Kadınlar Sitesi, Gebelik, hamilelik, doğum

Yazar: yonca

  • GENÇLERİN BESLENMESİ

    GENÇLERİN BESLENMESİ

    Gerektiği gibi beslenmek için her gün alınması gereken kalori sayısını hesapla­yacak yerde, yemek listesini sık sık değiştirmek ve dengeli bir yemek düzeni sağlamak gerekir. Anneler ço­cuklarının güzel ve sağlıklı birer insan olmalarını sağlamak için, küçüklükle­rinden başlayarak onları hiçbir yemeği reddetmemeğe alıştırmalıdırlar. Gerçekten de çocuklukta ve gençlik dönemlerindeki beslenmenin daha sonraki yaşların dengesi üzerinde büyük bir etkisi vardır. Burada söz konusu olan denge sadece alınan besinlerle ilgili değildir; edinilen alışkanlıklardan da söz edilmektedir. Eğer oburluk kalıtsal bir özellik değilse, fazla yemek yeme alışkanlığı henüz çok gençken edinile­bilir.

    Öte yandan bütün bireyleri son derece zayıf olan aileler de vardır; bunun nedeni yemeklerin hiç bir zaman lüzumlu bir ortam içinde yenilmemesidir. Günümüzün eğilimi, çocuğu yemek yemesi için kendi başına bırakmaktan yanadır. “Bu kaşığı annenin hatırı için, bu kaşığı da babanın hatırı için” yöntemi artık terk edilmelidir. Hasta olmadığı takdirde çocuk kendini ayarla­masını bilir. Bir gün az yerse, ertesi gün çok yiyerek eksikliğini giderir. Çocuğun beslenme türünün de değişik olması gereklidir. Bu konuda zorlukla karşılaşı­labilir. Örneğin ıspanak yemeyen bir çocuğun üstüne gitmeyip, bu sebze çocuğa arada sırada, azar azar verilme­lidir. Eskiden olduğu gibi sevilmeyen yemek konusunda haftanın yedi günü israr etmek yanlıştır. Tersine sevilmeyen sebzeyi arada sırada değişik yemekler halinde vermekle yetinmelidir. Yemek yememekte inat eden çocuklar beslenme alanı dışında da bazı sorunlar ortaya koymaktadır. Eğer çocuk çok küçükse, yemek yememek genellikle daha az sevildiği kanısına kapılmanın sonucudur; çocuk dikkati üzerine çek­mek için yemek yemez. Bir kardeşin doğumunda veya okula başlama çağı geldiğinde bu duruma sık sık rastlanır.

    saglikli-ve-dengeli-beslenmeBirçok ana baba bu durumu çok iyi bilir. Kendisine ilgi gösterilmesini iste­yen çocuk yemek yemez. Azarlanmayı ilgisizliğe tercih eder. Gün boyunca, anne ve babanın çocuğa karşı takınaca­ğı değişik bir tutum, biraz daha fazla şefkat, oyunlarına katılma sonucunda iştahı yeniden yerine gelir. Ancak iştahsızlık sürüp giderse bir doktora danışmak doğru olur. özellikle yeniyet-melik çağındaki iştahsızlıklarda doktora başvurmada gecikmemek gerekir. On altı ile on sekiz yaş arasındaki gençlerde sık sık görülen iştah kesilmeleri tedaviedilmeyi gerektirecek kadar önemli bir durumdur; nedenleri ise genellikle ruh­sal kökenli olduğu için son derecede çeşitlidir.Çocuğun beslenmesi sorunu, ergenlik çağı ile büyüme çağının sonuna dek ayrı bir önem taşır. En çok yemek yenilmesi gereken dönem bu dönemdir. Bir kol işçisi olan babasıyle aynı boy ve ağırlıkta olan on sekiz yaşındaki bir delikanlı babasından yaklaşık olarak % 30 oranda daha fazla yemek yemeli­dir. Gerçekten de organizmanın dokula­rı durmadan değişmekte, kasları çok fazla çalışmakta olan delikanlı hem fiziksel hem de zihinsel olarak büyük çaba harcamaktadır. Böyle bir delikanlı özellikle et, balık, peynir, süt gibi hayvansal kaynaklı protein oluşturucu besinler almalıdır. Bu besinler oluşmak­ta olan salgı bezinin ve kasların ana maddesini meydana getirirler, aynı zamanda bal, reçel, şekerli meyve, komposto, sütlaç gibi kolayca özümienilebilir yiyeceklerle bolca şeker almalı­dır.

    Bu besinler daha iyi bir zihin ve fizik gücü verecekleri gibi, imtihanlar ve spor yarışmaları nedeniyle oluşan yorgunluğu da yok ederler. Bu yaşta vitaminlere ve madensel tuzlara karşı duyulan gereksinme de aşırı derecede­dir. Bu gereksinmeye daha fazla sebze, meyve, zeytinyağlı sardalye balığı, dana ciğeri, vb. yedirerek karşılık vermek gerekir. Sağlıklı ve düzgün bir beslenme genç bir organizmanın uyum­lu olarak gelişmesine olanak verir. Ancak bu konuda birçok annenin düştüğü bir hataya düşmemek gerekir. Gerçekten de annelerin çoğu genellikle henüz yeniyetmeiik çağında olan ço­cuklarının fazla iştahlı olmalarını fırsat bilerek onlara çok ağır ve çok bol besinler verirler. Tabii böyle bir davra­nış dengesiz ve kötü bir beslenmeye yol açar. Çocukta ergenlik sivilceleri döne­minde deri hastalıkları görülür. Gençlerin bu aşırı açlığını gidermenin en iyi yolu, sabah ve ikindi kahvaltıları dahil olmak üzere gün boyunca çok sayıda yemek yeme sistemidir. Yeniyetmenin henüz gerekli yedek besinleri yoktur, organizması daha çabuk yorulur ve bu nedenle de sık sık yemek yemek gereksinmesi duyar.

  • BEŞ ÖĞE

    Sadece şeker (saf durumda glüsid) ve zeytinyağı (saf lipid) enerji verici olan veya olmayan bu öğelerden yalnız birinden oluşmuştur. Öbür besinler, genellikle değişik oranlarda olmak üze­re birçok öğeyi kapsar. Ağır basan öğeye göre besinler beş grupta sınıflan­dırılabilirler. Günlük beslenmenin den­geli olması için kuvvete, yaşa ve etkinliğe eöre her gruptan hic olmazsa bir besin kapsamalıdır. Hiçbir grup bir başkasının yerini tutamaz. Seçilen öğe­ler kalori bakımından eşdeğerde olsalar bile, şekerin yerini yağ, sebzenin yerini de et tutamaz. Bir örnek verirsek 2000 kalori sağlayan çeşitli besinler yerine her gün 2000 kalorilik et yemek yıkıcı Dİr etki yaratır. Sözü edilen beş grup şöyle sıralanabilir.

    * Protid verici besinler : Et, balık,yumurta, sebze, kakao, vb.

    * Lipid verici besinler : Zeytinyağı, tereyağı, yağlı meyveler, salam, jam­bon.

    Glüsid iemelli besinler : Şeker, bal, reçel, ekmek, tahıl, hamur işleri, pata­tes gibi nişastalı besinler.
    Bu nişastaiı besinler şekere göre çok daha yavaş özümlendiklerinden, sporcular tarafın­dan iyi bilinen “ani canlandırma” etkisini vermeğe elverişli değildirler. Bu nedenle hem bu maddeler, hem de şeker alınmalıdır. Daha çabuk yakılan şekerden sonra gelen nişastalı maddeler şekerin yerini alarak organizmanın uzun süreü güç kazanmasını sağlarlar.

    Vitaminli besinler : Yeşillik, sebze ve meyvedir. Bu tür yiyecekler aynı za­manda madensel tuz ve selüloz da içerirler. Glikoz gerçek anlamda bir besin değildir ama yutulmaya hazır olan lokmanın sindirim sistemine geçişine yardım eder.

    Sütsü maddeler : Bu maddeler tüm temel öğeleri kapsar. Ayrıca organizma­nın gereksinmeerini karşılamak üzere yeterince kalsiyum da içerirler. Bununla beraber yaşamın ilk ayları dışında, sadece sütle beslenmek söz konusu olmaz. Ergin bir insanın bu maddelere günlük gereksinmesi ortalama 300 ya da 400 gramdır.

  • VİTAMİNLER VE MADENSEL ÖĞELER

    Vitaminler ve madensel öğeler kalori vermeseler de organizmanın gelişmesi­ni, bakımını ve iyi işleyişini sağlayan mekanizmayı düzenlerler. Madensel öğelerden kalsiyum dişleri ve kemikleri sertleştirir; fosfor sinir hücrelerini ve kemikleri kuvvetlendirir; demir kan ve kaslar için vazgeçilmez bir maddedir. Bütün bu öğelerle manganez, potasyum klor, çinko, bakır, iyod, flüor gibi ek öğeler doğa tarafından yeterli miktarda sağlanmaktadır. İnsan vücudunun yete­ri kadar demir ve kalsiyum alması gerekir. Dişlerin gelişmesinde büyük bir payı olan flüor da çocukluk yaşlarından başlayarak alrnrnalıdıı Vitaminlerin özellikleri deneysel olarak bulunmuş­tur. Orta çağda, bazı meraklılar ve bilginler bazı besinlerin hastalara uygu­lanan tedavi yöntemlerinden aaha ya­rarlı olduklarını farketmişlerdir. Hasta­lar bu besinleri içgüdüsel bir davranışla yiyorlardı. Gerçekten de insanda bazen kendisine en uygun olan şeyi seçme yeteneği vardır. Bununla beraber o sıralarda çok yaygın olan iskorbüt hastalığını C vitamini kaynağı portakal­la iyileştirmek; A ve D vitamini bakı­mından zengin olan peynir ve dana ciğeri yiyerek görme duyusunu kuvvet­lendirmek; nekahet devrini C vitamini alarak, yani yeşil sebze yiyerek kısalt­mak, zamanın hekimlerinin bu olaylar­dan bilimsel sonuçlar çıkarmalarına olanak vermeyecek kadar basit sonuç­lardı. Organizmaya gerekli olan bu mikroorganizmaların bilimsel olarak keşfedilmesi için XX. yüzyılın başını beklemek gerekti. Bu mikroorganizma­lar iyi bir beslenmenin bol gıda almak anlamına gelmediğini, miktar fazlalığı­nın besinlerin çeşit azlığını ve yetersiz­liğini karşılamayacağını açıklıkla ispat­lamıştır. Günümüzde insanoğlu vita­minleri üretip depolayabilmektedir. Vi­taminlerin belli başlıları günümüzde bilinmektedir; daha başkalarının keşfe­dilmesi de mümkündür. Çok vitamin almak hiç bir işe yaramaz; çünkü organizma yalnız kendine gerekli olan miktarı alır. Bu çok nazik madde­lerin baş düşmanı oksitlenmedir. Vita­minlerin oksitlenerek bozulmaması için dikkat edilmesi gerekir. Sıkılmış bir portakal suyu havayla bir çeyrek saat temas ederse tüm özelliklerini kaybe-der. Çiğ bir sebze koruyucu zarına rağmen biraz daha yavaş olmakla birlikte benzeri bir bozulmanın etkisin­de kalır. Bir besinin gerektiğinden fazla kaynatılması veya pişirilmesi, içinde bulunan vitamin miktarının genellikle azalmasına neden olur.

  • ENERJİ VERİCİ BESİNLER

    Glusidler kasların besinidir. Kalp veya diyafram gibi devindirici olmayan kas­lar için bu yargı geçerlidir. Glüsidlerin yanması fiziksel çabayı olanaklı kılar. Bu maddelerin vücuda alınması etkinlik verdiği gibi, güç sarfetme olanağı da verir. Ancak yanmayan glüsidler yağa dönüşürler. Gün boyunca hareketsiz olan bir kişi bu tür maddeleri çokça alırsa, kilo alma tehlikesiyle karşı kar­şıya bulunur.Lipidler organizmanın temel yakıtıdır. Ağırlıklarına göre çok kalori çıkarır vücudu soğuktan korurlar. Organizma tarafından yedeğe alınarak biriktirilme özellikleri vardır. Lipidler yakılmazlarsa yağa dönüşürler. Bu yağın giderilmesi güç olur ve karaciğere zarar verir. Lipid eksikliği soğuğa duyarlılık, deri kuruma­sı ve bazı durumlarda çatlakların oluşmasıyle kendini gösterir. Protidler insan vücudunun temel hücre dizisini meydana getirirler. Azotlu orga­nik maddelerin tümü protidlerdir. Enerji oiarak harcanmazlarsa, dokuların eksik­liklerini doldurmaya veya onları onar­maya ya da yapmaya yararlar. Protidler olmadan büyüme olamaz. Son dünya savaşından sonra bol miktarda protid içeren etin Japonya’ya göre daha fazla tüketildiği bir memleket olan A.B.D.’de büyütülen Japon çocuklarının, doğduk­ları memlekette kalmış aynı yaştaki çocuklardan çok daha uzun boylu oldukları gözlemlenmiştir. Beslenme iyileştikçe genellikle insan boyu da aynı oranda uzamaktadır. Beslenme ile vücuda protid alınmaya­cak olursa yaralar kabuk bağlamaz.ve hastalarda kolayca mikroplanma görü­lür. Protidler insan vücudunun temelini oluşturduğu ve çok çeşitli oldukları için, insanlar bu maddeler sayesinde birbirinden değişik olabilmektedir. Pro-tidlerin yanma hareketi tam olarak bilinmemektedir. Aslında bu yanmanın kural dışı yönleri vardır. Gerçekten de protidler yanıp kalori çıkarırken aynı zamanda kalori de soğururlar. Besinler konusunda da incelemeler yapan bir uzman, protidleri yanmak için kuvvet­lendirici bir maddeye gereksinme duyan kötü bir kömüre benzetmiştir. Bu nedenle yeterince protid alın.

  • BESLENME

    Amerikalı bir çiftçinin oğlu olan tarım mühendisi Normon Ernest Borlauch yeni bir buğday türü elde etmeyi başardığı için 21 Ekim 1970 Çarşamba günü Oslo’da Norveç kralı V. Olav’ın elinden Nobel barış ödülünü alıyordu. Borlauch’ın araştırmalarının böyle bir ödülü haketmesinin nedeni “yeşil devri­min mucizeli buğdayı” adı verilen bu yeni buğday türünün dünyadaki açlık sorununun çözümüne katkısı olacağı kanışıydı.O zamana kadar tahıl üretiminin olduk­ça yetersiz olduğu Meksika’da bu yeni buğday türü denenince, üretim ülke­nin kırk bir milyon vatandaşını doyur­maya yettikten başka birçok ülkeye buğday ihraç edilmeye başlandı. Bu yeni buğday türü tarlaların bereketini alıp götüren, köylülerin emeğini hiçe indiren, ekinlerin baş düşmanı yanık hastalığına karşı büyük bir dayanıklılık gösteriyordu.
    Açlığın insanları kırıp geçirdiği Pakistan’ da özellikle Asya iklimi için üretilmiş olan cüce Japon buğdayı ile Borlauch’ın i ürettiği buğdayın aşıianmasıyle elde edilen yeni bir buğday cinsi ekilmeye başlanmıştır. Gelişmekte olan başka memleketler de, bu buğday türünü ekme hazırlığındadırlar. Bu durumda dünyanın her yerinde kendini duyurma­ya Başlayan üretim azlığı sorununa olumlu bir katkıda bulunulacağı sanıl­maktadır. Bu sorun günümüzün çözüm bekleyen en önemli sorunlarından biri­dir.
    AçiıK insanlık tarihinin en eski sorunla­rının başında gelir. Ruhbilimcilere göre açlık, insanın saldırganlığının kesin nedeni olmamakla birlikte bu saldırgan­lığı oluşturan etkenlerden biridir. Tarih öncesi insanı beslenmek için avlanırdı. Avla savaş arasında büyük bir fark yoktur. Aynı şey çimenleri yeşil olduğu için komşunun bahçesine duyulan aşırı istek ile, kısa bir süre önce milyonlarca kişinin ölümüne yol açan Almanya’nın “hayat sahası” kuramı için de geçerli­dir.köylülerin açlıktan öldüklerini bilme­diklerinden Parmak Çocuğun Hikâyele­rini bazen gerçeğe aykırı bulmaktadır­lar. O yüzyıllar boyunca da halkın içinde bulunduğu zor koşulların düzel­tilmesini savunan düşünürler vardı. Ancak bunlar şatolarında rahat bir yaşam süren üç beş kişinin acıma duygularını etkileyebilmekten öteye bir sonuç elde edememişlerdi. Bununla birlikte yoksulluğa ve dolaylı olarak açlığa karşı savaşma konusunun üzerine eğilenler insanlık tarihi tarafından dai­ma saygı ile anılmaktadırlar. Eski çağlarda yiyecek yokluğunun yanı sıra, nasıl beslenmek gerektiği de bilinmemekteydi. Dantel ve ipek ku­maşlara bezenmiş olarak resimlerini yaptıran zengin tüccarların hemen hep­si, bolluğun gözle görülür belirtisi olan dışa çıkık kocaman göbeklere sahipti­ler. Aslında bu vücut yapısı kötü bir beslenmenin belirtisiydi. O çağların insanları durmadan şişmanlayarak daha güçlü olacakları kanısmdaydılar.Çağımızda en geri kalmış bir taşra .- kasabasında bite çeşit çeşit yiyecek maddeleri bulabilmesine karşılık, içinde bulunduğumuz yüzyılın başına kadar yiyecek maddelerinin sayısı çok kısıtlıy­dı. Gerçi Roma imparatoru Sezar özel atlılarla İngiltere’den istiridye getirtir-miş ama, bu olay iki bin yıl sonra biîe unutulmadığına göre, bu işin ne denli güç ve olağanüstü olduğu kolayca anlaşılabilir. Yirminci yüzyılın en büyük başarısı her şeyi rastgele yemenin zararlı oiduğunun anlaşılmış olmasıdır. Hatta uzun yaşamak için özel beslenme rejimleri bile düzenlenmiştir. Denizler­de bulunan mikroskobik canlıların kul­lanılması konusunda yaptığı araştırma­lar sırasında Alain Bombard vitaminle­rin ana işlevini ortaya çıkarmıştır. Gönüllülerin meydana getirdiği gruplar, çöllerde benzeri deneyler yapmaya devam etmektedirler. Bu kişilerin besin gereksinmelerinin incelenmesi, en deği­şik beslenme türlerinin yapısını sapta­maya yarayacaktır. Bu tür girişimlerden her yıl yeni yeni sonuçlar elde edilmek­tedir.Bugünün çocukları on yedinci yüzyılda ardı arkası kesilmeyen savaşlar sırasında Vücudumuzu meydana getiren hücreler durmadan yenilenmektedir. Vücutta sadece sinir sistemi bir kez daha değişmeyecek biçimde oluşur ve bir daha yenilenmez, öbür bütün dokuları­mız ve organlarımız, hergün düzenli olarak aldığımmız besinlerle birkaç yıl içinde tümüyle yeniden oluşmaktadır. Saç, deri, karaciğer, akciğerler kısaca bütün vücut yediğimiz et, sebze, peynir gibi besinlerin etkisiyle sürekli olarak yenilenme olanağını bulur. Akla uygun bir beslenme hem sağlığın hem de uyumlu bir vücudun anahtarı­dır. Hiçbir makyaj, dengeli bir beslen­menin yüze getirdiği gerçek parlaklığı veremez. Güzel ve sağlıklı olmak isteyen herkes, akla uygun bir biçimde beslenmeyi bilmek zorundadır. Bunun için de çeşitü besinleri iyice tanımak ve her yiyeceğin özelliklerini göz önünde bulundurarak yemek gerekir. Atasözleri ve deyişler de bu fikri doğrulamaktadır. Kaloriler, vitaminler ya da az veya çok karmaşık rejimler söz konusu olmadan öjıce, sağduyu beslenmenin organizma üzerinde etki yaptığını saptamayı bil­miştir. Aç ayı oynamaz, açlık ile tokluğun arası yarım yufka, can boğaz­dan gelir, tok açın halinden anlamaz gibi atasözleri bunu doğrulamaktadır. Havuçta A vitammini bulunduğu ve bu vitaminin cilt üzerindeki etkisi olduğu henüz bilinmiyorken, köylüler havucun güzelleştirici yönünü biliyorlardı. Süt anneleri mercimek yerlerdi ama, bu sebzenin içinde bulunan demirin süt veren kadın kadar süt emen çocuk için de gerekii bir madde oiduğunu bilmez­lerdi. Çorbanın köylerde yaygın olması da tabii ki bu yemeğin beslenme ve büyüme konusundaki yararlı rolünün bilinmesine bağlı değildir. Demek ki besinler organizmayı “yeni­den yapmaya” yararlar. Besinler enerji­ye dönüştükten sonra da nefes alma, sindirme, aptes etme, vücut sıcaklığını 37 derecede tutma ve fiziksel harcama­ları denkleştirme gibi olayların gerçek­leşmesini ve dolayısıyle organizmanın yaşamasını sağlarlar. Bu görev kalori kavramının ana kuralını doğurduğu için.

  • ÖNEMLİ YEDİ KURAL

    Çok ölçülü davranarak daha fazla yemek yemeye başlayın, haftada 500 gr.dan fazla almamaya dikkat edin.Çok yağ yemeyin; yalnız çiğ ya da az pişmiş yağ yiyin. Yağı, tereyağından, taze kaymaktan, kaşar, gravyer, rokfor, tulum peyniri gibi yağlı peynirlerden, kamamber, beyaz, kaşar gibi mayalan­mış peynirlerden alabilirsiniz; yemek­lerde zeytinyağı, mısırözü veya ayçiçeği yağı gibi yağları kullanın.

    • Günde yalnız üç öğün yemek yiyin. Çok sık yemek yemek mideyi tok tuttuğundan bol besin almaya engel olur. Zaten bu nedenle şişmanların sık sık yemek yemeleri gerekir. Bununla beraber yemekleri çabuk sindirenler, öğleden sonra saat beşe doğru ikindi kahvaltısı edebilirler.
    • Yenilen yemekleri çok sulandırma­mak için yemek boyunca bir bardaktan fazla su içmeyin.
    • Yemekleri düzenli saatlerde yiyin Besinleri ağzınızda uzun uzun çiğneyin
    • İştah açıcı, tuzu, sirkesi, zeytinyağı yerinde yemeklerin ve güzel bir sofranın iştahınızı açacağını unutmayın

  • ZAYIFLIĞIN İKİ TÜRÜ

    Doğal olarak zayıf yapılı olanları ikiye ayırmak gerekir. İlk grup çok hareketli, yorgunluk bilmeyen, bir damla bile yağı olmayan, kemikleri ve kasları olağan olan zayıflardır (stenikler). İkinci grup ise nahif, uzun kol ve bacaklı, çok çabuk yorulan, sindirim sistemi genel­likle çok duyarlı olan zayıflardır, (aste-nikler).Genellikle sağlam ve tam sağlıklı olan birinci gruptaki zayıfların şişmanlamak istemeleri için hiç bir neden yoktur. Olsa olsa göze daha hoş görünmek isteği yüzünden şişmanlamak isteyebi­lirler. Bu gruptaki kimselerin dengeli ve yeterli bir beslenmeleri olduğundanşişmanlamak için de olsa beslenme türlerini değiştiremezler. Ancak bir kilo almak için gerekli olan 8000 kaloriyi indirmek için anabolizanlar kullanabi­lirler. Fakat anabolizanlar özellikle kadınlarda bazı sakıncalara yol açabilir­ler.
    Güçsüz yapılı olan ikinci grup zayıflar­da beslenme daha önemli’bir rol oynar. Şişmanlar için yemek düzeninde yapı­lan kısıtlamaların sadece yorgunluğa ve sinirliliğe yol açmasına karşılık, fazla beslenme bu tür zayıflarda ciddi engel­lerle karşılaşır. Gerçekten de bu gibile­rin iştahları zaten az olduğundan çok çabuk doyarlar; bir yandan da alınan fazla besin sindirim bozukluklarının doğmasına yol açar. Bu tiplerin şişman­lamasını sağlamak için uygulanacak besin rejimi yavaş yavaş çoğalan, kolay özümlenebilir ve az kalıntı bırakan besinlerden oluşmalıdır. Bu yemek rejimi mideyi, karaciğeri, öd kesesini, bağırsakları yormamalı ya da tahriş etmemelidir.

  • BİR PUDRA BULUTU

    BİR PUDRA BULUTU

    Çok sayıda çeşitleri olan fondötenlerin tersine, pudranın, tabii ve sıkıştırılmış olmak üzere iki türü vardır. Elli yıldan beri kullanılmakta olan pudra organik cisimlerden ya da son derece ince madenlerden meydana gelmiştir. Bun­ların başhcalan ipek tozu, talk, kaolin, çinko tuzları, magnezyum ve titandır. Pudranın çok ayrıntılı bir üretimi vardır. Örneğin beyaz pudraya renkli maddeler ilâve etmek için çok kesin ölçmeler yapılır. Homojenliğin tam olarak sağ­lanması için on kilo pudraya ilâve edilen renkli maddeler 0,1 miligram basamağında ölçülür. Pudra yağ salgılarını emer ve böylece derinin parlamasını önler, fondötenin cilt üzerinde yerleşmesini sağlar, deriyi korur ve yumuşatır. Pudra ciltte isten­meyen maddeleri uzaklaştıran bir mak­yaj malzemesi ve koruyucu bir kattır. Belli bir ölçüde güneş ışınlarını da durdurur. Güçlü aygıtlarla ezilerek elde edilen sıkıştırılmış pudra yassı kutular içinde piyasaya satılır. Sıkıştırılmış pud­ra bazen kompakt (tıkız) pudra ile karıştırılır. Kompakt da pudra da aynı şekilde sıkıştırılmış olmakla birlikteyağlı bir cismin kümeleşmesinden mey­dana gelmiştir Pudra ile fondöten arasında bir ara üründür. Sıkıştırılmış pudra ve kompakt pudra daha dayanıklı bir makyaj sağlarlar. Ancak çok örtücü kompakt pudralardan çok fazla kullanılacak olursa, bunlar zaten susuz olan bazı derileri büsbütün kuru bir hale getirirler. Kompakt pudra­lar yağlı ciltlerin solunmasını güçleşti­rirler. Pudra satın alma, bir renk ve kalite seçimi sorunudur.

  • RENKLERİN ETKİLERİ

    RENKLERİN ETKİLERİ

    Rengine göre bir pudradan neler bekle­yebilirsiniz? Çok açık bej hafifletici bir özelliğe sahiptir. Açık ve tam bejler renkli bir teni dengelerler. Çok açık ya da açık pembe cildi hafifçe renklendirir, pembe bej ise daha çok renklendirir. Altın sarısı pudra tene daha çok parlaklık verir. Dikkat edin, renkler kutu içerisinde cilt üzerinde olduğundan daha koyu gözükürler. Eğer fondöten kullanmıyorsanız, teninizle uyuşan bir renk seçin. Eğer solgun bir tene sahipseniz pembe, cildiniz renkli ise bej, bronz bir tene sahipseniz aşı boyasırengini tercih ediniz. Ancak şunu unutmayınız ki aşı boyası rengi yapay ışık altında sarıya döner. Eğer fondöten kullanıyorsanız, rengini kullanacağınız pudraya göre seçin ancak daha açık bir ton kullanın. Pudranın esas rolü teninizi renklendirmekten çok donuk bir hale getirmektir. Bir çok güzellik uzmanı, kadınlara nötr ve renksiz pudra kullan­malarını tavsiye eder. Kutu içerisinde hemen hemen beyaz görünen bu pudra­lar cildinizi yumuşatır ve teninizin tabiiliğini bozmaz, ayrıca yüzünüze saydam bir görünüş kazandırır. Koyu renkli pudraların esmerleşmiş ciltlerde bile yüz hatlarını derinleştirip yüzde kalın bir tabaka meydana getirdiğini unutmayın.

  • FONDÖTEN SERİLERİ

    FONDÖTEN SERİLERİ

    Güzellik maddelerinin çeşitleri gittikçe çoğalmaktadır. Fondötenler de çok çeşitli olduğundan bunların seçimi, uygulama biçimi çoğu kez zorluklar doğurabilmektedir. Bu nedenle burada, herkesin kendisine uygun türü seçebil­mesini sağlamak için belli başlı fondö­ten tiplerini gözden geçireceğiz. Başlangıçta fondötenler tiyatro oyuncu­larının makyajlarında kullanılan koyu macunlardan ibaretti. Bu macunlar yüzde, ten rengi ile hiç bir ilişkisi olmayan, genellikle aşı boyası renginde donuk bir tabaka meydana getirirdi. Yüze çok sahte bir görünüş verdiklerin­den bu macunlar pek fazla rağbet görmedi. Fakat yavaş yavaş fondöten­lerde bir tabaka inceliği sağlandı, çeşitli renkler yaratıldı. Böylece fondötenler başarıyla kullanılmaya başlandı. Fondötenler malzeme olarak az ya da çok yağlı bir emülsiyonla buna ilâve edilen renk verici maddeler ve bir parfümden meydana gelir. Bazı fondö­tenler de koruyucu özellik gösterirler. Bunların içinde nemlendirici, besleyici ya da temizleyici bir takım unsurlar bulunur. Bu tür fondötenler sıvı, krem,macun ya da çubuk halinde satılmakta­dır.Sıvı fondötenler yüzü, çoğu kere parlak ve renkli ince bir tabaka halinde örterler. Bunlar deri ve kaslarda yer değiştirmeden kısa zamanda cilt üzerin­de yayılırlar; daha çok yağlı ya da normal ciltlere sürülürler. Krem halin­deki homojen fondötenler ise cildi daha etkili bir biçimde hava değişikliklerine karşı korurlar. Bunlar tendeki pürüz ve sivilceleri gölgelendirerek örterler. Tüp içinde satılan bu fondötenler yolculuk­larda bile kullanıldıklarından çok pra­tiktirler. Bunlar da, tıpkı renkli madde­lerin kurutucu etkisini yok eden koruyu­cu fondötenler gibi, kuru ve nazik ciltler için tavsiye edilir. Yağlı macun ve çubuk halindeki fondötenler ise deri üzerini iyice örten, koyu bir tabaka meydana getirirler. Fakat bunlar deri üzerinde güçlükle yerleştiklerinden ve derinin işlevlerini engellediklerinden sahne dışında hemen hemen hiç kulla­nılmazlar. Ne var ki bunlar geceleri yüzün parlaklığını ve karakterini daha iyi bir biçimde ortaya çıkarırlar. Çok yağlı ve sivilceli bir yüzü koyu macun halindeki fondötenler ile örtmeğe kal­kışmak, hem derinin solunumunu güç­leştirir, hem de yüzdeki bozuklukların düzelmesini geciktirir. En iyisi koyu macun yerine ince bir sıvı kulianmak ve makyajı daha çok göz ya da dudaklara uygulayarak dikkati bu bölgelere çek­mektir.Pudra yerine kullanılan donuk renkli fondötenler ise daha çok sade makyaj­dan hoşlanan kadmlar tarafından kulla­nılır. Fakat sıvı fondötenlerin parlaklığı bunlarda yoktur. Çubuk halinde piyasa­ya sunulan yeni fondötenler güneşli günlerde ya da geceleri, ışığı yansıtarak parlak bir makyaj sağlarlar. Uygulama : Renkli maddeler bakımın­dan çok zengin olan fondöten cildi daimi biraz kurutur. Renkli fondötenler cildi hemen kuruttuklarından bunları doğrudan doğruya deri üzerine sürme­den önce bir fon kremi kullanın. Sonra elinizle birkaç kere iyice sıvazlayın, önce kremi yüzünüzün bir kaç yerine benek halinde sürün, sonra da hafif ıslak bir sünger ile bu kremi yüzünüze dağıtın. Makyaj süngerleri yuvarlak ya da yassı olabilirler, üzerlerinde delikler yoktur, ciltte iz bırakmazlar. Böylece yüzünüzün üzerinde düz ve parlak bir tabaka meydana gelir. Yüzünüzü pud­ralamadan birkaç dakika bekleyiniz. Eğer cildiniz çok yağlı ise süngerinizi gül suyu gibi bir sıvı ile nemlendirin. Sonra hafif kıvamlı renkli kremleri kullanırken yaptığınız gibi kremi yüzü­nüze sürünüz.

  • KORUMAKMI YOKSA BESLENMEKMİ ?

    KORUMAKMI YOKSA BESLENMEKMİ ?

    Yağlı emülsiyon ya da yağda dağılmış sudan oluşan emülsiyonlardan farklı olarak fon kremleri genellikle kuru krem ya da suda dağılmış yağdan oluşan tipte emülsiyonlardır. Bu iki formül kremli, yan sıvı ya da sıvı olabilir. Fon kremleri aşırı derecede yağlı olma­malıdır; yoksa yüzde anormal bir parlaklık meydana gelir ve istenilen sonuç alınamaz. Bunun yanı sıra fon kremlerinin deri tarafından çok fazla emilmesi de istenmez. Aksi haide koruyucu ince krem tabakasının deri yüzeyine yerleşmesi önlenmiş oiur. Kadıniann çoğu cilt bakımını kolaylaş­tırmak için besleyici niteliklere sahip bir fon kremi isterler. Ne yazık ki korumak ve beslemek birbirleri ile uzlaşmayan iki niteliktir. Cildi beslemek ve alt tabaka­ları etkili maddelerle doyurmak için kremin çok nüfuz edici olması gerekir. Cildin korunması içinse kremin yüzey üzerinde kalması gerekir. Bu durumda etkili maddelerde yüzeyde kalmış olur. Buna karşılık gündüz kremi nemlendiri­ci olarak kullanılır. Gündüz kremi doğrudan doğruya cildi nemlendirmez; zaten nemlendirse bile bu nem üst deri tarafından tutulamaz. Bununla birlikte gündüz kremlerinin içinde kolesterol, aanolin, lesitin gibi hücrelerdeki suyu tutan bir takım organik maddeler, gliserin, vazelin ya da parafin gibi üst deriyi yalıtarak suyu buharlaşmasını önleyen madensel kaynakla, etkisiz maddeler vardır. Vazelin ile yağmurlu havalarda ortamın nemini çeken çok etkili kremler yapmak mümkündür. Bir de donuk beyaz, kar görünüşünde, son derece hafif uçucu kremler vardır. Vanishing krem denilen bu kremler harman edilirken içlerine bir miktar hava da karıştırılır. Bunlar çok ince tabakalar halinde cilde sürülürler; adeta gözle görülmez ve deri üzerinde kaybo­lurlar.Kış aylarında vazelin ya da parafinden yapılmış, koyu, yüzü gerek soğuğun, gerek rüzgârm etkilerinden koruyan birkrem seçmek iyi olur. Örneğin vazelinli ya da parafinli kremler cildi ısıtırlar. Son derece su çekici olan gliserinli kremler de kış aylarında kullanılır. Ilık havalarda, iyi kaliteli olması şartı ile her türlü krem kullanılabilir. Sıcak havalarda, akışkan bir krem kullanmak yerinde olur. Uçucu kremler daha çok yağlı ciltler için tavsiye edilir Bunlar kurutucu kremlerdir. Nitekim, yağ bezleri tıpkı bir ayarlayıcı gibidir. Cilt yağdan yoksun kalınca yağ bezleri çalışmaya başlarlar. Eğer deri yeteri kadar yağlı ise, yağ bezleri çalışamaz­lar. Bu arada bir maddenin yağlılığının kalınlığına bağlı olmadığını unutmayı­nız. Bir sıvı bir kremden çok daha yağlı olabilir.Eğer fondöten kullanmıyorsanız, cildi­nize daha canlı bir renk vermek için biraz yüksek bir renk tonunda bir fon kremi kullanınız. Kremi elinizle daireler yaparak cildinize sürünüz. Kremin cildinize aynı kalınlık­ta sürülmesine ve cilt tarafından emil-memesine dikkat ediniz. Makyaj yap­mayıp sadece renksiz bir krem kulla­nanların bile. her akşam yatarken yüzlerini yıkayıp krem artıklarından temizlemeleri gerekir. Çünkü cildin bütün gece solunum yapması zorunlu­dur. Cüzel bir cilde sahip olmanın sırrı gece yapılan dikkatli temizliklerde gizlidir.

  • KÜÇÜK GÖĞÜSLER

    KÜÇÜK GÖĞÜSLER

    Genellikle kambur sırtlı kadınların küçük göğüsleri olur; bu du­rum da insanda kötümserlik ve bezgin­lik yaratır. Kemikleri sayılacak kadar za­yıflık kadında kompleksler doğurur ve genellikle kişiyi çekingen, içine kapanık yapar. Çok küçük olan göğüsleri geliştirmenin en iyi yolu, her şeyden önce spor yap­maktır. Spor türlerinden yüzme ve çe­şitli top oyunları, bu konuda gerçektenetkili olurlar, başarılı sonuçiar sağlarlar. Eğer göğüslerinizi biraz daha geliştir­mek istiyorsanız, basketbol oynayın ve­ya haftada iki kez sırt üstü yüzün. Altı ay sonra göğüsleriniz henüz istediğiniz gelişmeye ulaşmamış bile olsa, morali­niz güçlenmiş olduğundan her şey size daha güzel gelmeğe başlayacaktır.

    Kadınların çoğu bir spor dalıyla uğraş­mak istemediklerinden, doktorlar gö­ğüslerini geliştirmek isteyen kadınlara hormon tedavisi uygulamak zorunlu-ğunda kalırlar.Bununla beraber bu konuda bir ayırım yapmak gerekir. Genellikle on altı yaşı­na doğru, yani geç âdet görmeye başla­yan ve âdetleri düzensiz olan kadınlar­da hormon eksikliği vardır; bu kadınlar­da dişilik çok gelişmemiştir.

    küçük göğüslerHormon dozu ayarlanıp, göğüslerin radyografisi çekilerek her türlü tedbir alındıktan sonra bu gibi kadınlara doktor denetimi altında hormon tedavisi uygulanabilir. Bu tedavi vücudun salgıladığından daha yüksek dozda folikülin ve progesteron hormonları verilmesine dayanır. Bu tedavi sırasında kusma, göğüslerde ağrı yapıcı bezlerin meydana gelmesi, düzensiz âdet görme gibi bazı yan etki­ler görülebilir. Bu durumda tedaviyi he­men kesmek gerekir. Vücut hormonları genellikle kolay kabul eder ve üç dört ay sonra göze çarpar bir değişiklik görü­lür. Göğüsler gelişir ve daha iyi bir bi­çim alırlar. Ancak bu hormon tedavisi­nin sağladığı sonuçlar her zaman sürekli olmaz. Sürekliliği sağlamak için sürekli tedavi gerekir. Oysa bir kadının sürekli olarak hormon almasının çeşitli sakın­caları vardır.

    Doğrudan doğruya cilde sürülen krem veya ampul şeklindeki hormonlu ilâçlar ağızdan alınan hormonlu ilâçlar gibi et­ki yapar ve aynı yan etkileri meydana getirirler. Bu nedenle doktora danışma­dan hiçbir zaman hormonlu bir pomad satın almamak gerekir. Bir kadın, normal olarak hormon salgı­lamasına rağmen gene de ufak göğüs-lüyse, meme bezleri iyi çalışmıyor de­mektir. Burada düzenli âdet gören ama buna rağmen göğüsleri diri ve biçimli olmakla birlikte ufak olan kadınlar söz konusudur. İşte böyle durumlarda hor­mon tedavisine girişmek büyük bir hata olur.

    Tedavi göğüslerde hiçbir büyüme sağlamayacağı gibi, üstelik göğüsler durmadan ağrıyacaktır. Bu tür kadınla­rın, iyimser olma yöntemini seçip, kü­çük göğüslerin biçimini kaybetmiyeceğini düşünerek, kırk, elli, altmış yaşına geldiklerinde, yalnız kendilerinin yirmi yaşındayken sahip denemişlerdir. Örneğin, tüberkülozu iyi eden bir ilâç, erkeklerde bir kadında bu­lunacak kadar gelişmiş bir göğüs oluş­turmaktadır. Ancak bu tür bir tedavinin bazen beklenmedik yan etkileri olabilir ve kadının çok fazla kilo almasına neden olur. Üstelik etkisi de kısa süreli­dir, öte yandan kortizon, dişiliği çok kuvvetli olmayan kadınlarda olumlu bir etki yapmaktadır; bu nedenle de bazı doktorlar kortizon tedavisini benimser­ler.Eğer yukarıda belirttiğimiz bu tedavi yollarından birini uygulamak istiyorsa­nız sizi bazı tehlikelerin de beklediğini bilmeniz doğru olur. Bu tür tedaviler etkilerini çabuk yaparlar ama sürekli bir uygulamanın bazı sakıncaları ve yan et­kileri de vardır. Aylık âdet görme düze­ninin bozulması bu yan etkilerden en çok rastlanılanıdır.oldukları göğüslere sahip olacaklarını düşünerek kendileri­ni avutmaları doğru olur.