Güzellik kavramı çağdan çağa değişmiştir. Kadınlar genellikle, içinde yaşadıkları dönemin güzellik kurallarını benimseyerek bu kuralların gereğini yerine getirmeye çalışmışlardır. Zaten çevre de, bu kurallara uymayan kadınları güzel olarak nitelendirmekten kaçınmıştır. Gerçekten de büyük annelerimizin, ninelerimizin, hatta annelerimizin gençlik resimlerine bakacak olursak giyim kuşamlarından, boyanmalarına süslenmelerine kadar, dış görünüşlerinin günümüzün anlayışı ile hiç de bağdaşmadığını görürüz. Birinci Dünya Savaşının hemen ardında moda olan küçük göğüslü, incecik yapılı güzel kadın anlayışı kısa bir süre sonra etkisini yitirmiştir. Günümüzde erkeklerin ilgi duydukları kadınlara dikkat edecek olursak eski çağlar için şaşırtıcı sayılabilecek durumlarla karşılaşırız. Gerçekten de bugünün erkeği Afrikalı zenci kadına olduğu kadar, kuzeyli sarışın kadına da ilgi göstermekte, ufak tefek kadın da, uzun boylu kadın kadar beğenilmekte, makyajsız kadın da yüzü çok güzel makyajlı bir kadın kadar cazip olabilmektedir. An-. cak bu beğenilmenin tek koşulu, kadının seksapel dediğimiz ve tanımlanması çok zor olan niteliğe sahip olmasıdır. Yani kısacası karşısındakilerin dikkatini çekebilmeyi başarmasıdır. Günümüzde beğenilmeyecek kadın yoktur dersek yanlış bir yargı öne sürmüş olmayız. Ünlü bir Fransız televizyon yıldızına yakıştırılan “çirkinler kraliçesi” deyimi de bu yargıyı doğrulamaktadır.Günümüzün kadını artık korseden kurtulmuştur, makyajı geçmiş yıllara oranla çok daha basittir. Kalıplaşmış güzellik kuralları günümüzde eski önemini yitirmiştir, öyle ki bugün genel bir güzellik ölçüsü saptamak olanaksızdır. Klasik güzellik ölçülerine hiç uymayan bir kadının da çevresi ile özellikle erkeklerle olan ilişkilerinde güzel bir kadının uyandırdığı ilgiyi kolayca uyandırabilmesi günümüzün çok yaygın olaylarındanan. Çünkü güzellik başka ş.ey, çevrede ilgi uyandırabilmek ise başka bir şeydir.
Yazar: yonca
-

PALETLER
Bu yeni malzeme, renk tonlarının çokluğundan esinlenilerek ortaya çıktı, özgünleşmiş, pastel renkler alışkanlığı, bütün yeni renk tonlarının denemesi hevesini doğurdu. Günümüzde gözler, dudaklar ve yanaklar için iki, üç, dört ve hatta sekiz ayrı renkte palet vardır. Paletler göz ve dudaklara öze! bir fırça ile sürülür. Hele göz kapakları için kullanılan gölgeli paletler günden güne geliştirilerek gitgide incelen renk tonları elde edildi. Paletlerin bazılarında bir renk sıralanması vardır. Diğerleri ise donuk ve sedefimsi tek bir ton verirler. Bazı paletler ise esmer ya da sarışınlarda değişik renk nüansları meydana getirirler. Bir de göz kapaklarına sürülen ikili farlar ve ay-îaynır!ar vardır.
-

PARLAKLIK
Parlak, yarı saydam makyaj malzemeleri bir yüzü kişilikten yoksun, donuk ve yayvan bir hale sokabilir. Pastel renklerle yapılan makyaj ne kadar hafif olursa yüzde o kadar fazla bir parlaklık meydana getirir. Böylece içlerinde küçük sedefimsi taneler bulunan pudra ve patlar ortaya çjktJ. Bu patlar sayesinde parıltılı makyaj gerçekleşmiş oldu. önceleri geceleri yüze hafifçe sedefimsi bir parlaklık vermek için pudralarda kullanılan sedef, günümüzde gündengüne gelişen püskürtme tekniği sayesinde fondöten, dudak boyalan, göz kapağı farları ve tırnak cilaları yapımında da kullanılmaktadır. Sedef, farlara çok tatlı bir parlaklık verir. Parlaklık ise gündüzleri bile yüzün renksizliğini ört bas eder.
-
TONLAR VE YARI TONLAR
Öte yandan yarı saydamlık sayesinde çeşitli renk uyumları yaratıldı. Koyu bir macun halinde oldukları için makyaj alanında ilgi görmeyecekleri sanılan kimi farlar, daha hatif olduklarından piyasada tutundular. Böylece sarı, patlıcan, siyah frenk üzümü, ıhlamur, köstebek derisi rengindeki göz kapağı farları; akaju, pişmiş toprak, bakır, tunç renginde allıklar; nar, erik, karamela renginde dudak boyalan; begonya çiçeği renginde tırnak cilaları ortaya çıktı, önceleri bu yeni makyaj maddeleri büyük bir şaşkınlıkla karşılandığından kadınlar bunları kullanmaya pek yanaşmadılar. Fakat bu ilk tepki geçtikten sonra, bu renk tonlarının ten ve dudaklar üzerinde yarattığı saydamlığı fark etmekte gecikmediler. Makyaj alanında ortaya atılan bu yeniliklerin yanı sıra yarı açık morlar, yarı maviler, yarı bejler, açık kula rengi tonları ve yarı tonları gibi ince tonlar yapıldı. Bu ince tonlar öylesine hafifti ki, makyajdaki açık renk modasına ilgisiz kalan kadınlar bile bu tonları denemekten kendilerini alamadılar. Üstelik bu tonlar birbirleri ile karıştırıiabilir.
-
Jeller
Yarı saydam tipte makyaj gereçlerine karşı duyulan merak daha da hafif boyaların araştırılmasına yol açtı. Yüz tuvaletinde daha önceleri çubuk (katı) ya da tüp (yarı sıvı) halinde kullanılan jeller makyaj alanını bir anda istilâ etti. Cilde esmer bir renk veren ilk jeller, bronzlaşmış bir tene sahip olarak hoş bir görünüş kazanmak isteyen erkekler tarafından büyük bir rağbet gördü. Yapay olarak esmerleştiriimiş bu tenleri gerçekte esmer olanlardan ayırt etmek çok güçtü. Yüze aynı zamanda parlak bir görünüş katan bu jeller çok geçmeden kadınlar kendilerine mal ettiler. Böylece kısa bir süre sonra fondöten, yanak jelleri, göz kapak jelleri ve kirpik jelleri gibi renkli jeller ortaya çıktı. Günümüzde makyaj için gerekli çok sayıda jel vardır.
-
PÜRÜSSÜZ KOLLAR
Yanık bir kol üzerindeki bebek tüyteri gibi ince ve açık renkli tüyler genellikle göze batmazlar; ama beyaz bir kol üzerindeki kalın ve koyu renkli tüyler göze batarlar ve çirkin pörünürler. Bunu’bilen kadınlar tüyleri yok edici maddeleri kollarına da kullanırlar. En ince tüyler.i almak için ponza taşı veya zımpara kâğıdı kullanmak yetişir. Yapılacak iş çok kolaydır. Ancak özerrle yapılmalıdır; aksi halde buradaki cilt çok hassas olduğundan kolaylıkla tahriş olabilir. Tüyler çok incevse, hergün bu bölgeye ponza taşı sürterek tüylerin azaltılması yolu seçilebilir. Bu işi deri deliklerinin genişlemiş olduğu bir zamanda, yani yıkanırken yapmak çok daha iyidir. Daha sonra deriye yumuşatıcı bir krem sürülürse cilt tahriş olmaz. Tüy miktarı daha fazlaysa amonyak eklenmiş dört hatta sekiz kaşık oksijenli su sürülerek tüylerin rengi açılabilir. Bu işlem için tüylerin bulunduğu bölgeyi önce iyice sabunlayıp kurulayın, sonra elinizdeki karışımı üzerine sürerek on beş dakika bekletin. Sonra da ılık suyla çalkalayarak kurulayın ve koldkrem cinsinden yumuşatıcı bir krem sürün. Bu tür renk açma yavaş yavaş tüyleri azaltır ve zayıflatır
-
DENİZ TEDAVİSİNDEN SAUNAYA
Çeşitli kuruluşlarda türlü banyolar yapılabilir. Deri hastalıklarına ya da romatizmaya iyi gelen kükürtlü sıcak su kaplıcaları, çamur banyoları, Türk hamamları, buhar banyoları ve saunalar banyo türlerinden bazılarıdır. Her banyonun kendine özgü mtelikleri vardır. Bu nitelikleri birbiriyle karıştırmamak ve düşüncesizce bir uygulamaya geçmemek gerekir. Kaplıcalarda yapılan kürler tıp alanına girdiğinden biz burada bu konu üzerinde durmayarak öbür türlerden söz edeceğiz. Deniz tedavisi yapan kuruluşlardan, özellikle sporcular ve tekrar forma girmek veya zehirlerden arınmak isteyenler yararlanırlar. Deniz suyuna dayanan bir tedavi söz konusu olmasına rağmen, günümüzde bu kuruluşlar mutlaka deniz kenarında bulunmazlar. Denizden binlerce kilometre uzakta bulunabilen bu tür kuruluşlarda deniz suyu, yapay yoldan elde edilerek tedavide kullanılır.
Eğer jimnastik pek hoşunuza gitmiyorsa ılık deniz suyuyle dolu bir küvette bu jimnastik hareketlerini yapmaya çalışın. Suyun içindeyken vücudunuzun ağırlığını duymayacak ve kaslarınız daha kolay gevşeyecektir. Hareketleri büyük bir kolaylıkla yapmakla beraber, aynı oranda güç de sarfettiğinizden, jimnastiğin büyük yararı olacaktır. Ilık suda derinin delikleri gevşer, terleme artar ve vorgunluk kendini dahaçabuk hissettirir. Jimnastiğinizi yaptıktan sonra, bir su yosunu veya sauna banyosu yaptıktan ve arkasından yarım saatlik bir uyku çektikten sonra kendinizi yepyeni bir insan hissedersiniz. Jimnastikten sonra yapılan su yosunu banyosu sıcak deniz suyuyle doldurulmuş bir banyo küvetinin içinde yapılır. Banyoya suyu yeşerten ve yapış yapış yapan bir yosun macunu atılır ve suda eritilir. Küvetin alt kısmında bulunan deliklerden, suyun içine hava akımı gönderilince su fokurdamaya başlar. Suyun fokurtusu, bütün vücudu düzenli olarak ve yavaş yavaş masaj yaparak insanı rahatlatır.
Su yosunu banyolarının insanı zayıflattığı ve rahatlattığı söylenir. Bu yargı genellikle doğrudur ama gene de kesin bir genelleme yapılamaz. Yosun banyosu yapmaya başlarken ihtiyatlı olmak gerekir, ilk günler birkaç dakikadan başlayarak vücudun ne durumda olduğunu anlamalı ve bir yorgunluk duyulmazsa, banyo sürelerini en çok yirmi dakikaya dek uzatmalıdır. Eğer kür başarıya ulaşırsa, cilt yumuşar ve selülit yoğunluğu azalır, birkaç gün sonunda büyük bir rahatlık duyulur. Yosun banyosundan sonra, ılık bir duş yapılması ve arkasından da yarım saatlik bir uyku uyunması doğru olur. Türk hamamları bu türlerden tamamen değişiktir. Bu banyo türünde sıcak ya da soğuk suya girmek söz konusu değildir. Esas olan su buharının zayıflatıcı ve temizleyici etkisinden yararlanarak yıkanmaktır. Türk hamamları genellikle fayansla döşenmiştir. Bölmelerin birinden diğerine geçilirken ısı da gitgide artar. Bölmelerde çok sayıda insan beraberce bulunur, herkes istediği kadar ayakta veya oturarak bir bölmede kaldıktan sonra diğer bölmeye geçer. Cilt delikleri buharın etkisiyle genişler, siyah noktacıklar kaybolur ve sabun olmadan da derinin kendi kendine derinlemesine temizliği sağlanmış olur. Türk hamamında aşırı bir terleme meydana geldiğinden önemli toksinlerin büyük bir kısmı vücuttan atılır. Türk banyosundan sonra genellikle çeşit çeşit otlarla masaj yapılır. Bu masaj dinlendirici olmakla beraber ayrıca deliklerde kalmış olan artıkların tama-mıyle dışarı atılmasını sağlar. Hamandan çıkan bir insanın cildi, hiç bir tedaviyle elde edilemeyecek kadar temiz ve yumuşak olur. Hamama kusursuz bir saç mizanplisine sahip olarak girip, az çok düzgün bir saçla dışarıya çıkılamaz. Eğer saçınızın kıvrımlarını korumak istiyorsanız, banyo veya duş yaparken saçlarınızı korumak için aldığınız tedbirlerden daha dafazlasını, hamama girerken almalısınız. Buhar su gibi değildir, en ufak deliklerden bile girerek her yere işler. Hamamda saçlarınızı korumak için plastik bir başlıkla sardıktan sonra, saçlarınızın başladığı yeri bir bantla sıkıca bağlayarak nemin başlıktan içeri girmesini önleyin.Türk hamamına çok sık gidilmemesi doğru olur. Bu tür banyo önce insanı çok yorar, sonra da sıcak su buharının etkisiyle cilt delikleri açıldığından cilt yumuşar ve esnekliğini kaybederek solar. Buna karşılık arada sırada hamama gidilirse, cilt hem temizlenir, hem dirileşir, hem de gençleşir. Finlandiya saunası, sıcak ve kuru bir hava banyosudur, bu nedenle de sıcak buhar banyosu olan Türk banyosuyle karıştırmamak gerekir. Sauna bundan yıllarca önce, Avrupa’nın kuzey ülkelerinde doğmuştur. Bu ülkelerde oturanlar evlerinin yanına, içinde granitten bir soba ve birkaç basamak bir merdivenin bulunduğu ve buharı tümüyle emen her tarafı tahtadan yapılmış bir ev yaptırırlardı. Banyodan önce kan dolaşımını hızlandırmak için, kayın ağacından koparılan bir dalla vücut kırbaçlanır, sonra da sobanın bulunduğu bölmeye gidilerek yerleşilirdi. Soba iyice ısınınca üzerine soğuk su dökülür, ardından da içine, yanarken hoş bir koku yayan kayın ağacı kütükleri doldurulurdu. Soba suyla ıslatıldıktan sonra ısındıkça, bölmedeki sıcaklık, tavana yakın kısımlarda daha çok olmak üzere artardı. Henüz saunaya alışmamış olanlar, merdivenin alt basamaklarında otururlardı. Böylece en yukarıdaki basamağa gelerek bazen yaklaşık olarak 120 derece sıcaklıkta 15-20 dakika kalan insanlar, aniden merdivenleri inerek dışarıya çıkarlar birkaç dakika süreyle karlarda yuvarlanarak serinlerlerdi.
Sauna kuzey memleketlerinde halen toplu olarak yapılır. Bu tür banyolar gitgide Avrupa’nın bütün ülkelerinde olduğu gibi memleketimizde de sık sık gidilen bir yer olmaya başlamıştır. Buharın emilmesi için saunanın içi her zaman tahtadan yapılır. Artık günümüzde soba granitten olmadığı gibi yakılan odun da kayın ağacı değildir. Bununla beraber ana kural gene aynıdır. Kayın ağacının güzel kokusu yerine, sobanın üzerine dökülen suya çam veya okaliptüs esansı eklenir ve böylece etrafa yayılan buhar hoş kokar. Bu kokulu buharın iyi bir etkisi vardır. Kokularla tütsüleme, solunum yollarını açıp daha sağlıklı yaptığı gibi, nefes almayı çok kolaylaştırır. -
KÜÇÜK SABUNLAR
Küçük tuvalet sabunları yapılışlarmdaki bazı farklılıklar nedeniyle, kullanılış konusunda da bazı farklılıklar gösterir:
* Çok yağlı sabunlar, soğukta yapılır ve değişir miktarda sabunlaştırılmamış yağlı madde içerirler. Bu tür sabunlar, bol bol köpük yaptıkları gibi cildi yumuşatırlar da.Mikrop öldürücü ve koku giderici sabunlar, mikropları etkisiz kılan bir antiseptik içerirler. Bu antiseptik genellikle bir fenol türevi, ya da hekzaklorofendir. Terleyen insanlar için bu sabunlar yararlıdır. Bununla beraber bu sabunların, güneşte allerji yaptığı durumlara da rastlanır.günü cildin üzerinde uzun bir süre bırakarak, etkisini göstermesi sağlanmalıdır. Bu sabunlara inceltici veya canlandırıcı bazı maddeler de katarak, bu etkileri yapmaları da sağlanabilir.
* Yüzen banyo sabunlarının hamuru köpük halini alıncaya dek çırpılarak yapılır. Sabunun sertleştirilmesi sırasında, hamurun içine minik hava kabarcıkları konarak, su yüzünde kalması sağlanır.
* Kireçli su sabunları kirecin etkisini yok etmek için lorisülfat dö sud denen bir madde içerirler.
* Parfüm hazırlayan müesseseler, kadınların kullandıkları parfüm ile aynı kokuda olan sabunlar da yaparlar. Bu sabunların, sürülen parfümle aynı özellikte olmaları gerektiğinden, büyük bir özenle hazırlanmaları gerekir.
* Erkeklere özgü sabunlar daha erkeksi bir kokuları olmaları ve biçimlerinin de daha değişik olmasıyle öbür sabunlardan ayrılırlar. Erkekler genellikle sabırsız olduklarından, ellerinden kaymayan sabunları kullanmayı tercih
* Tedavi edici sabunlar, bol köpük çıkarırlar. Meydana gelen sabun köpü. -
MANİKÜRÜN ÜÇ KURALI
Tırnaklar kendilerine özgü bir bakım gerektirirler. Ama bu iş için kullanılacak gereçler ne çok karmaşıktır ne de çok pahalı. Birkaç törpü, bir küçük kıskaç, küçük küçük çubuklar ve bir ponza taşı tırnak bakımını sağlamak için gereken gereçleri meydana getirir. Bu saydığımız gereçler elinizde bulunuyorsa, (tek başına) manikürünüzün üstesinden gelebilirsiniz.
Birinci kural: El tırnakları hiç bir zaman makasla kesilmez, yalnız törpülenirAncak bu iş için çelik törpülerin kullanılması pek öğütlenmez. Çünkü çelik törpü tırnakları hem incitir hem de kat kat ayırır. Daha çok zımpara kâğıdından yapılmış törpüleri veya biraz pahalı olmasına rağmen elmas tozu yapıştırılmış törpüleri seçiniz. Elmas tozu yapıştırılmış törpüler pahalı olmakla beraber aşınmaz cinsten olduklarından bunların kullanılması daha doğru bir davranış olur.
ikinci kural : Madeni sivri bir uçla tırnaklarınızı temizlemeyin; böyle yaparsanız saydam tabakayı çizebilirsiniz. Bu iş için, küçük çubuğunuzun yontulmuş ucunu kullanın. Üçüncü kural : Tırnaklarınızı asla ıslakken törpülemeyin. Tırnak el ve ayak parmaklarının üs( ucunu kaplayan ve böylelikle dış basınç ve sürtünmelere karşı bu bölgeleri koruyan boynuzsu bir tabakadır. Bu doğal kalkanın usulüne uygun olarak bakımını sağlamak gerekir. Her gün yıkandığınız gibi, tırnaklarınızın da günlük bakımını yapmanız gerekir. Tırnaklarınıza vereceğiniz biçim herifçe oval olmalıdır. Tırnaklar ne çok jzun, ne de çok kısa olmalıdır. Kısa tırnak daha iyidir ama bu kısalık, kırık bir tırnağın boyuna eşit uzunlukta olmalıdır. Tırnaklarınızı törpüledik en sonra, renk oiarak çok açık veya renksiz natürel bîr ojeyi seçmenizi öğütleriz. Böylece boyanın her bozuluşunda, düzeltmeleri daha kolay ve daha az belli olacak bir biçimde yapma olanağınız olur, Tırnağın saydam tabakasını aşındıran sedefli ojeleri devamlı oiarak kullanmamak gerekir, iyi bir oje, neirktitici ne de zehirli olur. Aksine çok poriak, sert, dayanıklı, yapışkan ve esnek olur. Günümüzde kullanılan ojeler çok çabuk kurudukları- gibi, hoş bir kokuya da sahiptirler. Tırnağa oje sürmeden önce, tırnağın kat kat ayrılmasının önüne geçen ve ojenin rahatça sürülmesini temin eden renksiz bir taban boya sürülür, birkaç dakika bekletilir. Bundan sonra birinci kat oje, hızlı hızlı, fırça darbeleriyle sürülür. İkinci katı sürmeden önce birkaç dakika beklenir.Günümüzün modası tırnakların boyah olmasını gerektiriyor. Bazı kadınlar tırnağın yukarı kısmında bulunan ay biçimindeki beyazlığı boyamadan bırakarak açıkta kalmasının daha güzel olduğunu düşünürler. Bu tür bir tırnak boyama ustalık ve kendine güven istedfği gibi aynı zamanda biraz fazla zaman harcamays da gerektirir.
-
ELLERİN BAKIMI
Bir kadın saçlarının rengini değiştireb lir, dudağına Yeni bir biçim verebili düzelttirebiiir, kırışıklıklarını ilir ama ellerini değiştirmek ve ftirmek için bir hileden yararla-. Eller kişiliği açığa vurur. Kimse n gerçek yapısını saklayamaz. nüfus kayıtlan kadar kesin olarak ortaya çıkarırlar. Üstelik zalimdirler bakımsız bırakılmayı affetmezler. Bu kııle ta gençlik yıllarından beri e gereken özeni göstermeğe önem gerekir. Ellerinizi daima temiz . Sürekli olarak yabancı nesnelerle ettikleri için, ellerinizi yıkamanın bir sınırı yoktur.konuda tıp tarihine geçmiş bir olayı atmak yerinde olacak. Geçen yüz-ünlü doktorlarından Macar hekimi Semmel VVeiss, yönettiği doğum iğinde, gebelik hummasından ölen ınların oranının, doğumu asistanlar ndan yaptırılan kadınlarda, ebeler tarafından doğurtulan kadınlara oranla »aha yüksek olduğunu görmüştür. Yapılan araştırmalar bunun, ebelerin dogumdan önce mutlaka ellerini yıkama-jlannın, asistanların ise bazen yıkanmayı Mvnal etmelerinin sonucu olduğunu göstermiştir delik yaşantıda mikropların etkisinden yeterli bir biçimde korunmak gerekir Bu nedenle, elleri yıkarm konusunda hiçbir zaman duraksamaym, özellikle çocuklarınıza da bu ahşkanlıj vermeye çalışın.Tırnaklarınıza özen gösterin* Daima temiz olmalarına dikkat edin. Pis tırnak kadar çirkin ve sağlığa sağlığa zararlı bir şev yoktur. Tırnaklarınızın pisliğini, i süreceğiniz bir kat ojeyle saklayabileceği sakın sanmayın; aksine bu çabanız sizin kötü bir not almanıza neden mlacaktır. Bir erkek de bir kadın gibi, jdaima temiz tırnaklı olmalıdır Eller sadece vaş. değil aynı zamanda sağlık [durumunu da ortaya koyarlar. Yaz ve -vemli ya da çok kuru eller veya da biçimi bozulan parmaklar, organizma bozukluklarının belirtir. Beyaz lekelerle kaplanmış ya da tırnakları gibi kıvrılmış çizikli ve i tırnaklar hep tehlike işaretidir. Bu umda hemen doktora gidilmesi doğ-§mBuıaşık ev işi. çamaşır, her türlü ağır iş,
Lluı guc koşullarla karşı karşıya bırakmaktadır Ama bütün bunlar nedeniyle ümidinizi kırmayın. Sadece, varlıklı ve çalışmayan kadınların güzel ellere sahip olabileceğinizi düşünmeyin. Günümüzde
her şevın çaresi bulunmuştur.El demi hiçbir zaman yağlı değildir.Nemlendirici kremler kullanarak eller beslenmelidir. Bu kremler, parmaklara, avuç içlerine ve el üstüne sürüldükten sonra uzun uzun masaj yapılarak cilde yedirilir. Ancak, önce her şeyin başı temizliktir kuralına uyarak, ilkin eller güzelce yıkanmalı sonra da iyice kurulanmalıdır. Ev işi yaparken, bulaşık ve çamaşır yıkarken, kısaca elleri bozabilecek her türlü iş yapılırken lastik eldiven kullanmayı unutmamak gerekir. Ellere masaj yapmak hiç de güç bir iş değildir, kendi başınıza bu işi kolaylıkla yapabilirsiniz. Masajı yaparken, sanki yeni bir çift eldiven giyiyormuş gibi, daima parmakların ucundan başlayarak yavaş yavaş bileğe doğru çıkın
Bazen nemli bazen de çok kuru olabilir. -
İYİ BİR SEÇİM
Bu durumda, sabunu kullanmaktan kaçınmak mı gerekiri Sabunu kullanmaktan vazgeçmek tabii ki söz konusu olamaz. Hatta cilt doktorları çok kuru ve çok nazik ciltlerin bile, bazı kurallara uyularak ve iyi bir sabun seçimi yapılarak sabunla yıkanmaları gerektiği görüşündedirler.Herşeyden önce tatlı suyla yıkanmak gerekir. Kireçli su sabunun etkisini daha da arttırarak tahrişi hızlandırır. Yüz ve el derisine göre, suyla daha az temas eden vücut derisi, adi sabunlara daha dayanıklıdır. Banyodan sonra vücuda sürülen yumuşatıcı krem ve losyonlar, sabunların kurutucu etkilerini gidermeye yeter.Eller için de aynı gözlemleri yapacağız. Ellerinizi yıkar yıkamaz, hemen bol krem sürme alışkanlığını edinin. Böylece, sabunla beraber sürüklenip giderek eksilen öğelerin tekrar yerine gelmesini sağlamış olursunuz. Günümüzde kadınların çoğu, ellerine gereken önemi, vermezler. Oysa bir kadının ellerini ihmal etmesi büyük bir hatadır. Yüze gelince, biraz sertçe bir sabunla yıkanan çok nazik olmayan bir cilt, gerektiği gibi düzenli olarak kremle beslenirse, bu temizlikten çok zarar görmez. Bununla beraber sürekli olarak kullanılacak sabunun, daha yumuşak bir türden seçilmesi daima daha iyi sonuçlar verir. Eğer cilt çok duyarlıysa, kullanılacak sabunun çok yumuşak olmasına özellikle dikkat etmek gerekir. Üstün nitelikli sabunlar : İçinde irkiltici hiç bir madde bulunmayan, al-lerjik bünyeler için bir koku ve renk verici madde konulmadan hazırlanmış türleri olan, en iyi tatlı badem yağı veya lanolinden yapılmış sabunlardır. Herkes tarafından kullanılması öğütlenebilecek bu sabunların fiyatları ne yazık ki oldukça yüksektir.
* Lipoproteinli temizleyiciler : Bunlar insan dokularındaki protein ve yağa eş nitelikte yağ ve proteinle yapılmış sabunlardır. Yumuşak ve kaygan olan bu sabunlar, yağ bezlerini irkiltmeden ve uyarmadan temizler ve aynı zamanda cilt üzerinde koruyucu bir tabaka da bırakırlar. Bununla beraber bu tür sabunlardan çok fazla bir temizleme etkisi beklememek gerekir. Cilt besleyici diye adlandırılan sabunlar : Bunlar gerçekte sadece görünüşte sabuna benzerler. Bu sabunların dörtte üçü temizleyici öğelerden -
ÇOK ETKİN BİR MADDE
İnsan sabunla yıkanmadan temiz olamaz. Sabun temizleme görevini genellikle fazlasıyle yerine getirir. Normal cilt asitlidir. Bu asitlilik cildi mikropların çoğalmasına karşı korur ve dolay isiyle de, egzama ve sivilcelerin meydana çıkmasının önüne geçer. Bu asitliliğin ikinci bir yararı da cilt bakımı için sürülen maddelerin cilt tarafından emilmesini sağlamak ve böylece her kremin görevini tam anlamıyle yerine getirmesine yardımcı olmaktır. Temizlik sabunları, her işe yarayan sabunlar, fiyatları düşük olan tuvalet sabunlarının çoğu çok alkalinlidir. Bu sabunlar asitliliği etkisizleştirerek mikroplara karşı direnci azaltırlar. Hatta nötr sabunla-rın’bile bazen çok alkalinli bir tepkileri olur.Sabun aynı zamanda çok iyi bir temizleyicidir. Cildi havasız bırakan ve mikrop kapmayı kolaylaştıran yağlı kepek tabakasını tamamıvle ortadankaldırır. Bununla beraber yağlı kepek tabakası çok inceyse, cildi koruyup yumuşatarak yararlı bir etken haline gelebilir. Sabun iyice yağlanmamış olan üst deriyi kurutarak suyunu alır. Çok iyi bir temizleyici olan sabun, sadece yüzeydeki yağ birikimlerini alıp götürmekle yetinmeyerek aynı zamanda daha derinlere doğru işleyip, rüzgâra, güneşe, kuru ve nemli havaya ve mikroplara karşı cildi koruyan üst boynuzsu tabakada bulunan sabit yağlarla keratin denen proteinleri de etkiler. Cilt sabunla yıkanınca, tüm koruyucu etkenlerini ve özelliğini kaybederek tahriş olur ve dolaylı olarak da dış etkenlere karşı çok daha duyarlı olur. Sık sık alkalinli bir sabunla yıkanan kuru bir cilde dokunulduğunda ele sert bir cilt gelir. Böylesine sık sık yıkanan bir ciltte sonunda, egzama, ürtiker, meydana çıkabileceği gibi çatlaklar da oluşabilir. Deri zamanından önce yaşlanır, solar, ısı değişikliklerine karşı çok daha fazla duyarlı olur. Alkalinli sabunlar yağlı ciltler üzerinde olumlu bir etki yapmadıklarından uzmanların çoğu bu tür cildi olan insanların bildiğimiz beyaz sabunu kullanmalarını salık verirler. Alkalinli bir sabunla yıkanan yağlı bir cilt, yağlı gibi olur. Cildin yüzeyi kendini kaplayan yağlı örtüyü kaybedince kendini koruma içgüdüsüyle yağ bezleri salgılarını arttırır ve bu nedenle de cilt yağlı olur.Sabun suyun kireciyle birleşerek, üst derinin üzerinde erimeyen bir tabaka meydana getirir, bu da cildi pürtüklü yapar. Bu nedenle, yıkanılan su kireçliyse, sabunlanma bittikten sonra bol suyla çalkalanmak gerekir.







