidir. Su katıldığında, kuvvetli bir dezenfektan ve antiseptik haline gelir. Halen, diğer mikrop öldürücü maddeleri denemekte yararlanılan bir standart olarak ve çukurlarda, lağımlarda kullanılır. Bunun dışında, tıpta yeri yoktur. Günümüzde, tıptan fazla, plastik yapımında kullanılmaktadır.
-
FENİLKETONÜRİ
FENİLKETONÜRİ. Fenilalanin adlı amino asit metabolizması bozukluğuna bağlı olan bir hastalıktır ve genellikle, zekâ geriliği ile birlikte görülür. Bu amino asit’in değişimi için gerekli enzimin yokluğundan, fenilalanin vücutta anormal derecede fazla miktarda bulunur. Hasta, açık renkli, sarı saçlı ve mavi gözlüdür, çünkü, fenilalanin’in renk maddesine dönüşmesi normalde olduğundan daha azdır. Gittikçe belirlenen zekâ ge-riliğiyle birlikte, hastada çırpınma krizleri görülür. Hastalık, kalıtsal olup, re-sesif bir gen’e bağlıdır; yani, anne ve babanın her birinde bu hastalık gen’i vardır ve her gebelikte, hasta bir çocuk doğurma şansı dörtte birdir.
Tedavi: Özellikle erken çocukluk devresinde besinlerden fenilalanin’i kaldırmak gerekir. Araştırmaların sonuçlarına göre, fenilalanin miktarının düşük tutulması sayesinde, zekânın gerilemesi durdurulabilir. Hastalık, doğumu izleyen üçüncü günden itibaren, bebeğin idrar ve kan tahlillerinden anlaşılabilir. -
FARMAKOLOJİ
İlaçların özelliklerini ve etki şekillerini inceleyen bilimdir. Çok eski çağlardan beri doktorları ilgilendiren bu bilimin alanı, günümüzde çok değişmiştir. Geçmişte, dışkı, taze ve kuru sebze, herhangi bir ölmüş organizma ve diğer bu gibi garip cisimler, ilaç yerine geçmekteydi. Kipling de, “küfte yeşeren her şey, dedelerimizce makbul ilaçtı” demektedir. Yüzyıllarca tanınan, sadece üç temel ilaç vardır: Opium (afyon), dijital ve kinin. (Alkol de dördüncü ilaç olarak bu listeye girebilir). Yüz yıldan beri, farmakoloji bilimi, daha iyi örgütlenmeye ve yararsız bir sürü ilaç formülü unutulmaya başlamıştır. İçinde bulunduğumuz yüzyılın başlarında, kurulmuş olan ilaç fabrikaları, çalışmalarını ilerletmeye ve geliştirmeye başlamışlar, farmakoloji büyük bir iş alanı olmuş, sanayileşmiştir. Günümüzde ilaç endüstrisi gelişmeye ve yaygınlaşmaya devam etmektedir. Her gün sayısı çoğalan yeni ilaçlar piyasaya sürülmektedir. Her ilacın, yapıcısı firma sayısı kadar, ticari adının varlığı yanında, kimyasal adı ve “kabul edilmiş” resmi adı vardır. Doktorun, bir yığın ilaç reklam ve propagandası içinde, en gerekli iyileştiriciyi seçip hastasına salık vermesi, bir sorun haline gelmiştir
-

Fare Isırığı Hastalığı
Fare Isırığı Hastalığı
Fareler (veya sıçanlar) ısırma yoluyla insana enfeksiyon bulaştırabilirler. Bu enfeksiyonlardan biri, streptobacillus moniliformis enfeksiyonudur; beş gün içinde, hastada yüksek ateş, deri döküntüsü, eklemlerde şişkinlik ve ağrı belirir. Diğer bir hastalık da, spirillum minus enfeksiyonudur ve burada, lenf bezleri şişer, arasıra yükselen bir ateş görülür ve ısırmadan bir ay kadar sonra, deride kırmızı bir döküntü belirir. Her iki mikro-organizma da penisiline duyarlıdır, fakat spirillum minus enfeksiyonu, kroniktir ve hastalık aylar boyunca tekrarlayabilir.
FARİNKS. bkz. Yutak.FARMAKOLOJİ. İlaçların özelliklerini ve etki şekillerini inceleyen bilimdir. Çok eski çağlardan beri doktorları ilgilendiren bu bilimin alanı, günümüzde çok değişmiştir. Geçmişte, dışkı, taze ve kuru sebze, herhangi bir ölmüş organizma ve diğer bu gibi garip cisimler, ilaç yerine geçmekteydi.
Diğer bir adı sodoku olan fare ısırığı hastalığı fare ısırması ile deriye giren Spirillum minus mikrobunun iltihap ve lenf düğümlenmesine neden olması ile kendini gösteren bulaşıcı ve çabuk ilerleyen bir hastalıktır.Bu hastalık çok eski zamanlardan beri Japonya ve Asya’da bilinmekte olup ülkemizde ancak 1922 yılında fark edilebilmiştir. Bütün dünyada yaygın olan ve çok kişi tarafından bilinen bu hastalık, fare olan ve fareye temas edilen yerlerde bulunmaktadır.
Fare ısırığı hastalığı farenin her ısırdığı kişide bulunmaz. Aynı farenin ısırdığı bir kişide bu hastalık görülebilirken bir başkasında görülmeyebilir.
Fare Isırığı Hastalığının Zararları Nelerdir?
Fare ısırığı hastalığı ısırılan yerde üremeye başalar. Oradan kan dolaşımına karışıp kalbe, karaciğere, böbreğe ve diğer organlara yerleşerek bu organların işlevlerini sağlıklı bir şekilde yerine getirmesini engeller.
Belirtileri Nelerdir?
Fare ısırığı hastalığının bir kuluçka dönemi vardır ve bu kuluçka dönemi 5-10 gün ile 5-6 haftaya kadar değişebilmektedir. Bu hastalık ısırılan yerde iltihaplanmayla başlayıp lenf düğümlerinin büyüyüp ağrı oluşturmasıyla devam eder. Akabinde baş ve kas ağrısı, iştahsızlık, kusma, baş dönmesi, yutma güçlüğü gibi sorunlarla devam edip hastanın ateşinin 40 dereceye kadar ulaşmasına kadar gider. Bu hastalık kişiye göre değişip ağır ve hafif şekillerde atlatılmakla birlikte bazı kişilerde şuur kaybına da neden olabilmektedir. Bu hastalığın ölüm riski az olup tedavi altına alınması, antibiyotiklerle desteklenmesi şarttır.
-

Fakültatif
FAKÜLTATİF. Duruma, isteğe bağlı olan; çeşitli koşullar altında yaşama yeteneğine sahip bulunan.
Bakteriler Çerçevesinde Bakılabilen Fakültatif Nedir?
Fakültatif bir bakteri çeşididir. Gelişen teknoloji ile birlikte paralel olarak tıp ve bilim de gelişmiş ilerleme göstermiştir. Bu doğrultuda pek çok araştırma ve projeler oluşturulmuştur. Bu araştırma ve projeler, insanlığa hizmet etmiş ve yaşam koşullarının da iyileşmesini sağlamıştır. Artık insanlar bilim, tıp ve teknolojini ilerlemesi, gelişmesi sayesinde daha kendinden emin ve güvenli bir hayat yaşamaktadırlar.
Bütün bu gelişmeler doğrultusunda bilim adamları pek çok araştırmalar yapmıştır. İşte bu araştırmalardan birisi de bakteriler konusudur. Bakteri tek hücreli bir canlıdır ve insanlarda, hayvanlarda, havada, suda, bitkide, toprakta ve daha birçok yerde bulunurlar. Bakteriler gözle görülemeyecek kadar küçük varlıklar olup ancak mikroskop sayesinde görülürler. Çekirdeksizdirler ve bölünerek çoğalırlar. Bakterilerin hem zararlı hem de yararlı olanları vardır. Başka canlıların yaşamını sürdüremediği çok sıcak ya da soğuk ortamlarda basıncın yüksek olduğu durumlarda bile yaşamaları mümkündür. Ölü halde bulunan organizmaların yapısını bozarak çürütür ve organik maddelerin diğer organizmalar tarafından kullanımını sağlar.
Fakültatif, bir bakteri çeşidi olmakla birlikte bu bakteriler her türlü ortamda yani, hem oksijenli hem de oksijensiz ortamlarda yaşayabilmektedirler. Toprak, deniz ve gölün gibi çeşitli her ortamda yaşayabilmektedirler. Bu yönden bakıldığında sadece oksijenli ortamlarda yaşayabilen ‘’ aerob bakteriler’’ ya da sadece oksijensiz ortamda yaşayabilen ‘’ anaerob bakteriler’’den ayrılmaktadırlar. Bu nedenle fakültatif bakteriler diğer bakteri türlerinde oldukça farklı bir bakteri türüdür.
