FENİTOİN SODYUM (Eqanutin, Me-santoin). Sara vakalarında kullanılan bir antikonvülsif ilaçtır. Fenobarbiton’dan az uyku hali verir. Vakaların çoğunda, fe-nobarbiton’la bir arada kullanılır. Her iki ilacın dozu, vakanın özelliğine göre ayarlanır. Fenitoin, bazı trigeminus nev- raljisi vakalarında da yararlıdır. Tek yan etkisi, dişetlerinin kalınlaşıp, şişmesidir. FENOBARBİTON. Sara tedavisinde ve sakinleştirici olarak kullanılan bir bar-bitürattır. bkz. Barbitüratlar. FENOL (Karbolik Asit). 1867 yılında, Lord Lister tarafından bulunan ilk antiseptiklerdendir (bkz.). Kömür katranının çok zehirli, kristal şeklindeki bir türevidir. Su katıldığında, kuvvetli bir dezenfektan ve antiseptik haline gelir. Halen, diğer mikrop öldürücü maddeleri denemekte yararlanılan bir standart olarak ve çukurlarda, lağımlarda kullanılır. Bunun dışında, tıpta yeri yoktur. Günümüzde, tıptan fazla, plastik yapımında kullanılmaktadır.
Yazar: 13eta
-
FENİLKETONÜRİ
FENİLKETONÜRİ. Fenilalanin adlı amino asit metabolizması bozukluğuna bağlı olan bir hastalıktır ve genellikle, zekâ geriliği ile birlikte görülür. Bu amino asit’in değişimi için gerekli enzimin yokluğundan, fenilalanin vücutta anormal derecede fazla miktarda bulunur. Hasta, açık renkli, sarı saçlı ve mavi gözlüdür, çünkü, fenilalanin’in renk maddesine dönüşmesi normalde olduğundan daha azdır. Gittikçe belirlenen zekâ ge-riliğiyle birlikte, hastada çırpınma krizleri görülür. Hastalık, kalıtsal olup, re-sesif bir gen’e bağlıdır; yani, anne ve babanın her birinde bu hastalık gen’i vardır ve her gebelikte, hasta bir çocuk doğurma şansı dörtte birdir.
Tedavi: Özellikle erken çocukluk devresinde besinlerden fenilalanin’i kaldırmak gerekir. Araştırmaların sonuçlarına göre, fenilalanin miktarının düşük tutulması sayesinde, zekânın gerilemesi durdurulabilir. Hastalık, doğumu izleyen üçüncü günden itibaren, bebeğin idrar ve kan tahlillerinden anlaşılabilir. -
FARMAKOLOJİ
İlaçların özelliklerini ve etki şekillerini inceleyen bilimdir. Çok eski çağlardan beri doktorları ilgilendiren bu bilimin alanı, günümüzde çok değişmiştir. Geçmişte, dışkı, taze ve kuru sebze, herhangi bir ölmüş organizma ve diğer bu gibi garip cisimler, ilaç yerine geçmekteydi. Kipling de, “küfte yeşeren her şey, dedelerimizce makbul ilaçtı” demektedir. Yüzyıllarca tanınan, sadece üç temel ilaç vardır: Opium (afyon), dijital ve kinin. (Alkol de dördüncü ilaç olarak bu listeye girebilir). Yüz yıldan beri, farmakoloji bilimi, daha iyi örgütlenmeye ve yararsız bir sürü ilaç formülü unutulmaya başlamıştır. İçinde bulunduğumuz yüzyılın başlarında, kurulmuş olan ilaç fabrikaları, çalışmalarını ilerletmeye ve geliştirmeye başlamışlar, farmakoloji büyük bir iş alanı olmuş, sanayileşmiştir. Günümüzde ilaç endüstrisi gelişmeye ve yaygınlaşmaya devam etmektedir. Her gün sayısı çoğalan yeni ilaçlar piyasaya sürülmektedir. Her ilacın, yapıcısı firma sayısı kadar, ticari adının varlığı yanında, kimyasal adı ve “kabul edilmiş” resmi adı vardır. Doktorun, bir yığın ilaç reklam ve propagandası içinde, en gerekli iyileştiriciyi seçip hastasına salık vermesi, bir sorun haline gelmiştir
-

Fare Isırığı Hastalığı
Fare Isırığı Hastalığı
Fareler (veya sıçanlar) ısırma yoluyla insana enfeksiyon bulaştırabilirler. Bu enfeksiyonlardan biri, streptobacillus moniliformis enfeksiyonudur; beş gün içinde, hastada yüksek ateş, deri döküntüsü, eklemlerde şişkinlik ve ağrı belirir. Diğer bir hastalık da, spirillum minus enfeksiyonudur ve burada, lenf bezleri şişer, arasıra yükselen bir ateş görülür ve ısırmadan bir ay kadar sonra, deride kırmızı bir döküntü belirir. Her iki mikro-organizma da penisiline duyarlıdır, fakat spirillum minus enfeksiyonu, kroniktir ve hastalık aylar boyunca tekrarlayabilir.
FARİNKS. bkz. Yutak.FARMAKOLOJİ. İlaçların özelliklerini ve etki şekillerini inceleyen bilimdir. Çok eski çağlardan beri doktorları ilgilendiren bu bilimin alanı, günümüzde çok değişmiştir. Geçmişte, dışkı, taze ve kuru sebze, herhangi bir ölmüş organizma ve diğer bu gibi garip cisimler, ilaç yerine geçmekteydi.
Diğer bir adı sodoku olan fare ısırığı hastalığı fare ısırması ile deriye giren Spirillum minus mikrobunun iltihap ve lenf düğümlenmesine neden olması ile kendini gösteren bulaşıcı ve çabuk ilerleyen bir hastalıktır.Bu hastalık çok eski zamanlardan beri Japonya ve Asya’da bilinmekte olup ülkemizde ancak 1922 yılında fark edilebilmiştir. Bütün dünyada yaygın olan ve çok kişi tarafından bilinen bu hastalık, fare olan ve fareye temas edilen yerlerde bulunmaktadır.
Fare ısırığı hastalığı farenin her ısırdığı kişide bulunmaz. Aynı farenin ısırdığı bir kişide bu hastalık görülebilirken bir başkasında görülmeyebilir.
Fare Isırığı Hastalığının Zararları Nelerdir?
Fare ısırığı hastalığı ısırılan yerde üremeye başalar. Oradan kan dolaşımına karışıp kalbe, karaciğere, böbreğe ve diğer organlara yerleşerek bu organların işlevlerini sağlıklı bir şekilde yerine getirmesini engeller.
Belirtileri Nelerdir?
Fare ısırığı hastalığının bir kuluçka dönemi vardır ve bu kuluçka dönemi 5-10 gün ile 5-6 haftaya kadar değişebilmektedir. Bu hastalık ısırılan yerde iltihaplanmayla başlayıp lenf düğümlerinin büyüyüp ağrı oluşturmasıyla devam eder. Akabinde baş ve kas ağrısı, iştahsızlık, kusma, baş dönmesi, yutma güçlüğü gibi sorunlarla devam edip hastanın ateşinin 40 dereceye kadar ulaşmasına kadar gider. Bu hastalık kişiye göre değişip ağır ve hafif şekillerde atlatılmakla birlikte bazı kişilerde şuur kaybına da neden olabilmektedir. Bu hastalığın ölüm riski az olup tedavi altına alınması, antibiyotiklerle desteklenmesi şarttır.
-

Fakültatif
FAKÜLTATİF. Duruma, isteğe bağlı olan; çeşitli koşullar altında yaşama yeteneğine sahip bulunan.
Bakteriler Çerçevesinde Bakılabilen Fakültatif Nedir?
Fakültatif bir bakteri çeşididir. Gelişen teknoloji ile birlikte paralel olarak tıp ve bilim de gelişmiş ilerleme göstermiştir. Bu doğrultuda pek çok araştırma ve projeler oluşturulmuştur. Bu araştırma ve projeler, insanlığa hizmet etmiş ve yaşam koşullarının da iyileşmesini sağlamıştır. Artık insanlar bilim, tıp ve teknolojini ilerlemesi, gelişmesi sayesinde daha kendinden emin ve güvenli bir hayat yaşamaktadırlar.
Bütün bu gelişmeler doğrultusunda bilim adamları pek çok araştırmalar yapmıştır. İşte bu araştırmalardan birisi de bakteriler konusudur. Bakteri tek hücreli bir canlıdır ve insanlarda, hayvanlarda, havada, suda, bitkide, toprakta ve daha birçok yerde bulunurlar. Bakteriler gözle görülemeyecek kadar küçük varlıklar olup ancak mikroskop sayesinde görülürler. Çekirdeksizdirler ve bölünerek çoğalırlar. Bakterilerin hem zararlı hem de yararlı olanları vardır. Başka canlıların yaşamını sürdüremediği çok sıcak ya da soğuk ortamlarda basıncın yüksek olduğu durumlarda bile yaşamaları mümkündür. Ölü halde bulunan organizmaların yapısını bozarak çürütür ve organik maddelerin diğer organizmalar tarafından kullanımını sağlar.
Fakültatif, bir bakteri çeşidi olmakla birlikte bu bakteriler her türlü ortamda yani, hem oksijenli hem de oksijensiz ortamlarda yaşayabilmektedirler. Toprak, deniz ve gölün gibi çeşitli her ortamda yaşayabilmektedirler. Bu yönden bakıldığında sadece oksijenli ortamlarda yaşayabilen ‘’ aerob bakteriler’’ ya da sadece oksijensiz ortamda yaşayabilen ‘’ anaerob bakteriler’’den ayrılmaktadırlar. Bu nedenle fakültatif bakteriler diğer bakteri türlerinde oldukça farklı bir bakteri türüdür.
-
ETER
ETER. Kimyasal adı dietil eter (diethyl ether) olan uçucu, anestetik bir sıvıdır. XVI. yüzyıldan beri tanınmakta olan eterin anestezide ilk kullanılışı XIX. yüzyılda olmuştur ve 1846’da, ilk defa Wil-liam Morton, Massachusetts General Hospital’de bu maddeyi kullanmıştır. Eterin anestezik olarak kullanılmaya başlanması, modern cerrahinin’ gelişimine yol açmıştır, çünkü tecrübesiz kişiler dahi, eteri, tehlikesizce anestezide kullanabilmektedir. Eter, günümüzün en tehlikesiz anestezik maddesidir; fakat bazı sakıncalarından ötürü, eter kullanılması çok azalmıştır. Eter, solunum yollarını tahriş ettiğinden, hasta, soluğunu tutar ve buharını ilk soluduğunda da öksürmeye başlar. Bundan ötürü, eter yoğunluğu çok yavaş artırılmalıdır. Fakat, gerekli yoğunluk sağlanmadıkça da, hastada tam gevşeme olmayacak ve anestezinin eksitasyon ve konfüzyon evreleri uzun sürecektir. Ameliyat sonrası kusmalar da, eter narkozunda çok sık görülür ve genellikle eter anestezisi hasta için pek rahat değildir. Bunlara rağmen, eterden ölüme çok ender rastlanabilir. Ayrıca, eter’in çeşitli toksik etkileri olduğu bilinmektedir. Bilinmesi gereken iki husus da, havayla karışmış eter’in kolay alev alabileceği ve oksijen-eter karışımının patlayıcı olduğudur. Günümüzde modern anestezi uygulamalarında eter giderek terkedilmiş; yerine diğer sentetik maddeler (Halothane vb. gibi) kullanılmaktadır.
-
Eskar
‘’Yanık Yaralanmasına Genel Bir Bakış Doğrultusunda Eskar Nedir Sorusunun Cevabı’’
Eskar dokusunu anlatabilmek için öncelikle yanık nedir konusuna değinmek gerekir. Çünkü eskar yanık neticesi sonucunda gelişen bir durumdur. Bu nedenle yanık meselesine bir göz atmak gerekiyor.
Ateşin keşfinde bu yana insanoğlu ateşle sürekli iç içe yaşamıştır. İnsanoğlu için ateş artık vazgeçilmez bir parça adeta yaşam kaynağı olmuştur. Bu nedenle insanlar ilk çağlardan beri ateşle haşır neşir içerisinde yaşarlar. İnsanların ateşle diyaloğunun bu derece olması yanık yaralanmalarını da beraberinde getirmiştir. Öyle ki bazı yanık yaralanmaları hafif bir şekilde atlatılıp tedavisi mümkünken bazılarının ise tedavisi olmayıp ölüme kadar götürmüştür.
Teknolojik gelişmelerle paralel olarak ilerleyen yanık yaralanmalarının derecesi ısının ne derecede olduğu ve temas süresine bağlı olarak değişmektedir. Yanığı olan kişinin yanık derecesinin ne kadar ciddi olduğu yanan bölgenin derinliği ve genişliği ile doğru orantılıdır. Yanıklar küçük bir çay bardağı içindeki sıvının tenimizle temas etmesi ile de oluşur kızgın bir yağın elimize veya vücudumuzun herhangi bir yerine dökülmesiyle de oluşur. Sıcaklık derecesi değişen bu maddelerin derimizde bıraktığı yara derinliğine bakarak bunu anlayabiliriz.
Çeşitli kremler ve tedavi yöntemleri ile tedavisi mümkün olan bu yanıkların ardından deri üzerinde oluşan bir takım oluşumlar oluşur. Şöyle ki yanık sonrası derinin kendi kendini tedavi etme sürecinde deri veya mukoza denilen kısımda ölü, siyahımsı bir doku kabuğu oluşur işte bu oluşan ölü kabuğa eskar denmektedir. Eskar bir nevi derinin kendini yenileme sürecinde oluşturduğu siyah ölü tabakadır. Eskar derinin kendini yenileme süreci içerisinde dökülür ve yerini yeni deri tabakasına bırakır.
-
EROZYON
EROZYON. Rahim boynunu (serviks) etkileyen bir özel durumdur. Nedeni: Burada kelimenin bize hatırlattığı anlamda bir doku aşınması söz konusu değildir. Aşınmadan kasıt, vagi-nayı ve vaginaya uzanan rahim boynunun dış kısmını normalde örten çok katlı yassı epitel’in (bkz. Epitel) yerini, yüksek epitelin almasıdır. Vaginal bir spe-kulum’la rahim boynu inceldiğinde, bu değişmeden ötürü, normal pembe dokunun, kronik tahrişle oluşmuşcasına kızardığı görülür. Erozyonda, aşırı alkalik salgı ve östrogen hormonların artmış ak-tivitesi rol oynar. Gebeliklerden sonra, erozyonlara sık rastlanır. Belirtileri: Gebelik sonrası, normal kontrol muayenelerinde, belirti vermeyen aşınmalar, rastlantıyla görülür veya hasta, vaginal akıntıdan şikâyet eder. Tedavi: Doğum sonrası, belirti vermeyen erozyon —üç aydan fazla varlığı sürmez ve akıntı olmazsa— tedavi gerektirmez. Belirtili aşınmalarda ise, rahim boynu, elektrikli bir koterle dağlanır; bu, ufak bir müdahaledir ve anestezi gerekmez.
-
Erken Doğum
Gebelik süresini dikkate almaksızın, doğan bebeğin ağırlığının 2500 gramdan az olduğu vakalar “erken doğum” diye nitelendirilir. Yeni doğanın ağırlığı 1100 gramdan az ise (takriben, 28 haftalık bebeğin kilosu) bebeğin yaşama olanağı yok gibidir. Ağırlıkları 2000 gramın üzerinde olan bebeklerin ise, uygun bakımla, % 96’sı yaşayabilmektedir.
Erken doğumun nedenleri, vakaların çoğunda bilinmemektedir, fakat tüm doğumların üçte ikisinde etken, çoğunlukla gebelik, kanama veya preeklampsi’dir. Genellikle, erken doğumla fakirlik arasında bir paralellik vardır. Erken doğan (prematüre) bebekler, enfeksiyona karşı korunmalı ve bundan ötürü de ayrılabilecekleri ayrı bölümlerde bakılmalıdır. Bu bebekler gerekirse kuvöz içinde, sıcak tutulmalı, yutma ve emme yeteneklerinin varlığından emin olmadıkça, ağız yolundan beslenmemelidir. Aksi halde, solunum yoluna kaçacak sütle, akciğer enfeksiyonlarına yol açılabilir.
Erken doğum
Erken doğum, yeni doğmuş olan bebeklerin ölüm sebeplerinin neredeyse yüzde 80’inden sorumludur. Erken doğmuş bebeklerin gelişim ve büyümeleri zamanda doğmuş bebeklere göre daha yavaş olmaktadır. Erken doğmuş bebeklerin, görme, solunum, duyma ve santral sinir sistemlerinin gelişimlerinde problemler yaşanmaktadır. Bunu yanında erken doğmuş bebekler okul çağlarına geldiğinde çeşitli sıkıntılarla karşılaşmaktadır.
Erken doğum bakımından risk artıracak faktörler:
• Önceki gebeliklerde erken doğum tehdidi atlatmış olmak.
• Önceki doğumda erken doğum yapmış olmak.
• Çoğul gebelikler
• Rahim ağzında önceden yapılmış olan işlemler
• Döl yatağı içinde miyom bulunması.
• Hamilelik döneminde böbrek iltihaplanması yaşamak
• Hamilelik döneminde safra kesesi ameliyatı, yumurtalık ameliyatları gibi cerrah iyi bir takım işlemlere maruz kalmak
• Gebelik dönemin ilk üç ayında kanama yaşamak
• Rahim içinde gebelik önleyici araç varken gebe kalmış olmak
• Gebelik yaşının yanlış hesaplamalara maruz kalmasıErken doğum tehdidi bulguları
• Fazlasıyla gelen akıntıların veya vajinal kanamaların olağan dışı derecede artma göstermesi
• Karın bölgesinde ve kasık bölgesinden dayanılmaz ağrılar
• Şiddetli bel ağrısı
• Adet döneminde çekilen sancılara benzer sancıların günden güne artış göstermesi
• Rahimde sürekli bir gerilme hissi
• Sayıldığı zaman bir saat içinde altıdan fazla kasılma hissinin olması
• Vajinada beliren aniden oluşan bu çok miktarda sıvı boşalmasıErken doğum tehdidi tanısı nasıl konmaktadır?
Erken doğum tehdidi tanısı, rahim ağzında gelişen bazı değişiklere bakarak konulur. Şayet rahim ağzı olması gerekenden daha yumuşak ise, ön tarafa doğru dönmüş ve kısalmaya başlamış ise, erken doğum tehdidi başlamış demektir. Yalnızca kasılmalar hissetmek erken doğum tehdidi demek değildir.
Erken doğum tehdidin tedavisi
Erken doğum tehdidi tedavisinde, ilki amaç mevcut aktiviteyi kısaltıp, sıvı alımını çoğaltmaktır. Erken doğum tehdidi yaşıyorsanız kesin kar hastaneye atmanız gerekir ve şart olmadıkça yataktan kalkmamanız gerekir. Erken doğum tedavisinde öncelikle damar yolundan serum verilir. Doktor gerekli gördüğü taktirde bu serumun içersine tokolitik ilaçlar koyar. Bu tokolitik ilaçlar rahim kasılmalarını dindirecektir.
Erken doğum ve bebek sağlığı
Erken doğum durumunda bebeğin sağlığı ne kadar erken doğduğuna bağlıdır. Şayet bebek 35 haftadan sonra doğmuş ise, genelde bir kaç gün içerisinde anneyle birlikte taburcu edilir. 35 haftadan daha önce doğan bebekler ise olması gereken doğum tarihinin ne kadar kaldıysa bu süreç kadar hastanede kalır.
Olması gereken tarihten önce doğan bebekler, küvöz dışında bir ortamda yaşayamazlar. Erken doğan bebeklerin yeni doğan yoğun bakımına ihtiyaçları vardır.Erken doğumla dolmuş olan ve bekler sistem ufak oldukları için hem de organları olması gerektiği kadar gelişmediği için türlü sıkıntılar yaşarlar. Bu sıkıntılar genelde akciğerlerinde, kara ciğerlerinde, solunum sistemlerinde, ve çat ısılarını dengede tutmakta, kan şekerlerini ayarlamakta zorluklar yaşarlar. Vitamin eksiklikleri dışarıdan damar yoluyla takviye edilir. Erken doğumla dünyaya gelmiş olan bebeklerin karaciğerlerinde bazı fonksiyonlar tam olarak çalışmadığı için sık sık sarılık hastalığı görünebilir.
Erken doğumla doğan bebeklerin illerinde yaşayabilecekleri sıkıntılar
Duyman görmen algılamada zorluk çekerler. Ancak gelişen tıp sayesinde erken doğumla doğmuş olan bebeklerin çoğu gelişmiş tedavi yöntemleri sayesinde bu sıkıntıları yaşamaya biliyorlar.
-
ERGOSTEROL
ERGOSTEROL
Günümüzde bile birçok genç kız birdenbire beliren âdet kanaması olayına ruhsal açıdan hazır değildir veya en azından, konu hakkında bilgisizdir. Âdet kanaması ağrılı olabilir, vücuttaki hormon dengesinin değişimi ve dokuların su biriktirme eğilimi sırt ağrıları ve mide bulantısı yapabilir. Genellikle ilk âdet kanamaları düzensizdir. Ay dönemi 12 gün kadar kısa veya 3-4 ay kadar uzun olabilir. Âdetlerin düzene girmesi 3-4 yıl sürebilir. Bundan sonra genç kız, süresi 24-34 gün arası değişen düzenli âdet dönemlerine sahip olur.
Erkeklerde erginlik, daha geç başlar ve bazen 17-18 yaşlarına kadar tamamlanmaz. Günümüzde erginlik yaşı 11 ilâ 17 yaşlan arasında değişebilmektedir. Penis 13 yaş dolayında büyür, erbezleri irileşir. Vücut irileşmeye, boy hızla büyümeye başlar. Erkek yapısına has adale dokusu gelişir. Nihayet ejakülasyon olur ve canlı sperm içeren meni teşekkül eder. Fakat en belirgin değişim, gırtlaktaki büyüme sonucu sesin kalınlaşması, yüzde sakal ve bıyıkların çıkmasıdır.
Erginlikte, genç kız ve erkeklerin ortak sorunları, derideki oluşumlardır. Derideki yağ bezleri aşırı çalışır. Salgılanan bu yağlar, bez kanalını tıkar ve kara noktalar haline dönüşür. Yağ birikimi şişer ve sivilceleri (ergenlik) oluşturur. Daha sonra, genellikle iltihaplanan bu sivilceler akne (çıban) denilen ve erginliğe ulaşmış kişilerin yarısından fazlasını psikolojik yönden etkileyen önemli bir sorun haline gelir. -
ERGENLİK ÇAĞI
ERGENLİK ÇAĞI. Buluğ, Adolessans, Püberte, Erinlik. İkincil cinsel özelliklerin belirmeye başlamasıyla kişinin tam olgunlaşması arasındaki dönemdir. Bu dönem, vücut büyümesinin tamamlanmasıyla sona erer; genellikle kızlarda 12, erkeklerde 14 yaşlarında başlar. Her iki cinsiyette de erginlik veya buluğ çağının belirtilen yaşlardan 3 yıl önce ya da 3 yıl sonra başlaması normaldir. İkincil seks özelliklerinin bu sınırların ötesinde belirmesi, doktorun değerlendirmesini gerektirir. Çocuk, erginlik çağında biyolojik açıdan erişkin hale geldiği için, bu çağın hızlı fizyolojik değişiklikleri, psikolojik gelişimde aksaklıklara, uyum bozukluklarına yol açabilir.
Erginlik çağının başlaması kızlarda çok daha belirgindir. Olgu, hipofiz bezinin hormon salgılamasıyla başlar. Bu hormonlar, cinsel bezleri, yani yumurtalık veya erkeklerde erbezlerini harekete geçirirler. Böyle uyarılan cinsel bezler cinsel hormonlar (testosteron, östrojen ve progesteron bunların başlıcalarıdır)salgılamaya başlarlar. Salgılanan bu hormonlar erginlik çağının belirtisi olan fiziksel değişikliklerin ortaya çıkmasını sağlarlar. Bu hormon salgıları bir süreç halinde sürüp gider. Dokuz, on yaşlarında kalçalar kadınsı bir biçim alır ve erkek çocuklardan farklılaşır. Göğüs uçları genişler ve kalçalar dolgunlaşır. Birkaç yıl içinde cinsel organ tüylenir ve iç cinsel organlar olgunlaşır. Genellikle, genç kızın ilk âdet kanaması ile göğüslerin gelişmesi aynı döneme rastlar. Âdet kanaması: Başlangıç tarihinden 30 yıl kadar sonra menopoz (yaş dönemi) ile sona erecek olan bir sürecin dış belirtisidir. Bu süreç ile, her ay döneminde yumurtalıklardan bir yumurtacık (ovum) dışarı atılır. Rahim duvarları, bu yumurtacık döllenip rahime yerleştiğinde besleyebilmek için, ay dönemi boyunca kalınlaşmıştır. Yumurtacık döllenmemiş ise, hormon dengesindeki ani değişiklik rahim duvarlarının kalınlaşmasını durdurur. Bundan sonra, döllenmemiş yumurtacık, rahim duvarlarında hazırlanan, ama kullanılmayan dokular âdet kanaması şeklinde kan ve müköz salgıyla dışarı atılır.
-
ERBEZİ
ERBEZİ (Testis). Düzgün yüzeyli, oval, 2,5 x 3 x 4 cm. boyutlarında olan bir organdır. Her bir testisi, tunica vaginalis adlı, aralarında ince bir sıvı tabakası olan çift katlı bir zar kaplar. Her iki testis de skrotum’un içinde bulunur; genellikle, soldaki, sağdakinden biraz daha aşağıda durur. Erbezinin arkasında, boylu boyunca, epididim adını alan, kendi üstüne kıvrılmış, uzun ince bir tüp bulunur. Erbezinden, epididim’e açılan ve içinden sperma hayvancıklarının geçtiği on beş kadar kanal vardır. Sperma hayvancıkları, epididim’den, vas de-ferens’e geçer. Vas deferens, spermatik kordonun içinde, karm boşluğunu geçer, kasık kanalından, idrar torbasının taba- nının düzeyinde, prostat bezine girer. Burada, vas deferens, meni kesesiyle birleşir ve buradan, spermatozoerler (sperma hayvancıkları), atıcı kanal (ductus ejaculatorius) aracılığıyla, üretra’ya geçer. Her bir testis’le, içinde spermatozo-erlerin yapıldığı, çok sayıda seminifer tubulle, erkek cinsiyet hormonu olan testosteron ‘un yapıldığı, ara hücreler vardır. Normal yumurtalıkların az miktarda erkek cinsiyet hormonu salgılamasına karşılık, normal erbezleri de, az miktarda östrojen hormonları salgılar. Er-bezini kontrol eden hipofiz hormonları, överleri kontrol edenlerin aynıdır: F.S.H. (spermatozoer yapımıyla ilgilidir), L.H. (testosteron salgılanmasıyla ilgilidir). Bununla birlikte, erkek üretim organlarında, devresel değişiklikler oluşmaz, bkz. Överler ve Cinsel Organlar.
Er bezi hastalıkları: 1. İltihabı, epididi-moorşite yol açar. Etken mikroorganizmalar, çoğunlukla, gonokok, Escheria coli, ya da verem basilidir. Belirtiler, erbezinde şişkinlik ve ağrıdır. Tedavi, nedene göredir. Epididimo-orşitin, genellikle, üreme-idrar sisteminin, başka yerindeki hastalığa ikincil olduğunun hatırlanması gerekir. Yalnız başına, erbezinin iltihaplanması seyrek olup, genellikle, kabakulakta görülebilir. 2. Erbezinin yerine tam inmemiş olması. bkz. Orşidopeksi.
3) Erbezi tümörleri: Habis ya da basittir, bkz. Seminom, Teratoma.
4) Hidrosel: Erbezini kaplayan tunica va-ginalis’de sıvı birikmesi, bir iltihap, bir tümörün büyümesi sonucu, ya da nedensiz görülebilir, bkz. Hidrosel.
5) Yaralanmalar: Seyrek rastlanır ve genellikle, tedaviyi gerektirecek ağırlıkta değildir. Erbezi kapsülünde, kan birikmesi (hematom) oluşabilir ve bunun, belirli basınç artışına yol açıyorsa, akıtılması gerekir.



• Önceki gebeliklerde erken doğum tehdidi atlatmış olmak.