Kadınlar Sitesi, Gebelik, hamilelik, doğum

Yazar: yonca

  • Biberiye

    Biberiye

    Akdeniz Bölgesi’nde yetişen, 1-2 metre yüksekliğinde, kışın yaprak dökmeyen, çalı görünümlü bir bitkidir. Diğer bir adı da “kuşdili’dir. Taze filizleri kullanılır. Taze veya kuru olarak dal veya yapraklar hâlinde, çok kuvvetli bir lezzet ve kokuya sahiptir. Zeytinyağında taze filizleri bekletilerek özel lezzetli zeytinyağı elde edilir. Rostolarda, ızgaralarda, özellikle kuzu rosto, tavuk ve balık ızgara yemeklerinde lezzet tamamlayıcıdır. Çorba ve salatada pek kullanılmaz.

    Rosmarin diye de adlandırılan biberiye, dokuları sıklaştıran tanen yönünden zengindir; cildi gerer ve gençleştirir. Bitkinin yaprak ve çiçeklerinden bir avucunu 10 dakika kaynar suda tutun. Böylelikle banyo sırasında kulla­nabileceğiniz etkili bir kuvvetlendirici elde etmiş olursunuz.

  • Muz

    Muz

    Etkin ve her yönüyle tam bir meyvedir. Peklik giderici özelliğe sahip­tir. Tropikal bölgelerin yerlileri tarafından yüz bakımında çok sık kullanılır.Başlıca bileşenleri nişasta ( %15-70), yüksek değerli proteinler, pektin, made­ni tuzlar ve vitaminlerdir. Sakinleştirici ve yumuşatıcı özellikleri vardır. Çatlak ve kuru ciltlere iyi gelir.

    Çocuklardan tutun da, yetişkinlere, hatta yaşlılara kadar muzu sevmeyen yok gibidir. Genelde, zayıflama diyeti uygulayan kişiler nedense muz yemekten kaçınırlar. Başka bir deyişle, muzun çok kalorili olduğunu sanırlar. Gerçekte işin aslı öyle değildir. Yani, muz sanıldığı kadar kalorili değildir. İsterseniz muz ile elmanın karşılaştırmasını birlikte yapalım.

    Şöyle orta boy gelen bir elma, ortalama olarak doksan sekiz kaloridir. Bunun yanı sıra, yerli bir muz veya iri olmayan ithal muz, ortalama yüz kalori civarındadır. Bu muzu ve elmayı yan yana koyduğunuzda her ikisi de orta boy denecek niteliktedir. Ancak, tartmaya kalkışsanız elma ortalama yüz yetmiş gram gelirken muzun yüz yirmi gram geldiğini görürsünüz. Burada dikkat edilecek konu, elmanın ve muzun artık miktarlarıdır. Yani, kabuğu, çekirdeği gibi. Muzun kabuğu ağır çeker ve daha kalındır. Yani, muzun artığı, elmanın artığına göre daha ağırdır. Dolayısıyla, muz daha görkemli durur. Şimdi durum böyle olunca orta boy bir meyve yiyeyim dediğinizde ha elma yemişsiniz, ha muz yemişsiniz aldığınız kaloride pek bir değişiklik yoktur. Ancak, artıksız aynı gramajda muz ve elmayı karşılaştırırsanız, tabii ki muz elmadan daha kalorilidir. Fakat, aradaki fark da çok büyük değildir. Önemli olan orta boy bir meyve yeme haz-zıdır ki, bu da bu kadarhk kalori farkını önemsiz hale getirir.

    Ayrıca, muz elmaya göre daha kaliteli bir meyvedir. Orta boy bir muz yediğinizde on iki miligram C vitamini, kırk miligram magnezyum, dokuz miligram kalsiyum alırsınız. Bu durumu elmayla kıyaslayacak olursak, bir orta boy elma tüketildiğinde, ortalama altı miligram C vitamini, on bir miligram kalsiyum, on dört miligram magnezyum almış olursunuz. Bu durumda, muza karşı elmanın tek üstünlüğü kalsiyumda mevcuttur. Bir de A vitaminine göz atacak olursak, elmada, muzdakinin yarısı kadar A vitamini bulunduğunu görürüz. Buradan şu anlaşılıyor ki, orta boy muz ve elma tüketildiğinde, aşağı yukarı aynı kalori alınıyor, buna karşılık vitamin ve mineral bakımından incelediğimizde, muzun elmaya göre daha zengin bir meyve olduğu anlaşılıyor. Yani, kısaca demek istiyoruz ki muz elmadan daha faydalı bir besindir. Ayrıca, muzun daha başka faydaları da vardır.

    Muz halk arasında nedense alerjen yani alerji yapan bir meyve olarak bilinir. Halbuki muz alerjen değildir. Hatta bu meyve besin alerji testlerinde sıkça kullanılır.  Tahminimize göre, muzun yanında yenen herhangi başka bir besin alerji yapmakta, bu alerjinin faturası muza çıkartılmaktadır. Ancak bu yanlıştır. Gerçi burada şunu da belirtmemiz gerekir. Muza karşı alerjisi olan mutlaka vardır. Fakat, bu tip insanların sayıları az olduğundan muz alerji yapmayan besinler sınıfına girmektedir.

    Muz ayrıca kolay yenebilen, yumuşak bir meyve olduğundan çocuk beslenmesinde vazgeçilemeyen bir besin olmuştur. Ayrıca, yaşlılarda ve çiğneme zorluğu olan kişiler için de muz cazip bir besindir. Çiğ sebze ve meyvelerin dokunduğu gastrit ve ülser durumlarında muzun pek zarar vermediği gözlenmiştir. Ayrıca, muzu süt ile blender yapıp içine de bir-iki adet suni tatlandırıcı tablet attığınızda çok hafif ve düşük kalorili bir tatlı elde edebilirsiniz. Sakın bizi kınamayın, Muz pahalı bir besin. Ama bizim görevimiz muzun besin değeri hakkında bilgi vermek.

  • HORMONLARIN ETKİSİ HERŞEYİ ACIKLAMAZ

    HORMONLARIN ETKİSİ HERŞEYİ ACIKLAMAZ

    Hormonlar ergenlik sivilcelerinin oluşu­munun nedeni olarak gösterilir. Bunla­rın yağ bezleri üzerindeki etkileri büyüktür. Sivilcelerin gözüktüğü ergen lik çağında iç salgıbezleri hareketli bir çalışmaya başlarlar. Erkeklik hormonları na dayanan bir tedavi ergenlik sivilcele­rini çoğaltabilir. Sinir sistemine bağlı hormonsal salgılama ergenlik sivilcelerini arttırdığı gibi, bu sivilcelere özellikle dengesiz ve sinirli gençlerde rastlanır. Bu durum sivilcelerin hormonsal kay­naklı olmaktan çok, sinirsel kökenli olduğunu gösterir. Sinirsel bunalımlar­da, ailesel veya duygusal-tartışmalarda, büyük heyecanlarda sivilceler çoğalır (sınav zamanlarında sivilcelerin öğrencilerde %19-42 kadar bir çoğalma göster­diği görülmüştür).
    Bekârlık, havasızlık, fiziksel durgunluk, aşırı zihin çalışması ergenlik sivilceleri­ni çoğaltır. Yine sinir sistemine bağla­nan sindirim rahatsızlıkları da sivilceler­in çoğalmalarına yol açarlar.

  • GECE BAKIMI

    GECE BAKIMI

    Makyajın temizlenmesi dikkatle ve üst üste yapılmalıdır. Gere­ken malzeme temizleyici süte batırılmış bir pamuk parçasıdır. Bu pamukla yüz temizlendikten sonra alkolsüz bir sprey tonik sürülür. Temizleme işleminin sonunda yüze besleyici bir krem sürmek cilt sağlığı açısından yararlıdır. Bu krem 25-30 yaşları arasında haftada iki kere, daha sonraları hergün uygulanmalıdır. Kullanılan malzemeyi sık sık değştirme-mek doğru olur.
    Bir krem en aşağı üç hafta denenmelidir Ancak hemen allerji başlaması veya kremin rahatsız etmesi halinde krem bırakılır. Cildinize iyi gelen kremi bulun ca artık onu değiştirmemenizi tavsiye ederiz. İki değişik kremi de sırayla kullanmanız mümkündür. Ayda iki kere besleyici bir maske kullanmanız gerekir. Bu maskeyi bir yumurta sarısına bir kahve kaşığı zeytin-yağı karıştırarak hazırlayabilirsiniz. Mas keyi temiz yüze 15 dakika uyguladıktan sonra ılık suyla temizleyin

  • DERİNİZİN TÜRÜNÜ NASIL ANLAYABİLİRSİNİZ

    DERİNİZİN TÜRÜNÜ NASIL ANLAYABİLİRSİNİZ

    Bir uzman derinin türünü ve özellikleri­ni kolaylıkla belirtebilir. Bu iş için çeşitli laboratuvar aletleri ya da basit bir büyüteç kullanır. Cildi tanımak için kolay bir yol vardır. Yüzünüzdeki bütün farı sildikten sonra derinize cok ince bir kâğıt parçası sürün. Yağlı bölgeler kâğıdın üzerinde meydana çıkacaktır. Burun kanatları, alın ve çene yüzün öteki bölümlerinden daha yağlıdar. Cil­din görünüşü de durumunu belli eder. Kuru cilt ince, gergin ve mat olur. Delik leri çok ufaktır. Büyüten bir ayna ile in­celenirse kırışıkların sıkolduğu görülür. Kolaylıkla çatlar, soyulur ve gerilir. Sabuna dayanıklı değildir. Yağlı cilt parlak görünüşlüdür. Delikleri geniş ve rengi daha açıktır. Çok çabuk toz toplayabilir ve sürekli temizlik gerek tirir. Yağ bezlerinin aşırı çalışması sonu cunda delikleri tıkayan yağ tabakaları meydana getirir. Bunlar havayla temas ederek siyah noktalar oluştururlar. Normal kabul edilen kırışık cilt, sık sıra-lanmış dokulara sahiptir. Yağlı olduğu bölgelerde siyah noktalar göze çarpar. Genellikle sağlam bir yapıya sahiptir. Özellikleri yaşın ilerlemesiyle ortaya çıkar, özel bir bakım gerektirmez. Güneşe kuru ciltten daha dayanıklıdır. Bu üç tür cilt ayrı bakım gerektirirler. Piyasada herbirine uygun krem v.b. bulunabilir

  • CİLT BAKIMININ TEMEL İLKESİ: CİLDİN TÜRÜNÜ BİLMEK

    CİLT BAKIMININ TEMEL İLKESİ: CİLDİN TÜRÜNÜ BİLMEK

    Cilt bakımını iyi yapabilmek için herşey den önce onun cinsini iyi bilmek gerekir Her kadın hayatı boyunca düz, taze ve kadife gibi bir cildi arzular. Böylesine bir cilt güzelliğini koruyabilmek ancak düzenli bir bakımla mümkündür. Cildin genç kalması onun bakımını genç yaştan yapmaya başlamak ve dış etken­lere karşı korumakla sağlanabilir. Cilt sadece sağlık durumumuzun değil, duygularımızın da aynasıdır. Cilt de yaşar, solunur ve değişik hava koşulları­na karşı tepki gösterir. Ayrıca önemli bir görevi de vardır. Çıkarttığı ter ve zararlı maddeleri vücudumuzdan atar. Yüzün cildi, rüzgâra, yağmura, soğuğa ve güneşe vücut derisinden daha fazla hedef olur. Sağlıklı bir cilt, temizlik ve devamlı koruma gerektirir. Her kadının belli bir cilt türü olup, bu tür kendine özgü ayrıcalıklar taşır. Bu farklılaşma olayı kalıtıma, bünyeye, genel sağlığa ve iklime- bağlıdır. Bir kuzeylinin cildi açık renk, ince ve genellikle kuru olur. Buna karşılık bir , güneylinin cildi ise daha kalın, daha sağlam ve daha yağlıdır. Genel olarak üç tür cilt vardır. Bunlar kuru cilt, yağlı cilt ve bazı yerleri yağlı, bazı yerleri kuru cilttir. Bu üç tür de yaşa ve genel duruma göre bazı değişiklikler gösterirler. Cilt az veya çok kuru olabilir; yağlı bir cilt kuru bir cilt kadar duyarlı olabilir; cilt bazen yağlı bazen kuru olabilir. Kullanılacak mak­yaj malzemesini iyi seçebilmek için cildin hangi sınıfa dahil olduğunu bilmek gerekir.

  • İYİ NEFES ALMAK İÇİN DÖRT KURAL

    1) Nefes almaya daima önce nefes vere­rek başlayın. Akciğerleri temiz havayla doldurmadan önce içerde bulunan kirli havayı dışarı’atmak gerekir.
    2) Akciğerlere hava sokmak için diyafra­ma, kaburgaları birbirinden uzaklaştı­ran ve göğüs kafesini genişleten istemli bir hareket yaptırılır. Havayı dışarı atarken hiç bir kas yerinden oynamaz, göğüs kendiliğinden eski biçimini alır ve akciğerler de kendiliğinden büzülür. Ancak bu büzülme genellikle yetersiz­dir. Karın kaslarınızı kuvvetle büzerek daha fazla miktardaki pis havayı dışarı atabilirsiniz. Karın kaslarınızı yerde hareketlerle, yürüyüşlerle, atlamalarla veya bisiklete binerek çalıştırın.
    3) Elinizden geldiği kadar yavaş nefes alın. Solunum ne kadar uzun olursa, her neîes alışta alınan hava da o kadar fazla olur. Nefes nefese kalışlar azalır, iyi bir sporcu dakikada on beş, yirmi kez yerine beş kez nefes alır.
    4) Burnunuzdan nefes alın. Kalın bir deriyle kaplı olan burun deliklerinde damarlar, bezler, sinir ağı ve tüyler var­dır. Burun delikleri cansız bir boru değildir; aksine, mikrop kapmayı önle­yen ve tozların içeriye girmesini engelle yen bir süzgeç, bir mikrop temizleyici, bir ısı kaynağı ve bir nemlendiricidir. Ağzınız kapalı, burun delikleriniz iyice açık olarak, burnunuzdan nefes alın. Nefes verirken de aynı şekilde yapın. Ancak ağzınızın çapı burun deliklerini-zinkilerden daha büyük olduğundan, büyük nefes verişlerde nefesinizi ağzı­nızla dışarı atın. Ağız, kasların çalışma­sıyla oluşan zehirlerin çok daha çabuk vücuttan dışarı çıkarılmasını sağla

  • DÖRT ZAMANLI SOLUNUM

    Fiziksel güç harcamayan kentliler akci­ğerlerinin bütün gücünü kullanmazlar. Hiç olmazsa tatillerde bol oksijen almak ve kentte de, bol ve düzenli olarak ne­fes alma alışkanlığını edinmek için ne­fes almayı yeniden öğrenin. Derin derin nefes almanın büyük yararları vardır. Akciğerler, kaburgaların kaldırıcı kasları ve göğüs katesiyle karın boşluğunu birbirinden ayıran diyaframdan emir alarak görevlerini yaparlar. Göğüs kafe­sinin istemli olarak genişlemesi akciğer peteklerini açar. Uyurken istem dışı olarak nefes alırken, akciğerleriniz daki­kada, iki buçuk ile dört litre arasındadeğişen bir hava alırlar (erkeklerde beş ile yedi litre). Derin nefes alarak bu miktarı on beş litreye çıkarabilirsiniz. Böylece günde on metre küb hava yerine, otuz metre küb temiz hava alabilirsiniz.
    Nefes almak için önce karnınızı şişirip, sonra aşağıdan başlayıp yukarı doğru çıkarak göğüs kafesini şişirin. Nefes aldıktan sonra, nefesinizi birkaç dakika tutun. Akciğerler havayla dolunca, toplanan kan oksijen almayı kolaylaştı­rır. Kirli havayı elinizden geldiği kadar çok olarak dışarı atmak için, uzun uzun nefes verin. Sonra peteklerin dokuları­nın dinlenmesini sağlamak için akciğer­ler boş olarak, biraz bekleyin. Nefes alış düzenini belirlemek için saymaya başla­yın: 1, 2, 3, 4 (nefes alış); 1, 2 (tutma); 1, 2, 3, 4, 5 (nefes veriş); 1, 2 (hareketsiz kalış). Bu düzenin süresini gitgide daha çok uzatın. Böylece nefes alma bir canlandırma, nefes verme de, bir zehirlerden arınma hareketi haline gelecektir.

  • TOPLADIĞIMIZ ZEHİRLER

    Solunum sistemi günlük yaşantıda, kötü alışkanlıklardan olduğu kadar, hava kirliliğinden de rahatsız olur ve bunun etkilerini bütün organizma çeker. İşte bu nedenle tatillerin amacı, sağlıklı ve temiz bir havayla akciğerleri iyice doldurmaktır. Tatil boyunca herkes kendine bütün bir yıl yetecek kadar oksi jen birikimi sağlamaya çalışır. Gereksini mini duyduğumuz bu temiz ve vücudu zehirlerden arındırıcı havadan nasıl en çok yararlanabiliriz? Cevabımız, gecele­ri bile pencereler açık yatarak, uyandığınızda derin nefes alarak, kırlarda veya deniz kenarında gezintiler yapmak için erken, hem de çok erken uyanarak, olacaktır, öğle yemeğinden sonra yapacağınız bir şekerleme, sabah uyku­nuzun eksikliğini giderecektir. Bu ne­denle uykusuz kalma korkunuz olmama lıdır.
    Rahatlıkla hareket etmenizi sağlayacak, kan dolaşımını ve vücudun etrafında bulunan havanın akımını engellemeye­cek bol giysiler giyin. Nefes alıp verişle, yürüyüşünüzün uyum içinde bulunmasını sağlayın; bayağı dinlen’diği nizi göreceksiniz.
    Sabahları erken saatlerde hava çiğle nemlenmiş, güneş ışınlarıyla canlanmış ve bitkilerden çıkan oksijenle dolmuş olur. Yarım saat kadar sürecek nefesle uyumlu bir yürüyüş, organların birbirle­rine karşı olan görevlerini yapmalarını ve zehirlerin terle dışarı atılmalarını kolaylaştırdığı gibi kan dolaşımını da hızlandırır. Havadar, kısmen güneşli, bitkilerle örtülü bir yer bulur bulmaz burun deliklerinizle yavaş yavaş, üst üste derin nefes alın; sonra da burun deliklerinizdeki tozları dışarı atmak için kuvvetle nefes verin. Burnunuzun tıkalı olmadığını sansanız bile, bu nefes alıp verişten sonra, burnunuzu silme gerek­sinmesini duyacaksınız. Yürüyüş yaparken rekor kırmaya çalış­mayın; iki, üç kilometre süren bir yürüyüş, gün boyu zinde kalırınızı sağla maya yeter. Eğer şafakta yataktan kalkmaya cesaret edemiyorsanız, biraz daha geç yola çıkın. Eğer daha da tembelseniz, omuzlarınızın üzerinde bir sopa yerleştirin bahçede ip atlayın veya kurbağa gibi sıçrayın. Bu hareket­ler, solunum sisteminizi geliştirecektir. Sporcular ve dansörler de buna benze hareketler yaparlar.
    Hava kötü olduğu zaman, yağmura bir düşman gözüyle bakmayın. Yağmur beraberinde kirleri götürerek havayı süzer ve temizler. Üstelik yağmurun sinir sistemi üzerinde yatıştırıcı bir etkisi de vardır.

  • YENİ BİR MASAJ TÜRÜ:HAVA BASINÇLI MASAJ

    Sıkıştırma ve gevşetmeyle selülit ve yağ birikmesine karşı savaşılabilir. Ancak bu tekniği özel kuruluşlar etkili olarak uygu layabilir. Bir beden eğitimi uzmanının geliştirdiği Gieys sistemi, bu tür masajın en tanınmış ve en kesin sonuç veren tür­lerinden biridir.Bu sistemin.uygulanmasına başlanılma­dan önce, kalp, böbrek, karaciğer ve organizmanın genel durumunun ve daha da özel olarak, masaj yapılmasını gerektiren bölgenin, iyi bir muayeneden geçirilmesi uygun düşer. Kalbin elektro­su çekilir, selülit ve yağ birikiminin meydana geldiği noktaları belirlemek ve damarlardaki dolaşım yetersizliklerini bulup meydana çıkarmak için de radyog rafi yapılır.Her seans bir buçuk saat kadar sürer. Her seanstan önce, kan dolaşımını güçlendirmek için birkaç basit jimnastik hareketi yapılır; sonra masaj uygulanacak olan kimseye, dış katı esnemeyen naylondan, iç katı da plastikten yapıl­mış çift katlı “pantolon çizmeler” giydi­rilir. Bu iki katın arasındaki boşluk, önceden belirlenen bir hızla şişirilir. Masaj yapılacak kimse, yatmış durumda dır ve aygıtın üst kısmını, karnı açıkta kalacak biçimde, böbrek çevresine tutturur. Masaj yapılacak kimsenin tansiyonu göz önünde bulundurularak saptanan basınca ulaşılınca, otomatik regülatör elektrik akımına bağlanır. Bunun üzerine, bacaklar ve kalçalar üzerindeki basınçta uyumlu değişiklik­ler meydana gelir ve bununla orantılı olarak da pantolan çizmeler şişip, sönmeye başlarlar. Bu sırada masajuygulanan kimse isterse dinlenir, isterse kitap okur, isterse ellerine manikür yap­tırır. Ama aslını ararsanız bu uyumlu hareketler uyku getirdiğinden masaj sırasında genellikle, insana çok yararlı olan bir şekerleme yapılır. Her, masajın ne kadar sık yapılacağı, masaj yapılan kimsenin fiziksel duru­muyla bağlantılıdır. Ama ister her gün, ister daha aralıklı olarak yapılsın, bu seansların mutlaka belirli bir düzen içinde uygulanması gerekir. Tedavi süresi en az üç hafta, en fazla da üç aydır. Masajla beraber rejim de yapılırsa masajın etkisi kendini çok daha çabuk gösterir.

  • ELEKTİRİKLİ MASAJ AYGITIYLA DİNLENME

    Bazı özel kuruluşlarda elle yapılan masajın yerini aygıtlarla yapılan masaj almıştır. Masaj yapılacak bölgeleri belir lemek için önce bir doktor muayenesi yapılır. Masaj yapılan insan, bir masaj masasının üzerine uzanır ve masör doktorun işaretlemiş olduğu bölgelere özel bir sıvıya batırılmış elektrodları olan kauçuktan yapılmış şeritler veya tabakalar koyar. Elektrik akımı verilince dozu iyice ayarlanmış dalgalı bir elek­trik akımı, kasları düzenli olarak kasma­ya başlar, insan, hiçbir güç harcamadan ve bir yorgunluk da duymadan gerçek bir jimnastik hareketi meydana getiren bu kasılmalarla, büyük bir rahatlığa ka­vuşur.Bu masaj seansları genellikle kırk dakika kadar sürer, on kez veya biraz daha çok seans yaptırılırsa çok iyi sonuçlar elde edilebilir. Masaj yaptıran insan, aynı zamanda kan dolaşımını ve dokuların arasında bulunan sıvıların emilmelerini kolaylaştıran bir rejim de uygular. Elektrikli masaj tekniğinde büyük geliş­meler olduğu gibi maliyet fiyatı da oldukça düşmüştür.

  • MASAJ AYGITLARI

    MASAJ AYGITLARI

    Romalılar ellerin çok becerikli oldukları nı bilmelerine rağmen, gene de masajın tüm sorunlarını çözmeye yeterli olamı-yacaklarını anlayarak, daha önce sözü­nü ettiğimiz fildişi tokaçları bulmuşlar­dı.
    O çağdan günümüze kadar, vücudun çeşitli bölgelerinde elle yapılan masajı tamamlamak üzere fildişi tokaçlara benzeyen çeşitli aygıtlar ortaya çıktı. Birkaç kilo vermek söz konusu olduğun­da, doktora danışarak, bazı aygıtları insan tek başına da kullanabilir. Yapıla­cak masajdan tıbbi yönden bir etki beklenecekse, aygıtları kullanma işini bir uzmana bırakmak daha uygun olur. En çok kullanılan aygıtlar vibratörler (titreşim aygıtları) ve merdanelerdir. Günümüzde çok kullanılan vibratörler, bazı lüks otellerin yataklarında bile var­dır. Yatağa yatıp bir düğmeye basınca, vibratör yatağın titreşmesini sağlar. Vib­ratörler elle yapılan sürekli, uzun ve yüzeysel masajı uygulayarak, masajyapılan bölgeleri hem güçlendirir hem de ağrılarını giderirler. Merdaneler üzerinde sert veya emici kauçuk uçları ve her iki yanında da birer kolu bulunan küçük silindirlerdir. Ma­sör masaj yapılacak olan bölge üzerinde merdaneyi geçirir. Merdanelerin biçim­lerine göre kullanılış yerleri de değişir. Zayıflatma masajında, plastik veya tahtadan yapılmış bilyeleri bulunan aygıtlar kullanılabilir. Bilyeler dönerken vücuda derinlemesine masaj yaparlar. Sıcak bir banyodan sonra, yalnız kalça, baldır veya kollar gibi az duyarlı olan bölgelere merdaneyle masaj yapılabilir. Karına merdaneyle masaj yapılmaz.