Kadınlar Sitesi, Gebelik, hamilelik, doğum

Yazar: 13eta

  • Mide Bağırsak İltihabı

    Mide Bağırsak İltihabı

    Mide Bağırsak İltihabı (Gastro-endesit). Genellikle, bir enfeksiyon so­nucu mide-barsakta oluşan iltihabı du­rum, bkz. Dizanteri, İshal.

    İltihap Nedir?

    İltihap denince insanda kötü bir çağrışım oluşmasına rağmen işin özünde iltihap olumlu bir durumdur. Vücuda giren mikroplara ve oluşan enfeksiyonlara bağışıklık sistemimizin verdiği tepkiye iltihap denir ve vücut savunmasının bir parçasıdır. Ancak vücut zararsız mikroorganizmalara da aynı tepkiyi verirse veya başlattığı iltihap tepkisini sonlandıramazsa durum kötüleşir ve iltihap hastalığa sebep olur. Biz de iltihabın bu özelliğini bildiğimizden dolayı onu olumsuz bir şeymiş gibi düşünürüz.

    Mide Bağırsak İltihabı Oluşma Sebepleri

    mide bağırsak iltihabiİşi gereği mide ve bağırsaklar genellikle birçok mikroorganizmanın girdiği bölümlerdir. Hal böyle olunca da giren bu mikroorganizmalardan bazıları olumsuz aktivitelerde bulunur ve vücut buna karşı tepki verir. Bu tepki de zaman zaman iltihap şeklinde olur. Ayrıca mide hastalarının en büyük şikâyetlerinden ülser de midede iltihap oluşumunun en önemli nedenlerindendir. Çünkü yaralar, özellikle de nemli ortamlardakiler, çok çabuk iltihaplanabilmektedir. Ülser eğer ileri seviyeye gelmişse iltihaplanma sık görülen bir vaka olur. Ayrıca midede gerçekleşen iltihaplar, bağlantılı olduğu bağırsaklara da yayılarak daha ciddi sorunlara neden olabilir.

    Mide Bağırsak İltihabı Belirtileri

    Öncelikle yoğun mide bulantısı ve kusma en önemli belirtilerindendir. Kusma defalarca tekrarlansa da bulantı devam eder. Yüksek ateş ve titreme de iltihabın belirtilerindendir.

    Bitkisel Tedavi Yöntemleri

    Anason çayı, ardıç meyvesi çayı, armut, asma dalı kesildiğinde çıkan su, ayva, bamya, biberiye çayı gibi bitkisel tedavi yöntemleri, mide bağırsak iltihapları ile mücadelede oldukça etkilidir.

  • MİDE

    MİDE. Yemek borusunun yiyecek taşı­dığı büyük bir ceptir. Normalde, 1/2-1 litre kapasitesi vardır ve yiyeceği sindir­meye yarayan mide sıvısı salgılar. Kar­nın sol üst bölümünde, diyaframın al­tında bulunur ve sağda, karaciğerin altı­na kadar uzanır. Yemek borusu ucu, kardiya; duodenumla devam eden ucu ise pilor adını alır. Midenin, kardiya’ nın solundaki, normalde bir hava hab­besi kapsayan şişkinliğine fundus denir. Kardiya ve fundus’la, pilor arasındaki bölüm ise, asıl midedir. Midenin sol ke­narı uzundur ve büyük kurvatur diye adlandırılır; sağ kenar ise kısa olup, kü­çük kurvatur’dur. Pilor’dan önceki bölü­me bazen antrum denir. Midenin büyük kurvaturundan, büyük omentum sarkar. Mide, karaciğerin alt yüzüne, küçük omentum adını alan bir zar kıvnmıyla bağlıdır. Karın boşluğunda, oldukça ser­best bulunan mide, solunum hareketle­riyle oynar. Kardiya ucundan yemek bo-rusuyla pilor ucundan da duodenumla tespit edilmiştir. İç yüzü kıvrımlı (ru-gae) bir mukozayla kaplıdır. Mide du­varlarını döşeyen düz kasların tonusu, duyusal durum dahil, çeşitli faktörlere bağlıdır.

    İç yüzdeki mukoza bezleri, hidroklorik asit, pepsin ve diğer bazı enzimleri salgılar. Bu salgılarla karışmış yiyecek kitlesi, kimus adını alır. Bu bezlerin ça­lışmasına neden olan faktörler, midede yiyeceğin bulunması, ve yiyeceğin görül­mesi ya da beklenmesi sonucu, beyinde başlatılan bir reflekstir. Duyusallığın, mide salgılarıyla ilişkisi çoktur: Salgılar, hiddetle artıp, endişeyle azalır. Mide du­varının kaslarının bir dalga hareketi olan peristaltizm sonucu, yiyecek maddeleri, incebarsağa doğru ilerler. Ani heyecan­lar, mide kası felci ve mide genişleme­sine yol açıp, kişinin içinde bir kitlenin düştüğünü hissetmesine neden olur.

  • Metroraji Nedir?

    Metroraji Nedir?

    Metroraji Nedir?

    Âdet arası dönemlerin­de görülen, düzensiz kanamalar.. Elbette her kadın normal düzeyde görülen ve doğal zamanında oluşan sağlıklı bir adet kanaması geçirmek ister. Fakat bu durum her zaman istenildiği gibi olmayabilir. İşte bu durumlardan bir tanesi de Metrorajidir. Metroraji normal düzende görülen adet kanaması bitmiş olmasına rağmen, adet kanamasının bitişinden birkaç gün sonra yeniden damla şeklinde hafif lekelenme olması durumuna denir. Bu durumun yaşanması kadınlar için oldukça endişe verici bir olaydır. Metroraji durumunun yaşanması bazı jinekolojik sorunlar yaşandığının habercisi olabilir. Eğer bu durum hiç başınıza gelmediyse ya da bu sorunu birkaç kez yaşadıysanız mutlaka bir jinekolojik muayene olmanız gerekmektedir.

    Hangi Durumlarda Metroraji (Ara Kanama) Görülür?

    Ara kanamalar yani Metroraji durumu kişinin genel sağlık problemlerinden kaynaklı olabileceği düşünülmekle birlikte aşağıda belirtilen durumlarla da ilgili olabilmektedir. Bu durumlar şunlardır;

    Siz de yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı böyle bir rahatsızlık yaşıyorsanız ve bu rahatsızlık neticesinde oluşan kanama ileri derecelere ulaşmışsa mutlaka doktorunuza görünerek tedavi olmanız gerekir.

  • MEYVE

    MEYVE. Meyvelerin çoğunun % 80’i sudur. Muz gibi nişastalı meyvelerde su miktarı daha azdır, buna karşılık kavun, karpuz gibi meyvelerde çok fazla su bu­lunur. Meyvede başlıca, nişasta, şeker, sitrik, tartarik ve malik asit gibi asitler, özel tadını veren yağlar ya da uçucu maddeler bulunur. Meyvelerin çoğunda, değişik miktarda C vitamini vardır. Bu vitamine en fazla turunçgillerde rastla­nır. Kuru yemişlerde, su miktarı pek ta­bii ki çok azalmıştır; bunlarda çok fazla şeker ve nişasta, fakat çok az C vita­mini bulunur. Meyvelerdeki madenler, genellikle demir ve kalsiyumdur ve mey- velerin çoğunun hafif müshil etkisi var­dır. Çilekte oksalik asit bulunur ve has­sas kişilerde, idrarda oksalat kristalleri­nin oluşmasına yol açar.

  • MESLEK HASTALIKLARI

    MESLEK HASTALIKLARI. Belirli bir hastalık tehlikesini kapsamayan meslek dalları pek azdır. Buna rağmen, son yıl­lara kadar, “meslek hastalığı” deyimi, endüstride çalışan el işçilerine ilişkin sayılmıştır. Paracelsus, 1567’de yayınla­dığı “Maden İşçisi Hastalığı ve Diğer ‘Madenci Hastalıkları” adlı kitabında; el işçilerini göz önünde tutmuştur. En­düstri tıbbının ilk uzmanı, İtalyalı Ber-nardino Ramazzini (1633-1714) idi. Bu doktor, “Tüccarların Hastalıkları” adlı bir kitap yazmıştı. Günümüzde, Endüs­tri Devrimi’nden iki yüzyıl sonra, dok­torun bu tıp dalındaki görüşleri çok de­ğişmiştir. Bir işkolu şefinin duodenunv ülseri ya da koronor trombozu, Caisson hastalığıyla eşdeğer anlamda bir meslek hastalığıdır. Caisson hastalığının ancak belirli bir iş dalında görüldüğü, duode-num ülserine ise herkeste rastlanabile­ceği her ne kadar iddia edilirse de, mo­dern endüstri tıbbının görüşü böyle de­ğildir. Gerçekten “tüccar hastalığının daha iyi anlaşılması, bu hastalığın azal­masında rol oynamıştır.
    Burada, bazı çok belirli meslek has­talıkları ele alınacaktır. Bu sıraya, tehli­kesiz meslek olan tarımdan başlanabilir: Tarım işçilerinde, güneşin aşın etkisin­de kalmaktan, deri epitelyomu ya da kanseri, tahılla uğraşmaktan (aktinomi-koz (bkz.), at ve büyükbaş hayvanla il­gilenmekten, şarbon, yine büyükbaşlar­dan verem, çamurlu çukurlarda çalış­maktan, spiroket sarılığı, fiziksel gerilimden ötürü de, sayısız ağrı ve sancı çeşitleri görülebilir. Ev hayvanı üretici­lerinde ornitoz, telgrafçılarda kramplar, kozmetiklerle uğraşanlarda dermatit, ev işi görenlerde “ev temizleyicisi dizi”, din ve siyaset adamlarında larenjit, doktor­larda da, uzun süreli zihinsel yorgunluk­tan ötürü, “anğina pectoris” sık görü­len hastalıklardır. Daha belirli endüstri hastalıkları ise şunlardır: Dalgıçlarda vurgun hastalığı, cam üfürücülerinde ka­tarakt, maden ve kanalizasyon işçilerinde spiroket sanlığı olur (Bu son grupta, ay­rıca, bir kancalı solucan hastalığı olan ankilostomiasis de görülebilir). Endüs­tride kullanılan ve işçilere zararlı olabi­len zehirler ise şunlardır: Arsenik, an-timon^ cıva, kurşun, nikel, fosfor, kar­bon disülfid, karbon tetraklorür (elbise temizleyici ve boyacılarında), katran tü­revleri ve çeşitli ensektisid ve pestisid- ler (böcek ve fare zehirleri). Diğer çok önemli meslek hastalıkları, silikoz, as-bestos, bissinoz, dermatit, krom yarala­rı, tahriş edici kimyasal maddelerin ne­den olduğu kanser, tıpta ve atom araş­tırmalarında, radyoaktif maddelere aşırı maruz kalmanın sonuçlarıdır.
    Büyük endüstri dallarının, kendilerine ilişkin tıbbî ve sosyal yardım servisleri vardır. Bunların görevleri, tehlikeyi ön­leyici, işçi ve endüstri ürünlerini kulla­nanları koruyucu (örneğin, yiyecek mad­deleri fabrikalarında) nitelikte olduğu gibi, moral yükseltmeye yönelen endüs-tria psikolojisi uygulamasını da kapsa­maktadır. Gerçekten, bir fabrikanın sağ­lık servisinin başındaki doktorun görevi, sadece işçiyi tehlikeden korumak değil, ayrıca, işçinin organik ve psikolojik sağ­lığını gözeterek, fabrika işverenlerine ve fabrika ürünlerini alıcısına da yardım etmektir.

  • MESANE HASTALIKLARI

    MESANE HASTALIKLARI. Doğuştan şekil bozuklukları:
    a) Ektopik mesane: Mesane ve karın alt bölümünün ön duvarı, gelişim sırasında kapanamamış olduğundan, bu açıklıktan devamlı olarak idrar dışarı sızar.
    Tedavi: Üreterler, cerrahî müdaha­leyle mesaneden ayrılıp, kalınbarsağın alt bölümüne bağlanır ve idrarın, kolon (bkz.) ve rektumdan çıkması sağlanır. Ayrıca, karın duvarı da, plastik cerrahî ile düzeltilir. Genellikle, penis’in (bkz.) oluşumuyla ilgili bir şekil bozukluğu olan hipospadi, ektopik mesaneye eşlik eder ve ameliyatla, aynı zamanda düzeltilebi­lir. Söz konusu ameliyat, çocuk 4 yaşını bitirdikten sonra yapılır.
    b) Çok seyrek rastlanan bir şekil bozuk­luğu da, cenin’de mesaneyle, göbek kor­donunu birleştiren kanal olan urakus’ un tam olarak kapanamamasıdır. Bunun sonucunda, göbekten devamlı olarak id­rar sızar.
    Tedavi: Plastik cerrahî ile, kanalın kapanmasıdır.
    İltihap: Çok sık rastlanan mesane ilti­hapları, “Sistit” başlığı altında anlatıl­mıştır. Ayrıca, bkz. Bilharzia. Tümörleri: Selim ya da habistir.
    Belirtileri: İlk belirti, genellikle, ağrısız olarak kanlı idrar yapmaktır. Tü­mörün habis olduğu hallerde, ilerde bu durum ağrılı olur ve hasta sık idrara çı­kar.
    Tedavi: Tümörün yapısına bağlıdır. Bunun anlaşılması için, idrarın mikros-kopik incelenmesi, özel röntgen muaye­nesi (bkz. Piyelografi) ve sistoskop yar­dımıyla, mesanenin içinin görülmesi ge­reklidir. Papilom adlı selim tümörlerin tedavisi için, sistoskopla diyatermi ye­terlidir, fakat diğer tip tümörlerin, me­sane duvarının bir bölümüyle birlikte ke­silip çıkartılması gerekir. Diyatermi ya da ameliyat sonrası, ışın tedavisi de uy­gulanabilir. Mesane tümörlerinin varlı­ğında, hemen daima enfeksiyon da be­lirir ve ayrıca tedavi edilmesi gerekir.
    Yaralanma: Çok seyrek olur: Pelvis (le­ğen) kemikleri kırılması ya.da karın alt bölümünün delici aletlerle yaralanmasıy­la belirir. Burada tehlike, idrarın peri­ton boşluğu ya da pelvis dokuları ara­sına sızmasıdır. Tedavi için, mesane bo­şaltılır.
    Yabancı cisimler: Mesanede en sık rast­lanan yabancı cisimler, genellikle iltihap sonrası oluşan taşlardır ve bunlara er­kekte daha sık rastlanır. Bazen çok sey­rek olarak, mesaneye, üretra’dan girmiş olan, kurşunkalem ya da saç firketesi gibi yabancı cisimler görülür.
    Tedavi: Yaygın inancın tersine, me­sane taşlarını eritmeye yarayan hiçbir ilaç yoktur. Bazen, cerrah, litotris de­nen aleti üretra’dan mesaneye sokarak taşlan kırıp, parçaların, mesaneyi su ile yıkayarak, dışarı çıkmasını sağlar. Ge­nellikle, yabancı cisimleri çıkartmak için, mesanenin, karın duvarı yolundan açıl­ması gerekir. Bu ameliyat, çok eskiden beri başvurulan ve geçmişte, anestezi kul­lanılmaksızın, perine yoluyla yapılan bir işlemdir.
    Tıkanma: Genellikle, erkekte prostat be­zinin büyümesi sonucu olur. Ayrıca, ka­dında, rahim tümörleri ya da arkaya yatık gebe rahim; tıkanmaya yol açabilir.
    Tedavi: bkz. Prostat Bezi.
    Sinir sistemi hastalıklarıyla ilgili olan­lar: Mesanenin sinirsel kontrolü karma­şıktır ve normal idrar yapabilmek için sağlam bir sinir sistemine sahip olmak gereklidir. Bu sinirsel kontrol mekaniz­masının çeşitli bölgelerinin yıkımı, de­ğişik sonuçlara yol açar:
    1. Omuriliğin üst bölümünün yıkımı: Mesanenin istemli kontrolü kalkar ve zamanla idrar yapmak, otomatik hale gelir.
    2. Omuriliğin kuyruksokumu (en alt) bölgelerinin yıkımı: Refleks kontrol yok olur ve zaman zaman mesane kasının çok zayıf kasılmaları görülür. Sonunda, idrarla dolmuş olan mesaneden, sık sık, az miktarda idrar çıkar. 3. Mesane boynu kaslarının sinirlerinin yıkıma uğraması: Burada, mesaneden çı­kışın kontrolü yoktur ve bu tip felç so­nucu idrar, böbreklerden geldikçe dam­la damla dışarı sızar ve mesane daima boştur.
    4. Omuriliğin herhangi bir bölümünün ya da at kuyruğu (bkz.) sinirlerinin ani zedelenmesi: Akut idrar tıkanıklığı gö­rülür ve mesane aşın şekilde dolduğu halde, hasta idrar yapamaz. Tedavi: Nedene göre değişir, fakat ilke olarak, asıl sorun düzelene kadar, mesane devamlı akıntıyla temiz tutulur. Bu olanaksızsa, ilk amaç, mesanenin oto­matik olarak boşalmasını sağlamaktır. Bu da yapılamazsa, bir yapay boşaltma sistemi uygulanır. Burada en büyük teh­like, idrar yolları enfeksiyonudur.
    MESKALİN. Bir kaktüs türü olan Laphophora williamsii (Ankalonium lewe-nii) de bulunan bir ilaçtır. Bir psikoto-mimetik ilaç olup, kullananda çeşitli akıl hastalığı belirtilerine yol açmaktadır. Persepsiyon (algılama) olayını değiştir­diğinden, halüsinasyon, illüzyon, zaman kavramının bozulması, belirsiz endişe ve bünyeye göre, perseküsyon hislerini ortaya çıkartır. Meksika ilaçlarından olan peyotl ve mescal (meskal), dinsel tören­lerde kullanılmakta ve buralardaki tüm toplumda halüsinasyonlar belirmektey­di. Meskalin de, değişik toplumlarda, bazı kişilerce, LSD (liserjik asid dietilamid) gibi, tecrübelerinin sınırlarını ge­nişletmek amacıyla kullanılmaktadır. İl­lüzyon ve halüsinasyon oluşturarak, tec­rübenin artıp artmadığı, pek tabii ki, tartışılabilir.

  • MESANE

    MESANE (İdrar torbası). Mesane, pel-vis (leğen) içinde bulunur. Önde, pubis kemiğince korunmaktadır. Erkekte, rek­tum, mesanenin arkasında, prostat bezi ise altındadır. Kadındaysa, mesanenin arkasında vagina (hazne) ve rahim boy­nu bulunur. Normal erkekte, mesane 300 mi. kadar idrar alabilir. İdrar, böbrek­lerden mesaneye, üreter adı verilen iki boru aracılığıyla gelir. Üreterler, mesa­nenin tabanında, kas duvarından içeri girer. Bunların giriş noktalarına çok ya­kın bir yerden idrarı dışarı akıtan üretra adlı kanal, mesaneden ayrılır. Mesane duvarı kastan yapılmıştır. Kasılınca, id­rar dışarı atılır ve mesane kasının gev­şek olduğu zamanlar, yavaş dolan me­sane, ani dolandan daha fazla genişleme yeteneğindedir. Mesanenin aniden geril­mesi, idrar yapma duygusunu uyarır. İd­rar yapma, sinirsel bir refleksin kontro-lunda olmakla beraber, bilinç bu meka­nizmaya da hakimdir. Sinir refleksini uyandıran, mesanenin gerilmesi ya da en duyarlı bölgesi olan, iki üretra ve üreter delikleri arasmda kalan üçgen şeklindeki bölümünün tahrişidir. Bu ref­leksle ilgili olan sinirler, pelvis sinir ağı­na ilişkin sempatik ve parasempatik lif­ler, pelvis splaknik sinirleri ve üretra’nm kapanmasını ve açılmasını sağlayan kas­ların siniri olan pudendal sinirlerdir. Ref­leksin merkezi omuriliğin kuyruk soku­mu bölgesindedir. Refleksi kontrol eden bilince bağlı uyartılarda, beyinden, omur­ilik yoluyla iletilir. Normal idrar yapa­bilmek için, bu yapıların tümünün sağ­lam olması gerekir.

  • MENOPOZ

    MENOPOZ (Yaş dönümü). Kadın yaşa­mında, genellikle 45 yaşlarında başla­yan ve çeşitli organik ve psikolojik be­lirtiler gösteren bir dönemdir: Bazen ani olarak, fakat genellikle, aralarının uza­ması şeklinde âdetler kesilir. Bu duru­ma, hiçbir belirti eşlik etmeyebilir, ya da “sıcak basmaları”, aşın kanamalar, depresyon ve genel durum bozukluğu belirebilir. Pek tabii ki, bu belirtileri bek­lemek, kadını, onları hissetmeye yö­nelten bir etkendir. Bu tür belirtilerin yok edilmesi çok kolaydır. Âdet kesil­mesinden sonra görülecek kanama, aci­len doktora başvurulmasını gerektirir. Menopoz belirtilerinin çoğu, cinsiyet hor­monlarının uygulanmasıyla giderilir; ba­zen de sakinleştiricilerin verilmesi gere­kir. Kadının üreme kabiliyeti yok olduğu halde, cinsel istek ve aktivite azalmaz, hatta bazen artabilir. Menopozdaki ka­dın, anne olamaz, fakat kadınlığını kay­betmiş değildir. Normalde, menopozda depresyon belirmemelidir. Bundan ötü­rü, menopozdaki depresyon vakaları dok­tor kontrolünü gerektirir.

    Ayrıca bkz. Menopozdayım, Vucudumu Ateşler Basıyor

  • MENINGIOMA

    MENINGIOMA. Meninkslerden oluşan bir bağdokusu tümörüdür. Kafatasını de­lip geçmesine izin verilmedikçe, habis değildir. Kafatasını delip geçen bölüm ikincil tümörlerin oluşmasına yol açabi­lir. Beyin tabanı dolaylarında oluşanla­rın çıkartılması çok güç ve tehlikelidir. Kafatasının toplardamar sinüslerinin ko­numuna uygun bir gelişme gösteren tü­mör, hem beyine yaptığı doğrudan ba- sınca, hem de kafatası içinde yer tutarak beynin kaplayacağı alanı daraltmasına bağlı belirtiler gösterir. Şiddetli baş ağ­rısı, görme bozukluğu ve ağır vakalarda da, kusma ve bilinç bozuklukları gibi, kafatası içi basıncın artmasının doğur­duğu belirtilere yol açar. Tedavi: Tümörün cerrahi olarak çı-kartılmasıdır. Üst yüzeyde bulunan me-ningioma’ların çıkartılması ameliyatı; si­nir cerrahisinin en yüz güldürücü girişim-lerindendir.

  • MENIERE SENDROMU

    MENIERE SENDROMU. (Meniere “Menier” sendromu). Kulaktaki denge organının hastalığıdır. Nedeni: İç kulağın endolenfa sistemi gerilmiştir. Duruma bağlı baş dönme­sinde olduğu gibi, diğer bir kulak hasta­lığına ya da yaralanmasına bağlı değil­dir ve baş dönmesi de başın belirli bir durumuyla belirlenmez. Belirtileri: Hastada, başın duru­muna bakmaksızın, baş dönmesi krizleri görülür. Hastalık iki kulağa ilişkin ola­bilir ve hasta zamanla sağırlaşıp, kulak çınlamalarından (tinnitus) şikâyet eder. Baş dönmeleri ağırlaşıp, hastanın kusma ve bayılmasına yol açabilir, fakat hasta­lığın normal ilerleyişinde, sağırlık arttık­ça, baş dönmesi nöbetleri seyrekleşir. Sonunda, hasta tamamen sağır olup, hiç­bir baş dönmesi krizi göstermez. Tedavi: Çeşitli ilaçlar kullanılmak­tadır. Prochlorperazine (proklorperazin: Stemetil ya da Compazine) en yararlıla-rmdandır. Hastalığın çok ağır olduğu hallerde, bir cerrahın fikrine başvurula­bilir, çünkü iç kulaktaki labirente yapı­lacak bazı müdahalelerle, sağırlığın art­masına karşılık, belirtiler hafifleyebilir. Bazı cerrahlar, boyun sempatik zinciri­nin kesilmesini salık vermektedir.

  • MENENJİT

    MENENJİT (Serebro-spinal hastalık). Meninkslerin (bkz.) iltihabıdır. Kafatası zedelenmeleri ya da orta kulak hastalığı sonucu, dura mater iltihaplanabilir, fa­kat menenjit kelimesi, genellikle, lepto-menenjit, yani beynin yumuşak zarları­nın (pia ve araknoidin) iltihaplanması anlamında kullanılır. Nedeni: Mikro-organizmalarm en­feksiyonudur. En sık rastlanan, menin-gokoksik olanıdır: Serebro-spinal hasta­lık ya da lekelihummaya yol açar. Ay­rıca, streptokok, stafilokok, pnömokok, haemophilus influenzae (akut irinli me­nenjit) menenjitleri de vardır. Organiz­malar, araknoid altı boşluğu enfekte edip, genellikle beyin tabanından, yukarı, beyin yüzeyine ve aşağı, omurilik bo­yunca yayılır. Enfeksiyon, burun ve bo­ğazdan, kan dolaşımı yoluyla, kafatası içine erişir.
    Belirtileri: 1. Meningokoksik me­nenjit: İnsanların çoğunda, meningokok-lar sadece boğazda bulunur, fakat kişi­nin rutubet ve soğuğa ya da fazla mik­tarda mikrop hücumuna uğraması sonu­cu, bu mikro-organizmalarm kan dolaşımına geçmesi mümkün olur. Kuluçka devri, 1-5 gündür ve belirtiler ani baş­lar. Ateş çok yüksektir ve ufak çocuk­larda çırpınmalar; erişkinlerdeyse, deli-rium belirebilir. Deri döküntüsü görüle­bilir. Hasta kusar, bağırtacak şiddette baş ağrılarından şikâyet eder, ışığa bakamaz, genellikle bacaklarını ve omur­gasını gergin tutarak, bir yanına yatar. Boyun, aşağı bükülemez. Sırt üstü yatan hastanın bir bacağı karnının üstüne ge­lecek şekilde büküldükten sonra, bacağı dizden açmaya çalışmasıyla, çok şiddetli ağrı duyulur (Kernig işareti) ve bu ba­cağın karnın üstüne bükülmesi, diğer bacakta kendiliğinden bükülme oluşma­sına yol açar (Brudzinski işareti). Has­tanın komaya girmesi, durumun çok kö-tüleştiğine işarettir. Bazı vakalarda, has­tanın huzursuzluğu, idrar tutulmasına bağlı olduğundan, bu durumun düzeltil­mesiyle, huzursuzluk da giderilir. Kesin teşhis, lomber ponksiyon (bkz.) ve beyin -omurilik sıvısının incelenmesiyle konur. 2. Akut irinli menenjit: Belirtiler, yu­karda anlatılanlara çok benzer ve me­nenjit türünün teşhisi, ancak etken or­ganizmanın beyin-omurilik sıvısında görülebilmesiyle konulabilir. Tedavi: Acil tedavi gerektiğinden, bir taraftan, beyin-omurilik sıvısında bulu­nan organizmanın antibiyotik ve sülfo-namidlere duyarlığı araştırılırken, diğer taraftan, lomber ponksiyonda çekilen be­yin-omurilik sıvısı bulanıksa, yine lom­ber ponksiyonla, beyin omurilik sıvısı içine penisilin zerk edilir, kas içine pe­nisilin zerk edilir ve ağızdan da bir sül-fonamid (Sülfadimidin) verilir. Bu ara, asıl etken, organizmanın duyarlık testle­rinin cevabı alınır ve o zaman, mikrobu etkileyecek özel antibiyotikler (örneğin, haemophilus influenzae için, ampisilin ya da kloramfenikol, pnömokoksik me­nenjit için, sefaloridin) kullanılır. Bu tür enerjik tedaviye çabuk cevap alınır ve hasta 1-2 gün içinde iyileşmeye başlar. Çok iyi belirtilmesi gereken husus, tedavide çabuk davranmanın önemidir, çünkü gecikme sonucu komplikasyonlar ortaya çıkar. Çocuğunun, çok ufak ola­sılıkla dahi, menenjit olduğundan kuş­kulanan annenin vakit kaybetmeden dok­tor çağırması gerekir, bkz. Verem.

  • MEMELER

    MEMELER. Meme bezleri, yavrusunu emziren ve “memeli hayvanlar” diye ad­landırılan bir grup üstün yapılı yaratık­larda bulunan organlardır. Erişkin bir kadında, genellikle iki meme vardır. Yapısı: Her meme, 12-20 tane, süt sal­gılayan hücrelerle döşenmiş dallanan tüplerden oluşan sistemleri bulunan, bö­lümlere ayrılmıştır. Her bir bölümün tüpleri birleşik, tek bir kanala salgılarını akıtır ve bu kanal meme ucuna açılır. Bundan ötürü, meme ucunda 12-20 ufak delik vardır. Bu tüplerin arasını, kas lif­leri, bağdokusu ve yağ doldurur.
    Meme ucu: Genellikle, meme merkezine yakın, memenin dörtte bir bölümünün alt dış tarafındadır ve areola adını alan ko­yu renk bir deri bölgesiyle çevrilidir. Açık renk derili gebe kadınlarda, areola-nm rengi, pembeden kahverengiye dö­nüşür.
    Görevi: Memenin büyüklüğü, görevinin ölçüsü değildir. Aslında, ufak memele­rin daha fazla süt salgıladığı bilinir. Me­melerin büyüklüğü ve çalışması beyin tabanında bulunan hipofiz bezi hormon­larının kontrolundadır. Doğumun üçün­cü günü, süt salgısı başlar. Bundan ön­ceki günlerde, memelerin salgıladığı az miktardaki açık renk sıvıya colostrum (kolostrum) adı verilir. İnsan sütünün salgılanmasının asıl mekanizması bilin­memekle beraber, yumurtalıkların, hipo­fiz bezi, böbreküstü ve tiroid bezlerinin normal çalışması gerekmektedir ve bebe­ğin süt emmesi, süt salgılanmasında en kuvvetli uyarıcı olduğundan, bebek süt emdikçe, salgı devam eder. Batı’da, em­zirme süresi birkaç ay olduğu halde, As­ya ve Afrika’nın bazı bölgelerinde bu sürenin üç yılı bulduğu bilinmektedir. Emziren bir kadında, seyrek de olsa, yeni bir gebelik oluşabilir. İnsan memesi, günde ortalama bir litreye yakın süt sal­gılar, bkz. Emzirme.
    Anormallikler: Koltuk altından, karın alt bölgesine kadar uzanan bir çapraz çizgi (süt çizgisi) üzerinde, ikincil memeler oluşabilir. Bunların görünümü bozması halinde, çıkartılmaları uygundur. Belirli bazı durumlarda, erkeklerde memelerin şişmesi olağandır. Buluğ çağında, kan­daki hormonlara karşı memelerde aşırı duyarlık belirebilir ve genellikle çok az ve tek taraflı olan meme şişmesi zaman­la azalır. Östrojen hormonuyla uğraşan ya da prostat büyümesi gibi durumların tedavisi için östrojen verilen erkeklerde de memelerin şiştiği görülür. Erkeklerde (yaşlı ya da genç) erbezi yetmezliği so­nucu memelerin şişmesine çok seyrek rastlanır.