Kadınlar Sitesi, Gebelik, hamilelik, doğum

Yazar: 13eta

  • SU KAYBI

    SU KAYBI

    SU KAYBI (Dehidratasyon)
    Nedeni: Açlık (gemi batmalarından sonra olabileni gibi), aşırı kusma ve bu­lantı ile seyreden hastalıklar (kolera gi­bi), aşırı terleme (fark edilmeyebilir).
    Belirtileri: Çocukta, dudaklar, dil ve ağız kurur. Çocuk huzursuzdur ve kustuğu halde, susamaktadır. Ön fontanel (bkz.) çöker ve durum kötüleştikçe, deri, dolaşım yetersizliğinden ötürü, morarır ve çocuğun soğuduğu görülür. Ço­cuk, uyarılamayacak halde ise, yegane kurtarıcı önlem, damar içi sıvı verilme­sidir.

    su kaybı
    su kaybı

    Erişkinde, aşırı susamak, ateş yüksel­mesi ve baş dönmesi görülür. Hasta, ken­dini bitkin hisseder, su ve tuz kaybı ile birlikte, kas krampları ve bulantı beli­rir. Kolerada, deri ve ağız kurur, aşırı susuzluk belirir, kramplar, ilerleyen do­laşım yetmezliği ve idrar azalması görü­lür.
    Tedavi: Çocuklarda, su kaybının et­kileri çabuk belirir ve çok tehlikelidir. Çocukta ağır ishal ve kusma varsa, su ve tuz kaybettikçe durumunun kötüleş­mesi çok belli olarak görülür ve kusma durdurulamazsa, damar içi sıvı verilmesi gerekir. Su ile beraber sodyum ve po­tasyum da kaybolduğundan, bu tuzlar da damar içi sıvıyla verilmelidir. Eriş­kinlerde su kaybı, ameliyat sonrası, özel­likle sindirim sistemi çalışması aksamışsa, görülebilir Ve ameliyattan sonraki ilk birkaç gün damar içi sıvılar gerekebilir. Kolera gibi barsak hastalıklarının en kö­tü etkileri, aşın su ve tuz kaybına yol açmalarıdır ve etkili tedavi ancak ağız veya damar yoluyla sıvı ve tuz dengesi­nin sağlanmasıyla olabilir.
    Çok fazla sıcaklarda aşırı terleme de bitkinlik ve su kaybına yol açabilir. Bu arada, tuz kaybı da olabileceğinden, bu özelliğin de göz önünde tutulması gerek­lidir.
    Önlenmesi: Erişkinde, günlük id­rar miktarı 1200-1500 mi. arasındadır. Ilık bir havada fark edilmeyen terleme ve akciğerler yoluyla günde 1000 mi. su kaybedilir. Dışkı ile su kaybı değiş­kendir. Bu hesaba göre, sıvı dengesini sağlayabilecek en az günlük sıvı mik­tarı 2500 ml.’dir. Çevredeki su yeter­sizse, üç kısımda içilecek günlük 500 mi. sıvı ile kişi yaşayabilir. Durum daha da kötüyse ve su çok az ise, günde 250 mi. ile de yaşam sürdürülebilir. Aksine iddialara rağmen, deniz suyu içmek teh­likelidir ve durumun ağırlığını artırabi­lir. En olanaksız durumda dahi, deniz suyu salık verilmez.

  • Stres

    Stres

    Stres

    Duyusal tepki yaratacak şid­dette uyaran. Stress uyarıcı faktörler sos­yal yaşam, çalışma ortamı, şiddetli heye­canlar olabilir. Bu tür uyanlar ve gergin­likler zamanla organik bozukluklara, hat­ta hastalıklara neden olur. (Ülser, kalp hastalıkları gibi).

    Stres vücudun içsel ve dışsal uyarılara tepki verdiği ve hemen hemen herkesin yaşadığı büyük bir sorundur. Çeşitli nedenlerden kaynaklanmaktadır. Çünkü herkes hayatında mutlaka bir sorunla karşılaşmaktadır. Bu sorunlar karşısında da takınılan tavır neticesinde stres oluşur.

    Her kişi her duruma aynı tepkiyi göstermez. Bazıları için bir durum normal görülebilirken bazıları içinse büyük bir tepki verme sebebi olabilmektedir. Stres hayatımızın adeta bir parçası olmuştur artık.

    Stresin Etkileri

    Stresin hem olumlu hem de olumsuz tarafları vardır. Olumlu tarafları kişiyi bir amaca yöneltirken potansiyelimizi enerjimizi bu yöne kanalize etmemizi sağlar. Bu yönden bakıldığında stres gerekli bir şey olarak görülebilir fakat stresin bir de olumsuz yönleri vardır ve insanlar genellikle bu olumsuz yönlerle karşı karşıyadırlar. Bunlardan şu şekilde bahsetmek mümkündür;

    • Stres günlük yaşamı ve performansı olumsuz etkiler
    • Baş ağrısı
    • Kekelemek
    • Sık bir şekilde terlemek, kızarmak
    • Gaz oluşması, geğirmek
    • Kaşıntı oluşması, kurdeşen dökmek
    • El ve ayak terlemesi
    • Panik atak
    • Göğüs ağrısı, çarpıntı
    • İştah artması ya da azalması
    • Uyku bozukluğu
    • Dikkat dağınıklığı

    stres2Stresle Nasıl Başa Çıkabiliriz?

    Yukarıda sayıldığı gibi stresin daha belirtilmeyen pek çok olumsuz etkisi mevcuttur. Bu nedenle insan kendini dinlemekten vaz geçip stresle baş etmenin yollarını aramalıdır.Uzmanlar stresle baş etmenin en etkili yolunun sosyal faaliyetlerde bulunup kendini rahatlatmak olduğunu söylerler.  Böylece kişi stresten uzaklaşıp hoşuna giden şeyleri yapacak stresin etkilerini aşmaya çalışacaktır.

    Bkz: Stresle Başa Çıkmanın Yöntemleri Nelerdir?

  • SPOR

    SPOR

    SPOR’lar. Bakteriyolojide, bazı orga­nizmaların, doğal şekillerini öldürebile­cek çevresel durum değişiklikleri karşı­sında, dayanıklılık kazanıp, yaşamları­nı sürdürebilmek için edindikleri değişik biçimler, spor admı alır. Spor haline ge­çebilen ve tıpta önemi olan organizma­lar, gazlı kangren, şarbon ve tetanoz etkenleridir. Spor’lar, 100 derece çev­resindeki ısılara kadar dayanıklı oldu- ğundan, spor yapan organizmalarla sa­vaş çok zordur. Bu tür mikroplar, hay­van ve insan konutları olmaksızın, toz ve toprakta da yaşayabilirler. SPRUE. bkz. Şprue. STAFİLOKOK. Üzüm salkımını andı­ran kümeler yapan bir yuvarlak mikro -organizmadır (kok). Gram-pozitiftir ve insanda hastalık yapan başlıca türü, spr224Satphylococcus aureus’tar. Bu organiz­manın etken olduğu lezyon, çıban gibi, sınırlı bir enfeksiyondur ve deri yarala­rının, sıyrıkların başlıca mikrobu olup, cerahat oluşumuna yol açar. Ayrıca, yi­yeceklere bulaşabileceğinden, kolonileri­nin salgılayacağı toksinler, ani kusma ve ishal şeklinde gıda zehirlenmesine neden olur. Birçok vakada, stafilokoklarm pe­nisiline direnç kazanmış olması, tedavi­yi güçleştirir. Özellikle, hastanelerde ge­lişen stafilokoklarm, terramisin’e de di­renç kazandığı görülmektedir. Penisilin’e direnç kazanmaları, . salgılamaya başla­dıkları penisilin’i yıkan, penisilinaz en­zimi sayesinde gerçekleşir.

  • Spironolakton

    Spironolakton

    Spironolakton: Bu ilaçlar, aldosteron’un böbreğe olan etkisine karşıt olup, vücuttan sodyum atılmasını, buna karşılık vücutta potasyum tutulmasını artırırlar. Bunlar, diğer maddelerle bir arada, ödem tedavisinde kullanılır.

    Kullanım Alanları

    Spironolakton, böbreklerin işleyişinde değişiklik yaparak su ve tuz atılımını arttıran bir ilaç grubudur. Halk arasında idrar söktürücü olarak da bilinir. Ayrıca ödem atma tedavisinde de kullanılmaktadır. Karaciğer sirozuna bağlı asit ve ödemlerin, habis kökenli asitlerin, hipokaleminin, nevrotik sendroma bağlı oluşan ödemlerin vücuttan atılmasında etkilidir. Bu özelliği ile de özellikle kadınların ilgisini çeken bir ilaç türüdür. Ayrıca kadınların kıllanma sorununa da çözümler getirmektedir. Kadınlarda yumurtalıkların ürettiği androjen adlı hormon, aşırı üretildiğinde kıllanma sorununa yol açar. Bacaklarda, göğüste, yüzde, göbekte vb. bölgelerde oluşan aşırı kıllanma, kadınlar için hiç istenmeyen bir durumdur. Spironolakton menşeli ilaçların kullanımı, androjen hormonu salgılanmasını azaltarak bu sorunun ortadan kalmasını sağlamaktadır.

    SpironolaktonBulunduğu İlaçlar

    Saydığımız özellikleri ile tercih edilen spironolakton, Aldactone 25 mg ve Aldactone 100 mg isimli ilaçların içeriğinde yer almaktadır.

    Yan Etkileri

    Spironolakton içeren ilaçlar, özellikle hamilelerin kullanımı için uygun değildir. Ayrıca bebek emziren kadınlar da, ilaç süte geçtiği için, bu ilaçları kullanmamalıdır. Uzun süre kullanıldığında böbrek sorunları ortaya çıkabilmekte, böbrek fonksiyonları bozulabilmektedir. Bundan dolayı böbrek yetmezliği sorunu yaşayanların kullanmaları tavsiye edilmez. Karaciğer yetmezliği olan hastaların kullanması da doktor kontrolünde ve küçük dozlarda olmalıdır. Bunların yanında zaman zaman baş dönmesi, gastrointestinal bozukluklar, deri dökülmeleri ve cilt bozuklukları gibi yan etkiler gösterebilmektedir. Kadınlarda hormonal dengede değişme yarattığı için mutlaka doktor kontrolünde kullanmak gerekmektedir.

  • SOLUNUM GÜÇLÜĞÜ SENDROMU

    SOLUNUM GÜÇLÜĞÜ SENDROMU

    SOLUNUM GÜÇLÜĞÜ SENDROMU
    Anormal koşullarda (prematüre, sezar­yen ameliyatıyla, şeker hastası anneden doğum gibi) doğmuş bebeklerde görü­len, nedeni belirsiz bir akciğer hastalı­ğıdır.
    Nedeni: Akciğerin hava keseleri sı­vıyla çevrili olduğundan, havayla kan arası gaz alışverişi mümkün değildir. Bu alanda çok çalışma yapıldığı halde, ak­ciğerlerin bu durumunu ya da bu duru­mun neden belirli bir grup bebekte gö­rüldüğünü açıklamak mümkün olama­mıştır.
    Belirtileri: Hastalık, doğumdan he­men sonra oluşmakta, güçlü, sık solu­num, derinin morarması, bebeğin halsiz düşmesi belirmektedir. Bebek, ömrünün ilk bir iki günü yaşayabilirse, bir hafta içinde iyileşme görülmekte ve akciğer­lerde hiçbir devamlı bozukluk kalma­maktadır.
    Tedavi: Bu tür bebeklerin, ihtisas hastanelerinde, devamlı hemşire bakı­mında bulundurulması gereklidir. Nemli oksijen, kuvöz koşulları, damardan ve­rilen sıvılarla vücut kimyasının ve besin durumunun ayarlanması gereklidir. Ak­ciğer enfeksiyonu şüphesi belirirse, an­tibiyotikler uygulanabilir. Hava kesele­rini çevreleyen maddenin mikroskoptaki görünümünden ötürü, bu duruma, “ak­ciğer hiyalin membran hastalığı” adı da verilmiştir.

    Solunum Güçlüğü Sendromu
    Solunum Güçlüğü Sendromu
  • SOLAKLIK

    SOLAKLIK

    SOLAKLIK
    Düşünüldüğünden daha yaygın olan bir sorundur. Burada, bey­nin sağ yarım küresinin üstünlüğü söz konusudur. Bu gibi insanlar, sadece sol elini kullanmakla kalmaz, normal eği­limleri sağdan sola doğru okumak, hatta yazıyı, aynadaki aksi gibi tersinden yaz­maktır. Bütün bunlar, okumayı önemli şekilde geciktirebilir ve kişide huzursuz­luğa yol açar. Sağ ellerini kullananların dünyasında, günlük yaşamda da, sol el­lerini kullananların dezavantajları önem­lidir. Böyle bir çocuğu, çok erken yaş­lardan, sağ elini kullanmaya alıştırma­nın sakıncalarının büyük olması için bir neden yoktur, fakat bunun çok yararlı olacağı da söylenemez, çünkü çocuğu alıştırma olayı süresince, anne de, ço­cuk da epeyce sıkıntı çekecektir. Ayrıca, çocuk sağ elini kullanmaya alışsa bile, sola eğilimi tam kaybolamaz ve yorgun anlarında, örneğin, “mat”ı, “tam” diye okuyabilir. Herhalde en iyi çare, çocu­ğun solaklığını kabul etmek (bunun anor­mal olmadığını belirterek) ve ileriki yıl­larda, her iki elini kullanmaya yönelt­mektir. Bazen, solaklığa kekemelik ve şaşılık da eşlik edebilir. Solaklığın, bü­yük başarılarla bir arada görüldüğü de bir gerçektir. Örneğin, Leonardo da Vin­ci, solaktı.

    SOLAKLIK
    SOLAKLIK
  • Skotom

    Skotom

    Görme alanındaki, gölge gi­bi görülen bir leke.

    Skotom hastalığından bahsetmeden önce görme noktasının ne olduğundan bahsetmek Skotom hastalığının anlaşılması açısından daha iyi olacaktır. Görme açısı, gözlerden birinin sabit bir yere bakarken görebildiği alanların tümüne denir. Görme alanı kaş, burun, elmacık kemikleri ve alın kemikleri tarafından az bir miktarda kısıtlanmaktadır. Gözün dış alanında yan taraflarında göz alanını kısıtlayıcı herhangi bir engel olmadığı için en geniş görme alanı kulaklara doğru olan yan kısımlardır.  Gözün görme merkezinin kulaklara doğru olan kısmın yaklaşık 15 derece uzaklıktaki kısmı gözün görme merkezinin kör noktasıdır.

                    Skotom Nedir?

    Görme alanındaki kör noktalar dışındaki görülmesi gereken yerlerin görülememesi durumuna Skotom denir. Stokom hastalığının ilerleyen evreleri de bulunmaktadır. Bunlardan biri de kişinin stokom alanında bulunan en şiddetli ve en iri ışık uyaranını Skotomfark edememesi durumudur ki bu duruma ‘’ absoluSkotom ‘’ denir. Kişi eğer ışık uyaranının şiddeti artırıldığında ışık uyaranını fark edebiliyorsa bu duruma da ‘’rölatif Skotom’’ denir.

    Görme yollarında meydana gelen çeşitli sorunlardan oluşan çeşitli görme bozuklukları vardır. Görme yollarının azalmasından dolayı görme durumunun etkilenmesi kişiyi büyük bir rahatsızlığa iter ve bu durum kişinin sağlıklı yaşamasına engel olur. Bu gibi durumlarda hasta görme azalması, görme kaybı gibi birçok durumdan dolayışikayet etmektedir. Bu durumda kişi hastalık tanısı yaptırmalı ve gerekli tedavi yöntemleriyle sağlığına kavuşmaya çalışmalıdır. Kişi ancak bu şekilde sağlığına kavuşabilir ve sağlıklı bir yaşama devam edebilir.

  • SKOPTOFİLİ

    SKOPTOFİLİ

    SKOPTOFİLİ. Aynı veya karşı cinse mensup kimselerin üreme organlarını görme arzusu.
    SKORBÜT. Bir vitamin eksikliği hasta­lığıdır.
    Nedeni: C vitamini eksikliğidir. Belirtileri: Diş etlerinin kanama­sı, deri içine olan kanamalar sonucu çü­rüklerin oluşması, yaşamsal önemi olan organların içine kanamadır. Kemikleri örten zarın altına olan kanamalar sonu­cu, kol ve bacaklarda aşırı duyarlık ve ağrı belirir.
    Tedavi: C vitamini, taze meyve ve sebzelerde bulunmakla birlikte, pişirme sırasında, özellikle sodyum bikarbonat kullanılmışsa, yıkılır. Günlük C vitami­ni gereksinimi 10-20 mg.’dır ve bu mik­tar, normal besinlerde bulunan C vita­mininden çok azdır. Gerekirse, C vita­mini, askorbik asit tableti şeklinde alına­bilir.
    Geçmişte, uzun süre denizde kalıp, taze yiyecek yiyemeyen gemiciler arasın­da, bu hastalık çok yaygındı ve Büyük Britanya gemicileri, önleyici olarak, li­mon suyu içerlerdi.

  • SİYANÜRLER

    SİYANÜRLER

    SİYANÜRLER
    Endüstride, plastik ve boya yapımı gibi çeşitli yerde kullanı­lan hidrosiyanür asitinin tuzlarıdır. Hid­rojen siyanür, çok zehirli, renksiz, uçu­cu, acıbadem kokulu bir sıvıdır. Bu mad­deden zehirlenmeye, detektif hikâyele­rinde ve endüstride, hidrosiyanür asiti gazlarının solunması sonucu, rastlanır. Bu gaz, yüksek konsantrasyonda solun­duğunda, hemen öldürebilir.
    Belirtileri: Boğaz ağrısı, gözlerin yaşarması, burun akması, solunum dar­lığı, baş ağrısı, mide bulantısı, baş dön­mesi, kol ve bacaklarda halsizliktir. Bu durum, hasta şoka girene kadar, artabi­lir. Hastanın aniden solunumunun dur­duğu, bilincinin kaybolduğu ya da çır­pınmaların başladığı görülebilir ve kalp durabilir.
    Tedavi: Zehirli gazlı yerden uzak­laştırmak, oksijen vermek, suni solunum yapmaktır. Amil nitrit ampulleri kırılıp, her 5 dakikada bir, birkaç saniye sürey­le, buharı solutulur, % 3 sodyum nitrit ve % 50 sodyum tiosülfat damar içine zerk edilir.

  • SİSTİT

    SİSTİT

    SİSTİT.
    İdrar torbası iltihabı.
    Nedeni: İdrar torbasmı genellikle en­fekte eden organizmalar, Escheria coli, stafilokok ve streptokoklardır. Ayrıca, Bacillus proteus, Bacillus pyocyaneus en­feksiyonlarına da rastlanır. Kadınlarda, üretra kısa olduğundan, gebelik sırasın­da, rahim prolaps’ı gibi jinekolojik has­talıklarda, sistit’e oldukça çok rastlanır. Bazen, tüberküloz sistit de görülebilir. Bu duruma, geçmişte, etkili verem ilaç­ları bilinmezken, daha sık rastlanmak­taydı. Bilharzia’nın (bkz.) görüldüğü ül­kelerde, Schistosomia haematobium kro­nik sistite neden olur. Tekrarlayan sistit nöbetleri, taş, erkekte prostat büyümesi, ya da tümörle ilgilidir.

    Belirtileri: Sık işemek, işerken ve diğer zamanlarda karın alt bölümünde ağrı duymak, devamlı idrar yapma du­yusunun varlığıdır. İdrar, kötü kokulu ve kanlı olabilir. Enfeksiyona, ateş ve terleme eşlik edebilir.
    Tedavi: İdrarı alkali yapmak için ge­rekli miktarlarda, potasyum sitrat karı­şımıyla bol sıvı verilir. İdrar torbasını tahriş ettiğinden ötürü, alkol içilmeme­lidir. Bir idrar numunesinde testler yapı­lır ve var olan organizmanın cinsi ve ilaca olan duyarlığını incelemek için id­rardan kültür hazırlanır. Genellikle, bu­lunan organizmalar penisiline duyarlı değildir, fakat, sulfamidin, ampisilin, nalidiksik asit (Negram) ve nitrofurantoin (Furadantin) gibi içinden seçim yapabi­lecek geniş bir ilaç listesi vardır. Enfek­siyon kontrol altına alındıktan sonra, var olan gizli kalmış olabilecek, böbrek ve mesane hastalıklarını saptayabilmek için, idrar yollan dikkatle incelenmeli­dir. Sık rastlanan organizma enfeksiyon­ları, varsa, verem enfeksiyonu maskele­yebilir, fakat bilharzia görülen ülkeler­de, bu hastalık çok kolay teşhis edilebi­lir. Sistit tedavisinin asıl amacı, böbrek yıkımının önlenmesidir, çünkü, idrar sis­teminin herhangi bir bölgesinin enfeksi­yonu, tüm sistemin etkileneceğini göste­rir. Mesane enfeksiyonu, böbreklere yük­selir ve genç bir kadında, hafif bir sistit nöbeti, kadına ömür boyu kronik piyelonefritten sıkıntı çektirebilir.

    SİSTİT
    SİSTİT
  • Siroz

    Siroz

    Siroz
    Bir organda, bozulma, sertleş­me ve görevini yapamamasıyla sonuçla­nan, fibröz doku oluşmasıdır. Bu terim, hemen her zaman, karaciğer için kulla­nılır.
    N e d e nler i:

    1. Bazı vakalarda, karaciğer sirozu, çok kötü beslenmeye bağlıdır. Bu tür siroza, tropikal ülkelerle, besinleri­nin hemen tamamı alkolden oluşan kronik alkoliklerde rastlanır. Diğer bazı va­kalarda siroz, enfeksiyöz sarılığı izler ya da hiçbir neden saptanamaz.
    2) Diğer bir tür siroza, tekrarlayan saf­ra sistemi enfeksiyonları sonrası rastla­nır, bkz. Safra Kesesi.
    3) Seyrek bazı vakalarda sirozun, bil-lıarzia, frengi gibi, diğer hastalıklarda belirdiği görülür.
    Belirtileri:

    1) Hiçbir belirti olma­yabilir. Bu durumda, sirozun varlığı, ölümden sonra yapılan otopside, ya da yaşarken yapılan olağan muayenede sap­tanır. Burada genellikle, hastanın sağlık durumu iyi değildir, iştahsızdır, arasıra kusma, bulantı görülür (kusma ve bu­lantının nedeni, alkolik gastrit olabilir), ayak bilekleri şişer, iktidarsızlık vardır, bazen de, hasta kan kusar. Sarılık, si­rozun sık rastlanan ya da erken rastla­nan belirtilerinden değildir; ancak, safra sistemi enfeksiyonunda belirir.
    Tedavi:

    Alkol almamak, yeterli pro­teinli, iyi bir diyet, varsa, gastrit teda­visidir. Durum, portal sistemdeki (bkz. Toplardamarlar) basıncın artmasına ka­dar ilerlemişse, bunun ve ilgili belirtile­rin özel olarak tedavisi gerekir.
    Belirtileri: 2) Tekrarlayan, safra kesesi ve safra yolları iltihap nöbetleri, safra koliği (bazen bu kolik, safra ke­sesi taşı operasyonuna yol açabilir). Ateş, karın sağ üst kadranında ağrı ve sarılık tekrarlar ve safra yollarının iltihaplı du­rumunun tedavisine rağmen, sarılık geç­mez. Bazen, kaşıntı, sarılığa eşlik eder ve gelip geçici ateş olabilir. Bu tip si­rozda, karaciğer büyümüştür ve yumu­şaktır.
    Tedavi: Enfeksiyon kontrolü için an­tibiyotikler kullanılır ve safra yollarında­ki daralma ya da engeli inceleyebilmek için, ameliyat gerekebilir. Cerrah, böyle bir engeli kaldırıp, safra akımını sağla­yabilir veya bir plastik ameliyatla, bozu­lup daralmış bir safra yolunu açabilir.

    Siroz
    Siroz
  • SİNÜZİT

    SİNÜZİT. Kafatası içindeki, burun boş­luğuna açılan hava boşluklarının, yani sinuslarm yüzeyindeki mukoza zarının iltihabıdır.
    Nedeni: Sinüzit genellikle, bir burun enfeksiyonunu izler. Ayrıca, üstçenede-ki maksiller sinüs enfeksiyonunun nede­ni, çürük bir diş olabilir. Burundaki şe­kil bozuklukları ve polipler, sinüzit olu­şumunda yardımcı faktörlerdir ve deniz­de yüzme, dalma, burundaki enfeksiyo­nun sinuslara ulaşmasını kolaylaştırabi­lir. Belirtileri: Etkilenen sinüse göre değişir. Üstçenedeki maksiller sinüsler­den başka, kaşların üstünde, alın (fron-tal) sinüsleri ve burun kökünün her iki yanında da etmoid sinüsleri vardır. Et­kilenen sinüsün üstü ağrılı ve şiştir, bu­run tıkalı ve biraz akıntılıdır, baş ağrısı ve ateş vardır.
    Tedavi: Vakaların çoğu yatak istirahatıyla geçer. Şişmiş mukoza zarını indirmeye ve sinuslerdeki cerahati bu­run yoluyla akıtmaya yarayan inhalas-yonlar, burun sprey ya da damlaları ve antibiyotikler de kullanılır.
    Çok az vakada, ameliyat gerekebilir. Ameliyat, etkilenen sinüsten boşalmayı sağlar.