Archive for Mayıs 2008

You are browsing the archives of 2008 Mayıs.

KORKU

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KORKU. Bilinçli olarak tanınan dış teh­like kaynaklarına karşı gösterilen duyu­sal tepkidir. Hafif bir ürkme ile yoğun bir dehşet duygusu arasında çeşitli şekil­lerde görülebilir.

KORİZA

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KORİZA. Nezle.

KORE

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KORE. Devamlı, istemsiz, sıçrama ha­reketlerinin görüldüğü bir durumdur. Ta­nımlayan doktorların adlarıyla belirtilen başlıca iki köre çeşidi vardır: Sydenham koresi —İngiliz Thomas Sydenham (1624-1689) ve Huntington koresi— Amerikalı George Huntington (1850-1916). Sydenham Kore’si: Nedeni: Romatizmaya eşlik eden be­yin iltihabıdır. Belirtileri: Özellikle ufak kız çor cuklarında görülür. Çocuk, huzursuz, si­nirli ve yorgundur. Başlangıçta, istemsiz hareketler, sakarlık olarak [...]

KORDOTOMİ

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KORDOTOMİ. Ağrı uyarılarını taşıyan omurilik liflerinin kesilmesi ameliyatıdır. Bazen, çok ağır ve ilerlemiş kanser va­kalarında artık durdurulamayan ağrıları gidermek için bu yola başvurulur, Ağrı.

KORDİ

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KORDİ (Chordee). Ereksiyon halindeki penis’in kıvrık olması durumudur. Ne­denleri, doğuştan bir bozukluk olan hypospadias (hipospadi) (bkz.) veya kro­nikleşmiş ve tedavi olmamış (eskiden ge­çirilmiş) belsoğukluğü olabilir.

KOPLİK LEKELERİ

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KOPLİK LEKELERİ. Kızamıkta, ya­nak ve ağzın iç yüzlerinde görülen ufak beyaz lekelerdir. Deri döküntüsünün baş­lamasından üç gün kadar önce belirirler.

KOORDİNASYON BOZUKLUĞU

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KOORDİNASYON BOZUKLUĞU. Ha­reketleri koordine edememektir. Beyine, vücudun pozisyonunu bildiren duyusal sinirlerin yıkımında, beyindeki organik bozukluklarda, motor sistem veya kas hastalıklarında görülebilir.

KONVÜLSİYON TEDAVİSİ

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KONVÜLSİYON TEDAVİSİ. Çok sey­rek olarak ilaçlarda ve genellikle elek­trik akımı kullanarak hastalarda kon­vülsiyonlar meydana getirmek yoluyla uygulanan tedavi. Şok tedavisi.

KONVÜLSİYON

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KONVÜLSİYON. Genellikle, çocuklar­da görülür. Nedeni: Merkez sinir sistemi ve be­yin zarı enfeksiyonları, ateşli hastalıklar, orta kulak ya da bademciklerle ilgili yük­sek ateş, beyin tümörleri, özellikle do­ğum travmaları, çeşitli metabolik hasta­lıklar (özellikle oksijen eksikliği ve sara ile (bkz.) ilgili olanlar)dır. Belirtileri: Çocukta sarsılmalarla beraber, bilinçsizlik görülür. Sarsılma­ların süresi değişkendir ve sonlandıklarmda, çocukta genellikle yeniden bilinç­lenme belirir, [...]

KONTÜZYON

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KONTÜZYON. Deri sağlam durumday­ken altındaki dokuda meydana gelen ha­fif kanama; çürük, ezik.

KONUŞMA GÜÇLÜĞÜ

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KONUŞMA GÜÇLÜĞÜ (Disfazi). Mer­kezî sinir sisteminin merkez bölümünün çalışmasına ilişkin bir bozukluk sonucu oluşan konuşma güçlüğüdür. Afazi’nin hafif bir şeklidir, bkz. Afazi.

KONTRAKTÜR

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KONTRAKTÜR. Kas ve nedbe doku­sunun şekil bozukluklarına neden olacak derecede kısalması; büzülme, büzüşme.

KONTRAKSİYON

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KONTRAKSİYON. Kasılmak; özellikle kas liflerinin kasılması.

KONSTİPASYON

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KONSTİPASYON. Kabızlık.

KONKÜSYON

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KONKÜSYON. Bir patlama ya da ağır bir darbenin yarattığı şiddetli bir şok ve özellikle böyle bir darbenin başa gelmesi sonucu, bu şok durumunun uzamasıdır. Bu anlamda, konküsyon, belirli bir süre (genellikle 24 saat) süren, tam ya da yarı bilinç kaybıdır.Nedeni: Tam bilinememektedir. Başa gelen herhangi bir şiddetli darbe, iki ola­ya neden olur: a) Beyin, kafatası [...]

KONKA

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KONKA’lar. Burun boşluğunun yan du­varından içe doğru sarkan, üstleri mu­koza zarıyla kaplı, kemik plaklardır. Üst, orta ve alt olmak üzere, üç tanedir ve adını, deniz kabuklu hayvanlarının ka­buklarına benzemesinden alır. Bu olu­şumların diğer adı, türbin kemikleridir

KONJUNKTİVİT

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KONJUNKTİVİT (Pembe göz). Kon-junktiva (bkz.) iltihabıdır. Buna, Nijer­ya’da “Apollo gözü” denir, çünkü, bura­da görülen iki büyük konjunktivit salgını, Apollo-11 ve 12′nin uçuşlarıyla aynı za­manda oluşmuş ve halk bu enfeksiyonun Ay’dan getirildiğine inanmıştır. Nedeni: Çeşitlidir. En sık görülen ne­denler; bakteryel, virüslü enfeksiyonlar ile, mekanik tahriştir. (Örneğin, bir kir­piğin içe doğru büyümesi). Tedavi: Mekanik tahrişte, neden or­tadan [...]

KONJUNKTİVA

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KONJUNKTİVA. Gözün ön yüzünü ör­ten, ince, saydam zardır.

KONJESTİYON

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KONJESTİYON. Bir bölgeye gelen ka­nın artması, hiperemi. Alt uzuvlardaki ve akciğerlerdeki venöz dönüşün yavaşla­ması, konjestiyon nedeni olabilir.

KONJENİTAL

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KONJENİTAL. “Doğuştan olan” veya “doğumsal” anlamına gelir. Bu kelime­nin, kalıtsal (herediter) kelimesiyle eşan­lamda kullanılması yanlıştır; çünkü, ka­lıtsal bir hastalık, çocuğa, anne-babanm germ hücrelerinden aktarılmıştır, buna karşılık, konjenital bir hastalık, rahimde döllenmeden sonra ve doğumdan evvel belirebilir. Kalıtsal hastalıklar, konjeni-taldir; konjenital hastalıkların kalıtsal ol­ması şart değildir.

KONİİN

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KONİİN (Coiine). Bitkisel bir zehirdir. Bu zehir, en fazla Conium maculatum adlı bitkiden elde edilir. Sokrat da, bu bitkinin suyundan içerek ölmüştür, çün­kü o devir Atina’sında resmî idam yön­temi bu yolla uygulanmaktaydı. Bu ze-hirin etkilerini Platon (Eflatun) çok iyi anlatır: Zehirli suyu içen Sokrat’a, ba­caklarında ağırlık duyana kadar (motor felç) yürümesi söylenmiş ve sonra ayağı [...]

KONFÜZYON

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KONFÜZYON. Şuurun bulanık olduğu­nu, kişinin gerçeklerle alâkası olmadığı­nı anlatan bir deyim; dalgınlık. Örneğin, travmadan sonra konfüzyon durumu gö­rülebilir.

KONDROM

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KONDROM. Kıkırdağın, habis olmayan, zararsız, fakat bazen şekil ve çalışma bo­zukluğuna yol açan, tümörüdür.

KONDİLOM

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KONDİLOM. İkincil frengide anus ya da kadın dış cinsel organı yakınında gö- rülen ve et benini andıran bir oluşum­dur. Bunun bir çeşidi olan condyloma acuminatum’da (kondilom akuminatum) etken organizma, bir virüstür

KOMPÜLSİYON

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KOMPÜLSİYON. Kişinin, karşı koymak istediği bir davranış konusunda önüne geçemediği bir istek duyması.

KOMPOZİTÖR HASTALIĞI

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KOMPOZİTÖR HASTALIĞI (Matbaa dizgicileri hastalığı). Kurşun harflerle uğ­raşanlarda görülebilen bir kurşun zehir­lenmesidir, bkz. Kurşun.

KOMPLEMAN

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KOMPLEMAN. Plazmada bulunan ve bağışıklık mekanizmasında önemli rolü olan bir faktör. Antijen-antikor birleşi­miyle bir araya gelerek bakterinin yok edilme işlemini tamamlar.

KOMPANSASYON SENDROMU.

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KOMPANSASYON SENDROMU. İşye­ri kazalarına, ya da tazminatla ödenen kazalara uğramış kişilerde, bazen iyileş­menin normalden uzun sürdüğü ve hatta kaza ile ilgisiz belirtilerin geliştiği görü­lür. Örneğin, baş yaralanması sonucu, te­daviye cevap vermeyen baş ağrıları ya da sırt zedelenmeleri sonrası ağrının devam etmesi, bu gibi olaylardır. Bu sendrom (belirtiler silsilesi) endişeli kişilerde or­taya çıkar ve bir isteri [...]

KOMEDON

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KOMEDON. Derideki bir yağ bezinin boşaltım kanalı ağzına yerleşerek sertle­şen bir yağ kitlesi; rengi, oksidasyon ne­deniyle siyahtır.

KOLŞİSİN

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KOLŞİSİN (Colchicin). Cochicum au-tumnale adı verilen tarla safranı soğa­nından, gut tedavisinde kullanılan alka-loid, (colchicine) elde edilir. Tabletler halinde alınan bu ilaç, başta 1 mg.’lık ve sonraları iki saatte bir 0,5 mg.’lık dozlar halinde kullanılır ve genellikle 5-8 mg.’lık bir doz, gut krizini sona er­dirir. Bu ilacın yan etkisi, mide barsak bozukluğudur.

KOLPORRAFİ

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KOLPORRAFİ. Vaginanın cerrahi ola­rak onarılması. Eski doğum yırtıkların­dan sonra gerekli olabilir.

KOLOSTOMİ

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KOLOSTOMİ. Yapay bir anustur. Ka-hnbarsağın bir bölümü, karın duvarının dışına alınır, karın duvarından dışarı açılması sağlanır. Kalmbarsak tıkanma­ları ya da kalınbarsağın bir bölümünün çıkartılması gereken hallerde, kolostomi-ye başvurulur. Geçici ya da devamlı ola­bilen kolostomi vakaları vardır; devamlı olanların dahi önemsenmemesi gerekir. Buradaki pratik sorun, dışkılamanın kon­trolüdür, çünkü kolostomide, açıklığı ayarlayan mekanizma yoktur. Hasta, bu güçlüğü, [...]

KOLONİ

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KOLONİ. Bir ya da daha çok bakteri­nin çoğalmasıyla meydana gelen bakteri toplumu. Milyonlarca bakterinin bir ara­ya gelerek oluşturduğu bazı kolonileri, makroskopik olarak görmek de olasıdır.

KOLON

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KOLON. Kalınbarsağın asıl, büyük bö­lümüdür. Sağ karın boşluğunun sağ aşa­ğı bölümünden incebarsağm, ileoçekal kapakçık (bkz.) düzeyinde çekum’la (bkz.) birleştiği yerden başlayarak, yük­selen kolon, yukarı doğru ilerler. Bun­dan sonraki bölümü, karın boşluğunu, üstte, enine kateder ve enine kolon adını alır, dalak büklümüyle, aşağı yönelir ve inen kolon olur. Pelvis (leğen) içinde, bir büklüm yapar, sigmoid kolon [...]

KOLLOİDLER

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KOLLOİDLER. Kelime anlamı, “zamka benzer madde”dir. Kolloid bir sistemde, dağılım fazı denen maddenin dağıldığı bir dağılım ortamı vardır. Eriyik kolloid-lerinde, dağılım fazı, erimeyen bir mad­dedir (örneğin, bir metaldir) ve dağılım ortamı da, bir gaz, sıvı, ya da katıdır. Krem kolloidlerinde, dağılım ortamı, bir sıvıdır (genellikle sudur) ve dağılım fazı da, zamk gibi karışık bir organik [...]

KOLLODİON

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KOLLODİON. Kuruduğu zaman, deri­ye yapışan, saydam bir yüzey bırakan, berrak bir sıvıdır: Aslı, içinde pyroxylin (piroksilin) eritilmiş, alkol-eter karışımı­dır. Pyroxylin, pamukla, nitrik ve sül­fürik asitlerin işlem görmesiyle ortaya çıkan bir maddedir. Bu karışıma, hint-yağınm eklenmesiyle, kollodionun en işe yarar şekli olan, bükülebilen kollodion elde edilir ki, zona ve uçuk (bkz.) ka­barcıklarında çok yararlıdır. Bu madde, [...]

KOLLAPS TEDAVİSİ

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KOLLAPS TEDAVİSİ. Geçmişte, has­ta bölgeyi dinlendirebilmek için, kronik tüberkülozlu akciğeri söndürerek (kol-laps) tedavi edilirdi. Tüberkülozda yarar­lı ilaçların bulunuşu ve kullanılması, te­davi şeklini tamamen değiştirdiğinden, bu tedavi artık kullanılmamakta ve ak­ciğer büzüştüren yöntem olan yapay pnö-motoraks’a başvurulmamaktadır.

KOLLAJEN HASTALIK

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KOLLAJEN HASTALIK. Vücudun des­tek sağlayan bağdokusunun kollaj en liflerinde değişikliklerin belirmesiyle ken­dini gösteren bir hastalıklar grubuna bu ad verilir. Bu hastalıklar, beyin, kalp, eklemler ve deri altı bağdokusunu etki­ler ve poliartrit nodosa, romatizma, ro-matoid artrit, lupus eritematoz, sklero-derma ve dermatomiyozit adlı hastalık­lar da bu gruba girer. Kollajen hastalık­ların nedeni bilinmemektedir.

KOLİT

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KOLİT (Colitis). Kahnbarsağın iltihabı durumlarını tanımlamak için kullanılan bir deyim. Kolit organik bozukluklara bağlı olarak gelişeceği gibi, ekseri sinir­sel gerginlikler sonucu oluşur.

KOLİK

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KOLİK. İçi boş borulardan birinin (bar­sak, üreterler, safra kanalları) tam ya da yarı tıkanması sonucu, karında du­yulan özel bir sancıdır. Bu boru gibi olan oluşumların duvar kasları kasılıp, içindekileri atmaya yönelir, fakat bece­remediğinden, ortaya çıkan gerilim, san­cıyı yaratır. Ayrıca, bu gerilim ve kolik, boruların iç yüzeylerinin, tahriş edici ve­ya zehirli yiyecek yenmesi sonucu, tah­rişinden de [...]

KOLESTEROL

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KOLESTEROL. Karaciğer tarafından ayrıştırılan ve besinlerle de alınan bir maddedir. Monatomik (tek otumlu) bir alkol olup, hayvansal ve bitkisel yağların içinde bulunur. Safra taşlarının büyük bölümü bu maddeden, bazen de bu mad­denin safra boyalarıyla karışmasından oluşur; atardamar hastalığında (aterom) ve özellikle kalp atardamarlarının bozul­masında rolü önemlidir. Cinsiyet hor­monları ve böbreküstü bezleri hormon­ları steroidler adını alır [...]

KOLESİSTİT

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KOLESİSTİT. Safra Kesesi İltihabı

KOLERA

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KOLERA. İlk olarak, Hindistan’da, Bengal’de belirmiş bir hastalıktır. XIX. yüzyılda, salgınlar halinde Hindistan’dan, ticaret yollarını izleyerek yayılmıştır. 1817 yılında, Japonya’ya, Rusya’da Astrahan’a, 1826′da Moskova’ya, 1831′de Berlin’e, 1832′de Paris ve Londra’ya ulaşmış ve Londra’dan, göçmenlerce Kanada’ya taşınmıştır. 1847-1855 yılların­da, Avrupa’da diğer salgınları belirmiş, 1865′te, hacılar tarafından Hindistan’dan Mekke’ye götürülmüştür. 1895 yılından sonra, Avrupa’dan tamamen yok olmuş [...]

KOLEKTOMİ

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KOLEKTOMİ. Kolon ya da kalmbarsa-ğın bir bölümünün (parsiyel “kısmî” ko-lektomi), yarısının (hemi kolektomi) ve­ya ‘ tümünün (total kolektomi) cerrahî yöntemle çıkartılmasıdır. Bu ameliyata, tümörleri çıkartmak, ya da ülseratif ko­litin kesin tedavisini sağlamak için baş­vurulur.

KOLANJİYOGRAM

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KOLANJİYOGRAM. Safra sisteminin X-ışmlarıyla çekilen resmidir. Ağızdan alınan, toplardamarlara zerk edilen ve­ya ameliyatla doğrudan safra yollarına verilen, radyo-opak bir maddenin bu sis­temi belirlemesiyle, safra yollan ve ke­sesi filmde görülebilir, bkz. Safra Kesesi Hastalıkları.

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KOLA. Afrika’da yetişen Kola acumi-nata ağacının meyvesi olup, kahvedeki kafeinin iki misli, çaydakine ise eşit mik­tarda kafein içerir. Afrika’da, içki ola­rak, dünyanın diğer bölgelerinde de ma­den sularına eklenerek içilir, fakat tıpta yeri yoktur.

KOKU SİNİRİ

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KOKU SİNİRİ. Burundan beyine, koku duygusunu ileten sinirdir. Birinci kafa çifti (kranyal sinir) olup, bunun içinden, etmoid kemiğin eleği andırırcasına de­likli kalbursu kemik parçası’ndan geçip, önce burun soğam’na, oradan da beyine gider. Etmoid kemiği kırıklarında ve be­yin ya da meninks tümörlerinin basınç­larının etkisiyle, zedelenebilir ve koku duyusu yok olur.

KOKSİDİNİ

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KOKSİDİNİ. Koksiks (kuyruk sokumu) bölgesindeki şiddetli ağrıdır. Nedeni: Oturur durumda düşmek, koksiks kemiğinin kırılmasına ya da çü­rümesine neden olur; aynı şekilde, bu bölgeye gelen tekme ya da doğum ya­parken zedelenmede bu ağrı belirir. Tedavi: Yerel anestezik zerki ya da ender başvurulan cerrahî girişimdir.

KOKSALJİ

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KOKSALJİ. Kalça eklemindeki ağrıdır.

KOKLEA

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KOKLEA (Salyangoz). Asıl işitme or­ganıdır. Burada, kulak zarı ve orta ku­lak kemikçiklerinden iletilen ses dalgala­rının basıncı, işitme sinirince taşınan si­nir uyartılarına çevrilir. Koklea’nın bi­çimi, sümüklüböcek kabuğunun içini an­dırır ve 2 3/4 dönüş yapar. Şakak ke­miğinin, kaya kemiği parçasının içinde bulunur. Ayrıntılı bilgi için bkz. Kulak.

KOKAİN

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KOKAİN. Güney Amerika’da yetişen Erythroxylon coca ağacı yapraklarından elde edilen bir alkaloiddir (bkz.). Etkisi: Merkez sinir sistemini uyarıp, dik­kat artması, neşelenmek ve yorgunluk duymamak gibi durumlara yol açar. Aşın dozları, zehirleyicidir: Dalgınlık, taşkın­lık, baş ağrısı, ateş, nabız hızlanması, düzensiz solunum, terleme, kollaps ve bazen konvülsiyonlar görülür. Kokain bir yerel anesteziktir: Mukozalara uygu­landığında, kan damarlarının daralması­na [...]

KODEİN

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KODEİN. Metil morfindir. Buna göre, kodeinin formülü, bir metil grubunun eklenmesi dışında, morfininkiyle aynıdır. Etkilerine bakılırsa, morfine pek yakın olmadığı görülür: Ağrı giderici etkisi çok yetersizdir, buna karşılık, kabızlık yapıcı ve öksürük durdurucu etkileri vardır ve bu yönlerden yararlıdır. Yüksek dozlar­da, morfin etkileri beklenmeksizin kulla­nılabilir. Aspirin ve fenasetinle birlikte, tablet şeklinde satılır ve oldukça zarar­sızdır. [...]

KOCH BASİLİ

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KOCH BASİLİ, Verem Basili.

KOCAKARI İLAÇLARI

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KOCAKARI İLAÇLARI. Bu ilaçlar, ya şarlatanlarca ya da klasik tıp yöntem­lerine bağlı kalmamış, fakat bu ilaçla­rın iyileştirici özelliklerine içtenlikle inan­mışlar tarafından salık verilir (Bizim burada ilgilendiğimiz bu ikinci gruptur). Bu kişilerin çoğu “profesyonel” grupla­ra bağlıdır ve bu örgütlerin şu özellik­leri vardır:1. Genellikle, bir kişi tarafından kurul­muştur. 2. Hemen hepsi, bir “sistem”e bağlıdır. Kuramlarının çoğu, “tüm [...]

KOBALT 60

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KOBALT 60. Kanser vakalarının ışın tedavisinde kullanılan bir radyoaktif izo­toptur.

KOBALAMİN

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KOBALAMİN. Bu Vitamini.

KOARKTASYON

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KOARKTASYON. Daralma anlamına gelir ve genellikle aort için kullanılır.

KOANA

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KOANA’lar. Burun boşluğunu, farinks (yutak) üst bölgesiyle bağlantısını sağ­layan, arka burun delikleridir. Burun bölgesinin kemik kısmı bunları ayırmak­tadır.

KOAGULASYON

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KOAGULASYON.  Pıhtılaşma.

KLORPROMAZİN

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KLORPROMAZİN (Chloropromazine) (Largactil). Bir antihistaminik olan pro-methazine’e kimyasal yapı bakanından benzeyen kloropomazin, akıl hastalık­larında sakinleştirici olarak kullanılır. Allerjiye karşı verilen ilaçların, akıl has­talarında sakinleştirici etki yarattıklarının görülmesi, bu ilacın kullanılmasına yol açmıştır. Bir başka iddiaya göre de, bu ilacın yatıştırıcı etkisi, deney hayvanla­rında gözlemlenmiştir. Klorpromazin, şizofreni, mani ve depresyon vakaların­da başarıyla kullanılmıştır. Geçmişte, endişe hallerinde [...]

KLOROKUİN

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KLOROKUİN (Chloroquine). Sıtmaya karşı kullanılan en etkili ilaçlardan olup, haftada 300 mg. gibi ufak dozları dahi plazmodyum’un çoğuna karşı koruyucu­dur. Bununla birlikte, habis malarya’nın etkeni olan Plasmodium falciparum’un dirençli biçimleri türediğinden, chloro-quine’in koruyucu etkisine mani olarak güvenilemez. Geçmişte, klorokuin, romatizmaya karşı salık verilmişse de, günümüzde bu nedenle çok ender kullanılır. Entamoeba histolytica’nm yaptığı karaciğer absele-rinde, [...]

KLOROFORM

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KLOROFORM. İlk olarak 1847′de bir anestezik madde olarak tanınmış ve son yıllara kadar, bu alanda serbestçe kul­lanılmıştır. Günümüzde, bu madde çok seyrek kullanılmaktadır: Kalp kasını et­kileyerek, düzensiz atmasına ve kan ba­sıncının düşmesine yol açtığı, ayrıca da karaciğere zehir etkisi yaptığı anlaşılmış­tır. Bununla birlikte, özellikle öksürük şurupları ve sindirime yardımcı ilaçlarda bol miktarda kloroform bulunur. (Kloro-formlu [...]

KLORAL HİDRAT

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KLORAL HİDRAT. Barbitüratlar gi­bi, bir sakinleştirici olan bu madde, mer­kez sinir sistemi depresörüdiir (merkez sinir sisteminin uyarılmasını azaltır). Ge­nellikle, uyutucu olarak kullanılır. Gü­vence sınırı geniş olmakla beraber, tadı kötüdür ve mideyi tahriş edebilir. 1 mm. ‘lık bir doz, normal bir kişiye yarım saat içinde, altı saatlik bir uyku verir. Sonraki etkileri, yok denecek kadar az­dır.

KLOR

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KLOR. Bu gaz, sodyum hipoklorit gibi bileşiklerden açığa çıkmakta ve bakte­ri, mantar virüsleri öldürmektedir. Ucuz ve kolay elde edilebilir olmasından ötü­rü, içme sularının ve yüzme havuzu su­larının dezenfeksiyonunda kullanılması, uygun olan bir işlemdir. Ensol halinde (içinde hipoklor asiti vardır) klor, kro­nik ülserlerin dezenfeksiyonu için kulla­nılır, fakat etkisini fazla miktardaki or­ganik madde durdurabildiğinden, bu yönde uygulanması [...]

KLOKSASİLİN

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KLOKSASİLİN (Cloxacilline). Ağızdan alınabilen, pahalı, bir yarı sentetik pe­nisilindir. Stafilokoklarca özellikle, has­tane stafilokoklarınca üretilen ve bu mik­ropları doğal penisilin’e karşı dirençli ya­pan penisilinaz (penicillinase) tarafından etkisiz kılınmadığmdan, ağır stafilokok enfeksiyonlarında (özellikle, penisilinaz yapan stafilokoklara karşı) kullanılmak­tadır.

KLİNİTEST

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KLİNİTEST. İdrardaki şeker miktarını tayine yarayan tabletlerin ticarî adıdır. Geçmişte kan ve idrar tahlilleri, uzun ve zahmetli reaksiyonlarla yapılmaktay­ken, günümüzde yöntemlerin basitleşme-siyle, muayenehane veya hastanın evinde bu tayinleri becermek mümkündür. Bu­nunla birlikte, kesin tahlillerin, yine de laboratuvarda yapılması gerekir.

KLİMAKTERİUM

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KLİMAKTERİUM. Kadınlarda âdetten kesilmeye verilen isim. Menopoz.

KLEPTOMANİ

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KLEPTOMANİ. Gerçekte o maddeye gereksinim duyulmadığı halde, patolojik olarak görülen çalma dürtüsü- Bu şekil­de hırsızlık yapanlar genellikle orta yaşlı veya yaşlı kadınlardır ve çaldıkları ci­simler, aslında satın alabilecekleri, önem­siz, değersiz mallardır. Bilinçaltmdan, bu dürtünün, eşiyle, ilgisiz bir kocanın top­lumsal durumunu sarsmaya bağlı olduğu iddia edilmektedir. Adi hırsızlıkla ilgisi olmadığı gibi, bir hastalık da değildir; yalnız [...]

KLAUSTROFOBİ

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KLAUSTROFOBİ. Kapalı yerlerde, ne­densiz korkma reaksiyonudur. Bu bir nevroz belirtisi olmakla beraber, diğer yönleri normal olan çok insanda görülür ve alınacak tek önlem, kapalı yerlerden uzak durmaktır, bkz. Agorafobi.

KİST HİDATİK

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KİST HİDATİK. Karaciğer, akciğer, be­yin ve diğer organlarda, parazitik kist­lerin görüldüğü bir hastalıktır. Nedeni: Taenia echinococcus (tenya ekinokok) adlı yassı solucan, ev köpek­leri, kurt ve tilkinin barsağında yaşar ve gebe parçalan, hayvanın dışkısıyla atılır. Bu parçaların bazıları, hayvanın kürküne yapışabilir ve kaşındıkça, vü­cudunun diğer yerlerine de yayılabilir. Genellikle, enfekte bir köpeğe bulaşmış suyun içilmesi, ya [...]

KİST DERMOİD

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KİST DERMOİD. Deri altındaki, genel­likle ufak kistlerdir. Oluşumları iki şe­kildedir: 1. Doğuştan: Kist gelişimde, dokuların birleştikleri bölgelerde (örneğin, gözün dış açısında) oluşur. 2. Sonradan olma: Kist, yaralanma, ya da ameliyat sonucu, deri yüzeyinin al­tına itilmiş ufak bir deri parçasından oluşur. Bunlara “implantasyon” ya da “sekestrasyon” dermoidleri adı verilir. Tedavi: Ameliyatla alınmaları gere­kir.

Kist Nedir

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KİST. İçi sıvı dolu, bir şişliktir. Genel­likle, kistler şöyle sınıflandırılabilir: 1. Doğuştan: Bir gelişme hatası sonucu, yumurtalık, böbrek, bazen de akciğerler­de, bir grup hücre, diğerlerinden ayrılıp çoğalır ve içi sıvı dolu bir boşluğu çev­reler. Tedavi nedene göre olmakla beraber, as­lında cerrahîdir.

KIRSCHNER TELİ

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KIRSCHNER TELİ. Ortopedi vakala­rında, traksiyon (çekme) tedavisinin uy­gulanabilmesi için kemikten enlemesine geçirilen tel. Takılması sırasında özel bir aygıttan yararlanılır.

KİRİŞ

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KİRİŞ (Tendon). Kasla kemiği birleşti­ren, sık fibröz doku demetidir. Tendon-ları etkileyen hastalıklar, tendon kop­ması, çıkması ve yaralanma sonucu ke­silmesidir.

KİREÇLENME

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KİREÇLENME (Kalsifikasyon). Doku­larda, kalsiyum tuzlarının birikmesidir. Örneğin, akciğer tüberkülozunda, iyile­şen dokuda kalsiyum birikmesi görülür.

KİNO

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KİNO. Bir Hindistan ağacı olan Ptero-carpus marsupium’un kurutulmuş gövde­sinden elde edilen astrenjan (su çeken) bir maddedir. İshal tedavisinde ağızdan, larinks ve ses telleri ödeminde gargara halinde kullanılmaktaydı ve hâlâ da kul­lanılmaktadır.

KİNİN

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KİNİN. Güney Amerika’daki kınakına ağacının kabuğundan elde edilen bir al-kaloiddir: Yıllar boyu, sıtma tedavisinde kullanılmıştır. Günümüzde, hâlâ belirli bazı kötü huylu sıtma vakalarında kul­lanılır, çünkü hem küçük çocuklara zerk halinde verilebilir, hem de, erişkinlerde, plasmodium falciparum’un diğer ilaçlara karşı direnç kazandığı zamanlar, kinin etkilidir. Aşırı dozlarda zehirli olup, ku­lak çınlaması, baş ağrısı, kusma, görme bulanıklığı, [...]

KİNİDİN

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KİNİDİN. Kınakınadan elde edilen, ki­nine benzer bir ilaçtır. Kimyasal bir ta­nımlamaya göre, kininin, ışığı sağa çe­viren izomeridir. Kalp kasının uyarılabilmesini azaltmak için kullanılır.

KİNESTEZİK HIZ

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KİNESTEZİK HIZ. Kas ve eklemlerde uyarılan duyusal uyartılar, beyinde uya­ranın şiddeti ve yönüne ilişkin izlenim uyandırır, beyin de kaslara gerekli ve vücut durumunu koruyucu motor hare­ketlerin haberini iletir. Kinestezik duyu­lar (hareket duyusu da denebilir) daima bilinçlendirilemez ama, vücudun çevresi­ne göre durumu otomatikman bilinir. Bu, birçok çeşitli duyusal uyartılara da­yanır. Bu sistemde bir aksaklık olursa, ince [...]

KİMUS

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KİMUS. Midede bulunan yarı sindiril­miş besinlerdir.

KİLUS

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KİLUS. Başlıca lenf damarı olan göğüs len kanalının içindeki maddelerin topla­mıdır. Bu damar, barsak duvarındaki lenf damarlarının (lakteollerin) barsaktan emdiği ve boyundaki jugular toplar­damara yolladığı besin maddelerini taşır.

KİFOLKOLYOZ

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KİFOLKOLYOZ. Kamburluğun ve skolyoz’un birlikte bulunması.

KİFOLORDOZ

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KİFOLORDOZ. Kamburluğun ve lor-doz’un (bkz.) birlikte bulunması.

KİFİSTERNUM

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KİFİSTERNUM (Xiphisternum). Göğüs kemiğinin (sternum) ucudur. Sternum, karın boşluğunun üstünde, ilk yedi ka­burga kemiği arasında yer alır.

KIZIL ALTI

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KIZIL ALTI (Enfraruj). Tayfın kırmızı ucunun gerisinde kalan ışınlardır. Fizik tedavide, dokuları ısıtmak için, ayrıca vücudun kan damarlarının dağılımının anormal olması muhtemel bölümlerinin fotoğrafının çekilmesi amacıyla kullanı­lır. Örneğin, memede habis tümör var­lığında, infra-ruj fotoğraflar, o memenin derisinde, sayıca çok artmış kan damar­larını gösterecektir, bkz. Termografi, Ul-traviyole.

KIZIL

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KIZIL (Scarlatina: Skarlatina). Özel bir deri döküntüsüne eşlik eden boğaz ağ­rısıyla beliren bir hastalıktır. Nedeni: Bademciklerin Streptococcus pyogenes enfeksiyonudur. Duyarlı kişi­lerde, özellikle çocuklarda, bu mikrop, bir zehir salgılayarak, bir deri reaksiyo­nuna yol açar. Belirtileri: Akut boğaz ağrısıyla birlikte, bademciklerin üzerinde salgıdan oluşan bir zar ve boyun lenf bezlerinde şişkinlik belirir. Titremeyle ateş yükse­lir; bulantı ve [...]

Kızamığın Nedeni

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

Kızamığın Nedeni: Doğrudan temasla geçen bir virüs (bkz.) enfeksiyonudur. Kuluçka devri 2-3 haftadır. Başlangıçta ve akut bkz devresinde bulaşıcıdır. Belirtileri: En belirli işareti, deri döküntüsüdür. Döküntü, genellikle yüz­de başlayıp, çok çabuk gövdeye atlar: Ufak, pembe, 1-3 mm. çapında ve iki gün kadar süren noktalar halindedir. Göz­ler kızarır ve çok belirli diğer bir işaret olan, lenf bezleri [...]

KIZAMIKÇIK

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KIZAMIKÇIK (Rubella). Deri dökün-tüsüyle beliren bir enfeksiyöz (bkz.) has­talıktır.

KIZAMIK

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KIZAMIK. Genellikle, kış mevsiminde salgınlar yapan bir enfeksiyöz hastalık­tır.Nedeni: Kızamık virüsüdür: Çok bu­laşıcı olduğundan, şehirlerde, çocukların çoğu, beşinci yaştan önce kızamığa tu­tulur. Genellikle, gebelik sırasında, an­nenin antikorları , bebeğe geçer, fakat bunların sağladığı pasif bağışıklık ancak altı ay sürer. Hastalığın kuluçka devri iki haftadır. Belirtileri: Başlangıçta, nezleyi an­dırır: Gözler kızarır, burun akar, hasta hapşırır, öksürür [...]

KISKANÇLIK

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KISKANÇLIK. Başka bir kimsenin üs­tünlüğüne karşı duyulan öfke duyuşudur.

KISIRLIK

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KISIRLIK (Sterilite). Bazı kişiler, kısır-laştırılmak istediklerinden, kendilerine bunu gerçekleştiren ameliyat ya da ilaç­lar uygulanır. Bazı çiftlerse, kısırlıkları­nı gidermek için uğraşırlar. Bir çiftin kı­sır olması için türlü nedenler vardır: Erkek yönünden, erkeğin cinsel birleş­mede bulunabilmesi, tohumlarının nor­mal şekilli ve hareketli olması gerekli­dir. Vakaların % 15′inde, kısırlığın ne­deni, erkektedir. Kadındaysa, yumurtla­manın gerçekleşmesi, yumurtaların, tüp­ler yoluyla rahime erişmesi, [...]

KISIRLAŞTIRMA

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KISIRLAŞTIRMA (Kâstrasyon). Erbez-lerinin çıkartılmasıdır. (Bazen, kadınlar­da, yumurtalıkların çıkartılmasına da ay­nı ad yerilir). Bu işleme genellikle, erbezlerinin yerel hastalıklarında ve bazen de prostat bezi kanserlerinde başvuru­lur: Erbezi hormonu (testosteron) yok­luğunda, prostat kanseri daha yavaş iler­ler. (Hastalara böyle hallerde kadın­lık hormanı olan östrogen verilir). Kısırlaştırmanın sonuçları, yapıldığı ya­şa göre değişir. Buluğ çağından ön­ce, erkek cinsel özellikleri gelişemez: [...]

KIRIKLAR

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KIRIKLAR. Kuramsal olarak, kemik kı­rıklarına iskeletin her bölümünde rastlanabilmekteyse de, gerçekte kırıkların çoğu belirli bölgelerde oluşur. Örneğin, önkolun en sık görülen kırığı, bilekteki Colles kırığıdır (bkz.); aynı şekilde, ba­cakta en sık görülen kırık da, ayak bi­leğinin Pott kırığıdır. Kırıkların genel­likle belirli bölgelerde oluşmaları, ke­miklerin değişken kuvvetlerine ve kişi­lerin aynı tip kazalara uğramalarına (ör­neğin, uzatılmış kol [...]

KINSEY RAPORU

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KINSEY RAPORU. 1948 yılında Ame­rikalı Alfred Kinsey tarafından yayınla­nan ve o zamanlar büyük yankılar uyan­dıran: İnsanların cinsel davranışları üze­rindeki rapor. Bu şekilde ilk defa olarak insanlar üzerinde istatistik verilere daya­nan cinsel davranış özellikleri derlenmiş olmaktadır.

KINAKINA

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KINAKINA (Chinchona). Kabuğundan kinin elde edilen ve Güney Amerika’da yetişen bir ağaç türüdür. İlk olarak, Orta ve Güney Amerika’nın İspanyollar ta­rafından istilâsı sırasında, İspanyol papazları, yerli halkın sıtmaya karşı bu kabukları kullandıklarını görmüş ve bu nedenle, bu kabuklara, Cizvit kabuğu adı verilmiştir. Chinchona adı ise, bu maddeyi Yeni Dünya’dan Avrupa’ya 1640 yılında getiren Kontes Cinchon’un [...]

KIMMELSTIEL WILSON SENDROMU

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KIMMELSTIEL WILSON SENDROMU. Şeker hastalarında görülen bir çe­şit böbrek hastalığı. Kan basıncı yük­selmesine, idrara albumin çıkarılmasına ve ödemlere yol açar.

KILLANMA

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KILLANMA (Kadında). Kadında, her­hangi bir patolojik nedene bağlı ol­maksızın (ekseri ailevi nedenler), aşı­rı kıllanma varsa, en uygun önlem, tıraş etmektir, çünkü yaygm olan inancın ter­sine, tıraşla kıllar ne kalınlaşır, ne de çoğalır. Elektrikle, kıl döken kremlerle de, bunlar yok edilebilir. Bu son iki yön­tem, birçok kişide, deriyi tahriş edebilir. En iyi yöntemlerden biri, memleketimiz­de uygulanan [...]

KILCAL DAMAR

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KILCAL DAMAR (Kapiller). Dolaşım sisteminin en ince damarlarına bu isim yerilir: Atardamarcıklarla, toplardamar-cıkların bağlantısını sağlarlar ve çapları, bir alyuvar çapma eşittir. Kanla doku arasındaki gaz, besin maddesi, yıkım ürünleri ve ısı alışverişi, kılcal damar­larda olmaktadır. Alyuvarların kılcal da­marlar içinde kalmalarına karşılık, ak­yuvarlar, kılcal damar duvarından geçe­bilir.

KIL

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KIL. Sakıl.

KIKIRDAK

30 Mayıs 2008 tarihinde • • tarafından eklendi

KIKIRDAK. Kemikle birlikte, iskeleti yapan özel bir destek dokusudur. Anne karnındaki bebekte, iskelet kıkırdaktan­dır; bu bebek gelişirken, kemikleşme ol­makta ve sonunda kıkırdak, ancak ke­mik uçlarında epifiz plağında (bkz. Epi-fiz) ve eklem yüzeylerinde bulunabilmek­tedir. Eklem kıkırdaklarının yüzeyleri çok kaygandır (buzdan daha kaygan­dır). Erişkinde, iskeletin kıkırdak bölüm­leri yalnız kaburga kemiklerinin uçla­rında, bu kemiklerin, göğüs kemiğiyle birleştiği yerdedir. [...]

23 Sayfadan 2. Sayfa123451020>Son Sayfa »
.