Kadınlar Sitesi, Gebelik, hamilelik, doğum

Yazar: 13eta

  • Tinnitus

    Tinnitus

    TİNNİTUS
    Hastalık sonucu ortaya çı­kan kulak çınlamasıdır.

    Tinnitus başlı başına bir hastalıktan ziyade bir hastalığın belirtisidir.Tinnitus, uzmanlarr tarafından, mekanoakustik ve elektrik sinyallerin aynı anda oluşturduğu ses duyamsaması olarak açıklanır. Tinnitus, önceleri hastalara eksternal bir ses kaynağından geliyormuş gibi gelebilir. Bu açıklama tıbbi olarak tinnitus olarak prezente olan kimi halleri teşhis dışı bırakmaktadır.  Mesela fizyolojik tinnitus, pulsatil vasküler tinnitus gibi. Yine bahsi geçen tinnitus sempozyumunda baş,boyun ve kulaktan gelen bazen eksternal olarak da duyulabilen tinnitusla eş değer olan seslere somato-sesler denir biçiminde açıklama yapılarak, tinnitus kapsamına alınmıştır.

    Tinnitus
    Tinnitus

    TEDAVİ

    Tinnitusta belirgin bir etyoloji ortaya konabilirse tedavi etyolojiye yöneliktir. Fakat çoğunlukla etyoloji belirlenemediği için semptomatik tedavi uyguanır. Objektif tinnituslu hastalar tedavi yaklaşımları ile zamanla düzelir. Sübjektif tinnitus sistemik hastalık varlığında tedaviye iyi yanıt verir.

    Jasderboff tinnitus modelinde üretilen tedavi stratejisi tinnitus retraining terapisi (TRT) olarak bilinir. Bu yöntemde oluşan rahatsızlığın habitüasyonu ve tinnitus algılanmasının habitüasyonu esasdır. Bu tedavinin komponentleri:

    1. Yaşadığı rahatsızlık ve tinnitus sinyaline yönelik direk danışmanlık
    2. Tinnitus sinyalinin kuvvetliliğini azaltmak ve habitüasyonu kolaylaştırmak için white noise kullanmak
    3. Otonomik uyanırdan azaltmak için relaksasyon teknikleri kullanmak
    4. Tinnitus sinyalinin kortikal persepsiyonunu azaltmak için çevresel sesleri güçlendirmek

    TRT mantığı nörofizyolojik model olmasıdır. İlk ve en önemli adım hastaya tinnitus konusunda açık ve doğru açıklama ve tedavisi konusunda hastaya umut aşılamaktır. Audituar sistemle ilgili sorun olmadığı anlatılmalıdır. Hastaya tedavi alternatifleri olduğu belirtilmelidir. TRT nin başansı % 80 dir. TRT Büyük Britanya da 230 odiyoloji bölümünden 148 inde tercih edilen tedavi yöntemidir.

  • TİMUS

    TİMUS

    TİMUS
    Boynun alt ve göğüs boşluğu­nun üst bölgesinde bulunan bir bezdir. Fonksiyonu, son yıllara kadar pek bilin­memekteydi. Günümüzde, bunun vücu­dun lenfoid sisteminin en önemli organı olduğu ve gelişen hayvanda, lenfosit ya­pımını etkileyen bir hormon salgıladığı anlaşılmıştır. Buluğdan sonra, normalde bu bez, ufalıp, hemen hemen kaybolur. İnsanda, timus’un en büyük olduğu za­man, 9 yaşıdır. Erişkinde de bu bez ça­lışmakta ve lenfosit yapımını değişmez tutmaktadır. Bu, çok önemli bir olaydır, çünkü, timus’ta yapılan lenfositler,  dola­şıma katılana kadar, antijenler tarafın­dan etkilenmez ve böylece, dolaşımdaki yeni antijenlere cevap verebilme niteli­ğindedir. Bu bez, bazı otoimmün hasta­lıklarda rol oynar. Myastbenia gravis has­talığında, timus erişkinde de büyüktür ve bu vakalarda, ameliyatla çıkartılması, durumu oldukça iyileştirir.

  • TİFÜS

    TİFÜS

    TİFÜS
    Bitle taşman ve bundan ötürü, savaş zamanlarında ve çok kalabalık top­lumlarda sık görülen bir hastalıktır.
    Nedeni: Ricketssia prowazeki enfeksi­yonudur. Hastalık, özellikle Doğu’da, Akdeniz kıyılarında, Kuzey Afrika’da ve ayrıca dünyanın her bölgesinde görüle­bilir.

    Belirtileri: Kuluçka devri 5-21 gündür. Baş sırt, kol, bacak ağrıları ve titremeyle ani başlar. Hastalığın dördün­cü günü, “dut döküntüsü” denen deri döküntüsü ortaya çıkar. Bu, büyük papüllü pembe lekeler halindedir ve deri altı pürtüklü gibi görülür. Döküntü, göv­deden, kol bacaklara yayılıp, ikinci haf­tada kaybolur. Ateş 40 derecenin üstü­ne çıkar ve yaklaşık olarak ikinci hafta­nın sonunda, bakterilerin yıkımı sonucu aniden düşer. Tifüs, aşırı bitkinlik ve delirium’a yol açan bir hastalıktır. Ateş süresince, zihin bulanıktır.
    Tedavi: Tetrasiklinler çok yararlıdır. Hastalığın kontrolü, bitlerin DDT ile öldürülmesiyle mümkündür. Tekrarlayan tifüs, Brill hastalığı adını alır. Rickettsia.

    TİFÜS
    TİFÜS
  • TİFO

    TİFO

    TİFO
    Bir barsak hastalığıdır.

    Nedeni: Salmonella typhi (bir gram -negatif bakteri) enfeksiyonudur. Hasta­lık, su ve yiyeceklerin lağımla bulaşması sonucu yayılır, geçtikten sonra (çok ha­fif şeklinde dahi) bakteri, yıllarca safra kesesinde yaşayabildiğinden, böyle bir kişi taşıyıcı olur ve yiyecek dağıtımı gibi bir işle ilgilendiği takdirde de, sağlık şartlarına uyulmayan yerlerde, enfeksi­yon yayılır.
    Belirtileri: Kuluçka devresi 1-2 haftadır. Hastalığın başlangıcı sinsidir. Baş ağrısı, bitkinlik duygusu, baş dön­mesi, kol ve bacak ağrısı, bazen boğaz ağrısı ve öksürük görülür. Klasik işa-retler, burun kanaması ve yüksek ateşe (geceleri daha da artar) eşlik eden nabız yavaşlamasıdır. Birinci haftanın sonun­da, dil. paslanır, yanaklar kızarır, bitkin­lik artar ve deride 3-4 ram. çapında “pembe noktalar” belirir. Bu noktalar 10-12 tane kadar olup, karın ve göğüs derisinde görülür ve 2 gün içinde solup, yeniden belirirler. Bu arada, hastanın durumu ağırlaşır ve “tifo durumu” de­nen hafif bir delirium belirir. Dışkı ve idrarda bol miktarda tifo basili bulun­duğundan, hastalığın bu devresi çok bu­laşıcıdır. Dışkı yumuşar ve bazen bar­sak ülserlerinden gelen kan da dışkıya bulaşır. Bu devrede, barsak delinebilir. Tedavi edilmeden ilerleyen hastalığın so­nucu, ölümdür.
    Tedavi: Antibiyotikler etkilidir ve steroidler, bu etkiyi kuvvetlendirir. Isıda öldürülmüş Salmonella typhi ve Salmo-nella paratyphi A ve B (T.A.B. aşısı) aşıyla, aktif bağışıklık sağlanır, bkz. Gı­da Zehirlenmesi.

    tifo
    tifo
  • TIRNAKLAR

    TIRNAKLAR

    Yüzün bir parçası olmamakla birlikte el tırnaklarının renklendirilmesi de aslında yüz makyajının belirleyiciliği altındadır.

    tirnak

    Zira özellikle ruj rengi ile oje renginin birbirini tutması, hatta bir olması güzelllik kurallarından biri olarak kabul edilmekte­dir. Ancak bu genel kuralı da yine özgürlüğü içinde değerlendirip, uygula­mak gerekir. Zira dudaklar gibi tırnaklar da çeşit çeşit biçimlidirler. Dolayısıyla her renk, her tırnağa gitmez. Örneğin kırmızı rengin koyu ve parlak tonları ince uzun tırnaklarda çok iyi durduğu halde, kısa ve geniş tırnaklarda aynı etkiyi yapmaz ve gereksiz yere dikkatleri çok fazla ellere çekebilir. Oysa kısa ve yayvan tırnaklar esas olarak kısa ve kalın parmaklı elllerde yani bakışları üstüne toplamakta pek bir yarar olmayan ellerde bulunur.Böyle tırnaklar için açık renkler. Hatta beyaz oje parmaklan ince ve uzunca göstereceği, dikkatleri de çok fazla çekmeyeceği için daha uygundur. Elleri kırışmış yaşlı bayanların ise oje yerine yalnızca cila ile yetinmeleri yerinde olur. Eğer sedefli yahut beyaz renk oje değil de renkli bir oje yeğlenmişse bunun rujla aynı renkte olması gerekir. Tabii tırnakların biçimi rujla aynı renk bir oje sürmeye elveriyorsa. Yoksa en iyisi beyazı seçmektir. Birkaç kat sürülecek beyaz oje özellikle kısa ve enli tırnaklara parlaklık kazandıracaktır.

    Renk seçimi kadar önemli bir nokta da tırnakları düzgünce boyamak ve daha bile önemlisi boyanın silinip çıkmamış olması­na çok dikkat etmektir. Kimi kadınlar tırnaklarını iyi boyayamazlar. Ya fazla sürüp etlerine taşınrlar, ya da tam tersine taşırmaktan kaçınmaya çalışırken tırnak diplerine ve yanlara oje sürmezler. Böylece tırnakta boyasız yerler de kalır ve bunlar dikkatli bir gözden kaçmayacak kusurlar­dır. Ama daha da kötüsü tırnakları ojeledikten bir süre sonra -örneğin yirmi-dört saat yahut kırk sekiz saat sonra-tırnağın bazı yerlerinde ojenin kalkıp dökülmesidir. Ortaya yarısı boyalı, yarısı boyasız, badanası dökülmüş duvar gibi bakımsız ve göze oldukça çirkin gelebilen tırnaklar çıkar. Böyle olacağına hiç boyalı olmaması aslında daha iyidir.

    Bu bakım­dan tırnak bakımına dikkat etmek, gerekiyorsa berberde manikür, pedikür yaptırmak ve tırnağın sağlığı açısından arada bir -mümkün oldukça- bir süre hiç oje ya da cila sürmeden hava almasına olanak tanımak iyi olur. Zira tırnak da canlı bir organdır ve dolayısıyla hava almaya canlı, sağlıklı kalması için gereksi­nimi vardır. Tırnağın “ölü” kısmı ancak kesilebilen kısmıdır. Oysa tırnakların boyanırken yalnızca ölü kısmının değil, bütününün kapatıldığı unutulmamalıdır.
    Kuşkusuz bu söylediklerimiz ayak tırnaklan için de geçerlidir. Ve el tırnakla­rıyla aynı rengi taşımaları, özellikle yaz aylarında gereklidir.

  • TIKANMA

    TIKANMA

    TIKANMA(Barsaklarda).
    Nedeni: Tümör, iltihap, barsağın kendi çevresinde düğümlenmesi (volvulus) ya da yapışıklıklar çevresinde dü­ğümlenmesi veya bir fıtık kesesine girip çıkamamasıdır.
    Belirtileri: Birdenbire gelişen tı­kanmada, karında kolik şeklinde sancı, kusma, kabızlık, karın gerginliği ve ba­yılmadır.
    Tedavi: Devamlı kusmayla su ve tuz kaybedildiğinden, hastanın durumu, mi­dedeki maddelerin tüple boşaltılması ve damardan sıvı ve tuz verilmesiyle düzel­tilip, karın açılır ve gereken yapılır. Bir­denbire gelişen tıkanma vakalarında, kasıklardaki fıtık delikleri incelenmelidir, çünkü barsak; bu tür tıkanma ve sıkış­ma sonucu boğulabilir (kanlanamaz) ve acil ameliyatla durum düzeltilmezse, gangren oluşur. Kronik tıkanmalarda ise, tutucu tedavi uygulanabilir. Hastaya mi­de emici tüpü ve damar içi serümlarıyla bir rektum şırıngası uygulanıp, durumu yakından izlenir. Gaz ya da dışkının çıkması halinde, tıkanma yarımdır. An­cak hastanın belirgin şekilde düzelmesi halinde ameliyattan kaçınılmalıdır. Tı­kanmada uygulanan ameliyatlar, kısa devre, kolostomi ve barsağın bir bölü­münün çıkartılması şeklindedir. Tümör­lü vakalarda, kesin bir ameliyat yap­mak mümkün değildir. Genellikle, önce tıkanma çözülür, ileri bir tarihte de, hastanın genel durumu iyileştikten son­ra, tümör çıkartılır.

    Bağırsak tıkanması
    Bağırsak tıkanması
  • Tetanoz

    Tetanoz

    TETANOZ
    Kas sertliği ve spazmlarıyla seyreden bir hastalık Kazıklı humma. Bir enfeksiyon hastalığı olan tetanos merkezi sinir sistemini etkilemektedir.

    Sebepleri

    Clostridium tetani adında sporlu bir basil tetanosun etkenini oluşturmaktadır. Uygun koşullar olmadığında spor biçiminde dinlenme evresine giren bu bakteriler belki de yıllarca sürebilecek bu dönemin ardından uygun koşullarda yeniden etkileşerek ürerler. Bu bakterilerin 10 farklı çeşidi tespit edilmiştir. Bütün bu bakteriler en az ikişer tür zehir üretmektedir. Alyuvarları parçalayıcı etkisi bulunan zehirler klinik olarak fazla önemli değildir. Tetanospazmin adlı diğer zehir ise merkezi sinir sisteminde yayılarak hastalık oluşturabilmektedirler.

    Tetanoz
    Tetanoz

    Bulaşma yolları

    Başta atlar olmak üzere otçul hayvanların sindirim sistemlerinde yaşayan ve dışkıyla atılan bakteriler nedeniyle kırsal kesim yollarındaki tozlar ve otçul hayvanların dışkılarının gübre olarak kullanıldığı tarla ve bahçeler bulaşma ortamları yaratmaktadırlar.

    Eğer toprak, hayvan dışkısı veya başka atıklarla kirlenmiş sivri nesnelerin /kıymıkların sebep olduğu yaralanmalar özellikle en tehlikelileridir. İnsanlar bu hastalıkla önemsiz olduğu düşünülen ve tetanos tehlikesi belirtisi göstermeyen hafif yaralanmalar sonucundan karşı karşıya kalabilirler. Zehir kan yoluyla ilerleyerek bütün dokulara yayılır ve omurilik ve sinir merkezlerinde işlev kaybına yol açarlar.

    Semptomları:

    Huzursuz olma durumu, aşırı duyarlı hissetme, şiddetli baş ağrılarıyla hastalık kendini gösterir. Ağrılı kasılmalar çiğneme kaslarında çenenin kilitlenmesine, buradan yemek borusuna geçerek yutma zorlukları yaşamaya neden olur. 40 °C civarında yüksek ateş ve nabzın hızlanması gibi belirtiler de gözlenir. Gövde ve ense kaslarının sürekli kasılması nedeniyle başın geriye doğru kayması ve gövdenin yay gibi öne doğru çıkması söz konusudur. Kas kasılmaları sürekli olarak devam eder fakat birkaç saniye ve birkaç dakika arası bir sürede şiddetli krizler de yaşanabilir ve bu krizler esnasında bu kasılmalar oldukça şiddetlenir. Rahatsızlığın başlangıcında hasta bilinçlidir ve mental fonksiyonlarını yerine getirebilir fakat ilk belirtilerin üzerinden 3 gün geçtikten sonra kişinin zihinsel etkinlikleri yavaş yavaş işlevlerini kaybeder ve bu durum 1 hafta kadar devam eder.

    Tetanosun Tedavisi

    Yoğun bakımda gerçekleştirilmesi gereken tetanos tedavisinde hastaya sakinleştirici ve havale önleyici ilaçlar verilir ve diğer gerekli önlemler alınır. Penisilin yara kapanana kadar veya herhangi bir yara gözlenmiyorsa 4 gün boyunca uygulanacak ilk antibiyotik tercihi olmalıdır. Bu hastalığa özel olarak uygulanan tedavi yöntemi bağışık insan serumunun kas içine verilmesidir, bununsa dozu yetişkinlerde 5000, çocuklarda 1500 ünitedir. Eğer bağışık insan serumu bulunamazsa hastanın alerjisi olup olmadığı kontrol edilerek 10000 ünite bağışık at serumu verilir. Kişi at serumuna duyarlı ise sığır serumu da kullanılabilir. Tetanos hastalığı hastalık dönemi sonrası bağışıklık bırakmaz, bu yüzden hata aşılanmalıdır.

  • Testis İltihabı

    Testis İltihabı

    TESTİS İLTİHABI. Orşit Nedir?

    Çoğunlukla genç erkeklerde görülen ve testis ve sperm kanallarının iltihaplanması olarak tanımlanan epididimoorşit birtakım enfeksiyonların epididim denilen sperm kanallarına ve testise ulaşmasıyla ortaya çıkmaktadır. Testis iltihabı bulunan bir bireyde testiste şişme meydana gelir ve ağrılar görülür.

    Erkek çocuklarda testis iltihabı kabakulak ve idrar yolu enfeksiyonları neticesinde daha sık görülür. Eğer kişi ergenlik çağından önce kabakulak olmuşsa bu kişinin testislerini %25 oranında etkileyebilmektedir. Ortaya çıktıktan birkaç gün sonra testiste ağrılı şişlikler meydana getiren orşit, iki testisi birden etkilemesi halinde ileride sperm üretimini olumsuz etkileyip kısırlığa sebep olabiliyor.

    Testis İltihabı
    Testis İltihabı

    Eğer hastalık kabakulağa bağlı olarak ortaya çıktıysa tedavi sadece ağrının kesilmesine yönelik gerçekleştiriliyor. Kabakulak ve idrar yolları enfeksiyonları dışında orşiti tetikleyen bir diğer hastalık ise tüberküloz. Sperm kanallarına kan ve idrar yoluyla nüfuz edebilen tüberküloz ana sperm kanalı vaz deferensin tıkanmasına, dolayısıyla da kısırlığa yol açabiliyor. Genel olarak nedenleri tespit edilemeyen orşitin oluşmasına sebep olan bir diğer faktör ise idrar yolu enfeksiyonu. Testislerinde ağrılı şişlikler bulunan bireylerde ilk olarak idrar testleri yapılmalıdır.

    Testisin tümör ve torsyon gibi öteki birtakım hastalıklarını ortaya çıkarmak için ultrasonografi tekniği uygulanıyor. Çünkü orşitle en fazla karıştırılan hastalık olan testis torsyonu testisin kendi etrafında dönerek damarları sıkıştırmasına ve de dolayısıyla testis kanlanmasının aksamasına sebep oluyor. Tedavinin düzgün biçimde ilerleyebilmesi için orşit ve torsyonun birbirinden mutlaka ayrılması gerekmektedir.

    Bir yandan orşit için ilaç tedavisi devam ederken diğer yandan torsyon hastalığının hemen ameliyat edilmesi ve testislerin olması gerektiği konuma göre düzeltilmesi gerekmektedir. Orşit hastalığının kesin tanısı durumunda 1-2 hafta süreyle kinolon gurubu antibiyotikler hastalığın tedavisinde kullanılıyor. Orşit çok önemli bir hastalık olduğu için testis de görülen anormal ağrı ve şişlik durumlarında acil olarak üroloji uzmanına danışmak gerekiyor.

  • TEST YEMEĞİ

    TEST YEMEĞİ

    TEST YEMEĞİ
    Mide fonksiyonunu in­celeyebilmek amacıyla verilen yemektir. Bilinen nitelik ve nicelikteki yemek, mi­dede belirli bir süre bırakılır ve bir mide tüpü aracılığıyla, emilip yeniden dışarı­ya çıkartılır. Günümüzde, yiyecek kul­lanılmaz, mide salgısını uyarmak ama­cıyla histamin zerk edilir ve mide sal­gısı, incelenmek üzere, emilir. Bununla birlikte, midede hidroklorik asit salgı­sının olup olmadığı, mide tüpü olmak­sızın da anlaşılabilir. İyon değiştirebilen, kininli bir madde, ağızdan verilir. Mi­dede serbest hidroklorik asit varlığında, bu maddenin kinini açığa çıkar ve ye­rini asitin hidrojeni alır. Şimdi bir his­tamin zerkine yapılır ve belirli bir süre içinde, idrarla çıkan kinin ölçülüp, bu­na göre midede serbest hidroklorik asit miktarı saptanır. Bu yöntemle mide, tü­pü yutma gibi rahatsız edici bir işlem­den kurtulunur. Bu deneyin daha geliş­tirilmiş bir şeklinde, mide salgısını uyar­mak için, kafein sodyum benzoat tablet­leri ve mavi renkli test tanecikleri yut­turulur. (Diagnex mavisi azuresin teşhis deneyi).

  • TER

    TER

    TER. Ter, vücut yüzeyinde, dağılmış olan ufacık ter bezlerinin salgısı olan sulu bir maddedir. Her gün, deriden yarım litreyi aşkın su, fark edilmeksizin buhar­laşmaktadır. Vücut içi ya da dışının ısı­sı yükseldiğinde, terin, fark edilecek şe­kilde, vücut yüzeyinde belirdiği ve bu­radan . buharlaştıkça vücut yüzeyini so­ğuttuğu görülür. Bu, vücut ısısını değişmez tutan en önemli mekanizmadır. Ku­ru bir atmosferde, bu yolla vücut ısısı 37 derece iken, deri ısısı 35 derecede tutulabilir. Ter bezleri, sempatik sinir sis­teminin kontrolundadır. Bu sistemin si­hirleri, görevlerini, uçlarında salgıladık­ları asetilkolin aracılığıyla gerçekleştir­mektedir. Terlemenin merkezsel kontro­lü, beyin tabanındaki hipotalamustadır. Ter, içinde % 0,5 katı madde bulunan sudur. Terde, sodyum klorür bulundu­ğundan, aşırı terlemelerde, suyla birlikte tuz tabletlerinin alınması gerekir. Ağız­dan indigo alındığında, ter maviye bo­yanır.

    koltuk altı terlemesiSabun ve tuvalet malzemesi yapımcı­ları, ter ve apokrin bezlerin salgılarının (apokrin bezleri, ter bezine benzeyen, fakat daha koyu kıvamda bir madde salgılayan, koltuk altı, dış kulak yolu ve perine’de bulunan büyük bezlerdir), kö­tü koktuğunu ve bu salgının önlenme­sinin ya da bu bölgelerin hemen yıkan­masının gerekli olduğunu, hatta ağızdan klorofil alınmadığı sürece vücudun kötü kokacağını öne sürmektedir. Çok sey­rek vakada, vücut kokusunun kötü ola­bileceği bir gerçekse de, terle apokrin salgıların kokusunun, cinsel anlamda, parfümlerden daha etkileyici olduğu ha­tırlanmalıdır.

    Niçin Terleriz ?

    Vücudumuz çok ısındığı zaman terlemek suretiyle serinler. Sağlığımız ve rahatımız için terlemek çok yararlıdır. Deri altı bezlerinin hazırladığı ter, deri deliklerinden dışarı çıkar.Vücudumuzun iyi çalışması için vücut ısısının da normal kalması gerekir. Hızlı hareketlerle vücudun ısısı arttığı zaman vücut bu ısıyı atmak ister.

    İşte o zaman deri altı bezleri içinde bazı tabii atıklar da bulunan tuzlu bir sıvı çıkarır. Biz buna “ter” diyoruz. Derinin yüzeyine yayılan ter buharlaşır ve böylece ısının büyük bir bölümünü atar. Böylece vücut serinler ve yavaş yavaş normal ısısına kavuşur.

  • Tansiyon

    Tansiyon

    TANSİYON
    Kan Basıncı anlamına gelir.

    Kalbin vücudumuzdaki kan dolaşımını sağlaması için gereken güce tansiyon adı verilir. Kanın kalp tarafından sol kalpten vücuda pompalanırken gereken güce büyük tansiyon veya birinci tansiyon denir.

    Kalp tarafından kan pompalanması sona erdiğinde damarlarımızda oluşan basınç ise küçük tansiyon veya ikinci tansiyon olarak adlandırılır.

    Yüksek Tansiyon Dünya Sağlık Örgütü’ne ve gerçekleştirilen birtakım bilimsel çalışmalara göre yüksek tansiyonun sınırı insanın yaşına bağlı olarak değişmektedir. Normal olarak orta yaşlı insanların büyük tansiyonunun en çok 160 mmhg ve küçük tansiyonunun ise en çok 85 mmhg olması gerekmektedir. Eğer kişi yorgun değilken tekrar edilen ölçümler sonucunda sürekli verilen değerlerden daha büyük değerler ölçülüyorsa, kişide yüksek tansiyonun olduğunu söyleyebiliriz. Kişide genellikle herhangi bir belirti göstermeyen yüksek tansiyonun nedenleri mutlaka araştırılmalıdır ve terapisi sağlanmalıdır. İyileşme uzun vadede mümkündür. Fazla kilolar, böbrek işlevlerinde bozukluk, hormonal hastalıklar ve kalp rahatsızlıkları yüksek tansiyonun önemli nedenlerindendir.

    Yüksek Tansiyonun İşaretleri:

    Baş ağrıları, kişinin başının dönmesi, mide bulantıları kulak çınlaması, burnun kanaması, kalp ağrıları yüksek tansiyonun işaretleridir.

    Yüksek tansiyon nasıl tedavi edilir?

    Yüksek tansiyon rahatsızlığınız varsa korkmayın, bu rahatsızlığınızın çareleri günümüzde mevcuttur. Fazla kiloların atılması, alkol ve sigaranın bırakılması en önemli tedavi yöntemleridir. Fazla kiloların atılması durumunda tansiyon hala aynıysa ilaçla tedavi yöntemine geçilir. İlaç tedavisi sırasında rahatsızlığınız sona erse bile doktorunuzun bilgisi dışında ilaçlarını bırakmamanız gerekmektedir. Genelde yüksek tansiyon diyet tedavisiyle giderilmeye çalışılmaktadır ancak eğer tansiyon çok yüksekse ve vücudun kimyasal ve yapısal hastalıklarından ileri geliyorsa hem diyet hem de ilaçla tedavi şekli eşzamanlı uygulanır. Kesin bir tedavi şekli ve nedeni bilinmeyen yüksek tansiyonun önüne geçmek ancak ömür boyu gerektiği gibi beslenmekle mümkündür. Eğer yüksek tansiyonun fazla kilodan ileri geldiği tespit edilmişse en faydalı olacak terapi şekli hastanın kilo vermesi olacaktır. İlaç tedavisi verilen fazla kilolu hastaların ilacın etkisini arttırabilmeleri için yine kilo vermeleri gerekmektedir. Damarların sertliği, beyin kanaması gibi önemli rahatsızlıkların en önemli nedeni tansiyondur.

    Düşük Tansiyon

    Sol kalp kanı vücuda pompalarken eğer basınç düşükse düşük tansiyon söz konusudur. Genel olarak, yapılan ölçümlerde büyük tansiyonun 120’den küçük, küçük tansiyonun 80’den küçük olması gerekmektedir. Sebepleri çok çeşitli olan düşük tansiyon genellikle insanın vücut yapısına bağlaı olarak gerçekleşir. Ani ayağa kalkmalar, beyinde ur olması, kalp kaslarının zayıflaması, aort kapakçığının işlevlerinde bozukluk, böbrek üstü bezinin işlevlerinde bozukluk ve hormonal rahatsızlıklar tansiyonun düşmesine neden olabilir.

    Düşük Tansiyonun İşaretleri

    Baş dönmeleri
    Ani bayılmaların yaşanması
    Fazla terleme
    Mide bulantısı
    Halsizlik, yorgunluk hissi gibi yüksek tansiyonun işaretleri görülür.

    Düşük Tansiyon Nasıl Tedavi Edilir?

    İnsanların vücut yapılarından kaynaklanan tansiyon düşüklüklerinde hastaların sportif faaliyetlerde bulunmaları (yüzmek, bisiklete binmek vb), eşzamanlı sıcak ve soğuk duş almaları, tuzlu sıvılar (tuzlu ayran gibi) almaları tavsiye edilir.

  • Talipes ( Düşük Ayak) Sendromu Nedir?

    Talipes ( Düşük Ayak) Sendromu Nedir?

    Talipes ( Düşük Ayak) Sendromu Nedir?

    Ayağın bilek kısmındaki eklemlerden sarkarak gevşemiş bir şekilde sarkıp ayağın yukarıya kaldırılamaması halidir. Bu durumda ayak ya kısmi ya da tamamen yukarıya kalkma yeteneğini kaybeder. Düşük ayak hastalığı, günlük yaşamı olumsuz yönde oldukça fazla etkileyen bir durumdur ve bir an önce tedaviye başlanmalıdır. İzlenecek tedavi yöntemi oldukça iyi bir şekilde araştırılmalı en uygun tedavi yöntemi belirlenmelidir.

    Düşük ayak hastalığında merdiven inip çıkarken ve özellikle yürürken ayağın yere sürtünmesi söz konusudur. Bir hissizlik ve ayağı yeteri kadar kontrol edememeden kaynaklı bir sorundur. Düşük ayak hastalığına yakalananların ayakkabısız olarak yürümesi mümkün olmaması ile birlikte ayakkabısız yürünmesi durumunda ayak burkulmalarına neden olabilmektedir. Ayrıca ayakkabı olarak topuklu ayakkabılar da kullanılamamaktadır.

                    Düşük Ayak Hastalığına Sahip Olanların Karşılaşabileceği Durumlar Şunlardır;

    •                 düşük ayak-Ayak eklemlerinde kireçlenme
    •                 – Parmak şekillerinde bozukluk
    •                 -Ayağın değişik yerlerine sürekli baskı nedeniyle meydana gelen yara ve nasır oluşması
    •                 -Hasta olan ayağın sağlam ayağa göre küçük kalması
    •                 -Yürüyüş bozukluğundan kaynaklanan bel, sırt, kalça ağrıları
    •                 – Yürüyüş ritmi bozukluğundan kaynaklanan vücudun yana doğru eğrilmesi, duruş bozukluğu
    •                 -Baldırlarda meydana gelecek olan gerginlik ve kasılma

    Günlük hayatın kalitesini oldukça fazla bir şekilde olumsuz etkileyen bu durumu ortadan kaldırmak ve yaşamı kaliteli kılmak için tedavi olunmalı gerekli tedavi yöntemleri uygulanarak bu durum ortadan kaldırılmalıdır. Ayrıca bkz Düşük Ayak