Kadınlar Sitesi, Gebelik, hamilelik, doğum

Yazar: yonca

  • DİŞLERİNİZİ NASIL KORUMALISINIZ

    Elinizden geldiği kadar uzun süre yararlanmak istediğiniz otuziki dişiniz var. Bunun için de baz*ı sağlık kuralları­na uymak gerekir. A.B.D.’nin toplum sağlığı alanında vatandaşlarına çeşitli olanaklar sağlamış olduğunu biliriz. Buna rağmen bu memlekette yaşayan insanlarda da, diş hekimi sayısının henüz çok az olduğu Senegal’deki kadar diş çürümesi ile karşılaşılmaktadır. De­mek ki, sizin de kendi yönünüzden çürümeyi önleme çareleri aramanız gerekmektedir. Her yemekten sonra besinlerden kalan artıkları temizlemek için dişlerinizi yıkayınız. Bu artıklar, mayalaşarak diş minesini kemirir ve nefesin kötü kötü kokmasına yol açar­lar. Çocuklarınıza küçük yaşlarından itibaren bu ana kuralı tekrarlayın ve mutlaka benimsemelerini sağlayın. Her yemekten sonra dişlerinizi yıkama ola­nağınız yoksa, son bir kez dişlerinizi fırçalamadan yatağınıza yatmayın. Ye­mek ■ artıklarının zarar verici etkisi geceleri özellikle artmaktadır, bunun nedeni de tükürük bezlerinin etkinliği­nin geceleri daha sınırlı olmasıdır. Dikkat edilmesi gereken bir başka konu, şeker ya da başka şekerli maddeleri uyumadan önce yemekten kesinlikle kaçınmaktır.

  • SÜT DİŞLERİNE DİKKAT

    Nasıl olsa süt dişleri değişecek diyerek, çocukların dişleriyle yeterince- ilgilen­memek gerektiği fikri tümüyle yanlıştır. Fransa’daki çocuklardan yarısının üç yaşında ortalama olarak üç çürük dişi vardır. Dört yaşında, on çocuktan altısının dört çürük dişi, bir yaş daha büyük olanların da dörtte üçünün beş dişi çürümüş olmaktadır. Bu yaşa kadar, yüzeyde kalan çürükler gitgide derinle­şir ve diş özünü kemirmeğe başlar. On okul öğrencisinden dokuzunun altı yaşında, altı çürük dişi vardır. Çürüme oranı böyle giderse belki de yakın bir gelecekte küçücük çocukların dişlerini söküp atarak, yerine ihtiyarlar­ca olduğu gibi protezler takılması gerekecek! Dişlerin sağlıklı olmaması çocuğa iki ayrı yönden zarar verir. Çürük dişle yemekler iyi çiğnenmedi-ğinden çocuğun gelişmesi aksar; bun­dan başka süt dişlerinin yerine gelen yeni dişlerin de pek sağlam olmaması sonucu doğar. Çünkü süt dişlerinin durumu çocuğun asıl dişlerini de etki­ler. Altı yaşındaki çocuklardan yüzde doksanının dişleri hasta olursa, bunlar yirmi yaşına geldiklerinde beş dişden bir tanesi yok olmağa mahkûm olmuş olacak belki de daha önceden çekilmiş olacaktır. Bütün bu söylediklerimizden çıkan sonuç apaçık meydandadır. Üçyaşından itibaren çocukların dişlerini sık sık kontrol ettirmek gereklidir».

  • DİŞ ÇÜRÜMESİ

    Yakın tarihlerde yapılan bir kongrede diş çürümesinin yaygınlığı konusu tartı­şılmıştı. Avrupa Birliği üyesi olan memleketlerde insanların kırk yaşına kadar ortalama olarak her on yılda üç diş, bu yaştan sonra da dört diş kaybettikleri açıklanmıştı. Yetmiş yaşı­na gelen bir Avrupalı, ortalama olarak yirmi dişini kaybetmiş olmaktadır. Bu hesaba göre diş çürümesi çok yaygın bir gelişim göstermektedir. Bu üzüntü verici istatistik, dişlere ne kadar az özen gösterildiğini açıklamak­tadır. Bu konu, özellikle gebe kadınlar ve küçük çocuklarda daha da çok önem taşımaktadır. Cebe kadınların dişleri, vücuttaki kalsiyum miktarının azalması tehlikesi yüzünden daha da nazik bir durumda olmaktadır. Bu nedenle gebe­liğin üçüncü ayının bitiminden sonra, dişlere gereken ilginin gösterilmesi ve sık sık diş kontrolü yaptırılması gerek­mektedir.

  • KORUNMASI GEREKEN BİR HAZİNE: DİŞLER

    Amerikalı sinema yıldızları hep bütün dişlerini gösterecek biçimde gülerek resim çektirirler. Hatta fotoğraf makine­si önünde resmi çekilen kimse “çiiiz” diyecek olursa, bütün dişlerinin ortaya çıkacağı ve gülme izlenimi uyandıraca­ğı söylenir.
    Dişler büyük bir özen gösterilmesini isteyen önemli bir güzelliği meydana getirirler. Günümüzde bu özenin göste­rilmesini sağlayacak her türlü olanak sağlanmıştır. Milâttan on beş yüzyıl önce, Mısırlıların dişlerini tedavi ettir­dikleri bilinmektedir. Yunanlılar ise takma dişleri icat etmişlerdir. Roma İmparatorluğunun yıkılmasıyle dişçilik bir gerileme devri geçirmiştir. Takma dişlerin yeniden meydana çıkması an­cak Rönesans devrinde gerçekleşmiştir. Bir ara Avrupa saraylarında nedimelerin takma dişler taktırması moda olmuştu; ancak bunun dişçilikle hiçbir ilgisi yoktu. Bu takma dişler süslenmek amacıyle takılıyor, gergedan ya da su aygırı dişlerini yontan mücevherciler tarafından yapılıyordu. XVII. yüzyılda dişçilikte büyük gelişmeler sağlandı. Ancak bu alana getirilen tüm yeniliklere rağmen, çürük bir diş artık gözden çıkarılmış bir diş olarak sayılıyor ve böyle bir dişi hemen çektirmek gereki­yordu.
    Günümüzde çürük bir dişi acısız ve ağrısız olarak tedavi ettirmek mümkün­dür. Dişçi, gerekli gördüğü takdirde, bölgesel bir uyuşturucu iğne yaparak dişi acı vermeksizin doldurabilir. Bütün bu kolaylıklar karşısında, artık dişçiye gitmekten çekinmemek gerekir. Aksinehiçbir şikâyet olmasa bile, yılda en az bir kez dişçiye giderek dişler kontrol ettirilmelidir.

  • PARFÜMLER AİLESİ

    PARFÜMLER AİLESİ

    Sarışın veya esmer, kızıl veya kumral, canlı, cilveli, aklına eseni yapan veya düş kurmayı seven, romantik, kararlı, kararsız kadınlar gibi parfümler de çok çeşitlidir.
    Gerçekten de parfüm ten türüne, saate, yaşa, iklime ve hatta karaktere göre de­ğişiklikler gösterir. Bir parfüm bazı ka­dınların çevresine hafif bir çiçek kokusu yaymasını sağlarken, aynı parfüm başka larının daha ağır bir koku yaymalarına yol açar. Kızıl saçlı bir kadının teninde sıcak ve çarpıcı olarak kendini belli eden bir parfüm, bir sarışının teninde ga yet hafif bir koku olarak yansır. Bununla beraber her parfümün kendine özgü yay gın bir özelliği vardır. İnsanın kendine en çok yaraşaVı parfümü” bulması uzun çabalar gerektiren bir iştir. Böyle bir seç me yapılırken, her seferinde bir tek koku denenmeli ve parfüm tene sürül­dükten sonra, tenle beraber meydana getirdiği bileşim kesin olarak kendini belli edene dek beklenmelidir. İnsan kendine en iyi giden kokuyu bulmaya çalışırken, parfüme özgü olan ana mad­denin ne olacağını saptarsa, istediği par fümü daha kolay seçebilir. Az veya çok miktarda, oluşuna göre bu temel madde kokuya daima kendi özelliğini verir. Her kes kendi kişiliğine ve kendi kişiliğinin belirtmek istediği özelliklerine göre, aşa ğıdaki sınıflardan birine giren bir parfü­mü seçebilir:
    * Çiçek kokan parfümler: Bu parfümle­rin yaygın özelliği, bileşimlerine giren çi çeklerin kokusunu vermeleridir. Bu çi­çekler gül, yasemin, sardunya, süsen çi­çeği, menekşe, inci çiçeği, mine çiçeği v.b. olabilir. Bunlar genellikle hafif, ta­ze, kalıcı ve sarışınlara, düş kurmayı se­venlere veya romantiklere yakışan par­fümlerdir.
    * Baharatlı parfümler: Bunların temel kokusu biberli nane, düğün çiçeği, kuru ot, safran, yeşil biberdir. Bu kokulan”
    maddeleri de beraberinde getirmekte­dir.
    Musluğumuzdan akan suyun niteliği her zaman değişmektedir. Her zaman içile­bilir olmasına rağmen, madensel tuzlar çakımından zenginliği suyun kaynağına göre büyük değişiklikler göstermekte­dir. Ard arda tasfiye merkezlerinden geçe geçe bazen tüm özelliklerini kaybedebilir. Böyle bir su vücut temiz­liği için yeterli olursada yüz için yeterli olmaz. Gerçekten de yüzümüzün cildi çok naziktir, içmeyeceğiniz bir suyla yüzünüzü yıkamaktan daima kaçınınız. Daha çok tuz içeren, bu nedenle de daha çok kuvvetlendirici etkisi olan bir maden suyuyla arada sırada yüzünüzü yıkamayı ihmal etmeyiniz. Bu tür su, büyükannelerimizin ciltlerinin tazeliği­ni borçlu oldukları yağmur suyuna çok benzemektedir.

  • PARFÜMLER VE ERKEKLER

    PARFÜMLER VE ERKEKLER

    İnsanoğlu genel olarak vücudunun do­ğal kokularm’ı giderdiğinden kendine öz gü kokusu yoktur; parfümler insan üze­rinde her hayvanın kendine özgü koku­sunun yaptığı görevin eşini yapar. Doğa kokularıyla insanların yarattıkları kokular karşılaştırılınca, rüzgârın söğüt dalları arasından eserken çıkardığı mü­zik notalarıyla usta bestecilerin yarattık lan senfoniler arasındaki fark kadar bü­yük bir farkla karşılaşılır. Parfüm sür­mek demek, doğanın hatalarını düzelt­mek, doğayı daha iyileştirmek, kusur­suz kılmak demektir. Her kadın kişiliği-ni belirleyen ve çevresindeki insanların kendisini daima hatırlamalarını sağla­yan bir parfüm arayıp bulmalıdır. Acı veya tat verici duyumlar dışında hiç bir duyum, yoğun bir hatırlatma etkisi olan kokuların duygusal yüklenimine sa hip değildir.
    Christian Dior “parfüm kadının gözle gö rülmeyen görüntüsüdür” der. Lantheric de “kadınlar menekşe veya gül kokmak istemiyorlar; makyajdan, giysilerden ve ya saç biçimlerinden bekledikleri gibi kokuların da kendilerinin ayrı bir kişiliği olduğunu belirtmesini isterler” der. Bununla beraber bir kadın parfümünü sevdiği erkeğin hoşuna gitmek için değil de kendisi için seçer; bunun çeşitli ne­denleri vardır. Belirsiz zevkli kadınlar her zaman modayı uygular, çok satılan veya reklamı çok yapılan parfümler, sa­tın alırlar. Herkesin kullandığı parfümü kullanmak istemeyen ve en alışılmamış olan kokuyu arayan kadınlara çok az rastlanır.
    Parfümün ve özellikle yapımcısının adı seçimi etkiler. Kadın parfüm satın alır­ken, kendisine başka yerlerden sağlaya­madığı gösterişi de satın alır. Büyük bir parfüm yapımcısının piyasaya sürdüğü “dünyanın en pahalı parfümü” büyük bir ilgi toplamayı başarmıştır. Bazı kadınlar içgüdülerine uyarak biçi­mini ve rengini beğendikleri bir elbiseyi seçer gibi, hoşlarına giden bir kokuyu se çerler. Bununla beraber, parfümü hoş­larına giden bir erkeğin kendilerine âşık olmasını sağlayacağını umarak seçme­mekle beraber, her kadın bilinçaltında süreceği parfümün cazibesine bir şeyler katmasını ister. Doktor Jellinek “bir par­fümün başarısı, kokusuna değil erkekle­ri çekme gücünün derecesine bağlıdır” der.
    Bununla beraber 1947’den beri çıkarılan parfümlerden çoğu taze ağaç kokusu kokmaktadır. Misk, fesleğen, yasemin gibi çarpıcı ve şehvet duyguları uyandı­rıcı kokular gitgide daha az satılmakta­dır.
    Kadınlar açık havada veya çalışma yerle rinde daha çok yaşamaya başlamışlar­dır; dinç ve hafif parfümler spor giysile­re ve iş havasına daha uygun düşmekte­dir. Eskiden parfüm bir azınlığa özgüy­dü. Ancak kürkle, mücevherle kullanılır balolara giderken sürülürdü; en çok da ağır kokulu parfümler tercih edilirdi.Mo dern yaşantının gerekleri ise tamamen değişiktir. Günümüzde hemen hemen bütün parfümlerin üç değişik türü var­dır. İlk tür, sabahları büroya giderken kullanılmak üzere kolonya, ikinci tür, kokteyl elbisesi ile sürülecek tuvalet los yonu, üçüncü tür, gece elbisesiyle kulla nılacak öz halindeki parfümdür.En çok beğenilen erkek kokularının he­men hemen hepsi kadınlar tarafından se vilmektedir. Eskiden erkekler için hazır­lanmış olan tek koku lavanta veya eğrel­ti otu kolonyasıydı; Birkaç yıldan beri, oldukça etkili bir izlenim bırakan çeşit çeşit erkek kokuları yapılmıştır. Kadınlar parfümün de kendilerine yan­mış bir ten gibi sağlıklı bir görünüş ver­mesini isterler. Parfüm teni “giydirmeli” teni hoşa gider bir hale sokmalıdır. Ama bir parfüm, gene de heyecan verici ola­bilir. Hatta “masum”, iyi cins ve hoşa gi den bir parfüm, aşırı derecede şehevi olan bir kokudan daha fazla gıcıklayıcı olabilir.

  • ŞİŞE SANATININ ŞEREF LİSTESİ

    ŞİŞE SANATININ ŞEREF LİSTESİ

    Şişe biçimlerinin yenilenmesinde büyüketkisi olan Daum ve Lalique adlı iki cam ustasının adları belirtilmeden camcılık sanatından söz etmek olanaksızdır. 1860 yılında doğmuş olan Rene Lalique, 1900 yılında açılan Büyük Sergi’de, Japon sanatından ve sembolistlerden esinlenerek yarattığı mücevherlerle ünü nü duyurmaya başladı. Camı kalıplara dökerek biçim verme tekniğini kullanan ve bazı mekanik yöntemlerden yararla­narak işçiliği oldukça basitleştiren bu sa natçı, camcılık sanatına büyük yenilik­ler getirdi.
    Auguste ve Antoni Daum kardeşlerin de geliştirdikleri yeni tekniklerle camcılığabüyük katkıları olmuştur. Daum kardeş­ler asid flüoridrik kullanmışlar, renkli camları henüz sıcakken üst üste bindir­mişler; eriyik haldeki cam hamurunun içine bazı motifler sokmayı başarmışlar­dır. Parfümün tarihçesini anlatırken bu sanatçıların adlarını da mutlaka anmak gerekir.

  • BİR ŞİŞENİN NİTELİKLERİ

    BİR ŞİŞENİN NİTELİKLERİ

    Eskiden kadınlar parfümü satın alır al­maz porselen, cam veya opalden yapıl­mış küçük şişelere aktardıkları için par­fümün satın alındığı şişeye hiç bir önem verilmiyordu. Erkekler ise hediye etmek için aldıkları parfümün güzel bir şişe içinde olmasını istiyorlardı. Parfüm satın alan bir kadın, aldığı amba laj çok şık olsa bile bu konuya pek önem vermez. Bir kadın her şeyden ön­ce, ucuz fiyata mümkün olduğu kadar çok miktarda parfüm satın alabilmek is­ter, öte yandan, geçim olanakları çok geniş olan müşteriler sınıfı giderek daral maktadır. Bu nedenle, büyük firmalar ar tık orta sınıftan yeni alıcılar çekmeye ça lışmaktadırlar.
    Lüks bir ambalaj oldukça masraflıdır; maliyet fiyatının içine ünlü bir kristalci tarafından yapılan şişenin, iyi baskılı ku tunun ve elle yapılmış özel kapağın mas rafı girer. Bunu dikkate alan parfüm ya­pımcıları parfümleri sadece 40, 24 veya 12 gramlık şişelerle satışa çıkarırlar. Otomatik makinelerle her gün binlerce şişe üretilebilir. Yarı otomatik makineler ise günde bir kaç bin şişeden fazlasını yapamadıkları için fiyatları daha pahalı olmaktadır. Bu nedenle parfüm yapımcı larının seçtikleri şişeler, yönelmek iste­dikleri müşteri türüne göre değişmekte­dir.

    eski parfüm şişeleri

     

  • GÜNÜMÜZDEKİ SUNUŞ

    GÜNÜMÜZDEKİ SUNUŞ

    Günümüzde, cam eşya yapımında he­men hemen sonsuz denecek kadar ola­naklar vardır; şişe yapımı endüstrisi bü­yük bir gelişme içinde olup model çizici ler her gün yeni yeni modeller yaratmak tadırlar. Büyük parfümcüler kolonyaları nı bildiğimiz sıradcn şişelere, tuvalet los yonlarını da dah.> süslü şişelere koyarlar Parfümcüler model çizicilerden yepyeni çizgileri olan şişeler yapmalarını isterler Bu arada çantada taşınması kolay olsun diye, parfümler püskürtücüler içine de konulmaktadır.
    Parfümü sprey olarak püskürterek dağı­tan şijeler de artık parfümöri raflarında sık sık görülmeye başlandı. Üstü plastikbir maddeyle kaplanmış ve her parfüm yapımcısının kendine özgü düzeniyle renklendirilmiş olan bu spreyler, şişenin içinde bulunan özün her bir yana iyice yayılmasını sağlarlar.

    günümüzde sunuş

  • ÇİN’NİN ETKİSİ

    ÇİN’NİN ETKİSİ

    Sonra sıra porselene geldi. Uzak Doğu­ya sefer yapan gemiler, Çin’den işlenmiş şişeler getirdiler ve geri dönerken de be­raberinde Fransız modelleri götürdüler. Çok geçmeden Avrupa’ya XV. Louis üs­lubundan esinlenilmiş fakat Çinli sanat­çıların kendi zevklerine göre değiştirip süsleyerek daha da güzelleştirdikleri çe­şit çeşit şişeler gelmeye başladı. Çin sa­natının inceliğiyle Fransız üslubunun özeni bifleşince ortaya insanı hayran bı­rakacak bir sonuç çıkmıştı. Bu yapıtlar­dan bir kısmı bugün müzelerin camekan lı dolaplarında sergilenmektedir. Fransız devrimiyle beraber bu tür ticaret yavaşladı, ama imparatorluk devrinde, parfüm tekrar eski önemini buldu. Restorasyon devrinde, çiçekli şeritlerle süslenmiş, işli kapağı bulunan, yontul­muş opalden yapılmış şişeler moda oldu On dokuzuncu yüzyılda, şişeler tekrar kabalaştı.Şişelerin yeniden usta bir camcı tarafından ele alınıp değiştirilme­si için XX. yüzyıl başının büyük parfüm-cüsü François Coty’nin ortaya çıkışını beklemek gerekti.

  • İNSANI BÜYÜLÜYEN KOKU(DÜŞÜN PAYI)

    İNSANI BÜYÜLÜYEN KOKU(DÜŞÜN PAYI)

    ilk parfümler katı halde yapılırdı.Kokulu reçine yaprakları yakılınca, hoş ve içe iş leyen bir koku çevreye yaydırdı. Bu tür parfümler madenden veya pişmiş top­raktan yapılmış hiç bir özelliği olmayan kaplarda saklanırdı.
    Kokulu yağların ortaya çıkmasıyla bera­ber, parfümleri saklama ve taşıma konu sundaki ilk güçlükler de görülmeye baş­landı. Kokulu yağlar bakır kaplarla te­mas edince okside oluyor, iki kulpluV uzun toprak şişelerde saklandıkları za­man da toprak şişenin gözenekli duvar­larından dışarı sızıyordu. Bu sakıncaları önlemek için, ıtırlar, kokulu reçineler ve hoş kokulu yağlar, içine ince bir sır ta bakası dökülmüş çömlekten yapılmış şi-şeciklerde saklanmaya başlandı. Haçlı seferlerinden dönenler, Avrupa’ya doğunun ilk kokulu maddelerini de bera herlerinde getirdiler. Bu ilk kokulu mad­deler, kolayca taşınmak için, kenarların da kayışları bulunan kaplarda saklanı­yorlardı. Burgulu veya zımpara kâğıdın­dan yapılmış tıkaçlarla sıkı sıkıya kapalı olan bu kaplar bazen dışbükey, bazen içbükey fakat daima çok dar ağızlı olurdu.

    parfümün geçmişi

     

     

  • SAÇLARIN DİLİ

    SAÇLARIN DİLİ

    Bir kadından söz ederken “esmer veya sarışın” demek sadece fiziksel bir görü­nüşü anlatmaz, aynı zamanda ruhsal bir görünüm de verir.
    Kadının karakterini saçlarının rengine göre belirleyenler vardır: Esmerin ihtiras lı, sarışının romantik, kızılın ani tepki gösterir ve kumralın toplumcul (kendi­siyle kolay yaşanır) olduğu ileri sürülür. En yaygın kadın tipi kumral kadındır. Esprili, canlı, neşeli, kendisiyle kolay ya sanır kadın bu tipin sembolüdür. Sadeli­ği pek özelliği olmayan saç renginden memnun kalmasını sağlar. Toplumcul olması nedeniyle evinde dostlarını ka­bul etmeyi sever, arkadaşlarının sayısı da oldukça çoktur. Hoşa gitme ve sevil­diğini hissetme gereksinimini duyar. Ko casının her alanda kendinden üstün ol­masını kendinden daha “büyük”, daha akıllı olmasını ister. Başarılı bir adamın gölgesinde yaşamayı kolayca kabulle­nen kadındır. Kocasını da en iyi değer­lendirmeyi bilen kadındır. Düşünceleri­ni, duygularını açığa vurma gereksinimi ni duyar.
    Esmer kadında, ev işlerini çok iyi yapma ve sadakat bir tanrı vergisidir, ama buna karşı çok kolay kıskanır ve otoriterdir. Çok ciddi olduğu için, evini en ince nok talarına kadar düşünerek çok iyi idare eder. Örneğin bir araba, bir buzdolabı almak veya tatil yapmak gibi, bazı belir­li amaçlarına ulaşmak için yavaş yavaş para biriktirir. Herkese tepeden baktığı söylenir. Gerçekten de değerinin ve fi­ziksel gücünün bilincindedir. İstemeyi bilePi kadındır. Kocasının mutlaka kendi sine sadık olmasını ayrıca başarılı olma-

    SAÇLARIN DİLİ