Kadınlar Sitesi, Gebelik, hamilelik, doğum

Kategori: Sağlık Sözlüğü – F

Sağlık Sözlüğü – F

  • FİSTÜL

    FİSTÜL. Doğal bir boşlukla, vücut yü­zeyi veya iki doğal boşluk arasındaki anormal geçittir. (Barsak ve deri yüzeyi ya da mesane ile barsak arası gibi). Bu durum, doğuştan olabilir bademcik bölgesiyle boyun yüzeyi arası fistüllü doğan çocuklarda olduğu gibİ veya bir kanalın tıkanması sonucu oluşabilir tükürük kanalının tıkanması sonucu tükürüğün yanak yüzeyinde görülmesi durumunda olduğu gibi, yaralanmalar sonucu oluşabilir yırtılmış üretradan fistülün oluşması ve idrarın deri üstün­de belirmesi gibi; hastalık sonucu mey­dana gelebilir bir pelvis tümörü veya absesi sonucu, kalmbarsak ile mesane arası fistülün oluşması gibi. En sık rastlanan fistül, rektum’un alt bölümü ile anus’u çevreleyen deri arası olanıdır ve genellikle o bölgedeki bir abseden (tü­berküloz veya adi abse) ötürü oluşur. Vakalarm çoğunda, normal yolların de­vamlılığının yeniden sağlanmasıyla, fis­tül iyileşir, fakat anus çevresinde bulu­nanların, dışkıyla devamlı enfekte olduk­larından, iyileşmesi daha zordur. Bu du­rumda, ufak bir ameliyat gereklidir ve yaranın ilk iyileşen bölümünün, en de­rin bölgesi olmasına dikkat edilmeli ve kabuğun sağlam olması sağlanmalıdır.

  • FİSSÜRÜN Nedeni

    FİSSÜRÜN Nedeni: Ağızda, çeşitli etkenlerle, ufak fissürler belirebilir. Bunlar, ağızla birlikte devamlı hareket halinde oldukla­rından ve içinde bakteri bulunan tükü­rükle bulaştıklarından, iyileşmeleri uzun sürer. Özellikle, soğuk havalarda, ağız fissürlerine sık rastlanır.
    Anus fissürleri, genellikle katı ve sert dışkının, anus mukozasını yırtmasıyla oluşur. Her dışkı çıkışında, oluşmuş bir fissür yeniden açılır ve dışkı ile enfekte olabilir.
    Belirtileri: Anus fissürleri çok ağ­rılıdır. Dışkılama sırasında hasta, çok fazla sancılandığından, kendini tutar ve sonuçta kabızlık belirir. Anus çevresin­de hafif bir kanama ve kaşıntı olabilir. Ağız kenarı çatlakları, hem rahatsız edi­ci, hem de görünüşü bozan yaralardır. Tedavi: Ağız kenarı çatlaklarında, yüz ve ağız temiz tutulmalı ve hasta, fis-sürü yalamaktan kaçınmalıdır. Belirli bir diş enfeksiyonu varsa, tedavi edilmeli­dir. Bazen, gümüş nitrat uygulanmasıy­la fissür iyileşebilir. Anus fissürlerinde, dışkının yumuşak ve dışkılamanın dü­zenli olması sağlanmalı ve hafif vakalar­da uyuşturucu bir merhem sürülmelidir. Anus ve çevresi temiz tutulmalı ve her dışkılamadan sonra yıkanmalıdır. Daha ağır vakalarda, genel narkoz altında, anus dilatasyonu ve hatta fissür ve çevresin­deki derinin cerrahi yöntemlerle çıkartıl­ması gerekebilir; ameliyat yarası birkaç haftada iyileşir.

  • FİLARYAZİS

    FİLARYAZİS. Filarya adı verilen çok küçük solucanların yaptığı bir enfeksi­yondur. Bu solucanlar, 2-50 cm. uzun­luğunda, kalınca bir iplik inceliğindedir. Erişkin dişi filarya’dan, kanda dağılan ve mikrofilarya adı verilen larvalar çı­kar. Enfekte bir kişiyi sokan bir böcek, bu mikrofilaryaları da emer ve mikrofi-laryalar, böceğin içinde filarya haline gelirler. Şimdi, filaryaları taşıyan bu bö­ceğin soktuğu insana, filarya aşılanmış olur.
    Filarya çeşitleri: (İnsanı enfekte edebi­lenleri): Wuchereria bancrofti, Brugia malayi, Onchocerca volvulus ve Loa loa’ dır. Bunlar, tropikal ve subtropikal ül­kelerde bulunur. Wuchereria bancrofti ve Brugia malayi, lenf yollarını tıkaya­rak bacakların ve üretim organlarının çok fazla şişmesiyle beliren elefantiyazis (fil hastalığı), etkenleridir. Ara konak, burada bir sivrisinektir.
    Onchocerca volvulus, onchocerciasis hastalığının etkenidir. Bu hastalıkta, deri kaşınır ye kalınlaşır, vücudun çeşitli böl­gelerinde, içinde erişkin filaryaların bu­lunduğu şişkinlikler ortaya çıkar. Bu şiş­kinliklerin, ameliyatla çıkartılması gere­kir, çünkü kaldıkları hallerde, enfeksi­yonun tekrarlanmasına neden olurlar. Onchocerciasis, gözlerde yapabildiği yı­kımdan ötürü, Afrika nehir körlüğü has­talığı adını da alır. Bu enfeksiyona, Orta ye Batı Afrika ile Güney ve Orta Ame­rika’da sık rastlanır. Ara konak, Simu-lium adlı manda sivrisineğidir ve mikro-filaryalara, kan yerine deride rastlanır. Loa loa, bir Batı Afrika filaryasıdır. Bu­nun ara konağı olan mango sineği, siv­risineklerin tersine, insanları gündüzleri sokar. Loa loa’da, deride, Calabar şiş­kinlikleri adı verilen kabartılar belirir ve zaman zaman, filaryaların göz kon-junktivası içinde hareket ettikleri görü­lebilir. Tedavi: Çeşitli isimler altında satı­lan diethylcarbamazine, kan ve derideki mikrofilaryalan öldürür, fakat erişkin solucanlara, özellikle Önchocerca’ya kar­şı etkisizdir. Diethylcarbamazine almak­ta olan hastalar, ölü mikrofilaryalara karşı ateş, baş ağrısı ve genel halsizlik gibi allerjik reaksiyon belirtileri gösterebilirler. Onchocerca enfeksiyonlarında, göz de hastalanabilir ve deride aşın bir kaşıntı görülür. Onchocerciasis’te, için­de erişkin solucanların bulunduğu şişkin­likler, cerrahi yolla alınır. Diethylcarba-mazine’e karşı şiddetli reaksiyon olduğu hallerde, hastaya kortikosteroidler veri­lir. İnatçı Onchocerca enfeksiyonların­da bazen suramin adlı ilaç damar içi yoldan verilir, fakat bu ilacın böbrekler­de bozukluk yapabileceği de bilinmeli­dir.

  • FİBROKİSTİK HASTALIK

    FİBROKİSTİK HASTALIK. Araların­da kistik boşluklar bulunan bağdokunun aşırı büyümesi şeklinde beliren bir has­talıktır. Pankreas’ın fibrokistik hastalığı, karışık kalıtsal bir durumdur ve hasta­daki diğer anormallikler bu duruma eş­lik eder. Hastalık, karaciğeri de tutar. En kötüsü, hastada devamlı olarak ak­ciğerin stafilokok enfeksiyonu görülür ve hastanın düzenli olarak antibiyotik kul­lanması gerekir; buna rağmen, durum pek düzelemez. Çünkü genellikle, stafi-lokoklar, kullanılan her antibiyotiğe kar­şı direnç kazanır. Vakaların çoğunda, çocukluk çağında hasta, akciğer enfek­siyonundan ölür. Yaşayabilenler ise, ge­nellikle buluğ çağında akciğer enfeksi­yonundan ötürü beliren kalp yetmezli­ğinden ölür. Kemikteki fibrokistik hastalık lokalize (yerleşmiş) ve genel olmak üzere iki şe­kilde belirir. Lokalize sekile eşlik eden diğer anormallikler yoktur. Buna kar­şılık, genel şekil, paratiroid bezlerin (bkz. Paratroid Hormonu) aşırı çalışması so­nucu belirir. Tahmin edileceği gibi, ke­mikler bu durumda çok çabuk kırılabi­lir. Ayrıca, kalsiyum dengesinin bozul­ması sonucu, böbrek taşlan oluşur.

  • FITIK

    FITIK (Herni). Bir organın tamamının veya bir kısmının, normalde içinde bu­lunduğu vücut bölmesinden dışarı çık­masıdır. İnsan vücudunda, baş, göğüs ve karın gibi belirli bazı bölmeler var­dır. Birkaç bölmeden birden geçen önem­li oluşumlar da bulunur: Kan damarları karından bacaklara, spermatik kordon karından testise, ösofagus da göğüsten karın üst bölümüne geçer. Bu organla­rın geçtikleri noktalarda, bölmeler arası duvarlarda açıklıklar vardır ve bu açık­lıklar da fıtık oluşumu için elverişlidir. Fıtıklar çeşitli olup, her birini ayrı baş­lık altında incelemekte yarar vardır:
    1. Kasık fıtığı: En sık görülen fıtıktır. Doğuştan veya sonradan, doğrudan veya dolaylı olabilir. Doğuştan olanda, karın duvarında doğuştan bir zayıflık olup, uzun süreli öksürük, ıkınma, ağır yük kaldırma gibi karm içi basıncını artıran hallerde, karm duvarı bir noktada açı­lır. Sonradan oluşan tipte, yaşlanma gibi bir nedenle, karın duvarı zayıflamıştır ve basınca dayanıksızdır. Bu tip fıtık, erkeklerde daha fazla görülür.
    Dolaylı doğuştan fıtık: En çok görülen tipidir. Gelişim sırasında, erbezinin ka­rından skrotum’a (erbezi torbasına) iniş yolu erişkinde, kasık kanalı olarak de­vam eder ve içinde spermatik kordon, bunun kılıfları ve kan damarları bulu­nur. Karından, skrotum’a geçiş nokta­sında doğuştan bir zayıflık vardır ve fı­tık oluşumunda, periton’dan bir kese, içindeki barsak veya omentum (barsak-larm önünde, bir önlük gibi sarkan yağlı zanmsı doku) bölümü ile, bu sözü edi­len kanalda uzanır.
    Belirtileri: Kasıktaki şişkinlikle birlikte beliren sancıdır. Şişkinlik ya de­vamlıdır ya da ıkınma, öksürme gibi hal­lerde ortaya çıkar. Devamlı şişkinlik, özellikle ayakta dik durulduğunda, be­lirlidir.
    Doğrudan kasık fıtığı: Bu tip, genellik­le sonradan oluşur ve kasık kanalı böl­gesi kaslarındaki bir zayıflıktan ötürü ortaya çıkar. Bu zayıf noktadan, barsak-lar ve omentum dışarı doğru bir şişkinlik yapar ve bu şişkinlik de karm kaslarının daha çok gevşemesine yol açar.
    Belirtileri: Kasıkta şişkinlik ve ra­hatsızlık duygusu. Doğrudan ve dolaylı fıtıkların farkları, oluşumlarında olup, pratik değeri yoktur; çünkü, tedavi iki durumda da aynıdır. Tedavi: Fıtığın yerine yerleştirilmesi ve onarımı için en iyi tedavi, ameliyattır. Hasta, herhangi bir nedenden, ameliyat olamayacak durumdaysa, fıtık bağı kul­lanılabilir. Fıtık bağı, ancak, fıtık yeri­ne itildikten sonra konur. Bundan ötü­rü, fıtık bağı, daima hasta yatar durum­dayken uygulanır ve bağın çıkarılması, ancak fıtık yeniden yerinden çıkarsa ve­ya hasta yatarken mümkündür. Genel­likle, fıtık bağı rahatsa, görevini gereği gibi yapmıyor demektir. Fıtık bağı, çe­lik bir yayla kuvvetlendirilmiş, bel ke­merine bağlı bir yastıktır.
    2. Femoral fıtık: Bu fıtık, kadınlarda, erkeklerde olduğundan fazla görülür. Burada, fıtık, kasık bağının altındadır ve aşağı, üst bacak bölgesine doğru iner. Belirtileri: Burada da, kasıkta bir şişkinlik vardır, fakat kasık fıtığından daha aşağıdadır ve cinsel organlara ka­dar uzanmaz.
    Tedavi: Burada, fıtık bağı tamamen etkisiz olduğundan ve bu tip fıtığın bo­ğulma olasılığının fazlalığından, tek te­davi yöntemi, cerrahidir.
    3. Göbek fıtığı (Umbilikal fıtık): Gerçek göbek fıtığına en çok çocuklarda rastla­nır. Gerçek göbek fıtığına çok benzeyan, ama onun gibi göbekten değil de, göbe­ğin hemen üstünden, karm orta çizgisin­den dışarı çıkıntı yapan para-umbilikal fıtık vardır ki, bu da çocuklarda görül­mektedir. İki tipin arasındaki fark, ger­çek göbek fıtığının kendiliğinden kapan­ması beklenebilirken, para-umbilikal fı­tık onarımının ameliyat gerektirmesidir. Para-umbilikal fıtık, yaşlı kadınlarda da görülebilir.
    Tedavi: Gerçek göbek fıtığının ken­diliğinden düzelmesi beklenir. Bazıları, bunun üzerine bir madeni para bastırıp bağlamanın yardımcı olduğu kanısında­dır ama, bu önlemin etkili olduğuna inan­mak zordur. Çocuklarda, para-umbilikal fıtık, ameliyatla düzeltilir, ama bu tip fıtığın sıkışmasına pek rastlanmadığın dan, ameliyat için çocuğun 4 yaşma gel­mesi beklenebilir. Yaşlılarda, para-um-bilikal fıtıkların ameliyatla tedavisinde cerrahın ustalığı şarttır.
    4. İnsizyon fıtığı: Burada, fıtık, karın du­varının geçirilmiş bir ameliyat yerinden zayıflamış olmasıyla oluşur; orta ve ileri yaşlarda görülür. Ameliyata salık veri­lirse de, pek pratik olmayabilir. Bu va­kalarda, fıtığı yerinde tutmak amacıyla hastanın sıkı bir kemer takması gerekir.
    5. Epigastrik fıtık: Karın orta çizgisi üze­rinde, göbekle göğüs kemiği alt ucu ara­sında oluşan bir yağ fıtığıdır. Bazen ağ­rılı ve duyarlı olan bu fıtığın büyük ol­duğu hallerde, içinde barsak veya omen-tum da bulunabilir. Bu fıtığın uyandır­dığı sancı, mide ülseri sancısını andırır.
    6. Diyagragmatik fıtık (Hiatus fıtığı): Ge­nellikle, orta ve ileri yaşlarda da yemek boruları ileri derecede kısa olan çocuk­larda görülebilen ve midenin kardiya adı verilen üst kısmını ilgilendiren bir fıtık­tır.
    Belirtileri: En sık rastlanan belir­tisi, midede ekşime duygusudur. Yutma
    Hiatus fıtığı. Baryum kontrast maddesiyle, mi­denin kardya kısmında diyafram tarafından yapılmış bir çentik görülmektedir. güçlüğü, geğirme ve gaz da genellikle vardır. Çocukta, hafif kanlı kusmalar görülebilir.
    Tedavi: Çocukta, gece ve gündüz, çocuğun dik tutulmasına ve katı gıda verilmesine dikkat edilir. Ender hallerde, mide, kann üst bölümündeki normal ye­rine inmezse, göğüs duvarı yolundan ameliyat edilip, fıtık, yerine yerleştirilir. Erişkinlerde, fazla şişmanların zayıfla­ması, sıkı giysilerden kaçınılması ve ge­ce ‘yatakta oturulması salık verilir. Yu­karda anlatılan diğer fıtıkların tersine, burada en kötü pozisyon, yatmaktır. Ga­zın nedeni, hava yutmak olup, bunun te­davisi “Aerofaji” konusunda anlatılmış­tır. Magnezyum trisilikat gibi alkaliler­le, yemek borusu tahrişinin giderilmesi ve uygun bir dinleme süresi gibi önlem­ler sonuç vermediği takdirde, ameliyat gereklidir.
    fıtığın yerine yerleştirilmesi: Karın boş­luğuna yeniden konabilen fıtıklara “yer­leştirilebilen” (redüktibl) fıtıklar adı ve­rilir. Redüksiyon güçse, hasta yatar du­ruma getirilmelidir. Yerine konamayan fıtıklar, “yerleştirilemeyen” (irredüktibl) fıtıklardır ve aşağıda anlatılacak iki sı­nıftan birine girerler.
    İnkarsere (sıkışmış) fıtıklar: Fıtık oluşu­mu, çıktığı delikten geri itilemezse, in-karsere’dir denir. Örneğin, çıkarken boş olan barsak parçası, fıtık kesesi içindey­ken dolarsa, sıkışır ve geri itilemez. Bu­rada, dikkat edilecek özellik, inkarsere fıtıktaki barsak parçasının canlı ve kan dolaşımının tam olmasıdır.
    Strangüle (boğulmuş) fıtıklar: Fıtık ke­sesi içindeki oluşumlar, fıtık deliği tara­fından boğulmuş ve kan dolaşımları dur­muştur. Kan dolaşımının kesilmesinin et­kisiyle ölen ya da ölmekte olan fıtık ke­sesi içi organ parçalan daha da şişer ve boğulma olayını artırır. Kangren başla­dığından, acil bir ameliyatla ölü parça­ların çıkartılması gerekir. Fıtık boğuldukça, ağrısı ve şişkinliği artar ve üzerin­deki deri kızarabilir.
    Femoral fıtıklarda, özel bir boğulma şekli söz konusudur: Barsak duvarının bir parçası, fıtık kesesi içinde boğulur. Bu fıtık şekli, Richter fıtığı adını alır ve teşhisi, barsak tıkanması tam olma­dığından, güç olabilir.

  • FETUS

    FETUS. Ana rahminde bulunan çocuğa, insana benzer şekle gelişiyle, doğuşu ara­sındaki sürede verilen addır. Bu devre­den önce ise, gelişmekte olan bu orga­nizma, cenin adını alır. Yumurta, fallop borusunda (bkz.) döllenir ve ilk hafta içinde rahim boyu 12,7 mm.’yi bulur. 4’üncü hafta sonunda, cenin; virgülü an­dırırcasına bükülür ve üzerinde, kulak, kol ve bacakları yapacak olan tomur­cuklar belirir. Bunu izleyen haftada, gözler ortaya çıkar ve kol, bacak bölüm­leri belirlenir. 2’nci ayın sonunda, cenin kesin olarak, insana benzer; burnu, ayrı ayrı parmaklan vardır ve o zamana ka­dar çok belirli olan kuyruk, bir artık organ halini almıştır. 3’üncü ayda, kol ve bacaklar tam şekillenir, tırnaklar be­lirir ve cinsiyeti kesinleşir. 4’üncü ayda, fetus 101-152 mm. uzunluğundadır, saç-lanmış ve bacaklar, diğer bölümlere gö­re uzamıştır. 6’ncı ayda, 305 mm. olan fetusta, kirpik ve kaşlar çıkmıştır. Bir ay sonra da, gözler açılır ve doğan fetus, yaşatılabilir. 8 ve 9’uncu aylarda, fe-tusun şişmanladığı ve derisinin normal rengini aldığı görülür. Doğumda nor­mal kilo 2,9-3,4 kg. ve normal boy da 508 mm.’dir.
    Doğum öncesi fetus, oksijen ve yiye­ceğini ana kanından edinir. Ana-fetus arası bu alışverişi sağlayan, rahim duva­rına yapışık, etli bir doku olan plasenta’ dır; ana-fetus dolaşımı arasında doğru­dan ilgi yoktur.
    Fetus’u plasenta’ya, göbek kordonu bağlar ve bu oluşum, doğumdan sonra körelir.

  • FENİTOİN SODYUM

    FENİTOİN SODYUM (Eqanutin, Me-santoin). Sara vakalarında kullanılan bir antikonvülsif ilaçtır. Fenobarbiton’dan az uyku hali verir. Vakaların çoğunda, fe-nobarbiton’la bir arada kullanılır. Her iki ilacın dozu, vakanın özelliğine göre ayarlanır. Fenitoin, bazı trigeminus nev- raljisi vakalarında da yararlıdır. Tek yan etkisi, dişetlerinin kalınlaşıp, şişmesidir. FENOBARBİTON. Sara tedavisinde ve sakinleştirici olarak kullanılan bir bar-bitürattır. bkz. Barbitüratlar. FENOL (Karbolik Asit). 1867 yılında, Lord Lister tarafından bulunan ilk anti­septiklerdendir (bkz.). Kömür katranının çok zehirli, kristal şeklindeki bir türe­vidir. Su katıldığında, kuvvetli bir de­zenfektan ve antiseptik haline gelir. Ha­len, diğer mikrop öldürücü maddeleri denemekte yararlanılan bir standart ola­rak ve çukurlarda, lağımlarda kullanılır. Bunun dışında, tıpta yeri yoktur. Günü­müzde, tıptan fazla, plastik yapımında kullanılmaktadır.

  • FENİLKETONÜRİ

    FENİLKETONÜRİ. Fenilalanin adlı amino asit metabolizması bozukluğuna bağlı olan bir hastalıktır ve genellikle, zekâ geriliği ile birlikte görülür. Bu ami­no asit’in değişimi için gerekli enzimin yokluğundan, fenilalanin vücutta anor­mal derecede fazla miktarda bulunur. Hasta, açık renkli, sarı saçlı ve mavi gözlüdür, çünkü, fenilalanin’in renk mad­desine dönüşmesi normalde olduğundan daha azdır. Gittikçe belirlenen zekâ ge-riliğiyle birlikte, hastada çırpınma kriz­leri görülür. Hastalık, kalıtsal olup, re-sesif bir gen’e bağlıdır; yani, anne ve babanın her birinde bu hastalık gen’i vardır ve her gebelikte, hasta bir çocuk doğurma şansı dörtte birdir.
    Tedavi: Özellikle erken çocukluk dev­resinde besinlerden fenilalanin’i kaldır­mak gerekir. Araştırmaların sonuçlarına göre, fenilalanin miktarının düşük tu­tulması sayesinde, zekânın gerilemesi durdurulabilir. Hastalık, doğumu izleyen üçüncü günden itibaren, bebeğin idrar ve kan tahlillerinden anlaşılabilir.

  • FARMAKOLOJİ

    İlaçların özelliklerini ve etki şekillerini inceleyen bilimdir. Çok eski çağlardan beri doktorları ilgilendi­ren bu bilimin alanı, günümüzde çok değişmiştir. Geçmişte, dışkı, taze ve ku­ru sebze, herhangi bir ölmüş organizma ve diğer bu gibi garip cisimler, ilaç ye­rine geçmekteydi. Kipling de, “küfte yeşeren her şey, dedelerimizce makbul ilaçtı” demektedir. Yüzyıllarca tanınan, sadece üç temel ilaç vardır: Opium (af­yon), dijital ve kinin. (Alkol de dördüncü ilaç olarak bu listeye girebilir). Yüz yıl­dan beri, farmakoloji bilimi, daha iyi örgütlenmeye ve yararsız bir sürü ilaç formülü unutulmaya başlamıştır. İçinde bulunduğumuz yüzyılın başlarında, ku­rulmuş olan ilaç fabrikaları, çalışmala­rını ilerletmeye ve geliştirmeye başlamış­lar, farmakoloji büyük bir iş alanı olmuş, sanayileşmiştir. Günümüzde ilaç endüs­trisi gelişmeye ve yaygınlaşmaya devam etmektedir. Her gün sayısı çoğalan yeni ilaçlar piyasaya sürülmektedir. Her ila­cın, yapıcısı firma sayısı kadar, ticari adının varlığı yanında, kimyasal adı ve “kabul edilmiş” resmi adı vardır. Dok­torun, bir yığın ilaç reklam ve propa­gandası içinde, en gerekli iyileştiriciyi seçip hastasına salık vermesi, bir sorun haline gelmiştir

  • Fare Isırığı Hastalığı

    Fare Isırığı Hastalığı

    Fare Isırığı Hastalığı

    Fareler (veya sıçanlar) ısırma yoluyla insana en­feksiyon bulaştırabilirler. Bu enfeksiyon­lardan biri, streptobacillus moniliformis enfeksiyonudur; beş gün içinde, hastada yüksek ateş, deri döküntüsü, eklemlerde şişkinlik ve ağrı belirir. Diğer bir hasta­lık da, spirillum minus enfeksiyonudur ve burada, lenf bezleri şişer, arasıra yük­selen bir ateş görülür ve ısırmadan bir ay kadar sonra, deride kırmızı bir dö­küntü belirir. Her iki mikro-organizma da penisiline duyarlıdır, fakat spirillum minus enfeksiyonu, kroniktir ve hastalık aylar boyunca tekrarlayabilir.
    FARİNKS. bkz. Yutak.

    FARMAKOLOJİ. İlaçların özelliklerini ve etki şekillerini inceleyen bilimdir. Çok eski çağlardan beri doktorları ilgilendi­ren bu bilimin alanı, günümüzde çok değişmiştir. Geçmişte, dışkı, taze ve ku­ru sebze, herhangi bir ölmüş organizma ve diğer bu gibi garip cisimler, ilaç ye­rine geçmekteydi.

                    Fare Isırığı HastalığıDiğer bir adı sodoku olan fare ısırığı hastalığı fare ısırması ile deriye giren Spirillum minus mikrobunun iltihap ve lenf düğümlenmesine neden olması ile kendini gösteren bulaşıcı ve çabuk ilerleyen bir hastalıktır.

                    Bu hastalık çok eski zamanlardan beri Japonya ve Asya’da bilinmekte olup ülkemizde ancak 1922 yılında fark edilebilmiştir. Bütün dünyada yaygın olan ve çok kişi tarafından bilinen bu hastalık, fare olan ve fareye temas edilen yerlerde bulunmaktadır.

                    Fare ısırığı hastalığı farenin her ısırdığı kişide bulunmaz. Aynı farenin ısırdığı bir kişide bu hastalık görülebilirken bir başkasında görülmeyebilir.

    Fare Isırığı Hastalığının Zararları Nelerdir?

                    Fare ısırığı hastalığı ısırılan yerde üremeye başalar. Oradan kan dolaşımına karışıp kalbe, karaciğere, böbreğe ve diğer organlara yerleşerek bu organların işlevlerini sağlıklı bir şekilde yerine getirmesini engeller.

    Belirtileri Nelerdir?

                    Fare ısırığı hastalığının bir kuluçka dönemi vardır ve bu kuluçka dönemi 5-10 gün ile 5-6 haftaya kadar değişebilmektedir. Bu hastalık ısırılan yerde iltihaplanmayla başlayıp lenf düğümlerinin büyüyüp ağrı oluşturmasıyla devam eder. Akabinde baş ve kas ağrısı, iştahsızlık, kusma, baş dönmesi, yutma güçlüğü gibi sorunlarla devam edip hastanın ateşinin 40 dereceye kadar ulaşmasına kadar gider. Bu hastalık kişiye göre değişip ağır ve hafif şekillerde atlatılmakla birlikte bazı kişilerde şuur kaybına da neden olabilmektedir. Bu hastalığın ölüm riski az olup tedavi altına alınması, antibiyotiklerle desteklenmesi şarttır.

  • Fakültatif

    Fakültatif

    FAKÜLTATİF. Duruma, isteğe bağlı olan; çeşitli koşullar altında yaşama ye­teneğine sahip bulunan.

    Bakteriler Çerçevesinde Bakılabilen Fakültatif Nedir?

                    Fakültatif bir bakteri çeşididir. Gelişen teknoloji ile birlikte paralel olarak tıp ve bilim de gelişmiş ilerleme göstermiştir. Bu doğrultuda pek çok araştırma ve projeler oluşturulmuştur. Bu araştırma ve projeler, insanlığa hizmet etmiş ve yaşam koşullarının da iyileşmesini sağlamıştır. Artık insanlar bilim, tıp ve teknolojini ilerlemesi, gelişmesi sayesinde daha kendinden emin ve güvenli bir hayat yaşamaktadırlar.

                    Bütün bu gelişmeler doğrultusunda bilim adamları pek çok araştırmalar yapmıştır. İşte bu araştırmalardan birisi de bakteriler konusudur. Bakteri tek hücreli bir canlıdır ve insanlarda, hayvanlarda, havada, suda, bitkide, toprakta ve daha birçok yerde bulunurlar. Bakteriler gözle görülemeyecek kadar küçük varlıklar olup ancak mikroskop sayesinde görülürler. Çekirdeksizdirler ve bölünerek çoğalırlar. Bakterilerin hem zararlı hem de yararlı olanları vardır. Başka canlıların yaşamını sürdüremediği çok sıcak ya da soğuk ortamlarda basıncın yüksek olduğu durumlarda bile yaşamaları mümkündür. Ölü halde bulunan organizmaların yapısını bozarak çürütür ve organik maddelerin diğer organizmalar tarafından kullanımını sağlar.Fakültatif

                    Fakültatif, bir bakteri çeşidi olmakla birlikte bu bakteriler her türlü ortamda yani, hem oksijenli hem de oksijensiz ortamlarda yaşayabilmektedirler. Toprak, deniz ve gölün gibi çeşitli her ortamda yaşayabilmektedirler. Bu yönden bakıldığında sadece oksijenli ortamlarda yaşayabilen ‘’ aerob bakteriler’’ ya da sadece oksijensiz ortamda yaşayabilen ‘’ anaerob bakteriler’’den ayrılmaktadırlar. Bu nedenle fakültatif bakteriler diğer bakteri türlerinde oldukça farklı bir bakteri türüdür.