Kadınlar Sitesi, Gebelik, hamilelik, doğum

Kategori: Sağlık Sözlüğü – G

Sağlık Sözlüğü – G

  • GÖZE KAÇAN YABANCI CİSİMLER

    Bütün göz yaralanmalan potansiyel olarak ciddi olaylardır. Çünkü göze kaçan cisimler göz küresini delebilir ve iç hasarlarla ve muhtemel enfeksiyonlarla sonuçlanabilir.
    Gözde en çok rastlanan yabancı cisimler, toz, kum ya da kirpiktir. Göz küresinin dış yüzeyine yapışarak ya da gözkapağının altına yerleşerek (normal olarak üst kapağa) rahatsızlığa ve iltihaplanmaya yol açarlar. Çoğu durumda bunlar kolaylıkla çıkarılabilirler. Bununla birlikte, gözün renkli kısmının (gözbebeği ve iris) üzerinde bulunan ya da göz küresine batmış olan cisimleri çıkarmaya kalkışmayınız. Bu durumlarda hemen tıbbi yardım isteyiniz.Belirtiler:■ Kazazedenin gözü ağnr ve kaşmir.
    ■ Görüşü zayıflamış olabilir.
    ■ Etkilenen gözde sulanma.
    ■ Kazazedenin gözü kızarmıştır.
    İlk yardım ve tedavi:Cismi yavaşça alınız. Başaramazsanız, kazazedeyi hastaneye kaldınnız.
    ■ Kazazedeye gözünü o\Tişturmamasını öğütleyiniz.
    ■ Kazazedeyi yüzü ışığa dönük olarak bir sandalyeye oturtup geriye yaslanmasını söyleyiniz.
    ■ Kazazedenin arkasına geçiniz. Bir elinizle çenesini tutup öbür elinizin başparmağı ile işaret parmağını kullanarak etkilenen gözün kapaklarını açınız. Kazazededen sağa sola, \Tikan aşağı bakmasını isteyiniz, böylece gözün her tarafını iyice inceleyebilirsiniz.
    ■ Eğer yabancı cismi görebilirseniz steril su eriyiği ve göz banyosuyla yıkayınız. Eğer bunlan bulamazsanız gözü musluk smaıyla yıkayınız. Başı, hasarlı göz tarafına eğiniz ki su, sağlam göze gelmeden akıp gitsin; suyu bir sürahiyle dökünüz ya da kazazedenin başını musluğun altına sokunuz.
    ■ Bu başarılı olmazsa ya da su yoksa ve yabancı cisim göze batmış değilse, yabancı cismi ıslak bir süngerle ya da ıslatılmış temiz bir mendille çıkannız.
    ■ Eğer yabancı cisim üst kapağın altındaysa, kazazededen, aşağı bakmasını isteyiniz. Kirpiklerden tutarak üst kapağı, alt kapağın üstüne doğru dışa ve aşağı çekiniz. Eğer alt kapağın kirpikleri yabancı cismi süpürüp çıkaramazsa kazazedenin su altında gözünü açıp kapattırarak yabancı cismin dışan sürüklenmesini sağlayınız.
    ■ Yabancı cismi çıkaramazsanız, etkilenen gözü bir göz tamponuyla ya da bir gazlı bezle kapatınız. Hafifçe üzerini sararak tıbbi yardım isteyiniz.
    ■ Eğer yabancı cisim gözün renkli bölümü üzerindeyse ya da göz küresine batmış veya yapışmışsa çıkarmaya çalışmayınız. Kazazedeye, gözünü hareket ettirmemesini söyleyiniz. Bir göz tamponuyla kapatınız.
    ■ Gerekirse iki gözü birden örterek göz hareketini önleyiniz. Hastaneye kaldınnız.Eğer yabancı cismi görebilirseniz steril su eriyiği ve göz banyosuyla yıkayınız. Eğer bunları bulamazsanız gözü musluk suyuyla yıkayınız. Başı, hasarlı göz tarafına eğiniz ki; su sağlam göze gelmeden akıp gitsin; suyu bir sürahiyle dökünüz ya da kazazedenin başını musluğun altına sokunuz.

  • GÖZDE KİMYASAL YANIKLAR

    Hem sıvı hem de katı yakıcı kimyasal maddeler göze kolayca kaçabilir ve göz yüzeyi üzerinde hızla ağır yaralar açılmasına, hatta körlüğe sebep olan hasarlar meydana getirebilir.
    Belirtiler:■ Etkilenmiş olan gözde ağır ağrılar.
    ■ Hasarlı göz, ışığa bakamaz.
    ■ Etkilenen göz, kapalı olabilir.
    ■ Göz kızarmış, şişmiş ya da çok fazla sulanmakta olabilir.
    İlk yardım ve tedavi:Kimyasal maddeyi mümkün olduğu kadar çabuk yıkayarak kazazedeyi hastaneye kaldınnız. Kazazedenin gözünü ovuşturmasına izin vermeyiniz.
    ■ Kazazedenin yüzünün etkilenmiş olan tarafını, yavaş yavaş akan suyun altına tutarak suyun yüzden akmasını sağlayınız. Ya da kazazedenin etkilenmiş taraftaki yüzünü soğuk su dolu kaba batırarak gözünü açıp kapamasını isteyiniz.
    ■ Eğer bu mümkün değilse kazazedeyi başı geriye eğilmiş ve etkilenen tarafa çevrilmiş olarak oturtun ya da yatınn. Sağlam gözü koruyarak, etkilenen gözün gözkapağını yavaşça açıp içine göz damlasıyla steril su ya da bir bardak musluk suyunu dökünüz. Dikkat:Gözkapağının her iki yüzüne de su gidip gitmediğini iyice kontrol ediniz. Eğer göz ağrılı bir kasılma ile kapanmışsa gözkapaklannı sert fakat nazik bir şekilde çekmek zorunda kalabilirsiniz.
    ■ Gözü steril bir göz tamponuyla hafifçe kapatınız ya da eğer göz tamponu yoksa, temiz ve tüysüz bir kumaş kullanabilirsiniz.
    ■ Hemen hastaneye kaldınnız.

  • GÜNEŞ ÇARPMASI

    GÜNEŞ ÇARPMASI (Sıcak çarpması). Son zamanlara kadar, güneş çarpmasıy­la, sıcak çarpması ayrı iki durum kabul edilmekteydi. Bu görüşe göre: Tropikal iklimlerde de Kuzey Avrupa’da çelik fı­rınları çalışma koşularında da sıcak çarpmasının nedeni, çevresel aşırı sıcak­tı. Güneş çarpması ise, inanışa göre,güneş ışınlarının, baş veya omuriliğe et­kisiyle oluşurdu. Aslında, böyle bir du­rum söz konusu olamaz; güneş ışınla­rının, ısı yaratmak dışında bir etkisi bu durumda düşünülemez. Bundan ötürü, başı güneşten koruyan herhangi bir ön­lemin yararı, saçsız bir kafanın yanma­sını ve gözlerde aşırı parlak ışığın zarar­larım önlemekten ileri gidemez. Belirtileri: Güneş veya sıcak çarp­ması aynı durumu belirten iki ayrı de­yimdir. Neden, sıcak ve özellikle bu sı­cağı daha etkili kılan, nemli bir atmos­ferdir. Başlangıçta, tuz kaybına yol açan aşırı terleme ve bunun sonucu olan ağ­rılı kas krampları ve dolaşımı bozacak nitelikte kan koyulaşması görülür. İleri evrelerde, tüm ısı ayarlayıcı sistem bo­zulur, terleme durur ve delirium ile ko­ma da, ciddî vakalarda, ölümün yaklaş­tığını haber verir. Hafaf vakalarda, şid­detli veya hafif baş ağrısı, terleme, kramplar, aşırı uyarılabilme ve yorgun­luk görülür.
    Tedavi: Hastayı serin bir yere taşı­mak ve ağız ya da damar yoluyla, bol miktarda normal tuzlu su (yarım litre su içinde bir çay kaşığı tuz) vermek gere­kir. Ağır vakalarda, çıplak gövde ıslak bir çarşafa sarılmalı ve vücut ısısı 38,9 dereceye düşene kadar yelpazelenmeli-dir. Delirium, terlemenin durması ve 40,6-41,7 derecenin üstü ateş, kötü işa­retlerdir. Bazı kişiler, güneş çarpmasına daha yatkındırlar.
    Öğle güneşinden sakınmak, uygun giysiler seçmek vb. gibi basit bilinen ön­lemler dışında, yapılacak başka şey yok­tur. Bir bölgede yaşayan insanların giy­sileri de o bölgenin koşullarına uyacak şekildedir. “Hafif sabah kahvaltısı et­mek” ya da “hafif ve hava geçiren giy­siler giymek” gibi öneriler faydalıdır.

  • GUATR

    GUATR. Boyunda bulunan tiroid bezi­nin şişmesidir. Guatr, nedenlerine göre sınıflandırılır: 1. Basit guatr’da, tiroid bezinin aşın veya normalden az çalış­ması, ya da habislik söz konusu değil­dir; 2. Habis guatr; 3. Hipotiroidizme (tiroid bezinin normalden az çalışması­na) bağlı guatr; 4. Hipertiroidizme (be­zin aşırı çalışmasına) bağlı guatr.
    1. Basit Guatr:
    Nedeni: Besinlerde iyot azlığıdır. Su­lardaki iyot yoğunluğu az olan coğrafî bölgelerde (Himalayalar, And Dağları ve Alpler bölgeleri gibi) bu duruma sık rast­lanır. Aynı şekilde Türkiye’de de İspar­ta, Doğu Karadeniz, Güneydoğu Anado­lu’nun bazı yörelerinde endemik guatr vardır. İyot azlığına karşı, vücudun ge­reksinimi olan tiroksin hormonunu ye­terli düzeyde yapabilmek üzere, tiroid bezi büyür.
    Belirtileri: Bezin büyüklüğüne bağlıdır. Tiroid, görülmeyecek kadar az büyüyebildiği gibi, gırtlak ve yutağa ba­sınç yapıp, soluk almayı ve yemek ye­meyi engelleyecek boyutlara da varabi­lir.Tedavi: Besinlere, iyotlu tuz veya sodyum iyodür halinde iyot eklenmesi, bu tip guatr’ın oluşumunu önler. Çevre yapılara aşırı baskı yapacak büyüklüğe erişmiş tiroid bezi, cerrahi yoldan çıkar­tılmalıdır. Tiroidde nodüllerin (kabartı­ların) varlığı halinde, bunlar ayrı ayn da çıkartılabilir. Bazı durumlarda, bu nodüllerin içine kanama olmakta ve ti­roid anîden şişip, belirtilerin şiddetlen­mesine yol açmaktadır. Erişkinlerdeki’ guatrları, bazen tiroid hormonları vere­rek ufaltmak mümkünse de, bu önlem, nodüllerin küçülmesinde etkisizdir. 2. Habis Guatr: Ender görülen bir has­talık olup, genellikle basit guatrların çok olduğu bölgelerde rastlanır.
    Belirtileri: Genç hastalarda, tek, sert bir nodul belirebilir. 40 yaşını aşmış kişilerde, değişik bir habis büyüme olmakta ve tiroidde irileşmekte olan bir nodulun varlığına rağmen, ilk belirtiler, özellikle kemik ve akciğerlerdeki ikincil tümörlerin oluşmasıyla anlaşılmaktadır. 60’ın üstündeki kimselerde ise, tiroid bezi tümüyle büyüyüp, gırtlak ve yutak­ta tıkanmalara yol açar. Burada, larenks (gırtlak) siniri olan gırtlak alt siniri’m olan basınç sonucu, hastanın sesi kısıla-bilir.
    Tedavi: Genç hastalarda, tiroid bezi, ilgili lenf nodülleriyle birlikte çıkartılır. Sonuç iyidir. Yukarıda anlatılan ikinci tip tümörde, tiroid çıkartılır ve ikincil odaklara, radyoaktif iyotla, ışm tedavisi uygulanır. Bazı vakalarda, tümör doku­su, iyotu almaz ve bundan ötürü, dıştan radyoterapi (röntgen ışını tedavisi) uy­gulanması gerekir. Bütün tiroidi çıkartıl­mış vakalara, ağızdan ömür boyu tiroid hormonu verilir. En son tip habis guatr ise, radyoterapiye en duyarlı olanıdır.
    3. Hipotiroidizm ya da tiroidin çalış­masının azalması: İyotu az olan bölgeler­de, tiroid bezinin olmaması veya göre­vini tam yapamaması hallerinde, tiroksin hormonu eksikliği, çocuklarda kretinizm (bkz.), erişkinde ise, miksödem (bkz.) denen durumlara yol açar. Bu vakaların guatrla birlikte var olması şart değildir.
    Belirtileri: Kreten bir bebek, do­ğumda normale benzer, fakat üçüncü ayından itibaren doğru dürüst yemek yi­yememesi ve çok fazla uyuması dikkati çeker. Zamanla, çizgileri kabalaşır, de­risi kuru, dili dışarı çıkarcasına iridir ve üstelik zekâca geridir. Miksödemde, has­ta genellikle orta yaşlı bir kadındır ve âdet kesilmesi, sağırlık, kansızlık, saç seyrekleşmesiyle birlikte gittikçe artan zekâ ve hareket yavaşlığı ve soğuğa da­yanıksızlık belirir.
    Tedavi: Çocuklarda, etkili bir teda­vi, ancak en geç, bebek 6 aylıkken baş­latılan tedavidir: Ömür boyu tiroksin verilir. Erişkinde, tiroksinle tedavi hemen durumu düzeltir; hormon uygulan­ması burada da ömür boyu sürdürülme­lidir.
    4. Hipertiroidizm ya da tiroidin aşırı çalışması (Graves hastalığı, tirotosikoz): Genellikle genç kadınlarda görülür.
    Belirtileri: Guatr, yumuşak olup, basit guatrdaki kadar şişkin değildir. Hasta, aşırı derecede sinirlidir, ellerde ince bir titreme hali vardır ve eller nem­lidir, iştahın artmış olmasına rağmen, kilo kaybı görülür, nabız hızlıdır ve has­tada çarpıntı olarak duyulur. Kişinin ha­reketle soluğu kesilir ve sıcağa dayanık­lılığı azalır. Bu durum bazen ekzoftalmik guatr adını da alır, çünkü sık rastlanan bir belirti de gözlerin patlaklaşmasıdır: Gözkapakları geriye itilmiş, iris (bkz. Göz) çevresinde beyaz sklera (bkz. Göz) görülmektedir. Hipertiroidizmin erken bir belirtisi de, ishaldir.
    Tedavi: Guatr büyükse, ya da hasta 30-45 yaşlan arasındaysa veya antitiroid ilaçların etkisiz olduğu saptanırsa, be­zin bir bölümünün ameliyatla çıkartıl­ması uygundur. Antitiroid ilaçlar, tiroi­din tiroksin yapmasını engelleyerek et­kili olurlar. En çok kullanılan antitiroid ilaç, carbimazole’dm (karbimazol). Methyl thiouracil (metil tiurasil) ve propyl thiouracil (propil tiurasil) de, da­ha yüksek dozlarda kullanılmaktadırlar. Bu ilaçların uygulanmasında dikkate alı­nacak özellikler, hastanın yaşı (ilaçlar, çocuk ve gençlerde etkilidir) ve bebeğin varlığıdır (gebelikte aralıksız kullanılma­ları gerekir). Yaşlı hastalarda, ilaçlar, aralıklı alınabilir. Antitiroid ilaçlarla has­talık kontrol altına alındıktan sonra (yak­laşık olarak 8 hafta içinde) doktor kon­trolü altında devam dozu verilmelidir, çünkü ilaçların, lenf düğümlerinin büyü­mesi, ateş, kusma, kırmızı kan hücrele­rinin yapımında anormalliklerin belir­mesi, deri döküntüleri ve bacakların şiş­mesi şeklinde toksik (zehirleyici) etki­leri olabilir. Antitiroid ilaç kullanırken, hastanın boğazı ağrımaya başlarsa, ilacı hemen kesip, doktora başvurmak gere­kir. Üçüncü tedavi yöntemi de, radyoak­tif iyot uygulamasıdır, ama bu iş için tam örgütlü kurumlar ve personel ge­reklidir. Günümüzde bu sakıncadan ötü­rü pek kullanılamayan bu yöntem, her­halde geleceğin en etkili tedavi yolların­dan biri olacaktır. Vakaların çoğunda, cerrahî yöntemle birlikte, antitiroid ilaç­lar uygulanır. Bu vakalar, cerrahî giri­şimin en etkili sonuç verdiği hastalıklar­dandır.

  • Gripin Nedeni

    Gripin Nedeni: Miksovirüslerden olan, in­fluenza A, B ya da C enfeksiyonudur. Belirtileri: Ani olarak, yüksek ateş, titreme, baş, kemik ve kas ağrısı, önce­leri kuru ve sonraları balgamlı olan ök­sürükle başlar. İkincil bakyeriyel bir en­feksiyonun eklenmesi halinde, grip, bronkopnömoni ya da pnömoniye dönü­şebilir. Genellikle, depresyon hali, in-fluenzaya eşlik eder. Tedavi: İkincil enfeksiyonu eklenme­miş olduğu basit vakalarda, yatak isti-rahati ve aspirin yeterlidir. Öksürüğün rahatsız edici olduğu durumlarda, öksü­rük ilacı alınabilir. İnfluenza’nın, kalpkasma zararlı etkisi olabileceğinden, orta yaşlılar, hastalığın geçmesinden sonra da 1-2 gün dinlenmelidir. Yaşlılar da, uzun süre yatakta kalmalı ve kalktıktan sonra da. kendilerini pek yormamalıdır. Bron-kopnömoni ya da pnömoninin eklendiği hallerde, antibiyotik (penisilin, tetrasik-lin, eritromisin, ampisilin) verilmelidir, tnfluenza sonrası pnömon bazen çok di­rençlidir, oldukça güç iyileşir. Önlenmesi: Üç tip grip virüsü var­dır: A, B ve C. A virüsleri, AO, Al, ve A2 gruplarına ayrılır. Belli bir virüs ti­pine karşı, on yılı aşkın bir süre içinde, genel bağışıklık oluşmakta ve bu cins influenza’ya artık rastlanmamaktadır. Bu arada, yeni bir tip virüs belirmekte ve yeniden salgınlar olmaktadır. 1917-1919 ve 1957 yıllarının büyük salgınları, A tipinde olmuştur.
    1917 salgınında ölenlerin sayısı, I. Dünya Savaşı’nda ölenlerinkinden fazla­dır. 1957 salgını yaratıcısı A2 tipi, ilk kez Çin’de ortaya çıkıp, buradan, önce Hong-Kong’a, sonra bütün dünyaya ya­yılmıştır. Antibiyotiklerin kullanılmasıy­la ölüm oranı azaltılmıştır. Önemli olan, belirli bir virüs tipine karşı oluşan ba­ğışıklığın, diğer cinsleri etkilememesi ve­ya kısmen etkilemesi ve bundan ötürü, genel aktif bağışıklık sağlayabilecek bir grup aşısının yapılabilmesinin henüz mümkün olamamasıdır. En iyi önleme çaresi, griplilerin ayrılmasıdır, fakat bu hastalık, genellikle kişiyi yatak dinlen­mesine zorlamadığından, bunun da uy­gulanması kolay değildir. Nedense, gripli kişi, yatakta yatmayı, kendine yedireme-mekte ve böylece, hastalığı yaymaktadır. Bazı kişileri, aktif aşılamayla gripten ko­rumak mümkündür, ama bu çeşit ön­lemler oldukça kısa etkili olurlar ve so­nuçları mutlak değildir.
    GRİ TOZ, Geçmişte, çocuktaki ishal tedavisinde kullanılan, cıva ve tebeşir karışımı olan bir tozdur. Cıva zehirlen­mesine neden olabileceğinden, günümüz- de kullanılmamaktadır. Çocuklarda, “pembe hastahk”ın tanımından yarım yüzyıl kadar sonra, bu hastalığın, diş çı­kartmakta olan ve bundan ötürü, diş ka-şıtıcı olarak gri toz verilen çocuklarda, cıva zehirlenmesinden oluştuğu anlaşıl­mıştır.

  • GRANÜLASYON DOKUSU

    GRANÜLASYON DOKUSU. Bir yara­nın iyileşmesinin başlangıcında, yara yü- GREGORY KARIŞIMI
    zeyinde, fibroblast ve endotel hücrele­rince meydana gelen dokudur: Kırmızı kadifeyi andırır ve enfeksiyona karşı kuv­vetli direnci vardır. İyileşme ilerledikçe, bu doku sonunda, deriyi yapacak epitel hücrelerince kaplanır. Endotel hücreleri, ufak kan ve lenf damarlarını yaparlar, fibroblastlar da ilerde büzülüp yara izi­ni oluşturacak bağdokusunu oluşturur. Bu bağdokunun oluşması ve büzülmesi, enfeksiyonun varlığında artacağından, enfekte olan bir yaranın kabuklanması ve bıraktığı yara izi daima fazladır. Gra-nülasyon dokusunun oluşma ve kabuk haline doğru gelişmesine “dokunun or­ganize olması” denir. Granülasyon do­kusu tümörlerine (tümörün tıpta gerçek anlamı, şişkinliktir) verem ve frengide rastlanır.

  • GÖZLÜK

    GÖZLÜK. Gözde, gözlük kullanılmasını gerektiren dört çeşit kırılma bozukluğu vardır: Miyopi (uzağı görememek), hi-permetropi (yakını görememek), astig­matizm ve presbiyopi. Miyopi’nin (bkz.) nedeni, gözün ışınları çok fazla kırması sonucu, görülen cismin görüntüsünün re­tina önünde olan bir odak noktasında oluşmasıdır: Bunun sonucu, bulanık gö­rülür. Miyopi, genellikle okul çocuğun­da görülen bir göz bozukluğudur; çocu­ğun, karatahta gibi, uzaktaki bir cismi iyi görememesiyle belirir ve uygun mer­cekli gözlüklerin mümkün olduğu kadar erken kullanılması gerekir. Hipermetro-pi’de (bkz.) ise, gözün ışınları kırabilme gücü azaldığından, yakındaki cisimlerin görüntüsü, retina arkasında odaklanır. Miyopi’de, uzağı görebilmek için içbü­key mercekler kullanılır; hipermetropi’ de ise, uzağı görüş normaldir, yakını görmek için dışbükey mercekler kullanılmaktadır. Astigmatizmde (bkz.) kor­nea veya mercek yüzeyini simetrik ol­mamasından ötürü, bir yüzeyden gelen ışınlar, o yüzeyle dikaçı yapan bir ikin­ci yüzeyden gelen ışınlarla aynı anda odakta toplanamazlar. Burada, hem uza­ğı, hem yakını görme bozulmuştur; bir daire, elips şeklinde ve birbirine karşıt iki noktada da bulanık görülür. Astigma­tizmi düzeltmek için, silindirik mercek kullanılır (silindirik mercek, bir yüzeyde düz olup, bu yüzeyle dik açı yapan ikin­ci bir yüzeyde bükülmüş olan mercek­tir). Astigmatizm, miyop veya hipermet­roplarda görülebileceği gibi, gözün bir meridyende miyop, diğer meridyende de hipermetrop olduğu karışık astigmatizm de olabilir. Presbiyopi’de (bkz..) ileri yaş­tan ötürü, mercek, yakın cisimler için uyum yapamaz ve okumak için gözlük kullanmak gerekir. 45 yaşının üstündeki çoğu kişiler ve aşağı yukarı 50 yaşını aşmış herkeste bu durum görülür. Za­man zaman moda olan koyu renkli göz­lüklerin tıpta kullanılma alanı yoktur. bkz. Kontakt Lens.

  • GÖZ BOŞLUĞU

    GÖZ BOŞLUĞU (Orbita). İçinde gözün yerleşmiş olduğu kafatası girintisi nea kenarı arasındaki açıda bulunan ve Schlemm kanalı yoluyla toplardamarla­ra uzanan ince kanallara akar. Bu ka­nalların tıkanması, ya da sıvı salgısının aşırı olduğu hallerde, göz küresi içi ba­sınç yükselir.
    Belirtileri: Akut baş ağrısı, hasta taraftaki şiddetli ağrıya bazen eşlik eden bulantı, kusma ve görmede değişikliktir. Işıkların çevresinde renkli daireler görü­lür, görme keskinliği azalır ve görme zayıflar; gözkapakları şişmiş ve göz kı­zarmıştır. Göze tutulan ışık, yeşil-gri görülür ve gözkapağının üzerinden do­kunulduğunda, göz küresi ele sert gelir. Hastalık bir gözde başlar ve tedavi edil­mezse, diğer göze de geçer. Tedavi: Hastalık başlar başlamaz, doktora başvurmak gerekir. Akut glo­kom, pupillayı daraltıp, irisle kornea ke­narı arasındaki Schlemm kanalının ge­nişlemesini ve böylelikle sıvı akımını sağlayan eserin veya pilokarpinli göz damlalarıyla tedavi edilebileceği gibi, ay­nı akıntıyı sağlamak için, ameliyat da gerekebilir. Bu ameliyatlar ağır değildir ve zamanında yapılırsa, genellikle başa­rılı olur

  • GÖZ

    GÖZ. Gözler, görme organıdır; yakla­şık olarak 2,5 cm. çapında olup, kafa­tasındaki göz çukuru içinde bulunurlar. Gözleri, yuvalan içinde oynatan, dış okü­ler kaslar (göz çukuru arkasından, göz yuvarlağının üst, alt ve yanlarına yapı­şan dört düz —rektus— kası) ve iki oblik (çapraz) kastır. Alt oblik kas, göz çukuru tabanının iç ön bölümünden, çaprazlamasına ilerleyerek; göz yuvarla­ğının üst dış bölümüne yapışır, fakat üst oblik kasm durumu daha karışıktır. Bu kas, göz yuvası tavanının iç bölümün­den öne doğru ilerleyip, bağdokusundan bir makara olan troklea çevresinden ge­çer ve tamamen doğrultusunu değiştirip, arkaya dışa doğru çaprazlamasına gide­rek, göze alt oblik kas yakınında, üst dış bölümünde yapışır. Doktorun bu kas­ların gidişini bilmesi önemlidir, çünkü kasların felci sonucu göz küresi, nor­maldeki hareket şeklini değiştirir ve “çift görme” denen durum ortaya çıkar. Çift görmenin cinsine göre, felçli kas veya sinirlerin hangileri olduğu anlaşılabilir. Şiddetli felçlerde, göz kürelerinin eşit olmayan şekilde hareket ettikleri görülür. Felci en iyi görmenin yöntemi, gözleri, felçli kasın normalde hareket ettiği yö­ne yöneltmektir. Göz kürelerinin birlik­te hareketi beyinde sağlanır. Göz küresinin yapısı: Göz küresinin en dış tabakası, opak (saydamsız), kuvvet­li bağdokusu tabakası olup, önde kornea (saydam tabaka) ile devamlıdır ve sklera (sert tabaka) adını alır. Kornea’nın ka­visi, sklera’nınkinden fazladır ve bun­dan ötürü kornea, biraz çıkıntılıdır. Sklera tabakasının içinde, pigmentli (bo­ya maddeli) bir tabaka bulunur. Bu ta­baka, arkada koroid’i veya uvea’yı (da­mar tabaka), önde de kirpiksi cisim ve iris’i yapar. Pigmentli tabakanın içinden birçok kan damarı geçer. En içteki ta­baka retina (ağ tabaka) olup, görme si­nirinin uzantısıdır. Retina’nın yapısı ka­rışıktır: Aslında, sinir lifleri, bu liflerin retina sinir hücreleriyle bağlantılarının yaptığı ağsı yapılar, koni ve çubuk hüc­relerinden oluşur. Koni ve çubuklar, ışı­ğa duyarlı olan alıcılardır, fakat ışığın bu hücrelere erişmeden retina’ya ilişkin diğer yapılardan geçmesi gereklidir. Göz küresinin en büyük bölümünü, saydam bir pelte kıvamında olan camsı cisim doldurur. Camsı cismin önünde, onu gö­zün ön kısmından ayıran göz merceği bulunur. Mercek, pigment tabakasının bir bölümü olan ve içinde kas lifleri bu­lunduran kirpiksi cisme aşıcı bağıyla bağlıdır. Merceğin önünde, içinde kas liflerinin bulunduğu ve pigmentli olan iris vardır. İris’in önünde ise, ışığı ge­çiren saydam bir tabaka olan sklera’yla devamlı bulunan kornea (saydam taba­ka) bulunur. Merceğin önünde bulunan göz küresi bölgesi, su yoğunluğuna ya­kın bir sıvı ile doludur. Görevi: Retina’nın koni ve çubukla­rı, ışığa duyarlı hücrelerdir. Çubuklar­da bulunan rodopsin adlı pigment, ışık­ta solar. Bu renk maddesinin yapısında bir protein ve A vitamini vardır; bundan ötürü, alacakaranlıkta görebilmek için A vitamini gereklidir. Çubuklar, tek renk­li görmede etkilidir (çubukların varlığıy­la şekil görülür, renk görülmez). Koni­ler ise, renk görmeye yarar (bkz. Renk Körlüğü). Mercek, görülen cisimlerin görüntülerini retina üzerine düşürür; say­damdır ve arka kavisi ön kavisinden faz­ladır. Merceği tutan, aşıcı bağdır ve kirpiksi cismin kası kasıldığında, gevşeyip, merceğin yuvarlaklaşmasını sağlar (merceğin ön ve arka yüzeyleri arası uzaklık artar) ve yakındaki cisim­lerin görüntüleri retina üzerine düşebi­lir. Kişi yaşlandıkça, mercek esnekliğini kaybeder ve yakın cisimlerin görüntü­lerini retina üzerine düşürmek güçleşir. Retina’da, diğer bölgelerinden farklı iki özel yer bulunur: 1. Fovea denen nok­tada retina çok incedir ve burada ışık doğrudan duyarlı konilerin üstüne düşer (fovea’da hiç çubuk yoktur); 2. Optik disk denen yerde, görme sinirinin lifleri göz küresinden ayrılır ve burada ne ko­ni, ne de çubuk bulunur. Merceğin dü­şürdüğü görüntünün merkezi normalde fovea üzerine gelir; optik disk ise, “kör nokta”yı yapar. Merceğin ve göz küre­sinin şekilleri, kırma hataları oluştura­bilir. Mercek yüzeyleri küresel değilse, astigmatizm (bkz.) ortaya çıkar; merce­ğin düşürdüğü görüntü, retina’nın önüne gelirse, (ya mercek fazla kırmakta veya göz küresi ön-arka ekseni normalden uzun olmaktadır) miyopi (bkz.) (uzağı görememe hali) belirir; bunun tersi var­sa, yani mercek yeteri kadar kırama-makta veya göz küresi ön-arka ekseni çok kısaysa, hipermetropi (bkz. (yakını görememek) ortaya çıkar. Bu hatalar, gözlüklerle düzeltilir. Göze giren ışık miktarı iris tarafından ayarlanır. İris ka­sılınca, gözbebeği ufalır. İris kasları, oto­nom sinir sistemince (bkz. Sinir Sistemi) sinirlendirilir, istemli hareket edemez ve refleks yolla kasılıp gevşer: Sempatik sistem, gözbebeğini genişletir, parasem­patik ise daraltır. Retina’ya kuvvetli ışık düştüğünde, gözbebeği, kasılarak giren ışık miktarını azaltır, buna karşılık, ka­ranlıkta gözbebeği genişler. Gözbebeği hareketlerini kolayca görmek mümkün­dür: Aynanın önünde durup göze el lambası tutulursa, iki gözbebeği de ka­sılır. Gözbebeğinin ışığa reaksiyonu, gör­me sinirinin merkez sinir sisteminde, be­yin sapındaki bağlantılarına ve okülo-motor sinirle göz gangliyonunun sağIamlığına bağlıdır. Optik sinir lifleri, re-tina’da uyarılan uyartıları optik çapraz­dan geçirerek beyine taşırlar. Optik çap­razda, sinir liflerinin yarısı çaprazlaşıp, taraf değiştirir ve böylelikle sağ tarafta çevrenin dış bölümünü gören lifler (sağ gözün burun tarafı ve sol gözün şakak tarafı lifleri) beynin sol tarafından ve soldaki cisimlerin görüntülerini taşıyan lifler de beynin sağ tarafından gider. Bu lifler, orta beyinde sinir hücreleriyle bağ­lantı yapar ve uyarımlar, görme kortek-sinde (beyin kabuğunun arka bölümün­deki görme alanında) sonlanır. Koni ve çubuklardan gelen uyarmalar, bu hücre­leri optik sinir liflerine bağlayan gan-gliyon hücrelerince birleştirilir. Beyin ya­rı kürelerinde, görme olayı ayrıntılarıy­la incelenir, fakat cisimleri tanıma ger­çeği henüz tam aydınlatılamamıştır (bkz. Perimetri, Stereoskopik Görmek, Renk Körlüğü, Körlük). Göz hastalıkları, ilgili başlıklar altında incelenmiştir: Glokom, Katarakt, Konjunktivit, Trahom gibi. Yaralanmalar: Göz yaralanmaları ve gö­ze yabancı cisim kaçması çok dikkatli tedavi gerektirir. Adi toz, gözü kırp­makla giderilebilir. Bu yapılmadığı za­man, üst gözkapağı, dışarı, aşağı, alt gözkapağının üzerine doğru çekilmelidir. Şimdi, üst gözkapağı serbest bırakılınca, toz alt kapağın kenarına yapışmış ola­bilir. Bazen, hastanın kuvvetle sümkür-mesi veya temiz bir mendil kenarıyla da göze kaçan cisim çıkartılabilir. Bü­tün önlemler sonuçsuz kalırsa, doktora başvurulmalıdır, çünkü yabancı cisim, kornea içine gömülebilir. Göz yaralan­maları da doktor muayenesini gerektirir. Göz morarması hallerinde (gözkapakla-rı ve göz çevresi gevşek dokusu çürü­müştür), soğuk kompres uygulaması et­kilidir. Kafanın herhangi bir yerine ge­len darbe sonucu göz çevresi moranrsa, bu durum önemsenmeli ve hemen dok­tora başvurulmalıdır

  • GÖĞÜS

    (Toraks). Göğüs boşluğunda, kalp ve akciğerler vardır, içinden, ye­mek borusu geçer. Göğüs duvarlarını destekleyen kaburgalar (her iki yanda, 12’şer adettir), arkada omurgaya ve ön­de üst 7’si de, göğüs kemiğine bağlıdır. Kaburgaların arasinda, kaburgalararası kasları, sinirleri, atar ve toplardamarlar vardır. Göğüs duvarını, dışta deri, iç yüzdeyse, parietal plevra kaplar. Göğüs­le karın arasında, diyafram bulunur. Gö­ğüs boşluğu ortasındaki zarlı bir böl­me, bu boşluğu sağ ve sola ayırır. Me-ditastin içinde, büyük damarlar, yemek borusu, kalp, trakea (soluk borusu), sağ ve sol bronşların başlangıcı ve bir mik­tar lenf bezleri vardır. Kalp, perikard (bkz.) adını alan özel bir zarla kaplıdır. Akciğerleri de kaplayan, viseral plevra, göğüs duvarının iç yüzünü yapan parie­tal plevra üzerinde kayar. Her iki plevra zarı arasında, çok ince bir sıvı tabakası vardır. Göğüs duvarıyla diyaframın ha­reketleri, akciğerin şişmesine yol açar. Kaburgalar kalktığı zaman, göğüs hac­mi artar ve bu olaya, diyafram kubbesi­nin yassılaşması yardım eder. (Diyafra­mın bu hareketi, diyafram kasının kasıl­ması sonucu, gerçekleşir). Göğüs hacmi artınca, basıncı azalır, atmosfer basıncı­nın etkisiyle, ağız ve soluk borusu yo­lundan, hava, akciğerlere girer. Kabur­gaların aşağı doğru hareketi ve diyafram kasının gevşemesiyle, soluk, akciğerler­den dışarı çıkar. Karın duvarı kaslarının kasılması, diyafram kubbesinin, daha da yükselmesini sağlar, bkz. Pnömotoraks.

  • GLOMERÜLONEFRİT Nedeni

    GLOMERÜLONEFRİT Nedeni: Hastalık, genellikle, boğaz, deri veya yanıkların hemolitik strepto­kok enfeksiyonlarını izleyerek ortaya çı­kar. Kızıl ile bu hastalığın ilişkisi oldu­ğu da bilinmektedir. Bu hastalıktaki baş­lıca olay, glomerüllerde oluşan bir an-tijen-antikor reaksiyonu sonucu, glome-rül fonksiyonunun bozulması ve tuz, su, azotlu maddelerin vücuttan atılmaması, dolayısıyla da, kan dolaşımındaki yükün artıp, ödem (kol ve bacakların şişmesi) oluşmasıdır.
    Belirtileri: İdrarda kan bulunma­sı, bel ve baş ağrısı, bacaklar veya yü­zün şişmesidir. Vakaların çoğunda, ya­kın geçmişte boğaz iltihabı vardır ve hafif bir ateş olabilir. Hastada bulantı ve kusma görülebilir ve hastalık ilerle- dikçe, idrar yoğunluğu artar, ödem git­tikçe belirli bir hal alır, baş ağrısı ar­tar ve akciğer ödeminden ötürü öksü­rük ve solunum darlığı da belirebilir. Hastalığın akut devresi, genellikle iki hafta kadar sürer.
    Tedavi: Yatakta dinlenme ve boğaz­daki iltihabın tam geçmemiş olması ola­sılığına karşı ve ödemli akciğerleri en­feksiyondan korumak amacıyla, penisilin kullanılmasıdır. Hastanın su alımı azal­tılmalı ve tuzsuz besinler verilmelidir. Hastamn alabileceği sıvı miktarı, çıkan sıvı miktarıyla ayarlanır: Bir önceki gün çıkartılan sıvı miktarına, yaklaşık ola­rak yarım litre eklenip, hastanın o gün alacağı sıvı miktarı hesaplanır. Kan ba­sıncının yükselmesi, kalp yetmezliği, ve­ya akciğer ödemi gibi komplikasyonlar, belirdikçe tedavi edilir: Bu komplikas­yonlar, günümüzde, hastadan kan alın­masını gerektirebilecek birkaç durum olarak kabul edilir. Hasta, normal idrar çıkarmasının başlamasından sonra, iki hafta kadar daha yatakta tutulur ve bu dönemden sonra dahi durumun iyi ve dikkatli izlenmesi gerekir, çünkü vaka­ların çoğu, tam olarak iyileşmekteyse de, bazılanmn idrarında alyuvarların çıkma­sı ve idrar protein testlerinin pozitif ol­ması sürebilir ve bu grup hastada du­rum, iyi ve uygun tedavi edilmezse, böb­rek yetmezliğiyle sonlanabilir.

  • GLİYOM

    GLİYOM. Sinir sistemi kaynaklı, beyin veya omurilik tümörüdür. Beyni kapla­yan zar kaynaklı, meninjiyom ve kan da­marı kaynaklı hemanjiyom tümörlerinin karşıtıdır. Gliyomlar, içinde bulunduk­ları sinir dokusunu kapladıklarından ve böylelikle normal ve tümörlü doku ara­sı sınırın seçilememesinden ötürü, habis kabul edilir. Bunlar, metastazla (bkz.) yayılmaz, fakat ameliyatla çıkarılmala­rı, daima beyin dokusunun bir kısmının zedelenmesini zorunlu kılar ve tümörün yeniden belirmeyeceğine ilişkin de bir garanti yoktur. Bundan ötürü, ameliyat­la tedaviye çok seyrek başvurulur. An­cak, tümörün kistik olduğu ve tümör dokusunun bu kist duvarının çok küçük bir alanını aldığı hallerde, ya da tümö­rün, beynin az zarar görebilecek yerin­de olması halinde, cerrahi girişime baş­vurulur. Röntgen tedavisi, bazı gliyom tiplerinde etkili olabilir. Gliyomlarm or­taya çıkardıkları belirtiler, yıktıkları be­yin bölgesine ve yarattıkları kafatası içi basıncın yüksekliğine bağlıdır. Hastalı­ğın ilerleyişi tümörün büyüme hızına paraleldir. Gliyomlar, başlıca dört grupta sınıflandırılırlar: Birinci derece diye ad­landırılanları en az habis olanları, dör­düncü derecede bulunanları ise, habisli­ği en fazla olanlarıdır. Dördüncü dere­ce gliyom, birkaç ay içinde ölümle so­nuçlanabilirken, bir hasta, birinci dere­cede bir gliyomla yıllarca yaşayabilir.