Kadınlar Sitesi, Gebelik, hamilelik, doğum

Yazar: 13eta

  • Uçuk

    Uçuk

    UÇUK (Herpes simplex).
    Soğuk ya da diğer bir enfeksiyonla ilgili olarak, ağız kenarlarında, cinsel organ yakınlarında, ya da ender olarak parmakta, ufak ka­barcıklar belirir.

    Nedeni: Zona’nmkinden farklı olan, hücrelerde kalıp, zaman zaman çalışma­sını yenileyen bir virüstür.
    Tedavi: Neomycin (neomisin) ile bir­likte kullanılan kortikosteroid merhem­dir.  Zona, ömür boyu bağışıklık sağla­dığı halde, uçuk, tekrarlar.

    Uçuk çoğunlukla ağız ve burun etrafında , bazen kalça veya cinsel bölge etrafında

    Uçuk
    Uçuk

    meydana gelen, genel görünüm itibariyle içi sarımsı veya şeffaf sıvı dolu kabarcık görünümlü yaralardır. Uçuk diye tabir ettiğimiz bu yaralar ”Herpes simplex 1.tip” isimli virüs sebebiyle oluşur. Ağrı ve kaşıntıya sebep olan uçuk aynı zamanda da bulaşıcıdır. Uçuk olan kişinin kullandığı havlu, çatal, kaşık,bardak gibi eşyaları kullanmanız veya uçuk olan kişiyi öpmeniz uçuğun süratle size bulaşmasına sebep olur. Aşırı kaşıntı durumlarında dahi uçuğun olduğu bölgeyi kaşımamaya elinizi sürmemeye özen göstermelisiniz.Ağrı ve kaşıntı halinde uçukla temas etmeniz kaşımanız uçuğun daha hızlı büyümesini ve güçlenmesini sebep olacaktır.

    Uçuk taşıyan kişi ile temasınızdan 2 ila 14 gün içinde uçuğun size de bulaştığını ve genellikle ağız veya burun kenarlarınızda oluştuğunu görürsünüz. Ortalama 5 ila 10 gün içinde geçecek olan uçuk birincil dereceden uçuk ise geçtikten sonra yara izi bırakmayacaktır.

    Atlattığınız ilk uçuk vakkası ile uçuk her ne kadar geçmiş olduğunu görseniz de uçuğa sebep olan virüs aslında vücutta kalmaya devam eder ve sinir hücrelerinize yerleşmiş halde kendisini dinlenme aşamasına alır. Kişinin ateşinin yükselmesi durumunda, güneş ışınlarının zararlı etkilerine fazlaca maruz kalması durumunda, kadınların adet dönemlerinde, sinir hücrelerinde dinlenmekte olan uçuk virüsü tekrar bu durumlarda güçlenir ve muhtemelen ilk çıktığı alana giderek tekrar oluşur.  Uçuğun tekrar oluşmasına etki eden bu tip sebepler olmadığı halde kendiliğinden birkaç hafta içinde tekrar çıktığı da görülür.

    Uçuk tedavisi için kullanılan bir aşı türü yoktur. Doktorunuz tarafından önerilen bir takım ilaçlar uçuğun başlangıç döneminde kullanılırsa,büyümesini gelişmesini ve tekrar çıkmasını engellemekte faydası olacaktır.

    Toplum tarafından genellikle pek önemsenecek bir hastalık olarak görülmeyen uçuk, eğer 6 yaşından küçük çocuklarda sık sık tekrarlıyorsa, yetişkinlerde ağız ve burun kenarı dışında göz ve cinsel organ etrafında görülüyorsa ve 10 günden fazla süredir devam ediyorsa, bağışıklık sisteminde zayıflık olan kişilerde çıkmaya başlamışsa mutlaka doktora başvurulmalı ve doktor kontrolü altında tedavi edilmelidir.

  • Tükürük Bezi

    Tükürük Bezi

    TÜKÜRÜK BEZİ., Parotis Bezi.

    Tükürük Bezlerimiz Nerelerdedir?

    Ağzımızda ve boğazımızın çevresinde yerleşen tükürük bezlerimiz parotis (kulak önü), submandibüler (çene altı) ve sublingual (dil altı) bezlerimizdir.

    Bütün tükürük bezlerimiz sadece ağız içerisinde tükürük salgılamaktadırlar. Ağız içerisinde parotis bezi üst azı dişleri yanından, submandibüler bez dilin alt ve ön kısmından, sublingual bez ağzın taban kısmından olmak üzere çok farklı noktalardan tükürüğümüz salgılanmaktadır.

    Yukarıda bahsetmiş olduğumuz üç tükürük bezinin yanı sıra yanaklarımızın iç kısımları, ağız ve boğazımızın tüm yüzeyleri yüzlerce küçük tükürük bezleriyle doludur. Vücudumuz açısından önemi büyük olan tükürük bezlerimiz sindirimin başlamasında etkin rol oynar, içeriği sayesinde dişlerimizi çürümekten korur ve ağzımızın sürekli ıslak kalmasını sağlar.

    Anormal tükürük bezi nedir, oluşma sebepleri nelerdir?

    Çeşitli birtakım sebeplerle anormal tükürük bezleri oluşabilir. Anormal tükürük bezlerinin oluşumu aşağıdaki gibi sınıflandırılabilir:

    1. Tıkanıklık:

    Parotis ve Submandibüler bezlerde taş meydana gelmesine bağlı olarak oluşur. Tükürük oluşması yemeğimizi yerken sindirim işlevini yerine getirmek üzere hızlanacaktır ancak eğer tıkanıklık söz konusu ise oluşturulan tükürük gerektiği gibi akamaz ve bu nedenle eğer iltihap da eşlik ediyorsa şiddetli ağrılar ve şişlikler yaşanabilir.

    2. Şişlik, Ödem:

    Tükürük Bezi
    Tükürük Bezi

    Bezlerde meydana gelen taşların tam tıkanıklık oluşturmadığı durumlarda salgılanan tükürük bir sonraki yemeğe kadar yavaş yavaş iner, tükürük biriktiği zaman mikroplar daha çabuk üreyeceği için çok daha kuvvetli baş ağrılarına ve şişliklere sebep olurlar.

    3. İltihap:

    Kabakulak daha çok çocuklarda görülen, parotis bezini etkileyen ve en sık oluşan tükürük bezi iltihabıdır. Zaman zaman yetişkin bireylerde de ortaya çıkabilir.

    Eğer komşu lenf bezlerinde iltihap oluşmuşsa bundan kaynaklanarak tükürük bezlerinde de ikincil iltihaplar oluşabilir. İltihaplandığı zaman ağrı ve şişlikler oluşturan lenf bezlerinin bir diğer büyüme sebebi tümör ve ödem oluşmasıdır.

    4. Tümörler:

    Tükürük bezlerinde birincil tümörler oluştuğunda ağrısız şişme meydana gelir. Genelde birden fazla bezde bulunmayan tümörler kulak önünde, ağız içinde, damakta, yanaklarda ve dudaklarda görülebilirler. Beklenmeyen şişlikler mutlaka kulak, burun, boğaz, baş-boyun cerrahlarına inceletilmelidir.

    Eğer büyük tükürük bezlerinin tümörleri habis ise bu tip tümörler tehlikeli olup hızlı büyür, hangi taraftaysa o taraftaki yüz hareketlerini engellerler. Bu nedenle bu tip durumlar ortaya çıktığında mutlaka incelenmelidir.

    Yukarıdaki sebeplerin dışında tükürük bezlerimiz birtakım hastalıklarda da şişebilirler. Göz ve ağız kuruluğu ile birlikte romatizmal rahatsızlıklar da görülebilir. Eğer kişide şeker hastalığı varsa bu rahatsızlığı parotis bezinin şişmesine neden olabilir. Fazla alkol alan insanlarda her iki taraflı parotis bezi şişliği gözlemlenebilir.

  • TROMBOSİTOPENİK PURPURA

    TROMBOSİTOPENİK PURPURA

    TROMBOSİTOPENİK PURPURA
    Kıl­cal damarların, deri içine kanamaları (purpura), kandaki trombosit eksikliğine (trombositopeni) bağlı olabilir, çünkü, damar sisteminin devamlılığı ve kanın normal pıhtılaşması için, trombositlerin varlığı gereklidir. Dolaşım kanındaki trombositlerin azalmasıyla seyreden bir kaç hastalık vardır.
    Bunlar; lösemi, aplastik anemi, böbrek hastalığı, kalp yetmezliği, kemik iliğinde kanser metas­tazları, çok ağır seyreden bakteri enfek­siyonları, kollagen hastalıklar, sıtma, bilharzia, kala-azar ve bazı maddeler ya da ilaçlarla zehirlenmedir. Bazen, trom­bositopeni, belirli bir nedene bağlı ol­maksızın da ortaya çıkabilir. Bu durum­da, trombosit azlığının nedeni, kişinin kendisine karşı, anormal olarak, bir an­tikorun oluşmasına bağlanır. Bu antikor­dan ötürü, karaciğer ve dalakta çok sa­yıda trombosit yıkımı olur.

    TROMBOSİTOPENİK PURPURA
    TROMBOSİTOPENİK PURPURA

    Belirtileri: Burun, böbrekler, barsaklardan şiddetli kanama oluşabildiği gibi, deride tipik çürükler belirir ve du­rum değişkendir.
    Tedavi: İdyopatik, yani nedeni bi­linmeyen hastalıkta, kortikosteroidler ve­rilir. Tedaviye iyi cevap alınmadığı za­man, dalak çıkartılabilir ve bazen bu ameliyat sonrası durum, umulmadık şe­kilde düzelebilir.

  • TREMATODLAR

    TREMATODLAR

    TREMATODLAR (Sülükler)
    Tıpta önemli olanları, Schistosoma (bilharzia), Paragonimus ve Clonorchis’tir. Vantuzlu, yaprak şekilli asalak kurtlardır; barsaklar, kan, akciğerler ve karaciğeri enfekte ederler. Yaşam evrimlerinde, en az iki konakları vardır: Erişkin devirlerini,omurgalılarda, gençliklerini; omurgasız hayvanlarda, genellikle bir sümüklübö­cek türünde geçirirler. Erişkin trematod, barsakta yaşadığı zaman, yumurtaları, dışkıyla çıkar. Bunlar, ancak nemli or­tamda yaşayabilir ve suya düşecek ka­dar şanslıysalar, serbest yüzen miracidium haline geçerler. Miracidium’lar, en kısa zamanda, (birkaç saat içinde) uygun bir sümüklü böcek bulamazsa, ölür. Sümüklü böcekte, kurt, birkaç gelişme ev­rimi geçirir. Akciğerlerdeki trematodlarm yumurtaları, balgamla çıkar; kandakilerin çıkış yoluysa, idrardır. (bkz. Bil­harzia). Akciğer trematodunun adı, Paragonimus’tur ve Uzakdoğu’da bulunur. Karaciğer trematodlarıysa, Çin’de bulu­nan Clonorchis sinensis ve koyun kara­ciğer kurdu, Fascoila hapatica’dır.

  • Travma

    Travma

    TRAVMA
    Bir yara ya da zedelenme. Canlılar üzerinde fiziksel ve ruhsal açıdan yaralanma izleri bırakan olay, doku veya vücudumuzdaki uzuvların yapı ve şeklini değiştiren bozan mekanik bir etki ile ortaya çıkan yaradır.

    İnsanların istediği gibi tepkisini gösteremediği, uğraştığı halde çözümleyemediği ve de bu nedenlerle bilincinin dışına ittiği gelişmelerdir.

    Travmalar kişinin bilinçaltı vasıtasıyla var olduğunu kişiye sürekli hissettirir, kişi sanki hep aynı şeyleri yaşıyormuş gibi bir hisse kapılır. Travmanın zaman zaman dışsal etkilerle ortaya çıktığı görülse de çoğunlukla nedenlerini içgüdüsel gerilimler ve iz bırakan olumsuz cinsel olaylar oluşturmaktadır.

    Travma
    Travma

    Dövülme, gasp olayları, çocukluk çağından beri süregelen sevgisiz ortam, sağlık, eğitim, barınma ve beslenme gereksinmelerinin karşılanamaması, cinsel tacizlerin yaşanması, başından geçen deprem, sel, fırtına gibi doğal afetler, yangınlar, trafik kazaları, savaşlar ve çatışmalar gibi fiziksel ve duygusal olaylar her zaman travmaya neden olabilir.

    Ruhsal travma sonrası kimi kişilerde stres bozukluğu, kimilerinde ise bunun sonrasında post travmatik adı da verilen travma sonrası stres bozukluğu gözlenebilir.

    Bir yangına, kazaya, hırsızlık olayına, saldırılara, ölüm gibi travmatik etkiye sahip olaylara şahit olmak veya birden çok insanı kapsayan bir felaket ya da kişiyi, arkadaş ve aile çevresini etkileyen bir olay olabilir. Doğum travması da adından söz edilen bir travma türüdür. Travma hastalığının tedavisiyle Ortopedi ve Travmatoloji anabilim dalı bölümleri ilgilenmektedir.

  • Transuda

    Transuda

    Transuda Nedir, Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

    Hücreler tarafından bir vücut boşluğuna (periton boşluğuna sal­gılanan asit sıvısı) veya vücut yüzeyine (yanıklarda deriden dışarıya sızan serum) salgılanan sıvı. Transuda hücreler arası sıvının oluşum ya da emilimini sağlayan bir bozukluk meydana gelme durumunda dokularda toplanan sıvı manasına gelmektedir. Diğer bir adıyla halk arasında da kullanılan ve bu şekilde bilinen ödemdir. Transuda akciğer, kalp, böbrek, karın zarı boşlukları gibi insan için hayati öneme sahip uzuvlarda meydana gelir. Transuda sarı bir sıvıdır. Tedavi edilmediği takdirde oldukça ciddi sonuçlara yol açar. Transuda oluşması neticesinde en sık kalp yetmezliği, böbrek hastalığı ve karaciğer sirozu gibi ciddi hastalıklara neden olabilir.

    Transuda’nın diğer adı da transudattır. Transudanın oluşması, kalp, böbrek ve damar hastalıklarının bir belirtisi olmakla birlikte ileri derecede beyin travmalarına da neden olabilir. Bu durumların önüne geçebilmek için hastalığı ve hastalığı ortaya çıkaran etkenleri ortadan kaldırmak gerekir. Tanısı konulan transuda oluşması durumunda ödem sökücü ilaçlar kullanılmaktadır. Eğer hastalık ileri derecede bir durumdaysa ödem cerrahi bir müdahale ile de alınabilir. İki çeşit transuda durumu vardır. Bunlar yangısal transuda durumu ve yangısal olmayan transuda durumudur.

    Deride oluşan ve böbrek, kalp, damar ve karın zarında oluşan transuda kadar ciddi olmayan ve deride oluşan transuda( ödem) da vardır. Bu tür deride oluşan transudayı anlamak diğerleri kadar zor değildir. Deri transudasını anlamak için transuda olduğunu düşündüğümüz bölgeyi parmağımızla bastırmak yeterlidir. Eğer içeri doğru bir çökme oluyorsa ve bu durum hemen düzelmiyorsa eski halini alması zaman alıyorsa transuda var demektir. Yukarıda da denildiği gibi bu durumları önlemek taransudanın önüne geçmek için diüretik ilaçlar kullanılmalıdır.

  • TRAKEOTOMİ

    TRAKEOTOMİ

    TRAKEOTOMİ
    Orta çizgi üzerinde, boyun alt bölümünde, trakea’nın (soluk borusunun) delinmesi ameliyatıdır. Ge­nellikle, larinks tıkandığında, yapay so­lunum yolu sağlamak amacıyla bu delik açılır ve bu durumda, trakeostomi adını alır. Genellikle, lokal anestezi yardımıy­la, soluk borusu meydana çıkarıldıktan sonra, üç ve dördüncü kıkırdak halkalar düzeyinde bir oval delik açılır ve bu trakeostomi deliğinden içeri uzatılan tüp, boyuna bağlanır. Bu tüp, belirli aralık­larla, değiştirilip temizlenir. Trakeotomi-ye yol açan sinir hastalıkları ve kabur­gaların desteksiz kaldığı, bundan ötürü, göğüs duvarının solunuma yardım ede­memesine yol açan yaralanmalardır.

    Trakeostomi
    Trakeostomi

    Bu gibi durumlarda, trakeotomi’nin üstün­lükleri:
    (1) “Ölü bölge”yi azaltır. Yani, ha­vanın akciğerlere iletilmeksizin girip çık­tığı ağız içi ve soluk yolunun en üst bö­lümünün yaptığı bölge kısalır.
    (2) Ak­ciğerlerin aşırı salgısı bu yolla dışarı emilebilir.
    (3) Geniş, engelsiz, soluk yolu sağlar.
    (4) Hastaya, pozitif basınçlı so­lunum aygıtının uygulanmasını sağlar.
    Hasta düzeldikten sonra, trakea’daki delik kolaylıkla iyileşir ve bu teknikle sayısız can kurtarılmıştır.

  • TORASİK GİRİŞ SENDROMU

    TORASİK GİRİŞ SENDROMU

    TORASİK GİRİŞ SENDROMU
    Ko­lun sinirleri, omurilikten çıktıktan sonra ve kan damarları da, göğüs büyük da­marlarından ayrılıp, koltuk altından, üst kola geçerlerken, birinci kaburgayı çap-razladıklarmda, basınca uğradıkları tak­dirde, ortaya çıkan durumdur. Bu olay­la ilgili birkaç yerel durum ortaya çıkar:
    1) Ön skalen kas (omurgayla birinci ka­burga arasında, bir halat gibi durmak­tadır) ve birinci kaburga arasındaki açı­da, sinirlerle atardamar sıkışabilir.

    TORASİK GİRİŞ SENDROMU
    TORASİK GİRİŞ SENDROMU

    2) Fazla sayıda, anormal bir servikal kaburganın varlığı, bu durumu doğura­bilir.
    3) Sinir ağının, bir anatomik anormal­lik sonucu, omurilikten, normal düzeyin altından çıkması ve böylece, bu ağın en alt bölümünün gerilebilir olması, bu ola­ya yol açabilir.
    Belirtileri: Kol ve elde ağrı, du­yusal değişiklikleriyle, el kaslarında za­yıflık ve erimedir. Elde, dolaşım bozukluğu belirtileri ortaya çıkar: El beyazlaşıp, soğuğa karşı aşırı duyarlık durumu belirir (bkz. Raynaud Hastalığı). Belir­tiler, geceleri, hastanın yorgun olduğu zaman artar ve elde ağırlık taşınması, belirtilerin ortaya çıkmasına yol açar. Bu duruma, genellikle, orta yaşlı kadın­larda rastlanır ve taşman ağırlık, çoğun­lukla, bir kova sudur.
    Tedavi: Dinlenmedir. Kolla, omuza idman yaptırılıp, omuz çevresi kasları­nın gücünü artırmaya gayret edilir. Has­ta, kolla, ağırlık taşımamalıdır. Durum düzelmezse, ameliyatla fazla sayıdaki ka­burga (varsa) çıkartılıp, ya da ön skalen kas kesilerek, basıncın azaltılmasına çalışılır.

  • TOPLARDAMARLAR

    TOPLARDAMARLAR

    TOPLARDAMARLAR
    Dokulardan kalbe kan taşıyan damarlardır. Pis kan, kullanılmış kan olduğundan, rengi ko­yudur. Bunun tek ayrıcalığı, akciğer toplardamarlarındaki kandır, çünkü bu damarlar, akciğerlerdeki oksijenlenmiş ka­nı, kalbe getirmektedir. Toplardamar du­varları, atardamarlannki gibi, üç taba­kadan oluşmuştur, fakat buradaki esnek dokuyla kas dokusu çok az olup, her bir tabaka da çok ince olduğundan, toplar­damar duvarları çok kolaylıkla birbiri­ne yapışır. Atardamarlardan farklı ola­rak, toplardamarlarda kanı tek yöne ile­ten kapaklar olduğundan, bacak toplar­damarları, çevre kaslarınca basınç altına girdiğinde, kan, aktif olarak, kalbe doğru pompalanır. Kalp düzeyinde, toplarda­mar içi basıncı, yaklaşık olarak +5 mm. ‘dir. Bu basınç, vücudun geri kalan böl­gelerinde, kalbe olan yakınlığına göre değişir. Örneğin, ayakta duran bir kişi­de, toplardamar basıncı, bacakta pozi­tif, kafatasındaysa negatiftir.

    Toplardamar
    Toplardamar

    Vücutta, iki toplardamar sistemi vardır: Sistemik top­lardamarlarda, venler atardamarlara eş­lik eder ve kanı doğrudan üst ve alt vena kava’lar yoluyla, kalbe akıtır. Portal sistemdeyse, karın içi organlarının toplardamarları bir araya gelip, kanı ka­raciğere götüren portal .toplardamarı ya­par. Karaciğerin sinusoidlerinden (geniş­lemiş venöz boşluklarından) geçen kan, alt vena kava’ya boşalır. Toplardamar hastalıkları arasında, varisler (bkz.), tromboz (bkz.), tromboflebit (bkz.) sa­yılabilir. Özellikle, derin bacak toplar­damarlarının trombozu, kan akımı en­gellendiğinden ve pıhtı parçalanıp, ak­ciğer toplardamarlarında tıkanıklıklara neden olabileceğinden, önemlidir, bkz. Tromboz.

  • TOKSOPLASMOZ

    TOKSOPLASMOZ

    TOKSOPLASMOZ.
    Bir parazit protozoon olan Toxoplasma gondii enfeksiyo­nudur.
    Nedeni: Ev köpek ve kedilerinin ço­ğu, Toksoplasma taşıyıcılarıdır. Etken or­ganizma, bu konaktan Toxacara mystex adlı solucanın yumurtalarına geçer. Bu yumurtaların yiyeceklere bulaşması ola­ğandır. İnsana enfeksiyon bu yolla ge­çer. Ayrıca, bu asalak; birçok memeli hayvanla kuşlarda bulunabildiğinden, az pişmiş et yemek de enfeksiyonu bulaş­tırabilir. Bütün bu verilere göre, Tokso­plasma gondii, insanda sık rastlanan bir parazittir.

    Toksoplazma
    Toksoplazma

    Belirtileri: Vakaların pek çoğun­da, hiçbir belirti yoktur. En fazla, lenf bezlerinin hafif şişkinliği göze çarpar. Gebe kadının hastalığa yakalanması ha­linde, asalaklar bebeğe geçer ve durum çok ciddileşir: Sonuç, ölü doğum, ya da düşüktür. Çocuk yaşadığı takdirde, gö­zünün koroid tabakası iltihaplanmıştır (bkz. Göz). Bu durumda, retina yıkılır ve görme bozuklukları ortaya çıkar. Ay­rıca, çocukta, çırpınmalara ve hidrosefa­liye yol açan beyin iltihabıyla, karaciğer, dalak ve akciğerlerin yıkımı da görülür.
    Tedavi: Vakaların çoğunda, hastalık fark edilmez ve teşhis edilenlerde de, belirtiler hafif olduğundan, tedavi gerek­tirmez. Çok seyrek rastlanan doğuştan toksoplasmozda, tedavi, sulfonamid ve pirimetaminin bir arada kullanılmasıyla gerçekleşebilir.

  • Toksin

    Toksin

    TOKSİN
    Zehirdir. Genellikle, bakteri­nin yaptığı zehire bu ad verilir.

    Toksinler suda erirler. Bu nedenle bulundukları ortamda çabucak yayılırlar. Bakteriler haricinde bazı hayvanlar da ekzotoksin yapar. Toksinler son derece kuvvetli zehirlerdir. Sıvı halde ve beklemekle etkinliklerini kısmen kaybederler. Clostridium botulinum toksini dünyada bilinen en güçlü toksindir.

    Toksin
    Toksin

    Toksinler çoğunlukla polipeptid yapısında maddelerdir. Molekül ağırlıkları 10-90.000 arasında farklılık göstermektedir. Isıya ve proteinleri eritici enzimlere karşı güçsüzdürler. Antijenik yapıya sahiptirler. Girdikleri organizmada özel bir takım antikorlar oluştururler. Difteri, botulinum ve tetanoz toksini sinir sistemini tutarak bir takım felçlere neden olurlar.

    Ekzotoksinler, genellikle sıcağa dayanıksız olup 60-80 °C sıcaklıkta tahrip olurlar. Ancak bazı stafilokokların meydana getirdiği enterotoksinler ekzotoksin yapısında olduğu halde 100 °C’de 20 dakika dayanıklılık gösterirler. Kolera vibrionları barsaklarda bir enterotoksin meydana getirmektedirler ve kolerada aşırı tuz ve su kaybı meydana gelmesine bu enterotoksin sebep olmaktadır. Streptokoklardan bazıları da ekzotoksin yapısında bir takım maddeler çıkarırlar ki bunlar eritem dediğimiz bir takım döküntülere sebep olurlar. Buna eritrojenik toksin denir. Kızıl hastalığı, bu toksinlerden meydana gelir.

     

  • Tiroid

    Tiroid

    TİROİD.
    Boyun bölgesinde,  gırtlağın hemen altında bulu­nan bir iç salgı bezidir. Trakea’nın her iki yanında bulunan iki lobunu, trakea önünden geçen bir bölüm birleştirir. Her bir lobun içinde, iki paratiroid bezi bulunur. Tiroidin görevi, metabolizma­yı (yaşamak ve vücut çalışması için ge­rekli, kimyasal ve fiziksel olaylar) ayar­lamaktır. İyod ve tirozin’den, Tiroksin (T4) ve Triodotironin (T3) yaparak, kana tiroid hormonunu salgılar. Bu hor­monun yokluğunda, hayvanların büyü­mesi durur, amfibilerde metamorfoz ol­maz, beynin gelişimi gerçekleşemez ve kemikler olgunlaşamaz. bkz. Guatr.

    Tiroit bezi, boynunuzun ön kısmında bulunan ve vücut metabolizmamızı düzenleyecek olan hormonları salgılayan endokrin bir organımızdır.

    Tiroid bezinden kaynaklanan hastalıklar, tedavisi kolay olan guatr hastalıklarından, tiroit kanserlerine kadar değişim gösteren hastalıklar olarak karşımıza çıkabilir.

    Tiroid bezi hastalıklarından en sık karşılaşılan, tiroit hormonlarının üretim sırasında yaşadığı düzensizliklerdir. Örneğin tiroid hormonları gereğinden fazla salgılama yaptıkları zaman hipertiroid hastalığı oluşmakta, gereğinden daha salgılama yaptıkları zaman hipotiroid hastalığı meydana gelmektedir. Bulmayı yanında tiroid bezleri iltihaplanırsa buna tiriodit hastalığı denir. Bunun yanında tiroid bezinin olması gereken boyuttan daha büyük olmasına guatr ismi verilir. Guatrda tiroid bezinin büyümüş olmasına rağmen işleyişlerinde bir bozulma yoktur.

    Troid belirtileri ve bulguları

    Hipertiroit

    • Hipertiroidi hastaları iştahları çok açık olmalarına rağmen hızlı kilo kaybederler.
    • Aşırı sinirli olma durumu, aceleci tavırlar, çok çabuk yorulma hiper tiroid hastalarında görülür
    • Tıpkı menopozlu kadınlarda görülen, sıcağa tahammül edememe ve terleme durumları hipotiroid hastalarının şikâyetlerindendir.
    • Sürekli ishal hali, kalp çarpıntıları, yüksek kan basıncı, ağız kuruluğu ve buna bağlı olarak sürekli su içme isteği ile sık sık idrara çıkma hiper tiroid hastalarında gözlenen durumlardır.
    • Günün her saatte illerde görülen aşırı titreme, kaslardaki güçsüzlük, göz kapağının yukarıya doğru gerilmesi, göz kürelerinin dışa doğru çıkık halde görünmesi hipertroid hastalarının diğer şikâyetleridir.

    Hipotiroid

    • Hipotiroid hastaları sürekli halsiz çabuk yorulan hareketi yaşamaktan hoşlanmayan kişilerdir.
    • Kalp atış hızları çok yavaştır
    • Sürekli uyumak isterler
    • Çok fazla üşürler
    • Seslerine giderek kalınlaşma görülür
    • Hipotiroid hastalarının derileri kalınlaşır ve kurur, saçları hızla dökülür ve zamanlı kaşlarının kenarlarından döküldüğü görülür.
    • Sürekli kabızlık sorunu yaşarlar
    • Çok az terleyen hipotiroidi hastaları göz kapaklarında ve ellerinde her gün birkaç saat şişlikler görülür.

    Tiroidit yani tiroit iltihaplanması

    Tiroidler iltihaplanmış olan kişide tiroid bezlerinin olduğu bölgenin biraz üzerinde, ağrı ve sıcaklık hissedilir
    Tiroitleri iltihaplanmış olan kişi boyun hareketlerinde ağrı ve kısıtlamalar yaşar
    Yutma güçlüyü tiroidleri iltihaplanmış kişilerin en sık şikâyet konudur.

    Guatr

    Guatr, çoğunlukla tiroid bezindeki büyüme ile fark edilir. Tiroid bezleri büyüdüğü vakit, çevresindeki diğer dokulara baskı yapar ve böylece kişi nefes darlığı ve yutma güçlük çekebilir.

    Guatr nedenleri

    Hiper tiroid, hipotiroid ve tiroidit.