Kadınlar Sitesi, Gebelik, hamilelik, doğum

Yazar: 13eta

  • YORGUNLUK

    YORGUNLUK

    YORGUNLUK. İki tip yorgunluktan söz edilebilir:
    1. Organik yorgunluk: Ağır kas idmanı sonucu, kanda laktik asit gibi, kasdoku-su metabolizması artık ürünleri belirir;
    2. Psikolojik yorgunluk: Sinir dokusu yorgunluğu söz konusu olmadığından, burada artık madde birikimi yoktur. Bu durumda yorgunluk, can sıkıntısının bir ifadesidir. Can sıkıntısı, tekdüze veya istenmeyen bir işin yapılması sırasında bu tip yorgunluğa yol açabilir. Günü­müzde, genellikle ikinci tip yorgunluk söz konusu olur: Örneğin, “endüstri yor­gunluğu” denen halin aslı budur. Bun­dan ötürü, işini sevmeyen ve yorgunluk hisseden kişi, sevdiği bir işe geçtiğinde, yorgunluğunun da kaybolduğunu görür. Bu tip yorgunluğun, çok reklamı yapı­lan ilaçlarla giderilmesi düşünülemez, çünkü sinir dokusu yorulmaz, fakat yor- gunluk hissini unutturan, amfetamin ve hatta alkol gibi uyarıcı maddeler vardır. Yorgunluğa karşı glikoz salık verilmesi de yersizdir; çünkü, genel anlamda gli­koz, enerji veren bir madde olmakla bir­likte; a) Bir fincan tatlı çay veya adi kesme şekerinden farkı yoktur, b) Nor­mal bir insanda glikoz eksikliği olamaz, c) Psikolojik yorgunluk hissi glikozla gi-derilmez. Yorgunluğun çoğu, can sıkın­tısı ve isteksizlik sonucu ortaya çıkar. Kişinin, istekdışı bir iş görmesi bu tip yorgunluğa ve genellikle nevroza (bkz-) yol açar.

  • YILDIZSI GANGLİYON

    YILDIZSI GANGLİYON

    YILDIZSI GANGLİYON Boyunda üç tane sempatik sinir gangliyonu vardır: En üstteki, ikinci ve üçüncü boyun omu­runun karşısında, ortadaki, altıncı boyun omurunun karşısında ve en alttaki de, birinci kaburga boynunun üstünde bulu­nur. En alt gangliyon, çoğu kişide birin­ci torakal gangliyonla (göğüs gangliyo-nuyla) birleşir. (Birinci torakal gangli­yon, birinci kaburga boynunun altında­dır). Bu şekilde ortaya çıkan, sınırlan düzensiz oluşum, yıldızsı gangliyon adı­nı alır. Bu gangliyonun görevi, kola gidenen alt iki boyun sinirine sempatik sinir lifleri vermek, kardiyak dalı aracı­lığıyla, kalbe lifler yollamak, vagus sini­rine ufak bir dal vermek ve civardaki kan damarlarına (sol köprücük altı atar­damarı dallarına) lifler yollamaktır. Ba­zen, Raynaud hastalığı ve benzer durum­larda, kol ve kan damarlarını genişlet­mek amacıyla, üst torakal sempatik gan-gliyonlar, ameliyatla çıkartılır. Aynı ameliyata, aşırı terlemelerde de başvuru­lur; fakat mümkünse, Horner sendro-mu’nnn (bkz.) ortaya çıkmasını önlemek için, yıldızsı gangliyon ellenmez.

  • YENİ DOĞANIN HEMOLİTİK HAS­TALIĞI

    YENİ DOĞANIN HEMOLİTİK HAS­TALIĞI

    YENİ DOĞANIN HEMOLİTİK HAS­TALIĞI (Yeni doğan sarılığı)
    Bu hastalı­ğın nedeni, bebek kan hücreleriyle, anne kanı arasındaki uyuşmazlıktır. Anne kanı antikorları, plasenta’dan (son) geçebil­mekte ve bebek hücrelerini yıkmaktadır. Bu uyuşmazlık, aşağı yukarı bütün vaka­larda, Rh-faktörüne ilişkindir (bkz. Kan Grupları) ve Rh-negatif bir annenin Rh -pozitif bir bebeğe karşı antikor oluştur­masına bağlıdır. Gebenin Rh-negatif oldu­ğu bilinir bilinmez, bu olasılık göz önün­de bulundurulur. Gebelik süresince ya­pılabilecek testler, yükselen antikor mik­tarını gösterir ve doğum, bebeği kurta­rabilecek araç ve gereçleri bulunan bir hastanede yaptırılabilir. Çeşitli tedavi yöntemleri vardır: Doğumun erken baş­latılması; bebek rahim içindeyken kan nakli; ya da zamanında doğmuş bir be­beğin tüm kanının değiştirilmesi gibi.İlerde, dolaşımında, bebeğe ilişkin Rh -pozitif hücreler bulunan anneye uygun bir gamma globülin (bkz.) zerk ederek, hastalığı önlemek bile mümkün olabile­cektir. Bebekte, yaygın ödem (hydrops foetalis) belirmesi halinde, bebeğin ölme tehlikesi vardır, fakat sarılığın oluşması, bebeğin iyileşmeyeceğine işaret etmez.

  • Yemek Borusu

    Yemek Borusu

    YEMEK BORUSU (Özofagus). Yutak ya da boğazla mideyi birleştirir. Göğüs boşluğunda, diyaframa uzanır ve onu geçip mideye varır. Organın hastalıkla­rı; kanser, hiatus fıtığı , kaza so­nucu oluşan daralmalar (örneğin, kılıç yutan birinin yapabileceği ufak bir yan­lışlık sonucu, ya da yakıcı madde içilmesiyle), alt uçta oluşan spazm sonucu daralma, karaciğer sirozu gibi vakalar­da, portal dolaşım basıncının normalin üstünde olduğu takdirde, toplardamar varisleriyle daralmalardır.

    Sindirim sisteminin orta kısmını oluşturan yemek borusu, ağız yoluyla alınan gıdaların mideye ulaşmasına aracılık eder. Sindirim sistemi içerisinde yer almasına rağmen, sindirim görevi görmez, taşıma görevi yapar. Yani yemek borusu ağız ile midenin bağlantı hattıdır. İnsanın fiziksel özelliklerine göre değişmekle birlikte ortalama 25 cm. civarı boya ve 2 cm. kadar çapa sahiptir. Çevresinde bulunan kasların kasılması sayesinde yiyecekleri mideye ulaştırır. Bu kasların gücü sayesinde insan amuda kalksa dahi yiyecekler mideye ulaştırılır. Çok sayıda salgı bezi yemek borusuna bağlı durumda çalışmaktadır.

    Yemek Borusu Rahatsızlıkları

    yemek borusuAkalazya, sık rastlanan yemek borusu rahatsızlıklarındandır. Yemek borusunun peristaltizm (dalgalanma sorunu) sonucunda yutma ve yutkunma zorluğu çekmesidir. Ağızdan gelen yutkunma dalgasının kesilmesi sonucunda yemek borusu ile mide arasındaki kas gevşeyemez ve akalazya sorunu baş gösterir. Bunun neticesinde yemekler yemek borusunda birikir ve yemek borusu genişlemeye başlar. Akalazya tedavisi öncelikle balonla genişletme şeklinde gerçekleştirilir. Eğer balonla genişletme çözüm olmazsa cerrahi müdahale yapılır. Ayrıca yemek borusu yaraları ve yanmaları ve iltihapları da görülebilen rahatsızlıklar arasındadır.

    Yemek Borusu Rahatsızlıkları Bitkisel Tedavisi

    Zerdeçal gerek yemek borusu iltihaplarında, gerekse henüz oluşmamış yemek borusu daralmalarının önlenmesinde oldukça etkili bir bitkisel çözümdür. Ancak yemek borusu daralmaları ve akalazya oluştuktan sonra zerdeçalla tedavi mümkün değildir. Yemeklerde baharat olarak kullandığınızda çözüm alabileceğiniz zerdeçalın kullanımından önce doktor tavsiyesi almanız iyi olacaktır.

  • YATAK YARALARI

    YATAK YARALARI

    YATAK YARALARI.
    Durumlarını sık ve düzenli olarak değiştiremeyen yatalak hastalarda oluşur. Özellikle, topuklar ve kuyruk sokumu bölgesinde bu yaralara sık rastlanır, çünkü bu bölgelerde deriye olan basınç, kan akımına engel olmakta ve dokularda ölüme yol açmaktadır. Ya­tak yaralarına, omuzlar, dirsekler ve ayak bileklerinde de rastlanır. Etkilenen böl­ge başta morarır; ondan sonra da yara açılıp, yüzeyinden siyah bir ölü deri so­yulur ve böylelikle, büyümeye yüz tutmuş, açık bir yara belirir. Tedavinin en önemli bölümü, korunmadır. İki saatte bir, pozisyon değiştirmek ve deriyi kuru tutmak yalnız yaşlı, zayıf veya felçliler­de değil, bütün yatalak hastalarda alına­cak önlemlerdir. Deri, günde en aşağı bir kere yıkanmalı, dikkatle kurulanma­lı, alkolle ovulmalı ve pudralanmalıdır. Morarmış bir bölge hemen pamuk taba­kalarıyla korunmalı ve simit halka şek­linde lastik yastık kullanılmalıdır. Yer­leşmiş yatak yaralarının tedavisi, cerra­hîdir.

  • YATAĞA İŞEME

    YATAĞA İŞEME

    YATAĞA İŞEME (Enuresis).
    Yatağa işemektir. Bir çocukta bu hal varsa, di­yabet, böbrek hastalığı ya da mesanenin sinirsel kontrolunda bir bozukluk aran­malıdır. Hiçbir organik anomali bulun­madığı halde, bu durumun aslının psiko­lojik nedeni araştırılır. Genellikle, çocu­ğun üstüne fazla düşen anne ve babalar, bu psikolojik nedeni oluşturur: Unutul­mamalıdır ki, 18 aylık olana kadar, nor­mal bir çocuk mesanesini her zaman kontrol edemez ve 2 yaşından sonra dahi ara sıra çocuğun idrarın kaçırması önem­sizdir. Çocuğun her yatağını ıslatışı, an­ne ve baba tarafından bir büyük olay haline getirilirse, çocukta bu durum, sü­rekli olmaya başlayabilir. Genellikle, şef­kat ve güven duygusu verilen çocukta, durumun düzeldiği görülür. Yatmadan önce sıvı verilmemesi de yararlı bir ön­lemdir.

  • Yaşlılık

    Yaşlılık

    Yaşlılık Psikolojisi

    Fiziksel şikâyetler yaşın ilerlemesiyle artış gösterir. Kişilerin sürekli olarak hastalıklarından yakınarak doktora başvurmaları ve sağlıkları üzerine aşırı titizlenmeleri söz konusu olabilir. Yaşlılık sebebiyle olayların idrakinde düşüş, yaratıcılıkta azalma, dikkatini verememe, düşünme hızının yavaşlamasıyla karşılaşılabilir. Zihinsel değişmelerle birlikte kişilikte de değişiklikler oluşturan yaşlılık kişilerin yeni oluşan koşullara uyumunu, farklı düşünceleri kabulünü güçleştirebilir. Korktukları için giderek daha da çok yeniliklere kapalı duruma gelirler, bu nedenle yeni nesille aralarında hep bir uzaklık söz konusu olmaya başlar.

    Kişilerin geçmiş hayatını daha detaylı sorguladığı bir dönem olan yaşlılıkta eğer kişi yaşamak istediklerini yaşayabilmiş, hedeflerine kavuşabilmişse yaşlı olmayı daha kolay kabul edebilir ancak eğer bu durumdaki kişilerin maddi güvencesi bulunmuyorsa, sevip saydığı kişileri kaybetmeye başladıysa kendilerini başkalarının sırtına yüklenen bir yük gibi hissedebilirler, bu da bu kişiler için oldukça huzursuz yaşanacak bir dönemin işaretidir, kişiyi depresif ruh haline sokabilir.

    Yaşlılıkla Oluşan Hastalıklar

    · Depresyon

    Kişi o güne kadar yapılan yanlışların telafisini bir daha yapamayacağını anladığı için kendisine ve ürettiklerine saygısı azalabilir, kendini değersiz hissedebilir, bu da depresyonu tetikler. Bazı durumlarda yaşlılığı kabullenememe, inkar etme ve depresyonun fiziksel bir hastalığa dönüşmesi (Somatizasyon) ile karşılaşılabilir.

    · Mani

    Kişinin çok canlı ve neşeli iken birkaç saat içerisinde birden depresif ve halsiz, bitkin hale geçmesidir. Bu yaşlı hastaların hisleri sürekli değişkenlik gösterebilir, olaylara kuşkucu yaklaşabilirler. “Fikir kaçışları” yani konunun derinine inmeden konuşma şekli gözlemlenebilir. kadinlarsitesi.com

    Yaşlılarda Anksiyete Bozuklukları

    Yaşlılık, kişilerin kendilerini sürekli çaresiz hissetmelerine, tedirginlik içinde yaşamalarına sebep olabilir. Saplantılı düşüncelerin, fobilerin ortaya çıktığı bu gibi rahatsızlıkların psikiyatri ve psikoterapi yardımıyla tedavisi gerçekleştirilir.

    · Alzheimer

    Beyin yıkımı ve yozlaşma rahatsızlığı olarak da bilinen Alzheimer yaşlılık dönemi ve öncesinde en çok bunamaya sebep olan etkenlerdendir.

    Hasta kişi önceden veya yeni edindiği bilgileri hatırlamakta her zaman güçlük çeker. Yeni şeyler öğrendiğinde zihninde hep karışıklık yaşar.

    Bireyin duyularında veya organlarında işlevsel bir sorun gözlenmez fakat nesnelerin tanımlanmasında zorluk yaşanılır, birtakım şeylerin tasarlanmasında güçlük çekilir. Yaşlılık öncesi ortaya çıkan Alzheimer hızla gelişirken yaşlı kişilerde başlayan hastalık yavaş ve sinsi bir şekilde kendini gösterir. Hastanın etraftaki insanlarla ilişkileri zayıflar, toplumdaki rolü negatif yönde etkilenir ve geri dönülemez sonuçlar doğurur. Bütün bunların sonucu olarak hasta ruhsal açıdan büyük bir çöküntüye sürüklenebilir.

    Bunama (Demans)

    Zihinsel fonksiyonların tümünde azalma ve entelektüel açıdan gerileyişin ortaya çıkma durumudur. Yakın zamanda öğrenilen ve yaşanılan olayların hatırlanmaması söz konusudur. Hastalık ilerleyici özellik gösterir. Genel olarak yaşlılık dönemlerinde görülen en sık ve en ciddi rahatsızlık olma özelliğini taşımaktadır.

  • YARIK DAMAK

    YARIK DAMAK

    YARIK DAMAK
    Cenin’de bu­run, üst dudak ve damak, üç ayrı doku kitlesinin birleşmesiyle oluşur. Alın böl­gesinden aşağı doğru, frontonasal (alın -burun) uzantısı, her iki yandan orta çizgiye doğru, sağ ve sol maksiller (üst-çene) uzantılar ilerler. Alın burun uzan­tısı, üst dudağın ortasını, burnu, alnı ve sert damağın en ön bölümünü yapar. İki maksiller uzantılar, yanakları, üst duda­ğın iki yanını, yumuşak ve sert damak­ların geri kalan bölgelerini oluşturur.
    Bu gelişimin anormal olması, şu şe­kil bozukluklarına yol açar:
    1. Yarık yüz: Bir maksiller uzantıyla, Erontonasal uzantı birleşemez. Yüzde, gözün iç açısından, ağzın yanına kadar uzanan bir yarık vardır.

    YARIK DAMAK
    YARIK DAMAK

    2. İki ya da tek yanlı yarık dudak (tav­şan dudağı): Burada, maksiller uzantı­lardan biri, ya da her ikisi, fronto nasal uzantıyla, burun altında birleşmediğinden üst dudağın dış bölgesi, orta bölü­münden ayrıdır.
    3. Maksiller uzantıların, ağız tabanını yapmak üzere birbirleriyle birleşmesi gerçekleşmezse, sonuç, yarık damaktır. Yarık, yumuşak ya da sert damakta ola­bilir. Burada, frontonasal uzantıyla da birleşme olamazsa, bir ya da iki tarafta da tam yarık damakla, tavşan dudağı bir arada görülür.
    Tedavi: Plastik cerrahîdir. Damak ve dudak bir arada yarıksa, bebek ememediğinden, büyümesi gecikir. Beslen­me bozukluğu olan bebekte, ameliyat daha tehlikeli olduğundan, çocuk 1 ya­şına gelene kadar geciktirilir, fakat 2 yaşına gelmeden yapılmalıdır; çünkü, ko­nuşmayı öğrenmesi güçleşir. Şekil bozukluğu yalnız dudağa ilişkin­se ve bebek emebiliyorsa, ameliyata 3 yaşından sonra başvurulabilir.

  • YAPIŞIKLAR

    YAPIŞIKLAR

    YAPIŞIKLAR (Adhezyonlar).
    Vücutta­ki yapıların çoğu, birbirleri üzerinde ser­bestçe hareket edebilmelerini sağlayacak dokularla birbirinden ayrılmıştır: Akci­ğerleri göğüs duvarından ayıran plevra zarıdır; eklemlerin iç yüzleri kaygan sinovia zarıyla örtülüdür; karın içi organ­larının birbiri üzerinde serbestçe hareke­tini sağlayan yapı, bu organların üstünü örten periton zarıdır. Bazen bu zarların da iltihaplandığı görülür. Bu iltihaplan­manın nedeni genellikle, zarın üzerini kapladığı organın hastalanmasıdır; bu iltihabın seyri ve iyileşmesi sırasında fibröz doku (bağdokusu) oluştuğundan, ön­celeri kaygan olan zarlarda yapışkanlık­lar meydana gelir. Eklemlerde oluşan ya­pışıklıklar sonucu, o eklemin hareketi sınırlanır ve fizik tedavi gerekir, fakat karındaki adhezyonlar, barsak tıkanmalan veya düğümlenmelerine yol açabi­lir. Bu durum ağırsa, cerrahî müdahale şarttır; fakat böyle bir müdahale, ilerde yeni adhezyonların oluşmasına yol aça­bilir, bkz. Obstrüksiyon (Tıkanıklık).

  • YANILSAMA

    YANILSAMA

    YANILSAMA (Delüzyonlar).
    Genellik­le ciddi bir akıl hastalığının belirtisi olan yanlış inanç ve düşüncelere verilen ad­dır. Bununla birlikte, her yanlış inanç ve düşünceyi de akıl hastalığına bağla­manın hatalı olabileceğini unutmamalıdır. Örneğin, bir kişi, bir gerçeği abartabi­lir (mesela, terlediği zaman çok kötü koktuğunu iddia edebilir) ve ‘bunun da herkesi rahatsız ettiğine inanabilir (ki bu doğru olmayabilir), ama bu kişi, akıl hastası değil, normal bir insandır. Aynı şekilde, delüzyonları, yaşanan sosyal ve kültürel çevre içinde değerlendirmek ge­rekir. Örneğin, bir Doğu Afrikalı yerli, sihirbaz-doktorun, kendini zehirlediği ka­nısında olabilir ve bu yanlış inanç, için­de yaşanan çevre koşulları göz önünde tutulursa, normaldir. Buna karşılık Av­rupalı bir kişi böyle düşünecek olursa, bu düşünce biçimi, delüzyon olarak ni­telendirilebilir. Dünyanın düz olduğuna inananlar bir araya gelmiş ve bir dernek kurmuşlardır. Bu kişilere de akıl hastası gözüyle pek bakılamaz, çünkü akıl has­talıkları, genellikle dernek örgütlemesini yapamazlar. Delüzyonlar, yukarda da söylendiği gibi, yanlış inançlardır ve yan­lış duygu izlenimleri olan kuruntularla karıştırılmamaları gerekir. Kuruntu; ol­mayanı görmek, duymak, hissetmek, kok­lamaktır. Bununla birlikte, kuruntular konusunda da, kişinin sosyal ve kültürel çevresini göz önünde bulundurmak gere­kir, bkz. Halüsinasyon, Akıl Hastalığı.

    YANILSAMA (Delüzyonlar)
    YANILSAMA (Delüzyonlar)
  • VEREM

    VEREM

    VEREM (Tüberküloz):
    Nedeni:

    Mycobacterium tuberculosis adlı basil enfeksiyonudur. Bu basilin çeşitli türleri vardır: İnsanda hastalık ya­panlar, insan ve sığır tipleridir. İnsan tipi, genellikle akciğerleri istila eder. Sı­ğır tipi, son yıllarda, çevre sağlığı koşul­larının gittikçe düzelmesi, sütün pastö­rize edilmesi, sığırın veremden korun­ması sonucu, çok seyrekleşmiştir. Bu tip basil, çocuklarda hastalığa yol açıp, lenf bezleriyle kemikleri enfekte eder. İnsan tipinde hastalık, mikroplu balgam ve ök­sürükle, sığır tipindeyse, enfekte sütle bulaşır. Akciğer vereminin yayılmasmdaki en etkili neden, insanların, kala­balık halde, bir arada yaşamasıdır. Sağ­lık koşulları düzeldikçe verem görülme sıklığı azalmaktadır.
    Belirtileri:

    Hastalığın görüldüğü bölgeye göre değişir.

    Akciğer veremi:

    Hastalık başladığında, genellikle fark edilmeyip, grip gibi ba­sit diğer bir hastalıkla karıştırılır. Ateş, öksürük, belki de hafif bir göğüs ağrı­sı olabilir. İlkel odak adı verilen hasta bölge iyileşir, sıklıkla kireçlenir ve ye­rel lenf bezleri yozlaşır. İlkel lezyon (Ghon odağı) ve enfekte olan lenf bez­lerine, hep birlikte ilkel (primer) kom­pleks adı verilir. Sağlam insanların bü­yük bir bölümünde, inaktif ilkel kom­plekslerin belirtilerine rastlanır. İkincil verem başlar, ya da basiller, ilkel odaktan yayılırsa, kan tükürmek (hemoptizi), kronik öksürük, soluk almay­la duyulan göğüs ağrısı, yorgunluk, iş­tahsızlık, özellikle geceleri terlemek ve kadınlarda da, âdetlerin kesilmesi belir­tileri ortaya çıkar. Hastalık ilerledikçe hasta kilo kaybeder.
    Lenf bezleri Veremi:

    Çocuklarda, en sık, boyun lenf bezlerinde görülür. Bun­lar, ağrısız şişerler, fakat patlamalarına ve akıntılarının deriden dışarı akmasma sık rastlanır. Bu şekilde ortaya çıkan boşlukların iyileşmesi çok zordur . Karın lenf bezlerinin hastalan­ması halinde, biraz rahatsızlık hissedil­mekle birlikte, bu bezler genellikle ko­lay iyileşip, pek belirti vermezler. Ka­rın vereminin yayılmasına pek rastlan­mamakla birlikte, bu gerçekleştiğinde, veremli peritonit oluşur.

    verem
    verem

    Kemik veremi:

    Akciğer, barsaklar ya da bademcikler gibi, ilkel odaklardan basil, kan yoluyla ikincil odaklardan biri olan kemiklere taşınır. Bu hastalık, lenf bezi veremi gibi, çoğunlukla çocuklarda gö­rülür. Ağrı, iştahsızlık  ve genel du­rumun bozulduğu dikkati çeker. Tipik bir belirti, gece sıçramalarıdır. Gecele­ri, hasta eklemi hareketsizleştirebilmek için, gündüz kasılmış olan kaslar, gev­şer ve uykudaki ufak bir hareket ağrılı olup, çocuğu uyandırır.  Omurların has­talanması halinde, bunlar çöküp, omur­ganın şekil bozukluğuna yol açarlar. Ge­nellikle diz ve kalça ekleminde görülen hastalık, bu eklemlerin sertleşmesine, bo­zulmasına ve şekil bozukluklarına yol açar.
    Diğer hastalık bölgeleri:

    Böbrek, idrar torbası, testisler, prostat veremi bilin­mektedir. Belirtiler, idrar yolları sistemi genel belirtileridir, Sistit, Piyelonefrit.Milier verem: Özellikle çocuklar ve genç erişkinlerde, mikroplu materyelin yaygın­laşması görülebilir. Böyle bir durumda, çok sayıda ufak tüberküller oluşur ve bunlar, darı tanelerini andırdıklarından, milier tüberküller diye adlandırılır. Bu tüberküller, akciğerleri doldurur, ya da meninksleri kaplayıp, veremli menenjite yol açar.
    Tedavi:

    Streptomisin, paraaminosalisilik asid (P.A.S.) ve izoniazidin (I.N. H.) keşfi, verem tedavisini tamamen de­ğiştirmiştir. Eski tedavi sistemine giren, dinlenme, teiniz hava, iyi yiyecek ye­mek hâlâ uygulanmakla birlikte, bu et­kili ilaçların kullanılmasıyla, ölüm oranı büyük çapta azalmıştır. Geçmişte, sık uygulanan cerrahî tedaviye, günümüzde ender başvurulmaktadır. Zayıflatılmış ve­rem basili zerkiyle (B,C.G. aşısı) aktif bağışıklık oluşturabilmektedir.

  • VEBA

    VEBA

    VEBA.
    Nedeni: Pasteurella pestis ad­lı mikroorganizmanın yaptığı enfeksi­yondur. Güney Amerika, Hindistan, Çin ve Afrika’nın bazı bölgeleriyle, A.B.D. ‘de, Mississippi nehrinin batısında endemiktir (bkz. Endemik). Organizma, nor­malde sıçan ve diğer kemiricileri etkiler, fakat bu hayvanlar öldüğünde, Pasteu­rella pestis’in konağı olan sıçan piresi,diğer bir sıçan bulamazsa, bir insanın üstünde yaşamaya başlar. Bu, veba sal­gınının başlangıcıdır, çünkü veba, insan­dan insana, pire ve tahtakurularıyla bu­laşır. Sokaklarda ölü sıçanların görül­mesi, salgının geleceğine işarettir.

    veba
    veba

    Belirtileri: Başlıca üç veba çeşidi vardır:
    1. Hıyarcık vebası: Kasıktaki şişkinlik­ler başlıca özelliğidir. Kasıklar, koltuk altları ve boyundaki lenf bezlerinin ağ­rılı olarak şişmesinden sonra deride ya­yılan bir döküntü belirir. Hastalığın bu türü, çok öldürücüdür.
    2. Zatüreli veba: Burada, mikrop akci­ğerlere girip, çoğalır ve bronkopnömoni’ ye yol açar. Balgam kanlıdır, içinde bol sayıda mikrop olduğundan da, hastalığı bulaştırma aracıdır. Enfeksiyon, öksü­rük ve hapşırıkla çevreye yayılır.
    3. Septisemik veba: Enfeksiyon, kanda o kadar süratle yayılır ki, lenf bezlerinin şişmesi için vakit kalmaz.
    Tedavi: Veba, Avrupa’da, XIV. yüz­yılla XVII. yüzyılın sonu arasında sal­gındı. Hastalıkların en korkuncu diye tanınır. “Kara ölüm” diye adlandırılırdı ve tedavisi bilinmezdi. Hâlâ, ufak çapta veba salgınlarına ve mikrobu taşıyan sı­çanlara rastlanmaktadır. Fakat, temizlik koşullarının uygarlaşması sonucu bunlar çok azalmıştır. Sülfonamidler ve strep­tomisin, etkili ilaçlardır. Tüm enfekte sı­çanlar öldürülmedikçe, vebadan tam an­lamıyla kurtulunamaz.