Kadınlar Sitesi, Gebelik, hamilelik, doğum

Yazar: 13eta

  • VARİS

    VARİS

    VARİS.
    İki kadından birinde ve 40 ya­şını aşkın erkeklerin de dörtte birinde varis oluşmaktadır.
    Nedeni:
    Bu olay, gerçekte, insanın ayakta durmasının cezasıdır; çünkü, an­cak bu durumda kanın, yerçekimine kar­şı bir yönde, kalbe dönmesi sorunu or­taya çıkmaktadır. Normalde, kanın bu geriye dönüşü, bacak kaslarının kasıl­masıyla kanı yukarı doğru pompalamış olması sonucu gerçekleşir. Aynı zaman­da, toplardamarlar içindeki kapaklar da sağlam olmalıdır, çünkü bunlar, tek yön­lü açıldığından, kanın gereken yönde gitmesini sağlar. Kapak yetmezliğinde, toplardamarlar genişler ve içlerindeki kan ilerleyemez. Bu duruma, “varislesme” adı verilir. Bunların oluşmasında etken olan faktörler, gebelik, kabızlık, pelvis içinde toplardamarları tıkayan herhangi bir olay, uzun süre hareketsiz, ayakta durmayı gerektiren mesleklerdir (dişçilik, berberlik, vb…) gibi.
    Belirtileri:

    varis
    varis

    Etkilenen toplardamar­lar, derin olanlar değil, derialtmda gö­rülen, yüzeysel safen sistemi toplarda­marlarıdır (bkz. Safen Toplardamarları). Bunların kapaklarının yetmezliği sonu­cu, bacaklarda ağırlık ve yorgunluk his­si, ayak bileklerinin şişmesi, sık görülen deri döküntüleri, ülserler ve flebit ortaya çıkar. bkz. Tromboflebit.

    Tedavi:
    Yaşlılara ve ameliyat edile­meyecek durumda olanlara ya da ame­liyatı istemeyenlere, esnek çoraplar, ve­ya bandajlar salık verilebilir. En uygun tedavi, cerrahîdir ve üç tür cerrahî gi­rişimden söz edilebilir: Zerk, kesip bağ­lamak, bağlayıp toplardamarı yüzerek çıkartmak. Zerk yönteminde, bir kuru­tucu, büzücü solüsyon toplardamar içine zerk edilir. Bu, bir pıhtı oluşturduğun­dan, kan yolunu değiştirip etkilenmemiş toplardamarlara yönelir. Hafif vakalar­da, bu girişim etkili olmakla birlikte, aynı varisleşme tekrarlayabilir. Soymak yüzmekten kastedilen, kasıktan, ayak bileğine kadar toplardamar içinden uzun bir tel geçirmek, toplardamarı sıkıca bu tele bağlayıp, çekip çıkartmaktır. Bu, et­kili bir ameliyattır. Kesip bağlamak, bu kadar etkili değildir. Burada, asıl safen toplardamarıyla, dalları bağlanıp, kasık­ta birbirlerinden ayrılır ve toplardamar­lar boyunca kesitler yapılıp, derin ve yüzeysel toplardamarları birleştiren da­marlar bağlanır, bkz. Toplardamarlar.

  • Valgus

    Valgus

    Valgus Nedir?

    Genu valgum, X-bacak de­mektir.   Valgus, hallugs valgus adıyla da bilinir. Başparmak çıkıntısı anlamına gelir. Ayak başparmak bölgesinde görülen şekil bozukluğu, başparmak bölgesinde görülen bir çıkıntıdır. Değişik rahatsızlıklara neden olmaktadır. Bu rahatsızlıkların başında şiddetli ağrı gelir. Halluks valgus hastalığı birinci tarak kemiği parmakla eklem bölgesinde olan iç kısımda olan kemik çıkıntısıdır. Bu hastalık zaman içerisinde ilerleme gösterebilmektedir. Eskiden uzak doğulu kadınlarda bu hastalık daha çok görülür ve bu nedenle ayakkabı olarak ayak başparmakları yan tarafında oluşan çıkıntıyı gidermek için ayaklarını sıkıştırıp düzleştirecek düz ayakkabı giyilirdi. Günümüzdeki kadınlar bu yönden daha şanslı sayılmaktadırlar çünkü böyle bir muameleyle karşı karşıya değildirler.

    Valgus’un Nedenleri Nelerdir?

    Günümüzde her ne kadar ayakkabı giymeyen toplum kalmasa da ayakkabı giymeyen toplumlarda bu hastalığa daha çok volgusrastlanmaktadır. Moda ayakkabı giymeyi tercih eden kişilerde özellikle sivri uçlu, yüksek topuklu ayakkabı giyen kişilerde bu hastalığa daha çok rastlanmaktadır. Özellikle bayanların çoğu gerek iş yaşamlarında gerekse de özel hayatlarında daha şık görünebilmek için bu tarz ayakkabılar giymeyi tercih etmektedirler. Bu nedenle bayanlarda oldukça çok görülmekle birlikte her hastalıkta olduğu gibi bu hastalıkta da genetik yatkınlık söz konusudur. Ayaklarda yanlış ayakkabı seçiminden kaynaklanan aşırı derecede uygunsuz basınç ve sürtünme bu hastalığa neden olur.

    Ayaklarımız vücudumuzun ağırlığını taşıma yönünden oldukça önemli bir role sahiptir. Sağlıklı ve rahat bir yaşamın olmazsa olmazları işte bu sağlıklı ayaklardan geçer. Ayaklara son derece dikkat edilmeli ve uygun ayakkabı seçimi yapılmalıdır.

  • Ürtiker

    Ürtiker

    ÜRTİKER. (Kurdeşen).
    Ciddi bir deri hastalığıdır. Günümüzde oldukça sık rastlanır. Bu yazımızda bu hastalığı enine boyuna inceledik, belirtileri, tedavisi, teşhisi ie ilgili ayrıntılı bilgiler verdik.

    Öyle ki hiç sağlam deri aralıkları bırakmaksızın tüm deriye yayılan bir kırmızılıkla beraber düzensiz geniş soyulma alanlarının bulunduğu deri kızarıklığı.

    Ürtikerin nedenleri

    Ürtikerin en ilgi çekici yanı, sebepleridir. Kurdeşenin pekçok sebebi vardır:

    zehirleriyle etkiyen bazı canlılar (denizanası, örümcek, birçok böcek);

    öz sularıyla etkiyen bazı bitkiler (sarmaşık, ıtır çiçeği, mazı ağacı, ısırgan otu);

    temas edildiğinde dalayıcı olan kimyasal maddeler (formol, ipeka, yerel uyuşturucular);

    bazı besin maddelerinin yenmesi (çilek, çikolata, kabuklu deniz hayvanları, av hayvanları, yumurta, balık, domuz eti);

    bazı asalaklar (şerit) ya da enfeksiyon hastalıkları (karaciğer köpek kisti);

    fiziksel etkenler (sıcak, soğuk, morötesi ışınlar);

    fizyolojik durumlar (çaba harcama, yorgunluk, heyecan, âdet görme ya da yaşdönümü durumu, hormon bozuklukları).

    Isırgan otu gibi kimi bitkiler, her zaman ısırgan otu yarası türünde bozunlar meydana getirirler. Çok sayıda başka bitkisel madde de bağışıklık mekanizmasıyla etki eder. Bir ya da daha çok değişik antijene karşı duyarlığa sebep olan bir antijen-antikor çatışması meydana gelir. Bu antijen antikor tepkimesi, ciltte histamin gibi kaşıntı yapan maddeler meydana getirir. Serotorin de işe karışabilir. Günümüzde, olayı başlatan maddenin histamin değil, asetilkolin olduğu anlaşılmıştır.

    Ürtiker
    Ürtiker

    Kurdeşen Hastalığının Teşhisi:

    Belirtiler

    Temel bozun hafifçe kabarık, pembe renkli bir küçük deri çıkıntısıdır. Bu küçük deri çıkıntılarının pek çoğu birleşerek kabarık, iyice sınırlı, açık pembe ya da süt beyaz renkte, kırmızı bir bölgeyle çevrili, yuvarlak veya çok evrimli bir kızarıklık oluşturur. Bu sert plaklar geniş geometrik şekillerde düzenlenir. Kaşıntı ve yanmalar ile beraberlerdir; kimi zaman plaklar dışında yerleşen bu belirtiler, küçük deri çıkıntısının meydana gelişine öncülük eder ve onun kaldığı süre devam ederler. Hafif veya tersine çok önemli ve hasta için dayanılmaz olabilirler.

    Bazı hastalarda bir bölgede veya temas yerinde sınırlı kalan plaklar, öteki hastalarda genelleşebilirler. Bozunlar ya seyrek ve dağınık veya sık ve şiddetli olurlar ve her daim aralarında sağlam deri aralıkları bırakırlar.

    Genellikle ateş ve rahatsızlık duygusu bulunmazsa da, ciddi şekillerde görülebilir, hattâ eklem veya karın ağrılarıyla beraber olabilirler.

    AYIRICI TEŞHİS

    Özellikle olağandışı, kanamalı, sıvı dolu büyük kesecikli ya da pigmentli biçimlerin teşhisi güçtür; çünkü purpuraya, değişik biçimler alabilen döküntüye ve pigmentli kurdeşene benzerler.

    Çok ender görülen derin kurdeşen, düğümlü kızartıyı, küçük deri çıkıntılı kurdeşen ise, ilaç kökenli bir döküntüyü anımsatır.

    Deri çizildiğinde görülen deri tepkileri de ayırdedilmelidir. Bu olay, bazı kişilerde derinin ovalandıktan 1-5 dakika sonra kabarıp kızarması ve genellikle bir çeyrek saat sonra normale dönmesiyle yansıyan sürekli bir deri özelliğidir. Niteliği belirsiz olan bu olay, çeşitli uyarıcı etmenlerin etkisiyle deride histamin açığa çıkmasına uyar. Çoğunlukla sinirli ve hormon bozuklukları olan kadınlarda görülür.

    TEDAVİ

    Bir yandan kurdeşen sendromu tedavi edilirken, öte yandan da (gerekiyorsa) hastalık nedenleriyle savaşılmalıdır.

    Hastalık, yerel tedaviden oldukça etkilenir: Hastayı rahatlatan sirkeli su, katranlı ya da mentollü eriyikler uygulanması.

    Bu yerel tedaviyle, histamin karşıtı ilaçlardan ve şiddetli ivegen biçimlerde kortizon tedavisinden oluşan genel tedavi birleştirilebilir. Ağız yoluyla verilen kortizon, ciddi biçimlerde (Quincke ödemi) acil olarak damar yoluyla verilebilir.

    Sebeplere yönelik tedavide alerjiye yolaçıcı etmenle savaşılır. Bu etmenin ortadan kaldırılması, özgül duyarsızlaştırma ve olası enfeksiyon odaklarının araştırılması, doğrudan doğruya etkili yöntemlerdir.

    Ayrıca, özgül olmayan duyarsızlaştırma yöntemi de denenebilir. Öte yandan, olası barsak ya da. hormon bozuklukları tedavi edilmelidir. Kaygı giderici, ruhsal durumu düzeltici ilaçlar, barbitürik asit türevleri ve yatıştırıcılar, uygun biçimde kullanıldıklarında büyük yarar sağlarlar.

  • ÜRETRA

    ÜRETRA

    ÜRETRA.

    İdrar torbasından vücut dı­şına açılan ve idrarın dışarı atılmasını sağlayan tüp. Bu bölgenin birkaç has­talığı sayılabilir. Üretra iltihabı, üretrit adını alır ve bunun en sik rastlanan ne­deni, belsoğukluğudur. Diğer üretrit ne­denleri, üretradan alet sevk edilmesi, ya da idrar akıtmak için, burada bir süre sondanın bırakılmış olmasıdır. İltihap sonucu, üretra’da yozlaşma ve bundan ötürü, daralmayla, idrar akımının en­gellenmesi görülebilir. Bu tür daralma­lara, kadınlarda ender rastlanır. Erkek­te daralma, iltihap ya da yaralanmayı izler. Bazen çocuklarda, doğuştan darlıklar görülürse de, bunlar dış ağıza ya­kın olduklarından, tedavileri kolaydır. İltihabı darhklarsa, çeşitli girinti çıkıntı meydana getirebildiğinden ve darlık çok fazla olabileceğinden, buradan alet ge­çirmek dahi çok zorlaşabilir. Darlık çev­resinde, deriden dışarı açılıp, üretrayla, perine derisi arasında fistül oluşumuna yol açan abseler belirebilir. Uygun dar­lık vakalarında, tedavi, yalnız buji ya da sondayla genişletmekten ibarettir. Di­ğer vakalarda, ameliyat gereklidir. Her vakada, belirli aralıklarda sonda konup, darlığın yeniden ortaya çıkıp çıkmadığı kontrol edilmelidir. Erkekte, üretra ya­ralanmaları olabilir ve yırtılmış, parça­lanmış bölgeden sonda sokularak, açık ya da kapalı ameliyatla veya idrar torba­sını, iyileşme gerçekleşene kadar, karm duvarı yoluyla dışarı boşaltarak, tedavi edilir. Bundan sonra, daralma oluşması­nı önlemek için belirli aralıklarla üretra genişletilmelidir.

    uretra
    uretra
  • ÜLSERATİF KOLİT

    ÜLSERATİF KOLİT

    ÜLSERATİF KOLİT.
    Kolon (bkz.) ve rektumun kronik ütihap ve ülserasyonudur (yaralanmasıdır). Nedeni: Bilinmemektedir. Belirtileri: Genellikle genç eriş­kin olan hastada, ishal ve barsaktan ka­namayla birlikte bazen görülen kabızlık belirir. Zamanla, ishal başlıca belirti ha­line gelir, karında ağrı ve duyarlık var­dır ve durumun ağır olduğu hallerde su kaybı, damardan sıvı verilmesini gerek­tirecek niteliktedir. Hastalık, zayıflatı­cı, çalışmayı önleyicidir; hasta kendisiyle aşırı ilgilenmeye, endişe ve depresyon belirtileri göstermeye başlar. Arada iyi­leşme devreleri olabilirse de, hastalık kronikleşip, tekrarlayabilir.
    Tedavi: Tam yatak dinlenmesi ve yüksek proteinli beslenmedir. Ağır kan­sızlık varlığında, kan nakli gerekir ve besinlere demir eklenir. Kalıcı lavman halinde kortikosteroidler verilebilir. De­vamlı bir cevap alınamazsa, hasta barsak bölümünün çıkarılıp, yapay anus ya­pılması (ileostomi) gerekebilir; çünkü,ileostomiyle rahatça yaşanabildiği halde, ülseratif kolitle yaşamı sürdürmek he­men hemen çok güç olabilir.

    kolit
    kolit
  • ÜLSER

    ÜLSER

    ÜLSER.
    Bir epitel yüzeyindeki, deri ya da mukoza altı dokuları açıkta bırakan kronik yaradır. Ülser, çeşitli faktörlerin bir araya gelmesiyle oluşur. Bunlar, do­laşım ya da boşaltım yetersizliği, enfek­siyon, ısı, soğuk, kimyasal maddeler, ba­sınç, ışınlanmanın neden olduğu yıkım, habis tümörler ve sinir sistemi hastalık­larıdır. Son sayılan neden, ağrı duyu­sunun yok olmasıyla etkisini gösterir, çünkü, bu duyunun yokluğunda, deride sık, ufak yaralanmalar gerçekleşir.

    ÜLSER
    ÜLSER

    Ül­ser örneklerine gelince: Varis ülserlerin­de nedenler, yetersiz dolaşım ve drenaj­la, yaralanmadır. Siflitik ülser, Trepone ma palladium enfeksiyonu sonucu or­taya çıkar. Kemirici ülseri’nde neden, basal hücreli karsinom adlı habis tümör­dür. Delici ülser (ayak tabanının) mer­kez sinir sisteminin, frengi sonucu yıkı­ma uğramış olması sonucu, ayak taba­nındaki duyu hissinin yitirilmiş olması­na dayanır. Yatak yaraları’nda neden, basınç, yetersiz dolaşım ve drenajdır. Ülser tedavisi, nedenin yok edilmesine dayanır. Bu gerçekleşemezse, ülser de iyileşmez. Habis ülserlerde, tümörle bir­likte, ülserli bölge de çıkartılmalıdır. Bazı vakalarda, derialtı dokularıyla, ül­ser çevresini yapan deri kenarlarının aşı­rı yıkımı, ülserin iyileşmesini olanaksız kılmaktaysa, buraların kesilmesi ve yeni deriyle aşılanması uygundur. Ülser, ne­deni antibiyotiğe duyarlı bir mikroorganizma enfeksiyonu (örneğin, frengi) olmadığı takdirde, antibiyotikler etkisiz­dir.

  • UYUZ

    UYUZ

    UYUZ.
    Bir deri hastalığıdır.
    Nedeni: Sarcoptes scabiei enfestasyonudur.
    Belirtileri: Hastalığın en tanıtıcı özelliği, çok rahatsız eden kaşıntıdır. Hastalık etkeni, doğrudan dokunmayla bulaşır (bazı vakalarda, uyuz, bir zührevi hastalıktır). Sarcoptes scabiei, de­ride 1/2 cm. boyunda tüneller açar ve bunların deri ucunda ufak bir sivilcey­le birlikte, küçük bir nokta şeklinde, böceğin kendi bulunur. Bu tünellere, parmak kenarlarında, bileklerde, penis­te rastlanabilir. Penisteki tüneller, fren­gi yarasıyla karıştırılmamalıdır. Tünel içine, dişi Sarcoptes, yumurtalarını bıra­kır. Böcekler, ısındıkları zaman, deri yüzeyinde gezinir ve özellikle deri ısın­dığı zaman şiddetli kaşıntıya yol açar­lar. (Uyuz böceklerinin yumurtadan çık­masıyla, erişkin hale gelmesi arasında, yaklaşık olarak bir hafta süre vardır). Bu kaşıntıdan ötürü, hastanın el bilek­leri, dirsekleri, beli, koltuk altlan, seks organları ve sırtında (yüz ve boyunda olmaz) septik kaşıntı izleri bulunur.
    Tedavi: Hasta, ılık suda yıkandık­tan sonra, deriye benzil benzoat emül­siyonu sürülür ve bir gün bırakılır. Er­tesi gün, bu tedavi tekrarlanır. Hastaya yakın bulunanlara da aynı tedavi uygu­lanmalıdır.

    uyuz
    uyuz
  • UYUYAMAMAK

    UYUYAMAMAK

    UYUYAMAMAK.
    İnsomnia. Ya­tar yatmaz uyuyamamak, çok erken uyanmak, kişiyi dinlendirmeyen rahatsız uyku, korkunç rüyalı, kâbuslu uyku şek­linde belirebilir. Vakaların çoğunda, ne­deni psikolojiktir. Bazen, zihin çalışması üzerindeki kontrolün kalkması korkusu, neden olabilir, bazen de, endişe ya da üzüntü, uykuya engel olur. Özellikle ka­fasıyla çalışanlarda, beyin bütün gün boyunca o kadar fazla işler ki, gece, dü­şüncelerin pek karamsar olmamasına rağmen, beyin çalışmaya devam eder ve kişi uyuyamaz. Yatağa yatanın düşün­celeri (genellikle, çocuklarda) gelecek güne ilişkin umutlara yönelir. Buna kar­şılık, üzüntü, uykunun başlıca düşmanı­dır. Ağrı ve uyarıcı ilaçların uykuyu en­gellediğini söylemeye gerek yoktur. Bazı organik sinir hastalıklarının uykuyu ön­lediği bilinmektedir. Ayrıca, uykusu çok hafif olanları, dolu mide, soğuk ayak, gürültü gibi etkenler de rahatsız eder.

    UYUYAMAMAK
    UYUYAMAMAK

    Uykusuzluk tedavisi, uykusuzluktan zarar gelmeyeceğinin bilinmesine daya­nır. Vücut, kendi kendini ayarlayan bir mekanizmaya sahiptir ve genellikle her­kes, yeteri kadar uyku alabilmektedir. Kabızlıkta olduğu gibi kişi, belirli bir olayın kendine zararlı olduğuna inanır­sa, gerçekten, bazı kötü etkiler hissedil­meye başlayabilir. Bu duygu da doğal olarak, kişiseldir. Uykusuzluğun, delili­ğe yönelttiği de gerçeğe uymayan bir inançtır. Uykusuzluk, endişenin belirtisi­dir, nedeni değildir ve birçok ünlü kişi, yaşamları boyunca az uyuyabilmiştir. Ba­zıları, hiç uyku uyumadıklarını iddia ederler. Kuzey İtalya’da yaşamış ve 80 yaşında ölmüş olan Dr. Pavoni, uyku­suzluğundan ötürü, geceleri de çalışa­rak büyük bir servete kavuşmuştur. Uy­kusuzluğun tedavisi, nedeninin tedavisi­dir. Hafif vakalarda, geceleri ılık, yatış­tırıcı bir içki içmek, ılık, ağır olmayan örtüler kullanmak, geceleri zihin çalış­ması yapmamak, geç saatlerde çay ya da kahve içmemek ve uyuyup uyumama­ya aldırmamak, yeterlidir. Yatarken, eğ­lendirici bir kitap okumak da uykuyu getiren bir faktördür. Ağrı gibi tıbbi ne­denlerin uykuyu önlemesi halinde, dok­tora başvurulmalıdır. Genellikle, gerçek­ten hasta ya da yaşlı olmadıkça, uyku ilacı kullanmak gereksizdir (ama yine de, burada çok kısıtlayıcı olmak doğru değildir. Dik viski gibi doğal hipnotikler (uyku ilaçları) zararsızdır. Ağır uy­kusuzluk halinde sayılan önlemler yeter­sizse ve durumun kökünde psikolojik sorunlar varsa, doktora danışmak uy­gundur.

  • UYLUK KEMİĞİ

    UYLUK KEMİĞİ

    UYLUK KEMİĞİ (Femur).
    Üst bacak kemiğidir. Vücuttaki en büyük ve en kuvvetli kemiktir. Üst ucunda, pelvis’in acetabulum adı verilen girintisi içinde eklem yapar. Alt ucu, alt bacağın bü­yük kemiği olan tibya ile, dizde eklemleşir. Diz ekleminin ön yüzünde diz kapağı kemiği vardır. Diz eklemi, tek ek­senli bir eklemdir. Gövdenin ayak üze­rindeki dönme hareketi ise, kalçada olur. Femur başı ve boynu ile femur cismi arasında 125 derecelik bir açı vardır ve dönme, femur başı ile alt ucunu birleş­tiren eksen üzerinde taşınmaktadır. Femur’un en çok kırılabilen yeri, boynu­nun, femur başı veya cismi ile birleştiği bölgeleridir. Gençlerde bu tip kırığa pek rastlanmaz, çünkü boynun iç bölümü ve femur cismi, kuvvet çizgileri boyunca, kaim kemik dokusuyla sağlamlaştırılmış­tır. İleri yaşlarda ise, kemik esnekliğini kaybettiğinden, önemsiz bir düşme sonu­cu dahi, femur boynu kırılabilir.

    Uyluk Kemiği
    Uyluk Kemiği

    Burada tedavi şekli, içten tespittir: Femur başı, özel bir çiviyle yerine tespit edilir ve hasta, hemen yürüyebilir (böylelikle, yaşlı bir kişinin uzun süre yatırılması ve bunun sakıncaları önlenmiş olur). Femur cismi kırığı, çok ciddi bir kırık olup, genellikle çok şiddetli bir darbe sonucu görülür. Bu durumda, bacaklar birbirine bağlanıp, hasta, mümkün olan süratle hastaneye götürülmelidir, çünkü bu kırıkla birlikte bir şok görülmesi söz konusudur. Bunun tedavisi, çekme ile­dir ve epey zaman alır (3 ay yatakta ve yaklaşık olarak 6 ay alçıda yürüme şek­linde olduğundan, kişi, ancak 9 ay son­ra iş görebilir). Bütün bu tedavi süre­since, kas ve eklemleri hareket ettirici egzersizler yapılmalıdır; aksi halde ba­cak zayıflar ve bükülmesi çok güçleşir.

  • Uyku ilaçları

    Uyku ilaçları

    Uyku İlaçları

    Asıl hedefi beyne etki ederek normal özelliklerde bir uykunun sağlanması ve sağlanan bu uykunun kişinin yeteri kadar dinlenmesini sağlayacak nitelikte devam ettirilmesi olan tıpta hipnotik adı verilen uyku ilaçlarından beklenen daha uzun süre, derin ve kesintiler yaşanmadan uyunması, kişinin erken uyanma sorunu varsa bu sorunun ortadan kaldırılması ve bu uykunun daha kaliteli ve dinlendirici tesirinin bulunmasıdır. Yalnız, gün içerisinde sürekli uyuklama hali, bilinçte bulanıklık, refleks zayıflaması gibi birçok yan etki de meydana getirebilen uyku ilaçlarının yalnızca uyku konusunda tesir edeni yoktur ve her bir uyku ilacı beyni değişik şekillerde etkilemektedir.

    Uyku İlaçları
    Uyku İlaçları

    Kimyasal yapılarına bakıldığında uyku ilaçları iki ana kategoride incelenebilir:

    Barbitüratlar ve diğer yatıştırıcı ilaçlar:

    Sinir sisteminin daha az uyarılmasını sağlayarak etki eden barbitüratlar uykusuzluk sorun bulunan hastaların daha kısa sürede uykuya dalmasını sağlar, uyku süresinde bir değişiklik gerçekleşmesi beklenmemektedir.

    Aslında uykusuzluk çeken insanların tedavisinde oldukça güçlü bir etki gösteren barbitüratların kullanımı birtakım nedenlerle günümüzde azalma göstermiştir. Bu nedenler:

    İlacın kolaylıkla bağımlılık yaratma özelliği.

    · Sürekli kullanım durumunda giderek etkisiz kalan ilacın etkili olmasını sağlamak amacıyla daha fazla alınması gerekmesi ve bunun da bağımlılığı ve zehirlenmeyi tetiklemesi.

    · Sürekli alınmakta olan ilacın birden kesilmesiyle yüksek ateş, titreme, bilinçte bulanıklık ve kasılma nöbetleriyle kendini gösteren ağır ilaç yoksunluğu durumu oluşturması.

    · Alkol bağımlıları, yaşlılar, böbrek yetmezliği, karaciğer ve solunum sistemi rahatsızlıkları olan kişiler barbitüratlardan kullanmamalıdır. Bu nedenle bu ilacın kullanım alanı oldukça daralmaktadır.

    Benzodiyazepinler:

    Bu ilaçlar kişiye uyku veren, kas gevşetici özelliği olan ve bunaltıyı engelleyen özelliklere sahiptirler. Kimi benzodiyazepinler uyku vermesi için kullanılmaktayken kimileri ise bunaltı durumlarında yatıştırıcı olarak alınmaktadır.

    Benzodiyazepinlerin barbitüratlara göre birçok üstün özelliği bulunmaktadır:

    · Bağımlılığa yol açma riskleri düşüktür, hastaları yoksunluk krizine sokmazlar. Barbitüratlara göre daha güvenli olarak bilinmekle birlikte çok yüksek dozlarda zehirleyici bir nitelik alabilir. Bunaltı tedavisinde alınan ilaçlardan uyku sorunu olan kişiler de faydalanabilir.

    Benzodiyazepinlerin kullanımında da bunaltı ve uykusuzluk sorununun atması gibi ters etkiler, ilaç kullanımı bırakıldığında gece uyanmalarının meydana gelmesi, sürekli huzursuzluk ve kalıcı uykusuzluk gibi beklenmeyen etkiler gözlenmiştir.

  • UYKU HASTALIĞI

    UYKU HASTALIĞI

    UYKU HASTALIĞI (Trypanosomiasis).
    Protozoonlann, trypanosoma cinsinin et­ken olduğu bir tropikal hastalıktır. Bu organizmayı, çeçe sinekleri yayar ve an-sephalit letarji’yle (bkz.) karıştırılmama­lıdır.
    Nedeni: Trypanosomiasis’e, Doğu ve Batı Afrika, Kongo, Rodezya’da rastla­nır. Trypanosoma gambiense’yi yayan, Glossina palpalis sineği, Trypanosoma rhodesiense’yi yayansa, Glossina morsitans’trc.

    UYKU HASTALIĞI
    UYKU HASTALIĞI

    Belirtileri: Hastalığın en tipik yö­nü, uzun gizli dönemidir. Erken dönem (vücut ısısının periyodik yükselmeleri, dalak ve lenf bezlerinin şişmesi, bacakta ödem  şişkinlik) üç yıl kadar sürer ve bundan sonraki dönemde, tremorlar, boş bir yüz ifadesi ve konuşmada yavaşla­ma belirir. Daha sonraları, hasta gittikçe yavaş hareketli, halsiz, gündüz vakti sık sık uykuya dalan bir kişi olur, zayıflar, apatiktir ve vücut ısısı normalin altında­dır.Ölümden önce, hasta tam yatalaktır ve komaya girer.
    Tedavi: Erken teşhis edilen (henüz kanda trypanosoma’ların bulunduğu) va­kalarda, suramin (Bayer 205) ve pentamidin’le tedavi edilir. İleriki dönemlerde, melarsoprol (Mel B) yararlı olabilmek­tedir.

  • UYKU

    UYKU

    UYKU
    24 saatin 8’inde, bilinç dünya­sından çekilip, uykuya yatıyoruz. Uyku, bir çeşit bilinç kaybı değildir, çünkü uyandırılabilmek çok kolaydır. Uyku sü­resince, zihin çalışmaktadır, çünkü uyan­dırıcı işaretleri seçici bir şekilde algı­layabilmekteyiz. Örneğin, uyuyan bir anne, ağlayan çocuğunun sesinin, diğer gürültü arasında, kolayca tanır. Uyku eksikliği, öldürücü değildir, fakat uya­nıklık süresi uzadıkça, kişi daha asabileşir ve düşünme çalışmalarıyla hareket­leri gittikçe yavaşlar. Yaklaşık olarak, 48 saatlik uykusuzluktan sonra, küçük çapta delüzyonlar belirebilir. Uyku sı­rasında, elektroansefalogram (bkz.) de­ğişir ve büyük, yavaş dalgalar gösterir. Bir saatlik sürekli uyku sonucu, dalga­ların yüksekliği azalır ve gözlerde çabuk bir hareket başlar. Bu zamanda kişi, rüya görmektedir.

    Uyku
    Uyku

    Bilindiği gibi, rüyaları çeşitli faktörler uyarabilmektedir. Örneğin, rahatsız ya da alışık olunmayan bir yatak, sindiril­mesi güç yemeklerin yenmiş olması, ge­çirilmiş üzüntülü bir gün, ya da gele­ceğe ilişkin endişeler, bu uyarılardandır ve bunları izleyen rüyalar, kişisel sorun­ların kılık değiştirmiş şekilleridir. Bazen, rüyalar, bu tür sorunların bir çeşit çö­zümü niteliğindedir, fakat kişi için önem­li olan, rüyaların iyi ya da kötü oluşu­dur. Kötü rüyalar, “kâbus” diye adlan­dırılır ve bunlarda, bilinçaltının ilkel dür­tüleri bir çeşit bilinçlendirilmiş olur. Bu rüyalar, özellikle çocuklarda görüldüğü gibi, sık görülmekteyse, bir psikiyatri uzmanına danışmakta yarar vardır. Ço­cuklarda kâbuslar, gece korkuları halini alır ve çocuk dehşet içinde uyanıp, bir­ kaç dakika süreyle yatıştınlamaz ve çev­resini tanıyamaz. Muhtemelen, beynin değişik bölgelerinin, değişik zamanda uyanmasına bağlı olan ve “felçli uya­nıklık” adını alan durumda da, kişi, zi­hinsel açıdan uyanır, fakat birkaç saniye ya da dakika süreyle hareket edemez. Bu son halin önemi yoktur.