YORGUNLUK. İki tip yorgunluktan söz edilebilir:
1. Organik yorgunluk: Ağır kas idmanı sonucu, kanda laktik asit gibi, kasdoku-su metabolizması artık ürünleri belirir;
2. Psikolojik yorgunluk: Sinir dokusu yorgunluğu söz konusu olmadığından, burada artık madde birikimi yoktur. Bu durumda yorgunluk, can sıkıntısının bir ifadesidir. Can sıkıntısı, tekdüze veya istenmeyen bir işin yapılması sırasında bu tip yorgunluğa yol açabilir. Günümüzde, genellikle ikinci tip yorgunluk söz konusu olur: Örneğin, “endüstri yorgunluğu” denen halin aslı budur. Bundan ötürü, işini sevmeyen ve yorgunluk hisseden kişi, sevdiği bir işe geçtiğinde, yorgunluğunun da kaybolduğunu görür. Bu tip yorgunluğun, çok reklamı yapılan ilaçlarla giderilmesi düşünülemez, çünkü sinir dokusu yorulmaz, fakat yor- gunluk hissini unutturan, amfetamin ve hatta alkol gibi uyarıcı maddeler vardır. Yorgunluğa karşı glikoz salık verilmesi de yersizdir; çünkü, genel anlamda glikoz, enerji veren bir madde olmakla birlikte; a) Bir fincan tatlı çay veya adi kesme şekerinden farkı yoktur, b) Normal bir insanda glikoz eksikliği olamaz, c) Psikolojik yorgunluk hissi glikozla gi-derilmez. Yorgunluğun çoğu, can sıkıntısı ve isteksizlik sonucu ortaya çıkar. Kişinin, istekdışı bir iş görmesi bu tip yorgunluğa ve genellikle nevroza (bkz-) yol açar.
Yazar: 13eta
-

YORGUNLUK
-

YILDIZSI GANGLİYON
YILDIZSI GANGLİYON Boyunda üç tane sempatik sinir gangliyonu vardır: En üstteki, ikinci ve üçüncü boyun omurunun karşısında, ortadaki, altıncı boyun omurunun karşısında ve en alttaki de, birinci kaburga boynunun üstünde bulunur. En alt gangliyon, çoğu kişide birinci torakal gangliyonla (göğüs gangliyo-nuyla) birleşir. (Birinci torakal gangliyon, birinci kaburga boynunun altındadır). Bu şekilde ortaya çıkan, sınırlan düzensiz oluşum, yıldızsı gangliyon adını alır. Bu gangliyonun görevi, kola gidenen alt iki boyun sinirine sempatik sinir lifleri vermek, kardiyak dalı aracılığıyla, kalbe lifler yollamak, vagus sinirine ufak bir dal vermek ve civardaki kan damarlarına (sol köprücük altı atardamarı dallarına) lifler yollamaktır. Bazen, Raynaud hastalığı ve benzer durumlarda, kol ve kan damarlarını genişletmek amacıyla, üst torakal sempatik gan-gliyonlar, ameliyatla çıkartılır. Aynı ameliyata, aşırı terlemelerde de başvurulur; fakat mümkünse, Horner sendro-mu’nnn (bkz.) ortaya çıkmasını önlemek için, yıldızsı gangliyon ellenmez.
-

YENİ DOĞANIN HEMOLİTİK HASTALIĞI
YENİ DOĞANIN HEMOLİTİK HASTALIĞI (Yeni doğan sarılığı)
Bu hastalığın nedeni, bebek kan hücreleriyle, anne kanı arasındaki uyuşmazlıktır. Anne kanı antikorları, plasenta’dan (son) geçebilmekte ve bebek hücrelerini yıkmaktadır. Bu uyuşmazlık, aşağı yukarı bütün vakalarda, Rh-faktörüne ilişkindir (bkz. Kan Grupları) ve Rh-negatif bir annenin Rh -pozitif bir bebeğe karşı antikor oluşturmasına bağlıdır. Gebenin Rh-negatif olduğu bilinir bilinmez, bu olasılık göz önünde bulundurulur. Gebelik süresince yapılabilecek testler, yükselen antikor miktarını gösterir ve doğum, bebeği kurtarabilecek araç ve gereçleri bulunan bir hastanede yaptırılabilir. Çeşitli tedavi yöntemleri vardır: Doğumun erken başlatılması; bebek rahim içindeyken kan nakli; ya da zamanında doğmuş bir bebeğin tüm kanının değiştirilmesi gibi.İlerde, dolaşımında, bebeğe ilişkin Rh -pozitif hücreler bulunan anneye uygun bir gamma globülin (bkz.) zerk ederek, hastalığı önlemek bile mümkün olabilecektir. Bebekte, yaygın ödem (hydrops foetalis) belirmesi halinde, bebeğin ölme tehlikesi vardır, fakat sarılığın oluşması, bebeğin iyileşmeyeceğine işaret etmez. -
Yemek Borusu
YEMEK BORUSU (Özofagus). Yutak ya da boğazla mideyi birleştirir. Göğüs boşluğunda, diyaframa uzanır ve onu geçip mideye varır. Organın hastalıkları; kanser, hiatus fıtığı , kaza sonucu oluşan daralmalar (örneğin, kılıç yutan birinin yapabileceği ufak bir yanlışlık sonucu, ya da yakıcı madde içilmesiyle), alt uçta oluşan spazm sonucu daralma, karaciğer sirozu gibi vakalarda, portal dolaşım basıncının normalin üstünde olduğu takdirde, toplardamar varisleriyle daralmalardır.
Sindirim sisteminin orta kısmını oluşturan yemek borusu, ağız yoluyla alınan gıdaların mideye ulaşmasına aracılık eder. Sindirim sistemi içerisinde yer almasına rağmen, sindirim görevi görmez, taşıma görevi yapar. Yani yemek borusu ağız ile midenin bağlantı hattıdır. İnsanın fiziksel özelliklerine göre değişmekle birlikte ortalama 25 cm. civarı boya ve 2 cm. kadar çapa sahiptir. Çevresinde bulunan kasların kasılması sayesinde yiyecekleri mideye ulaştırır. Bu kasların gücü sayesinde insan amuda kalksa dahi yiyecekler mideye ulaştırılır. Çok sayıda salgı bezi yemek borusuna bağlı durumda çalışmaktadır.
Yemek Borusu Rahatsızlıkları
Akalazya, sık rastlanan yemek borusu rahatsızlıklarındandır. Yemek borusunun peristaltizm (dalgalanma sorunu) sonucunda yutma ve yutkunma zorluğu çekmesidir. Ağızdan gelen yutkunma dalgasının kesilmesi sonucunda yemek borusu ile mide arasındaki kas gevşeyemez ve akalazya sorunu baş gösterir. Bunun neticesinde yemekler yemek borusunda birikir ve yemek borusu genişlemeye başlar. Akalazya tedavisi öncelikle balonla genişletme şeklinde gerçekleştirilir. Eğer balonla genişletme çözüm olmazsa cerrahi müdahale yapılır. Ayrıca yemek borusu yaraları ve yanmaları ve iltihapları da görülebilen rahatsızlıklar arasındadır.
Yemek Borusu Rahatsızlıkları Bitkisel Tedavisi
Zerdeçal gerek yemek borusu iltihaplarında, gerekse henüz oluşmamış yemek borusu daralmalarının önlenmesinde oldukça etkili bir bitkisel çözümdür. Ancak yemek borusu daralmaları ve akalazya oluştuktan sonra zerdeçalla tedavi mümkün değildir. Yemeklerde baharat olarak kullandığınızda çözüm alabileceğiniz zerdeçalın kullanımından önce doktor tavsiyesi almanız iyi olacaktır.
-
YATAK YARALARI
YATAK YARALARI.
Durumlarını sık ve düzenli olarak değiştiremeyen yatalak hastalarda oluşur. Özellikle, topuklar ve kuyruk sokumu bölgesinde bu yaralara sık rastlanır, çünkü bu bölgelerde deriye olan basınç, kan akımına engel olmakta ve dokularda ölüme yol açmaktadır. Yatak yaralarına, omuzlar, dirsekler ve ayak bileklerinde de rastlanır. Etkilenen bölge başta morarır; ondan sonra da yara açılıp, yüzeyinden siyah bir ölü deri soyulur ve böylelikle, büyümeye yüz tutmuş, açık bir yara belirir. Tedavinin en önemli bölümü, korunmadır. İki saatte bir, pozisyon değiştirmek ve deriyi kuru tutmak yalnız yaşlı, zayıf veya felçlilerde değil, bütün yatalak hastalarda alınacak önlemlerdir. Deri, günde en aşağı bir kere yıkanmalı, dikkatle kurulanmalı, alkolle ovulmalı ve pudralanmalıdır. Morarmış bir bölge hemen pamuk tabakalarıyla korunmalı ve simit halka şeklinde lastik yastık kullanılmalıdır. Yerleşmiş yatak yaralarının tedavisi, cerrahîdir. -
YATAĞA İŞEME
YATAĞA İŞEME (Enuresis).
Yatağa işemektir. Bir çocukta bu hal varsa, diyabet, böbrek hastalığı ya da mesanenin sinirsel kontrolunda bir bozukluk aranmalıdır. Hiçbir organik anomali bulunmadığı halde, bu durumun aslının psikolojik nedeni araştırılır. Genellikle, çocuğun üstüne fazla düşen anne ve babalar, bu psikolojik nedeni oluşturur: Unutulmamalıdır ki, 18 aylık olana kadar, normal bir çocuk mesanesini her zaman kontrol edemez ve 2 yaşından sonra dahi ara sıra çocuğun idrarın kaçırması önemsizdir. Çocuğun her yatağını ıslatışı, anne ve baba tarafından bir büyük olay haline getirilirse, çocukta bu durum, sürekli olmaya başlayabilir. Genellikle, şefkat ve güven duygusu verilen çocukta, durumun düzeldiği görülür. Yatmadan önce sıvı verilmemesi de yararlı bir önlemdir. -
Yaşlılık
Yaşlılık Psikolojisi
Fiziksel şikâyetler yaşın ilerlemesiyle artış gösterir. Kişilerin sürekli olarak hastalıklarından yakınarak doktora başvurmaları ve sağlıkları üzerine aşırı titizlenmeleri söz konusu olabilir. Yaşlılık sebebiyle olayların idrakinde düşüş, yaratıcılıkta azalma, dikkatini verememe, düşünme hızının yavaşlamasıyla karşılaşılabilir. Zihinsel değişmelerle birlikte kişilikte de değişiklikler oluşturan yaşlılık kişilerin yeni oluşan koşullara uyumunu, farklı düşünceleri kabulünü güçleştirebilir. Korktukları için giderek daha da çok yeniliklere kapalı duruma gelirler, bu nedenle yeni nesille aralarında hep bir uzaklık söz konusu olmaya başlar.
Kişilerin geçmiş hayatını daha detaylı sorguladığı bir dönem olan yaşlılıkta eğer kişi yaşamak istediklerini yaşayabilmiş, hedeflerine kavuşabilmişse yaşlı olmayı daha kolay kabul edebilir ancak eğer bu durumdaki kişilerin maddi güvencesi bulunmuyorsa, sevip saydığı kişileri kaybetmeye başladıysa kendilerini başkalarının sırtına yüklenen bir yük gibi hissedebilirler, bu da bu kişiler için oldukça huzursuz yaşanacak bir dönemin işaretidir, kişiyi depresif ruh haline sokabilir.
Yaşlılıkla Oluşan Hastalıklar
· Depresyon
Kişi o güne kadar yapılan yanlışların telafisini bir daha yapamayacağını anladığı için kendisine ve ürettiklerine saygısı azalabilir, kendini değersiz hissedebilir, bu da depresyonu tetikler. Bazı durumlarda yaşlılığı kabullenememe, inkar etme ve depresyonun fiziksel bir hastalığa dönüşmesi (Somatizasyon) ile karşılaşılabilir.
· Mani
Kişinin çok canlı ve neşeli iken birkaç saat içerisinde birden depresif ve halsiz, bitkin hale geçmesidir. Bu yaşlı hastaların hisleri sürekli değişkenlik gösterebilir, olaylara kuşkucu yaklaşabilirler. “Fikir kaçışları” yani konunun derinine inmeden konuşma şekli gözlemlenebilir. kadinlarsitesi.com
Yaşlılarda Anksiyete Bozuklukları
Yaşlılık, kişilerin kendilerini sürekli çaresiz hissetmelerine, tedirginlik içinde yaşamalarına sebep olabilir. Saplantılı düşüncelerin, fobilerin ortaya çıktığı bu gibi rahatsızlıkların psikiyatri ve psikoterapi yardımıyla tedavisi gerçekleştirilir.
· Alzheimer
Beyin yıkımı ve yozlaşma rahatsızlığı olarak da bilinen Alzheimer yaşlılık dönemi ve öncesinde en çok bunamaya sebep olan etkenlerdendir.
Hasta kişi önceden veya yeni edindiği bilgileri hatırlamakta her zaman güçlük çeker. Yeni şeyler öğrendiğinde zihninde hep karışıklık yaşar.
Bireyin duyularında veya organlarında işlevsel bir sorun gözlenmez fakat nesnelerin tanımlanmasında zorluk yaşanılır, birtakım şeylerin tasarlanmasında güçlük çekilir. Yaşlılık öncesi ortaya çıkan Alzheimer hızla gelişirken yaşlı kişilerde başlayan hastalık yavaş ve sinsi bir şekilde kendini gösterir. Hastanın etraftaki insanlarla ilişkileri zayıflar, toplumdaki rolü negatif yönde etkilenir ve geri dönülemez sonuçlar doğurur. Bütün bunların sonucu olarak hasta ruhsal açıdan büyük bir çöküntüye sürüklenebilir.
Bunama (Demans)
Zihinsel fonksiyonların tümünde azalma ve entelektüel açıdan gerileyişin ortaya çıkma durumudur. Yakın zamanda öğrenilen ve yaşanılan olayların hatırlanmaması söz konusudur. Hastalık ilerleyici özellik gösterir. Genel olarak yaşlılık dönemlerinde görülen en sık ve en ciddi rahatsızlık olma özelliğini taşımaktadır.
-
YARIK DAMAK
YARIK DAMAK
Cenin’de burun, üst dudak ve damak, üç ayrı doku kitlesinin birleşmesiyle oluşur. Alın bölgesinden aşağı doğru, frontonasal (alın -burun) uzantısı, her iki yandan orta çizgiye doğru, sağ ve sol maksiller (üst-çene) uzantılar ilerler. Alın burun uzantısı, üst dudağın ortasını, burnu, alnı ve sert damağın en ön bölümünü yapar. İki maksiller uzantılar, yanakları, üst dudağın iki yanını, yumuşak ve sert damakların geri kalan bölgelerini oluşturur.
Bu gelişimin anormal olması, şu şekil bozukluklarına yol açar:
1. Yarık yüz: Bir maksiller uzantıyla, Erontonasal uzantı birleşemez. Yüzde, gözün iç açısından, ağzın yanına kadar uzanan bir yarık vardır.YARIK DAMAK 2. İki ya da tek yanlı yarık dudak (tavşan dudağı): Burada, maksiller uzantılardan biri, ya da her ikisi, fronto nasal uzantıyla, burun altında birleşmediğinden üst dudağın dış bölgesi, orta bölümünden ayrıdır.
3. Maksiller uzantıların, ağız tabanını yapmak üzere birbirleriyle birleşmesi gerçekleşmezse, sonuç, yarık damaktır. Yarık, yumuşak ya da sert damakta olabilir. Burada, frontonasal uzantıyla da birleşme olamazsa, bir ya da iki tarafta da tam yarık damakla, tavşan dudağı bir arada görülür.
Tedavi: Plastik cerrahîdir. Damak ve dudak bir arada yarıksa, bebek ememediğinden, büyümesi gecikir. Beslenme bozukluğu olan bebekte, ameliyat daha tehlikeli olduğundan, çocuk 1 yaşına gelene kadar geciktirilir, fakat 2 yaşına gelmeden yapılmalıdır; çünkü, konuşmayı öğrenmesi güçleşir. Şekil bozukluğu yalnız dudağa ilişkinse ve bebek emebiliyorsa, ameliyata 3 yaşından sonra başvurulabilir. -
YAPIŞIKLAR
YAPIŞIKLAR (Adhezyonlar).
Vücuttaki yapıların çoğu, birbirleri üzerinde serbestçe hareket edebilmelerini sağlayacak dokularla birbirinden ayrılmıştır: Akciğerleri göğüs duvarından ayıran plevra zarıdır; eklemlerin iç yüzleri kaygan sinovia zarıyla örtülüdür; karın içi organlarının birbiri üzerinde serbestçe hareketini sağlayan yapı, bu organların üstünü örten periton zarıdır. Bazen bu zarların da iltihaplandığı görülür. Bu iltihaplanmanın nedeni genellikle, zarın üzerini kapladığı organın hastalanmasıdır; bu iltihabın seyri ve iyileşmesi sırasında fibröz doku (bağdokusu) oluştuğundan, önceleri kaygan olan zarlarda yapışkanlıklar meydana gelir. Eklemlerde oluşan yapışıklıklar sonucu, o eklemin hareketi sınırlanır ve fizik tedavi gerekir, fakat karındaki adhezyonlar, barsak tıkanmalan veya düğümlenmelerine yol açabilir. Bu durum ağırsa, cerrahî müdahale şarttır; fakat böyle bir müdahale, ilerde yeni adhezyonların oluşmasına yol açabilir, bkz. Obstrüksiyon (Tıkanıklık). -
YANILSAMA
YANILSAMA (Delüzyonlar).
Genellikle ciddi bir akıl hastalığının belirtisi olan yanlış inanç ve düşüncelere verilen addır. Bununla birlikte, her yanlış inanç ve düşünceyi de akıl hastalığına bağlamanın hatalı olabileceğini unutmamalıdır. Örneğin, bir kişi, bir gerçeği abartabilir (mesela, terlediği zaman çok kötü koktuğunu iddia edebilir) ve ‘bunun da herkesi rahatsız ettiğine inanabilir (ki bu doğru olmayabilir), ama bu kişi, akıl hastası değil, normal bir insandır. Aynı şekilde, delüzyonları, yaşanan sosyal ve kültürel çevre içinde değerlendirmek gerekir. Örneğin, bir Doğu Afrikalı yerli, sihirbaz-doktorun, kendini zehirlediği kanısında olabilir ve bu yanlış inanç, içinde yaşanan çevre koşulları göz önünde tutulursa, normaldir. Buna karşılık Avrupalı bir kişi böyle düşünecek olursa, bu düşünce biçimi, delüzyon olarak nitelendirilebilir. Dünyanın düz olduğuna inananlar bir araya gelmiş ve bir dernek kurmuşlardır. Bu kişilere de akıl hastası gözüyle pek bakılamaz, çünkü akıl hastalıkları, genellikle dernek örgütlemesini yapamazlar. Delüzyonlar, yukarda da söylendiği gibi, yanlış inançlardır ve yanlış duygu izlenimleri olan kuruntularla karıştırılmamaları gerekir. Kuruntu; olmayanı görmek, duymak, hissetmek, koklamaktır. Bununla birlikte, kuruntular konusunda da, kişinin sosyal ve kültürel çevresini göz önünde bulundurmak gerekir, bkz. Halüsinasyon, Akıl Hastalığı.YANILSAMA (Delüzyonlar) -
VEREM
VEREM (Tüberküloz):
Nedeni:Mycobacterium tuberculosis adlı basil enfeksiyonudur. Bu basilin çeşitli türleri vardır: İnsanda hastalık yapanlar, insan ve sığır tipleridir. İnsan tipi, genellikle akciğerleri istila eder. Sığır tipi, son yıllarda, çevre sağlığı koşullarının gittikçe düzelmesi, sütün pastörize edilmesi, sığırın veremden korunması sonucu, çok seyrekleşmiştir. Bu tip basil, çocuklarda hastalığa yol açıp, lenf bezleriyle kemikleri enfekte eder. İnsan tipinde hastalık, mikroplu balgam ve öksürükle, sığır tipindeyse, enfekte sütle bulaşır. Akciğer vereminin yayılmasmdaki en etkili neden, insanların, kalabalık halde, bir arada yaşamasıdır. Sağlık koşulları düzeldikçe verem görülme sıklığı azalmaktadır.
Belirtileri:Hastalığın görüldüğü bölgeye göre değişir.
Akciğer veremi:
Hastalık başladığında, genellikle fark edilmeyip, grip gibi basit diğer bir hastalıkla karıştırılır. Ateş, öksürük, belki de hafif bir göğüs ağrısı olabilir. İlkel odak adı verilen hasta bölge iyileşir, sıklıkla kireçlenir ve yerel lenf bezleri yozlaşır. İlkel lezyon (Ghon odağı) ve enfekte olan lenf bezlerine, hep birlikte ilkel (primer) kompleks adı verilir. Sağlam insanların büyük bir bölümünde, inaktif ilkel komplekslerin belirtilerine rastlanır. İkincil verem başlar, ya da basiller, ilkel odaktan yayılırsa, kan tükürmek (hemoptizi), kronik öksürük, soluk almayla duyulan göğüs ağrısı, yorgunluk, iştahsızlık, özellikle geceleri terlemek ve kadınlarda da, âdetlerin kesilmesi belirtileri ortaya çıkar. Hastalık ilerledikçe hasta kilo kaybeder.
Lenf bezleri Veremi:Çocuklarda, en sık, boyun lenf bezlerinde görülür. Bunlar, ağrısız şişerler, fakat patlamalarına ve akıntılarının deriden dışarı akmasma sık rastlanır. Bu şekilde ortaya çıkan boşlukların iyileşmesi çok zordur . Karın lenf bezlerinin hastalanması halinde, biraz rahatsızlık hissedilmekle birlikte, bu bezler genellikle kolay iyileşip, pek belirti vermezler. Karın vereminin yayılmasına pek rastlanmamakla birlikte, bu gerçekleştiğinde, veremli peritonit oluşur.
verem Kemik veremi:
Akciğer, barsaklar ya da bademcikler gibi, ilkel odaklardan basil, kan yoluyla ikincil odaklardan biri olan kemiklere taşınır. Bu hastalık, lenf bezi veremi gibi, çoğunlukla çocuklarda görülür. Ağrı, iştahsızlık ve genel durumun bozulduğu dikkati çeker. Tipik bir belirti, gece sıçramalarıdır. Geceleri, hasta eklemi hareketsizleştirebilmek için, gündüz kasılmış olan kaslar, gevşer ve uykudaki ufak bir hareket ağrılı olup, çocuğu uyandırır. Omurların hastalanması halinde, bunlar çöküp, omurganın şekil bozukluğuna yol açarlar. Genellikle diz ve kalça ekleminde görülen hastalık, bu eklemlerin sertleşmesine, bozulmasına ve şekil bozukluklarına yol açar.
Diğer hastalık bölgeleri:Böbrek, idrar torbası, testisler, prostat veremi bilinmektedir. Belirtiler, idrar yolları sistemi genel belirtileridir, Sistit, Piyelonefrit.Milier verem: Özellikle çocuklar ve genç erişkinlerde, mikroplu materyelin yaygınlaşması görülebilir. Böyle bir durumda, çok sayıda ufak tüberküller oluşur ve bunlar, darı tanelerini andırdıklarından, milier tüberküller diye adlandırılır. Bu tüberküller, akciğerleri doldurur, ya da meninksleri kaplayıp, veremli menenjite yol açar.
Tedavi:Streptomisin, paraaminosalisilik asid (P.A.S.) ve izoniazidin (I.N. H.) keşfi, verem tedavisini tamamen değiştirmiştir. Eski tedavi sistemine giren, dinlenme, teiniz hava, iyi yiyecek yemek hâlâ uygulanmakla birlikte, bu etkili ilaçların kullanılmasıyla, ölüm oranı büyük çapta azalmıştır. Geçmişte, sık uygulanan cerrahî tedaviye, günümüzde ender başvurulmaktadır. Zayıflatılmış verem basili zerkiyle (B,C.G. aşısı) aktif bağışıklık oluşturabilmektedir.
-
VEBA
VEBA.
Nedeni: Pasteurella pestis adlı mikroorganizmanın yaptığı enfeksiyondur. Güney Amerika, Hindistan, Çin ve Afrika’nın bazı bölgeleriyle, A.B.D. ‘de, Mississippi nehrinin batısında endemiktir (bkz. Endemik). Organizma, normalde sıçan ve diğer kemiricileri etkiler, fakat bu hayvanlar öldüğünde, Pasteurella pestis’in konağı olan sıçan piresi,diğer bir sıçan bulamazsa, bir insanın üstünde yaşamaya başlar. Bu, veba salgınının başlangıcıdır, çünkü veba, insandan insana, pire ve tahtakurularıyla bulaşır. Sokaklarda ölü sıçanların görülmesi, salgının geleceğine işarettir.veba Belirtileri: Başlıca üç veba çeşidi vardır:
1. Hıyarcık vebası: Kasıktaki şişkinlikler başlıca özelliğidir. Kasıklar, koltuk altları ve boyundaki lenf bezlerinin ağrılı olarak şişmesinden sonra deride yayılan bir döküntü belirir. Hastalığın bu türü, çok öldürücüdür.
2. Zatüreli veba: Burada, mikrop akciğerlere girip, çoğalır ve bronkopnömoni’ ye yol açar. Balgam kanlıdır, içinde bol sayıda mikrop olduğundan da, hastalığı bulaştırma aracıdır. Enfeksiyon, öksürük ve hapşırıkla çevreye yayılır.
3. Septisemik veba: Enfeksiyon, kanda o kadar süratle yayılır ki, lenf bezlerinin şişmesi için vakit kalmaz.
Tedavi: Veba, Avrupa’da, XIV. yüzyılla XVII. yüzyılın sonu arasında salgındı. Hastalıkların en korkuncu diye tanınır. “Kara ölüm” diye adlandırılırdı ve tedavisi bilinmezdi. Hâlâ, ufak çapta veba salgınlarına ve mikrobu taşıyan sıçanlara rastlanmaktadır. Fakat, temizlik koşullarının uygarlaşması sonucu bunlar çok azalmıştır. Sülfonamidler ve streptomisin, etkili ilaçlardır. Tüm enfekte sıçanlar öldürülmedikçe, vebadan tam anlamıyla kurtulunamaz.













