Kadınlar Sitesi, Gebelik, hamilelik, doğum

Yazar: admin

  • Genç Kızlara Telkinler

    Toplumda insanlara çocukluklarından başlayarak yapılan yüzlerce telkin vardır. Çoğunluğu Kur’an dışı olan telkinler, ailede başlayıp yaşam boyu devam eder. Ancak din ahlakını yaşayan anne babalar, dinin özünün güzel ahlak olduğunun bilincindedirler ve çocuklarının gerçek anlamda iyi insanlar olmaları için çaba harcarlar.

    Üstün ahlak özellikleri, çocukluk döneminde şekillenmeye başlar. Allah sevgisini bilmeyen, o sevgiyle büyümeyen çocuklar huzursuz, mutsuz, kırıcı ve saldırgan olurlar. Allah sevgisini taşıyan, huzurlu ve akıllı olan çocuk hem ruhsal olarak olgun, hem bedensel açıdan sağlıklı hem de üslubu güzel olur.

    Aldıkları telkinler nedeniyle genç kızlar, yaşamın tek amacının evlenip yuva kurmak ve çocuk yetiştirmek olduğunu zannederler. En önemli yanılgıları evlilik konusundadır. Parası olan, eli ayağı düzgün bir erkeğin karşısında birçok genç kız, adeta hipnotize olup evlilik hayalleri kurar. Kişinin ne karakteri ne inancı, ne ahlak özellikleri, hiçbiri önemsenmez.

    Evlendikten sonra çirkin davranışlarına tanık olduğunda, örneğin hakaret ettiğinde ya da şiddet kullandığında ise mazeret hazırdır: Dünya böyledir ve herkes aynı şeyleri yapmaktadır. Çoğunluk böyle yapıyor olabilir ama neden insan böyle yaşamak zorunda olsun? İnsan yalnız başına da yaşayabilir; evlenmiş olmak için evlenmeye mecbur mudur? Karşısına gerçekten sevmeyi bilen, Allah’a gönülden bağlı, doğru sözlü, güvenilir biri çıkmadığı takdirde insan gerekirse ömür boyu evlenmez. Birçok aile de aynı şekilde adeta yangından mal kaçırır gibi alelacele, henüz ufak yaştaki kızlarını, kendilerince önemli gördükleri özellikler olan iş, para ya da mal mülk sahibi olan kişilerle evlendirirler.

    Hemen her gün kocasından şiddet gören, evden atılan, yaralanan hatta öldürülen genç kadınların haberlerine rastlarız. Hasta ruhlu erkek için kuşkusuz bu durumlara sebep olmak oldukça kolaydır. Ancak şiddet gören kadın genellikle kendisini savunamaz ve hem bedensel hem ruhsal darbeler alır.

    Bu acı ve zorlukların, çekilen çilelerin eş seçiminde dine önem verilmediği için, Allah’tan bir uyarı olduğu düşünülebilir. Evlenmek için seçilen insan, güvenilir olabilmesi için derin Allah sevgisi ve korkusu taşımalı. Allah’ın varlığı bu denli açıkken, O’nu fark edemeyen kişinin aklına güvenilebilir mi?.. İnsanı insan yapan, ruhundaki o derin ve güzel ahlaktan kaynaklanan, Allah’ın mucize olarak meydana getirdiği güçtür.

    Kadın ya da erkek, eğer eşinde Allah’ın tecellisi olan aklı ve güzel ahlakı görür, ruhu onunla tatmin bulursa, her her zorluğa göğüs gerer, gerçek aşkı yaşar. Evliliğin temelleri bu saf aşk üzerine kurulmalı. İnanan insanlar Allah’ın verdiği o güzel derinlik hissini yaşamak, birlikte güzel kulluk edebilmek için evlenirler. Aksi halde insan ne dünyada ne ahirette hayrını göremez; bela ve musibet başından eksik olmaz.

    İnsan, derin akla ve derin imana derin bir tutkuyla bağlanır. Bunlar olmadığında eşlerin birbirlerine sevgileri kısa sürede biter. Genç kız evliliğe, toplumdaki “mantık evliliği” kıstasıyla değil akılcı yaklaşmalı. Allah’a aşkla bağlı ve samimi olan genç kız ve erkeğe Allah, Kur’an’da cennet ehlinin yaşadığı haber verilen tutkunun bir benzerini yaşatır.

    İçten ve samimi olmayı bazı insanlar uyanık olmamak olarak görürler. Bu da şeytanın bir oyunudur. Şeytan birçok insana oyunculuğu, rol yapmayı, sahte davranışları uyanıklık olarak telkin eder. Bu yüzden açıkgöz olmak, rol yaparak isteklerine ulaşmak takdir görür. Oysa Allah bu kişilerin ellerinden yüzlerinden nuru alır ve çoğu azap dolu perişan bir yaşam sürerler.

    Toplumdaki birçok evli kadının bu yanlış seçimler nedeniyle “ağızlarının yandığı” açık bir gerçektir. Birçoğu içine kapanmış, topluma, dünyaya, insanlara küsmüş, genç yaşta bedenen çökmüştür.

    Genç kızın aradığını iyi bilmesi gerekli. Yanlış arayışlara girip, yanlış evlilik yaptığında ise insanlardan çekinerek, sevgiden ümidini keserek, karanlık bir dünyada adeta ölü gibi yaşar ve o karanlık dünyada yaşamını tüketir.

    Allah aşkıyla sevmek sevginin kökeni ve esası iken genç kız, “Allah aşkı beni ilgilendirmiyor” derse Allah da onunla ilgilenmez; o Allah’ı unutursa, Allah da onu unutur. Allah kalbinden sevgiyi alır, şefkat ve merhameti alır. Geriye yalnızca acılar, üzüntü, korku, sıkıntı, gelecek korkusu ve azap kalır. Yaşamı kabusa döner. Allah aşkını yaşayan insan ise herşeye o aşkla baktığı için dünyası Allah’ın dilemesiyle cennete benzer.

    Elif Türker

  • Zayıflamak İçin Ne Yapmalı?

    Zayıflamak İçin Ne Yapmalı?

    Zayıflamak için ne yapmalı?
    Günlük hayatta durmadan zayıflamaktan söz edildiği du­yulur. Bunu ya yemeklerde ağzına bir şey koymayı reddeden, sonra bir çikolata paketine, ya da yağlı bir dilim ekmeğe, sosisli sandviçlere saldıran genç kızlar, ya da her şeye rağmen daha akıllı olan, fakat yaşayışlarının, çocuklarının, çalışmaları­nın v.s. nin kendilerini uygun bir zayıflama küründen alıkoy­duğunu ileri süren genç kadınlar, ya da iş konuşmaları için verilen yemeklerden yakınan ve her altı ayda bellerinin ve bo­yunlarının kalınlığı birkaç santim artan erkekler, ya da ken­dilerinin pek zayıf olduklarını sanarak durmadan şişmanla­mak istediklerini tekrarlayan kimseler söylerler. İnsanların bu yük çoğunluğu, kaybetmeleri gereken, ya da kaybettikleri ki­lolardan bahsederler. Bu konuda herkesin kendi tekniği ve kendi teorisi vardır, ama ne yazık ki, ya bunların etkililiğine İnandırılmak, ya da aksine başkalarını inandırmak için hep­sini bol bol ortaya dökerler.
    Herkes zayıflamak ister, fakat…
    Kesin bir kural: Zayıflamaktan söz edenler, lokantada en ağır yemekleri seçenlerdir; şüphesiz zayıflamaktan söz et­menin zayıflama yolunda bir adım olduğunu sanırlar.
    Zira, herkes zayıflamadan söz etse bile gerçekten zayıflayan kimseler pek azdır. Elbette, zaman zaman dostlarınızdan bazıları birkaç hafta ortalıkta görünmez olurlar — sebebi ge­nellikle doktorun onları korkutmasıdır — sonra etkili bir kürü tamamlayıp tekrar meydana çıktıklarını görürsünüz: on iki kilo kadar «safra atmıştır»; ama hepsi bu kadar.
    Genellikle, beden çizgilerini koruyanlar, fcilolarma dikkat edenler ve birgün daha ağır zorunluklara başvurmamak için kendilerini gözetenlerdir

    Zayıflamayı daima düşününüz, ama sözünü etmeyiniz:
    Zira, zayıflamak istediğiniz ve bir rejime başlamanın ge­rekli olduğunu düşündüğünüz ya da zaten rejim yapmakta olduğunuz zaman ilk kural bundan hiç bahsetmemektir. Başka­larının bundan daha çok canını sıkan birşey yoktur. Siz pek kaygılanır bir yaratılışta iseniz kendi kendinizi bir saplantının rahatsızlığı içine atacaksınız, öyle ki bir fil kadar şişmanlasanız da, çevrenizdekiler sizi avutma yönüne gitmeyi tercih edeceklerdir.
    Yağ insan yapısının temel elemanlarından biridir, vücut­ta biraz yağ bulunması gerekir, zira yağ hem vücut için bir yedekler deposu, hem de koruyucu bir şiltedir. Organları sarıp sarmalamaya yarar, deriye o kaygan esnekliğini verir, nazik organların çevresinde boşlukları doldurucu bir rol oynar, fakat, bol bol yığılmaya bırakılırsa derinin altında hakiki yastıklar teşkil eder, ve normal plarak ona tayin edilmiş sınırları aşar, korumakla görevli olduğu organları, özellikle kalbi sıkma teh­likesi başgösterir. İşte bunun için yağ bedeni istila edici olmı-ya başlayınca, yalnız çirkinnk yaratmakla kalmaz, fakat sağlık için gerçek bir tehlike halini alabilir.

    İnsan zayıflâmıya karar verdi mi, buna başlama anı üze­rinde asla bir karara varamaz. Daima sekiz gün, sonra bir ay, daha sonra altı ay beklenir… Ta ki ileriyi gören bir hekim alarm zilini çalıncaya kadar. Fakat niçin geç kalmalı ve az zorlayıcı bakımlar sıkıcı bir kür haline getirilmeli? Amerika Birleşik Devletlerinde, İsviçre’de ve biraz da Fransa’da yayılmış olan fcu klinik tedavileri, evinizde bile yapılsa, sizin de, çevrenizdekilerin de günlük hayatlarını alt üst eder.
    Tedavi seklini seçmeyi biliniz.
    Bu duruma gelmediğinizi temenni edelim ve sadece birikmeye bırakmış olduğunuz beş kiloyu, her kış 500 gram 500 gram atmanın bahis konusu olduğunu düşünelim. Tabiî bu beş kile Sizi gerçekten çirkinleştirmez ve sağlığınız üzerinde de etki yapmaz. Şurası muhakkak ki bunlar olmasaydı on yıl gençleşirdiniz. Gerçekten, siluetteki birkaç açıdan, sivri bir çene­den, ince bir boyundan, düzgün bir endamdan daha fazla gençleştiren bir şey yoktur. İnsanların çoğu için biraz zayıflamada fayda vardır; şişman oldukları için değil, birkaç yıl önce sahip oldukları görünüşü artık azar azar hatırlamadıkları için… İyi bir görünüş arz etmediklerini, bazı giyimlerin artık yaşlarına uymadığını, ya da netice itibariyle hemen hemen görünmeyen bu birkaç kiloyu atmakla uğraşamayacak kadar yorgun olduk­larını ileri sürerler. Bütün bu mahzurların bahis konusu ki­lolarla kaybolacağını unuturlar. Ağırlığınız üzerinde inatçı bir anlayışsızlık göstermeniz ve özellikle otuz yaşındaki bir kadı­nın normal olarak, onsekizindevken sahip olduğu ağırlıktan fazla çekmesi, hiç değilse biraz fazla çekmesi gerektiğine inanmamayı istememeniz haklı olur mu?

    İnsan çok zaman zayıflama tarzı üzerinde yanılır. Elbette, en şişmanlatıcı şeyleri bol bol yedikten sonra, sizi zayıflatacağı sanılan birkaç hap yutarak meseleyi çözümlendiğinizi düşüne­mezsiniz. Bununla birlikte, izlenecek tedavilerde hayli tezatlar vardır. Belki bu, şişmanlık tipine göre değişmesindedir, bir tip şişmanı zayıflatabilen bir tedavi şekli, başka bir tipe uymayabilir.
    Demek ki genellikle birbirine zıt bir tedavi dizisi vardır, Ya size iyi gelir, ya kötü. Sonunda hangisini seçeceğinizi şa­şırırsınız. Bazı şişmanlık hallerinde hekime görünmek şarttır. Atılacak birkaç kilonuz varsa, bunu doktorun gözetimi altın­da yapmanız iyi olur. Fakat kendinize bir takım sorular sor­manız normaldir.

  • Yağlı Ciltlere Karşı Limon Maskesi

    Yağlı Ciltlere Karşı Limon Maskesi

    Tabiatın kadınlara sunduğu güzellik imkanları
    Tabiat bütün imkânlarını kadın güzelliğinin emrine ama­de kılmıştır. Meyvalar, sebzeler, yumurta ve süt kıymetli bi­rer besin olmalarının dışında, kadın güzelliğinin değerli yardımcı­larıdır. Kadınların ekseriya hiç hoşlanmadıkları yağmur bile bir güzellik aracı olabilir. Bunun için aşağıdaki tavsiyelere ria­yet etmeniz kâfidir.
    YAĞLI CİLTLERE KARŞI LİMON
    Sebore veya akne illetlerinden şikâyetçiyseniz, cildiniz asitlenmeye muhtaç demektir. Cilt doktorları böylelerine asitli sabunlar tavsiye ederler.
    Aşağıdaki maske cildinize aynı zamanda hem asit, hem de vitamin kazandıracaktır:
    Bir limonun suyunun içine, limonun kabuğunun dış tabakasını rendeleyin. (Limon kabuğunun antiseptik yağlar itiba­riyle zengin olan kısmı burasıdır.) Yukarıki karışıma bir kü­çük tutam asit salisilik de kattıktan sonra, sıvıyı kat kat bir­kaç tabaka halinde yüzünüze sürün. Bu maskenin üst üste birkaç gün tatbik edilmesi, cildinizin pul pul dökülmesiyle so­nuçlanacaktır. Maskeyi tekrar etmeden önce, bu hafif soyul­manın son bulmasını bekleyin.
    Sivilceli ve yağlı ciltler genel olarak pek nazik değillerdir. Bununla beraber limon maskesini fazla kuvvetli bulursanız, li­mon suyunun yerine eşit miktarlarda portakal ve greyfurt suyu kullanabilirsiniz.
    Limon suyu, cildi temizleyen ve kuvvetlendiren birçok maskenin imalinde de kullanılabilir. İşte onlardan bir tanesi;

    LİMONLU MASKE: — Bir limonun suyu ile bir yumurtanın akını evvelâ beraberce vurduktan sonra, muhallebi kıva­mına gelinceye kadar durmadan karıştırarak pişirin. Bu mas­ke yüze sıcak olarak yayılacaktır. Sonradan kolaylıkla çıkarı­labilmesi için, önceden yüze besleyici bir krem veya pirinç su­yu sürmek faydalı olur.
    ELLER İÇİN LİMONLU LOSYON: — Bir limonun suyu ila bir çorba kaşığı gliserini karıştırdıktan sonra, bu sıvıya bir­kaç damla da kolonya katın. Böylece elleri beyazlaştıran bir losyon elde edilmiş olur. Fakat devamlı kullanılması halinde el­leri tahriş edebileceği için, bu losyonu bir çiçek suyuyla yarı yarıya hafifletmek mümkündür.
    DOMATESLİ LOSYON: — Limon yerine bir domatesin su­yunu sıkarak, içine, limonlu losyon için kullandığınız miktar­larda gliserin ve kolonya katın. Bu iki losyon yüz için de kul­lanılabilir

  • Cilt Nasıl Temizlenir

    Cilt Nasıl Temizlenir

    Cildin temizlenmesi:
    Yumurta ve yağ (veya margarin), bu temizleme İşi İçin biçilmiş kaftandır, ayrıca her ikisinin de bütün cilt çeşitlerine uyabilmek gibi bir avantajları vardır.
    Yağ İşlemi:
    Bir parça tereyağını, veya margarini derinize, yukarıya doğru, hafif hareketlerle sürün. Bir kaç saniye sonra, yumu­şak bir bez veya tuvalet kağıdıyla, yine aşağıdan yukarıya ol­mak üzere yağı silin. Alnınıza, burnunuza ve çenenize iyice bastırın, yalnız gözlerinizin çevresinde daha yumuşak ve buru­na doğru açılan hareketler yapmanız gerekmektedir. Bu metod, su ve sabunun etki edemdiği siyah noktaları (ciltkurdu) ayık­laması bakımından çok faydalıdır. Makyaj yapmak âdetinde olsun olmasın, her kadın bu işlemi tatbik edebilir.
    Yumurta:
    İçinde lecithin bulunan yumurta sarısı, çok faydalı bir sıvı olup, cildi hem temizler, hem de besler. Bir kadın, derisini her gün yumurta sarısıyla temizlerse, yaşlansa bile cildi tarütaze kalır. 2 Çay kaşığı yağa (tercihen badem yağı) eklenen bir yumurta sarısıyla elde edeceğiniz karışım size en azından 3-4 gün gider. Yalnız serin yerde korunmalıdır. Cildiniz yağlıysa, bu karışıma bir kaç damla limon, veya salatalık suyu ekleyin. Bu kremi yüzünüze, burnunuza sürdükten sonra bir kaç daki­ka bekleyin, sonra içine bir parça bikarbonat dö sud atılmış, ılık suyla yüzünüzü temizleyin

    cilt temizlemeTemizleyici Krem ve Yağlar:
    Şu reçetelerle krem ve yağlarınızı kendiniz yapabilirsiniz:
    Badem Kremi:
    6 Çorba kaşığı badem yağı; 1 çorba kaşığı hindistan cevizi yağı; yarım çay kaşığı beyaz balmumu; 1 çay kaşığı gülsuyu; 1 çay kaşığı rendelenmiş sabun. Biraz sonra okuyacağınız Lanolinli Krem gibi hazırlanır.
    Badem Sütü:
    Deriyi temizleyici bir maddedir. Aynı zamanda bir tonik olarak da kullanılabilir. (Bak: Perhiz, Meyva ve Sebze İçkileri altındaki reçete)
    Badem Yağı:
    Badem Yağı yalnızca cildi temizlemede değil, aynı zaman­da çeşitli cilt işlemlerinde kullanılır. Cildi yumuşatan bir mad­dedir. İyi bir badem yağı şu şekilde elde edilir: Bir avuç dolosu bademin kabuklarını soyun ve hepsini bir sıkıcıya ko­yun Havanınız varsa, onun içinde de dövebilirsiniz. Sonra ya­rım litre zeytinyağını, damla damla akıtmak suretiyle üzerine dökün. Bu yağın, tercihen güneş altında bir ay kadar durması gereklidir, bu süreden sonra süzülerek kullanılabilir.
    Hindistan cevizi Temizleme Kremi:
    150 Gr Hindistan cevizi yağı, 50 Gr. badem yağı; 100 Gr, Arı su Hindistan cevizi yağı. ikili kapta (tutkal eritmeğe mah­sus kaba benzer) ısıtılır. Kreme benzer bir hal aldığı sırada badem yağıyla arı su eklenir, yalnız bu iki sıvıyı damla damla katmalıdır, karışım kabın yüzeyine dümdüz bir şekilde yayılıncaya kadar kab sallanır, sonra içine bir kaç damla da lavanta yahut buna benzer güzel bir koku atılır. Krem kavanozlara dol­durulur. Soğuyunca hemen sertleşir.
    Temizleyici Salatalık Losyonu:
    İyice olmuş bir kaç salatalık alın, herbirini ortadan bö­lün, bir kaşıkla tohumlarını ve suyunu alın. Kalan salatalık­ları sıkıcı makineden geçirin ve tohumları suyu ekleyin. Hep­sini büyük bir şişeye veya kavanoza koyun üçte iki oranında ezik salatalığa üçte bir oranında olmak üzere saf alkol dökün. Sonra, şişeyi, yahut kavanozu bu karışımla en fazla dörtte bir oranında doldurarak güneşin altına koyun ve tohumlardan çı­kacak usarenin şişeyi tamamen doldurması için 3 hafta orada bırakın. Üç hafta sonra bu karışımı küçük şişelere doldurun. Bunları serin yerde saklayın. Cildin temizlenmesi işinde bu losyon çok faydalıdır. Sabahları bir pamuk parçasını bu los­yona batırıp yüzünüzü silin.

    Dört Yağ:
    Eşit miktarlarda zeytinyağını, hintyağını, sıvı parafini ve tadem yağını karıştırın, içine sevdiğiniz bir esanstan bir dam­la damlatın.
    Lanolin Kremi:
    Dört çorba kaşığı saf lanolin; 4 çorba kaşığı zeytinyağı; 4 çay kaşığı gliserin; 4 çay kaşığı gülsuyu; 2 çay kaşığı rende­lenmiş tuvalet sabunu. Sabun ve lanolini ikili tencerede çitin, yağ ve gülsuyunu damla damla dökerken sürekli olarak eriyiği karıştırın. İyice karışınca ateşten indirin ve soğuyuncaya ka­dar sallayın,
    Süt :
    Süt, cilt temizliği için son derece faydalı bir sıvıdır ve özel­likle sabahları kullanılmalıdır. Bir pamuk, yahut bez parçası­nı sütün içine sokun (ekşi süt ve ayran da kullanılabilir) ve cildinizin tipine göre bir kaç damla limon, portakal, salatalık, yahut başka bir meyva veya sebze suyu ekleyin.
    Zeytinyağlı Temizleyici Krem:
    4 Çorba kaşığı zeytinyağı; 2 çorba kaşığı tereyağ (veya margarin); 2 çorba kasığı hindistan cevizi yağı; 3 damla la­vanta yağı.
    Kompresler:
    Kompresler, maskelerle aynı sınıfa girerler. Bunları kullan­maktaki amaç, cildi canlandırmak, yumuşatmak, veya dinlen­dirmektir. Bir kompres, aşağıdaki toniklerden birine batırıl­mış bez tabakalarından ibarettir.
    Papatya Kompresi:
    Bir avuç sarı papatyayı 2 bardak suda 10 dakika kaynatın. Süzün ve kompresi bunun içine batına.

    Hatmi Çiçeği Kompresi:
    Cildiniz rüzgâr ve güneşten çabuk etkileniyorsa, bu Kompresi tatbik debilirsiniz. Bir avuç hatmi çiçeğini yarım lit­re suya atın. Bir bardak dolusu olana kadar kaynatın.
    Ihlamur Kompresi:
    Papatya kompresinde olduğu gibi hazırlanır.
    Süt Kompresi:
    Pişmemiş süte ve biraz limon suyuna batıracağınız bu kompres, özellikle yağlı ciltlere iyidir.
    Yağ Kompresi:
    3 Çorba kaşığı badem yağı; 1 çorba kaşığı lanolin ve 1 çay kaşığı asilbent (benzoin) ruhu ikili tencerede ısıtılır. Bir bez veya pamukla cilde sıcak sıcak kompres yapılır.

    Sinirotu Kompresi:
    Sinirotu çok eskiden beri bilinen en etkili şifalı otlardan biridir. 3 Çay kaşığı sinirotu yaprağını bir bardak suya atm ve kaynatın. Kompresi bununla ıslatıp tatbik edin. Sinirotu aktardan alınabilir, ama bahçe ve tarlalarda bol bol bulunur.

    Canlandırıcı Kompres: 
    Bezi suya batırın, sıkın, sonra da salatalık, limon veya portakal suyuna batırın. Meyvanın suyunu değil, kendisini de kullanabilirsiniz, bunun için iki bez tabakasının arasına koy­mak gerekir.
    Burada sözü geçen ve cilt tonikleri, çiçek su ve yağla­rını elde etmeye yarayan reçetelerin hepsi, kompres olarak da kullanılabilir. Kompresi tatbik ettikten sonra bir esnek kurde­le bağlarsanız, kompresten avantaj sağlamış olursunuz. Bunu bulabilirseniz, çıkarmadan önce kompresin, yani bezin üstü­ne bir kaç kez sürün. Bu, cildinize canlılık ve tazelik kazandı­rır. Yorucu bir günün sonunda yapacağınız bir kompres, sizi canlı ve sağlıklı gösterecektir.

  • Bebeklere Düzenli Beslenme Alışkanlığı Nasıl Kazandırılır?

    Bebeklere Düzenli Beslenme Alışkanlığı Nasıl Kazandırılır?

    Düzenli beslenme alışkanlığı vermek için yapılacak şeyler: 3,5-4 kilo gelen normal bir bebek; 3,5 – 4 saatte bir beslenmeye kolayca alışabilir ve başlangıçta 6-7 kere emziril­mek ister. Böyle bir bebeği genellikle şu saatlerde emzirmek birçok bakımdan elverişlidir: saat 6’da – 10’da – 14’de – 18’de 22’de – 2’de. Bebek buna alışamıyorsa aralıkları (annenin sütü bolsa ve bebek İyi içebiliyorsa) 3 saate, memeyle besleniyor ve annenin sütü bol gelmiyorsa 2 saate indirin.

    Bebek, beslenme saati geldiği halde uyanmamışsa, uyandı­rın. Zorla yedirmeye kalkmanız gerekmez. Son beslenmeden 4 saat sonra uyandırdıysanız, birkaç dakika içinde kendiliğinden yemek isteyecektir. Buna karşı bebek normal saatinden yarım saat önce mama istemeye başlamışsa, ağlamaya başlar başla­maz emzirmeyin. Belki neden uyandığını kendisi de bilmediği için ağlıyordur. Fakat on-on beş dakika sonra hâlâ ağlamaya de­vam ediyorsa, çocuğa mama vermek için daha fazla beklememelidir.

    «Hani dört saat beklenecekti?» diyebilirsiniz. Çocuk, bu bes­lenmeden sonra daha uzun süre uyuyup tam öteki beslenme saatinde uyanabilir ve düzen de böylece bozulmamış olur. Ara­daki bu açık gündüz dolmazsa gece kendiliğinden kapanır.

    Be­bek hep erken uyanıyorsa, o zaman aldığı besin miktarı dört saat beklemesine yetmiyor demektir. Bu takdirde, memeyle bes­leniyorsa daha sık emzirin. Böylece meme de birkaç gün sonra daha çok süt vermeye başlar. Fakat bebek sunî olarak besleni­yor ve biberonlarını boşalttığı halde zamanından önce uyanma­ya devam ediyorsa, miktarı arttırıp arttırmayacağınızı doktorunu­za sorun.

    Saatinden ne kadar erken emzirebilirsiniz?

    Bebek, sa­atinden az önce uyanmışsa ve aç görünüyorsa beslenmesi iyi olur dedim. Aynı şey, zamanından bir hatta bir buçuk saat önce mama isteyen bebeğe de uygulanabilir. Fakat karnını iyice do­yurduğu halde öteki beslenme zamanından iki ya da üç saat ön­ce uyanmışsa, acıkmış olması pek muhtemel değildir. Uykusu bir sindirim bozukluğu ya da karın ağrısı yüzünden bölünmüştür.

    Böyle hallerde emzirmekte acele etmeyin, emzirme sindirim bo­zukluğunu düzeltemez. Bebek, ellerini ısırıyor ve yakaladığı şey­leri ağzına götürmeye çalışıyor olsa bile bundan çocuğun acık­tığı. Anlamını çıkarmayın. Birçok bebek, aynı şeyi karnı ağrıdığı zaman da yapabilir. Bebeklerin açlık ile karın ağrısını birbirinden ayıramadıkları rahatça söylenebilir.  Başka bir deyimle, bebeğe her ağladığı zaman mama ver­meyin. Sık sık anormal saatlerde ağlıyorsa durumunu inceleyin ve doktora danışın

  • Kil Maskesi

    Kil Maskesi

    Son zamanlarda kozmetik alanında adından sıkça bahsettiren Sürentürk Şirketler Grubu piyasaya yepyeni bir ürünle girdi: Kilden Sıkılaştırıcı Maske. Aslen madencilik alanında faliyet gösteren Sürentürk Şirketler Grubu kil maskesini bizzat kendi madenlerinden üretiyor. Ürünün alerjik hiçbir madde içermemesi ve tamamen doğal minerallerle sudan oluşan yapısı, içinde 36 çeşit mineral bulundurması kil maskesinin en önemli özellikleri arasındadır.

    Kilin Faydaları Nelerdir?

    Vücudumuzu bütün dış faktörlerden koruyan cildimizin düzenli olarak bir bakıma ihtiyacı vardır. Bu bakımı sağlayacak en iyi yöntemlerden biri de kil maskesi kullanımıdır. Kil maskesi ciltte birikmiş bütün ölü hücreleri derinlemesine temizler ve cilde canlanlık, parlakllık, pürüzsüzlük ve gençlik kazandırır. İleri yaşlarda oluşan kırışıklıkları da büyük oranda giderir. Cildin daha sıkı ve sağlıklı görünmesini sağlar. Cildi Yağlardan arındırır. Cilt gözeneklerini temizler. Kil, cildi rahatlatır, sivilce, akne, siyah noktalar gibi cilt sorunlarını tedavi eder ve cildi kurutarak bu sorunların giderilmesini sağlar. Ayrıca kil, saça uygulandığında kepeklenmeyi önler ve saça canlılık kazandırır.

    Kısaca, Kilden Sıkılaştırıcı Maske bir nevi gençlik iksiridir diyebiliriz.

    Kilden Sıkılaştırıcı Maske Nasıl Kullanılır?

    Kil maskesi, temiz ve kuru cilt üzerine, göz çevresi ve dudak bölgesi hariç, ince bir tabaka halinde, krem gibi sürülür. Yüzünüze sürdüğübüz kil otuz dk’yı geçmeyecek biçimde kuruyana dek beklendikten sonra suyla yıkanır. Haftada 2-3 defa kullanımı tavsiye edilir..

    Kilden Maske Sadece Yüze mi Uygulanır?

    Hayır, Kilden yalnızca yüze değil, bütün vücuda ugulanabilir. Boyun ve dekolte bölgesi, kol,sırt, göğüs ve bacaklara tatbik edildiğinde cilt çok daha pürüzsüz ve canlı bir görünüme kavuşur. Ayrıca saçlara uygulandığında saça canlılık ve parlaklık da kazandırır.

    Kilden Maske ile Selülitten Kurtulmak Mümkün mü?

    Evet, kadınların en büyük sorunlarından biri de elbette selülit. Bu sorunun giderilmesinde de kil son derece etkili. Selülitten kurtulmak İçin; Selülitli bölgeye kili bir krem sürer gibi ince bir tabaka halinde uygulanıp, yaklaşık yarım saat bekletilmesi gerekiyor. Bir süre sonra sorunlu bölgenin pürüzsüz bir hale geldiği görülecektir.

    Kilden Maske Ücreti Ne Kadar?

    1 adet kilden maske 49 tl, 2 adet kilden maske ise 80 tl’dir. Ayrıca kargo ücretsizdir.

    Kilden Maske Siparişini Nasıl Verebilirim?

    Şu adresten sipariş formunu doldurarak kolayca ürüne ulaşabilirsiniz.

  • Gebeliğin 3 ila 6. Ayı Arasında Neler Olur?

    Gebeliğin 3 ila 6. Ayı Arasında Neler Olur?

    Hamileliğin 13-26. haftaları, yani ikinci üç aylık dönem, ilk trimesterdeki şika­yetlerinizin çoğunu geride bıraktığınız, henüz üçüncü trimesterdeki doğum ha­zırlıklarına başlamadığınız bir süreçtir. Birinci trimesterde yaşadığınız yorgun­luk, halsizlik, mide bulantıları gibi fiziksel rahatsızlıklar artık bedeninizi bırak­mıştır. Kendinizi daha enerjik ve huzurlu hissedersiniz. Öte yandan hamileliğe de alıştınız. Okuduklarınız ve duyduklarınızla daha bilgili ve hazırlıklı bir anne adayı oldunuz. Bebeğinizin tekmelerini ve hareketlerini hissetmeye başlamanız sizi heyecanlandıracak ve bu dönemde bir bebek sahibi olacağınız fikrine ken­dinizi hazırlamanız daha da kolaylaşacak.

    İkinci trimesterde yapılacak kan testleri, doğum öncesi testler ve ultrasonografi görüntüleri ile bebeğinizin sağlığının yerinde olduğundan emin olabileceksiniz. Bebeğinizin görüntülerinden onun büyüdüğünü, hareket ettiğini, vücudunda değişikliklerin meydana geldiğini gördükçe eşiniz ve akrabalarınız başta olmak üzere tüm yakınlarınızla bu büyülü gelişimi paylaşmak isteyeceksiniz. Bu, gerçekten oldukça keyifli bir süreçtir. Bebeğinizin dünyaya gelmesinden önceki 40 haftalık döneminin ikinci aşaması bu bilgiler ve gelişmeler ışığında tahmininiz­den de hızlı geçecektir.
    Annenin Vücudunda Meydana Gelen Değişiklikler
    Dış Görünümünüz
    Birçok hamile kadının hamile olduğu 16. haftaya kadar dışarıdan bakıldığında belli olmaz. Elbette bu durum, vücut yapınıza ve nasıl bir hamilelik geçirdiğini­ze göre de değişir. 12. haftadan itibaren rahminiz, pelvis dediğimiz kalça kemik­lerinizden yukarı doğru çıkmaya başlar. 20. haftadan sonra rahminizin tepesi göbeğinize kadar ulaşsa da, dışarıdan yine de belli olmayabilir. Bu süreye kadar vücudunuzda meydana gelen değişikliklerin hiçbiri belinizin kalınlığında çok belirgin bir artışa neden olmayabilir. Vücudunuzun içinde ve bebeğinizin gelişi­minde hızlı değişimler olsa da, henüz dışarıdan fark edilmesi için biraz erken­dir. Gene de çoğu gebe 16. haftadan itibaren yeni giysiler alma ihtiyacı hisseder. Hadi alışverişe…

    Unutkanlık ve Sakarlık
    Arabanın anahtarlarını buzdolabında mı unuttunuz? Sofrayı toplarken sıkça kı­rıp döküyor musunuz? Bu göstergelerin henüz bir bilimsel açıklaması yok, ama evet, ikinci trimesterde bazen daha belirgin olmak üzere, kadınların birçoğu ge­beliği boyunca unutkan ve sakardır. Bu durum sizin de başınıza gelirse hiç en­dişelenmeyin, geçicidir. Bu şikayetleri ortadan kaldırmak için belki sihirli bir formül yok, ama duruma şöyle de bakabilirsiniz: Vücudunuz ve zihniniz, içiniz­de bir bebek taşıyor olmanın ekstra sorumluluğunu yüklenmiş durumda. Dola­yısıyla bazı şeyleri unutmanız veya geç yapmanız, son derece anlayışla karşıla­nabilecek bir durum. Bebeğinizi kucağınıza aldıktan sonra, yaşantınızın ayrıntı­larına eskisinden de enerjik bir biçimde sarılacağınızdan hiç kuşkunuz olmasın!

    Gaz
    Hamileliğinizin ikinci trimesterinde, ara sıra rahatsız edici gaz sancılarının ve geğirmelerin meydana gelmesinden şikayetçi olabilirsiniz. Bilin ki, gaz sorunu yaşayan ilk hamile kadın siz değilsiniz! Ne yazık ki bu durumu önlemek zor­dur… Ama, örneğin, kabız olmamaya çalışarak bir adım atabilirsiniz. Bunun için de, biliyorsunuz ki, sindirimi zor olan ağır gıdalar tüketmemek gerek. Sizi rahatsız eden yiyeceklerden uzak durarak ve sık aralıklarla ama azar azar yiye­rek bu sorunla mücadele edebilirsiniz. Bol su içmek ve yürüyüş yapmak da iyi gelecektir.

    Mide Ekşimesi
    Midenizin ürettiği asit yemek borunuza doğru yayıldığında, bir ekşime, hatta göğüs kemiğinin arkasında bir rahatsızlık hissedersiniz. Normal zamanda da olabilen bu yanmayı hamilelikte daha fazla yaşamanız çok doğaldır.

    Bu duru­mun başlıca iki nedeni vardır: Vücudunuzun hamilelikte daha fazla ürettiği progesteron hormonu, sindirim sisteminizin faaliyetini yavaşlatır. Mideniz ile ye­mek borunuz arasında kapakçık görevi gören kaslarınız gevşer. Normalde mide asitlerinin yukarıya gitmesini engelleyen bu kasların gevşemesi nedeniyle, asit­ler yukarı yönelir. İkinci neden ise, rahmin büyüdükçe mideye baskı yapması­dır. Bu da aynı şekilde asitlerin yukarıya gitmesine neden olur.
    Bu konuda yapacağınız birkaç şey, mide ekşimelerinizi azaltabilir:
    • Ağır öğünler yerine sık aralıklarla ve az miktarda yiyebilirsiniz (bir oturuşta midenizi doldurmayın)
    • Dışarı çıkarken yanınızda bir bisküvi bulundurabilirsiniz –
    • Baharatlı ve yağlı gıdalardan uzak durun
    • Yatmadan kısa süre önce yemek yemeyin. Gece en az iki yastığı üst üste koya­rak başınızı yüksekte tutun
    • Doktorunuza danışmak koşuluyla mide yanmasını önleyen bir ilaç alabilirsiniz

    Tüylenme ve Tırnakların
    Hamileyken, el ve ayak parmağı tırnaklarınız eskisine göre daha çabuk uzayabi­lir. Eğer güvenilir ve temiz bir salona giderseniz, manikür ve pedikür yaptırma­nıza itirazımız olmaz. Ancak temizliğinden ve kalitesinden emin değilseniz, bu işlemleri evde yapmanızı öneririz.
    Aynı şekilde vücudunuzdaki tüylerin ve saçınızın da eskisinden daha çabuk çık­tığını fark edebilirsiniz. Ayrıca, göbek, bel bölgesi gibi vücudunuzun daha önce tüy hiç çıkmayan yerlerinde tüylenmeler oluşabilir. Ağda, jilet veya epilatör gibi araçlarla bu tüyleri almanızda hiçbir sakınca yok. Ancak tüy dökücü kremlerin kimyasal maddeler içermesi nedeniyle bu dönemde kullanılmaması önerilmek­tedir. Şanslıysanız, tam tersi de olabilir ve tüyleriniz gebelik boyunca azalabilir.

    Kasık ve Kann Ağrıları
    Hamileliğin 18 ve 24. haftaları arasında, kasıklarınızın bir tarafında veya her iki tarafında birden ani bir sancı veya sürekli bir ağrı hissedebilirsiniz. Bu ağrılar ge­nellikle ani hareketler yaptığınızda veya uzun süre ayakta kaldığınızda kendini gösterir. Bu sancılar round ligament dediğimiz rahmi yerinde tutan bağlardan kaynaklanır. Rahim büyüdükçe bu bölgedeki ağrılar da artar. Çünkü bir yandan bağlar da gerilmektedir. Ağrınız olduğunda ağrının ters tarafına yatmayı dene­yebilirsiniz. Rahatsızlık verici olsa da, bu ağrılar gayet normal bir sürecin sonu­cudur. Güzel olan ise, hamileliliğinizin 24. haftasından sonra bu sancıların ya­vaş yavaş kaybolmasıdır.
    Bazen ikinci trimesterin ortalarında, hafif ve kısa süren kasılmalar veya kramp­lar hissedebilirsiniz. Bu kasılmalar küçük Braxton-Hicks kasılmaları olabilir ve bu durumda endişelenmeniz gerekmez. Genellikle yürüdüğünüz veya fiziksel olarak hareketli olduğunuz zamanlarda ortaya çıkar ve ayaklarınızı uzatıp din­lendiğiniz zaman da geçerler. Eğer dinlenmekle geçmezse, kasılmalar düzenli hale gelirse ve bir saat içinde 6 kereden fazla tekrar ederse, doktorunuzu arama­nızda yarar vardır.

    Burun Tıkanıklığı
    Hamilelik sırasında meydana gelen aşırı kan akışı, burnunuzdaki mukoza denen zarların şişmesine ve burunda tıkanıklık hissi yaşanmasına neden olabilir. Tuz­lu su içeren damla kullanmak, bu tıkanıklığı gidermek konusunda işe yarayabi­lir ve oldukça güvenilirdir. Ayrıca geceleri horladığınızı fark edebilirsiniz (yani daha doğrusu siz değil de eşiniz!). Hamilelik süresince birden ortaya çıkan bu durumun nedeni yine burun tıkanıklığıdır. Peki bunun için ne önerebiliriz? Eşi­nize kulak tıkacı kullanmasını söyleyin! Şaka bir yana, burun tıkanıklığını daha etkili bir şekilde gidermek için kullanacağınız ilaçlar konusunda doktorunuza danışabilirsiniz.

    Burun ve Dişeti Kanamaları
    Hamilelik süresince gebeliğinizi desteklemek üzere artış gösteren kan akışı ne­deniyle, burnunuzda ve diş etlerinizde küçük kanamalar yaşayabilirsiniz. Bu ka­namalar genellikle zaman içinde kendiliğinden durur. Kanayan bölgelere hafif bası yaparak miktarını ve şiddetini azaltmaya çalışabilirsiniz. Ayrıca dişleriniz için yumuşak diş fırçaları kullanmak da işe yarayabilir. Eğer kanamalar gözle gö­rünür ölçüde çoğalırsa ve sık sık olmaya başlarsa doktorunuza danışın.

    Deride Görülen Değişiklikler
    Hamileliğin ikinci trimesterinde derinizde göreceğiniz en belirgin değişiklik, karnınızın altında oluşan çizgidir. Göbek deliğinizden leğen kemiğinize dek uzanan bu koyu renkteki çizgiye “linea nigra” adı verilir. Teni koyu olan hami­lelerde bu çizgi daha da belirgin şekilde görülebilir. Açık tenli hamile kadınlar ise bazen bu çizgiyi fark etmeyebilir. Doğumdan sonra yavaş yavaş kaybolacak olan bu çizginin hiçbir zararı yoktur.

    Yüzünüz de yanak, burun ve göz çevreleri başta olmak üzere koyulaşabilir. Bir maske şeklindeki bu koyu tabakaya gebelik maskesi veya kloazma diyoruz. Öte yandan, güneş ışınlarına maruz kalmak maskenin daha da koyulaşmasına neden olabilir. Bu lekelerin birçoğu gebelikten sonra kaybolurken, kimilerinde de ka­lıcı hale gelebilir. Kalıcı hale gelmemesi için güneşe mutlaka yüksek koruyucu kullanarak çıkmanızı tavsiye ederiz. Vücutta spider anjiom dediğimiz kırmızı beneklerin oluşması da bazı hamile ka­dınlarda görülen deri degişimlerindendir. Doğumdan sonra muhtemelen tümü kaybolacak olan bu benekler nedeniyle endişelenmenize gerek yok.

  • Pandispanya Tarifi İki Ayrı Yöntemle

    Pandispanya Tarifi İki Ayrı Yöntemle

    Pandispanya (panda espana)
    Pandispanya, kek ve pastalar için çok kullanılan esas maddedir. Türetilebilen ana uygulamadır.
    Anahtar ölçü:
    1 yumurta için; 25 g şeker ve 30 g undur. (25 cm çapındaki yuvarlak pasta kalıbı veya tepsi için)
    ölçüler:
    *Yumurta:8 adet
    *Un: 240 g
    *Toz şeker: 200 g
    * Limon kabuğu rendesi yarım çay kaşığı
    *Vanilya
    *Altlık parşömen kağıdı

    Pandispanya 2 yöntemle hazırlanır.
    I. Yöntem
    1. Pasta kalıbının dip kısmı kâğıtla kaplanır. Kenarlarına çıkıntı yapmaması, düzgün olması gerekir. En iyisi fırın tepsisine, kâğıt üzerine oturtulan çember kalıplardır.
    2. Un, vanilya elenerek hazırlanır.
    3. Yumurtalar yumurta tenceresine kırılarak hazırlanır. Şeker konur. Yumurta teli veya mikser ile ılık bir yerde yumurtalar koyulaşıp 2-3 katı kabarıncaya kadar çırpılır. Telden damlayan yumurta şeker karışımının hemen kaybolmaması kıvama geldiğini gösterir.
    4. Limon kabuğu rendesi ilâve edilip 8-10 saniye de onunla çırpılır, elenerek hazırlanan un ve vanilya ilâve edilir. Çırpmadan, devamlı dip tarafını üste çıkararak karıştırılır. Un tamamen kaybolunca hazırlanan kalıbın yüzüne kadar doldurulur, yayılır.
    5. Önceden ısıtılmış 180°C derecelik fırında, ortalama 40-45 dakika, kapağı açılmadan pişirilir.
    6. Fırından çıkarılır, 10 dakika kadar bekler. Kenarları ince keskin bir bıçakla kalıptan muntazam bir şekilde kurtarılır. Tel ızgara veya tahta ızgara üzerine ters çevrilir. Kâğıttan, ucundan kaldırılarak kurtarılır.
    Not:
    1. Pastanın renkli olması istenirse una 1 yemek kaşığı koyu kakao veya 2 yemek kaşığı açık kakao karıştırılıp öyle elenir.
    2. İstenirse un konurken, unla beraber çok ince çekilmiş 1 su bardağı fındık veya ceviz içi de konulabilir. Fazla çikolatalı olması istenirse makineden geçirilmiş çikolata konabilir.
    3. Pastanın piştiğini anlamak için kürdan saplanır. Kürdan hamurlu çıkarsa pişmemiş, kuru çıkarsa pişmiştir. Şayet içi henüz pişmeden üzeri fazla kızarmağa başlarsa üzerine alüminyum folyo veya parşömen kâğıdı konarak fazla kızarması veya yanması önlenmiş olur.

    2. Yöntem
    1. Pasta kalıbı veya tepsinin dibi kağıtla kaplanır. Ayrıca, un vanilya ile elenip hazırlanır.
    2. Yumurtanın akları ile sarılan ayrı ayrı çırpma kaplarına konur.
    3. Yumurta sarılarına şeker ve limon kabuğu rendesi ilâve edilerek mikser yardımı ile 2 katı kabarıp rengi iyice açılmcaya ve kıvamı koyulaşmcaya kadar çarpılır.
    4. Diğer tarafta yumurta akları da kar hâline gelinceye kadar çırpılır. Yumurta teli kaldırıldığı zaman üzerinde kalmalı, akmamalıdır.
    5. Aklara, sarılar ve un ilâve edilerek hepsi birlikte çırpmadan, alt taraftakiler devamlı üst tarafa çekilerek kanştınlır. Tamamen kanşınca hazırlanan kalıbın üstüne kadar doldurulur. Önceden ısıtılmış 180°C derecelik fırında 40-45 dakika kapağı açılmadan pişirilir. Çıkarılır,10 dakika beklenip keskin bir küçük bıçakla kenarları kurtarılır. Ters çevrilip kağıt çıkarılır. Tel veya tahta ızgara üzerinde soğutulur ve kullanılır.
    Not:
    1. Bu tip pandispanya, pasta için kullanılır. 8-10 saat önceden yapılıp dinlendirilirse pasta daha başarılı olur.
    2. Bu yöntem ile hazırlanan pandispanya diğerine nazaran daha çok kabarır.

  • Doğum Öncesi Hangi Kontroller Yapılmalı?

    Doğum Öncesi Hangi Kontroller Yapılmalı?

    İlk Doğum Öncesi Kontrolünüzde Neler Olur?
    Hamile olduğunuzu öğrendikten sonra ilk yapacağınız iş, doğruca doktorun yo­lunu tutmak olmalı. Bu kişi, önceden gittiğiniz bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanı olabileceği gibi, hamileliğinizle beraber bulduğunuz bir uzman da ola­bilir. İlk kez gidilen bir doğum öncesi muayenede doktorunuz sizi tanımak, tıbbi geç­mişiniz ve hamilelik öykünüz hakkında bilgi sahibi olmak ister. Ayrıca geçir­mekte olduğunuz fiziksel değişikliklerin neler olduğunu, şikayet veya hastalık­larınızın olup olmadığını da sorar.

    Yaşam tarzınız: Doktorunuz iş yaşamınızda aktif mi masa başı mı olduğunuzu öğrenmek amacıyla mesleğinizi sorabilir. Eğer günlerinizi sürekli ayakta dura­rak, geceleri çalışarak veya ağır nesneler kaldırarak geçiriyorsanız, doktorunuz sizden muhtemelen bunlardan vazgeçmenizi isteyecektir. Ayrıca alkol, sigara ve herhangi bir ilaç kullanıp kullanmadığınızı da öğrenmek ister.

    Son regl tarihiniz: Tıp dilindeki karşılığıyla son menstruasyonunuzun, yani reg­linizin ilk gününün hamileliğinizin ilk günü olarak kabul edildiğini belirtmiştik anımsarsanız. Doktorunuz bu tarih üzerinden 40 haftalık bir takvim çıkararak tahmini doğurma gününüzü hesaplayacaktır. Eğer son regl tarihinizi hatırlamı­yorsanız, doktorunuz ultrasonografi aracılığıyla hamileliğinizin ne kadar ilerle­diğini kesinleştirmeye çalışacaktır.

    Hamilelik öykünüz ve jinekolojik durumunuz: Eğer hamileliğinizle birlikte yeni bir doktora gitmeye başladıysanız, bu yeni kişi, sizin jinekolojik öykünüz hak­kında da bir dosya oluşturmak isteyecektir. Daha önce bir hamilelik, düşük, kürtaj veya ameliyat geçirip geçirmediğinizi ve herhangi bir jinekolojik sorunu­nuzun olup olmadığını merak edecektir. Geçmişiniz hakkında ayrıntılı bilgi edi­nen doktorunuz, böylelikle hamileliğinizi daha doğru takip edecektir. Örneğin geçmişte bir erken doğum yaptığınızı veya gebelik diyabeti geçirdiğinizi öğrenen doktorunuz, bu aşamadan sonra gereken tedbirlerin alınması için kolları sıvayacaktır.

    Tıbbi aile öykünüz: Hem sizin ailenizin hem de baba adayının ailesinin tıbbi geç­mişleri büyük önem taşımaktadır. Örneğin ailenizde ikiz veya iri bebek doğum­ları olmuşsa, bunun bilinmesi önemlidir. Bu tip kalıtımsal yatkınlıkların kuşak­tan kuşağa geçiyor olması, bebeğinizin sağlığı açısından önemli rol oynar. Bu­nun yanı sıra, ailenizde ciddi sağlık sorunları veya kistik fibrozis gibi hastalıklar varsa, bunların bilinmesi, bebeğinizin kalıtsal olarak bu durumdan etkilenip et­kilenmediğini testlerle saptamak açısından önemlidir.

    Fizik muayene: Bu ilk doğum öncesi kontrolünüzde, doktorunuz sizinle görüş­tükten sonra fizik muayeneye geçecektir. Rahminizi, rahim ağzınızı, yumurta­lıklarınızı inceleyecek, rahim ağzım daha detaylı değerlendirmek üzere Pap-smear testi için örnek alacaktır.
    Fizik muayenenin ardından hamileliğiniz ve yaşadığınız veya yaşayacağınız ola­sı sorunlar hakkında doktorunuz size ayrıntılı bilgi verecektir. Devam ettiğiniz tedaviler varsa ve düzenli ilaç kullanıyorsanız, bunların sakıncasının olup olma­dığını da doktorunuza sorabilirsiniz; zaten sormanız gerekir. Ayrıca doktoru­nuz, dikkat etmeniz gerekenler, sakınmanız veya yapmanız gerekenler hakkın­da size bir liste çıkaracaktır. Kilo, tansiyon gibi ölçümlerin yapılması da bu ilk kontrolden sonra başlayacaktır.

    Ultrasonografi: Ses dalgalarını kullanarak görüntü elde edilmesi yoluyla, rahmi­nizin ve bebeğinizin durumunun incelenmesidir. Bu uygulama kesinlikle rad­yasyon içermez ve sizin ve bebeğiniz için çok güvenilir bir yöntemdir. İlk trimesterde, daha iyi bir görüntü elde edebilmek için ultrasonografi vajinal yolla da uygulanabilir. Karnın üzerinden yapılan muayenelerde henüz bebeğiniz çok küçük olduğundan net görüntü almamayabilir.

    İlk ultrasonografi muayenenizde şu değerlendirmeler yapılır:
    Beklenen doğum tarihinin doğruluğu: Son adetinizin ilk günü ile karşılaştırıldığın­da, bebeğinizin büyüklüğünün ve gelişiminin normal olup olmadığı kontrol edi­lir.

    Fetal canlılık: Hamileliğinizin ilk beş ya da altı haftasında, bebeğinizin kalp atış­ları dinlenir ve canlılığı teyit edilir. 6. haftadan önce bebeğinizin öncüsü olan embriyonun kendisinden çok gestasyonel keseyi, yani gebelik kesesini görmek mümkün olur. Gebelik kesesi rahmin dışında ise, yani dış gebelik geçiriyorsa­nız, bu muayenede anlaşılabilir.

    Fetus sayısı: Yine ultrasonografi aracılığıyla kaç fetus taşıdığınız saptanacaktır. Birden fazla fetus olması durumunda, onları ayıran ince zarın görüntüsünün ve plasenta konumlarının kontrol edilmesi, aynı plasentada mı yoksa ayrı plasenta­larda mı bulunduklarını gösterecektir.

    Fetusta anormallikler: Fetustaki bazı anormallikleri özellikle 11-14. gebelik haf­talarında yapılacak olan detaylı ultrasonografi taramasında görebilmek müm­kündür. Ense kalınlığı ölçümü ile bazı genetik ve kromozomal anormallikler tahmin edilmeye çalışılır. Kromozom anomalilerini taramak amacıyla ikili tara­ma testi istenir.

    Yumurtalıklarınızın durumu: Ultrasonografi, yumurtalıklarınızda bir anormallik olup olmadığını, mesela bir kistin varlığını gösterecektir. Eğer kayda değer bir kist varsa, türüne, büyüklüğüne ve sizdeki bulgulara göre alınması gereken ted­birlere karar verilecektir.

    Myomlarm varlığı: Myom denilen iyi huylu tümörler, rahmin aşırı ve düzensiz büyüyen kaslarından oluşur. Ultrasonografide myomun olup olmadığı kadar, varsa rahim içindeki yerleşimi ve gebelik açısından bir risk oluşturup oluştur­mayacağı değerlendirilir.

  • Hamileliğin Başlangıcı Olarak Ne Kabul Edilir?

    Hamileliğin Başlangıcı Olarak Ne Kabul Edilir?

    Hamileliğinizin başlangıcı olarak, cinsel birleşmenin gerçekleştiği tarih değil, son adetinizin ilk günü kabul edilir. Bu tarihin üzerine 280 günlük süre eklene­rek bebeğinizin doğacağı tarih hesaplanır. Muhtemelen siz de birçok kadın gibi gebeliğinizden adetinizin gecikmesinden şüphelenerek haberdar olmuşsunuz­dur. Adetinizin geciktiği tarihlerde elinizde “pozitif” bir gebelik testi varsa, sizin 2 hafta önceki cinsel birleşmeden gebe kaldığınızı bilmemize rağmen, 4 hafta önceki son adetinizin ilk gününden itibaren gebe kaldığınızı kabul ederek he­saplarımızı yaparız, yani sizi 4 haftalık gebe olarak kabul ederiz.

    Gebelik testinizin olumlu sonuç verdiği tarihlerde yumurta ve spermin birleş­mesinden oluşmuş olan bebeğinizin öncüsü blastokist, rahminizin duvarına yer­leşmiş demektir. Döllenen ürünün bir bölümü bebeğe (embriyo), bir bölümü eşine (plasenta), bir diğer bölümü de amniyon sıvısının bulunduğu keseye dö­nüşür. Bebeğin eşi, yani plasenta gebelik süresince bebeğinizin oksijen almasını ve beslenmesini sağlar, atıkları uzaklaştırır. Beta HCG dediğimiz ve gebelik tes­tinde “pozitif olarak ölçtüğünüz gebelik hormonu buradan salınır.

    Bebeğinizi çevreleyen kesenin içinde yer alan amniyon sıvısı ise bebeğinizi yumuşacık bir yastık gibi sarar ve korur.
    Birçok anne adayını rahatlatacağına inandığımız bir bilgiyi burada eklemek iste­riz. Cinsel birleşmenin gerçekleştiği tarih ile adetinizin gecikmesi arasırida ge­çen 2 haftalık sürede gelişen embriyo dış etkenlere karşı oldukça dayanıklıdır. Yani o süre içinde anne adayı gebeliğinden habersiz bir şekilde ilaç almışsa, em­briyo bundan çoğunlukla etkilenmeyecektir. Yine de siz siz olun, doktorunuza, ilk randevunuzda, bu süre içinde tükettiğiniz alkol ve aldığınız ilaçlar konusun­da bilgi vermeyi unutmayın,

    Birinci trimester dediğimiz bu ilk 13 haftalık süreçte kendinizi gebeliğinize ve doğacak olan çocuğunuza ruhsal olarak hazırlamanızın yanı sıra, vücudunuzda da değişiklikler olmaya başlar. Sizinle birlikte bebeğiniz de hızla gelişmekte ve şekillenmektedir. Bu bölümde sizin vücudunuzda ve bebeğinizin gelişiminde yaşanacak olan değişimleri ayrıntılı olarak ele alacağız. Ayrıca doğum öncesi kontrollerin başlamasıyla bu muayenelerde hangi uygulamaların yapıldığına da değineceğiz. Karşılaşabileceğiniz risklerin yanı sıra bunların çözümlerinin de bulunduğunu bilmenizi istiyoruz.

  • Menopoz Döneminde Kadınlar Ne Gibi Değişiklikler Yaşar?

    Menopoz Döneminde Kadınlar Ne Gibi Değişiklikler Yaşar?

    Menopoz dönemi, her kadının hayatının ortalama üçte birini kapsayan bir süreçtir. Menopoz yumurtalıklarda bulunan yumurta hücrelerinin yok olması ile beyinden salgılanmaya devam eden hormonlara yumurtalıkların yanıt vermemesi ile doğurganlık ve adet dönemlerinin sona ermesi halidir. Lakin durum yalnızca bundan ibaret değildir. Adet döneminin sona ermesi menopozun yalnızca görünen belirtisidir. Hâlbuki hormon seviyesindeki değişikliklerle birlikte bedendeki kemik erimesinden tutun da damar sertleşmesine kadar birçok değişiklikler meydana gelmektedir.

    Menopoz Kaç Yaşında Olur?

    Menopoz için belli bir yaş tayin etmek zordur. Zira her kadının menopoza girdiği yaşı farklıdır. Yumurtalık işlevlerinin azalmaya başlaması ile birlikte başlayan döneme perimenopoz denmektedir. Adetlerin kesildiği duruma menopoz, adet döneminin kesilmesinin başladığı dönemden 1 yıl sonraki hayatının sonuna kadar devam edecek olan döneme de postmenopoz denmektedir. Fakat genel olarak kullanılan şekli olan postmenopozal dönemini menopoz dönemi olarak inceleyeceğiz. Türkiye’de menopoz yaşı 46 iken Amerika’da 51 olarak tespit edilmiştir. Bunun yanında istisna olmakla birlikte 23 yaşında menopoza giren kadınlar olduğu gibi 55 yaşında olup da yeni menopoza giren kadınlarda görülmektedir.

    Menopozun Belirtileri Nelerdir?

    Menopozun ilk belirtisi adet döneminin sona ermesidir. Kişi menopoza gireceği zaman aşırı ateş basmaları, sık sık çok yoğun terleme, aşırı sinir, aşırı alınganlık, duygusallık, cinsel isteksizlik, idrar kaçırma, vajinada kuruluk.

    Her Adetten Kesime Menopoz Mudur?

    Hayır. Kesinlikle böyle bir yanılgıya ve paniğe düşmeyin. Adetten kesilme bazı zamanlar gebelik işaretidir. Bunun yanında aşırı spor ve egzersizler, aşırı kilo kaybı, kimi yumurtalık hastalıkları, rahim hastalıkları da adetten kesilme nedenlerindendir. Bunun yanında rahim ameliyatları olduktan sonra adet dönemi devamı görülmez. Bu durumda çoğunlukla menopozla karıştırılır. Rahim alınması durumda tabiî ki adet kanaması olmayacaktır. Düzenli bir şekilde adet dönemi yaşarken ameliyat ile rahmi alınan kadının, yumurtalıkları da alınmış ise zamanından önce menopoza girmiş anlamına gelir. Halbuki yumurtalıkları işlev görmeye devam edecektir. Lakin adet kanamasının olacağı organ yani rahim artık olmadığı için kadın artık adet göremeyecektir.

  • Cinsiyet Seçimi Esnasında En Çok Merak Edilen Sorular

    Cinsiyet Seçimi Esnasında En Çok Merak Edilen Sorular

    Cinsiyet Seçimi Esnasında En Çok Merak Edilen Sorular
    Dr. Halil İbrahim Tekin ile yaptığımız röportaj sonrasında cinsiyet seçimi ile ilgili bilinmesi gereken bir çok konuyu sizlerle paylaşıyoruz.

    Cinsiyet seçimi uygulamasıyla Tüp bebek tedavisi arasında ne gibi farklar vardır?
    Cinsiyet seçimi yaparken işlemin çalışabilmesi amacıyla fazla miktarda yumurtaya ihtiyaç vardır. Bu nedenle yumurtalıkları uyarmak amacıyla kullanılan ilaçlar ve kullanma biçimi değişmektedir.Yumurtalar MII adı verilen 23 kromozom içeren İCSİ işlemine uygun olmalıdır. İki-Üç tane sağlıklı (ki genetik testleri cinsiyet belirlemenin haricinde standartlara uygun olarak yapılmaktadır) istenen cinsiyette embriyoyu beşinci gün transfer etmek istiyoruz. Yaşa göre değişmekle beraber yüzde altmış altı olan hamilelik oranını yakalayabilmek amacıyla en az iyi kalitede iki tane embriyo transfere dilmelidir.

    Cinsiyet seçimiyle bebek sahibi olduğumda bebeğimin herhangi bir genetik hastalığı olabilir mi ?
    Cinsiyet tayini işlemiyle beraber en çok karşılaşılan genetik hastalıklar da incelenmektedir. İstemeniz halinde her çeşit genetik rahatsızlık teşhisi konulabilir. Tek gen hastalıkları ve yirmi üç çift kromozoma dek genetik teşhis mümkündür.

    Cinsiyet belirleme ile bebek sahibi olmak istediğimde belli bir yaş sınırı var mıdır?
    Herhangi bir yaş sınırlaması yoktur.Rahmi olan her kadın cinsiyet tayini işlemini yaptırabilir.

    Cinsiyet tayini ile bebek sahibi olmadan önce ne gibi testler yaptırmam icab ediyor?
    Sperm testi ve HSG adı verilen ilaçlı rahim filmi yaptırmak gerekir. Bu testi daha önceden yaptırmamış olanlar  Kıbrıs’a geldiğinde bu testleri yatırabilirler.

    Cinsiyet Secimi için tedavi süresi ne kadardır. Nasıl bir yol izlenmelidir?
    Öncelikle yapılması gereken bu işi yapacak olan merkezdeki hekimle görüşmektir. Çeşitli yollardan önce yazışılp randevu alınır ve mutlaka bir sperm testi ve ilaçlı rahim filmiyle doktorla görüşülüp muayane olunur. Doktorunuz size yapılması gereken ön tetki varsa bu konuda sizi yönlendirir.Tedavinizi belirler ve takibini sağlar.İlk görüşmeler 6yaklaşık 1 saatte biter.Daha sonra tedavi şekilllenir.+ Tedavi 10 gün kadar iğne içerir ve adetin 2. veya 3. günü başlar+ Adetin yaklaşık 14. günü hafif bir anestezi ile yumurtalar toplanır ve sperm ile döllenir.+ 3 gün sonra gelişen embriyolara genetik test yapmak için blastomer biopsisi yapılır+ İsteyen hastalar 14. ila 19. gün arasında kendi memleketlerine gidebilirler.+ Yumurta toplamadan 5 gün sonra oluşan embriyolar anne adayına transferedilir.

    Cinsiyet tayini yapılması Türkiye’de niçin yasaklanmıştır?
    Çeşitli dini ve sosyal sebepler nedenler olduğunu düşünüyorum.

    Cinsiyet Tayini sırasında sperm veya yumurta başka birinden mi alınır ?
    Hastanın kendi yumurtası ve spermi bulunuyorsa başka bir sperm ya da yumurta kullanmak mantık dışı olur.Çünki her yumurta ve spermin bir maliyeti vardır.

    Normal ilişki ile hamile kalındığında bebeğin cinsiyetini tayin etme gibi bir şansı var mıdır?
    Bilimsel olarak kanıtlanmış böyle bir yöntem yoktur.

    Genetik ya da Kalıtsal hastalıkları olan kişilerde cinsiyet tayiniyle çocuk sahibi olabilir mi?
    İlaçlarla tedavisi kontrol edilebilen hastalar bu yöntemi uygulamayabilir.

    Cinsiyet tayini yaptırmak istediğimizde herhangi bir sağlık güvencesi ile tedavi mümkün müdür?
    Malesef SGK yada diğer özel sigortalar ile tedavi mümkün değildir.

    Yumurtalarım Çok kaliteli değil buna rağmen cinsiyet tayiniyle çocuk sahibi olabilir miyim?
    Evet mümkündür, olabilirsiniz.

    Spermleri az ya da hareketsiz olan beylerde cinsiyet tayininde problem olur mu?
    Her iki durumda da yapılabilmektedir.

    Dr. Halil İbrahim Tekin
    Ortadoğu ve Balkanlar Tüp Bebek Merkezi
    Tel: +90 392 366 32 17
    http://www.kibristupbebek.com