En güzel yemeklerin yapımında baharat ve güzel koku veren çeşitli bitkiler kullanılır. Genellikle bunlar kurumuş küçük yaprakçıklar, boy boy taneler, ya da toz halindedirler. Ayrıca soğan, kereviz, havuç ve limon da kullanılır. Pasta ile tatlılar dışında her/ıen her yemeğin yapımında güzel koku ve tad veren bir «yardımcı madde» kullanılır, özellikle dolmalarda, kıymalı ve etli yemeklerde çeşitli baharat olumlu sonuç verir.Yemeklere sadece güzel koku veren yardımcı maddeler rahatlıkla kullanılabilir. En nazik mideye bile hiç bir rahatsızlık vermezler. Buna karşılık baharat kullanırken çok dikkatli olmak, fazlasına kaçmamak gerekir. Çünkü herkesin midesi bunları rahatlıkla sindirmez. Çocuklarla karaciğeri bozuk ya da iyi çalışmayan yaşlı insanların baharat yememeleri gerekir. Yemek tarifelerinde belirtilen baharat miktarını bu gibi durumlarda azaltabilirsiniz.
Yazar: yonca
-

YAĞLI MADDELER NASIL KULLANILIR?
Yemeklerin hazırlanmasında mutlak surette yağ kulanılır. Yağlar sıvı ya da katı, bitkisel ya da hayvansal olurlar.Bitkisel yağlar, zeytinyağı, ayçiçeği ve mısırözü yağı gibi yağlardır. Bunlar soğuk yenen sebze yemeklerinde, salatalarda, kızartmalarda, mayonez yapımında, tarama gibi bazı mezelerin hazırlanışında kullanılır. Tereyağ hayvansal bir yağdır. Ancak hayvansal yağların en hafifi, en kolay sindirileni ve en besleyici olanıdır. Çiğ ya da pişmiş olarak yenir. Her çeşit yemeklerde kullanılabilir. Genellikle pasta ve tatlı yapımında tercih edilir.Ağır ya da hafif hayvansal yağlar, daha çok kış aylarında kullanılır.Yağ kullanırken şu noktalara dikkat etmek gerekir: Pişirilmeden yenen taze sebzeler ya da oflara bol zeytinyağı ya da benzeri sıvı yağ konmalıdır; bunlar yağı emerler. Buna karşılık pişmiş yiyeceklerin yağ içinde yüzmemesine dikkat edilmelidir, çünkü pişen besinin emme gücü yok denecek kadar azdır. Yağlı yiyecekler kuvvetli ateşte pişirilmemelidir. Aksi halde sindirilmeleri zorlaşır. Yemek pişirirken de kullandığımız yemek tarifinde belirtilen yağı kullanmalısınız. Zeytinyağı yerine hayvansal yağ, hayvansal yağ yerine zeytinyağı kullanılamaz.
-
TAD NASIL DEĞİŞTİRİLEBİLİR?
Kendine özgü bir tadı olan pek çok besin maddesine değişik, hoşa gidecek bir tad vermek mümkündür. Örneğin, çulluk, keklik, sülün, bıldırcın vb. gibi av hayvanlarının kendilerine özgü tadlarını değiştirmek için, bunlar bol baharatlı ya da biraz alkollü (şarap ya da benzeri bir içki) bir salamuraya yatırılır.Kuşbaşı ya da kıyma ile yapılan yemeklerin sosuna baharat ya da güzel koku veren sebzeler ekleyerek bunları daha güzel tadlı yapmak mümkündür. Kuzu, koyun, dana gibi etleri yenecek hayvanlarla tavukların beslenmesinde yapay yem ve besinlerin kullanılması, bu arada tavuk ve piliçlerin makinelerde ya da değişik şekillerde üretilmesi, bazı kasaplık hayvanların kötü doğal koşullar altında yaşayarak kötü beslenmesi etlerinin lezetsiz olması sonucunu doğurabilir, işte bu etler tuz, baharat ve kurutulmuş bitkilerle lezzetli kılıngbilir. Yemeğin «yavan» olması bütün tadını kaybettirir. Sebzelerin de pek çoğu uzun süre soğuk bir yerde kalınca tadlarını kaybederler. Edindikleri garip kokuyu gidermek, onlara yeniden güzel bir tad kazandırmak için pişirilirken et suyu (sığır eti suyu) ya da başka sebzeler katmak fayda sağlar. Ayrıca haşlama ve soslu etlere, hatta ızgaralık etlere de baharat kullanarak daha güzel bir tad verilebilir. Çeşitli balık ve sebze yemekleri de aynı şekilde daha güzel bir tada kovuşturulabilir.Soslar, .soğan, baharat, kereviz, havuç, taze biber ve domates gibi küçük parçalara kesilmiş sebzeler eklenerek daha lezzetli kılınabilirler.Önce kızartılıp sonra da sosla pişirilen etlerin sosuna biraz şarap katmak çok güzel bir tad verir, av etleri için konyak kullanılabilir. Birkaç damla beyaz şarap ya da sirke sebze ve balık yemeklerine güzel bir koku verir.Bir yemek piştikten sonra dibi tutarsa ya da çok tuzlu olursa bir taze patatesi soyarak küçük parçalara bölün ve yemeğin içine koyun. Dibi tutmuş yemeğe biraz sıcak su ekleyin. Her iki olayda da patates tamamen pişmeden yemeği küçük bir ateşte pişirmeye devam edin, sonra patatesi çıkarın. Patates fazla tuzu emer, dibi tutmuş yemeğin de yanık rengini alır. Çok tuzlu yemeğe biraz toz şeker katmak da fayda sağlar.Yemek fazla biberli ya da zencefilli ise çok olgun bir muz kullanabilirsiniz. Çok olgun muzu ezerek yemeğiniçine karıştırın. Muz fazla acılığı giderir. Muz ayrıca fazla tuzu ve yanık tadını da giderir.
-
YEMEK PİŞİRME KONUSUNDA GENEL BİLGİ
Besinler ya çiğ ya da pişirilerek yenir. Pişirmenin amacı besinleri yumuşatmak, daha rahat sindirilebilir hale sokmak, özel bir tad vermek, ya da başka maddelerle karıştırarak yemekleri güzel kokulu, değişik tatlı yapmaktır.Hangi Besinler Pişirilir? Kuru besinler başta gelir. Bunlar kurutularak içlerindeki suyun büyük bir bölümünü kaybetmiş besinlerdir. Genellikle suda ya da önce soğuk suda canlandırılarak sonradan hazırlanmış soslar ya da içine istenilen maddeler konmuş su ile haşlanarak pişirilirler. Sebzelerin de hemen hepsi pişirilerek yenir. Bazıları etle karışık olarak sadeyağlı, pek çoğu da zeytinyağlı olarak hazırlanır. Sadeyağlı sebzeler daima sıcak yenir, zeytinyağlılar ise soğuk yenir. Yiyecek maddelerini pişiıimeye hazırlanırken onları iyice kontrol etmek gerekir. Tazelik, renk ve yaş (özellikle et, tavuk ve av ‘hayvanlarında) pişirme şekli bakımından dikkat edilmesi gereken noktalardır.
Bazı sebzeleri pişirirken renklerini kaybetmemeleri için çeşitli maddeler kullanılır (örneğin karnabaharda suya limon sıkmak gibi).Bazı sebze ve yemeklerde garnitür olarak kullanılan karides ya da midye gibi kabuklu deniz hayvanlarının da pişirilirken renkerini kaybetmemeleri ya da güzel görünmeleri için «özel pişirme» şeklini bilmek ve uygulamak gerekir.Deniz ürünleri ile mantarlar hızlı pişirilmelidir. Böylece kendilerine özgü kokularını kaybetmezler. Yumuşatılmış et ile taze sebzeler ise, yapılacak yemeğe uygun şekilde pişirilebilirler Gereğinden fazla buz dolabında tutulmuş et kızartılmamalıdır. Kuşbaşı ya da büyükçe parçalar halinde soslu bir yemek olarak pişirilmelidir. Pek taze olmayan sebzeler, taze sebzelerden daha uzun bir süre pişirilmelidir. Etin sinir dolu bölümü de fırınlık yemek olamaz.Beyin, böbrek, karaciğer gibi, sakatat adı verilen parçalar ile soslu yemekler yapılamaz.Sert etli balıkları kızartmak fayda sağlamaz. Piliçler fırında, ızgarada ya da yağda kızartılarak pişirilebilirler. Etin iyi bölümleri rahatlıkla fırında ya da ızgarada kızartılarak yenebilir. Buna karşılık koyun ve «yaşlanmış dana» eti; soslu bir yemekte ya da yine sosla çok küçük bir ateşte pişirilirse güzel olur.Bezelye, patlıcan, kabak, salatalık gibi sebzeleri bazı yetiştiriciler olgunlaştıktan sonra da bir süre kesmezler. Böylece bu bitkilerin çekirdekleri büyür, suları ve ağırlıkları artar. Satıştan kazanç sağlamak için bu hgle sokulansebzeleri, çok yumuşamış bölümleri ile çekirdeklerini temizledikten sonra pişirmeniz gerekir. Bunları suda, uzun süre pişirmek fayda sağlar.Kendine özgü özel tadı olan (balık, karides gibi) yiyecekler çok çeşitli yardımcı maddelerle pişirilmez. Her maddenin değişik bir pişme süresi vardır. Etin yumuşaklığı, sebzelerin tazeliği daima aynı değildir. Örneğin bir küçük piliç kırk dakikada pişebilir. Biraz daha büyükçe bir piliç ise iki saat sonra bile bazen sert olabilir. Yemek tarifelerinde yemeğin pişme süresi önceden tam olarak belirtilemez. Et ve benzeri yiyeceklerde bir çatalı hafifçe batırarak, sebze ve benzerlerinde ise mutfak kaşığı ite biraz alıp, soğuttuktan sonra tadına bakmakla pişme derecesini anlayabilirsiniz. Bu arada pişme süresinin sadece pişirilen besin türüne göre değil fakat, kullanılan kapların cinsine, büyüklüğüne, ateşin az ya da çok oluşuna, suyun o-uşumuna, mutfak sıcaklığına ve daha pek çok etkene göre değiştiğini de belirtelim. -

SAÇLAR SEYREKLEŞMEYE BAŞLAYINCA
Hergün on tel saçın dökülmesi olağandır, kaygılanmanın gereği yoktur. Ama eğer tarağınızdan hergün bir avuç saç çı kartıyor, başınızdaki saçların seyrekleşti ğini görüyorsanız, gecikmeden gereken tedbirleri almak için, dökülmenin nedenlerini saptamak amacıyla bir dermatoloji incelemesi yaptırmanız gerekir. Saçın olağan dışı olarak dökülmesinin nedenleri pek çoktur. Bu dökülme erkek lerde daha çok görülür; kadınların saçsız kalması çok az görülen bir olaydır.
Saçsızlığın nedenleri oldukça çoktur. Bunlar arasında fiziksel yorgunluk, yetersiz veya beslenme kurallarına aykırı bir beslenme (çay veya kahve gibi uyarıcılar, soslar, kızartmalar, şekerlemeler saçlar için zararlı olabilir), bulaşıcı hastalıklar, heyecandan doğan şoklar, yağlı kepekle beraber oluşan yağ salgılamasını sayabiliriz. Bunun gibi kalıtım, hormon eksiklikleri, kan dolaşımını engelleyen bütün nedenler (çok gergin saç lar, bazı saç biçimleri, aşırı peruka kullanma) saçların rengini sık sık açmak ve kötü bir yöntemle uygulanan zayıflama tedavileri de saç dökülmesine yol açan nedenlerdir.Bu arada, gebelik sırasında saçların daha fazla dökülmesinin olağan bir olay ol duğunu da belirtelim; geçici olan bu dö külme doğumla beraber sona erer. ilâç kullanma (yatıştırıcı ilâç, fazla aspirin), ruhsal bazı durumlar gibi, saç sağlı ğını doğrudan veya dolaylı olarak etkile yebilecek hastalık nedenlerini saptamak için uzman ciddi bir araştırmaya girişir.
Tedavi olarak protein, kalsiyum ve başta B ve D vitaminleri olmak üzere vitamin bakımından zengin bir beslenme rejimi (süt, peynir, balık, yumurta sarısı, bira mayası, soya fasulyesi unu, taze meyve) uygulanır. Ayrıca saçlar, zeytinyağıyla yıkanır, ayrıca plasenta, doku özü ve aminli asit kökenli güçlendirici maddeler sürülür.Kalitesiz maddeler, çok»fazla temizleme etkisi olan şampuanlar, çok alkollü losyonlar kullanmak, briyantin, kolonya veya suyla saçlara biçim vermek gibi ha talardan elden geldiği kadar kaçınmak gerekir.Saçlarının döküldüğünün farkına varan kadınlar, saçlarını güçlendirmek için kesmek gerekip gerekmediğini sorarlar. Sadece saç kökü saçı uzattığından, saç kesmenin saç durumu üzerinde hiçbir et kişi olamaz; bununla beraber saç kesme nin yararlı yönü, tedavi etmek için sürülen maddelerin içeriye işlemesini kolaylaştırmasıdır.Saçların bozuk veya çatallı olan uçları mutlaka kesilmelidir. Saçların sağlıklı olması için tarak, fırça, firkete, kurdele gibi tuvalet gereçlerinin çok temiz olma larına dikkat etmek gerekir. -
GÜNLÜK BAKIM
Sağlıklı, gür ve parlak saçlara sahip olmak için, saçlar her gün fırçalanmalıdır. Saçlarınızı tutam tutam ayırdıktan sonra, saç dibinden başlayarak uçlara doğru özenle fırçalayın; sonra başınızı öne doğru eğerek, saçlarınızı havalandırmak ve parlak olmalarını sağlamak için, enseden başlayarak alnınıza doğru fırçalayın.Saçlar çok nazik veya saç derisi çok yağ lıysa, bu fırçalamanın yalnız birinci kısmı yapılmalıdır.Saçları ninelerimizin yaptığı gibi uzun uzadıya fırçalamak, gerektiği gibi uygulandığı takdirde gerçekten çok iyi bir alışkanlıktır. Bu fırçalama fırça ile yapılmalıdır. Yapay kıl fırça kullanılacaksa, saç tellerinin kırılmasını ve saç derisinin tahriş olmasını önlemek için, kılların uçlarının iyice yuvarlak olmasına dikkat edilmelidir.
-
ŞAMPUANIN ETKİSİ
Günümüzde her saç cinsine uygun gelen çeşitli şampuanlar vardır. İyi bir şam puan saç derisini tahriş etmeden temizler. Şampuan, suda bulunan ve saçı do-nuklaştıran kireci etkisiz hale getirmeli /e saç çalkalanırken de çabucak süzülüp gitmelidir. Şampuan, bolca ve kolayca köpürdüğü zaman saç temizlenmiş demektir. Şampuanın etkisini tam olarak göstermesi için, bazı işlemlerin yapılması gerekir. Kullanılacak olan şampuanın etkisini tam olarak göstermesini engelleyen saça yapışmış toz ve kepeklerden kurtulmak için saçlar uzun uzun fırçalanmalıdır. Saçlar ve saç derisi iyice ıslandıktan sonra, bir miktar şampuan saçın her tarafına gelecek biçimde yayılarak sürülür, sonra, şakaklar, ense ve kulakların etrafındaki bölgelerde daha da fazla durarak, şampuanın deriye iyice işlemesini sağlamak için masaj yapılır.Masaj şampanın bütün başa dağılmasını sağlar ve üst deriyi güçlendirir; kan dolaşımını hızlandırır, kan damarlarının saç köküne daha çok besleyici madde getirmesini sağlar. Masaj, parmakların ucu ve avuç içiyle yapılmalı, bu arada kafatası üzerinde bulunan deri sağa sola oynatılmalıdır. Şampuan ve masajın etkisi hem mekanik hem de biyolojiktir. Saçlar birinci yıkamadan sonra iyice çal kalanır, sonra ikinci yıkamaya başlanır; yeniden masaj yapılır ve bol bol köpük elde edilene dek yıkamaya devam edilir Saçlar, mutlaka bol bol çalkalanmalıdır. Çok yağlı saçları olan kadınların çoğu, büyük bir yanlış yaparak saçlarını sık sık yıkarlar; oysa sık yıkama yağ bezlerini daha etkin bir hale getirmekten başka bir işe yaramaz. Yağlı saçları olanlar, ku ru şampuan denilen ve yağı emerek saç derisini kurutan ve ekildikten sonra bol bol fırçalanarak giderilen toz pudralar kullanarak, saçlarını temizlemelidirler.
-
SAÇIN YAŞAMI
Bir kadının saç derisinin her santimetre karesinde ortalama olarak, üçyüz saç teli vardır. Ancak bu sayı her insanın fiziksel yapısına ve cilt rengine göre değışjr. Sarışınların esmerlerden daha çok, esmerlerin de kızıllardan daha çok saçı vardır. Saç rengi sadece insandan insana değil, aynı insanda da değişiklikleı gösterebilir. Bir saç kılının her bir noKta sında değişik oranda renk dokuları bulunduğundan, saçlar yer yer çok döğı şik ton ve parlaklıklarda görünebilir. Saç, ölü bir dış kısım ve devamlı olarak, kılcal damarlarla beslenen canlı bir saç kökünden meydana gelmiştir. Saç derisinde çok sayıda yağ bezleri ve kan damarları bulunur. Kan, saç kökü aracılığıyla saçı besler, canlılığını sağlar ve yaklaşık olarak ayda bir santimetre kadar uzamasını sağlar. Bu nedenle yalnız saç kökü ve derisi yüzeyinde yapılacak bir işlemle saça etki yapılabilir. Sağlıklı saçları olan bir kimsenin, ortalama olarak günde on, onbeş tel saçı dökülebilir. Dökülen saçların yerine saç kökü hemen yenilerini oluşturur. Saç kökü zayıflar ve gerektiği gibi beslenmezse, saçlar gitgide daha seyrekleşirler ve sonunda saçsızlık başgösterir.Saçlar ne kadar yaşar? Ensede ve başın tepesinde bulunan saçlar en dayanıklı olanlardır ve beş ya da altı yıl kadar yaşarlar; diğer bölgelerde bulunan saçlar da iki ile dört yıl arasında değişen bir süre yaşarlar. Bu süreler geçince, her saç teli, yaşam çevrimini doldurarak, kopup düşer.
-
GÜNEŞİN DEĞİŞİK ETKİLERİ
Güneşin, yaşlandırma gibi karşılanması olanaksız bazı etkileri kendilerini belli etmeden gelişirler. Derinin çürümesi bazen yirmi yaş dolaylarında başlar, fakat yüzeysel belirtiler ancak onbeş yirmi yıl sonra ortaya çıkarlar. Artık deri altı lifleri esnektiklerini kaybedip koparlar ve yüzde kırışıklıklar yer etmeye başlarlar. Beyaz ve kırmızı renklerdeki ilk çizgiler boyun ve göğüste göze çarparlar. Bunları ense, çene ve dudak çevresinde oluşan kırışıklıklar izler. Bu şekilde yaşlanmış bir yüz kırk yaş için aşırı sayılabilecek izler taşıyabilir. Uzun yıllar güneşin etkisinde kalanların bazı deri hastalıklarına yakalanmaları da sık sık rastlanan olaylardandır. Göğüste ve yüzde renksiz veya kahverengi lekelerin oluşması derinin çatlayıp damarların belirginleşmeleri bu aksaklıkların en yaygınlarıdır.
-
GÜNEŞ DERİYİ YIPRATIR
Yanık ten modasının yaygınlaşmaya baş ladığı yıllarda deri soyulmadıkça güneşte kalmanın zararsız olduğu sanılırdı. Bu yargı güneşte kısa süre kalınması halinde geçerlidir. Doktorlar güneşin zamanla deriyi çeşitli yönlerden etkilediğini saptamışlardır. Alt katlarının güneşe gösterdikleri tepki sonucu deri kalınlaşır Bu sakıncalar, masajlar veya nemlendiri çiler aracılığıyla giderilebildikleri için pek önemli sayılmayabilirler. Buna karşılık derinin zamanla güneşten derinlemesine etkilenmesini engellemek olanaksızdır. Derinin yüzeysel katının hücreleri, boylamasına paralel sıralar oluştu rurlar. Aralarındaki bağlantıyı bunlara dikey başka sıralar sağlar. Güneşin etkisiyle bu dikey sıraların bir kısmı tahrip olur. Böylece uzun sıraların arasında bağlantı kalmaz. Deri esnekliğini kaybe der ve yüz kaslarının hareketlerine uyarak gerilir. Önce boynuzsu katın, sonra da deri altı dokusunun lifleri dayanak noktaları kalmadığından koparlar. Derinin kuruluğu da bu kopuşu kolaylaştırır. Alında ve ağız çevresinde kırışıklıklar oluşur. Liflerin tahrip olmaları.dokunun kendini yenilemesini engellediğinden bu kırışıklıklar yüzde yer ederler. Ayrıca güneşin etkisi ani ve şiddetli olursa kısa morötesi ışınlar boynuzsu tabakanın soyulmasına yol açarlar. Böylece güneş ışınlarından korunma olanakları kalmayan derinin canlı katlan da,kururlar ve çürümeye yüz tutarlar. Bu sakıncalar ancak on on beş yıllık bir sürenin sonunda ortaya çıkarlar. Yıllarca güneşin etkisinde kaldıkları halde derilerinin bundan etkilenmediğini sanan kadınlar, kırk yaş dolaylarında birden yüzlerinde kırışıklıkların oluştuğuna tanık olabilirler.
-
GÜNEŞ KREMLERİNİN GELİŞİMİ
Kimyagerler ilk olarak deriyi derinlemesine etkileyen kızılötesi ışınlarla deriyi yüzeyde etkileyen morötesi ışınları süze bilecek maddeler bulmaya çalıştılar. Bu maddelerin aynı zamanda derinin yalnız pigmentli bölümünü etkileyen uzun morötesi ışınların geçişini de engelleme meleri gerekiyordu. Geçerli bir sonuca varabilmek için birçok maddenin labora tuvarlardadenenmesi gerekti.Ayrıca sıcağa dayanıklı olmalan, terle karışınca bozulup özelliklerini kaybetmemeleri de gerekiyordu. Bütün bu koşulları bir araya toplamak kuşkusuz kolay değildi.Güneşe karşı ilk koruyucu, metil salisatlı olup 1936 yılında piyasaya çıkarıldı. Bunu kininli ve tanenli birçok krem izledi. İlk çıkan madde bir yağ olup günümüzde de en etkili koruyucu niteliğini sürdürmektedir. Daha sonraları krem, pelte, süt, yağsız losyon püskürtü sü ve katı biçimli koruyucular geliştirildi Zamanla değişik maddelerin katkılarıyle koruyucuların kusursuzlaştırılması yoluna gidildi.
-
DOĞAL KAYNAKLAR
Deniz kumunun bir çok faydası vardır. Kumun parafin banyolarınınkine yakın etkisi vardır. Selülite çok iyi gelir. Uygulamanın şu şekilde yapılması salık verilir: Sabahları saat 11 sularında kumda 20-30 santim derinliğinde bir çukur açın Bir saat sonra kum yeterince ısınınca bu çukurun içine yatın. Gövdenizin göğsünüz dışında kalan bölümünü dört beş santimetre kalınlığında kumla örtün. Kum sıcak havalarda öğleye doğru 40-45 derece sıcaklığa ulaşır. Kumda yirmi dakikayı aşmamak üzere dayanabildi ğiniz kadar yatın. Başınızın ve gözlerini zin güneşten korunmasına dikkat edin. bundan sonra denize bir kere dalıp çıkın, geniş bir havluya sarının ve rüzgâr almayan bir yerde dinlenin. Kumun sıcaklığı terlemeye yol açar. Her uygulamada yaklaşık olarak iki üç yüz gram kaybedebilirsiniz. Kum banyosu romatizma için de çok yararlıdır. Dağda böğürtlen, ağaç çileği gibi meyveler toplama olanağı vardır. Kokusu ve tadı çok güzel olan bu meyveler bakımınıza da büyük ölçüde katkıda buluna bilirler. Ezilip bir maske halinde yüze uy gulanan böğürtlen ve ağaç çileği teni arı tır ve deriye canlılık kazandırır. Bundan başka deriye tazeliklerini ve yumuşaklık larını da aktarırlar. Aşırı duyarlı bir deri için çileğe yoğurt da karıştırılabilir. Erik veya mürdüm eriği maskeleri de etkili olup derideki delikleri küçültürler. Fakat bu maskeler çok yoğun olurlarsa uzun süreli uygulamalarda deriyi boyayabilirler. Kaynatılmış çam yapraklarının tahriş, olmuş derilere büyük yararı vardır. İçine bir çam kozalağı atarak kay natacağınız bir tencere suyun buharına yüzünüzü tutarak da aynı sonucu elde edebilirsiniz.





