Kadınlar Sitesi, Gebelik, hamilelik, doğum

Yazar: 13eta

  • FRENGİNİN Nedeni

    FRENGİNİN Nedeni: Enfekte biriyle cinsel ilişki­de bulunmak, ya da fetus’un, enfekte anneden hastalığı almasıdır. Etken mik-ro-organizma, Treponema pallidum”dur. Bu, bir spiroket olup, ısı değişiklikle­rinde veya nemli ortamda hemen ölür. Belirtileri: Hastalığın üç evresi vardır. Birinci evre, hastalığı kaptıktan 3-4 hafta sonra başlar. Belirtileri, has­talıklı bölgede (dış üreme organları, du­dak, parmak) sert bir yara (şankr), ilgili bölgenin lenf bezlerinin şişmesidir. Bu yarayla, şişkin lenf bezleri, ağrılı değil­dir, bkz. Hunter Şankrı veya Yumuşak Şankr.
    Teşhis, yara akıntısında yapılan mik-roskopik inceleme sonucu konabilir. İkinci evreye gelene kadar, kan tahlil­leri pozitif olmayabilir. İkinci evre, şan-krın belirmesinden 3-4 hafta sonra baş­lar. Bu evrede, tüm gövdede, avuçlar, tabanlar ve alında (burada corona ve-neris adını alır), 1-2 haftada oluşan, bakır rengi dert döküntüsü belirir. Ağız ve boğazda, görünümü sümüklüböcek izi­ni andıran yaralar oluşur ve boğaz ağ­rır. Bu belirtiler kaybolup yeniden or­taya çıkabilir. Kan tahlilleri (Kahn, V. D.R.L. ve Wassermann) artık pozitif-leşmiştir. Üçüncü evrede, hastalık artık bulaşıcı değildir. Bu evrenin tipik balirtisi, gom adım alan granülomlarm (bkz.) oluşmasıdır. Gomlarm en çok gö­rüldüğü bölge, aort’tur. Burada, granü-lomatoz reaksiyon, aort iltihabına, aort kapağı bozukluğuna, koroner atarda­marların ağızlarının daralmasına ve anev­rizmaya yol açar. Gomlar, ayrıca, mer­kez sinir sisteminde, meninslerde de gö­rülür. Merkez sinir sisteminin en tipik frengi belirtisi, paralizi jeneral (bkz.) ve tabes dorsalis’tir (lokomotör ataksi’dir) (bkz.).
    Frengi, tüm vücuda yayıldığından, ba­zı hastalıkları taklit edebilir. Hasta, her kim olursa olsun, kanında düzenli fren­gi testleri yapılmalıdır. Aksi halde, so­rumluluk doktorundur. Özellikle, bütün gebe kadınlarda bu testler yapılmalıdır. Bu sayede, doğuştan frengi olasılığı sap­tanabilir. Bu yapılmadığı takdirde, bazen doğuştan frengili çocuklarda, doğuş­ta var olan belirtiler hafif olduğundan, dikkati çekmeyebilir ve yıllar sonra, has­talığın varlığı, genellikle, görmeyi en­gelleyen interstisyel keratit halinde be­lirir.
    Tedavi: En etkili ilaç, kas arasına zerk edilen penisilin’dir. Genellikle ve­rilen dozlar, ‘birincil frengide, on gün süreyle, 6 mega ünite; birincil ya da ikincil frengide, kan reaksiyonu pozitif-se, 20 mega ünite; üçüncü devre fren-gideyse, 20 gün süreyle, 20 mega üni­tedir (gerekirse, bu kür tekrarlanabilir). Hastanın, kan ve omurilik sıvısının reak­siyonları izlenir. Hastanın penisiline du­yarlı olması halinde, tetrasiklinler, erit-romisin ya da organik arsenik ve biz­mut bileşikleri kullanılabilir. Başka bir zührevi hastalığa yakalanmış kişilerde, frenginin de bulunup bulunmadığı sap­tanmalıdır. Aksi halde, fark edilmeden, hastalığın en ağır yıkımı yapan üçüncü devresine erişilebilir.

  • FRAMBEZİ

    FRAMBEZİ (Verem dutu). Tropikal ül­kelerde rastlanan bir kronik hastalıktır. Nedeni: Frengi etkeni olan mikro­bu çok andıran, Treponema pertenue adlı bir mikro-organizmadır. Frambezi, sıkı temas sonucu bulaşan bir hastalık ol­makla birlikte, zührevi değildir. Frengi için yapılan kan testleri, bu hastalıkta da pozitiftir.
    Belirtileri: Bulaşmanın olduğu te­mas yerinde bir sivilce belirir ve bu, zamanla büyüyüp, çileği andıran bir çı­ban haline gelir. İkinci evrede, deride birçok çıban belirir, üçüncü evrede ise, yüzde de görülebilen deri yaralan orta­ya çıkar. Hastalık yaygındır, kişinin şek­lini bozar ve en kötü hali, köylerde ya­şayan ilkel halkta görülür. Tedavi: Hastalık, uzun etkili her­hangi bir penisilini (P.A.M., yani % 2 alüminyum monostereate’lı procaine benzyl penicillin) bir defa enjekte et­mekle iyileşir, ama deride izleri kalır. Treponema pertenu, tetrasiklinlere karşı da duyarlıdır.

  • FOSFOR

    Geçmişte, fosforla ve kibrit yapımıyla uğraşan kişilerde görülebilen fosfor zehirlenmesi sonucu, altçene kan­grenleşmekteydi. Günümüzde, bu duru­ma rastlanmamaktadır, fakat ender de olsa, fare zehiri yenmesi sonucu hasta­lanma ve ölüm görülmektedir. Bu ze­hirlenmenin tipik belirtileri, ağır kara­ciğer yıkımına yol açan tahriş edici bir maddenin yenmesine ilişkin belirtilerdir. Fosforik asit birçok toniğin yapısında vardır, fakat hiçbir etkisi yoktur. Bu maddenin yararlı olacağına ilişkin yan­lış bir kanı, sinir dokusunda fosfor bu­lunmasından doğmuştur. Eski bir ina­nışa göre, nevroz; sinir dokusunun yo­rulmasına bağlı bir durumdur ve bun­dan ötürü, nörotiklerin fosfora gereksi­nimi vardır. Tabii ki bu inanış artık ge­çerli değildir. Yiyecek maddelerinde ve vücutta, fosfor çok fazla bulunan bir madde olduğundan, idrarla, normal ola­rak, fosfatlar da atılır. İdrar, alkalik olduğu zamanlar, içindeki fosfatlardan ötürü bulanık görülür ve bu durum yer­siz endişeye yol açar.

  • Foramen Nedir?

    Foramen Nedir?

    Foramen Nedir?

    Özellikle kemiklerde görü­len ve içinden kan damarları veya si­nirlerin geçmesine yarayan doğal bir açık­lık ya da deliktir. Vücuttaki en büyük foramen, kafatası tabanında bulunan, içinden omuriliğin geçtiği foramen magnum’dur.

    Foramen hastalığından bahsetmeden önce tıptan ve tıp biliminin gelişmesinden bahsetmek daha doğru olacaktır. Çağımızda tıp bilimi oldukça gelişmiş durumdadır. Hastalık türleri yaşadığımız modern çağda bilimin de ilerlemesi ile daha çok tanınır, bilinir hale gelmiş ve bu hastalıklar doğrultusunda tedavi yöntemleri geliştirilmiştir. Hatta öyle ki geçmiş dönemlerde kanser hastalığı bile çaresiz, tedavisi olmayan bir hastalık olarak görülürken çağımızda tedavi edilebilmektedir.

    Hastalıkların birçok nedeni olabilmektedir. Bu nedenlerin başında sağlıksız beslenme, uygun olmayan GDO’lu gıdalar, Foramen Nedirkonserve beslenme alışkanlığı vb. nedenlerle eski dönemlere göre artık insanlar hastalıklara daha çok yakalanmaktadır. Bunları ortadan kaldırmak için birçok tedavi yöntemi geliştirilmiştir. İnsanlar hastalıklara yakalanmamak için daha doğal daha sağlıklı, yiyecek ve içeceklere yönelmişlerdir.

    Foramen tıpta sıkça kullanılan terimlerden biridir. Foramen’in birçok anlamı vardır. Genel anlamıyla bahsedecek olursak foramen ‘’delik’’ demektir. Foramen delik var olan bir boşluğu başka bir boşlukla birleştiren delik veya bir kanalın ağzına denir. Foramen’in birçok çeşidi bulunmaktadır. Hepsi olmasa da birkaçından bahsetmek gerekirse;

    ForamenMagnum: Vücudumuzdaki kafatasının alt kısmında bulunan boyun deliğine denir.

    Foramen Ovale: Doğum öncesinde kalbin sağ ve sol kulakçıkları arasında bulunan oval şeklindeki delik. Bu delik doğumdan 3-5 ay sonra kapanmaktadır.

    Foramen Mandibular: Alt çenede bulunan altçene kemik deliği.

    ForamenMental: Çene ucunda bulunan kemik.

    ForamenFalatine: Damak deliği manasına gelir.

  • FLUOR

    FLUOR. Halojen serisi (klor, brom ve iyot’un bulunduğu grup) elementlerinden biridir; kemik ve dişlerin doğal olarak bileşiminde bulunur. Günümüzde, fluor ile ilgili tartışmalardan en büyüğü, diş çürümelerinin önlenmesi için içme su­larına fluor eklenip eklenmemesi konu­sunda yapılmaktadır. İçinde, milyonda bir oranında fluor bulunan su kullanan­ların dişlerinin çürüme olağanlığının,fluorsuz su kullananlarınkinden daha az olduğu gösterilmiştir. Buna karşılık, su­ların fluorlanmasına karşı olanların ileri sürdükleri iddialar: 1. Kişiler, istesin ve­ya istemesin, sularına ek bir maddenin katılması, her türlü ahlak kuralının dı­şındadır, 2. Fluorin’in dişleri çürümek-ten koruduğu tam kanıtlanmış değildir ve ayrıca, dişlerde lekeler oluşturabildi-ği gibi, fazla miktarlarda, zehirleyici et­kisi de vardır, şeklindedir.
    Suların fluorlanması taraftarlarına gö­re ise: 1. İçme sularına zaten, kişilerin istekleri sorulmaksızm, mikrop öldürü­cü kimyasal maddeler katılmaktadır, 2. Fluor’un dişleri koruyucu etkisi kuş­kusuzdur ve kullanılacağı az miktarlar­da, ne dişleri lekeler, ne de kişileri zehir­ler. Gerçekten, yaşama sürelerince fluor-lu su içenlerde diş çürüme olağanlığı, herhangi bir kişiden % 66 azdır.

  • FLATULANS

    FLATULANS. Mide veya barsaklarda mideye geren, karında gurultulara ne­den olan, dolgunluk ve rahatsızlık duy­gularını yaratan gaza veya anus’tan ya da ağızdan (geğirme şeklinde) hava çı­kartılmasına verilen addır. Flatulans va­kalarının çoğunda neden, hastanın hava­yı dışarı atmaya gayret etmesi sırasında hava yutmasıdır. Bu duruma yatkınlık, genellikle sindirim bozukluğundan doğ-maktaysa da, havanın yutulmasından vazgeçilmedikçe, gaz giderilemez. Bun­dan ötürü, sindirim bozukluğu tedavi edilmeli, fakat bunun yanı sıra, hava yutma alışkanlığıyla mücadeleye önem verilmelidir. Barsaklardaki gaz, genel­likle mide kaynaklıdır, fakat bazen, özel­likle safra akışını engelleyen karaciğer ve safra kesesi hastalıklarında, barsakta yiyeceklerin kokuşması sonucu da or­taya çıkabilir. Flatulans’m bu tipi, özel tıbbi bakım gerektirir.

  • FİSTÜL

    FİSTÜL. Doğal bir boşlukla, vücut yü­zeyi veya iki doğal boşluk arasındaki anormal geçittir. (Barsak ve deri yüzeyi ya da mesane ile barsak arası gibi). Bu durum, doğuştan olabilir bademcik bölgesiyle boyun yüzeyi arası fistüllü doğan çocuklarda olduğu gibİ veya bir kanalın tıkanması sonucu oluşabilir tükürük kanalının tıkanması sonucu tükürüğün yanak yüzeyinde görülmesi durumunda olduğu gibi, yaralanmalar sonucu oluşabilir yırtılmış üretradan fistülün oluşması ve idrarın deri üstün­de belirmesi gibi; hastalık sonucu mey­dana gelebilir bir pelvis tümörü veya absesi sonucu, kalmbarsak ile mesane arası fistülün oluşması gibi. En sık rastlanan fistül, rektum’un alt bölümü ile anus’u çevreleyen deri arası olanıdır ve genellikle o bölgedeki bir abseden (tü­berküloz veya adi abse) ötürü oluşur. Vakalarm çoğunda, normal yolların de­vamlılığının yeniden sağlanmasıyla, fis­tül iyileşir, fakat anus çevresinde bulu­nanların, dışkıyla devamlı enfekte olduk­larından, iyileşmesi daha zordur. Bu du­rumda, ufak bir ameliyat gereklidir ve yaranın ilk iyileşen bölümünün, en de­rin bölgesi olmasına dikkat edilmeli ve kabuğun sağlam olması sağlanmalıdır.

  • FİSSÜRÜN Nedeni

    FİSSÜRÜN Nedeni: Ağızda, çeşitli etkenlerle, ufak fissürler belirebilir. Bunlar, ağızla birlikte devamlı hareket halinde oldukla­rından ve içinde bakteri bulunan tükü­rükle bulaştıklarından, iyileşmeleri uzun sürer. Özellikle, soğuk havalarda, ağız fissürlerine sık rastlanır.
    Anus fissürleri, genellikle katı ve sert dışkının, anus mukozasını yırtmasıyla oluşur. Her dışkı çıkışında, oluşmuş bir fissür yeniden açılır ve dışkı ile enfekte olabilir.
    Belirtileri: Anus fissürleri çok ağ­rılıdır. Dışkılama sırasında hasta, çok fazla sancılandığından, kendini tutar ve sonuçta kabızlık belirir. Anus çevresin­de hafif bir kanama ve kaşıntı olabilir. Ağız kenarı çatlakları, hem rahatsız edi­ci, hem de görünüşü bozan yaralardır. Tedavi: Ağız kenarı çatlaklarında, yüz ve ağız temiz tutulmalı ve hasta, fis-sürü yalamaktan kaçınmalıdır. Belirli bir diş enfeksiyonu varsa, tedavi edilmeli­dir. Bazen, gümüş nitrat uygulanmasıy­la fissür iyileşebilir. Anus fissürlerinde, dışkının yumuşak ve dışkılamanın dü­zenli olması sağlanmalı ve hafif vakalar­da uyuşturucu bir merhem sürülmelidir. Anus ve çevresi temiz tutulmalı ve her dışkılamadan sonra yıkanmalıdır. Daha ağır vakalarda, genel narkoz altında, anus dilatasyonu ve hatta fissür ve çevresin­deki derinin cerrahi yöntemlerle çıkartıl­ması gerekebilir; ameliyat yarası birkaç haftada iyileşir.

  • FİLARYAZİS

    FİLARYAZİS. Filarya adı verilen çok küçük solucanların yaptığı bir enfeksi­yondur. Bu solucanlar, 2-50 cm. uzun­luğunda, kalınca bir iplik inceliğindedir. Erişkin dişi filarya’dan, kanda dağılan ve mikrofilarya adı verilen larvalar çı­kar. Enfekte bir kişiyi sokan bir böcek, bu mikrofilaryaları da emer ve mikrofi-laryalar, böceğin içinde filarya haline gelirler. Şimdi, filaryaları taşıyan bu bö­ceğin soktuğu insana, filarya aşılanmış olur.
    Filarya çeşitleri: (İnsanı enfekte edebi­lenleri): Wuchereria bancrofti, Brugia malayi, Onchocerca volvulus ve Loa loa’ dır. Bunlar, tropikal ve subtropikal ül­kelerde bulunur. Wuchereria bancrofti ve Brugia malayi, lenf yollarını tıkaya­rak bacakların ve üretim organlarının çok fazla şişmesiyle beliren elefantiyazis (fil hastalığı), etkenleridir. Ara konak, burada bir sivrisinektir.
    Onchocerca volvulus, onchocerciasis hastalığının etkenidir. Bu hastalıkta, deri kaşınır ye kalınlaşır, vücudun çeşitli böl­gelerinde, içinde erişkin filaryaların bu­lunduğu şişkinlikler ortaya çıkar. Bu şiş­kinliklerin, ameliyatla çıkartılması gere­kir, çünkü kaldıkları hallerde, enfeksi­yonun tekrarlanmasına neden olurlar. Onchocerciasis, gözlerde yapabildiği yı­kımdan ötürü, Afrika nehir körlüğü has­talığı adını da alır. Bu enfeksiyona, Orta ye Batı Afrika ile Güney ve Orta Ame­rika’da sık rastlanır. Ara konak, Simu-lium adlı manda sivrisineğidir ve mikro-filaryalara, kan yerine deride rastlanır. Loa loa, bir Batı Afrika filaryasıdır. Bu­nun ara konağı olan mango sineği, siv­risineklerin tersine, insanları gündüzleri sokar. Loa loa’da, deride, Calabar şiş­kinlikleri adı verilen kabartılar belirir ve zaman zaman, filaryaların göz kon-junktivası içinde hareket ettikleri görü­lebilir. Tedavi: Çeşitli isimler altında satı­lan diethylcarbamazine, kan ve derideki mikrofilaryalan öldürür, fakat erişkin solucanlara, özellikle Önchocerca’ya kar­şı etkisizdir. Diethylcarbamazine almak­ta olan hastalar, ölü mikrofilaryalara karşı ateş, baş ağrısı ve genel halsizlik gibi allerjik reaksiyon belirtileri gösterebilirler. Onchocerca enfeksiyonlarında, göz de hastalanabilir ve deride aşın bir kaşıntı görülür. Onchocerciasis’te, için­de erişkin solucanların bulunduğu şişkin­likler, cerrahi yolla alınır. Diethylcarba-mazine’e karşı şiddetli reaksiyon olduğu hallerde, hastaya kortikosteroidler veri­lir. İnatçı Onchocerca enfeksiyonların­da bazen suramin adlı ilaç damar içi yoldan verilir, fakat bu ilacın böbrekler­de bozukluk yapabileceği de bilinmeli­dir.

  • FİBROKİSTİK HASTALIK

    FİBROKİSTİK HASTALIK. Araların­da kistik boşluklar bulunan bağdokunun aşırı büyümesi şeklinde beliren bir has­talıktır. Pankreas’ın fibrokistik hastalığı, karışık kalıtsal bir durumdur ve hasta­daki diğer anormallikler bu duruma eş­lik eder. Hastalık, karaciğeri de tutar. En kötüsü, hastada devamlı olarak ak­ciğerin stafilokok enfeksiyonu görülür ve hastanın düzenli olarak antibiyotik kul­lanması gerekir; buna rağmen, durum pek düzelemez. Çünkü genellikle, stafi-lokoklar, kullanılan her antibiyotiğe kar­şı direnç kazanır. Vakaların çoğunda, çocukluk çağında hasta, akciğer enfek­siyonundan ölür. Yaşayabilenler ise, ge­nellikle buluğ çağında akciğer enfeksi­yonundan ötürü beliren kalp yetmezli­ğinden ölür. Kemikteki fibrokistik hastalık lokalize (yerleşmiş) ve genel olmak üzere iki şe­kilde belirir. Lokalize sekile eşlik eden diğer anormallikler yoktur. Buna kar­şılık, genel şekil, paratiroid bezlerin (bkz. Paratroid Hormonu) aşırı çalışması so­nucu belirir. Tahmin edileceği gibi, ke­mikler bu durumda çok çabuk kırılabi­lir. Ayrıca, kalsiyum dengesinin bozul­ması sonucu, böbrek taşlan oluşur.

  • FITIK

    FITIK (Herni). Bir organın tamamının veya bir kısmının, normalde içinde bu­lunduğu vücut bölmesinden dışarı çık­masıdır. İnsan vücudunda, baş, göğüs ve karın gibi belirli bazı bölmeler var­dır. Birkaç bölmeden birden geçen önem­li oluşumlar da bulunur: Kan damarları karından bacaklara, spermatik kordon karından testise, ösofagus da göğüsten karın üst bölümüne geçer. Bu organla­rın geçtikleri noktalarda, bölmeler arası duvarlarda açıklıklar vardır ve bu açık­lıklar da fıtık oluşumu için elverişlidir. Fıtıklar çeşitli olup, her birini ayrı baş­lık altında incelemekte yarar vardır:
    1. Kasık fıtığı: En sık görülen fıtıktır. Doğuştan veya sonradan, doğrudan veya dolaylı olabilir. Doğuştan olanda, karın duvarında doğuştan bir zayıflık olup, uzun süreli öksürük, ıkınma, ağır yük kaldırma gibi karm içi basıncını artıran hallerde, karm duvarı bir noktada açı­lır. Sonradan oluşan tipte, yaşlanma gibi bir nedenle, karın duvarı zayıflamıştır ve basınca dayanıksızdır. Bu tip fıtık, erkeklerde daha fazla görülür.
    Dolaylı doğuştan fıtık: En çok görülen tipidir. Gelişim sırasında, erbezinin ka­rından skrotum’a (erbezi torbasına) iniş yolu erişkinde, kasık kanalı olarak de­vam eder ve içinde spermatik kordon, bunun kılıfları ve kan damarları bulu­nur. Karından, skrotum’a geçiş nokta­sında doğuştan bir zayıflık vardır ve fı­tık oluşumunda, periton’dan bir kese, içindeki barsak veya omentum (barsak-larm önünde, bir önlük gibi sarkan yağlı zanmsı doku) bölümü ile, bu sözü edi­len kanalda uzanır.
    Belirtileri: Kasıktaki şişkinlikle birlikte beliren sancıdır. Şişkinlik ya de­vamlıdır ya da ıkınma, öksürme gibi hal­lerde ortaya çıkar. Devamlı şişkinlik, özellikle ayakta dik durulduğunda, be­lirlidir.
    Doğrudan kasık fıtığı: Bu tip, genellik­le sonradan oluşur ve kasık kanalı böl­gesi kaslarındaki bir zayıflıktan ötürü ortaya çıkar. Bu zayıf noktadan, barsak-lar ve omentum dışarı doğru bir şişkinlik yapar ve bu şişkinlik de karm kaslarının daha çok gevşemesine yol açar.
    Belirtileri: Kasıkta şişkinlik ve ra­hatsızlık duygusu. Doğrudan ve dolaylı fıtıkların farkları, oluşumlarında olup, pratik değeri yoktur; çünkü, tedavi iki durumda da aynıdır. Tedavi: Fıtığın yerine yerleştirilmesi ve onarımı için en iyi tedavi, ameliyattır. Hasta, herhangi bir nedenden, ameliyat olamayacak durumdaysa, fıtık bağı kul­lanılabilir. Fıtık bağı, ancak, fıtık yeri­ne itildikten sonra konur. Bundan ötü­rü, fıtık bağı, daima hasta yatar durum­dayken uygulanır ve bağın çıkarılması, ancak fıtık yeniden yerinden çıkarsa ve­ya hasta yatarken mümkündür. Genel­likle, fıtık bağı rahatsa, görevini gereği gibi yapmıyor demektir. Fıtık bağı, çe­lik bir yayla kuvvetlendirilmiş, bel ke­merine bağlı bir yastıktır.
    2. Femoral fıtık: Bu fıtık, kadınlarda, erkeklerde olduğundan fazla görülür. Burada, fıtık, kasık bağının altındadır ve aşağı, üst bacak bölgesine doğru iner. Belirtileri: Burada da, kasıkta bir şişkinlik vardır, fakat kasık fıtığından daha aşağıdadır ve cinsel organlara ka­dar uzanmaz.
    Tedavi: Burada, fıtık bağı tamamen etkisiz olduğundan ve bu tip fıtığın bo­ğulma olasılığının fazlalığından, tek te­davi yöntemi, cerrahidir.
    3. Göbek fıtığı (Umbilikal fıtık): Gerçek göbek fıtığına en çok çocuklarda rastla­nır. Gerçek göbek fıtığına çok benzeyan, ama onun gibi göbekten değil de, göbe­ğin hemen üstünden, karm orta çizgisin­den dışarı çıkıntı yapan para-umbilikal fıtık vardır ki, bu da çocuklarda görül­mektedir. İki tipin arasındaki fark, ger­çek göbek fıtığının kendiliğinden kapan­ması beklenebilirken, para-umbilikal fı­tık onarımının ameliyat gerektirmesidir. Para-umbilikal fıtık, yaşlı kadınlarda da görülebilir.
    Tedavi: Gerçek göbek fıtığının ken­diliğinden düzelmesi beklenir. Bazıları, bunun üzerine bir madeni para bastırıp bağlamanın yardımcı olduğu kanısında­dır ama, bu önlemin etkili olduğuna inan­mak zordur. Çocuklarda, para-umbilikal fıtık, ameliyatla düzeltilir, ama bu tip fıtığın sıkışmasına pek rastlanmadığın dan, ameliyat için çocuğun 4 yaşma gel­mesi beklenebilir. Yaşlılarda, para-um-bilikal fıtıkların ameliyatla tedavisinde cerrahın ustalığı şarttır.
    4. İnsizyon fıtığı: Burada, fıtık, karın du­varının geçirilmiş bir ameliyat yerinden zayıflamış olmasıyla oluşur; orta ve ileri yaşlarda görülür. Ameliyata salık veri­lirse de, pek pratik olmayabilir. Bu va­kalarda, fıtığı yerinde tutmak amacıyla hastanın sıkı bir kemer takması gerekir.
    5. Epigastrik fıtık: Karın orta çizgisi üze­rinde, göbekle göğüs kemiği alt ucu ara­sında oluşan bir yağ fıtığıdır. Bazen ağ­rılı ve duyarlı olan bu fıtığın büyük ol­duğu hallerde, içinde barsak veya omen-tum da bulunabilir. Bu fıtığın uyandır­dığı sancı, mide ülseri sancısını andırır.
    6. Diyagragmatik fıtık (Hiatus fıtığı): Ge­nellikle, orta ve ileri yaşlarda da yemek boruları ileri derecede kısa olan çocuk­larda görülebilen ve midenin kardiya adı verilen üst kısmını ilgilendiren bir fıtık­tır.
    Belirtileri: En sık rastlanan belir­tisi, midede ekşime duygusudur. Yutma
    Hiatus fıtığı. Baryum kontrast maddesiyle, mi­denin kardya kısmında diyafram tarafından yapılmış bir çentik görülmektedir. güçlüğü, geğirme ve gaz da genellikle vardır. Çocukta, hafif kanlı kusmalar görülebilir.
    Tedavi: Çocukta, gece ve gündüz, çocuğun dik tutulmasına ve katı gıda verilmesine dikkat edilir. Ender hallerde, mide, kann üst bölümündeki normal ye­rine inmezse, göğüs duvarı yolundan ameliyat edilip, fıtık, yerine yerleştirilir. Erişkinlerde, fazla şişmanların zayıfla­ması, sıkı giysilerden kaçınılması ve ge­ce ‘yatakta oturulması salık verilir. Yu­karda anlatılan diğer fıtıkların tersine, burada en kötü pozisyon, yatmaktır. Ga­zın nedeni, hava yutmak olup, bunun te­davisi “Aerofaji” konusunda anlatılmış­tır. Magnezyum trisilikat gibi alkaliler­le, yemek borusu tahrişinin giderilmesi ve uygun bir dinleme süresi gibi önlem­ler sonuç vermediği takdirde, ameliyat gereklidir.
    fıtığın yerine yerleştirilmesi: Karın boş­luğuna yeniden konabilen fıtıklara “yer­leştirilebilen” (redüktibl) fıtıklar adı ve­rilir. Redüksiyon güçse, hasta yatar du­ruma getirilmelidir. Yerine konamayan fıtıklar, “yerleştirilemeyen” (irredüktibl) fıtıklardır ve aşağıda anlatılacak iki sı­nıftan birine girerler.
    İnkarsere (sıkışmış) fıtıklar: Fıtık oluşu­mu, çıktığı delikten geri itilemezse, in-karsere’dir denir. Örneğin, çıkarken boş olan barsak parçası, fıtık kesesi içindey­ken dolarsa, sıkışır ve geri itilemez. Bu­rada, dikkat edilecek özellik, inkarsere fıtıktaki barsak parçasının canlı ve kan dolaşımının tam olmasıdır.
    Strangüle (boğulmuş) fıtıklar: Fıtık ke­sesi içindeki oluşumlar, fıtık deliği tara­fından boğulmuş ve kan dolaşımları dur­muştur. Kan dolaşımının kesilmesinin et­kisiyle ölen ya da ölmekte olan fıtık ke­sesi içi organ parçalan daha da şişer ve boğulma olayını artırır. Kangren başla­dığından, acil bir ameliyatla ölü parça­ların çıkartılması gerekir. Fıtık boğuldukça, ağrısı ve şişkinliği artar ve üzerin­deki deri kızarabilir.
    Femoral fıtıklarda, özel bir boğulma şekli söz konusudur: Barsak duvarının bir parçası, fıtık kesesi içinde boğulur. Bu fıtık şekli, Richter fıtığı adını alır ve teşhisi, barsak tıkanması tam olma­dığından, güç olabilir.

  • FETUS

    FETUS. Ana rahminde bulunan çocuğa, insana benzer şekle gelişiyle, doğuşu ara­sındaki sürede verilen addır. Bu devre­den önce ise, gelişmekte olan bu orga­nizma, cenin adını alır. Yumurta, fallop borusunda (bkz.) döllenir ve ilk hafta içinde rahim boyu 12,7 mm.’yi bulur. 4’üncü hafta sonunda, cenin; virgülü an­dırırcasına bükülür ve üzerinde, kulak, kol ve bacakları yapacak olan tomur­cuklar belirir. Bunu izleyen haftada, gözler ortaya çıkar ve kol, bacak bölüm­leri belirlenir. 2’nci ayın sonunda, cenin kesin olarak, insana benzer; burnu, ayrı ayrı parmaklan vardır ve o zamana ka­dar çok belirli olan kuyruk, bir artık organ halini almıştır. 3’üncü ayda, kol ve bacaklar tam şekillenir, tırnaklar be­lirir ve cinsiyeti kesinleşir. 4’üncü ayda, fetus 101-152 mm. uzunluğundadır, saç-lanmış ve bacaklar, diğer bölümlere gö­re uzamıştır. 6’ncı ayda, 305 mm. olan fetusta, kirpik ve kaşlar çıkmıştır. Bir ay sonra da, gözler açılır ve doğan fetus, yaşatılabilir. 8 ve 9’uncu aylarda, fe-tusun şişmanladığı ve derisinin normal rengini aldığı görülür. Doğumda nor­mal kilo 2,9-3,4 kg. ve normal boy da 508 mm.’dir.
    Doğum öncesi fetus, oksijen ve yiye­ceğini ana kanından edinir. Ana-fetus arası bu alışverişi sağlayan, rahim duva­rına yapışık, etli bir doku olan plasenta’ dır; ana-fetus dolaşımı arasında doğru­dan ilgi yoktur.
    Fetus’u plasenta’ya, göbek kordonu bağlar ve bu oluşum, doğumdan sonra körelir.