Kadınlar Sitesi, Gebelik, hamilelik, doğum

Yazar: 13eta

  • PIHTILAŞMAYI ÖNLEYİCİ MADDE­LER

    Bu maddeler, derin tabakalardaki damarlarda pıhtıların oluştuğunun bilin­diği hallerde, damar cerrahîsinde ve kan dializinde, toplardamarlarda pıhtılaşmayı önlemek amacıyla kullanılırlar. Bazı dok­torlar, antikoagülaniarı, koroner trom-boz vakalarından sonra kullandırmakta­dırlar, fakat bu durumda, sürekli labo-ratuvar deneyleriyle doz kontrolü ge­rektiğinden, antikoagülanm varsayılan koruyucu etkisinin, bu yorucu deneyleri yaptırmak için yeterli olmadığı kanısı da yaygındır.
    Başlıca antikoagülanlar şunlardır:
    1. Karaciğerden elde edilen ve toplar­damara zerk edildiğinden çok çabuk etki gösteren heparin (heparin’in antagonisti karşıtı protamine sulphate’tır).
    2. Warfarin. Bu maddenin adı Wiscon-sin Alumni Research Foundation keli­melerinden elde edilmiştir. Ağızdan et­kili olan Warfarin’in antagonisti K vita­minidir (phtonamenadione zerki). Anti- koagülan kullanan hastalar, yanlarında, kullandıkları ilacın adı ve dozunun yazılı olduğu bir kart taşımalıdırlar. Warfarin, fare zehiri olarak da kullanılır. 3. Diptran. Bir antikoagülan olup, trom-botik trombositopeni’de görülen pıhtılaş­mayı engeller.

  • PIHTILAŞMA

    PIHTILAŞMA (Koagülasyon). Pıhtılaş­ma, oldukça karmaşık bir olaydır. As­lında, dolaşımdaki fibrinojen adlı bir madde, pıhtının çatısını yapan ve erime­yen fibrin’e dönüşmektedir. Şimdiye ka­dar pıhtı oluşumunda rolü olan 13 fak­tör keşfedilmiştir. Bu faktörlerin tümü­nün normal çalışması halinde, yaralanan doku sıvısında bulunan tromboplastin, dolaşımdaki protrombini, trombine dö­nüştürmekte, bu da fibrinojeni etkileyip, fibrin haline gelmesine yol açmaktadır. Bu olayda, kalsiyum ve kandaki trombo sitlerin rolü büyüktür. Trombositler, ya­ra bölgesinde toplanıp, yıkılmış ya da kesilmiş kan damarında, kan sızmasını önleyen bir tıkaç yapmakta ve bu arada da, pıhtılaşma için gerekli olan madde­leri açığa çıkarmaktadır. Pıhtı oluşmaya başlayınca, bunu sınırlayan bir karşıt olayın yokluğunda, tüm kan daman sis­temi pıhtıyla dolabilir. Gerçekten de, kandaki plasminojen, kan damarlarının zedelenmesi halinde, trombini yıkan bir enzim olan plasmine dönüşmektedir. Bir damarın yaralanmasıyla pıhtı oluşmaya başlar başlamaz aynı yaralanmanın et­kisiyle ortaya çıkan plasmin, bu pıhtının aşırı büyümesini engellemekte ve bir gün içinde vücutta, çok sayıda, bu tür kar­şıt olaylar yer almaktadır. Bu gibi kar­maşık bir mekanizmanın yer yer aksa-yabileceği doğaldır. Kan pıhtılaşma me­kanizmasının çeşitli anormallikleri bilin­mektedir. Pıhtılaşmayla ilgili en iyi tanı­nan hastalık, hemofilidir .

  • PERNİSYÖM ANEMİ

    PERNİSYÖM ANEMİ (Addison ane­misi). Alyuvarların yapımındaki bir anor­mallikten ötürü beliren kansızlık tablosu­dur.
    Nedeni: B12 vitamini eksikliğidir. As­lında, mide dumura uğrar ve hidroklo-rid asit ya da B12 nin emilmesi için ge­rekli diğer bir madde olan intrinsik fak­törü salgılayamaz hale gelir. Birkaç va­kada (genellikle, bitkisel diyet uygulayan­larda), besinlerde B12 eksikliği vardır. Midenin büyük bir bölümünün çıkarıl­mış olduğu vakalardaysa, çok az intrinsik faktör salgılanabilir. Mide atrofisinin ne­deni, bir antijen antikor reaksiyonu ola­bilir. B12 eksikliğinde, kemik iliğinde al­yuvarların olgunlaşması gerçekleşemez ve dolaşımda normalden az sayıda ve anor­mal yapıda alyuvar bulunur. Bu has-, talığa çok benzeyen bir durum, besin­lerde folik asit (bkz.) eksikliği olduğun­da görülür.
    Belirtileri: Yavaş yavaş beliren so­lunum darlığı, yorgunluk, anjin (göğüs ağrısı) ve çarpıntıdır. Hastada genel bir isteksizlik hali ve karamsarlık vardır. De­ride özel bir limon sarısı rengi belirir ve dil kırmızıdır, acır. Sinir liflerinin kılıfını yapan miyelin maddesinin korunması için B12 vitamini gerekli olduğundan, sinir sistemi bozukluğu belirtileri ortaya çıkar, hastanın el ve ayakları karıncalanır, ha­reketleri zorlaşır ve zayıflar, dokunma ve ağrı duyumları kaybolur. Patella ref­leksi de yok olur. Babinski pozitifleşir ve sonunda zihinsel bozukluklar dikkati çek­meye başlar. B^ eksikliğinin sinirsel be­lirtileri “omuriliğin subakut bileşik reje-nerasyonu” adını alır. Tam teşhis, kanın mikroskopik incelenmesi sonucu konur.
    Tedavi: Kas içine B12 zerk edilir. Bu zerkler, ömür boyu, ayda bir tekrar­lanmalıdır.

  • PERİTONİT

    PERİTONİT. Periton iltihabıdır.
    Nedeni: Bir iç organın delinmesi, kanlanmasının engellenmesi, bakteri en­feksiyonunun yayılmasıdır; akut ya da kronik olabilir.
    Belirtileri: 1. Akut: Karma yayı­lan şiddetli ağrıdır. Hasta, kıpırdamadan yatar, rengi soluktur, nabzı zayıf ve sü­ratlidir, ağzı kurudur, soluğu kokar, so­ğuk soğuk terler. Solunum yüzeysel olup, kesin kabızlık vardır. Peritonitte barsak-lar felce uğradığından, barsak sesleri du­yulmaz. Karın duvarı kasları serttir. 2. Kronik: Çocuklarda, bunun nedeni, genellikle veremdir. Hasta kilo kaybeder, karnı şişer, kolikler belirebilir ve sık sık bar rahatsızlıkları görülür, erişkinlerde, peritonun kronik iltihabı, kanserli doku­nun burada yerleşmesine bağlı olabilir. Bu durum bazen, karnı gerecek kadar sıvı birikmesine yol açar.
    Tedavi: Nedene bağlıdır. Genellikle akut vakalarda, mide aspire edilir ve da­mardan serum verilir. Antibiyotikler uy­gulanır. Teşhis konana kadar, ağrı gide­rici önlem almak yanlıştır. Bu durumda zaten, hastayı ameliyat edip etmemek şeklinde karar alınması gerekir.

  • PERİTON

    PERİTON. Karın boşluğunun iç yüzünü ve burada bulunan organları örten zar­dır. Karın duvarlarını kaplayan bölüm, parietal tabaka, organları örteniyse, vi-seral tabaka adlarını alır. İki tabaka ara­sında bulunan çok az sıvı, organların serbestçe hareketini sağlar. Periton, or-ganlararası kıvrımlar da yapar: Öndeki bir büyük kıvrımın adı, omentum’dur ve mideden aşağı sarkan, üstü yağ dolu bir önlük görünümündedir. Omentum’un ar­kasına enine kolon yapışır. İncebarsak, karın arka duvarına, mezenter adını alan bir başka periton kıvrımının aracılığıyla yapışır. Barsak, kan ve lenf damarları mezenter içinde bulunur. Böbrekler, üre-terler, idrar torbası, periton dışında bu­lunur ve yüzeylerinin yalnız bir bölümü­nü periton örter. Periton, erkekte kapalı bir kese halindedir. Kadındaysa, iki fal-lop borusu, peritonun vücut dışıyla ilgi­sini sağlar. Periton, bakterilere karşı di­rençlidir ve genellikle, enfeksiyonları ve cerahat topluluklarını, yapışıklıklar ya­parak, yerelleştirir. Özellikle omentum, çevresindeki herhangi bir iltihap bölgesi­ne yapışır. Bundan ötürü} periton’a, “cer­rahın dostu”, omentum’a da “karm içi polisi” adları verilmiştir.

  • PERİODİK KUSMA

    Çocuklarda görü­len kusma nöbetleri. Nedeni: Bilinmez. Belirtileri: 3 yaşından sonra, baş ağrısı ya da mide ağrısıyla başlayabilen ve 1-2 gün süren kusma nöbetleri beli­rir. Kusma şiddetli olup, karın ağrısına eşlik eder.
    Tedavi: Kusma durur durmaz, iyi­leşme çabuk olur, fakat devamı süresin­de, çocuk, midesinde hiçbir şeyi tutamaz. Hasta yatırılmalı ve sık sık az miktarda, tercihen içinde glikoz eritilmiş sıvı içirilmelidir. Klorpromazin adlı ilacı, ağız­dan, ya da kusmalar bunu engelliyorsa, zerk yoluyla vermek gerekebilir. Çok ağır vakalarda, damardan şekerli ve tuz­lu serumlar verilir.
    Tüm nedenler gözden geçirildikten sonra, bu tür bir kusmanın periodik kus­ma olduğu inancına varılmalıdır. Bu du­rum, buluğ çağında kendiliğinden kay­bolur, fakat bazen yerini migren’in al­dığı görülür.

  • PELLEGRA

    PELLEGRA. Bir eksiklik hastalığıdır.
    Nedeni: 1913-1928 yıllarında A.B.D. ‘nin güneyinde çalışmakta olan Dr. Gold-berger, pellegra’nm, suda eriyen ve ısı etkisiyle değişmeyen bir maddenin be­sinlerdeki eksikliğinden ötürü ortaya çık­tığını göstermiştir. Bu maddenin 1937 yılında nikotinik asit olarak tanımlan­masından önce, Dr. Goldberger ölmüş­tür. Pellegra, asıl diyetin mısır olduğu bölgelerde görülmekteydi. Bunun nede­ni, mısırın nikotinik asit eksikliği yanın­da, vücudun nikotinik asidi türetebildiği bir aminoasit olan triptofandan yoksun olmasıydı. Günümüzde pellegra, sindirim sistemi bozukluğu sonucu nikotinik asit emilimi olmayanlarla, beslenmeleri anor­mal derecede eksik olan (alkolikler) gibi kişilerde görülür.
    B e 1 i r t i 1 e r i: Üç D ile gösterilir. Di-yare (ishal), demans ve dermatit. Bunlar Pellegra’nm tipik üç belirtisidir. Tedavi: Nikotinik asit ya da nikoti-namid verilmesidir.

  • PARMAKLAR

    PARMAKLAR. Parmaklar, falanks adı verilen üçer kemikten oluşur. Bunlar, tek yönlü eklemler ve kuvetli bağlarla bir arada tutulur. Yalnız başparmakta iki falanks vardır. Fleksiyon (içe bükülme) ve ekstansiyon (düzleşme) hareketlerini sağlayan kuvvetli kaslar önkola ilişkin­dir ve bunların kirişleri iki önde, iki ar­kada olmak üzere, her parmağa uzanır. Bu kirişler, kasların sürtünmesiz çalış­ması için sıvı içeren sinovia keseleriyle çevrilidir, ön ve arkada, orta ve son falankslann tabanlarına yapışıktır. Her parmağın yanında iki ufak atardamar ve iki ufak sinir bulunur. Parmak uçları­nın aşırı duyarlığını göz önünde bulun­durursak, bunların önemini daha iyi kav­rarız. Atardamar ve sinirler, önkolun radyal ve ulnar atardamar ve sinirleri­nin dallandır. Elin önünde (avuç tara­fında), ulnar sinir yalnız küçük parmağı ve yanındaki parmağın yarısını sinirlen­dirir. Parmakların gerisine, medyan siniri gelir. Elin arkasında (sırtında), ulnar sinir son iki parmakla, orta parmağın yansını etkiler. Medyan sinir, parmak uçlarım sinirlendirir, radyal sinir ise, ge­ri kalan el sırtıyla, parmakları (uçlarına kadar) etkiler. Her parmağın ucunda, tırnak bulunur, tabanmdaysa, elin meta-karp kemikleri vardır. Yaralanmalar ve enfeksiyonlar dışında, parmakları en faz­la etkileyen hastalıklar, kanlanmalarıy-la ilgili olanlar, (Raynaud hastalığı, ma­yasıl gibi), artrit (genellikle romatoid artrit), nevrit, deri hastalıkları ve tırna­ğın mantar hastalıklarıdır.

  • PARKINSON HASTALIĞI

    PARKINSON HASTALIĞI (Paralizi Agitans). Kasların sertleştiği ve hastada devamlı titreme ya da sarsılmaların gö­rüldüğü bir sinir sistemi hastalığıdır. Nedeni: Bilinmemektedir. Bazı va­kalar, şiddetli ensefalit krizleri sonrası belirmekle birlikte, genellikle hastalık ileri orta yaşlarda ortaya çıkar ve özel­likle bazal gangliyonlardaki bir yozlaşma sonrası oluştuğu düşünülür. Bu, bir eks-tra-piramidal sistem (bkz.) hastalığıdır. Belirtileri: Hastada, kol, bacak tit-remesiyle, kas sertleşmesi vardır. Shore-ditch’li Dr. James Parkinson’un 1817 ‘deki ilk tanımlaması şöyleydi: “İstemsiz titrek hareketlere eşlik eden azalmış kas gücü. Bu; organların hareket etmediği durumlarda da görülmektedir. Vücudu öne eğmek ve yürümeden, koşmaya geç­mek eğilimi vardır. Hastanın bilinci ve zihinsel çalışması normaldir”. Yüz, ifa­desini kaybeder ve ses zayıflar. Hastalı­ğın son evrelerinde, hasta hareket ede­mez olur ve bilincine tam hâkim olmak­la birlikte, konuşup yazamaz. Hastalığın özelliklerinden biri de, yazının gittikçe ufalıp ve titrekleşmesidir. Tedavi: Hastalığın tek bir etkili te­davisi yoktur. Atropin, benzheksol (Ar­tan), orfenadrin (Disipal) vb. gibi titre­me ve kas sertliğini azaltacak ilaçlar var­dır. Amfetaminlerin, depresyon ve yor­gunluğa karşı korkusuzca kullanılabildi­ği hastalıklardan biridir, çünkü, hastalı­ğın kötü ilerleyişine karşı, ilaç alışkanlığı önemsenmeyecek bir faktördür. L-dopa, umut verici yeni bir ilaçtır, fakat bulan­tı, garip istemsiz hareketlere yol açmak, zihinsel dengeyi bozmak gibi doza bağlı yan etkilerinden ötürü, her vakada kul­lanılamamaktadır. Dikkatle seçilmiş va­kalarda, talamusta yapılan ameliyatlar çok olumlu sonuçlar verdiği ileri sürül­müştü. Ancak ameliyat beklenen sonuç­ları vermedi. Teskin edici ilaçlar kulla­nılmasına devam edilmektedir.

  • Paranoya

    Şizofreninin hafif bir şek­lidir. Bir akıl hastalığından fazla, bir karakter bozukluğu diye tanımlanır. Has­tanın kişiliği değişmez, fakat izlenme delüzyonları vardır, belleği ve kelimeleri anlayışı, gerçek dışıdır. Bu duruma ol­dukça sık rastlanır, kişinin mesleğini iz­lemesini engellememekle beraber çevresi­ni tedirgin eder.

    Paranoya: Paranoid hastalar çok kuşkucu tiplerdir. Kendi yetersizliklerini üstünlük duygularıyla kapatırlar. Bu yüzden sürekli takip edildikleri, haksızlığa uğradıkları, önemli keşifleri olduğu için öldürülmek istendikleri kuşkularıyla yaşarlar. Sabit fikirlidirler, kanaatlerini değiştirmek zordur. Düşüncelerinde direnir­ler.

    Bu özelliklerinin dışında normal görünürler. Hezeyanlarını mantıklı ve inandırıcı biçimde açıklamaları, çoğu zaman düşüncelerinin doğruluğuna çevresindekileri inandırır. Çoğu zaman tehlikeli değildirler ama bu, zararlı olmadıkları anlamına gelmez. Kendisinden kuşku duyduğu gerekçesiyle eşlerini öldürenler görülmüştür. Erkeklerde görülme oranı daha yüksektir.

  • PARALİZİ JENERAL

    PARALİZİ JENERAL.
    P.G. ve demans paralitik diye de adlandırılan bu hastalık, frenginin üçüncü evresidir. Nedeni: Frengi etkeninin, beyin ve sinir sistemini enfekte etmesidir. Beyin büzülür ve zarları kalınlaşır. Belirtileri: En erken belirti, ge­nellikle, zihinsel bozukluklardan oluşur. Bu durum, ilk enfeksiyondan 10-20 yıl sonra belirir ve genellikle erkeklerde gö­rülür. Hasta unutkandır, baş ağrıların­dan şikâyet eder, işinde belirli bir şe­kilde verimsizleşmiştir, içkiyi artırdığı gibi, alkol etkisine karşı daha dirençsiz­dir. Dil ve yüz kaslarında titreklik, ke­kemelik belirir ve duygusal hareketler dengesizlesin Hasta çok kolaylıkla ağlar ya da güler veya aşırı inanan, aşırı iyim­ser bir kişiliğe bürünür. Büyüklük de-lüzyonları, hastayı büyük borçlara iter. Bazı hastalar ise, karamsarlık ve dep­resyon gösterir, geçmişteki önemsiz olay­ları büyütüp, suçluluk kompleksine girer. Nöbetler ve konfüzyon da hastalığın ilk evrelerinde belirebilir. Hastalık ilerledik­çe, hastadaki hareketsizlik artar ve so­nunda yataktan çıkamayan, idrar ve dış­kısını tutamayan bir vaka haline gelir. Tedavi edilmediği takdirde, hasta, yakla­şık olarak 4 yıl içinde ölür. Tedavi: Penisilin kürüdür. Başlan­gıçtaki ufak dozlardan sonra (çok sayı­da spiroket yıkımı, Herxheimer reaksi- yonu denen şiddetli bir reaksiyona yol açar), her gün toplam 10 milyon ünite yapana kadar kas içine 600.000 ünite prokain penisilin zerk edilir. Bazen bu tedaviye ek olarak, 10 hafta süreyle haf­tada 200 mg. bizmut da kas içine zerk edilir. Penisilinin etkisiz olduğu seyrek vakalarda, hastaya ısı tedavisi uygulanır. Geçmişte hastada yüksek ateş yaratabil­mek için hastaya sıtma mikrobu veril­mekteydi. Bunun gidişi kontrolsuz ola­bileceğinden, günümüzde yerini ateş oda­sı almıştır. Tedaviye erken başlandığı takdirde, hastalığın gidişi kontrol altına alınabilir ve bazı vakalar iyileştirilebilir. Geciken tedavide, yarı iyileşme ya da hastalığın durdurulması umudu vardır. Seyrek rastlanan bazı durumlarda, teda­vi etkisiz olabilir. Hastalık teşhis edil­diğinde, hastanın evde bakımı çok güç-leşebileceğinden, hastaneye kaldırmak gerekir. Gerçekte, hastanın akıl hastane­sinde tedavi altına alınması gerekir. Te­davi sonrası, belirli aralıklarla hastanın izlenmesi gereklidir, çünkü hastalık tek­rarlayabilir.

  • Pannus

    Pannus

    Pannus: Gözün kornea tabaka­sında ortaya çıkan damarlanma. Konjunktiva’nm devamlı tahriş olması nedeniyledir. Korneanın üzerinde granülasyon dokusu oluşması ile görmeyi zorlaştıracak şekilde damarlaşma meydana gelmesine pannus denmektedir.

    Pannusun vücuda zararları nelerdir?

    Pannus denilen lezyon körlüğe neden olmaktadır.

    Pannus nasıl ortaya çıkmaktadır?

    Pannus yaklaşık 7 günlük bir kuluçka döneminden sonra ödem ve göz yaşarması gibi semptomlarla ortaya çıkmaktadır. Genellikle gözün iki yanından yavaş yavaş ortaya çıkar. Kuluçka döneminin ardından da göz kapağı konjunktivasında küçük folliküler olarak belirir. Kornea epiteli matlaşır ve görme fonksiyonları azalır.

    Tedavi yöntemleri nelerdir?

    4-6 hafta süre ile günde 3 defa göze sürülerek kullanılan eritromisinli göz merhemleri ile etkili bir tedavi sağlanması mümkündür. Ayrıca merhem tedavisi yanında ağızdan alınan ilaç tedavisi de uygulanır.

    Hastalık hangi şartlarda görülür?

    Hastalık uzak doğunun ve Akdeniz ülkelerinin sıcak ikliminde daha fazla görülmektedir.

    Hastalık bulaşıcı mıdır?

    Hastalığın tam olarak olgunlaştığı aşamada hasta kişi ile aynı havluyu ve mendili kullanmak bulaşmasına neden olur. En bulaşıcı olduğu dönemleri erken dönemleridir.

    Eklem ile ilgili olan pannus nedir?

    Pannus bir başka anlamıyla da romatoid artrit hastalığında oluşan infiltratif hücre topluluğudur. Romatizmal eklem hastalıklarında eklem kapsülünde bulunan hücrelerin üzerini örten sıvıdır. Eklemlerde E vitamini eksikliği, fiziksel darbe, pankreas hastalıkları, lupus gibi hastalıklardan kaynaklı olarak biçimlenmektedir. Mitral kapak replasmanı yapılan hastalarda oluşan pannus, mitral protez kapak darlığının cerrahi girişim gerektiren nedenlerindendir. Halsizlik ve nefes darlığı gibi semptomları vardır.