GIRTLAK İLTİHABININ Belirtileri: Kuru, gıdıklayıcı öksürük, kısık, kalın ses, boğazda keçe-lenme duygusu ve hafif ateştir. Ses telleri, kızarmış ve şişmiştir. Tedavi: Ses telleri dinlendirilmelidir. Genellikle, buhar solumak (inhalasyon) ve ılık bir içki yararlıdır. Sigara içmek, durumu hem kötüleştirebilir, hem de aşırı sigara kulanmak, başlı başına larenjit nedeni olabilir. GIRTLAK İLTİHABI, bkz. Larenjit. GİARDİASİS. Giardia lamblia, dört kamçılı (flagellum’lu), tek hücreli organizmalardır. Bunlar, duodenum, safra kanalı ve bazen de incebarsakta bulunur. Özellikle mepacrine’le tedavi edilen çocuklarda ishale neden olurlar. GİNE KURDU. bkz. Dracunculus. GLAUBER TUZU. Müshil olarak kullanılan sodyum sülfattır. Etki yolu, barsak duvarını tahriş şeklinde olmayıp, barsak içine su çekme şeklindedir ve bundan ötürü zararsız bir müshildir. GLİKOJEN. Karaciğer, vücudun gereksinimi oldukça, glikoza dönüşerek kullanılmak üzere 100 gr. kadar glikojen depolamaktadır. Glikoz gereksinimi arttıkça, adrenalin ve glukagon hormonlarının etkisiyle kamçılanan enzim çalışması ile, glikojen yıkılır ve steroid hormonlarının etkisiyle de, glikoz, glikojene dönüşür. Hücrelerin glikoz alması ve belki de karaciğerde glikojen yapımının artması, insülin hormonunun etkisiyle olur. Kaslarda, bol miktarda glikojen bulunur.
Yazar: 13eta
-
GIRTLAK
GIRTLAK (Larinks). Bağlarla desteklenen ve ilişkin kasların yardımıyla hareket eden, oldukça sert bir kıkırdak çatıdan yapılmıştır. İç yüzünü kaplayan mukoza, yukarda, boğaz mukozası, aşağıda ise trakea mukozasıyla devamlıdır. Boynun ön yüzünde, erkekte dıştan görünen gırtlak çıkıntısı vardır. Larinks’in başlıca görevi olan konuşmayı, ses telleri, larinks boşluğunu daraltıp genişlettikçe, oradan geçen havanın titreşimleri yaratmaktadır.
Larinks’teki başlıca hastalıklar üç sınıfa ayrılabilir: Tıkanma, felç ve tümör.
1. Tıkanma:
Nedeni: En sık rastlanan nedenler, larinks kıkırdağını örten zarın absesi (perikondrit), allerjik ödem, boğaz ya da ağız tabanının akut enfeksiyonları, yaralar, yabancı cisimler, yabancı sıvıların ya da buharın yakması, zararlı buharların tahrişidir. Belirtileri: Ani başlayıp, çabuk ilerler. Soluk alma güçlüğü, renk solması, huzursuzluk ve sonradan morarmadır. Tedavi: Acil tedavi gereklidir ve neden hemen ortadan kaldırılmalıdır. Ancak, yaşam tehlikede olduğu takdirde, nedeni yok etmek olanaksızsa, mümkün olan süratle, trakteotomi yapılmalıdır. Bu girişimde, boyun ön aşağı yüzünde bir insizyon yapılıp, trakea kesilir ve içine bir tüp uzatılır. Hasta hemen rahatlar. İleride, neden ortadan kaldırıldıktan sonra, bu açıklık kapatılır ve yine, eskisi gibi, normal yoldan solunum yapılabilir.
2. Felç:
Nedeni: Bulber poliyomiyelit (beyin tabanı poliyomiyeliti), larinks sinirlerinin zedelenmesi (seyrek olarak, tiroid bezi ameliyatlarında), tiroid, yemek borusu, ya da boyun lenf bezlerinin larinks sinirlerini ilgilendiren kanserleridir. Belirtileri: Bir ses telinin felci, sesi kısıklaştırır ve değiştirir, fakat her ikisinin felcinde, ses telleri, larinks boşluğunun içine doğru gevşediğinden, so-. luk vermek değil, fakat soluk almak, ileri derecede güçleşir.
Tedavi: Her iki telin felcinde, ameliyat yapılıp, bir tel açık durumda tespit edilir ve soluk alma kolaylaştırılır.
3. Tümörler: Larinks’te tümöre sık rastlanır ve ilke olarak, iki haftadan uzun bir süre ses kısıklığı görüldüğünde, doktora başvurulur. Larinks tümörlerinin çoğu selimdir. Buna rağmen, çıkartılmaları gerekir. Kanserli tümörlere en sık, ellisinin üstündeki erkeklerde rastlanır ve bunların tedavisinde, hem ameliyat, hem ışın tedavisi gerekir. Bu tümörlerin, aşırı sigara içmek, sesi fazla kullanmak, çok sıcak sıvılar içmek alışkanlığına bağlı olduğu tahmin edilmektedir. Bu vakalarda, yarı ya da tam la-renjektomu yapılır ve tam larenjektomi’ de tüm ses cihazı yok edildiği halde, çeşitli yöntemlerle ses çıkartılması sağlanabilir, bkz. Boğaz ve Hastalıkları. -
GIDA ZEHİRLENMESİ
GIDA ZEHİRLENMESİ. Geçmişte, nedeni gözetilmeksizin, her çeşit ishali tanımlamak için kullanılmış genel bir deyim olan “gıda zehirlenmesi” gerçekte, GIDA ZEHİRLENMESİ
bakterilerle bulaşmış besin maddelerinin neden olduğu barsak hastalıklarına verilen addır.
Nedeni: Besin maddelerinin aşağıda sayılan bakterilerle bulaşmış olmasıdır:
1. Stafilokoklar: Besin maddesi içinde çoğalıp, koloniler oluştururlar. Bakterinin kendisi zararsız olup, salgıladığı toksini (zehirli maddesi) zehirlidir. Stafilokoklar, genellikle, tekrar tekrar pişirilmiş ette, pasta, kıyma gibi fazla ellenmiş besinlerde bulunur. Ellerdeki mikroplu yaralar, bademcik iltihabı veya akıntılı bir kulak hastalığı, stafilokokla-rm kaynaklarıdır.
2. Salmonella grubu bakteriler: Salmo-nella typhi murium genellikle etkendir. Bu gruba ait diğer bakteriler, sığır, domuz gibi hayvansal besin ürünlerinde (yumurta, süt vb.) bulunur.
3. Clostridium welchii: Soğutulup, yeniden ısıtılan ette gelişir. Bu organizmanın sporları ve toksinlerinin (zehirlerinin) bazıları, ısıya dayanıklı olduğundan, yeniden ısıtmayla bunlar etkisizleştirilemez. Bu bakteri, oksijensiz ortamda yaşar. Belirtileri: Stafilokok zehirlenmesi, etkisi süresince çok rahatsız edici olmakla birlikte, akuttur (bkz), çabuk geçer ve kusma ile ishale neden olur. Salmonella zehirlenmesinin kuluçka dönemi ise, daha uzundur (iki saat yerine, iki gün). Hasta ateşlidir, kusma ve ishal vardır. Clostridium vvelchii’nin belirtileri bir gün içinde ortaya çıkar ve hastalar, yaklaşık olarak iki günde iyileşir.
Tedavi: Belirtileri ortadan kaldırmaya yönelik. Antibiyotikler kullanılmaz. Kusma ve ishal önleyici, kaybolan suyu tamamlayıcı önlemler alınır. Basit ilaçlar en etkilileridir, bkz. İshal, Botulizm, Dizanteri.
Önlenmesi: Tropikal ve subtropi-kal bölgelerde, özellikle sebzelerin bulaşmış olduğunu kabul edip, besin maddelerini kullanmadan önce yıkamak akıllıca bir önlemdir. Mümkünse, besin maddeleri, temizliği saptanmış yerlerden alınmalıdır. Besin maddeleri, serin, havalandırılan, sineksiz bir yerde saklanmalı ve bu maddeleri elleyecek kişilerle, kullanılacak tabak, çanak, vb.’nin temizliğine özen gösterilmeli ve besin maddeleriyle ilgilenecekler bu yönde eğitilmelidir. Ev halkından birinde gıda zehirlenmesi belirtilerinin ortaya çıkması, diğer kişilerde de aynı durumun belirebi-leceğine işarettir. Hazırlanış koşullarının bilinmemesi halinde, yaz aylarında, iki kere ısıtılmış yiyecekler yenmemelidir. Bütün dondurulmuş et ve tavuklar çok iyi pişirilmelidir. -
GERİYATRİ
GERİYATRİ (Jeriyatri). Yaşlılık hastalıkları ve sorunlarıyla uğraşan tıp dalıdır. Kelimeyi 1909 yılında ilk ortaya atan, New Yorklu Dr. I. L. Nascher’ dir. Bu doktor, yaşlılığın kaçınılmaz kabul edilmesindense, geciktirilmesi yönünde uğraşılması gerektiğini ortaya atmıştır. II. Dünya Savaşı sonrasına kadar bu sorun ciddiye alınmamış, fakat savaş sonrası, artmış olan yaşlı nüfusun da sorunları gittikçe göze batar olmuştur. Yaşlılık, özellikle, endüstriyel toplumlarda sorun olmaktadır, çünkü, verimi azalan ihtiyarlar, burada maddi yük kabul edilmektedir. Yaşın getirdiği organik ve zihinsel değişiklikler, yavaş gelişmekte ve kişiye göre farklar göstermektedir: Kırsal kesimde ise kollektif toprak işlerinde yaşlılara da bir çalışma imkânı doğmaktadır. Doksanında genç görünenlerle ellisinde yaşlananları hepimiz biliriz. Genellikle yaşlılığa bağlı zihin değişiklikleri, beyin dokusunun, beyin atarlarının dara-lıp, esnekliklerini kaybetmelerinden ötürü, iyi beslenmemesine dayanır. Yakın olayların hatırlanması güçleşir, buna karşılık çok eski anılar canlı kalır. Kişinin duygusallığı arttığından, sık sık gözleri yaşarır ve öteden beri var olan alınganlık vb. gibi özellikleri abartmalı olur. Aşın hallerde, toplum düzenine ilgi kaybolduğundan, ihtiyarın pis olduğu, idrar ve dışkısını kaçırdığı görülür. Bu durumlar, yalnız yaşayan ve yetersiz beslenenlerde, daha da belirginleşir. Yaşlılıkta, vücutta organik değişiklikler olmakla beraber, asıl rahatsızlık, sosyal ilişkilerin kesilmesinden doğar. Bundan ötürü, yaşlı kimseyi yaşama bağlayabilmek için bu tür ilişkileri kuvvetlendirmek gerekir, bkz. İatrojen Hastalıklar.
-
GEN
Kalıtım biliminde, belirgin bir özelliğin kuşaktan kuşağa geçişini kontrol eden faktöre verilen addır. Son yıllarda, bir organizmanın yapı proteinlerinin durumu ve hücrelerinin yapısının, deoksiribo nükleik asit adlı kimyasal madde aracılığıyla dölden döle aktarıldığı öğrenilmiştir. Buna göre, genin, bu çok uzun spiral şekilli deoksiribo nük-leik asit (D.N.A.) molekülünün, kalıtımla ilgili bir bölgesi olduğu kabul edilmektedir.Bugünkü bilgilerimize göre genler, özellikleri kuşaktan kuşağa ileten “ha-berciler”dir. Boy, vücut yapısı, huy ve deri rengi, bir çocuğa anne ve babasından kalıtım yoluyla az ya da çok geçen özelliklerden yalnız birkaçıdır. Binlerce gen tıpkı boncuklar gibi dizilerek bir kromozomu oluştururlar ve vücuttaki her bir hücrenin çekirdeğinde 23 çift kromozom vardır.
Şu halde, çocuğun gelişim biçimi, bazı özellikleri taşıyan genlerin, başka özellikleri taşıyan genlerden daha üstün olmalarına göre değişir. Bu süreç son derece karmaşıktır; örneğin, anne ve babanın her ikisinin de mavi gözlü olmaları, doğacak çocuğun gözlerinin de mutlaka mavi olacağını göstermez.
Çoğu kez, sözgelimi zekâ gibi bir özellikte rol oynayan başlıca faktörün genler mi, yoksa olumlu ortam koşulları mı olduğunu bilmek olanaksızdır. Dolayısıyla, bir çocuğa anne va babasmdaki özellikler aynen geçmez. Kişiler, kendilerine özgü özelliklere sahip olmayı sürdürmektedirler.
Anne ya da babada bulunan bozukluklar da genlerle çocuklara geçebilir. Örneğin, hemofili yalnızca erkekleri etkiler, ama bu genleri anne de taşıyabilir. bkz. Kalıtım.
Bozukluklar, genlerin döllenme sırasındaki birleşme düzeninden, ya da gebeliğin başlamasından önce ya da sonra vücut hücrelerinin bölünme düzeninden ileri gelebilir. Down sendromu (mongo-lizm) genler yoluyla geçebilir, ama döllenme sırasında ortaya çıkar. Bazen bir bozukluk yalnızca belli koşullar altında belirlenir: Örneğin, Favizm, kansızlık ve sarılığa yolaçan kalıtsal bir eğilimdir, ama etkilenen kişi bakla yediği ya dasülfamidler dahil bazı ilaçlan aldığı takdirde ortaya çıkar. -
GEBELİKTE KİLO ARTIŞI
Orta yapılı bir kadm için 12.5 kiloya kadar bir ağırlık artışı bugün normal sayılmaktadır. Bir zamanlar “doğru” kabul edilen daha sınırlı rejimlere uymaya çalışmak kadının sağlığı yönünden yararlı değildir ve ölçüyü aşması durumunda birçok kadının gereksiz bir kaygı, mutsuzluk ve suçluluk duygusu duymasına yol açar. Ağırlık artışı, 12.5 kiloyu aştığı zaman, kadının aşırı yemek yediğine ve vücudunda yağ biriktiğine işaret edebilir. Bu durumda, özellikle bulantının kesilerek yerini doymak bilmez bir iştaha bıraktığı, gebeliğin orta döneminde rastlanabilir. Aşırı yağ birikimi doğrudan doğruya zararlı değildir, ama çoğu kez gebelikten sonra istenmeyen bölgelerde şişmanlık olarak kalabilir. Doğumdan sonra yaklaşık 6-7 kilo kaybedilir. Ağırlık kaybının seyri başlangıçta oldukça hızlıdır; daha sonra ise, doğumu izleyen 2-4 ay içinde yavaş yavaş yeniden normal ağırlığa dönülür.
-
Gebelik Süresi ve İşaretleri
GEBELİK (Gestasyon).
İnsanda, ortalama gebelik süresi 274-280 gündür. Gebeliğin ilk işaretleri, âdetin kesilmesi, memelerin büyümesi, sabah veya akşam bulantıları ve sık idrar etmektir. Üçüncü ayda meme uçları ve çevrelerindeki renkli bölge koyulaşır ve 18’inci hafta civarında fetus’un hareketleri hissedilir. Üçüncü aydan itibaren gebe rahim, karın duvarından hissedilebilir. Bununla birlikte, bu işaretlerin hiçbiri kesin gebelik belirtisi değildir ve bir kadının, bütün bu işaretlerin varlığına ve hatta karnının devamlı büyümesine rağmen, gebe olmaması mümkündür. Kesin gebelik işaretleri, 4-5 ay dolayında çocuk kalp seslerinin duyulması, tecrübeli bir doktorun, vajinal muayenesi ile teşhise götürür. Günümüzde ultrason ve biyolojik gebelik testlerinden birinin pozitif sonuç vermesi teşhis için yeterli sayılmaktadır.
Gebeliğin, normal bir durum olmasına rağmen, görülmesi olası anormalliklerin zamanında teşhisi ve kontrol altına alınması için, doğum öncesi düzenli aralıklarla gebenin muayenesi gereklidir.İlk muayenede, hastanın öz ve soy geçmişi hakkında bilgi edinilir, pelvis ölçüleri ve kan basıncı saptanır, idrar ve kan testleriyle böbreklerin sağlık durumu ve kandaki Rh-antikorlarının (bkz. Kan Grupları) varlığı öğrenilir, frengi ve toksoplasmasis olup olmadığı testlerle araştırılır ve kan grubu saptanır. Gebeye, sağlığı ve beslenmesine ilişkin gerekli bilgi verilebildiği gibi, doğumla ilgili doktor ve hastaneyle önceden ilişki kurulur. Bunu izleyen muayenelerde, gebeliğin normal ilerleyip ilerlemediği belli olur.Genel sağlık:
Birçok kadın, gebelik süresince bir durgunluk, huzur ve mutluluk duygusu içindedir. Sağlığı da son derece iyi olabilir. Böyle talihli olmayan bazı kadınlar ise kendilerini çaresiz ve keyifsiz hissedebilirler. Birçoğu unutkan, beceriksiz, bazen de içlerine kapanık olurlar.
Gebelik değişimlerinden birçoğunun nedeni, gelişmekte olan bebeğin korunması, doğuma hazırlanması ve doğduktan sonra beslenmesi için kadının vücudunda oluşan birtakım gerekli uyarlamalardır. Öteki değişimlerse, etkisiz ya da sakıncalı tepkiler olarak görünmektedir; sanki beden ve duygular düzenli ve yararlı bir biçimde tepki göstermeyi başaramamaktadır. Örneğin, gebeliğin erken dönemlerindeki iştah kaybının, bulantının ve kusmanın anneye ya da bebeğe ne gibi bir yaran olacağını anlayabilmek güçtür; ama bütün gebe kadınların dörtte üçü bu şikâyetlerde bulunduklarına göre, bunların normal sayılması gerekmektedir. Bu gibi belirtiler genellikle hafiftir ve 3-4 ay sonra geçer. Kusma aşırı olmadığı ve aşırı kilo kaybıyla birlikte görülmediği sürece, hiçbir zarar vermez ve gelişen embriyonda herhangi bir bozukluğa yol açmaz. Embriyon gerekli olan besinini alır; annenin beslenmesindeki dalgalanmalardan plasenta sayesinde korunur. Deride renk değişimi Normal olarak koyu renkli olan ya da örneğin, kemer gibi şeylerin basıncı altında kalan deri alanlarında koyulaşma belirgin olarak artar. Birçok kadında, karnın orta çizgisi üzerinde dikey bir kahverengi çizgi (linea nigra) belirir. Bazen yüz özellikle etkilenir ve koyulaşmanın yüzde bir leke halinde belirginleşmesi durumuna da “Gebelik Maskesi” adı verilir. Kuvvetli güneş ışığı bu etkiyi artırabileceği için güneş banyosundan kaçınmak yerinde olur. Deri koyulaşması genellikle doğumdan sonra geçer; ama bazen tamamıyla geçmeyip, kaldığı da görülmektedir.Gerilme izleri
Gebeliğin ileri aylarında karında, göğüslerde ve seyrek olarak kalçalarda birtakım gerilme izleri belirebilir. Bunlar, derideki derin dokuların yüzeysel dokular kadar esneyememesinden ileri gelir. Bu izlerin görülme olasılığı aşırı derecede kilo alan kadınlarda daha fazlaysa da, ince yapılı kadınlarda belirdikleri de görülebilmektedir. Gerilme izleri başlangıçta kırmızıdır ve kaşıntı yapabilir. Gebelikten sonraki birkaç ay içinde bunlar kaybolur ve yerlerinde belli belirsiz gümüşi bir beyazlık kalır.Doku yumuşaması
Bütün vücutta lifli bağdokusu yumuşar ve esnekleşir. Pelvis kemiklerini bir arada tutan bağlar, bebeğin daha kolay geçebilmesi için, biraz gevşer. Vajen ağzına yakın pelvis tabanı ile serviks (rahim boynu) dokuları da esnekleşir ve böylece doğum sırasında rahim, bebeği atmak üzere kasıldığı zaman açılması kolaylaşır.Hormonlar
Plasentanın ürettiği hormonlar, gebelik süresince bedensel işlevlerin, uyarlamaların ve büyümenin başlıca düzenleyicileridir. Bunlar âdet süreleri içinde yumurtalıkların ürettiği östrojen ve pro-jesterona benzer. Sağlıklı bir gebelik için dengeli bir rejim gereklidir; ama “iki kişilik yemek” yenmesi de gerekmez. Enerji sağlanması, organların iyi bir durumda tutulması ve barsakların normal çalışabilmesi için dengeli bir rejimde yeterli miktarlarda protein, karbonhidrat, yağ, vitaminler, mineraller ve kaba maddeler bulunmalıdır. Anne vücudu fetüsün besin alabileceği bir depo gibi olduğundan, bebek yetersiz bir rejimle de gelişebilir; ama annenin sağlığı mutlaka tehlikeye düşer. Halsizlik ve uyuşukluk görülür; kansızlık, kan zehirlenmesi, erken doğum ve yetersiz süt üretimi gibi yan etkilerin gelişme olasılığı artar ve bunlar da bebeği dolaylı olarak etkileyebilir -
GASTROSTOMİ
GASTROSTOMİ. Midenin, karın dış duvarına açılması ameliyatıdır. Buna, yemek borusunun tümör veya benzeri bir engelle tıkalı olduğu hallerde başvurulur. Geçmişte, evlerde kireçkaymağı, kostik soda, mineral asitler gibi tehlikeli yakıcı zehirlerin kullanıldığı devirlerde, bu maddelerin yanlışlıkla ya da intihar amacıyla yutulmasına sık rastlandığından, hastanın yiyecek alabilmesi ancak gastrostomi ameliyatıyla mümkün olurdu. Günümüzde, gerek bu gibi maddelerin kullanılmasının azalması, gerekse ilerlemiş cerrahi teknik sonucu ösofa-gektomi ameliyatının mümkün olması sonucu, gastrostomi sık yapılan bir müdahale değildir. Ösofagektomide, yemek borusunun yıkıma uğramış veya hasta bölümü çıkartılıp, organın devamlılığı sağlanabilmektedir. Gastrostomi, halen tümörlerin tedavisinde yararlıdır, çünkü geçici olarak tümörlü bölge üzerinden bir kısa devre yapılıp, bu bölgeye şiddetli ışın uygulanması sağlanabilmektedir. Bundan sonra tümör çıkartılıp, gastrostomi kapatılır.
-
GASTRİT
Gastrit, mide İltihabı anlamına gelir.
Gastrit aslında mide mukozasının bir tür yanmasıdır. Bu farklı faktörlerin meydana getirdiği ikaz neticesinde beyaz kan hücrelerinin mukozada birikmesi manasına gelir. Gastrit hastalığı akut ya da kronik olabilir.Yani kalıcı ya da geçici olabilir.GASTRİTİN NEDENLERİ
Helicobacter pylori (HP) :
Kronik gastritin en fazla görülen sebebidir. HP olarak adlandırdığımız bu bakteri ağız yoluyla alınarak midede yerleşen ve burada gastrit olarak adlandırdığımız bir iltihap oluşturan, spiral şeklinde bir çeşit bakteridir. Mide mukozasını örten mukus tabakasının altında iyice yerleşerek mide asidinden ve diğer faktörlerden korunarak burada yaşamaya devam eder. HP hem salgıladığı toksinlerle hem de vücudun bakteriye karşı oluşturduğu immun yanıt neticesinde meydana gelen kimi maddelerle mukus tabakasını zayıflatarak mide mukozasını asit ve başka saldırgan faktörlere daha da duyarlı bir hale getirir. Gelişmekte olan ülkelerde çoğunlukla çocukluk döneminde alındığından tedavisi yapılmazsa mide mukozasında yaşam boyu süren bir kronik iltihaba neden olur. Yaşlı popülasyonda daha fazladır ve toplumumuzun yüzde 80’inin bu bakteriyle enfekte olduğu tespit edilmiştir. HP enfeksiyonu midede ülser oluşumunda önde gelen etkenlerden biri olarak kabul edilmekle beraber bu bakteriyle enfekte olan insanların tümünde ülser meydana gelmesi ve son yıllarda sürekli artan oranlarda HP negatif ülserlerin saptanması ülser oluşumunda HP yanında bunların dışında başka etkenlerin de etkili olduğunu tahmin edilmektedir.Günümüzde HP enfeksiyonun sebep olduğu anlaşılan hastalıklar biçiminde meydana gelmektedir. HP Dünya Sağlık Örgütüne göre 1. derece kanserojen etkenler arasında kabul edilmiştir. Bakterinin midede varlığı endoskopik biyopsi, ürenefes testi ve kan ve dışkıda antikor ve antijen aranması gibi testlerle ortaya çıkarılabilir. Midede HP varlığı saptanan hastalarda bazı özel ilaç rejimleri kullanılarak bakteri mideden temizlenir. Bu tedavinin etkinliği maalesef yüzde yüz değil %80-85 civarındadır.
Aspirin ve antiromatizmal ilaçlar :
Bu çeşit ilaçlar mide mukozasındaki koruyucu mekanizmaların zayıflamasına yol açmak suretiyle mukozanın asit ve diğer saldırgan etkenlere karşı hassasiyetini artırırak gastrit meydana getirir. Oluşan gastrit herhangi bir belirti vermeden sezsiz geçirilebileceği gibi ülser kanama gibi komplikasyonların oluşumu ile birlikte de devam edebilir.Otoimmun gastrit :
Vücudun bağışıklık sistemi kimi durumlarda yanlışlıkla kendi doku ve organlarına karşı aktif hale gelebilir ve bu doku ve organları hasarlayıcı maddeler ve hücreler meydana getirebilir. Hipotiroidi , Sjögren sendromu, romatoid artrit, lupus bu çeşit hastalıklar içinde sayılabilir. Mide mukozasındaki birtakım hücreler de immun sistemin hedefleri arasında olabilir ve bu durum kronik gastrit ve mide mukozasında asit salgılayan hücrelerin kaybı ile giden bir rahatsızlığın meydana gelmesine neden olur. Bu hastalarda mide asidinin azalması yanında vücutta demir ve B12 vitamini eksikliğine bağlı kansızlık da oluşur ve bu durum otoimmun gastrit ve pernisiyöz anemi olarak isimlendirilir. Bu çeşit midelerde hayatın ilerleyen dönemlerinde mide kanseri oluşma ihtimali normal insanlara göre artmıştır.Alkol :
Alkol mide mukozasında hasar meydana getirebilir. Alkol abartılmadığı sürece ve aç karına içilmezse mide mukozasında ciddi bir zarar vermesi beklenmez.Hipertrofik gastritis :
Midenin iç yüzünü kaplayan mukozal kıvrımların inflamasyon sebebiyle genişlemesi akabinde meydana helen gastrit hipertrofik gastrit olarak isimlendirilir. Bu çeşit gastritin bir türü Menetrier hastalığı olarak bilinir. Mide mukozasından aşırı protein kaybı neticesinde kanda protein seviyesi azalır ve ödem meydana gelir.Gastritin Belirtileri Nelerdir:
Gastritin belirtileri geçici ya da sürekli oluşuna göre farklılıklar gösterir. Akut yani geçici gastritte karnın üst bölümünde ağrı, gaz, geğirme, yanma, ekşime,bulantı ve kusma gibi belirtiler oluşurken kronik yani sürekli, kalıcı gastritte ise ağrı daha az olup yemek yedikten hemen sonra şişkinlik ve dolgunluk hissiyatı, çabuk doyma, mide bulantısı, geğirme, iştahsızlık ve ağızda pis tat gibi yakınmalar daha çok görülür. Kronik gastritte ağrı arttığında gastrit zemininde ülser ya da bunun dışında diğer hastalıkların gelişmiş olabileceği ihtimali göz önünde bulundurulur. Aspirin ve antiromatizmal ilaçların kullanımı akabinde meydana gelen akut gastritte gizli ya da açık kanama görülebilir.
Gastrit Nasıl Tedavi Edilir?
Gastritin tedavisi gastritin nedenine göre farklı şekillerde yapılır. Genellikle mide asidinin çeşitli yöntemlerle azaltılması gastrit şikayetlerinin azalmasını sağlar. HP pozitif bulunan durumlarda bakterinin temizlenmesine yönelik en az 2 antibiyotik içeren bir ya da 2 haftalık tedavi yapılır. Aspirin ve buna benzer ilaçlar kullanan kişilerde bu ilaçların artık alınmaması ya da kullanım gerekliliğinin gözden geçirilmesi gerekir. Daha özel gastrit türlerinde ve komplikasyon gelişen durumlarda nedene ve meydana gelen komplikasyonlara göre tedavi metodları uygulanır.
Gastrit, Ülser, Reflü gibi hastalıklar endoskopi ile teşhis edilir. Aşağıdaki videoda bu hastalıklarla ilgili olarak ayrıntılı bilgiler alabileceksiniz. Lütfen videoyu sabırla sonuna kadar izleyin.
-
GARGARA
GARGARA. Yutmamak koşuluyla, boğazın arka bölümünün temizliğinde kullanılan çeşitli maddelerdir. Bunlar, genellikle, tonsilit (bademcik iltihabı), farenjit ve “boğaz ağrıları”nda kullanılır. Etkileri, ağız ve boğazı mukus ve salgılardan temizlemek, ısıttıklarından veya içlerindeki kimyasal maddelerden ötürü, bu bölgelerde dolaşımı artırmak ve antiseptiklerin kullanılması halinde, bazı enfekte eden organizmaları öldürmek şeklindedir. Gargaraların yararları sınırlıdır, çünkü yüzeylere çok kısa süre dokunduklarından, hem etkilerini yapmaları için yeterli zaman geçmez, hem de dokuların derinlerine yerleşmiş mikroplara pek erişemezler. Buna rağmen, erimiş aspirin gargarası (bir bardak ılık su içinde 2 tablet aspirin eritilmesiyle elde edilir) etkili bir lokal anesteziktir ve yerel ağrıyı azaltır; kuvvetli bir tuzlu eriyik de boğazı yapışkan mukustan temizlemeye yarar. Kuvvetli antiseptikler, ağız ve boğaz temizliği için salık verilmez, ama potasyum klorat, potasyum permanganat (saydam açık pembe bir eriyik olacak şekilde hazırlanmış), boraks, asit borik veya timol ile gliserin, yararlı gargaralardır. Önceden de söylendiği gibi, bunların asıl görevi, boğazı temizleyip, tahrişi gidererek, hastayı rahat ettirmektir
-
GANGREN
GANGREN (Kangren). Bir vücut bölümünün, vücuda henüz bağlıyken ölme-sidir. Kuru ve yaş gangren olarak sınıflandırılır. Kuru gangren, atardamar tıkanması sonucu oluşur; yaş gangrende ise, temiz veya pis kanın yetmezliği yanında, bakteri enfeksiyonu da vardır. Kuru gangrende, hasta bölüm (genellikle, el veya ayak parmağı) büzülür ve kararır, canlı doku ile ölü dokunun birleştiği yerde bir ayırıcı bölge belirir ve zamanla ölü doku, yerinden ayrılıp düşer. Gangren, diyabetle ilgili olabileceği gibi, yaralardan sonra, yanıklar, uzun süre soğuğa maruz kalmak, adrenalin ve çavdar mahmuzu gibi, atardamar daralmasına neden olan ilaçların kullanılması, kuvvetli asitler, alkaliler veya karbolik asit uygulaması sonucu oluşabilir. (Bundan ötürü, yaraların pansumanında fenol kullanılmamalıdır). Gazlı gangren, ölü hasdokusunun, cîostridium welchii ve cîostridium oedematiens’ce, enfekte olması sonucu ortaya çıkar. Bu organizmalar, oksijensiz ortamda, ölü doku üstünde yaşayıp, çevrelerindeki kas liflerini öldürücü eksotoksin salgılarlar ve böylelikle, kaplayabilecekleri daha fazla ölü kasdokusu oluştururlar. Bu organiz- malar, dokularda bir mayalanma olayını başlatıp, gaz kabarcıklarının oluşmasına yol açarlar.
Tedavi: Cerrahidir. Hastanede, hasta bölümün kanlanmasını artırıcı önlemlerin alınmasına gayret edilebilir ve ayrıca, kuru gangren, gangrenli bölüm düşene kadar, steril ve serin olarak korunur. Bazı vakalarda, cerrahın gangrenli organı kesip yerinden ayırması gerekir; bu gibi durumlarda, organın asıl gangrenli bölgenin iyice üstünde kalan bir yerden kesilmesi uygundur, çünkü gangrenli bölge yakınlarında da, kan dolaşımı, kesik yarasının iyileşmesine yeterli değildir. Gazlı gangrenin tek tedavisi, cerrahidir; geçmişte, ameliyata rağmen çok tehlikeli ve hatta umutsuz olan bu durum, günümüzde, antibiyotikler sayesinde, tedavi edilebilir hale gelmiştir. -
GAMMA GLOBULİN
GAMMA GLOBULİN. Antikorların çoğu, gamma globulin sınıfı proteinlerdir (bkz. Allerji). Globulinler, tuzlu eriyiklerde eriyebilen, saf suda eriyemeyen proteinler olup, elektroforetik hareketliliklerine göre {elektrik akımı geçen bir alandaki hareketliliklerine göre) üç grupta sınıflandırılırlar: Alfa globulinler en hareketli, beta globulinler orta derecede hareketli ve gamma globulinler de en az hareketli olanlarıdır. Buna göre, gamma globulinler, diğer proteinlerden ayrılabilir ve ayrıldığı zaman da, antikorca çok zengin bir protein kitlesi oluştururlar (antikorlar hakkında bilgi edinebilmek için, “Allerji” konusuna bakınız); böylece, bu grup protein, pasif bağışıklık sağlamak amacıyla kullanılabilir. Pasif bağışıklık sağlamak için, gamma globulinler, iki şekilde elde edilebilir: Birincisinde, içinde belirli bir toplumda geçirilmiş olması muhtemel hastalıklarının antikorlarının bulunduğu varsayılan bir erişkin serumu kullanılır, ikincisinde ise, korunulması gerekli hastalığın iyileşme devresindeki hastaların gamma globuli-nin uygulandığı hastalıklar, kızamık, vi-ral hepatit, san humma, bazen kabakulak, inekte çiçek hastalığı (bkz.), çiçek, tetanos ve yeni doğanın hemolitik hastalığıdır (bkz.). Yeni doğanın hemolitik hastalığında, ana kan dolaşımında, fetus’a (bkz.) ait Rh-pozitif hücreler bulunur ve bu durumda, yeni doğanı hemolitik hastalıktan korumak amacıyla, anayı, yüksek miktarda, içinde tam olmayan anti-D rhesus (Rh faktörüne adını veren maymun türü) antikoru bulunan gamma globulin verilebilir, bkz. Yeni Doğanın Hemolitik Hastalığı.