Kadınlar Sitesi, Gebelik, hamilelik, doğum

Yazar: yonca

  • BAHARAT NASIL KULLANILIR?

    En güzel yemeklerin yapımında baharat ve gü­zel koku veren çeşitli bitkiler kullanı­lır. Genellikle bunlar kurumuş küçük yaprakçıklar, boy boy taneler, ya da toz halindedirler. Ayrıca soğan, kere­viz, havuç ve limon da kullanılır. Pas­ta ile tatlılar dışında her/ıen her ye­meğin yapımında güzel koku ve tad veren bir «yardımcı madde» kullanı­lır, özellikle dolmalarda, kıymalı ve etli yemeklerde çeşitli baharat olumlu sonuç verir.Yemeklere sadece güzel koku veren yardımcı maddeler rahatlıkla kullanı­labilir. En nazik mideye bile hiç bir rahatsızlık vermezler. Buna karşılık baharat kullanırken çok dikkatli ol­mak, fazlasına kaçmamak gerekir. Çünkü herkesin midesi bunları rahat­lıkla sindirmez. Çocuklarla karaciğeri bozuk ya da iyi çalışmayan yaşlı insanların baharat yememeleri gerekir. Yemek tarifelerinde belirtilen baha­rat miktarını bu gibi durumlarda azal­tabilirsiniz.

  • YAĞLI MADDELER NASIL KULLANILIR?

    YAĞLI MADDELER NASIL KULLANILIR?

    Yemeklerin hazırlanmasında mutlak surette yağ kulanılır. Yağlar sıvı ya da katı, bitkisel ya da hayvansal olurlar.Bitkisel yağlar, zeytinyağı, ayçiçeği ve mısırözü yağı gibi yağlardır. Bun­lar soğuk yenen sebze yemeklerinde, salatalarda, kızartmalarda, mayonez yapımında, tarama gibi bazı mezele­rin hazırlanışında kullanılır. Tereyağ hayvansal bir yağdır. Ancak hayvan­sal yağların en hafifi, en kolay sindi­rileni ve en besleyici olanıdır. Çiğ ya da pişmiş olarak yenir. Her çeşit yemeklerde kullanılabilir. Genellikle pasta ve tatlı yapımında tercih edilir.Ağır ya da hafif hayvansal yağlar, daha çok kış aylarında kullanılır.Yağ kullanırken şu noktalara dik­kat etmek gerekir: Pişirilmeden yenen taze sebzeler ya da oflara bol zey­tinyağı ya da benzeri sıvı yağ konma­lıdır; bunlar yağı emerler. Buna kar­şılık pişmiş yiyeceklerin yağ içinde yüzmemesine dikkat edilmelidir, çün­kü pişen besinin emme gücü yok de­necek kadar azdır. Yağlı yiyecekler kuvvetli ateşte pişirilmemelidir. Aksi halde sindirilmeleri zorlaşır. Yemek pi­şirirken de kullandığımız yemek tari­finde belirtilen yağı kullanmalısınız. Zeytinyağı yerine hayvansal yağ, hayvansal yağ yerine zeytinyağı kul­lanılamaz.

  • TAD NASIL DEĞİŞTİRİLEBİLİR?

    Kendine özgü bir tadı olan pek çok besin mad­desine değişik, hoşa gidecek bir tad vermek mümkündür. Örneğin, çulluk, keklik, sülün, bıldırcın vb. gibi av hay­vanlarının kendilerine özgü tadlarını değiştirmek için, bunlar bol baharat­lı ya da biraz alkollü (şarap ya da benzeri bir içki) bir salamuraya yatırılır.Kuşbaşı ya da kıyma ile yapılan ye­meklerin sosuna baharat ya da güzel koku veren sebzeler ekleyerek bunla­rı daha güzel tadlı yapmak mümkün­dür. Kuzu, koyun, dana gibi etleri yene­cek hayvanlarla tavukların beslenme­sinde yapay yem ve besinlerin kulla­nılması, bu arada tavuk ve piliçlerin makinelerde ya da değişik şekillerde üretilmesi, bazı kasaplık hayvanların kötü doğal koşullar altında yaşaya­rak kötü beslenmesi etlerinin lezetsiz olması sonucunu doğurabilir, işte bu etler tuz, baharat ve kurutulmuş bit­kilerle lezzetli kılıngbilir. Yemeğin «yavan» olması bütün tadını kaybet­tirir. Sebzelerin de pek çoğu uzun sü­re soğuk bir yerde kalınca tadlarını kaybederler. Edindikleri garip koku­yu gidermek, onlara yeniden güzel bir tad kazandırmak için pişirilirken et suyu (sığır eti suyu) ya da başka seb­zeler katmak fayda sağlar. Ayrıca haşlama ve soslu etlere, hatta ızgara­lık etlere de baharat kullanarak daha güzel bir tad verilebilir. Çeşitli balık ve sebze yemekleri de aynı şekilde daha güzel bir tada kovuşturulabilir.Soslar, .soğan, baharat, kereviz, havuç, taze biber ve domates gibi küçük parçalara kesilmiş sebzeler eklenerek daha lezzetli kılınabilirler.Önce kızartılıp sonra da sosla pişi­rilen etlerin sosuna biraz şarap kat­mak çok güzel bir tad verir, av etleri için konyak kullanılabilir. Birkaç dam­la beyaz şarap ya da sirke sebze ve balık yemeklerine güzel bir koku ve­rir.Bir yemek piştikten sonra dibi tutar­sa ya da çok tuzlu olursa bir taze pa­tatesi soyarak küçük parçalara bölün ve yemeğin içine koyun. Dibi tutmuş yemeğe biraz sıcak su ekleyin. Her iki olayda da patates tamamen piş­meden yemeği küçük bir ateşte pişir­meye devam edin, sonra patatesi çı­karın. Patates fazla tuzu emer, dibi tutmuş yemeğin de yanık rengini alır. Çok tuzlu yemeğe biraz toz şeker katmak da fayda sağlar.Yemek fazla biberli ya da zencefil­li ise çok olgun bir muz kullanabilirsi­niz. Çok olgun muzu ezerek yemeğiniçine karıştırın. Muz fazla acılığı gide­rir. Muz ayrıca fazla tuzu ve yanık ta­dını da giderir.

  • YEMEK PİŞİRME KONUSUNDA GENEL BİLGİ

    Besinler ya çiğ ya da pişirilerek ye­nir. Pişirmenin amacı besinleri yumu­şatmak, daha rahat sindirilebilir hale sokmak, özel bir tad vermek, ya da başka maddelerle karıştırarak yemek­leri güzel kokulu, değişik tatlı yap­maktır.Hangi Besinler Pişirilir? Kuru besinler başta gelir. Bunlar kurutularak iç­lerindeki suyun büyük bir bölümünü kaybetmiş besinlerdir. Genellikle suda ya da önce soğuk suda canlandırıla­rak sonradan hazırlanmış soslar ya da içine istenilen maddeler konmuş su ile haşlanarak pişirilirler. Sebzelerin de hemen hepsi pişirilerek yenir. Bazıla­rı etle karışık olarak sadeyağlı, pek çoğu da zeytinyağlı olarak hazırlanır. Sadeyağlı sebzeler daima sıcak yenir, zeytinyağlılar ise soğuk yenir. Yiyecek maddelerini pişiıimeye hazırlanırken onları iyice kontrol etmek gerekir. Ta­zelik, renk ve yaş (özellikle et, tavuk ve av ‘hayvanlarında) pişirme şekli bakımından dikkat edilmesi gereken noktalardır.
    Bazı sebzeleri pişirirken renklerini kaybetmemeleri için çeşitli maddeler kullanılır (örneğin karnabaharda su­ya limon sıkmak gibi).Bazı sebze ve yemeklerde garnitür olarak kullanılan karides ya da mid­ye gibi kabuklu deniz hayvanlarının da pişirilirken renkerini kaybetme­meleri ya da güzel görünmeleri için «özel pişirme» şeklini bilmek ve uy­gulamak gerekir.Deniz ürünleri ile mantarlar hızlı pi­şirilmelidir. Böylece kendilerine özgü kokularını kaybetmezler. Yumuşatıl­mış et ile taze sebzeler ise, yapılacak yemeğe uygun şekilde pişirilebilirler Gereğinden fazla buz dolabında tutulmuş et kızartılmamalıdır. Kuşbaşı ya da büyükçe parçalar halinde sos­lu bir yemek olarak pişirilmelidir. Pek taze olmayan sebzeler, taze sebzeler­den daha uzun bir süre pişirilmelidir. Etin sinir dolu bölümü de fırınlık ye­mek olamaz.Beyin, böbrek, karaciğer gibi, saka­tat adı verilen parçalar ile soslu ye­mekler yapılamaz.Sert etli balıkları kızartmak fayda sağlamaz. Piliçler fırında, ızgarada ya da yağda kızartılarak pişirilebilir­ler. Etin iyi bölümleri rahatlıkla fırın­da ya da ızgarada kızartılarak yene­bilir. Buna karşılık koyun ve «yaşlan­mış dana» eti; soslu bir yemekte ya da yine sosla çok küçük bir ateşte pi­şirilirse güzel olur.Bezelye, patlıcan, kabak, salatalık gibi sebzeleri bazı yetiştiriciler olgun­laştıktan sonra da bir süre kesmezler. Böylece bu bitkilerin çekirdekleri bü­yür, suları ve ağırlıkları artar. Satıştan kazanç sağlamak için bu hgle sokulansebzeleri, çok yumuşamış bölümleri ile çekirdeklerini temizledikten sonra pi­şirmeniz gerekir. Bunları suda, uzun süre pişirmek fayda sağlar.Kendine özgü özel tadı olan (balık, karides gibi) yiyecekler çok çeşitli yardımcı maddelerle pişirilmez. Her maddenin değişik bir pişme süresi vardır. Etin yumuşaklığı, sebzelerin ta­zeliği daima aynı değildir. Örneğin bir küçük piliç kırk dakikada pişebilir. Biraz daha büyükçe bir piliç ise iki saat sonra bile bazen sert olabilir. Ye­mek tarifelerinde yemeğin pişme sü­resi önceden tam olarak belirtilemez. Et ve benzeri yiyeceklerde bir çatalı hafifçe batırarak, sebze ve benzerle­rinde ise mutfak kaşığı ite biraz alıp, soğuttuktan sonra tadına bakmakla pişme derecesini anlayabilirsiniz. Bu arada pişme süresinin sadece pişiri­len besin türüne göre değil fakat, kul­lanılan kapların cinsine, büyüklüğüne, ateşin az ya da çok oluşuna, suyun o-uşumuna, mutfak sıcaklığına ve da­ha pek çok etkene göre değiştiğini de belirtelim.

  • SAÇLAR SEYREKLEŞMEYE BAŞLAYINCA

    SAÇLAR SEYREKLEŞMEYE BAŞLAYINCA

    Hergün on tel saçın dökülmesi olağan­dır, kaygılanmanın gereği yoktur. Ama eğer tarağınızdan hergün bir avuç saç çı kartıyor, başınızdaki saçların seyrekleşti ğini görüyorsanız, gecikmeden gereken tedbirleri almak için, dökülmenin ne­denlerini saptamak amacıyla bir derma­toloji incelemesi yaptırmanız gerekir. Saçın olağan dışı olarak dökülmesinin nedenleri pek çoktur. Bu dökülme erkek lerde daha çok görülür; kadınların saç­sız kalması çok az görülen bir olaydır.

    Saçsızlığın nedenleri oldukça çoktur. Bunlar arasında fiziksel yorgunluk, yetersiz veya beslenme kurallarına aykırı bir beslenme (çay veya kahve gibi uyarı­cılar, soslar, kızartmalar, şekerlemeler saçlar için zararlı olabilir), bulaşıcı has­talıklar, heyecandan doğan şoklar, yağlı kepekle beraber oluşan yağ salgılaması­nı sayabiliriz. Bunun gibi kalıtım, hormon eksiklikleri, kan dolaşımını en­gelleyen bütün nedenler (çok gergin saç lar, bazı saç biçimleri, aşırı peruka kul­lanma) saçların rengini sık sık açmak ve kötü bir yöntemle uygulanan zayıflama tedavileri de saç dökülmesine yol açan nedenlerdir.Bu arada, gebelik sırasında saçların da­ha fazla dökülmesinin olağan bir olay ol duğunu da belirtelim; geçici olan bu dö külme doğumla beraber sona erer. ilâç kullanma (yatıştırıcı ilâç, fazla aspi­rin), ruhsal bazı durumlar gibi, saç sağlı ğını doğrudan veya dolaylı olarak etkile yebilecek hastalık nedenlerini saptamak için uzman ciddi bir araştırmaya girişir.

    seyrekTedavi olarak protein, kalsiyum ve baş­ta B ve D vitaminleri olmak üzere vita­min bakımından zengin bir beslenme rejimi (süt, peynir, balık, yumurta sarısı, bira mayası, soya fasulyesi unu, taze meyve) uygulanır. Ayrıca saçlar, zeytin­yağıyla yıkanır, ayrıca plasenta, doku özü ve aminli asit kökenli güçlendirici maddeler sürülür.Kalitesiz maddeler, çok»fazla temizle­me etkisi olan şampuanlar, çok alkollü losyonlar kullanmak, briyantin, kolonya veya suyla saçlara biçim vermek gibi ha talardan elden geldiği kadar kaçınmak gerekir.Saçlarının döküldüğünün farkına varan kadınlar, saçlarını güçlendirmek için kesmek gerekip gerekmediğini sorarlar. Sadece saç kökü saçı uzattığından, saç kesmenin saç durumu üzerinde hiçbir et kişi olamaz; bununla beraber saç kesme nin yararlı yönü, tedavi etmek için sürü­len maddelerin içeriye işlemesini kolaylaştırmasıdır.Saçların bozuk veya çatallı olan uçları mutlaka kesilmelidir. Saçların sağlıklı olması için tarak, fırça, firkete, kurdele gibi tuvalet gereçlerinin çok temiz olma larına dikkat etmek gerekir.

  • GÜNLÜK BAKIM

    GÜNLÜK BAKIM

    Sağlıklı, gür ve parlak saçlara sahip olmak için, saçlar her gün fırçalanmalı­dır. Saçlarınızı tutam tutam ayırdıktan sonra, saç dibinden başlayarak uçlara doğru özenle fırçalayın; sonra başınızı öne doğru eğerek, saçlarınızı havalan­dırmak ve parlak olmalarını sağlamak için, enseden başlayarak alnınıza doğru fırçalayın.Saçlar çok nazik veya saç derisi çok yağ lıysa, bu fırçalamanın yalnız birinci kıs­mı yapılmalıdır.Saçları ninelerimizin yaptığı gibi uzun uzadıya fırçalamak, gerektiği gibi uygu­landığı takdirde gerçekten çok iyi bir alışkanlıktır. Bu fırçalama fırça ile yapılmalıdır. Yapay kıl fırça kullanılacaksa, saç tellerinin kırılmasını ve saç derisinin tahriş olmasını önlemek için, kılların uçlarının iyice yuvarlak olmasına dikkat edilmelidir.

  • ŞAMPUANIN ETKİSİ

    ŞAMPUANIN ETKİSİ

    Günümüzde her saç cinsine uygun ge­len çeşitli şampuanlar vardır. İyi bir şam puan saç derisini tahriş etmeden temiz­ler. Şampuan, suda bulunan ve saçı do-nuklaştıran kireci etkisiz hale getirmeli /e saç çalkalanırken de çabucak süzülüp gitmelidir. Şampuan, bolca ve kolayca köpürdüğü zaman saç temizlenmiş demektir. Şampuanın etkisini tam ola­rak göstermesi için, bazı işlemlerin yapılması gerekir. Kullanılacak olan şam­puanın etkisini tam olarak göstermesini engelleyen saça yapışmış toz ve kepek­lerden kurtulmak için saçlar uzun uzun fırçalanmalıdır. Saçlar ve saç derisi iyice ıslandıktan sonra, bir miktar şam­puan saçın her tarafına gelecek biçimde yayılarak sürülür, sonra, şakaklar, ense ve kulakların etrafındaki bölgelerde da­ha da fazla durarak, şampuanın deriye iyice işlemesini sağlamak için masaj ya­pılır.Masaj şampanın bütün başa dağılmasını sağlar ve üst deriyi güçlendirir; kan dolaşımını hızlandırır, kan damarlarının saç köküne daha çok besleyici madde getir­mesini sağlar. Masaj, parmakların ucu ve avuç içiyle yapılmalı, bu arada kafa­tası üzerinde bulunan deri sağa sola oynatılmalıdır. Şampuan ve masajın etkisi hem mekanik hem de biyolojiktir. Saçlar birinci yıkamadan sonra iyice çal kalanır, sonra ikinci yıkamaya başlanır; yeniden masaj yapılır ve bol bol köpük elde edilene dek yıkamaya devam edilir Saçlar, mutlaka bol bol çalkalanmalıdır. Çok yağlı saçları olan kadınların çoğu, büyük bir yanlış yaparak saçlarını sık sık yıkarlar; oysa sık yıkama yağ bezlerini daha etkin bir hale getirmekten başka bir işe yaramaz. Yağlı saçları olanlar, ku ru şampuan denilen ve yağı emerek saç derisini kurutan ve ekildikten sonra bol bol fırçalanarak giderilen toz pudralar kullanarak, saçlarını temizlemelidirler.

  • SAÇIN YAŞAMI

    SAÇIN YAŞAMI

    Bir kadının saç derisinin her santimetre karesinde ortalama olarak, üçyüz saç teli vardır. Ancak bu sayı her insanın fiziksel yapısına ve cilt rengine göre değışjr. Sarışınların esmerlerden daha çok, es­merlerin de kızıllardan daha çok saçı vardır. Saç rengi sadece insandan insa­na değil, aynı insanda da değişiklikleı gösterebilir. Bir saç kılının her bir noKta sında değişik oranda renk dokuları bulunduğundan, saçlar yer yer çok döğı şik ton ve parlaklıklarda görünebilir. Saç, ölü bir dış kısım ve devamlı olarak, kılcal damarlarla beslenen canlı bir saç kökünden meydana gelmiştir. Saç deri­sinde çok sayıda yağ bezleri ve kan da­marları bulunur. Kan, saç kökü aracılı­ğıyla saçı besler, canlılığını sağlar ve yaklaşık olarak ayda bir santimetre ka­dar uzamasını sağlar. Bu nedenle yalnız saç kökü ve derisi yüzeyinde yapılacak bir işlemle saça etki yapılabilir. Sağlıklı saçları olan bir kimsenin, ortalama ola­rak günde on, onbeş tel saçı dökülebilir. Dökülen saçların yerine saç kökü hemen yenilerini oluşturur. Saç kökü zayıflar ve gerektiği gibi beslenmezse, saçlar gitgide daha seyrekleşirler ve sonun­da saçsızlık başgösterir.Saçlar ne kadar yaşar? Ensede ve başın tepesinde bulunan saçlar en dayanıklı olanlardır ve beş ya da altı yıl kadar ya­şarlar; diğer bölgelerde bulunan saçlar da iki ile dört yıl arasında değişen bir sü­re yaşarlar. Bu süreler geçince, her saç teli, yaşam çevrimini doldurarak, kopup düşer.

  • GÜNEŞİN DEĞİŞİK ETKİLERİ

    Güneşin, yaşlandırma gibi karşılanması olanaksız bazı etkileri kendilerini belli etmeden gelişirler. Derinin çürümesi bazen yirmi yaş dolaylarında başlar, fakat yüzeysel belirtiler ancak onbeş yirmi yıl sonra ortaya çıkarlar. Artık deri altı lifle­ri esnektiklerini kaybedip koparlar ve yüzde kırışıklıklar yer etmeye başlarlar. Beyaz ve kırmızı renklerdeki ilk çizgiler boyun ve göğüste göze çarparlar. Bun­ları ense, çene ve dudak çevresinde olu­şan kırışıklıklar izler. Bu şekilde yaşlan­mış bir yüz kırk yaş için aşırı sayılabile­cek izler taşıyabilir. Uzun yıllar güneşin etkisinde kalanların bazı deri hastalıkla­rına yakalanmaları da sık sık rastlanan olaylardandır. Göğüste ve yüzde renk­siz veya kahverengi lekelerin oluşması derinin çatlayıp damarların belirginleş­meleri bu aksaklıkların en yaygınlarıdır.

  • GÜNEŞ DERİYİ YIPRATIR

    GÜNEŞ DERİYİ YIPRATIR

    Yanık ten modasının yaygınlaşmaya baş ladığı yıllarda deri soyulmadıkça güneş­te kalmanın zararsız olduğu sanılırdı. Bu yargı güneşte kısa süre kalınması ha­linde geçerlidir. Doktorlar güneşin za­manla deriyi çeşitli yönlerden etkilediğini saptamışlardır. Alt katlarının güneşe gösterdikleri tepki sonucu deri kalınlaşır Bu sakıncalar, masajlar veya nemlendiri çiler aracılığıyla giderilebildikleri için pek önemli sayılmayabilirler. Buna karşılık derinin zamanla güneşten derinle­mesine etkilenmesini engellemek ola­naksızdır. Derinin yüzeysel katının hüc­releri, boylamasına paralel sıralar oluştu rurlar. Aralarındaki bağlantıyı bunlara dikey başka sıralar sağlar. Güneşin etki­siyle bu dikey sıraların bir kısmı tahrip olur. Böylece uzun sıraların arasında bağlantı kalmaz. Deri esnekliğini kaybe der ve yüz kaslarının hareketlerine uya­rak gerilir. Önce boynuzsu katın, sonra da deri altı dokusunun lifleri dayanak noktaları kalmadığından koparlar. Deri­nin kuruluğu da bu kopuşu kolaylaştırır. Alında ve ağız çevresinde kırışıklıklar oluşur. Liflerin tahrip olmaları.dokunun kendini yenilemesini engellediğinden bu kırışıklıklar yüzde yer ederler. Ayrıca güneşin etkisi ani ve şiddetli olursa kısa morötesi ışınlar boynuzsu tabakanın soyulmasına yol açarlar. Böylece güneş ışınlarından korunma olanakları kalma­yan derinin canlı katlan da,kururlar ve çürümeye yüz tutarlar. Bu sakıncalar ancak on on beş yıllık bir sürenin sonunda ortaya çıkarlar. Yıllar­ca güneşin etkisinde kaldıkları halde de­rilerinin bundan etkilenmediğini sanan kadınlar, kırk yaş dolaylarında birden yüzlerinde kırışıklıkların oluştuğuna tanık olabilirler.

  • GÜNEŞ KREMLERİNİN GELİŞİMİ

    GÜNEŞ KREMLERİNİN GELİŞİMİ

    Kimyagerler ilk olarak deriyi derinleme­sine etkileyen kızılötesi ışınlarla deriyi yüzeyde etkileyen morötesi ışınları süze bilecek maddeler bulmaya çalıştılar. Bu maddelerin aynı zamanda derinin yal­nız pigmentli bölümünü etkileyen uzun morötesi ışınların geçişini de engelleme meleri gerekiyordu. Geçerli bir sonuca varabilmek için birçok maddenin labora tuvarlardadenenmesi gerekti.Ayrıca sıcağa dayanıklı olmalan, terle karışınca bozulup özelliklerini kaybetmemeleri de gerekiyordu. Bütün bu koşulları bir araya toplamak kuşku­suz kolay değildi.Güneşe karşı ilk koruyucu, metil salisatlı olup 1936 yılında piyasaya çıkarıldı. Bunu kininli ve tanenli birçok krem izle­di. İlk çıkan madde bir yağ olup günümüzde de en etkili koruyucu niteli­ğini sürdürmektedir. Daha sonraları krem, pelte, süt, yağsız losyon püskürtü sü ve katı biçimli koruyucular geliştirildi Zamanla değişik maddelerin katkılarıyle koruyucuların kusursuzlaştırılması yolu­na gidildi.

  • DOĞAL KAYNAKLAR

    DOĞAL KAYNAKLAR

    Deniz kumunun bir çok faydası vardır. Kumun parafin banyolarınınkine yakın etkisi vardır. Selülite çok iyi gelir. Uygu­lamanın şu şekilde yapılması salık veri­lir: Sabahları saat 11 sularında kumda 20-30 santim derinliğinde bir çukur açın Bir saat sonra kum yeterince ısınınca bu çukurun içine yatın. Gövdenizin göğsü­nüz dışında kalan bölümünü dört beş santimetre kalınlığında kumla örtün. Kum sıcak havalarda öğleye doğru 40-45 derece sıcaklığa ulaşır. Kumda yirmi dakikayı aşmamak üzere dayanabildi ğiniz kadar yatın. Başınızın ve gözlerini zin güneşten korunmasına dikkat edin. bundan sonra denize bir kere dalıp çıkın, geniş bir havluya sarının ve rüzgâr almayan bir yerde dinlenin. Kumun sıcaklığı terlemeye yol açar. Her uygulamada yaklaşık olarak iki üç yüz gram kaybedebilirsiniz. Kum banyosu romatizma için de çok yararlıdır. Dağda böğürtlen, ağaç çileği gibi mey­veler toplama olanağı vardır. Kokusu ve tadı çok güzel olan bu meyveler bakı­mınıza da büyük ölçüde katkıda buluna bilirler. Ezilip bir maske halinde yüze uy gulanan böğürtlen ve ağaç çileği teni arı tır ve deriye canlılık kazandırır. Bundan başka deriye tazeliklerini ve yumuşaklık larını da aktarırlar. Aşırı duyarlı bir deri için çileğe yoğurt da karıştırılabilir. Erik veya mürdüm eriği maskeleri de et­kili olup derideki delikleri küçültürler. Fakat bu maskeler çok yoğun olurlarsa uzun süreli uygulamalarda deriyi boyayabilirler. Kaynatılmış çam yaprakları­nın tahriş, olmuş derilere büyük yararı vardır. İçine bir çam kozalağı atarak kay natacağınız bir tencere suyun buharına yüzünüzü tutarak da aynı sonucu elde edebilirsiniz.