Kadınlar Sitesi, Gebelik, hamilelik, doğum

Kategori: Sağlık Sözlüğü – G

Sağlık Sözlüğü – G

  • GÖZDE KİMYASAL YANIKLARIN İLKYARDIM

    GÖZDE KİMYASAL YANIKLARIN İLKYARDIM

    GÖZDE KİMYASAL YANIKLARIN İLKYARDIM
    Kimyasal maddeyi mümkün olduğu kadar ça­buk yıkayarak kazazedeyi hastaneye kaldırı­nız. Kazazedenin gözünü ovuşturmasına izin vermeyiniz.
    • Kazazedenin yüzünün etkilenmiş olan tara­fını, yavaş yavaş akan suyun altına tutarak suyun yüzden akmasını sağlayınız. Ya da kazazedenin etkilenmiş taraftaki yüzünü soğuk su dolu kaba batırarak gözünü açıp kapamasını isteyiniz.
    • Eğer bu mümkün değilse kazazedeyi başı geriye eğilmiş ve etkilenen tarafa çevrilmiş olarak oturtun ya da yatırın. Sağlam gözü koruyarak, etkilenen gözün göz kapağnı yavaşça açıp içine göz damlasıyla steril su ya da bir bardak musluk suyunu dökünüz.
    Dikkat: Göz kapağının her iki yüzüne de su gidip gitmediğini iyice kontrol ediniz. Eğer göz, ağrılı bir kasılma ile kapanmışsa göz kapaklarını sert fakat nazik bir şekilde çekmek zorunda kalabilirsiniz.
    • Gözü steril bir göz tamponuyla hafifçe ka­patınız ya da eğer göz tamponu yoksa, te­miz ve tüysüz bir kumaş kullanabilirsiniz.
    • Hemen hastaneye kaldırınız.

    GÖZDE KİMYASAL YANIKLARIN İLKYARDIM
    GÖZDE KİMYASAL YANIKLARIN İLKYARDIM
  • GÖBEKBAĞIYLA İLGİLENMEK

    GÖBEKBAĞIYLA İLGİLENMEK

    GÖBEKBAĞIYLA İLGİLENMEK
    Çoğu durumda anne ve bebek, hastaneye ula­şana kadar gobekbağım bebeğe bağlı bırakma­nın hiçbir zararı yoktur Gobekbağı çok kısa ya da hastaneye ulaşım gecıkecekse onu kes­mek gerekebilir Plasenta çıkana, göbek nabzı­nın atışı kesilene ya da doğumdan en az on da­kika sonrasına kadar bekleyiniz.
    • Steril bağlardan ikisini ya da hazırlanmış ip parçalarını kullanarak gobekbağım ıkı yer­den sıkıca bağlayınız (bebeğin karnından itibaren 15 cm ve 20 cm uzaktan) Eğer be­beğe yakın olan bağ çok sıkı bağlanmazsa göbek kesildikten sonra bebek, kanamadan ölebilir.

    GÖBEKBAĞIYLA İLGİLENMEK
    GÖBEKBAĞIYLA İLGİLENMEK

    • Gobekbağım, steril makaslar kullanarak ıkı bağ arasından kesiniz.
    • Bebeğin karnındaki ucun üzerine steril bir sargı koyunuz.
    Dikkat: Sakın gobekbağınm kesik ucuna pud­ra ya da herhangi bir antıenfekten koymayı­nız. Kestikten on dakika sonra kanama olmadı­ğından emin olmak için gobekbağmı denet­leyiniz Kalan bağla gobekbağmı, bir de be­beğin karnından 10 cm uzaktan bağlayınız.
    • Gobekbağmı, başka bir steril sargı ile sarıp, katlanmış bir peçeteyle vücut çevresine bağlayarak güvenceye alınız.
    Dikkat: Eğer steril sargı yoksa bebeğin çevre­sine hiçbir şey bağlamayınız.
    • Gobekbağı, plasenta çıkmadan kesilmek zorunda kalınmışsa, göbekbağının plasen­taya bağlı olan ucunu steril bir sargıyla örtünüz.
    • Plasentayı daima daha sonra denetlenmek üzere muhafaza ediniz.

  • GRİP KOMPLİKASYON YAPAR MI?

    Pnömoni, grip hastalığı esnasında veya ardından ortaya çıkabilen çok önemli bir komplikasyondur. Grip virüsünün kendisi, doğrudan viral pnömoni yapabildiği gibi, vücudun savunma sistemini grip virüsünün bozması ve zayıflatması sonucu sonradan tabloya eklenen bakterilerin neden olduğu bakteriyel pnömoni de ortaya çıkabilir. Grip hastası iseniz ve aşağıdaki belirtilerden herhangi birini kendiniz veya aile üyelerinizden birinde saptarsanız:
    ■ Nefes almada güçlük,
    ■ Öksürük ve balgam çıkarmanın artması,
    ■ Balgamın renginin san – yeşil olması veya balgamda kan görülmesi,
    ■ Göğüs ağrısı (özellikle öksürürken)
    derhal doktorunuza başvurunuz.
    ■ Soğuk algınlığında görülen sinüzit, orta kulak yangısı ve bronşit, gripte de aynı mekanizmaya bağlı olarak gelişebilir.
    ■ Grip belirtilerinin geçmesinin ardından, hastalık sonrası öksürük adı verilen bir tablo gelişebilir. Bu öksürük genellikle haftalarca sürer, balgam içermez ve çoğu kez geceleri kişiyi uyutmayacak kadar rahatsız edicidir. Astıma benzeyen bu tablo, astım ilaçlan ile tedavi edilebilir. Bu tip bir öksürük geliştiği taktirde, doktorunuza danışınız.
    ■ Gribin önemli bir diğer yan etkisi vücudun savunma sistemini çok zayıflatmasıdır. Anerji adı verilen bu durumda, hücresel bağışıklıkta ileri derecede bir zayıflama oluşur ve kişinin tüberküloza karşı olan direncinde bozulma ortaya çıkar. Eğer bir kişi, grip geçirdikten sonra, hâlâ öksürük, halsizlik, iştahsızlık, akşam üstleri hafif yükselen ateş ve terleme tanımlıyor ise, yine bir doktora başvurmakta yarar vardır.

  • GRİP HER YAŞTA AYNI AĞIRLIKTA MIDIR?

    Hastalık yetişkinlerde ve çocuklarda farklı klinik tablolar gösterebilir.
    ■ Yetişkinlerde görülen hafif grip olgulan, soğuk algınlığında görülen belirtilerle seyreder. Ancak daha sıklıkla klasik olgularda görüldüğü gibi, başlıca belirtileri 39.5-40°C ateş, şiddetli öksürük, şiddetli baş, kas ve eklem ağnlan, boğaz ağrısı, üşüme, titreme ve aşın bitkinliktir. İyileşme soğuk algınlığından daha uzun sürer. Hastaların bir bölümü 1-2 haftada iyileşirler. Ancak, daha çok yaşlılarda olmak üzere, halsizlik ve bitkinlik çok daha uzun sürebilir.
    ■ Okul çağındaki çocuklarda görülen grip belirtileri büyüklerde olduğu gibidir. Ancak çocuklarda ateş büyüklere göre daha yüksek olma eğilimindedir.
    ■ Okul öncesi çocuklar ve bebeklerde hastalık belirtileri tipik değildir; bu bakımdan tanı zordur. Çoğu kez, diğer soğuk algınlığı virüslerinin yaptıklan hastalıklarda görülen belirtilerle seyreder. Bir yaşın altındaki bebeklerde, ateş saptandığı taktirde, bir doktora başvurmakta yarar vardır.

  • GRİP BELİRTİLERİ

    Grip ani başlayan, soğuk algınlığından daha ağır belirtilerle seyreden, özellikle yüksek ateş, şiddetli öksürük, eklem ve kas ağnlan ile karakterize bir hastalıktır.
    Tipik bir grip olgusunun başlıca belirtileri,
    ■ Ani başlayan baş ağnsı,
    ■ Kum öksürük,
    ■ Boğazda yanma hissi,
    ■ Üşüme-titreme,
    ■ Yüksek ateş,
    ■ Halsizlik,
    ■ Kas ve eklem ağnlandır.
    Bu belirtiler çok çabuk bir şekilde ağırlaşırlar. Özellikle sırt ve bacaklardaki ağn ve sancılar, hastanın ileri derecede güçsüzleşmesine, kendisini son derecede bitkin hissetmesine neden olurlar; bu nedenle yatağa yatmak mecburiyeti doğar. Ateş çoğu kez 39-40°C’dir; hastalığın 2.-3. gününden itibaren düşmeye başlar, ancak ardından burun tıkanıklığı ve boğaz ağnsı gibi solunum yollan belirtileri başlar. Halsizlik ve bitkinlik günlerce, hatta haftalarca sürer. Bu yüzden grip hastalığına halk arasında “paçavra hastalığı” adı verilir.
    Grip bazen mide-barsak bozukluklarına da neden olabilir. Bu taktirde, bulantı, kusma ve ishal görülebilir. Hastalık bu hali ile bir gastroenterite (mide-barsak hastalığı)

  • GRİP NASIL BULAŞIR?

    Grip, her kış toplumun %20-50’sini etkileyen, çok bulaşıcı bir hastalıktır.
    Grip virüsü de soğuk algınlığına neden olan virüsler gibi üst solunum yollarından bulaşır. Enfeksiyon kaynağı, virüsü burun ve boğazında bulunduran hastalardır. Bu hastaların konuşmalan, özellikle de öksürmeleri ve hapşırmalan ile grip virüsünü içeren, gözle görülmeyen damlacıklar, saatte 100-150 km hızla ve yaklaşık 3 metre uzaklığa yayılırlar. Dolayısıyla böyle bir durumla karşılaşan sağlam kişilerin soluduklan hava ile burunlarından ve hatta gözlerinden virüs üst solunum yollarına girer; alınan grip virüslerinin bir kısmı, yine solunan hava ile akciğerlere kadar inebilir. Giren virüs hemen bu bölgelere, yani üst ve alt solunum yollarına yerleşir ve hemen üremeye başlar. Grip virüsünün bir diğer bulaşma yolu, grip hastalarının solunum yollan salgılan ile kirlenmiş eşyalar aracılığıyla gerçekleşir. Salgın zamanlarında bu yol da önemlidir.

  • GRİP VE SARS

    Üst solunum yollarında görülen hastalıkların büyük bir bölümü virüsler tarafından oluşturulur. Virüsler sayıca çok fazladır. Örnek vermek gerekirse, 5 virüs ailesine ait yaklaşık 200 kadar virüs insanlarda üst solunum yollan hastalıklanna yol acarlar. Genel olarak bu virüslerin neden olduklan hastalık tablosuna “soğuk algınlığı” adı verilir. Ancak, değinilen etkenlerden bir tanesi, yani grip veya influenza virüsü, özel ve ağır bir hastalık tablosu olan grip hastalığına yol açar.S oğuk algınlığı ve grip virüsleri, insanlara başlıca 2 yol ile bulaşırlar:
    Bunlardan birincisi “damlacık enfeksiyonu” adını verdiğimiz yoldur. Toplum içindeki bulaşlarda en çok bu yol ile insanların hastalık etkenlerine maruz kaldıklarını görmekteyiz. Damlacık enfeksiyonu tipindeki bulaş şeklinde, virüs kaynağı, başta burun olmak üzere, hasta insanların üst solunum yollandır. Bu kişilerin boğaz ve burun salgılarında bulunan virüsler, konuşma, nefes alıp-verme, özellikle de öksürme ve aksırma sırasında çevreye yayıklar. Bu şekilde havaya geçen ve gözle görülemeyecek kadar küçük olan damlacıklar, taşımakta olduklan virüsleri sağlam kişilere bulaştırırlar. Hastalık etkenlerini taşıyan bu damlacıkların önemli bir özelliği; kapalı ortamlarda (örn.; tiyatro, sinema salonlan, dershane) yaklaşık 3 saat kadar havada asılı kalabilmeleri ve bu sayede dolaylı yoldan, yani hasta kişiyle doğrudan temas olmaksızın üst solunum yolu enfeksiyonlarının bulaşmasında rol oynamalandır İkinci bulaşma yolu, hasta kişilerin burun ve boğaz salgılanyla temas sonucu gerçekleşir. Bu durumda hastalık etkenlerinin yayılmasında, hasta kişilerin ellerine bulaşmış solunum yolu salgılarına temas önem kazanır. El sıkışmak, hastalara ait mendil vb. gibi maddelere dokunmak veya hastaların elledikleri kapı kollarına temas gibi fiiller, hastalığın dolaylı yoldan bulaşmasına örnek olarak verilebilir.

  • GUATR SEBEBLERİ

    Çoğu kez iyot eksikliği sonucu gelişirler. Daha az sıklıkla iyot eksikliği dışında da bazı çevresel sebepler olabilir (Bazı kirli kuyu sulan gibi). Günde alınması gereken iyot 100-300 mikrogramdır. Bunu suyla, soluduğumuz hava ve tükettiğimiz gıdalarla alınz. Sudaki iyot miktan özellikle önemlidir. Bu azalmışsa bu suyu tüketen hayvansal ürünlerdeki (örneğin süt) iyot miktan da azalır. Günlük alınan iyot miktan azaldığında, vücut ne denli iyot ekonomisi yaparsa yapsın, tiroid hormonunun temel ham maddesi azalmış olacağından hormon üretimi azalır. Vücudumuz da bunu karşılamak tiroid salgı bezini büyütür. Bunun diğer anlamı guatr oluşmasıdır. İyot eksikliği bölgelerinde yüksek oranda guatr görülür. Bu oran % 50-80’lere çıkabilir. Yani o çevrede yaşıyan her 100 kişinin 50’den fazlasında guatr vardır. Guatr oranı arttıkça, guatra ilişkin diğer hastalıklarda artmaktadır. Dünyada bilinen önemli iyot eksikliği bölgeleri vardır. Buralarda alınan günlük iyot miktan 50 mikrogramın altındadır. Ülkemizde de hafif ve orta ağırlıkta endemik guatr bölgeleri mevcuttur. Bu nedenle son yıllarda Sağlık Bakanlığı iyotlu tuz kullanımını zorunlu kılmıştır (doktorların önerdiği bazı zorunlu sebebler dışında). Özellikle iyotlu tuz kullanmak gebeler için birinci derecede önemlidir. Anne karnında gelişen çocuğun, özellikle merkezi sinir sistemi gelişmesinde iyota gereksinimi vardır. Bu sebeble herkes için, özellikle de gebeler için iyotlu tuz kullanmak son derecede önemli ve gereklidir. Yaygın iyotlu tuz kullanımının 15-20 yıl gibi bir süreçte o bölgede guatr görülme oranını etkin bir şeklide azalttığı, dünyadaki uygulamalarda açıkça görülmüştür.
    Basit guatrlarda salgı bezinin çalışması genelde normaldir. Ancak zaman zaman gizli aşın çalışma veya yetersiz çalışma durumlan olabilir. Gizli aşın çalışma (subklinik hipertiroidi) yaşlılarda başka sebeplerle kalpte ritim bozukluluğu varsa bunu daha artıracaktır; gizli yetersiz çalışma ( subklinik hipotiroidi) ise depresyon eğilimli kişilerde depresyonu artıracaktır. Guatrlar önceleri, ilk oluştuklan yıllarda oldukça yumuşak kıvamdayken, zamanla, hem büyüme daha artacak ve hem de içinde fibrozis dediğimiz sert dokular oluşmaya başlayacaktır. Sertlik her noktada aynı derecede olmayacağından daha az veya daha sert bölgeler gösteren bir kıvam alacaktır. Ancak artık ilk oluştuğu yıllara oranla çok daha serttir. Bu kıvamdaki bir guatr belirgin büyüklüğe eriştiğinde de etraftaki dokulara, başta soluk borusu, toplar damarlar ve sinirlere bası yapabilecektir. Bu basıyı hasta hisseder ve şikayet edebilir.
    Diğer bir tedavi yöntemi tiroid hormonu (tiroksin) vermek şeklindedir. Her yaşta uygulanabilir. Hastaya göre doz ayarlanır, 6 ay veya yıllık kontroller çoğu kez yeterli olmaktadır. Çok büyük guatrlar veya göğüs kafesi içine büyüyen guatrlar ile tedaviye rağmen giderek büyüyen guatrlarda, operasyon düşünülür. Operasyon sonrası ömür boyu yeterli dozda tiroid hormonu almalıdır. Bu son derecede önemlidir. Hasta bu ilacı kullanmaz veya düzensiz kullanırsa 5-10 yıl içinde tekrar operasyonu gerektirebilecek guatr nüksleri olur, nodüller oluşur. îlacı kullanma yanı sıra, en az yılda bir mutlaka kendisini tedavi eden dahiliye uzmanının kontroluna gitmesi gerekir.

  • GUATR

    Guatr, tiroid iç salgı bezinin hastalığının ifadesidir. Tiroid iç salgı bezinin, normalde 15-20 gr olması gerekirken, büyümesine guatr denilmektedir B üyüme iki şekilde olabilir. Birinci şekilde bez, genel şekilsel özellikleri korunarak büyümüştür, buna diffiiz guatr denilmektedir. İkinci şekil büyümede de bez içinde küresel veya elipsoid yumru veya yumrular oluşmuştur, buna da nodüler guatr denilmektedir. Guatrlar tek nodüllü veya çok nodüllü olabilirler. Çaplan 1-2 mm’den 5-6 cm’ye kadar değişebilir, hatta daha büyük de olabilirler. Guatr, hipotiroidden graves hastalığına kadar çok farklı sebepten oluşabilir. Yani bir tek sebep söz konusu değildir.
    Tiroid salgı bezinin büyümesi şeklinde ortaya çıkan hastalıkların dışında, tiroid salgı bezinin fonksiyonunun, yani salgısının az veya çok olmasına ilişkin hastalıklar da vardır. Az çalışmasına hipotiroidi, çok çalışmasına da hipertiroidi denilmektedir. Gerek hipotiroidiler ve gerekse hipertiroidiler tek sebebe bağlı olarak oluşmazlar. Birçok farklı sebepten hipotiroidi oluşabildiği gibi, bir çok farklı sebepten de hipertiroidi oluşur.
    Guatrların tetkikinde bir çok laboratuvar olanaklarından yararlanılır. Kandan yapılan ölçümlerde genelde tiroid iç salgı bezinin çalışma düzeyi ve hastalığın sebebiyle ilgili bağışıklık sistemimizle ilgili antikor dediğimiz maddeler araştırılır.

  • GÖĞSÜN ANJİNİ

    Sıklıkla koroner tıkamklığıyla kanştınlan şiddetli göğüs ağrıları, kalbe kan sağlayan koroner damarlann, kalbin başlanna yeteri kadar oksijenli kan ulaştıramadıklan zaman görülür.
    Yaşlılarda yaygındır ve genelikle jimnastik sırasında aşın gayret, bazen de heyecan anında görülür. Normal olarak bu krizler birkaç dakika sürer ve ağn, kazazedenin dinlenmesiyle geçer.
    Belirtiler
    Sıklıkla sol omuzdan kola ve parmaklara doğru yayılan bir göğüs ağnsı vaynı zamanda kazazedenin gırtlağına, çenesine ve oradan da diğer koluna yayılabilir).
    ■ Deri. kül rengi olabilir ve dudaklar morarabilir.
    ■ Kazazede, solunum sıkıntısı çekebilir.
    ■ Genel halsizlik.
    İlk yardım ve tedavi
    ■ Kazazedeyi, kalbi en etkili biçimde çalışacak bir dinlenme konumuna getiriniz.
    ■ Kazazedenin oturmasına yardımcı olunuz. Kazazedenin sırtına bir battaniye ya da ceket örterek dizlerinin altını da destekleyerek oturtunuz.
    ■ Moral verip dinlenmesini tavsiye ediniz. Boyun, göğüs ve beldeki giyecekleri gevşetiniz Dikkat: Göğüs anjininden şikayetçi olan birçok insan yanlarında bir krizin önlenmesi ya da tedavisi için özel ilaçlar taşırlar.
    ■ Eğer belirtiler sürerse, hastaneye nakli sağlayınız.

  • GÜNEŞ YANIĞI

    Güneşte uzun süre kalma sonucu deri üzerinde meydana gelen yanığa güneş yanığı denir. Sanşınlann ve kızıl saçlılann güneş ışınlarına karşı çok duyarlı bir derileri vardır. Ayrıca değişik bölgelerin duyarlılığı arasında da fark bulunur.
    Güneş ışınlan deride önce eritem denen bir kızanklık meydana getirirler, buna 1. derece yanık denir. İnsan yanmadan bronzlaşmak isterse yazın ilk gün 15 dakikadan fazla şiddetli güneş altında kalmamalı, bu süreyi diğer günlerde yavaş yavaş uzatmalıdır. Güneş, derinin üst tabakasında bir kalınlaşmaya ve pigment miktannda artışa neden olduğu için insan zamanla daha uzun süre güneşte kalabilir.
    Beyaz veya henüz kızarmış bir deri üzerine ışınlann etkisi yeterinden fazla devam ederse deride su kabarcıklan oluşur ve sonunda deri soyulur. Böyle bir durumda 2. derece yanık meydana gelmiş demektir.
    Çoğunlukla çok ıstırap veren güneş yanıklan, bazen ciddi de olabilir. Birinci derecede, yani yalnız kızanklık görülen yanıklarda, etkili bir tedavi yoktur.
    Fakat eczanelerde satılan bazı nemlendirici ve deriyi teskin edici kremlerin yaran dokunabilir. Ancak bunlann bazılarının deride reaksiyonlara sebep olacağı akıldan çıkarılmamalıdır. Herhangi bir iltihaplanma halinde, uygulamayı hemen kesip, bir deri uzmanına başvurun.■ Her şeyden önce, güneş yanıldı kişiyi gölgeye alın.
    ■ Su içirdikten sonra ateşini ölçün.
    ■ Ateş yükselmişse ve daha başka belirtiler (örneğin ödem) varsa, hemen doktora başvurmak gerekir.
    ■ Küçük çocuklarda ve yaşlılarda önemlice bir güneş çarpması, sıcak çarpmasına dönüşebilir ya da bir beyin sarsıntısı söz konusudur.
    İlk yardım ve tedavi:■ Güneşten yanan kırmızı renkli cilt bölgesine, mevcut gerginliği ve tahrişi azaltmak için yatıştırıcı bir losyon veya soğuk kompres uygulayın.
    ■ Hasta evdeyken, yanık bölgelerin üzerine hiçbir şey giymesin, bu bölgeleri havayla temasa bırakınız.Dışan çıkarken ise, yanık bölgelerin üzeri örtülmelidir.■ Eğer hasta çocuksa kabarcıklar meydana gelir ve çocuğunuz acı çekerse, kendisine bebek Aspirini veya parasetamol şurubu veriniz.■ Çocuğunuzun ateşine bakınız.Eğer 39’un üzerindeyse hemen doktora başvurup vücudu ıslak süngerle silerek bu ateşi düşürmeye çalışınız.■ Çocuğun en az 48 saat süreyle güneş ışınlarına doğrudan maruz kalmasını önleyiniz.■ Hastanın yatak çarşafının iyice gergin olmasına dikkat edin, böylece herhangi bir kat yerinin ona acı vermesini önlersiniz.■ Güneş yanığına engel olmak için,güneşte kaldığı ilk birkaç gün boyunca çocuğunuzun derisinin doğrudan güneş ışığı almasına engel olunuz. Daha sonra da açıkta kalan bölgelere, güneş yağını iyice süzen bir losyon sürünüz. ■ Burnunuza ve dudaklarınıza güneşten koruyucu bir krem sürün ve ensenizi de geniş kenarlı bir şapkayla koruyunuz.■ Güneş yağını, denizden çıktıktan sonra tekrar sürmeyi unutmayınız.■ Güneşte kalınan süreyi hergün yalnızca onar dakika arttanız.Eğer güneşten yanan bölgelerde kabarcıklar meydana gelirse, ateş yükselir ve genel sağlık durumu bozulursa doktora başvurmalısınız.Çocuğunuzun ateşi yüksek olduğu halde derisi kuruysa ve kendisi dalgın ya da aşın uykuluysa, yine doktora başvurmanız gerekir; çünkü bu durum, acilen tedavisi gereken bir sıcak çaıpması olabilir.ilk gün 15 dakikadan fazla şiddetli güneş altında kalınmamalı, bu süre diğer günler yavaş yavaş artırılmalıdır.

  • GÖZ YARALANMALARI

    Tahta parçası, cam, madeni bir cisimle yaralanan veya düşmekten ileri gelen bir darbeye maruz kalan, patlayıcı bir maddenin etkisi altında kalan herhangi bir göz kazasında, muhakkak tehlikeli bir durum vardır. Göz yaralanmaları anında tedavi edilememesi halinde uzun süreli görme bozukluklan yaratabilir. Kazazedenin gözüne sert bir cisim çarpmışsa göz oyuğu bu çarpmayı korumuştur. Ancak göz ojoığunun çevresindeki kan damarlan çatlayacağından zamanla birtakım çürükler ve şişkinliler oluşabilir.
    Göze kimyevi bir madde kaçarsa acil tedavi gerekir. Gözbebeğine sert bir cisim batmış ya da gözün kenar veya göz kapağı kesilmişse acil tedavi gerekir. Yapılacak iş, göz üzerine steril bir gazlıbez koyduktan ve bunu hafif bir bandajla tespit ettikten sonra vakit geçirmeden doktora başvurmaktır.