FRENGİNİN Nedeni: Enfekte biriyle cinsel ilişkide bulunmak, ya da fetus’un, enfekte anneden hastalığı almasıdır. Etken mik-ro-organizma, Treponema pallidum”dur. Bu, bir spiroket olup, ısı değişikliklerinde veya nemli ortamda hemen ölür. Belirtileri: Hastalığın üç evresi vardır. Birinci evre, hastalığı kaptıktan 3-4 hafta sonra başlar. Belirtileri, hastalıklı bölgede (dış üreme organları, dudak, parmak) sert bir yara (şankr), ilgili bölgenin lenf bezlerinin şişmesidir. Bu yarayla, şişkin lenf bezleri, ağrılı değildir, bkz. Hunter Şankrı veya Yumuşak Şankr.
Teşhis, yara akıntısında yapılan mik-roskopik inceleme sonucu konabilir. İkinci evreye gelene kadar, kan tahlilleri pozitif olmayabilir. İkinci evre, şan-krın belirmesinden 3-4 hafta sonra başlar. Bu evrede, tüm gövdede, avuçlar, tabanlar ve alında (burada corona ve-neris adını alır), 1-2 haftada oluşan, bakır rengi dert döküntüsü belirir. Ağız ve boğazda, görünümü sümüklüböcek izini andıran yaralar oluşur ve boğaz ağrır. Bu belirtiler kaybolup yeniden ortaya çıkabilir. Kan tahlilleri (Kahn, V. D.R.L. ve Wassermann) artık pozitif-leşmiştir. Üçüncü evrede, hastalık artık bulaşıcı değildir. Bu evrenin tipik balirtisi, gom adım alan granülomlarm (bkz.) oluşmasıdır. Gomlarm en çok görüldüğü bölge, aort’tur. Burada, granü-lomatoz reaksiyon, aort iltihabına, aort kapağı bozukluğuna, koroner atardamarların ağızlarının daralmasına ve anevrizmaya yol açar. Gomlar, ayrıca, merkez sinir sisteminde, meninslerde de görülür. Merkez sinir sisteminin en tipik frengi belirtisi, paralizi jeneral (bkz.) ve tabes dorsalis’tir (lokomotör ataksi’dir) (bkz.).
Frengi, tüm vücuda yayıldığından, bazı hastalıkları taklit edebilir. Hasta, her kim olursa olsun, kanında düzenli frengi testleri yapılmalıdır. Aksi halde, sorumluluk doktorundur. Özellikle, bütün gebe kadınlarda bu testler yapılmalıdır. Bu sayede, doğuştan frengi olasılığı saptanabilir. Bu yapılmadığı takdirde, bazen doğuştan frengili çocuklarda, doğuşta var olan belirtiler hafif olduğundan, dikkati çekmeyebilir ve yıllar sonra, hastalığın varlığı, genellikle, görmeyi engelleyen interstisyel keratit halinde belirir.
Tedavi: En etkili ilaç, kas arasına zerk edilen penisilin’dir. Genellikle verilen dozlar, ‘birincil frengide, on gün süreyle, 6 mega ünite; birincil ya da ikincil frengide, kan reaksiyonu pozitif-se, 20 mega ünite; üçüncü devre fren-gideyse, 20 gün süreyle, 20 mega ünitedir (gerekirse, bu kür tekrarlanabilir). Hastanın, kan ve omurilik sıvısının reaksiyonları izlenir. Hastanın penisiline duyarlı olması halinde, tetrasiklinler, erit-romisin ya da organik arsenik ve bizmut bileşikleri kullanılabilir. Başka bir zührevi hastalığa yakalanmış kişilerde, frenginin de bulunup bulunmadığı saptanmalıdır. Aksi halde, fark edilmeden, hastalığın en ağır yıkımı yapan üçüncü devresine erişilebilir.
Yazar: 13eta
-
FRENGİNİN Nedeni
-
FRAMBEZİ
FRAMBEZİ (Verem dutu). Tropikal ülkelerde rastlanan bir kronik hastalıktır. Nedeni: Frengi etkeni olan mikrobu çok andıran, Treponema pertenue adlı bir mikro-organizmadır. Frambezi, sıkı temas sonucu bulaşan bir hastalık olmakla birlikte, zührevi değildir. Frengi için yapılan kan testleri, bu hastalıkta da pozitiftir.
Belirtileri: Bulaşmanın olduğu temas yerinde bir sivilce belirir ve bu, zamanla büyüyüp, çileği andıran bir çıban haline gelir. İkinci evrede, deride birçok çıban belirir, üçüncü evrede ise, yüzde de görülebilen deri yaralan ortaya çıkar. Hastalık yaygındır, kişinin şeklini bozar ve en kötü hali, köylerde yaşayan ilkel halkta görülür. Tedavi: Hastalık, uzun etkili herhangi bir penisilini (P.A.M., yani % 2 alüminyum monostereate’lı procaine benzyl penicillin) bir defa enjekte etmekle iyileşir, ama deride izleri kalır. Treponema pertenu, tetrasiklinlere karşı da duyarlıdır. -
FOSFOR
Geçmişte, fosforla ve kibrit yapımıyla uğraşan kişilerde görülebilen fosfor zehirlenmesi sonucu, altçene kangrenleşmekteydi. Günümüzde, bu duruma rastlanmamaktadır, fakat ender de olsa, fare zehiri yenmesi sonucu hastalanma ve ölüm görülmektedir. Bu zehirlenmenin tipik belirtileri, ağır karaciğer yıkımına yol açan tahriş edici bir maddenin yenmesine ilişkin belirtilerdir. Fosforik asit birçok toniğin yapısında vardır, fakat hiçbir etkisi yoktur. Bu maddenin yararlı olacağına ilişkin yanlış bir kanı, sinir dokusunda fosfor bulunmasından doğmuştur. Eski bir inanışa göre, nevroz; sinir dokusunun yorulmasına bağlı bir durumdur ve bundan ötürü, nörotiklerin fosfora gereksinimi vardır. Tabii ki bu inanış artık geçerli değildir. Yiyecek maddelerinde ve vücutta, fosfor çok fazla bulunan bir madde olduğundan, idrarla, normal olarak, fosfatlar da atılır. İdrar, alkalik olduğu zamanlar, içindeki fosfatlardan ötürü bulanık görülür ve bu durum yersiz endişeye yol açar.
-

Foramen Nedir?
Foramen Nedir?
Özellikle kemiklerde görülen ve içinden kan damarları veya sinirlerin geçmesine yarayan doğal bir açıklık ya da deliktir. Vücuttaki en büyük foramen, kafatası tabanında bulunan, içinden omuriliğin geçtiği foramen magnum’dur.
Foramen hastalığından bahsetmeden önce tıptan ve tıp biliminin gelişmesinden bahsetmek daha doğru olacaktır. Çağımızda tıp bilimi oldukça gelişmiş durumdadır. Hastalık türleri yaşadığımız modern çağda bilimin de ilerlemesi ile daha çok tanınır, bilinir hale gelmiş ve bu hastalıklar doğrultusunda tedavi yöntemleri geliştirilmiştir. Hatta öyle ki geçmiş dönemlerde kanser hastalığı bile çaresiz, tedavisi olmayan bir hastalık olarak görülürken çağımızda tedavi edilebilmektedir.
Hastalıkların birçok nedeni olabilmektedir. Bu nedenlerin başında sağlıksız beslenme, uygun olmayan GDO’lu gıdalar,
konserve beslenme alışkanlığı vb. nedenlerle eski dönemlere göre artık insanlar hastalıklara daha çok yakalanmaktadır. Bunları ortadan kaldırmak için birçok tedavi yöntemi geliştirilmiştir. İnsanlar hastalıklara yakalanmamak için daha doğal daha sağlıklı, yiyecek ve içeceklere yönelmişlerdir.Foramen tıpta sıkça kullanılan terimlerden biridir. Foramen’in birçok anlamı vardır. Genel anlamıyla bahsedecek olursak foramen ‘’delik’’ demektir. Foramen delik var olan bir boşluğu başka bir boşlukla birleştiren delik veya bir kanalın ağzına denir. Foramen’in birçok çeşidi bulunmaktadır. Hepsi olmasa da birkaçından bahsetmek gerekirse;
–ForamenMagnum: Vücudumuzdaki kafatasının alt kısmında bulunan boyun deliğine denir.
–Foramen Ovale: Doğum öncesinde kalbin sağ ve sol kulakçıkları arasında bulunan oval şeklindeki delik. Bu delik doğumdan 3-5 ay sonra kapanmaktadır.
–Foramen Mandibular: Alt çenede bulunan altçene kemik deliği.
– ForamenMental: Çene ucunda bulunan kemik.
–ForamenFalatine: Damak deliği manasına gelir.
-
FLUOR
FLUOR. Halojen serisi (klor, brom ve iyot’un bulunduğu grup) elementlerinden biridir; kemik ve dişlerin doğal olarak bileşiminde bulunur. Günümüzde, fluor ile ilgili tartışmalardan en büyüğü, diş çürümelerinin önlenmesi için içme sularına fluor eklenip eklenmemesi konusunda yapılmaktadır. İçinde, milyonda bir oranında fluor bulunan su kullananların dişlerinin çürüme olağanlığının,fluorsuz su kullananlarınkinden daha az olduğu gösterilmiştir. Buna karşılık, suların fluorlanmasına karşı olanların ileri sürdükleri iddialar: 1. Kişiler, istesin veya istemesin, sularına ek bir maddenin katılması, her türlü ahlak kuralının dışındadır, 2. Fluorin’in dişleri çürümek-ten koruduğu tam kanıtlanmış değildir ve ayrıca, dişlerde lekeler oluşturabildi-ği gibi, fazla miktarlarda, zehirleyici etkisi de vardır, şeklindedir.
Suların fluorlanması taraftarlarına göre ise: 1. İçme sularına zaten, kişilerin istekleri sorulmaksızm, mikrop öldürücü kimyasal maddeler katılmaktadır, 2. Fluor’un dişleri koruyucu etkisi kuşkusuzdur ve kullanılacağı az miktarlarda, ne dişleri lekeler, ne de kişileri zehirler. Gerçekten, yaşama sürelerince fluor-lu su içenlerde diş çürüme olağanlığı, herhangi bir kişiden % 66 azdır. -
FLATULANS
FLATULANS. Mide veya barsaklarda mideye geren, karında gurultulara neden olan, dolgunluk ve rahatsızlık duygularını yaratan gaza veya anus’tan ya da ağızdan (geğirme şeklinde) hava çıkartılmasına verilen addır. Flatulans vakalarının çoğunda neden, hastanın havayı dışarı atmaya gayret etmesi sırasında hava yutmasıdır. Bu duruma yatkınlık, genellikle sindirim bozukluğundan doğ-maktaysa da, havanın yutulmasından vazgeçilmedikçe, gaz giderilemez. Bundan ötürü, sindirim bozukluğu tedavi edilmeli, fakat bunun yanı sıra, hava yutma alışkanlığıyla mücadeleye önem verilmelidir. Barsaklardaki gaz, genellikle mide kaynaklıdır, fakat bazen, özellikle safra akışını engelleyen karaciğer ve safra kesesi hastalıklarında, barsakta yiyeceklerin kokuşması sonucu da ortaya çıkabilir. Flatulans’m bu tipi, özel tıbbi bakım gerektirir.
-
FİSTÜL
FİSTÜL. Doğal bir boşlukla, vücut yüzeyi veya iki doğal boşluk arasındaki anormal geçittir. (Barsak ve deri yüzeyi ya da mesane ile barsak arası gibi). Bu durum, doğuştan olabilir bademcik bölgesiyle boyun yüzeyi arası fistüllü doğan çocuklarda olduğu gibİ veya bir kanalın tıkanması sonucu oluşabilir tükürük kanalının tıkanması sonucu tükürüğün yanak yüzeyinde görülmesi durumunda olduğu gibi, yaralanmalar sonucu oluşabilir yırtılmış üretradan fistülün oluşması ve idrarın deri üstünde belirmesi gibi; hastalık sonucu meydana gelebilir bir pelvis tümörü veya absesi sonucu, kalmbarsak ile mesane arası fistülün oluşması gibi. En sık rastlanan fistül, rektum’un alt bölümü ile anus’u çevreleyen deri arası olanıdır ve genellikle o bölgedeki bir abseden (tüberküloz veya adi abse) ötürü oluşur. Vakalarm çoğunda, normal yolların devamlılığının yeniden sağlanmasıyla, fistül iyileşir, fakat anus çevresinde bulunanların, dışkıyla devamlı enfekte olduklarından, iyileşmesi daha zordur. Bu durumda, ufak bir ameliyat gereklidir ve yaranın ilk iyileşen bölümünün, en derin bölgesi olmasına dikkat edilmeli ve kabuğun sağlam olması sağlanmalıdır.
-
FİSSÜRÜN Nedeni
FİSSÜRÜN Nedeni: Ağızda, çeşitli etkenlerle, ufak fissürler belirebilir. Bunlar, ağızla birlikte devamlı hareket halinde olduklarından ve içinde bakteri bulunan tükürükle bulaştıklarından, iyileşmeleri uzun sürer. Özellikle, soğuk havalarda, ağız fissürlerine sık rastlanır.
Anus fissürleri, genellikle katı ve sert dışkının, anus mukozasını yırtmasıyla oluşur. Her dışkı çıkışında, oluşmuş bir fissür yeniden açılır ve dışkı ile enfekte olabilir.
Belirtileri: Anus fissürleri çok ağrılıdır. Dışkılama sırasında hasta, çok fazla sancılandığından, kendini tutar ve sonuçta kabızlık belirir. Anus çevresinde hafif bir kanama ve kaşıntı olabilir. Ağız kenarı çatlakları, hem rahatsız edici, hem de görünüşü bozan yaralardır. Tedavi: Ağız kenarı çatlaklarında, yüz ve ağız temiz tutulmalı ve hasta, fis-sürü yalamaktan kaçınmalıdır. Belirli bir diş enfeksiyonu varsa, tedavi edilmelidir. Bazen, gümüş nitrat uygulanmasıyla fissür iyileşebilir. Anus fissürlerinde, dışkının yumuşak ve dışkılamanın düzenli olması sağlanmalı ve hafif vakalarda uyuşturucu bir merhem sürülmelidir. Anus ve çevresi temiz tutulmalı ve her dışkılamadan sonra yıkanmalıdır. Daha ağır vakalarda, genel narkoz altında, anus dilatasyonu ve hatta fissür ve çevresindeki derinin cerrahi yöntemlerle çıkartılması gerekebilir; ameliyat yarası birkaç haftada iyileşir. -
FİLARYAZİS
FİLARYAZİS. Filarya adı verilen çok küçük solucanların yaptığı bir enfeksiyondur. Bu solucanlar, 2-50 cm. uzunluğunda, kalınca bir iplik inceliğindedir. Erişkin dişi filarya’dan, kanda dağılan ve mikrofilarya adı verilen larvalar çıkar. Enfekte bir kişiyi sokan bir böcek, bu mikrofilaryaları da emer ve mikrofi-laryalar, böceğin içinde filarya haline gelirler. Şimdi, filaryaları taşıyan bu böceğin soktuğu insana, filarya aşılanmış olur.
Filarya çeşitleri: (İnsanı enfekte edebilenleri): Wuchereria bancrofti, Brugia malayi, Onchocerca volvulus ve Loa loa’ dır. Bunlar, tropikal ve subtropikal ülkelerde bulunur. Wuchereria bancrofti ve Brugia malayi, lenf yollarını tıkayarak bacakların ve üretim organlarının çok fazla şişmesiyle beliren elefantiyazis (fil hastalığı), etkenleridir. Ara konak, burada bir sivrisinektir.
Onchocerca volvulus, onchocerciasis hastalığının etkenidir. Bu hastalıkta, deri kaşınır ye kalınlaşır, vücudun çeşitli bölgelerinde, içinde erişkin filaryaların bulunduğu şişkinlikler ortaya çıkar. Bu şişkinliklerin, ameliyatla çıkartılması gerekir, çünkü kaldıkları hallerde, enfeksiyonun tekrarlanmasına neden olurlar. Onchocerciasis, gözlerde yapabildiği yıkımdan ötürü, Afrika nehir körlüğü hastalığı adını da alır. Bu enfeksiyona, Orta ye Batı Afrika ile Güney ve Orta Amerika’da sık rastlanır. Ara konak, Simu-lium adlı manda sivrisineğidir ve mikro-filaryalara, kan yerine deride rastlanır. Loa loa, bir Batı Afrika filaryasıdır. Bunun ara konağı olan mango sineği, sivrisineklerin tersine, insanları gündüzleri sokar. Loa loa’da, deride, Calabar şişkinlikleri adı verilen kabartılar belirir ve zaman zaman, filaryaların göz kon-junktivası içinde hareket ettikleri görülebilir. Tedavi: Çeşitli isimler altında satılan diethylcarbamazine, kan ve derideki mikrofilaryalan öldürür, fakat erişkin solucanlara, özellikle Önchocerca’ya karşı etkisizdir. Diethylcarbamazine almakta olan hastalar, ölü mikrofilaryalara karşı ateş, baş ağrısı ve genel halsizlik gibi allerjik reaksiyon belirtileri gösterebilirler. Onchocerca enfeksiyonlarında, göz de hastalanabilir ve deride aşın bir kaşıntı görülür. Onchocerciasis’te, içinde erişkin solucanların bulunduğu şişkinlikler, cerrahi yolla alınır. Diethylcarba-mazine’e karşı şiddetli reaksiyon olduğu hallerde, hastaya kortikosteroidler verilir. İnatçı Onchocerca enfeksiyonlarında bazen suramin adlı ilaç damar içi yoldan verilir, fakat bu ilacın böbreklerde bozukluk yapabileceği de bilinmelidir. -
FİBROKİSTİK HASTALIK
FİBROKİSTİK HASTALIK. Aralarında kistik boşluklar bulunan bağdokunun aşırı büyümesi şeklinde beliren bir hastalıktır. Pankreas’ın fibrokistik hastalığı, karışık kalıtsal bir durumdur ve hastadaki diğer anormallikler bu duruma eşlik eder. Hastalık, karaciğeri de tutar. En kötüsü, hastada devamlı olarak akciğerin stafilokok enfeksiyonu görülür ve hastanın düzenli olarak antibiyotik kullanması gerekir; buna rağmen, durum pek düzelemez. Çünkü genellikle, stafi-lokoklar, kullanılan her antibiyotiğe karşı direnç kazanır. Vakaların çoğunda, çocukluk çağında hasta, akciğer enfeksiyonundan ölür. Yaşayabilenler ise, genellikle buluğ çağında akciğer enfeksiyonundan ötürü beliren kalp yetmezliğinden ölür. Kemikteki fibrokistik hastalık lokalize (yerleşmiş) ve genel olmak üzere iki şekilde belirir. Lokalize sekile eşlik eden diğer anormallikler yoktur. Buna karşılık, genel şekil, paratiroid bezlerin (bkz. Paratroid Hormonu) aşırı çalışması sonucu belirir. Tahmin edileceği gibi, kemikler bu durumda çok çabuk kırılabilir. Ayrıca, kalsiyum dengesinin bozulması sonucu, böbrek taşlan oluşur.
-
FITIK
FITIK (Herni). Bir organın tamamının veya bir kısmının, normalde içinde bulunduğu vücut bölmesinden dışarı çıkmasıdır. İnsan vücudunda, baş, göğüs ve karın gibi belirli bazı bölmeler vardır. Birkaç bölmeden birden geçen önemli oluşumlar da bulunur: Kan damarları karından bacaklara, spermatik kordon karından testise, ösofagus da göğüsten karın üst bölümüne geçer. Bu organların geçtikleri noktalarda, bölmeler arası duvarlarda açıklıklar vardır ve bu açıklıklar da fıtık oluşumu için elverişlidir. Fıtıklar çeşitli olup, her birini ayrı başlık altında incelemekte yarar vardır:
1. Kasık fıtığı: En sık görülen fıtıktır. Doğuştan veya sonradan, doğrudan veya dolaylı olabilir. Doğuştan olanda, karın duvarında doğuştan bir zayıflık olup, uzun süreli öksürük, ıkınma, ağır yük kaldırma gibi karm içi basıncını artıran hallerde, karm duvarı bir noktada açılır. Sonradan oluşan tipte, yaşlanma gibi bir nedenle, karın duvarı zayıflamıştır ve basınca dayanıksızdır. Bu tip fıtık, erkeklerde daha fazla görülür.
Dolaylı doğuştan fıtık: En çok görülen tipidir. Gelişim sırasında, erbezinin karından skrotum’a (erbezi torbasına) iniş yolu erişkinde, kasık kanalı olarak devam eder ve içinde spermatik kordon, bunun kılıfları ve kan damarları bulunur. Karından, skrotum’a geçiş noktasında doğuştan bir zayıflık vardır ve fıtık oluşumunda, periton’dan bir kese, içindeki barsak veya omentum (barsak-larm önünde, bir önlük gibi sarkan yağlı zanmsı doku) bölümü ile, bu sözü edilen kanalda uzanır.
Belirtileri: Kasıktaki şişkinlikle birlikte beliren sancıdır. Şişkinlik ya devamlıdır ya da ıkınma, öksürme gibi hallerde ortaya çıkar. Devamlı şişkinlik, özellikle ayakta dik durulduğunda, belirlidir.
Doğrudan kasık fıtığı: Bu tip, genellikle sonradan oluşur ve kasık kanalı bölgesi kaslarındaki bir zayıflıktan ötürü ortaya çıkar. Bu zayıf noktadan, barsak-lar ve omentum dışarı doğru bir şişkinlik yapar ve bu şişkinlik de karm kaslarının daha çok gevşemesine yol açar.
Belirtileri: Kasıkta şişkinlik ve rahatsızlık duygusu. Doğrudan ve dolaylı fıtıkların farkları, oluşumlarında olup, pratik değeri yoktur; çünkü, tedavi iki durumda da aynıdır. Tedavi: Fıtığın yerine yerleştirilmesi ve onarımı için en iyi tedavi, ameliyattır. Hasta, herhangi bir nedenden, ameliyat olamayacak durumdaysa, fıtık bağı kullanılabilir. Fıtık bağı, ancak, fıtık yerine itildikten sonra konur. Bundan ötürü, fıtık bağı, daima hasta yatar durumdayken uygulanır ve bağın çıkarılması, ancak fıtık yeniden yerinden çıkarsa veya hasta yatarken mümkündür. Genellikle, fıtık bağı rahatsa, görevini gereği gibi yapmıyor demektir. Fıtık bağı, çelik bir yayla kuvvetlendirilmiş, bel kemerine bağlı bir yastıktır.
2. Femoral fıtık: Bu fıtık, kadınlarda, erkeklerde olduğundan fazla görülür. Burada, fıtık, kasık bağının altındadır ve aşağı, üst bacak bölgesine doğru iner. Belirtileri: Burada da, kasıkta bir şişkinlik vardır, fakat kasık fıtığından daha aşağıdadır ve cinsel organlara kadar uzanmaz.
Tedavi: Burada, fıtık bağı tamamen etkisiz olduğundan ve bu tip fıtığın boğulma olasılığının fazlalığından, tek tedavi yöntemi, cerrahidir.
3. Göbek fıtığı (Umbilikal fıtık): Gerçek göbek fıtığına en çok çocuklarda rastlanır. Gerçek göbek fıtığına çok benzeyan, ama onun gibi göbekten değil de, göbeğin hemen üstünden, karm orta çizgisinden dışarı çıkıntı yapan para-umbilikal fıtık vardır ki, bu da çocuklarda görülmektedir. İki tipin arasındaki fark, gerçek göbek fıtığının kendiliğinden kapanması beklenebilirken, para-umbilikal fıtık onarımının ameliyat gerektirmesidir. Para-umbilikal fıtık, yaşlı kadınlarda da görülebilir.
Tedavi: Gerçek göbek fıtığının kendiliğinden düzelmesi beklenir. Bazıları, bunun üzerine bir madeni para bastırıp bağlamanın yardımcı olduğu kanısındadır ama, bu önlemin etkili olduğuna inanmak zordur. Çocuklarda, para-umbilikal fıtık, ameliyatla düzeltilir, ama bu tip fıtığın sıkışmasına pek rastlanmadığın dan, ameliyat için çocuğun 4 yaşma gelmesi beklenebilir. Yaşlılarda, para-um-bilikal fıtıkların ameliyatla tedavisinde cerrahın ustalığı şarttır.
4. İnsizyon fıtığı: Burada, fıtık, karın duvarının geçirilmiş bir ameliyat yerinden zayıflamış olmasıyla oluşur; orta ve ileri yaşlarda görülür. Ameliyata salık verilirse de, pek pratik olmayabilir. Bu vakalarda, fıtığı yerinde tutmak amacıyla hastanın sıkı bir kemer takması gerekir.
5. Epigastrik fıtık: Karın orta çizgisi üzerinde, göbekle göğüs kemiği alt ucu arasında oluşan bir yağ fıtığıdır. Bazen ağrılı ve duyarlı olan bu fıtığın büyük olduğu hallerde, içinde barsak veya omen-tum da bulunabilir. Bu fıtığın uyandırdığı sancı, mide ülseri sancısını andırır.
6. Diyagragmatik fıtık (Hiatus fıtığı): Genellikle, orta ve ileri yaşlarda da yemek boruları ileri derecede kısa olan çocuklarda görülebilen ve midenin kardiya adı verilen üst kısmını ilgilendiren bir fıtıktır.
Belirtileri: En sık rastlanan belirtisi, midede ekşime duygusudur. Yutma
Hiatus fıtığı. Baryum kontrast maddesiyle, midenin kardya kısmında diyafram tarafından yapılmış bir çentik görülmektedir. güçlüğü, geğirme ve gaz da genellikle vardır. Çocukta, hafif kanlı kusmalar görülebilir.
Tedavi: Çocukta, gece ve gündüz, çocuğun dik tutulmasına ve katı gıda verilmesine dikkat edilir. Ender hallerde, mide, kann üst bölümündeki normal yerine inmezse, göğüs duvarı yolundan ameliyat edilip, fıtık, yerine yerleştirilir. Erişkinlerde, fazla şişmanların zayıflaması, sıkı giysilerden kaçınılması ve gece ‘yatakta oturulması salık verilir. Yukarda anlatılan diğer fıtıkların tersine, burada en kötü pozisyon, yatmaktır. Gazın nedeni, hava yutmak olup, bunun tedavisi “Aerofaji” konusunda anlatılmıştır. Magnezyum trisilikat gibi alkalilerle, yemek borusu tahrişinin giderilmesi ve uygun bir dinleme süresi gibi önlemler sonuç vermediği takdirde, ameliyat gereklidir.
fıtığın yerine yerleştirilmesi: Karın boşluğuna yeniden konabilen fıtıklara “yerleştirilebilen” (redüktibl) fıtıklar adı verilir. Redüksiyon güçse, hasta yatar duruma getirilmelidir. Yerine konamayan fıtıklar, “yerleştirilemeyen” (irredüktibl) fıtıklardır ve aşağıda anlatılacak iki sınıftan birine girerler.
İnkarsere (sıkışmış) fıtıklar: Fıtık oluşumu, çıktığı delikten geri itilemezse, in-karsere’dir denir. Örneğin, çıkarken boş olan barsak parçası, fıtık kesesi içindeyken dolarsa, sıkışır ve geri itilemez. Burada, dikkat edilecek özellik, inkarsere fıtıktaki barsak parçasının canlı ve kan dolaşımının tam olmasıdır.
Strangüle (boğulmuş) fıtıklar: Fıtık kesesi içindeki oluşumlar, fıtık deliği tarafından boğulmuş ve kan dolaşımları durmuştur. Kan dolaşımının kesilmesinin etkisiyle ölen ya da ölmekte olan fıtık kesesi içi organ parçalan daha da şişer ve boğulma olayını artırır. Kangren başladığından, acil bir ameliyatla ölü parçaların çıkartılması gerekir. Fıtık boğuldukça, ağrısı ve şişkinliği artar ve üzerindeki deri kızarabilir.
Femoral fıtıklarda, özel bir boğulma şekli söz konusudur: Barsak duvarının bir parçası, fıtık kesesi içinde boğulur. Bu fıtık şekli, Richter fıtığı adını alır ve teşhisi, barsak tıkanması tam olmadığından, güç olabilir. -
FETUS
FETUS. Ana rahminde bulunan çocuğa, insana benzer şekle gelişiyle, doğuşu arasındaki sürede verilen addır. Bu devreden önce ise, gelişmekte olan bu organizma, cenin adını alır. Yumurta, fallop borusunda (bkz.) döllenir ve ilk hafta içinde rahim boyu 12,7 mm.’yi bulur. 4’üncü hafta sonunda, cenin; virgülü andırırcasına bükülür ve üzerinde, kulak, kol ve bacakları yapacak olan tomurcuklar belirir. Bunu izleyen haftada, gözler ortaya çıkar ve kol, bacak bölümleri belirlenir. 2’nci ayın sonunda, cenin kesin olarak, insana benzer; burnu, ayrı ayrı parmaklan vardır ve o zamana kadar çok belirli olan kuyruk, bir artık organ halini almıştır. 3’üncü ayda, kol ve bacaklar tam şekillenir, tırnaklar belirir ve cinsiyeti kesinleşir. 4’üncü ayda, fetus 101-152 mm. uzunluğundadır, saç-lanmış ve bacaklar, diğer bölümlere göre uzamıştır. 6’ncı ayda, 305 mm. olan fetusta, kirpik ve kaşlar çıkmıştır. Bir ay sonra da, gözler açılır ve doğan fetus, yaşatılabilir. 8 ve 9’uncu aylarda, fe-tusun şişmanladığı ve derisinin normal rengini aldığı görülür. Doğumda normal kilo 2,9-3,4 kg. ve normal boy da 508 mm.’dir.
Doğum öncesi fetus, oksijen ve yiyeceğini ana kanından edinir. Ana-fetus arası bu alışverişi sağlayan, rahim duvarına yapışık, etli bir doku olan plasenta’ dır; ana-fetus dolaşımı arasında doğrudan ilgi yoktur.
Fetus’u plasenta’ya, göbek kordonu bağlar ve bu oluşum, doğumdan sonra körelir.