Doğuştan bir şekil bozukluğu olup, üretra, penis’in üst yüzünde dışarı açılır. Bu şekil bozukluğunun en kötü halinde, penis’in üstünde oluk şeklinde açık olan üretra ve aynı zamanda mesanede de “ektopik mesane” adı verilen bir şekil bozukluğu vardır (bkz. Mesane Hastalıkları) ve mesanenin ön yüzü ile karm açık kalmıştır. Penis’in kökünde ve mesanenin önünde birleşmiş olması gereken pubis kemikleri birbirinden ayrı durumdadır. Tedavi, cerrahidir; bozukluk penisteyse, bir plastik ameliyat yapılır. Eğer mesanede de bozukluk varsa, idrarın depolanmasını ve işeme kontrolünü yöneten mekanizmanın çalışması hiçbir zaman sağlanamaz, —ektopik mesanede idrar devamlı olarak akmaktadır—, üreterler kalınbağırsağa açılır ve mesane çıkartılır.
EPİSTAKSİS. bkz. Burun Kanaması.
EPİTEL. Vücut yüzeylerini örten dokuya epitel adı verilir. Epiteli yapan hücreler, bir temel zar üzerine dizilir ve birbirlerine sıkıca yapışırlar. Bir tabaka hücreden oluşan epitel’e “basit epitel”, birden fazla tabaka hücreden yapılmış epitel’e de, “çok katlı epitel” adı verilir. Epitel hücreleri, yassı, kübik ya da sütun şeklinde yüksek olabilir ve bir epitel tabakası, bir tip veya çeşitli tip hüc- reden yapılmış epitel’e, geçiş epiteli adı verilir. Bu tip epitel’e, üreter iç yüzü, mesane iç yüzü gibi, idrarla temas eden yüzeylerde rastlanır. Sürtünmeye karşı dayanıklı olan ve nemli ya da kuru olabilen yassı epitel ise, ağız derisi ve ağız iç yüzünde, yemek borusu ve vagina yüzeylerini oluşturur. Salgılama ve emilme işlemlerini yapabilen kübik veya yüksek epitel hücreleri de, bağırsaklar, salgı organları borularında bulunur ve çeşitli başka görevler de görebilir. Bazı yüksek epitel hücrelerinde bulunan titrek tüyler (cilia) ritmik bir şekilde atarak, çevrelerindeki sıvıyı hareket ettirirler. Böylelikle, solunum yollarının titrek tüylü yüksek epitel hücreleri, balgamı akciğerlerden boğaza iletebilir ve fallop borularında {bkz.) bulunan fallop boruları kirpikli yüksek epitel hücreleri, yumurta hücresini yumurtalıklardan rahime iletir. Karaciğer, dalağın kan boşluklarını, kan ve lenf damarlarını, kemik iliğini çevreleyen epitel hücreleri, fagositoz adı verilen (bkz. Fagosit) bir olayla diğer hücre ve mikro-organizmaları yiyebilirler ve bu tip hücrelere, endotel hücreleri adı verilir; altlarındaki temel zarla birlikte, retikülo-endotelyal sistem’in bir kısmını yaparlar, bkz. Retikülo-endotelyal Sistem.
Yazar: 13eta
-
EPISPADIAS
-
Epidemi Nedir?
Epidemi Nedir?
Yunanca kökenli bir isim olan Epidemi epi (üzerinde) ve demos (halk) kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur. Epidemi yaygın hastalık, salgın, bulaşıcı hastalık ve hızla yayılan gibi birçok anlama sahiptir. Belli bir bölgede hızlı bir şekilde aynı anda birden çok insanın birden hastalanması olayına epidemi denir. Bir hastalığın geniş bir bölgede yayılarak salgına dönüşmesiyle birlikte epidemi görülür.
Nedenleri Nelerdir?
Belli bir zaman aralığında çok hızlı bir şekilde yayılan bir hastalığın ya da o bölgeye has belirli bir hastalığın enfeksiyon oluştururken artma göstermesi, başka yerlerde var olan bir hastalığın o bölgeye gelerek yayılma göstermesi sonucu ortaya çıkar. Birçok kıtada ya da bölgede geçmişten günümüze kadar pek çok epidemi hastalık baş göstermiştir. Bu hastalıklar çok sayıda insanın ölümüne neden olmuştur. İnsanlar arasında adeta korkulu bir rüya olan epidemi hastalıklar kısa süreli mevsimsel ya da uzun süreli olarak görülebilir.
Dünyanın büyük bir bölümünde, geniş bir alanda ya da kıta olarak yayılım gösteren hastalıklarda ise epidemi yerine pendemi denir. İkisinin arasındaki tek fark ise birinin dar bir alanda görülüp kısa sürmesi pendeminin de geniş bir alanda uzun sürmesidir.Nasıl Yayılırlar?
Hem hayvanlara hem de insanlara bulaşabilen hastalıklar doğrudan temasla, konak aracılığıyla bulaşma, damlacıkla yayılma gibi pek çok nedenle yayılabilirler. Bu hastalıkların önüne geçmek ve yayılmalarını önlemek için yaygınlaşma yolları, nedenleri gibi birçok etken göz önüne alınarak tedavi yöntemleri araştırılmalı ve yaygınlaşmaları önlenmeye çalışılmalıdır.
-
ENTAMOEBA HISTOLYTICA
ENTAMOEBA HISTOLYTICA. Amipli dizanteri vakalarında, kalınbağırsakta bulunan amiptir. Hastalık sırasında amip, karaciğere girip, burada abse yapabilir. Bu, ufak bir amiptir ve mikroskopta bakıldığında, genellikle yemiş olduğu eritrositlerin de asalağm içinde olduğu görülür. İkiye bölünerek çoğalır ve kendisi için elverişli olmayan çevre koşullarında kistler haline geçer. Isının 5 derece civarında olması ve nemin bulunması halinde, bu kistler haftalarca konak organizma dışında yaşayabilir. 50 derece civarındaki ısı ve kuruluk, kistleri öldürür. Bir başka insan, yiyeceğine bulaşmış kisti yerse, kist değişmeksizin mideden geçer ve bağırsakta, amip kistin içinden çıkar. Her bir kistte, başta dört çekirdek vardır ve bunların her biri ikiye bölünür, böylelikle de her bir kistten sekiz amip çıkar. Konak organizmalar, genellikle insan, bazı hallerde de maymundur. Amipli dizanteri için bkz. Dizanteri.
-
Enfeksiyon
Virüsler, inflüenza, kızamık, kabakulak, çocuk felci, çiçek, ansefalit, sarıhumma, enfeksiyöz sarılık, suçiçeği ve tütün mozaik hastalığı, ağız ve ayak hastalığı gibi bitki ve hayvan hastalıklarına neden olurlar. Diğer virüs hastalıkları; domuzlarda domuz humması, tavşanlarda görülen miksomatoz’dur. Araştırmaların sonuçlarına göre, nezle de virüslü bir hastalıktır.
Virüslerin başlıca özellikleri şöyle özetlenebilir:
1. Bakteriler, canlı doku dışında, laboratuvarda buyon kültüründe üreyebilmektedir, buna karşılık, virüsler yalnız canlı doku üzerinde, laboratuvar koşullarında da, yaşayan doku kültürlerinde, yaşamlarını sürdürebilirler;
2. Çok ufak olduklarından, en ince delikli bakteriyolojik süzgeçten dahi geçebilirler;
3. İnflüenza ve nezle dışında, geçirilmiş bir virüslü hastalık, yaşam boyu bağışıklık sağlar;
4. Virüslerde, büyüme, çoğalma gibi canlı organizmalarda görülen yaşama fonksiyonları olduğu gibi, cansız bir cismi andırırcasına, hastalık yapma yeteneğini kaybetmeksizin, kristal şekline de girebilirler;
5. Virüslerin çoğu antibiyotik ve benzeri ilaçlara karşı dirençlidir. Bazı enfeksiyonlar, mantar enfeksiyonu adını alır ve küf sınıfından mantarlar tarafından meydana getirilir. Bu tip hastalıkların en önemlisi, aktinomikoz’dur. Bununla birlikte, mantar enfeksiyonlarının çoğu, deri yüzeyini ilgilendirir ve önemsizdir.
Hayvanlar dünyasının en basit yaratıkları, protozoonlar, yani, tek hücreli hayvanlardır. İnsanda, protozoonların neden olduğu başlıca hastalıklar, amipli dizanteri (basilli dizanteri ile karıştırılmamalıdır), uyku hastalığı (trypanosomiasis; etkeni tripanosom adlı organizmadır) ve plasmodiurri’un etkeni olduğu sıtmadır. İnsan vücudunu, doğru bir deyimle, enfeste eden diğer organizmalar, hayvansal asalaklar ve solucanlardır.
Hayvansal asalaklar, deride yaşar ve rahatsızlık yaratmak dışında, tehlikeli değillerdir. Bununla birlikte bunlar, tehlikeli bazı hastalıkları bulaştırabilir: Veba pire tarafından, tifüs bit tarafından bulaştırılmaktadır. Solucanlar ise, insan bağırsağında yaşarlar: Ufak kıl kurtları, toprak solucanını andıran yuvarlak solucanlar ve 6 metre kadar uzun olabilen yassı şeritler bunlardandır. Bu asalak solucanların çoğu, iki dönemli yaşam sürdürür: Yaşamlarının bir bölümü, insan bağırsağında, diğer bölümü de, nisan tarafından yenen bir hayvanın kaslarından geçer. Örneğin, bilimsel adı taenia solium olan domuz şeritleri, yumurtalarını insan bağırsağına bırakırlar. Dışkı ile dışarı atılan bu yumurtaları, özellikle gübre olarak insan dışkısının kullanıldığı bölgelerde domuzlar yer. Domuzda, kasdo-kusu içinde, bu yumurtalar kistleşir ve bu etin insan tarafmdan yenmesiyle, aynı dönem yeniden başlar. Sığır şeridi olan taenia saginata’da. da buna benzer bir hayat devrimi vardır.
Köpek solucanları, çocuklarda önemli larva enfes-tasyonlarına neden olur. Mısır gibi ılık iklimli ülkelerde, Afrika’nın büyük bir bölümünde ve Güney Amerika’nın bazı bölgelerinde, schistosoma adı verilen, ufak yaprak şekilli yassı solucanlar yaşar. Bunların yumurtaları, hasta insanların idranyla, kanal ve su birikintilerine atılır, bu yumurtalardan miracidium denen bir ön şekil çıkıp su sümüklüböceklerinin içine girer ve bu sümüklüböcekte evrimini tamamlayıp, ondan cercaria şeklinde çıkar, sularda yıkanmakta ve yüzmekte olan insanların derisini delip içeri girer ve karaciğer, mesane veya rektum’a erişir. Bunların yaptığı hastalığın adı, Bilharzia hastalığıdır ve kendi başlığı altında anlatılan önemli bir enfestasyondur. Diğer solucan hastalıkları (bunların bilimsel adı, “helmint hastalıkları”dır) şunlardır: Ankiloztomyazis, (ele-fantiyazis: Fil hastalığı etkenidir), dracontiasis, cysticercosis ve hidatik kist.
Enfeksiyonun yayılması: Bakteri ve virüs hastalıklarının yayılması en fazla damlacık enfeksiyonuyladır. Hastalığa tutulmuş bir kişinin öksürmesi veya hap-şırmasıyla, içinde mikrop taşıyan ufacık tükürük damlaları havaya saçılır. Bu damlacıklar, en az 3-4,5 metre uzağa kadar yayılır. Mikropların diğer bir yayılma yolu da, bulaşmış yiyecek, içecek ve mutfakta iş görenin mikroplu elleridir: Kolera, dizanteri, gıda zehirlenmesi ve tifo bu yolla yayılır.
Doğrudan dokunmayla bulaşma sanıldığından güçtür, çünkü sağlam bir deri, mikroplara karşı önemli bir engeldir, fakat asalaklar genellikle bu yoldan yayılır ve ağız ya da üretim organlarının mukozaları, deri kadar kuvvetli bir engel değildir. Bundan ötürü, zührevi hastalıklarda, cinsel birleşme önemli bir bulaştırma aracıdır. Bir ara konak yoluyla da bulaşma mümkündür. Bu ara konak, bir böcek ya da sıçan piresi gibi (vebanın insana geçişinde, sıçan, ara basamaktır) bir asalaktır. Son olarak da, mikropların, vücudun bir bölgesinden diğerine bulaşmasından söz edilebilir: Bazı bakteriler, vücudun bir bölümünde zararsızken, diğer bölümlerinde hastalık yapıcı olabilir. Örneğin, “coli” basili, insan bağırsağında zararsızdır, buna karşılık, idrar yollarına girdiğinde piyelit veya sistil (böbrek pelvisi veya mesane iltihabı) meydana getirebilir.
Vücudun enfeksiyona karşı tepkisi: Vücudun çeşitli korunma mekanizması vardır.
Bunların başlıcaları:
1. Antikor ve antitoksin denen maddelerdir; antikorlar, istilâ eden mikrobu etkisizleştirir, antitoksin ise, mikrop toksinini etkisiz kılar;
2. Vücuttaki özel akyuvarlardır (fagositler). Bunlar, antikorlarca etkisizleştirilmiş mikroplan çevreleyip, yok ederler. Antikor ve antitoksinler, bir kişiden diğerine veya bir hayvandan (örneğin, attan) insana aktarılabilir ve bu olay, pasif bağışıklık adını alır. Tıpta, bu yolla, enfeksiyon hem önlenir, hem de tedavi edilir. Muhakkak ki, vücudun kendi antitoksin ve antikorlarını yapması için uyarılması daha etkilidir ve bu, aktif bağışıklık yoluyla olur: Vücuda, öldürülmüş bakteri eriyiği (örneğin, tifo için T.A.B.) veya zayıflatılmış, canlı bakteri (aşı) zerk edilir. Aktif bağışıklık uzun sürebilir, ama pasif bağışıklık daima kısa sürelidir. Vücudun yerel enfeksiyonlara karşı reaksiyonu, “İltihap Reaksiyonu” başlığında anlatılmıştır, bkz. Bağışıklık.
ENFEKSİYON SONRASI DEPRESYON. Uzun süren bazı enfeksiyonlardan sonra bazı hastalıklarda umutsuzluk, kendini yeise kaptırma, kolayca ağlama, ruhsal çöküntü vb. gibi belirtilerle ortaya çıkan bir durum. Belirtileri genellikle nevrastenik niteliktedir.
ENFEKSİYÖZ MONONÜKLEOZ. Akut bir ateşli hastalık olup, genellikle tektük vakalar ve seyrek olarak da salgınlar halinde görülür. Özellikle 12-35 yaşlan arasında rastlandığı dikkati çekmiştir.Nedeni: Bir ya da daha fazla cins virüstür. Bazı vakalarda Epstein-Barr veya E.B. virüsü bulunmuş, diğerlerinde ise, cytomegalovirus saptanmıştır.
Belirtileri: Hastalığın bulaşmasından 4 gün ile 3 hafta arası, boğaz ağrısı, yutkunma güçlüğü, bademciklerde şiddetli iltihap görülür. Boyun lenf bezleri şiş ve duyarlıdır. Çoğunlukla, bütün vücudun lenf bezleri şişmiştir. Oldukça yüksek bir ateş görülebilir. Başlangıçta bir hafta sonra, kızamıkçığmkini andıran bir döküntü ortaya çıkabilir ve çok ağır vakalarda sarılık da belirebilir. Tam bir iyileşmeden sonra, hastalık tekrarlayabilir ve bu durum, haftalarca sürebildiği gibi, hastada da aylar boyu süren bir halsizlik kalabilir. Teşhis, kan tahlili ile konur: Kanda lenfositler artmıştır ve bazen özel enfeksiyöz mononükleoz hücreleri görülebilir. Birçok hastanın kanında, koyun eritrositlerini kümeleştiren bir antikor bulunur.
-
ENFEKSİYON
Vücudun, dışarıdan gelen organizmalarca istilâ edilmesine, en-feksiyöz hastalık adı verilir. Bu durumun özelliği, hastalığın, insandan insana veya hayvandan insana bulaşabilmesidir. Organizmalar vücuda girdikten sonra, doğrudan etki alanları ne kadar dar olursa olsun, genel bir reaksiyon doğururlar. Vücut yüzeyinde yaşayan asalakların enfeksiyon yerine enfestasyona neden oldukları söylenir. Hastalık nedeni olan bakteriler, şekillerine göre sınıflandırılırlar: Basiller “çubuk”, stafilokoklar “üzüm salkımı”, sterolokoklar “zincir”, diplokoklar “çift”, vibriyon “virgül” vb. şeklindedir. Diğer hastalık yapıcı organizmalar da, spiroketler (tirbuşon şeklindedir, kıvrıla büküle hareket eder, frengi ile spiroket sarılığına neden olurlar), virüsler, mantarlar ve protozoonlardır (bir hücreli hayvanlar). Virüsler, genellikle, ışık mikroskobuyla görülemeyecek kadar ufaktırlar; bunların ancak elektron mikroskopu altında resimleri çekilebilir. (Elektron mikroskopunda; mercek yerine bir mıknatıs alanı, ışın demeti yerine de elektron akımı kullanılır).
-
ENDOTRAKEAL TÜP
Genel anestezi altındaki hastada serbest bir solunum yolu sağlanması amacıyla, trakea içinden, ses telleri arasından uzatılan bir tüptür. Tüpü, bir laringoskop yardımıyla burundan uzatıp, narkozitörün ses tellerini rahatça görmesi mümkündür; buna karşılık, ses tellerine hiç bakmadan da tüp, boğazdan sokulabilir. Bu son teknik, tecrübeli bir narkoZitör tarafından başarıyla uygulanabildiği halde, iyi bir anestezi uzmanı daima el altında bir laringoskop bulundurur. Gerekirse tüp, ağızdan da sokulabilir. Genellikle, en-dotrakeal tüpün ucunda, şişirilebilecek bir parça vardır ve bu parça, şişirildiği takdirde, trakea dışarı kapatılmış ve kan ya da kusmuk gibi yabancı cisimlerin akciğerlere girmesi yasaklanmış olur, çünkü anestezi altında, yabancı cisimlere karşı korunma mekanizması olan öksürük refleksi ortadan kalkar. Endotrakeal tüpün solunum borusuna rahatça uzatıla-bilmesi için, hastaya ayrıca bir kas gev-şetici ilaç verilir.
-
ENDOMETRİOZ Nedeni
ENDOMETRİOZ Nedeni: Çeşitli kuramlar vardır: Bunlardan birine göre, anormal hormonal uyarma sonucu, rahim ve fallop borularını yapan (bkz. Fallop Boruları) hücrelerin, değişik yerlerde doku yapmaya başlamasıdır. Diğer bir kuram da, rahim iç yüzeyinden ayrılan hücre gruplarının, fallop boruları yoluyla gidip, över yüzeyleri gibi anormal yerlere yerleştiğini ve buralarda bir nevi doku kültürü davranışı gösterdiğini iddia eder. Belirtileri: Endometrioz odakları şunlardır: 1. Överlerin yüzeyi, 2. Göbek, 3. Yuvarlak bağ (bkz.) üstü, 4. Karın aşağı bölümlerindeki ameliyat yaraları yerleri, 5. Mesane peritonunun dış yüzeyi, 6. Pelvis içi kalınbarsak peritonun dış yüzeyi, 7. Vagina-rektum arası dokuları, 8. Pelvisi döşeyen periton.
Hastalık, genellikle 30 yaşından sonra başlar ve ağrı, disparöni (bkz.) dis-menore ve kalınbarsağı ilgilendirdiği hallerde de barsak tıkanması görülür. Tedavi: Bu odakların cerrahi olarak çıkartılmasıdır. Endometrioz alanı çok geniş olup, cerrahi müdahale olanaksız ise, sentetik progesteron hormonu tedavisine başvurulur. -
ENDOKARDİT
Kalp iç yüzeyinin iltihabıdır.
Nedeni: Normal kalplerde, ağır kronik hastalıklar sonu veya ilaç alışkanlığından doğan zafiyet halleri dışında, iltihap görülmez. Buna karşılık, hasta veya anormal yapıdaki kalplerde, enfeksiyona sık rastlanır; kalpte, doğuştan şekil bozukluğu ya da romatizma gibi haller varsa, iltihaplanması olağandır. En-fekte eden organizma, genellikle, kronik bir iltihap meydana getiren streptecoccus viridans’tır.
Belirtileri: Hastalığın başlangıcı sinsidir. Düşük bir ateş ve genel bitkinlik hali vardır. Hastada bulunan kalp anomalisi bilindiğinden, nedeni bilinmeyen ve arada sırada beliren halsizlik ve hastanın renginin gittikçe solması (bu hastalığa daima anemi eşlik eder), kalp iltihabını düşündürür. Hastada bulunan kalp bozukluğunun bilinmediği hallerde, teşhis koymak zordur. Kalbin iltihaplı bölgeleri, kan pıhtılarıyla örtülür ve ufalanan bu pıhtılar genel dolaşıma karışıp, ufak emboliler meydana getirir, (bkz. Embolizm). Bunlar, deride, ufak, renk değişikliği gösteren alanlar veya duyarlı derialtı kabartıları halinde belirir. Tıkacın böbreklere erişmesi halinde, idrarda eritrositler görülebilir. Tedavi: Antibiyotiklerin bulunmasından önce, bu hastalık öldürücüydü. Günümüzde, hasta kanından yapılan kültürle, etken organizma ve ona etki edebilecek antibiyotik saptanabilmekte ve tedavi buna göre yapılmaktadır. Kalp anormalliği olan ve endokarditli her hastada, periyodik olarak, iltihap odakları araştırılmalıdır. En sık rastlanan kronik iltihap odakları, hasta dişlerdir ve bunların çekilmesinden önce, bakterinin kana karışmasını önlemek amacıyla, hastaya penisilin zerk edilmelidir. -
EMBOLİZM
Kan dolaşımına, vücudun başka bir bölgesinden karışan maddeyle bir atardamarın tıkanmasıdır. Bu madde, bir kan pıhtısı parçası (kalbin hasta bir kapağından, trombuslu bir toplardamardan kopmuş olabilir), bir tümör parçası, bakteri kitlesi, yağ damlacıkları veya hava kabarcıkları olabilir. Embo-lizmin sonucu anidir ve bir doku bölümünün kanlanması durur, o doku ölüp yumuşar; bu ölen bölümün dirimsel önemi yoksa, hasta yaşar ve ölü doku yerini bağdokusu alır. Embolizm sonucu doku ölümü ve yumuşamasına infarktüs ve ölü dokuya da injarkt adı verilir. Tıkacı oluşturan materyelde bakteriler varsa, abse oluşur, bu maddede kanserli doku parçaları varsa ikincil bir tümör büyümeye başlar. Büyük kemik kırık- larından sonra, bazen yağ ambolizmi olur. Hava ambolizmi ise, kaza ya da ameliyat sonucu, boyun veya baş damarlarının zedelenmesiyle ortaya çıkar.
-

Embesilite
Embesilite Nedir?
Zekâ geriliğinin en önemli ikinci derecesidir. Embesilitenin altındaki zekâ geriliği idyosi adını alır. Embesilitenin yasal olarak tanımı: “Doğuştan ya da çok erken çocukluk dönemlerinden beri varolan, idyosiliğe kadar varmayan; fakat kendilerini ya da işlerini yönetmekten yoksun olan; kişi çocuk ise, bunların öğretilmesini engelleyen zekâ geriliği”dir. Embesilite türü zekâ geriliği için bazı ülkelerde “orta derecede zekâ geriliği” tanımı da kullanılmaktadır.
Zekâ geriliğinin bir türü olan embesilitenin tıp ve psikoloji alanında çok geniş bir tanımı ne yazık ki yoktur. Zekâ gerilikleri üç kısımda sınıflandırılır. Birincisi ileri derecede zekâ geriliği olan debil hastalığıdır. Hastalık diyoruz, ancak debil bir tür psikolojik rahatsızlıktır. Embesilite ise orta dereceli zekâ geriliği anlamına gelmektedir. Embesilitenin bir adım öncesi de idyosi (idiosi) olarak bilinir, yani ileri olmayan düzeyde zekâ geriliği. Bu sınıflamaya bakacak olursak embesilite, orta derecede zekâ geriliği anlamına gelmektedir.
Embesilitenin Özellikleri
Embesilite, doğuştan gelen veya erken çocukluk döneminde baş gösteren bir rahatsızlıktır. Debil aşamasına kadar varmadığı gibi idyosiliğe de indirilemez. Yetişkin embesilite hastalarında kendi işlerini kendi başına yapabilme çoğu zaman söz konusu değildir. Çocuk embesilite hastalarında ise kendi işlerini kendi başına yapabilme yeteneği edinilemez ve öğrenme oldukça geri seviyede gerçekleşir. Bundan dolayı da embesilite hastaları en fazla 8 yaşında bir çocuğun zekâ seviyesine ulaşabilir ve IQ seviyesi 20 ila 50 arasında değişkenlik gösterir.Embesilite Tedavisi
Embesilite sorununun ne yazık ki bilinen bir tedavi henüz yoktur. Ancak akraba evlilikleri konusunda dikkatli olmak, hamilelikte iyi beslenmek gibi birtakım önlemleri almak da embesilite ile karşılaşmamak için, çözüm olabildiği kanıtlanmamış olmakla birlikte, iyi olacaktır.
Çok sık rastlamasak da embesilite sorunu dünya çapında o kadar ciddi bir sorundur ki ‘I am Sam’ adlı bir Hollywood filmine dahi konu olmuştur. Rahatsızlığın daha iyi anlaşılabilmesi için filmin izlenmesi oldukça yararlı olacaktır.
-
ELEKTROŞOK TEDAVİSİ
ELEKTROŞOK TEDAVİSİ (Elektro-konvülsif tedavi). 1934’te, Budapeşteli von Meduna, psikiyatride şok tedavisini uygulamaya başladı. Bu tedavide şok, ilaçla sağlanmaktaydı. Sonraları İtalyan Carletti, şoku elektrik akımıyla verme yöntemini buldu. Şok tedavisi veya diğer deyimiyle, “konvülsif tedavi”nin tarihçesi ilginçtir: Von Meduna, şizofreni ve saranın karşıt iki hastalık olduğuna inanmakta ve birinin varlığında diğerinin var olamayacağını söylemekteydi. (Bu inanç, günümüzde rağbet görmemektedir). Bundan ötürü, yapay sara krizlerinin şizofreniyi iyi yönde etkileyeceği kanısıyla, bu tedaviye başlandı. Gerçekte de, tedavinin çok etkili ve iyileştirici olduğu görüldü. Sonraları, vakaların tekrar kötüleşebildikleri gözlemlen-diyse de, elektrokonvülsif tedavi halen bazı tip şizofrenilerde ve ayrıca, belirli olarak depresif durumların, 10-14 günde, bu tedavi ile iyileştiği görülür. Bu tedavinin asıl tehlikesi, kas spazmları sırasında kemik kırıklarının da olabilmesiydi, fakat tedavi sırasında, kas gev-şeticilerinin ve genel narkozun kullanılabilmesinden beri, bu tehlike de ortadan kalkmıştır.
-
ELEKTRİK ÇARPMALARI
Bu kazalar, elektrik akımı ya da şimşekle oluşur ve ortaya çıkan durum, çeşitli faktörlerle bağlıdır (akımın voltajı gibi). Amperaj, voltajdan önemlidir ve alternatif akım, doğru akımdan zararlıdır. Kuru kumaşlardan geçen akım, ıslak kumaşlardan geçen veya doğrudan çıplak deriye rastlayan akım kadar tehlikeli değildir. Bütün akımlar, vücut toprağa bağlı olduğu zaman daha tehlikeli olur, kauçuk tabanlı ayakkabı giymiş kişide akımların etkisi o kadar korkunç değildir. Evin, elektrik akımı yönünden en tehlikeli odası, banyodur. Çünkü, burada vücut çıplak ve ıslaktır, ayaklar doğrudan yere bastığından, toprağa bağlıdır ve burada olacak bir elektrik çarpmasının sonu büyük olasılıkla ölümdür. Elektrik şokunun etkileri yerel ve genel-, dir. Kas spazmları, kemik kırıklarına yol açabilir ve akımın vücuda girdiği yerde, hafif bir yanıktan, kas ve iç organların şiddetli yıkımına kadar çeşitli ağırlıkta etkilere rastlanabilir. Bu yaraların iyileşmesi çok uzun sürer. Tedavi: Bazen, kas spazmı, kişinin şok yaratan cismi elinden bırakmasını önler. Bundan ötürü, hastayı, elektrik kaynağından ayırmaya çalışmadan önce, akımı kesmek gereklidir. Bunun olanaksız olduğu hallerde, hastayı çekecek kişinin elleri kuru olmalıdır. Bir kişinin, yüksek voltaj kaynağı yakınında, baygın bulunması halinde, dikkat edilmesi gereken ilk husus, o kişinin yüksek voltaj kaynağıyla hâlâ bağlı olup olmadığıdır. Burada, yardımcı kişinin ellerinin kuru olması işe yaramaz ve kazazedeye dokunduğu an, o da akıma çarpılır; bundan ötürü, çok çabuk bir elektrik teknisyeni bulmak gerekir.
Şimşekli havada, sürekli hareket etmek yararlıdır; duran kişinin çevresinden yükselen ılık hava, şimşeği çekebilir. Dereler ve göllerden, tek tek duran ağaçlardan, çevresi tenha olan duvar ve çitlerden uzak durmalıdır. Bu elektrik şoku veya yıldırım çarpması sonucu, kazazedenin solunumu durmuşsa, hemen suni solunum yapmalı (bkz. Suni Solunum) ve gerekirse, saatlerce sürdürülmelidir. Nabız hissedilemiyorsa, kalp masajı gerektirir (bkz. Masaj). Alınacak herhangi bir önleme hemen başvurmalıdır; kişinin kurtarılması buna bağlıdır.