Kadınlar Sitesi, Gebelik, hamilelik, doğum

Yazar: 13eta

  • Proktalji

    Proktalji

    PROKTALJİ. Rektum’daki ağrıdır. Proctalgıa fugax adını alan ve 10 dakika kadar süren şiddetli spazmodik ağrı nö­betlerinin nedeni bilinmemektedir. Diğer bir deyişle Proktalji, makattaki ağrının tıptaki adıdır.

    Proktalji Neden Olur?

    Proktajinin pek çok sebebi olabilir. Özellikle de kabızlık, ,ishal, basur, hemoroid, mayasıl gibi hastalıklar proktaljiye neden olurlar. Ayrıca makat çatlağı, makat fistülü ve makat absesi de proktalji sebeplerindendir. Makattaki kıl ve ter bezlerinin iltihabı da ağrıya neden olabilmektedir. Kimi zaman da siğiller ve kanser de ağrı sebebi olabilmektedir. Makatın sarkması ya da rektal prolapsus ve rektosel gibi birçok makat bölgesi ile ilgili hastalığın varlığında olabilir.

    Proktalji İçin Nasıl Tedaviler Uygulanır?

    gebelikte sık idrar kaçırmaÇeşitli hastalıklarla birlikte görülen makat ağrısının geçmesi için genellikle oturma banyosu önerilmektedir. Oturma banyosu yaraların iyileşmesinde ve ağrıların azalmasında önemli bir rol oynamaktadır. Leğen ya da küvet içerisinde yakmayacak şekilde sıcağa yakın su içerisinde günde 2 ila 6 defa tekrarlanacak oturmalar yapılır. 15-20 dakika süre ile oturularak yapılan uygulama sık sık yapılarak ağrılar dindirilir.

    Oturma Banyosunun Zararı Var mıdır?

    Gerekli ısıda olan suda yapılan oturma banyosu oldukça faydalıdır. Fakat fazla sıcak olan su yanıklara ve ödeme neden olmaktadır. Soğuk su ise makat kaslarındaki spazmı arttırarak Herpes enfeksiyonunun yayılmasına neden olur. Hastalıklar sebebiyle proktalji yaşayan kişilerin makatlarının temizliğine de dikkat etmeleri gerekmektedir. Ancak normal tuvalet kâğıtları tahrişe neden olacağı için yumuşak havlu kâğıtlar ya da bezler kullanılarak kurulanmalıdır. Makatın ıslak bırakılması da enfeksiyonlara neden olacağından dikkat edilmesi gerekmektedir.

  • Procidentia Nedir

    Procidentia Nedir

    Procidentia Nedir?

    Rahmin tam prolapsıdır (yerinden düşmesidir). Procidentia diğer adıyla prolapsus olarak da bilinmektedir. Procidentia bir organın yerinden ayrılarak aşağıya sarkması durumuna denir. Procidentia’nın görüldüğü birçok durum vardır. Bunlar arasında bağırsak sarkması, rahim sarkması vb. durumlar da vardır. Tıbbi olarak çokça araştırılmış, türleri üzerinde çeşitli araştırmalar yapılmış bir durumdur. Sağlık açısından son derece önemli bir vakadır. Bu hastalığı yaşayanlar üzerinde oldukça büyük rahatsızlığa neden olmakta, yaşam kalitesini düşürmektedir. Bu tarz bir hastalığın vücudun neresinde olursa olsun tedavi edilmesi gerekmektedir. Tedavi edilmediği takdirde daha olumsuz sonuçlara meydan verebilecek bir hastalıktır.

    Procidentia daha çok kadınlarda rahim sarkması olarak görülen bir durumdur. Bu durumda uterus yani rahim vajinadan sarkar. Bu hastalık genellikle kadınlarda zor olarak yapılan doğum neticesinde ya da menopoz evresinde menopoz ile görülür. İşte bu hastalığa rektalprolaptus denir.

    Rahimin vajinadan sarkması yani rektalprolaptus durumunun yaşanması için değişik birçok neden vardır.

    Rahim Sarkmasının Nedenlerinden bahsedecek olursak;

    • prolapsusUzun süreli ıkınmalar
    • Aşırı ishal durumlarının yaşanması
    • Dışkı çıkarmaya yarayıcı ilaçların kullanımı
    • Yaşla birlikte dışkı tutma kaslarının gevşemesi
    • Çatı kemiği tabanının bozulması durumu
    • Parazit ve basili gibi enfeksiyonlar
    • Zorlu geçen doğum macerası
    • Menopoz evresinde
    • Aileden gelen kalıtımsal faktörler
    • Çok sayıda yapılan doğum

    Yukarıda belirtilen durumlar neticesinde oluşan rahatsızlık kadınlara büyük bir rahatsızlık vermektedir. Bunun için acil bir şekilde bu hastalığın önüne geçilmeli,tedavi edilmelidir.

  • PREZANTASYON

    PREZANTASYON. Prezantasyon, ana rahmindeki bebeğin, doğum kanalına ilk giren bölümünü tanımlayan bir deyim­dir. Bu, gebelik boyunca değişir. Nor­malde, ilk giren bölüm baştır ve bebeğin boynu, doğarken ilk görülen bölge oksi- put olacak şekilde bükülmüştür ve yüz arkaya bakar. Bazı vakalarda, baş, an­nenin pubis kemiğine takılır ve doğum güçleşir. İlk giren bölüm yüz ise, çene­nin önde olduğu hallerde, doğum olduk­ça kolay olur, fakat çene arkaya bakı­yorsa, doğum güçleşir. Vakaların % 3 kadarında, “makat gelişi” denen durum görülür, yani bebeğin ilk giren bölümü, kıçıdır. Makat gelişi, baş gelişinden bi­raz daha tehlikeli bir doğuma yol aça­bileceğinden, bazen doğum doktoru, do­ğumdan önce, bebeği baş aşağı döndü­rebilir, ya da annenin yaşlı olduğu, pelvis şekil bozuklukları gösterdiği hallerde, se­zaryen ameliyatına başvurulur. Genellik­le, vakaların çoğu, makat gelişiyle nor­mal bir doğum yapar.

  • Potasyum

    Potasyum eksikliği sonu­cu, susuzluk, baş dönmesi ve konfüzyon belirir. Bu eksikliğin, kalp kası ve diğer kasları zayıflatıcı etkisi vardır. Potasyum eksikliği, kusma, ishal ve aşırı diüretik kullanılması sonucu oluşan tuz kaybında belirir.

    Potasyum  hücreler arasında bulunan katyon madenlerin ilkinde yer alır. Hücre dışı sıvılarda en çok sodyum, hücre içinde en fazla potasyum bulunur. Potasyum kasların sonksiyonunda  çok mühim bir yer tutar. Özellikle kalp kasının düzgün çalışması vücuttaki, kalp kası hücresindeki ve kandaki potasyum düzeyleri ile çok yakından ilgilidir.

    Potasyum, hücreler içindeki ozmotik basıncın korunmasına katkıda bulunarak hücre içindeki sıvının dışa kaçmasının önlenmesini sağlamaktadır. Hücre içinde fazla düzeyde potasyum bulunması aynı zamanda hücrelerdeki protein sentezi için de gereklidir. Besinler yoluyla günde dört güne kadar potasyum alınmaktadır. Potasyumun vücuttan en önemli atılım yolu böbrekler aracılığıyladır.

    Sağlıklı bir biçimde çalışan böbrekler, vücuttaki fazlalık potasyumu kolaylıkla atabilirler. Bu sebeple kimi özel hallerin dışında vücutta potasyum fazlalığı gelişmemektedir. Fakat böbrek yetmezliği, aşırı su kaybı, damar içine çok fazla oranda potasyum verilmesi ve Addison hastalığı gibi durumlarda kandaki potasyum düzeyi çok fazla artmaktadır. Bu duruma “hiperkalemi” adı verilmektedir. Hiperkalemi durumlarında kalp atış sayısının ve kasılma gücünün azalması, bilinç bulanıklığı, kas ağrıları ve güçsüzlüğü gibi belirtiler gelişmektedir. Vücutta potasyum azlığı gelişmesi daha sık rastlanan bir olaydır. Sindirim kanalı salgıları potasyum bakımından zengindir.

    Uzun süreli aşırı kusma ve ishaller potasyum kaybı yoluyla kanda potasyum azalmasına  neden olabilir. Yetersiz beslenmeyle beraber habis tümör, sıkıntı verici bulaşıcı hastalıkların seyri esnasında da hipopotasemi gelişebilir. Kortizol hormonu, böbreklerden sodyum geri emilimini ve buna karşılık potasyum atılmasını artırmaktadır.

    Gushing hastalığı gibi kortizol salgısının yükseldiği durumlarda kanda hipopotasemi gelişebilmektedir. İdrar söktürücü ilaçların bazıları da (örneğin “asetazolamid”, “klorotiazid” gibi) idrar içinde aşırı potasyum azlığı yaratabilmektedirler,Kanda potasyum azlığına bağlı olarak kalp atışlarında hızlanma, kalpte genişleme, kaslarda güçsüzlük, sinirlilik gibi septomlar gelişebilmektedir. Hücre içi sıvıların en önemli katyonu potasyumdur.

    Besin olarak aldığımız po­tasyum kaynağı, besin olarak yediklerimizin hücre materyalidir. Potasyum incebağırsakta plazmadaki dolaşan nicelikleriyle orantılı olarak emilir. Hücre dışı sıvılardaki potasyum vücuttaki tüm dokuları dolaşır ve bazıları üzerinde önemli etkiler gösterir. Özellikle kalbin depolarizasyonu ve kasılması gibi. Potasyumun kaybedilmesi pahasına sodyumun korunması aldesteron hor­monunun etkisiyle gerçekleşir. Bu nedenle normal böbrek fonksiyonları sırasında potasyum yitimi söz konusudur.

  • PORFİRİ

    PORFİRİ. Kalıtsal bir metabolizma bo­zukluğudur. Porfirin adı verilen ve he­moglobin yapımında demir ve protein globinle birleşen maddeler, idrarla atıl­maktadır.
    Nedeni: Bilinmemektedir. Doğuştan ve akut aralıklı olmak üzere iki şekli vardır.Belirtileri: 1. Doğuştan: Genellik­le erkek çocuklarda görülür. Çocuğun derisi güneşe karşı duyarlıdır ve güneş gören yerlerde sivilceler ve enfeksiyon belirmektedir. Dişler kızarabilir ve za­man zaman idrarın pembe ya da mor ol­duğu görülür.
    2. Akut aralıklı: Genellikle erişkin ka­dınlarda, barbitürat ya da sülfonamid al­dıktan sonra görülür. Sık sık isteriye benzetilebilen belirtiler ortaya çıkar. Ka­rında ağrı, duygusal değişikliklerinin eş­lik ettiği periferik nevrit ve konfüzyon belirir. Karın ağrısı öyle şiddetli olabilir ki, akut karın sendromuyla karıştırılabi-lir ve hasta ameliyat edilebilir. Bunun önlenebilmesinin tek çaresi, dikkatli id­rar tahlilidir. İdrar kırmızı olmayabilir ve ışıkta kaldığında rengi koyulaşabilir. Tedavi: Özel tedavi bilinmemektedir. Derisi ışığa duyarlı olan çocuğun, müm­kün olduğu kadar güneşten uzak dur­ması ve kapalı giyinmesi sağlanır. Bili­nen erişkin vakaların, barbitürat ve sül­fonamid almaları önlenir. Ailede bilinen bir vaka varsa, diğer fertler de bu yön­den incelenmelidir. Sülfonamid ve bar­bitürat dışında, hastaların alkol ve do­ğum kontrol hapları almamaları gerekir. Akut bir nöbette, kortikosteroidler ya­rarlı olabilir.

  • PNÖMOTORAKS

    PNÖMOTORAKS. Plevra boşluğunda hava bulunmasıdır. Geçmişte, verem te­davisinde, akciğeri dinlendirmek ve hastalığın yayılmasını önlemek amacıyla, yapay olarak uygulanan bir yöntemdi. Günümüzdeyse, pnömotoraks’m en sık rastlanan nedenleri, göğüs duvarı yaralanmaları ya da gençlerde veya astımlı kişilerde, genişlemiş bir hava kesesinin patlamasıdır. Bu tip pnömotoraks, sinsi ve tehlikeli olarak gelişir. Örneğin, ge­nellikle, bir kırık kaburga ucuyla akci­ğerin yaralanması sonucu beliren tansi­yon pnömotoraksı. Göğüs kafesinin ge­nişlemesiyle, akciğerlere hava çekildik­çe, bu hava, yaralı akciğer yoluyla plevra boşluğuna iletilir. Soluk verme hareke­tiyle plevra boşluğunda basınç artar, ya­ralı akciğerin deliği kapanır ve böyle­likle, havayı göğüs duvarıyla akciğer arasına çeken tek yönlü bir sistem olu­şur. Plevra içi basınç devamlı arttığın­dan, akciğer büzülür ve göğüs boşluğu içindeki yapılar yer değiştirir. Bu yapı­lar, kalp ve mediyastindeki büyük da­marlardır ve göğüs duvarına bir iğne sokarak basınç azalülmazsa, hasta öle­bilir. Göğüs duvarındaki kapaklı bir ya­ra da bu tür bir pnömotoraksa yol aça­bilir.

  • PNÖMOKONYOZ

    PNÖMOKONYOZ. Maden işçileri ve tozlu maddelerle uğraşan kişilerin ak­ciğerlerinde görülen bir meslek hastalı­ğıdır.
    Nedeni: Birkaç yıl süreyle, belirli bazı tozların solunulması sonucu, akci­ğerlerde, fibrozis, enfeksiyona eğilim ve bundan ötürü, verem, kronik bronşit, amfizem ve hatta kanser belirebilir. En zararlı toz, kömürden çıkan, kömür, si-lika ve silikat karışımı olanıdır. Pnömo-nokonyoz’a yol açan diğer tozîar, tek ba­sma silika, asbest, talk, kaolen, mika, berilliyum, kadmiyum, demir, pamuk (bissinosis’e yol açar) ve diğer lifli mad­delerin tozlarıdır.
    Belirtileri: Öksürük, solunum dar­lığı, iştahsızlık, kilo kaybı ve oluştukça da verem, kronik bronşit ve amfizem belirtileridir. Asbest tozunu aşırı solu­yanların özellikle akciğer kanserine yat­kınlıkları olduğu bilinir.
    Tedavi: Tozdan uzaklaşmaktır. Pnö-monokonyoz, yukarda sayılan maddeler­le uğraşan kişilerde kolaylıkla tanınan bir meslek hastalığıdır. Hastalığın riski­ni azaltmak ve hastalananlar için özel önlem almak yönünde birçok yasa olma­sına rağmen, etkili bir tedavi bilinme­mektedir. Hastaların durumu izlenmeli ve ilerde belirecek bir solunum hastalı­ğını zamanında teşhis edebilmek için dü­zenli aralarla göğüs röntgen filmleri çe­kilmelidir, bkz. Meslek Hastalıkları.

  • PLÖREZİ (Zatülcenp). Plevra iltihabı. Nedeni: Verem, zatüre, akciğer ab-sesi gibi vakalarda, akciğerlerden yayı­lan iltihap, akciğer kanserlerinde, enfek­siyon olmaksızın, plevra’nın tahriş olma­sı, akciğer ya da göğüs duvarı yaralan­malarıdır.
    Belirtileri: “Kuru” plörezi’de, so­luk almayla boyun ya da omuz başına kadar yayılan keskin bir göğüs ağrısı vardır. Hasta, kesik kesik soluyup, gö­ğüs duvarını mümkün olduğu kadar az hareket ettirir. Nedene bağlı bir ateş ve ağrılı öksürük vardır. Öksürük ve ak­ciğer iltihabına eşlik etmeyen bir tip ku­ru plörezi, Bornholm hastalığı (bkz.) adını alır. Plevra’da olduğu gibi, diyaf­ram ve kaburgalararası kaslarda da ağrı vardır, fakat bu ciddi olmayıp, birkaç günde geçer.
    “Yaş” plörezi’de, diğer bir deyimle, sıvı birikmesi alanında, —ki “kuru” plö-rezi’yi izleyebilir— iltihaplı plevra zar­larının arasında sıvı birikmesi olduğun­dan, ağrı azdır. Biriken sıvı, enfekte ya da steril (mikropsuz) olabilir. Sıvının en­fekte ve cerahatli olduğu hallerde, çev­resinde bağdokusu oluşumu ile sıvı ye-relleşebilir ve bu durumda, ampiyem adı­nı alır. “Yaş” plörezi’de ağrının az ol­masına karşılık, hasta kendini kötü his­seder, ateşlidir ve plevra boşluğunda faz­la sıvı olması halinde, solunum darlığı görülür. Fazla miktarda steril sıvının bi­rikmesine özellikle akciğer kanseri vaka­larında rastlanır.
    Tedavi: Verem, zatüre, akciğer ab-sesi, kanser vb. gibi vakalarda, nedenin tedavisi gerekir. Bornholm hastalığında tedavi gerekmez. Fazla sıvı birikmesinde, yerel anestezi altında, göğüs duvarına iğ­ne sokarak, sıvının boşaltılması gerekli­dir. Yerelleşmiş ve çevresi bağdokusuy-Ia çevrilmiş ampiyemin iyice boşalabilmesi için, bazen üstteki kaburgaların da çıkartılması gerekebilir.

  • Piyemi

    Piyemi

    Piyemi Nedir?

    Kanda, cerahat ya da mikrop­lu pıhtı parçacıklarının bulunması hali­dir. Bu durumda, vücudun değişik yer­lerinde, mültipl abseler oluşur. Piyemi kanda irin oluşturabilecek yapıda olan mikropların bulunması sonucu ortaya çıkan enfeksiyondur. Söz konusu mikropların kan dolaşımına karışarak vücudun çeşitli bölgelerinde başta eklemlerde ve buna bağlı bölgelerde apseler oluşturur. Bunun dışında Akciğer, karaciğer, böbrek, dalak ve kas dokusunda enfarktüsler görülür. Bu enfarktüsler ise hızla yayılarak irine dönüşerek irinli bir bölge oluşmasına neden olur.

    Belirtileri Nelerdir?

    Piyemi hastalığı son derece dikkate alınması gereken bir hastalıktır. Tedavi altına alınmazsa çok ciddi sonuçlara yol açabilir. Belli başlı belirtileri şu şekildedir;

    • – Yoğun ve uzun süren titremeler, titreme nöbetleri. Bu durum genelde mikrobun vücuda yayılması ve vücutta etkili olmaya başlama sürecinde görülür.
    • piyemi-Hastanın ateşinin 40-41 derecelere kadar ulaşması. Bu durum sonucunda hastanın ateşi bir iki saat sonra düşer ve hasta büyük bir ter içerisinde kalır.
    • – Hastanın ateş nöbeti sırasında oldukça büyük bir baş ağrısı duyması ve şiddetli rahatsızlıklar geçirmesi.
    • -Ateş nöbetlerinin kısa aralıklarla olduğu gibi uzun aralıklarla da görülebilmesi.

    Hastalığın Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

    Önce mikrop yapan bakterilerin nerelerden kaynaklandığı saptanır. Örneğin çürük dişler ya da bademciklerden kaynaklanmışsa ameliyatla o bölgeler temizlenir. Daha sonra ise Piyemi hastalığını yok eden antibiyotikli, sülfamitli ilaçlar verilerek ilaç tedavisi uygulanmaya başlanır. Bu ilaçlar kullanılarak hasta gözlemlenir ve tedavi süreci etkin bir hale getirilir. Hastaya nelere dikkat etmesi gerektiği salık verilerek olası bir tekrarlamaya karşı önlem alınır.

  • PİYELONEFRİT

    PİYELONEFRİT. Böbrek ve böbrek pelvisinin iltihabıdır.
    Nedeni: En sık enfekte eden mikro -organizma, normalde, sindirim yolların­da bulunan ve zararsız olan Escherichia coli’div. Streptokok, stafilokok, Bacillus proteus gibi organizmalar da etken ola­bilir. Enfeksiyon, böbreklere, kan dola­şımı ya da üretra, idrar torbası ve üre-terler yoluyla erişir. Genellikle, kadın­larda, gebelik sırasında, erkekteyse, pros­tat bezinin büyümesinde görülür, çünkü, her iki halde de idrar akımını engelleyi­ci bir durum söz konusu olduğundan, id­rar akımı yavaşlar ve birikme olur. Di­ğer nedenler, doğuştan idrar yolları anor­mallikleri ve taşlardır. Belirtileri: Ateş, titreme, bel al­tında, bazen de karında ağrı, idrar ya­parken yanma hissi ve sık idrar etmektir. Özellikle kadınlarda, hastalık tekrarlaya­bilir ve kronikleştiği takdirde, yüksek kan basıncına yol açar:
    Tedavi: Etken organizmanın duyar­lığına göre, sülfonamid ya da antibiyo­tiklerdir. Büyümüş prostat ya da diğer bir anomali de söz konusuysa, enfeksi­yon kronikleşmeden, bu durumun düzel­tilmesi gerekir.

  • PİYELOGRAFİ

    PİYELOGRAFİ. Röntgen ışınlarını ge­çirmeyen bir maddeyle belirgin hale ge­tirildikten sonra, böbrek pelvisinin X-ı§mlarıyla incelenmesidir. Karnın düz filmi çekildikten sonra, damara iyotlu bir madde, örneğin Urografin, zerk edi­lir. Bundan 5, 10, 15 ve 30 dakika son­ra radyografiler alınır. Verilen maddeyi yoğunlaştıran böbrek, bunu böbrek pel-visine salgılar ve kontrast maddenin üre-terler yoluyla idrar torbasına gidişi izle­nir. İyodu yoğunlaştırmak için geçen sü­re ve yoğunlaştırma derecesinden, böb­rek fonksiyonuna ilişkin bir fikir edini­lebilir. Bu yolla, böbrekler yeterli şe­kilde görülemezse, uygulanabilecek di­ğer bir yöntem de, idrar torbasına bir sistoskop sokup, aşağıdan üreterlere ka-teter uzatarak, bu yolla ilaçlı maddeyi iletmektir. Damara ilaçlı madde verilme yöntemine damar içi piyelografi (I.V.P.) adı verilir, sözü edilen ikinci yöntem ise, retrograd piyelografi adını alır.

  • PİLOR STENOZU

    PİLOR STENOZU. Mide çıkışının da-ralmasıdır.
    Nedeni: 1. Doğmalık: Doğrudan ne­deni bilinmemektedir. Genellikle 2-6’ncı haftalarda, erkek bebeklerde teşhis edi­lir ve kalıtsaldır. Pilor bölgesini çevrele­yen kaslar aşırı gelişmiştir. 2. Sonradan oluşan: Erişkinlerdeki bu bölge daralması, genellikle, pilor bölgesi­ne yakm bir duodenal ülserin büzülmesi ya da mide alt ucu karsinomu sonucu görülür.
    Akut duodenum ülserleri de, pilor ka­sında spazma ve buradaki dokularda ve mukozalarda ödemli şişliklere yol açarak, darlığa neden olabilir. Belirtileri: 1. Doğuştan: Bebek­te, başta yavaş, sonradan şiddetli kus­ma, kilo kaybı, kuruluk ve huzursuzluk görülür. İshalin kusmaya eşlik ettiğine rastlanmaz.
    2. Sonradan oluşan: Hastada, kusma nö­betlerine yol açan sindirimsizlik hikâ­yesi vardır. Kusma tipiktir. Büyük miktarda, sindirilmemiş yiyecek çıkartılır ve az önce yenmiş yiyecek maddeleri ayırt edilebilir. Hasta kilo kaybeder, günde birkaç kere kusar ve kuruluk belirir. Tedavi: Her iki tip darlıkta da ilk tedavi, vücudun su ve tuz dengesini ye­rine getirmek için damar içine sıvıların verilmesidir. Midenin içindekiler, bir tüp aracılığıyla dışarı çekilir ve midenin içi normal tuzlu suyla yıkanır. Hastanın du­rumu düzeltildikten sonra, ameliyat edi­lir. Bebeklerde, mide ve duodenum’un içini döşeyen mukozaya erişene kadar pilor kası kesilir. Kastaki şak, açık bıra­kılır ve mukozanın bunun içine taşması beklenir. Karın kapatılır ve bebek birkaç saat içinde yedirilebilir. Erişkinlerde, mi­denin bir parçasının çıkartılması, tercih edilen ameliyattır. Bunun mümkün ol­madığı hallerde, cerrah kısa devre, diğer bir deyimle, gastro-enterostomi yaparak, mideden barsağa geçiş yolunu değiştirir.