Archive for Mayıs 2008
You are browsing the archives of 2008 Mayıs.
You are browsing the archives of 2008 Mayıs.
KORKU. Bilinçli olarak tanınan dış tehlike kaynaklarına karşı gösterilen duyusal tepkidir. Hafif bir ürkme ile yoğun bir dehşet duygusu arasında çeşitli şekillerde görülebilir.
KORE. Devamlı, istemsiz, sıçrama hareketlerinin görüldüğü bir durumdur. Tanımlayan doktorların adlarıyla belirtilen başlıca iki köre çeşidi vardır: Sydenham koresi —İngiliz Thomas Sydenham (1624-1689) ve Huntington koresi— Amerikalı George Huntington (1850-1916). Sydenham Kore’si: Nedeni: Romatizmaya eşlik eden beyin iltihabıdır. Belirtileri: Özellikle ufak kız çor cuklarında görülür. Çocuk, huzursuz, sinirli ve yorgundur. Başlangıçta, istemsiz hareketler, sakarlık olarak [...]
KORDOTOMİ. Ağrı uyarılarını taşıyan omurilik liflerinin kesilmesi ameliyatıdır. Bazen, çok ağır ve ilerlemiş kanser vakalarında artık durdurulamayan ağrıları gidermek için bu yola başvurulur, Ağrı.
KORDİ (Chordee). Ereksiyon halindeki penis’in kıvrık olması durumudur. Nedenleri, doğuştan bir bozukluk olan hypospadias (hipospadi) (bkz.) veya kronikleşmiş ve tedavi olmamış (eskiden geçirilmiş) belsoğukluğü olabilir.
KOPLİK LEKELERİ. Kızamıkta, yanak ve ağzın iç yüzlerinde görülen ufak beyaz lekelerdir. Deri döküntüsünün başlamasından üç gün kadar önce belirirler.
KOORDİNASYON BOZUKLUĞU. Hareketleri koordine edememektir. Beyine, vücudun pozisyonunu bildiren duyusal sinirlerin yıkımında, beyindeki organik bozukluklarda, motor sistem veya kas hastalıklarında görülebilir.
KONVÜLSİYON TEDAVİSİ. Çok seyrek olarak ilaçlarda ve genellikle elektrik akımı kullanarak hastalarda konvülsiyonlar meydana getirmek yoluyla uygulanan tedavi. Şok tedavisi.
KONVÜLSİYON. Genellikle, çocuklarda görülür. Nedeni: Merkez sinir sistemi ve beyin zarı enfeksiyonları, ateşli hastalıklar, orta kulak ya da bademciklerle ilgili yüksek ateş, beyin tümörleri, özellikle doğum travmaları, çeşitli metabolik hastalıklar (özellikle oksijen eksikliği ve sara ile (bkz.) ilgili olanlar)dır. Belirtileri: Çocukta sarsılmalarla beraber, bilinçsizlik görülür. Sarsılmaların süresi değişkendir ve sonlandıklarmda, çocukta genellikle yeniden bilinçlenme belirir, [...]
KONTÜZYON. Deri sağlam durumdayken altındaki dokuda meydana gelen hafif kanama; çürük, ezik.
KONUŞMA GÜÇLÜĞÜ (Disfazi). Merkezî sinir sisteminin merkez bölümünün çalışmasına ilişkin bir bozukluk sonucu oluşan konuşma güçlüğüdür. Afazi’nin hafif bir şeklidir, bkz. Afazi.
KONTRAKTÜR. Kas ve nedbe dokusunun şekil bozukluklarına neden olacak derecede kısalması; büzülme, büzüşme.
KONTRAKSİYON. Kasılmak; özellikle kas liflerinin kasılması.
KONKÜSYON. Bir patlama ya da ağır bir darbenin yarattığı şiddetli bir şok ve özellikle böyle bir darbenin başa gelmesi sonucu, bu şok durumunun uzamasıdır. Bu anlamda, konküsyon, belirli bir süre (genellikle 24 saat) süren, tam ya da yarı bilinç kaybıdır.Nedeni: Tam bilinememektedir. Başa gelen herhangi bir şiddetli darbe, iki olaya neden olur: a) Beyin, kafatası [...]
KONKA’lar. Burun boşluğunun yan duvarından içe doğru sarkan, üstleri mukoza zarıyla kaplı, kemik plaklardır. Üst, orta ve alt olmak üzere, üç tanedir ve adını, deniz kabuklu hayvanlarının kabuklarına benzemesinden alır. Bu oluşumların diğer adı, türbin kemikleridir
KONJUNKTİVİT (Pembe göz). Kon-junktiva (bkz.) iltihabıdır. Buna, Nijerya’da “Apollo gözü” denir, çünkü, burada görülen iki büyük konjunktivit salgını, Apollo-11 ve 12′nin uçuşlarıyla aynı zamanda oluşmuş ve halk bu enfeksiyonun Ay’dan getirildiğine inanmıştır. Nedeni: Çeşitlidir. En sık görülen nedenler; bakteryel, virüslü enfeksiyonlar ile, mekanik tahriştir. (Örneğin, bir kirpiğin içe doğru büyümesi). Tedavi: Mekanik tahrişte, neden ortadan [...]
KONJUNKTİVA. Gözün ön yüzünü örten, ince, saydam zardır.
KONJESTİYON. Bir bölgeye gelen kanın artması, hiperemi. Alt uzuvlardaki ve akciğerlerdeki venöz dönüşün yavaşlaması, konjestiyon nedeni olabilir.
KONJENİTAL. “Doğuştan olan” veya “doğumsal” anlamına gelir. Bu kelimenin, kalıtsal (herediter) kelimesiyle eşanlamda kullanılması yanlıştır; çünkü, kalıtsal bir hastalık, çocuğa, anne-babanm germ hücrelerinden aktarılmıştır, buna karşılık, konjenital bir hastalık, rahimde döllenmeden sonra ve doğumdan evvel belirebilir. Kalıtsal hastalıklar, konjeni-taldir; konjenital hastalıkların kalıtsal olması şart değildir.
KONİİN (Coiine). Bitkisel bir zehirdir. Bu zehir, en fazla Conium maculatum adlı bitkiden elde edilir. Sokrat da, bu bitkinin suyundan içerek ölmüştür, çünkü o devir Atina’sında resmî idam yöntemi bu yolla uygulanmaktaydı. Bu ze-hirin etkilerini Platon (Eflatun) çok iyi anlatır: Zehirli suyu içen Sokrat’a, bacaklarında ağırlık duyana kadar (motor felç) yürümesi söylenmiş ve sonra ayağı [...]
KONFÜZYON. Şuurun bulanık olduğunu, kişinin gerçeklerle alâkası olmadığını anlatan bir deyim; dalgınlık. Örneğin, travmadan sonra konfüzyon durumu görülebilir.
KONDROM. Kıkırdağın, habis olmayan, zararsız, fakat bazen şekil ve çalışma bozukluğuna yol açan, tümörüdür.
KONDİLOM. İkincil frengide anus ya da kadın dış cinsel organı yakınında gö- rülen ve et benini andıran bir oluşumdur. Bunun bir çeşidi olan condyloma acuminatum’da (kondilom akuminatum) etken organizma, bir virüstür
KOMPÜLSİYON. Kişinin, karşı koymak istediği bir davranış konusunda önüne geçemediği bir istek duyması.
KOMPOZİTÖR HASTALIĞI (Matbaa dizgicileri hastalığı). Kurşun harflerle uğraşanlarda görülebilen bir kurşun zehirlenmesidir, bkz. Kurşun.
KOMPLEMAN. Plazmada bulunan ve bağışıklık mekanizmasında önemli rolü olan bir faktör. Antijen-antikor birleşimiyle bir araya gelerek bakterinin yok edilme işlemini tamamlar.
KOMPANSASYON SENDROMU. İşyeri kazalarına, ya da tazminatla ödenen kazalara uğramış kişilerde, bazen iyileşmenin normalden uzun sürdüğü ve hatta kaza ile ilgisiz belirtilerin geliştiği görülür. Örneğin, baş yaralanması sonucu, tedaviye cevap vermeyen baş ağrıları ya da sırt zedelenmeleri sonrası ağrının devam etmesi, bu gibi olaylardır. Bu sendrom (belirtiler silsilesi) endişeli kişilerde ortaya çıkar ve bir isteri [...]
KOMEDON. Derideki bir yağ bezinin boşaltım kanalı ağzına yerleşerek sertleşen bir yağ kitlesi; rengi, oksidasyon nedeniyle siyahtır.
KOLŞİSİN (Colchicin). Cochicum au-tumnale adı verilen tarla safranı soğanından, gut tedavisinde kullanılan alka-loid, (colchicine) elde edilir. Tabletler halinde alınan bu ilaç, başta 1 mg.’lık ve sonraları iki saatte bir 0,5 mg.’lık dozlar halinde kullanılır ve genellikle 5-8 mg.’lık bir doz, gut krizini sona erdirir. Bu ilacın yan etkisi, mide barsak bozukluğudur.
KOLPORRAFİ. Vaginanın cerrahi olarak onarılması. Eski doğum yırtıklarından sonra gerekli olabilir.
KOLOSTOMİ. Yapay bir anustur. Ka-hnbarsağın bir bölümü, karın duvarının dışına alınır, karın duvarından dışarı açılması sağlanır. Kalmbarsak tıkanmaları ya da kalınbarsağın bir bölümünün çıkartılması gereken hallerde, kolostomi-ye başvurulur. Geçici ya da devamlı olabilen kolostomi vakaları vardır; devamlı olanların dahi önemsenmemesi gerekir. Buradaki pratik sorun, dışkılamanın kontrolüdür, çünkü kolostomide, açıklığı ayarlayan mekanizma yoktur. Hasta, bu güçlüğü, [...]
KOLONİ. Bir ya da daha çok bakterinin çoğalmasıyla meydana gelen bakteri toplumu. Milyonlarca bakterinin bir araya gelerek oluşturduğu bazı kolonileri, makroskopik olarak görmek de olasıdır.
KOLON. Kalınbarsağın asıl, büyük bölümüdür. Sağ karın boşluğunun sağ aşağı bölümünden incebarsağm, ileoçekal kapakçık (bkz.) düzeyinde çekum’la (bkz.) birleştiği yerden başlayarak, yükselen kolon, yukarı doğru ilerler. Bundan sonraki bölümü, karın boşluğunu, üstte, enine kateder ve enine kolon adını alır, dalak büklümüyle, aşağı yönelir ve inen kolon olur. Pelvis (leğen) içinde, bir büklüm yapar, sigmoid kolon [...]
KOLLOİDLER. Kelime anlamı, “zamka benzer madde”dir. Kolloid bir sistemde, dağılım fazı denen maddenin dağıldığı bir dağılım ortamı vardır. Eriyik kolloid-lerinde, dağılım fazı, erimeyen bir maddedir (örneğin, bir metaldir) ve dağılım ortamı da, bir gaz, sıvı, ya da katıdır. Krem kolloidlerinde, dağılım ortamı, bir sıvıdır (genellikle sudur) ve dağılım fazı da, zamk gibi karışık bir organik [...]
KOLLODİON. Kuruduğu zaman, deriye yapışan, saydam bir yüzey bırakan, berrak bir sıvıdır: Aslı, içinde pyroxylin (piroksilin) eritilmiş, alkol-eter karışımıdır. Pyroxylin, pamukla, nitrik ve sülfürik asitlerin işlem görmesiyle ortaya çıkan bir maddedir. Bu karışıma, hint-yağınm eklenmesiyle, kollodionun en işe yarar şekli olan, bükülebilen kollodion elde edilir ki, zona ve uçuk (bkz.) kabarcıklarında çok yararlıdır. Bu madde, [...]
KOLLAPS TEDAVİSİ. Geçmişte, hasta bölgeyi dinlendirebilmek için, kronik tüberkülozlu akciğeri söndürerek (kol-laps) tedavi edilirdi. Tüberkülozda yararlı ilaçların bulunuşu ve kullanılması, tedavi şeklini tamamen değiştirdiğinden, bu tedavi artık kullanılmamakta ve akciğer büzüştüren yöntem olan yapay pnö-motoraks’a başvurulmamaktadır.
KOLLAJEN HASTALIK. Vücudun destek sağlayan bağdokusunun kollaj en liflerinde değişikliklerin belirmesiyle kendini gösteren bir hastalıklar grubuna bu ad verilir. Bu hastalıklar, beyin, kalp, eklemler ve deri altı bağdokusunu etkiler ve poliartrit nodosa, romatizma, ro-matoid artrit, lupus eritematoz, sklero-derma ve dermatomiyozit adlı hastalıklar da bu gruba girer. Kollajen hastalıkların nedeni bilinmemektedir.
KOLİT (Colitis). Kahnbarsağın iltihabı durumlarını tanımlamak için kullanılan bir deyim. Kolit organik bozukluklara bağlı olarak gelişeceği gibi, ekseri sinirsel gerginlikler sonucu oluşur.
KOLİK. İçi boş borulardan birinin (barsak, üreterler, safra kanalları) tam ya da yarı tıkanması sonucu, karında duyulan özel bir sancıdır. Bu boru gibi olan oluşumların duvar kasları kasılıp, içindekileri atmaya yönelir, fakat beceremediğinden, ortaya çıkan gerilim, sancıyı yaratır. Ayrıca, bu gerilim ve kolik, boruların iç yüzeylerinin, tahriş edici veya zehirli yiyecek yenmesi sonucu, tahrişinden de [...]
KOLESTEROL. Karaciğer tarafından ayrıştırılan ve besinlerle de alınan bir maddedir. Monatomik (tek otumlu) bir alkol olup, hayvansal ve bitkisel yağların içinde bulunur. Safra taşlarının büyük bölümü bu maddeden, bazen de bu maddenin safra boyalarıyla karışmasından oluşur; atardamar hastalığında (aterom) ve özellikle kalp atardamarlarının bozulmasında rolü önemlidir. Cinsiyet hormonları ve böbreküstü bezleri hormonları steroidler adını alır [...]
KOLERA. İlk olarak, Hindistan’da, Bengal’de belirmiş bir hastalıktır. XIX. yüzyılda, salgınlar halinde Hindistan’dan, ticaret yollarını izleyerek yayılmıştır. 1817 yılında, Japonya’ya, Rusya’da Astrahan’a, 1826′da Moskova’ya, 1831′de Berlin’e, 1832′de Paris ve Londra’ya ulaşmış ve Londra’dan, göçmenlerce Kanada’ya taşınmıştır. 1847-1855 yıllarında, Avrupa’da diğer salgınları belirmiş, 1865′te, hacılar tarafından Hindistan’dan Mekke’ye götürülmüştür. 1895 yılından sonra, Avrupa’dan tamamen yok olmuş [...]
KOLEKTOMİ. Kolon ya da kalmbarsa-ğın bir bölümünün (parsiyel “kısmî” ko-lektomi), yarısının (hemi kolektomi) veya ‘ tümünün (total kolektomi) cerrahî yöntemle çıkartılmasıdır. Bu ameliyata, tümörleri çıkartmak, ya da ülseratif kolitin kesin tedavisini sağlamak için başvurulur.
KOLANJİYOGRAM. Safra sisteminin X-ışmlarıyla çekilen resmidir. Ağızdan alınan, toplardamarlara zerk edilen veya ameliyatla doğrudan safra yollarına verilen, radyo-opak bir maddenin bu sistemi belirlemesiyle, safra yollan ve kesesi filmde görülebilir, bkz. Safra Kesesi Hastalıkları.
KOLA. Afrika’da yetişen Kola acumi-nata ağacının meyvesi olup, kahvedeki kafeinin iki misli, çaydakine ise eşit miktarda kafein içerir. Afrika’da, içki olarak, dünyanın diğer bölgelerinde de maden sularına eklenerek içilir, fakat tıpta yeri yoktur.
KOKU SİNİRİ. Burundan beyine, koku duygusunu ileten sinirdir. Birinci kafa çifti (kranyal sinir) olup, bunun içinden, etmoid kemiğin eleği andırırcasına delikli kalbursu kemik parçası’ndan geçip, önce burun soğam’na, oradan da beyine gider. Etmoid kemiği kırıklarında ve beyin ya da meninks tümörlerinin basınçlarının etkisiyle, zedelenebilir ve koku duyusu yok olur.
KOKSİDİNİ. Koksiks (kuyruk sokumu) bölgesindeki şiddetli ağrıdır. Nedeni: Oturur durumda düşmek, koksiks kemiğinin kırılmasına ya da çürümesine neden olur; aynı şekilde, bu bölgeye gelen tekme ya da doğum yaparken zedelenmede bu ağrı belirir. Tedavi: Yerel anestezik zerki ya da ender başvurulan cerrahî girişimdir.
KOKLEA (Salyangoz). Asıl işitme organıdır. Burada, kulak zarı ve orta kulak kemikçiklerinden iletilen ses dalgalarının basıncı, işitme sinirince taşınan sinir uyartılarına çevrilir. Koklea’nın biçimi, sümüklüböcek kabuğunun içini andırır ve 2 3/4 dönüş yapar. Şakak kemiğinin, kaya kemiği parçasının içinde bulunur. Ayrıntılı bilgi için bkz. Kulak.
KOKAİN. Güney Amerika’da yetişen Erythroxylon coca ağacı yapraklarından elde edilen bir alkaloiddir (bkz.). Etkisi: Merkez sinir sistemini uyarıp, dikkat artması, neşelenmek ve yorgunluk duymamak gibi durumlara yol açar. Aşın dozları, zehirleyicidir: Dalgınlık, taşkınlık, baş ağrısı, ateş, nabız hızlanması, düzensiz solunum, terleme, kollaps ve bazen konvülsiyonlar görülür. Kokain bir yerel anesteziktir: Mukozalara uygulandığında, kan damarlarının daralmasına [...]
KODEİN. Metil morfindir. Buna göre, kodeinin formülü, bir metil grubunun eklenmesi dışında, morfininkiyle aynıdır. Etkilerine bakılırsa, morfine pek yakın olmadığı görülür: Ağrı giderici etkisi çok yetersizdir, buna karşılık, kabızlık yapıcı ve öksürük durdurucu etkileri vardır ve bu yönlerden yararlıdır. Yüksek dozlarda, morfin etkileri beklenmeksizin kullanılabilir. Aspirin ve fenasetinle birlikte, tablet şeklinde satılır ve oldukça zararsızdır. [...]
KOCAKARI İLAÇLARI. Bu ilaçlar, ya şarlatanlarca ya da klasik tıp yöntemlerine bağlı kalmamış, fakat bu ilaçların iyileştirici özelliklerine içtenlikle inanmışlar tarafından salık verilir (Bizim burada ilgilendiğimiz bu ikinci gruptur). Bu kişilerin çoğu “profesyonel” gruplara bağlıdır ve bu örgütlerin şu özellikleri vardır:1. Genellikle, bir kişi tarafından kurulmuştur. 2. Hemen hepsi, bir “sistem”e bağlıdır. Kuramlarının çoğu, “tüm [...]
KOBALT 60. Kanser vakalarının ışın tedavisinde kullanılan bir radyoaktif izotoptur.
KOARKTASYON. Daralma anlamına gelir ve genellikle aort için kullanılır.
KOANA’lar. Burun boşluğunu, farinks (yutak) üst bölgesiyle bağlantısını sağlayan, arka burun delikleridir. Burun bölgesinin kemik kısmı bunları ayırmaktadır.
KLORPROMAZİN (Chloropromazine) (Largactil). Bir antihistaminik olan pro-methazine’e kimyasal yapı bakanından benzeyen kloropomazin, akıl hastalıklarında sakinleştirici olarak kullanılır. Allerjiye karşı verilen ilaçların, akıl hastalarında sakinleştirici etki yarattıklarının görülmesi, bu ilacın kullanılmasına yol açmıştır. Bir başka iddiaya göre de, bu ilacın yatıştırıcı etkisi, deney hayvanlarında gözlemlenmiştir. Klorpromazin, şizofreni, mani ve depresyon vakalarında başarıyla kullanılmıştır. Geçmişte, endişe hallerinde [...]
KLOROKUİN (Chloroquine). Sıtmaya karşı kullanılan en etkili ilaçlardan olup, haftada 300 mg. gibi ufak dozları dahi plazmodyum’un çoğuna karşı koruyucudur. Bununla birlikte, habis malarya’nın etkeni olan Plasmodium falciparum’un dirençli biçimleri türediğinden, chloro-quine’in koruyucu etkisine mani olarak güvenilemez. Geçmişte, klorokuin, romatizmaya karşı salık verilmişse de, günümüzde bu nedenle çok ender kullanılır. Entamoeba histolytica’nm yaptığı karaciğer absele-rinde, [...]
KLOROFORM. İlk olarak 1847′de bir anestezik madde olarak tanınmış ve son yıllara kadar, bu alanda serbestçe kullanılmıştır. Günümüzde, bu madde çok seyrek kullanılmaktadır: Kalp kasını etkileyerek, düzensiz atmasına ve kan basıncının düşmesine yol açtığı, ayrıca da karaciğere zehir etkisi yaptığı anlaşılmıştır. Bununla birlikte, özellikle öksürük şurupları ve sindirime yardımcı ilaçlarda bol miktarda kloroform bulunur. (Kloro-formlu [...]
KLORAL HİDRAT. Barbitüratlar gibi, bir sakinleştirici olan bu madde, merkez sinir sistemi depresörüdiir (merkez sinir sisteminin uyarılmasını azaltır). Genellikle, uyutucu olarak kullanılır. Güvence sınırı geniş olmakla beraber, tadı kötüdür ve mideyi tahriş edebilir. 1 mm. ‘lık bir doz, normal bir kişiye yarım saat içinde, altı saatlik bir uyku verir. Sonraki etkileri, yok denecek kadar azdır.
KLOR. Bu gaz, sodyum hipoklorit gibi bileşiklerden açığa çıkmakta ve bakteri, mantar virüsleri öldürmektedir. Ucuz ve kolay elde edilebilir olmasından ötürü, içme sularının ve yüzme havuzu sularının dezenfeksiyonunda kullanılması, uygun olan bir işlemdir. Ensol halinde (içinde hipoklor asiti vardır) klor, kronik ülserlerin dezenfeksiyonu için kullanılır, fakat etkisini fazla miktardaki organik madde durdurabildiğinden, bu yönde uygulanması [...]
KLOKSASİLİN (Cloxacilline). Ağızdan alınabilen, pahalı, bir yarı sentetik penisilindir. Stafilokoklarca özellikle, hastane stafilokoklarınca üretilen ve bu mikropları doğal penisilin’e karşı dirençli yapan penisilinaz (penicillinase) tarafından etkisiz kılınmadığmdan, ağır stafilokok enfeksiyonlarında (özellikle, penisilinaz yapan stafilokoklara karşı) kullanılmaktadır.
KLİNİTEST. İdrardaki şeker miktarını tayine yarayan tabletlerin ticarî adıdır. Geçmişte kan ve idrar tahlilleri, uzun ve zahmetli reaksiyonlarla yapılmaktayken, günümüzde yöntemlerin basitleşme-siyle, muayenehane veya hastanın evinde bu tayinleri becermek mümkündür. Bununla birlikte, kesin tahlillerin, yine de laboratuvarda yapılması gerekir.
KLİMAKTERİUM. Kadınlarda âdetten kesilmeye verilen isim. Menopoz.
KLEPTOMANİ. Gerçekte o maddeye gereksinim duyulmadığı halde, patolojik olarak görülen çalma dürtüsü- Bu şekilde hırsızlık yapanlar genellikle orta yaşlı veya yaşlı kadınlardır ve çaldıkları cisimler, aslında satın alabilecekleri, önemsiz, değersiz mallardır. Bilinçaltmdan, bu dürtünün, eşiyle, ilgisiz bir kocanın toplumsal durumunu sarsmaya bağlı olduğu iddia edilmektedir. Adi hırsızlıkla ilgisi olmadığı gibi, bir hastalık da değildir; yalnız [...]
KLAUSTROFOBİ. Kapalı yerlerde, nedensiz korkma reaksiyonudur. Bu bir nevroz belirtisi olmakla beraber, diğer yönleri normal olan çok insanda görülür ve alınacak tek önlem, kapalı yerlerden uzak durmaktır, bkz. Agorafobi.
KİST HİDATİK. Karaciğer, akciğer, beyin ve diğer organlarda, parazitik kistlerin görüldüğü bir hastalıktır. Nedeni: Taenia echinococcus (tenya ekinokok) adlı yassı solucan, ev köpekleri, kurt ve tilkinin barsağında yaşar ve gebe parçalan, hayvanın dışkısıyla atılır. Bu parçaların bazıları, hayvanın kürküne yapışabilir ve kaşındıkça, vücudunun diğer yerlerine de yayılabilir. Genellikle, enfekte bir köpeğe bulaşmış suyun içilmesi, ya [...]
KİST DERMOİD. Deri altındaki, genellikle ufak kistlerdir. Oluşumları iki şekildedir: 1. Doğuştan: Kist gelişimde, dokuların birleştikleri bölgelerde (örneğin, gözün dış açısında) oluşur. 2. Sonradan olma: Kist, yaralanma, ya da ameliyat sonucu, deri yüzeyinin altına itilmiş ufak bir deri parçasından oluşur. Bunlara “implantasyon” ya da “sekestrasyon” dermoidleri adı verilir. Tedavi: Ameliyatla alınmaları gerekir.
KİST. İçi sıvı dolu, bir şişliktir. Genellikle, kistler şöyle sınıflandırılabilir: 1. Doğuştan: Bir gelişme hatası sonucu, yumurtalık, böbrek, bazen de akciğerlerde, bir grup hücre, diğerlerinden ayrılıp çoğalır ve içi sıvı dolu bir boşluğu çevreler. Tedavi nedene göre olmakla beraber, aslında cerrahîdir.
KIRSCHNER TELİ. Ortopedi vakalarında, traksiyon (çekme) tedavisinin uygulanabilmesi için kemikten enlemesine geçirilen tel. Takılması sırasında özel bir aygıttan yararlanılır.
KİRİŞ (Tendon). Kasla kemiği birleştiren, sık fibröz doku demetidir. Tendon-ları etkileyen hastalıklar, tendon kopması, çıkması ve yaralanma sonucu kesilmesidir.
KİREÇLENME (Kalsifikasyon). Dokularda, kalsiyum tuzlarının birikmesidir. Örneğin, akciğer tüberkülozunda, iyileşen dokuda kalsiyum birikmesi görülür.
KİNO. Bir Hindistan ağacı olan Ptero-carpus marsupium’un kurutulmuş gövdesinden elde edilen astrenjan (su çeken) bir maddedir. İshal tedavisinde ağızdan, larinks ve ses telleri ödeminde gargara halinde kullanılmaktaydı ve hâlâ da kullanılmaktadır.
KİNİN. Güney Amerika’daki kınakına ağacının kabuğundan elde edilen bir al-kaloiddir: Yıllar boyu, sıtma tedavisinde kullanılmıştır. Günümüzde, hâlâ belirli bazı kötü huylu sıtma vakalarında kullanılır, çünkü hem küçük çocuklara zerk halinde verilebilir, hem de, erişkinlerde, plasmodium falciparum’un diğer ilaçlara karşı direnç kazandığı zamanlar, kinin etkilidir. Aşırı dozlarda zehirli olup, kulak çınlaması, baş ağrısı, kusma, görme bulanıklığı, [...]
KİNİDİN. Kınakınadan elde edilen, kinine benzer bir ilaçtır. Kimyasal bir tanımlamaya göre, kininin, ışığı sağa çeviren izomeridir. Kalp kasının uyarılabilmesini azaltmak için kullanılır.
KİNESTEZİK HIZ. Kas ve eklemlerde uyarılan duyusal uyartılar, beyinde uyaranın şiddeti ve yönüne ilişkin izlenim uyandırır, beyin de kaslara gerekli ve vücut durumunu koruyucu motor hareketlerin haberini iletir. Kinestezik duyular (hareket duyusu da denebilir) daima bilinçlendirilemez ama, vücudun çevresine göre durumu otomatikman bilinir. Bu, birçok çeşitli duyusal uyartılara dayanır. Bu sistemde bir aksaklık olursa, ince [...]
KİMUS. Midede bulunan yarı sindirilmiş besinlerdir.
KİLUS. Başlıca lenf damarı olan göğüs len kanalının içindeki maddelerin toplamıdır. Bu damar, barsak duvarındaki lenf damarlarının (lakteollerin) barsaktan emdiği ve boyundaki jugular toplardamara yolladığı besin maddelerini taşır.
KİFOLKOLYOZ. Kamburluğun ve skolyoz’un birlikte bulunması.
KİFOLORDOZ. Kamburluğun ve lor-doz’un (bkz.) birlikte bulunması.
KİFİSTERNUM (Xiphisternum). Göğüs kemiğinin (sternum) ucudur. Sternum, karın boşluğunun üstünde, ilk yedi kaburga kemiği arasında yer alır.
KIZIL ALTI (Enfraruj). Tayfın kırmızı ucunun gerisinde kalan ışınlardır. Fizik tedavide, dokuları ısıtmak için, ayrıca vücudun kan damarlarının dağılımının anormal olması muhtemel bölümlerinin fotoğrafının çekilmesi amacıyla kullanılır. Örneğin, memede habis tümör varlığında, infra-ruj fotoğraflar, o memenin derisinde, sayıca çok artmış kan damarlarını gösterecektir, bkz. Termografi, Ul-traviyole.
KIZIL (Scarlatina: Skarlatina). Özel bir deri döküntüsüne eşlik eden boğaz ağrısıyla beliren bir hastalıktır. Nedeni: Bademciklerin Streptococcus pyogenes enfeksiyonudur. Duyarlı kişilerde, özellikle çocuklarda, bu mikrop, bir zehir salgılayarak, bir deri reaksiyonuna yol açar. Belirtileri: Akut boğaz ağrısıyla birlikte, bademciklerin üzerinde salgıdan oluşan bir zar ve boyun lenf bezlerinde şişkinlik belirir. Titremeyle ateş yükselir; bulantı ve [...]
Kızamığın Nedeni: Doğrudan temasla geçen bir virüs (bkz.) enfeksiyonudur. Kuluçka devri 2-3 haftadır. Başlangıçta ve akut bkz devresinde bulaşıcıdır. Belirtileri: En belirli işareti, deri döküntüsüdür. Döküntü, genellikle yüzde başlayıp, çok çabuk gövdeye atlar: Ufak, pembe, 1-3 mm. çapında ve iki gün kadar süren noktalar halindedir. Gözler kızarır ve çok belirli diğer bir işaret olan, lenf bezleri [...]
KIZAMIKÇIK (Rubella). Deri dökün-tüsüyle beliren bir enfeksiyöz (bkz.) hastalıktır.
KIZAMIK. Genellikle, kış mevsiminde salgınlar yapan bir enfeksiyöz hastalıktır.Nedeni: Kızamık virüsüdür: Çok bulaşıcı olduğundan, şehirlerde, çocukların çoğu, beşinci yaştan önce kızamığa tutulur. Genellikle, gebelik sırasında, annenin antikorları , bebeğe geçer, fakat bunların sağladığı pasif bağışıklık ancak altı ay sürer. Hastalığın kuluçka devri iki haftadır. Belirtileri: Başlangıçta, nezleyi andırır: Gözler kızarır, burun akar, hasta hapşırır, öksürür [...]
KISKANÇLIK. Başka bir kimsenin üstünlüğüne karşı duyulan öfke duyuşudur.
KISIRLIK (Sterilite). Bazı kişiler, kısır-laştırılmak istediklerinden, kendilerine bunu gerçekleştiren ameliyat ya da ilaçlar uygulanır. Bazı çiftlerse, kısırlıklarını gidermek için uğraşırlar. Bir çiftin kısır olması için türlü nedenler vardır: Erkek yönünden, erkeğin cinsel birleşmede bulunabilmesi, tohumlarının normal şekilli ve hareketli olması gereklidir. Vakaların % 15′inde, kısırlığın nedeni, erkektedir. Kadındaysa, yumurtlamanın gerçekleşmesi, yumurtaların, tüpler yoluyla rahime erişmesi, [...]
KISIRLAŞTIRMA (Kâstrasyon). Erbez-lerinin çıkartılmasıdır. (Bazen, kadınlarda, yumurtalıkların çıkartılmasına da aynı ad yerilir). Bu işleme genellikle, erbezlerinin yerel hastalıklarında ve bazen de prostat bezi kanserlerinde başvurulur: Erbezi hormonu (testosteron) yokluğunda, prostat kanseri daha yavaş ilerler. (Hastalara böyle hallerde kadınlık hormanı olan östrogen verilir). Kısırlaştırmanın sonuçları, yapıldığı yaşa göre değişir. Buluğ çağından önce, erkek cinsel özellikleri gelişemez: [...]
KIRIKLAR. Kuramsal olarak, kemik kırıklarına iskeletin her bölümünde rastlanabilmekteyse de, gerçekte kırıkların çoğu belirli bölgelerde oluşur. Örneğin, önkolun en sık görülen kırığı, bilekteki Colles kırığıdır (bkz.); aynı şekilde, bacakta en sık görülen kırık da, ayak bileğinin Pott kırığıdır. Kırıkların genellikle belirli bölgelerde oluşmaları, kemiklerin değişken kuvvetlerine ve kişilerin aynı tip kazalara uğramalarına (örneğin, uzatılmış kol [...]
KINSEY RAPORU. 1948 yılında Amerikalı Alfred Kinsey tarafından yayınlanan ve o zamanlar büyük yankılar uyandıran: İnsanların cinsel davranışları üzerindeki rapor. Bu şekilde ilk defa olarak insanlar üzerinde istatistik verilere dayanan cinsel davranış özellikleri derlenmiş olmaktadır.
KINAKINA (Chinchona). Kabuğundan kinin elde edilen ve Güney Amerika’da yetişen bir ağaç türüdür. İlk olarak, Orta ve Güney Amerika’nın İspanyollar tarafından istilâsı sırasında, İspanyol papazları, yerli halkın sıtmaya karşı bu kabukları kullandıklarını görmüş ve bu nedenle, bu kabuklara, Cizvit kabuğu adı verilmiştir. Chinchona adı ise, bu maddeyi Yeni Dünya’dan Avrupa’ya 1640 yılında getiren Kontes Cinchon’un [...]
KIMMELSTIEL WILSON SENDROMU. Şeker hastalarında görülen bir çeşit böbrek hastalığı. Kan basıncı yükselmesine, idrara albumin çıkarılmasına ve ödemlere yol açar.
KILLANMA (Kadında). Kadında, herhangi bir patolojik nedene bağlı olmaksızın (ekseri ailevi nedenler), aşırı kıllanma varsa, en uygun önlem, tıraş etmektir, çünkü yaygm olan inancın tersine, tıraşla kıllar ne kalınlaşır, ne de çoğalır. Elektrikle, kıl döken kremlerle de, bunlar yok edilebilir. Bu son iki yöntem, birçok kişide, deriyi tahriş edebilir. En iyi yöntemlerden biri, memleketimizde uygulanan [...]
KILCAL DAMAR (Kapiller). Dolaşım sisteminin en ince damarlarına bu isim yerilir: Atardamarcıklarla, toplardamar-cıkların bağlantısını sağlarlar ve çapları, bir alyuvar çapma eşittir. Kanla doku arasındaki gaz, besin maddesi, yıkım ürünleri ve ısı alışverişi, kılcal damarlarda olmaktadır. Alyuvarların kılcal damarlar içinde kalmalarına karşılık, akyuvarlar, kılcal damar duvarından geçebilir.
KIKIRDAK. Kemikle birlikte, iskeleti yapan özel bir destek dokusudur. Anne karnındaki bebekte, iskelet kıkırdaktandır; bu bebek gelişirken, kemikleşme olmakta ve sonunda kıkırdak, ancak kemik uçlarında epifiz plağında (bkz. Epi-fiz) ve eklem yüzeylerinde bulunabilmektedir. Eklem kıkırdaklarının yüzeyleri çok kaygandır (buzdan daha kaygandır). Erişkinde, iskeletin kıkırdak bölümleri yalnız kaburga kemiklerinin uçlarında, bu kemiklerin, göğüs kemiğiyle birleştiği yerdedir. [...]