PANKREATİT. Pankreas iltihabı.
Nedeni: Genellikle, safra yolları hastalıklarına eşlik eder. Enfeksiyon, duodenum’a safra kanalıyla birlikte açıldığı yerden, pankreas kanalına yayılır. Seyrek olarak da, duodenum papillasını bir safra taşı tıkar ve geri tepme sonucu, safra, pankreas kanalına geçer.
Belirtileri: 1. Akut kanamalı pan-kreatit: Tripsin enziminin türediği tripsi-nojenin pankreas kanalına giren safra tarafından aktif hale getirildiği tahmin edilmektedir. Bu enzim, pankreas ve damarlarını sindirip, hastanın, karın üst bölümünde duyduğu akut bir sancıyla kusarak bayılmasına ve dolaşımın iflâsına yol açar.
2. Subakut pankreatit: Akut pankreatite benzer, fakat başlangıcı o kadar şiddetli değildir. Karnın üst bölümünde ağrı ve duyarlıkla birlikte, ateş vardır. Durum, kendiliğinden iyileşebileceği gibi, tekrarlayabilir de.
3. Kronik pankreatit: Karın üst bölümünde, sırtta ağrı vardır ve sanlık da görülebilir. Bazen, bol miktarda, çok kötü kokulu dışkılı ishal de belirir. Bu hastalık, aşırı alkol almmas’na bağlı olabilir.
Tedavi: Akut ve subakut pankreatit-te, mümkünse ameliyattan kaçınılır, fakat bazen teşhis çok şüpheli olduğundan, laparotomi gerekebilir. Damardan sıvı verilir, mide aspire edilir, peritoniti önlemek için, antibiyotik verilir. Kronik pankreatitte, pankreasta habis bir tümörün olup olmadığını anlamak için, ameliyat gereklidir. Pankreatite eşlik eden iafra taşları ya da safra kesesi hastalığı varlığında, safra yollan bozukluğunu düzeltmek için de ameliyat gerekebilir.
4. Kabakulakta, pankreas da etkilenebilir.
Yazar: 13eta
-
PANKREATİT
-
PANKREAS
PANKREAS. Karın boşluğunun üst bölümünde, arka duvara dayalı duran büyük bir karışık yapıda bezdir. Temel salgısı makta, iç salgısı olan ensülin ise doğrudan doğruya kan dolaşımına katılmaktadır.
Anatomisi: Pankreas, ortalama 15 cm. uzunluğundadır. Büyük bir başı ve uzun bir cismi ve kuyruğu vardır. Başı, duodenum açıklığına uymakta olup, sağdadır. Cismi, enine uzanıp, aortu sol böbreküstü bezini ve sol böbreği, böbrek atar ve toplardamarını çaprazlar. Kuyruğu, dalağa kadar uzanır. Pankreas’ m kanı, dalak, karaciğer ve üst mezenter atardamarından gelmektedir. Cismi boydan boya kateden kanal, bezin çeşitli lobüllerinden gelen salgıları toplayıp, duodenuma, safra kanalının açıldığı yerde açılır. Genellikle, duedonuma açılmadan önce, pankreas kanalı, safra kanalıyla birleşir, midenin pilor ucundan 10 cm. kadar uzakta olan duodenum papillasma, bir arada açılır. Bazen bezin başını boşaltan ikincil bir kanal da vardır.
Görevleri:
1. Dış salgı: Bezin, birçok lobülü ufak, asinus adını alan keseciklerde sonlanır. Asinus iç yüzünde salgı hücreleri bulunur. Bu salgılar, pankreas sıvısı adını alır ve lobüllerin ufak kanallarından asıl pankreas kanalına boşalır. Pankreas sıvısı alkalik olup, içinde barsak sıvılarmca çalıştırılan tripsin ve kemotripsin enzimleri, amilaz ve lipaz enzimleri, sodyum, kalsiyum ve potasyumun klorür ve bikarbonatları vardır. Bu maddeler, yiyeceğin, duodenum ve incebarsakta sindirilmesinde önemli rol oynar.
2. İç salgı: Ensülin. -
ÖLÜM
ÖLÜM. Günümüze kadar, bir insanda solunum ve kalbin durmasına değin, ölümün gerçekleştiği söylenemezdi. Son yıllarda, doğal solunumun durması üzerine, aletlerle solunumun yapay olarak sürdürülmesi mümkün olabilmekte, ayrıca, kaza, tümör, ağır kanama, aşın dozlarda alınmış ilaçlar ya da elektrik şoku sonucu, beyin yıkıldığı halde, solunumun durmasına rağmen kalbin düzenli çalışmaya devam ettiği görülmektedir
Beyinde olagelmiş yıkımın düzelebilip düzelemeyeceğini anlayabilmek için, bu tür hastalar genellikle bir yapay solunum cihazına bağlanmakta ve kanlarının oksijenlenmesi sağlanmaktadır. Kalp atımlarının ve kan dolaşımının devamı halinde, vücudun tüm organları yaşamayı sürdürecektir. Bunlardaki önemli sorun, beyin yıkımının düzelemez türden olması halinde, hastanın gerçek ölüme terk edilip edilemeyeceğidir. Bu, bir “beyin ölümü” olayının kabullenilip kabullenemeyeceğine bağlıdır. Hastada, uyarılara cevap alınamamaktaysa; gözbebek-leri geniş ve sabitse ve ışığa tepki göstermiyorsa, elektroansefalografi’de (bkz.) hiçbir çalışma görülmemekteyse, anjiyo-grafi (bkz.) beyin dolaşımının iflâs ettiğini göstermekteyse, yapay solunum aleti durdurulur ve solunumu duran hastanın kalp atımları da biter. Burada, ölüm, beynin düzelemeyecek derecede yıkıma uğraması ve kişinin devamlı derin komaya girmesiyle eşdeğer anlam taşımaktadır. Yapay solunum aletiyle kanın oksijenlenmesi ve kalp atımları sağlanabildiği halde, kişi ölü kabul edilmektedir. Burada, kalp nakli ameliyatlarına yöneltilen itirazları açıklayabilmekteyiz, çünkü her ne kadar, nakledilen kalp, halen atmakta olan bir kalp ise de, kişi, “beyin ölümü”nden ötürü ölü addedilebilmek-tedir. Vücut dokuları, oksijensiz uzun süre yaşayamamaktadır. 5 dakikalık bir anoksi (bkz.) sonucu, beyinde düzelemeyecek yıkım oluşur. Karaciğer ve böbreklerin de oksijensiz yaşayabilme süresi pek uzun değildir. Bundan ötürü, bu organlar, bozulmadan önce, nakledilebil-melidir. Beyin ölümü gerçekleştikten sonra, organ nakli yapılacaksa, tüm dolaşımın durmasını beklemek anlamsızdır. -

Ölü Doğum
Gebeliğin 28’inci haftasından sonra doğup, soluk almayan ya da herhangi bir canlılık belirtisi göstermeyen çocuğun ölü doğduğu söylenir.
Ölü doğum demek, bebeğin anne karnındayken yani anne rahminde iken ölmüş olması anlamına gelir. Bebeğin anne rahminden çıktığında canlı olup sonradan ölmesi ölü doğum demek değildir.
Ölü doğum, gebeliğin bazı kaynaklara göre de 20’nci haftasından sonra anne karnında ölmüş olan bebekleri ifade eder. Ölü doğum vakaları genellikle her iki gebelik de bir defa görülen vakalardır. Gebelik döneminin 20’nci haftasından önce ölmüş olan bebeğin durumu ölü doğum değil düşük. Şayet ölüm esnasında gebeliğin hangi haftasında olduğu bilinmiyorsa, bebeğin kaç kilo olduğuna bakılarak, bebeğin ölümünün ölü doğum mu yoksa düşük mü olduğuna karar verilir. Bebeğin kilosu 500 gramın üzerinde ise buna ölü doğum tanısı konur. 500 gramın altında ise düşük tanısı konur. Dünya genelinde her yıl üç milyonun üzerinde ölü doğum vakası yaşanmaktadır.
Ölü doğum nedenleri
• Anne adayının gebelik zamanında geçirdiği kızamık gibi enfeksiyonların olduğu hastalıklar.
• Anne adayında yüksek tansiyon hastalığının bulunması
• Bebeğin plasentadan yani eşinden ayrılması
• Anne adayının diyabet hastası olması
• Anne adayının darba uğraması, kaza geçirmesi, travma geçirmesi, yaralanması
• Gebelik döneminde kordon sıkışması kordon düğümlenmesi gibi bu sorunların yaşanması
• Kan uyuşmazlığı sorunun var olması
• Kordonların sarkmış olması
• Bebekte kalp hastalıklarının var olması
• Bebekte gelişme geriliğinin var olması
• Erken doğum riski su ve suyun erken gelmesiBunun dışında sır ve bu açıklanamayan bazı ünlü doğumlarda yaşanmaktadır, örneğin ölü doğumların yüzde 20sine sebebi bulunamayabilir.
Ölü doğumla ilgili bazı risk faktörleri
• Anne adayının yaşı da 35 den fazla ise ölü doğum yapma riski yüksektir
• Anne adayının ilk gebeliğini da yaşıyor olması
• Anne adayının obezite denecek kadar fazla kiloya sahip olması
• İkiz veya daha fazlası gebelik durumlarında ölü doğum riski artar
• Anne adayının sigara kullanıyor olması ölü doğum riskini artırır.
• Anne adayı daha önce ölü doğum yapmış ise yeniden ölü dolma yapma riski vardır.
• Annede yüksek tansiyon şeker hastalığı guatr da böbrek hastalıkları gibi hastalıklar var ise ölü doğum riski mevcuttur
• Önceki doğumların sezaryen ile yapılmış olması ölü doğum riskini artırabilirAnne karnındaki bebeğin öyle kesinleşirse hiç vakit kaybetmeden biran önce bebeğin sezaryen ile veya normalde olma şeklinde anne karnından alınması gerekmektedir. Zira siz ölmüş olan bebeğin anne karnında durdurulması, bazı zehirli maddeleri annenin kanında karışmasına sebep olur.
-
ÖKSÜRÜK
ÖKSÜRÜK. Akciğerlerin solunum yollarının iç yüzü, normal olarak, toz taneciklerini yakalamaya yarayan ve mukus salgılayan hücrelerle kaplıdır. Solunum yollarının iç yüzünü yapan zarlar iltihaplandığında, mukus salgısı artmakta ve bu zarın kolay tahriş edilebildiği görülmektedir. Öksürükle, mukusun fazlası dışarı atılabilmektedir. Karmaşık bir refleks vagus siniri aracılığıyla, öksürüğü doğurur. Öksürecek olan kişi, önce derin bir soluk alır, sonra glotis’ini (bkz.) kapatır ve göğüs boşluğu basıncını artı-rırcasına kaslarını kasar. Bu olaylardan sonra, glotis aniden açılınca, solunum yollarındaki hava patlarcasına dışarı atılır. Bu havayla birlikte aşırı miktardaki salgılar ve bazen de larenks (bkz.), trakea (bkz.) ya da bronşları (bkz.) tahriş etmiş olan yabancı maddeler dışarı çıkar. Balgam söktüren ilaçlara ekspek-toran adı verilir. Bu tür çeşitli ilaçların varlığına rağmen, en iyi ekspektoran’m ılık bir içki olduğu söylenir. Bazı ilaçlarsa, öksürüğü durdurmak için kullanılır. Bu yönde etkili olan en iyi karışımlardan biri, sıcak su içine konan bal ve limon suyudur.
-
ÖJENİK
ÖJENİK. Bir türün kalıtsal özelliklerini geliştirebilecek koşulları inceleyen bilim dalıdır. Bu bilimi ilk ortaya atanlardan biri, Charles Darwin’in kuzenlerinden Sir Francis Golton’dur (1822-1911). Günümüzde öjenik’in rağbet görmemesinin nedenleri, kalıtımın, türün özelliklerini saptayan tek faktör olmadığının tanınması, kalıtım hakkındaki bilginin yetersizliği ve geçmişte totaliter rejimlerde, bu bilimin kötü amaçlara yöneltilmiş olmasıdır. Aynı eleştiriler ötanasi’ye de uygulanabilir: Kalıtım ya da ölümü kontrol edebileceğimize inanmanın mantıksal bir sınırı olmadığından, kimin doğup kimin öleceğine bir çeşit yargıya varma sakıncası daima vardır. Bazı kimselerin çocuk sahibi olmamalarının gerekliliği, ya da hemofili gibi hastalıkların mutlak kalıtsal olduğu kabul edilmektedir. Fakat, bu bilime uyulmuş olsaydı, birçok dehânın doğmaması gerekirdi; çünkü, nevroz, epilepsi ve şekil bozukluğu oranı dâhiler arasında oldukça yüksektir. Günümüzde kabul edilen, kalıtsal hastalık sahibi anne babanın doğacak çocuğun durumuna ilişkin aydınlatılması ve çocuk sahibi olmamalarının salık verilmesidir. Bunun dışında, bilinen gerçek, kişinin, kalıtım yanında, çevre ve yetiştirilme şeklinin bir ürünü olduğudur.
-
ÖDEM
ÖDEM. Vücutta, anormal miktarda su toplanmasıdır. Yerel (bazı allerji durumlarında, ya da yerel kan dolaşımına engel bulunan hallerde) veya genel (kalp, böbrek ya da karaciğer hastalıklarında) olabilir. Genellikle, kalp ve böbrek hastalıklarında görüldüğünde, tedavi nedene yönelmektedir. Böbrek hastalıklarında ödem, sabahlan daha fazla olup, göz altları ve yüzde belirir. Kalp hastalıkla-rındaysa, ödem akşamları daha belirgindir, ayak bilekleri gibi, vücudun alt bölgelerinde başlar. Genellikle kronik alkolizm sonucu beliren karaciğer hastalığında, şişkinlik, bacaklar ve karında fazladır. Şu özelliklere dikkati çekmek yararlıdır:
a) Ağrılı yerel ödemde neden, büyük olasılıkla yerel dolaşımdaki bir engeldir. Şişkinliğe kaşıntı eşlik etmekteyse, neden allerjidir.
b) Normal kişilerin çoğunda yaşlandıkça günün sonuna doğru ayak bileklerinde şişkinlik görülmesinin hiçbir özelliği yoktur. Ayrıca, sıcak havada, herkesin ayakları şişer. bkz. Anjiyonörotik Ödem, Kalp, Nefrit, Siroz, Allerji, Varis. -
Otoskleroz
OTOSKLEROZ. İç kulak labirentinde süngersi kemik oluşumudur. Bunun sonucunda, stapes’in ucu, oval pencereye yapışır (bkz. Kulak) ve sağırlık belirir. Bu durum, bazı vakalarda, ameliyatla düzeltilebilir.
İşitme Evreleri
Kulak 3 ayrı kemik vasıtasıyla duyma işlemini gerçekleştirir. Çekiç kemiği olarak bilenen malleus, en dışta yer alır ve sesleri toplayarak ileriye iletir. Bir sonrasında örs (inkus) kemiği yer alır ve o da çekiçten aldığı sesleri bir ileriye iletir. Son olarak üzengi (stapes) kemiği yer alır ve kendisine iletilen sesi iç kulağa taşır. İç kulağa gelen ses, iç kulak sıvılarında dalgalanmaya sebep olur. İç kulakta yer alan dalga algılayıcı organlar sesleri alarak elektriksel sinyallere dönüştürür. Bu sinyaller beyne ulaştırılır ve işitme gerçekleşmiş olur. Bu o kadar hızlı bir süreçtir ki bir sayaçla takip etmek olanaksızdır.
Otoskleroz Nedir?
Stapes (üzengi) kemiği üzerinde (çoğunlukla) işitmeyi engelleyecek yapıda bir kemik oluşumu gerçekleşir. Bu kemik stapesin hareketini kısıtlar ve seslerin iç kulağa geçişini engeller. Böylece işitme kayıpları ve sağırlık sorunu baş gösterir. Yeni kemik oluşumu bazen de iç kulak duvarında meydana gelir. Bu da işitme kaybına sebep olmaktadır. Hastaların ciddi bir yüzdesinde hastalık her iki kulakta da görülmektedir.
Nedenleri ve Belirtileri
Hastalığın kesin nedeni bilinmemekle birlikte kalıtsal geçişler çoğu zaman etkili olmaktadır. Belirtilerine gelecek olursak, işitme kayıpları en önemli belirtisidir. Özellikle kısık sesler hiç işitilmemeye başlanabilir. Ancak yüksek sesler kısmen işitilir. Ayrıca kulakta çınlama, bazen de baş dönmesi ve denge sorunları görülebilmektedir.
En etkili tedavi yöntemi cerrahi operasyondur.
-
OSTEOKONDRİT
OSTEOKONDRİT. 1. Kemik ve kıkırdağın iltihabıdır; 2. Çocuklarda, kemik-lerdeki büyüme merkezlerinin değişmesi; bu duruma genellikle osteokondroz adı verilir. Osteokondritte, kemikteki nekroz ve dejenerasyon, teşhis ve tedavi edilmezse, ağır şekil bozukluklarına yol açar. Çeşitli kemikler hastalanabilir ve hastalık, bölgeye göre, değişik adlar alır: Tib-ya çıkıntısında Osgood-Schlatter hastalığı, femur başında Legg-Calve Perthes hastalığı, el bileğindeki yarım ay kemiğinde Kienböck hastalığı gibi. Hastalığın önemli yerleşme bölgeleri, femur başı (topallık ve ileride kalça eklemi artriti-siyle sonlanır) ve omurlardır (kamburluk gibi şekil bozukluklarına yol açar); 3. Dissekan osteokardrit’te, diz, ayak bileği, dirsek ve omuz eklemlerinde gevşek kemikler bulunur. Tahminlere göre, bir kaza sonucu, kıkırdaklı eklem yüzeyinden ayrılan ufak bir kemik parçası, eklemde kalır. Bu duruma gençlerde rastlanır.
-
ORUÇ TUTMAK
ORUÇ TUTMAK. Kişinin açlığa daya-nabilme süresi, duruma göre değişir. Örneğin, susuz kalan insanların çoğu bir hafta ile on gün arasında ölür, ama su verilip de çevre ılık tutulduğu takdirde, yaklaşıp 2,5 ay kadar açlığa dayanılabi-lir. Oruç tutmak, birçok kişi tarafından, bir sağlık önlemi olarak salık verilmektedir. Gerçekten, çok fazla yemek yiyenlerin, bir süre midelerini dinlendirmeleri, kendilerini kontrol edebilmeleri, yararlıdır. Buna karşılık, yaşlıların yaşayış şekillerini ani değiştirmeleri de salık verilmemelidir. Çok yemek yiyen ve hareketsiz yaşayanlar, birden, aşırı egzersize veya oruç tutmaya başlarlarsa, sonuç genellikle ya kalp damarları tıkanması veya mide ülseri olmaktadır.
Belirli bir süre için, dinî inançlar çerçevesinde oruç tutmak (İslâmiyette olduğu gibi) sıhhatli kişilerde genellikle zararsızdır. -
ORGANİK FOSFOR BİLEŞİKLERİ.
ORGANİK FOSFOR BİLEŞİKLERİ.
Bunlar, böcek öldürücü olarak kullanılır. Sinir sisteminin düzgün çalışmasını sağlayan asetilkolinesteraz enzimini bloke ettiklerinden, çok tehlikeli olup, bazen savaş gazı olarak da kullanılmışlardır. Bu bileşiklerce zehirlenme belirtileri, halsizlik, terleme, yavaş nabız, aşırı tükürük salgısı, akciğerlerdeki dar solunum yollan spazmından ötürü ıslık sesli solunumdur. Bu belirtileri izleyen ince kas kasılmaları, gözbebeği daralması (bazen görmeye engel olacak kadar) çırpınmalar ve solunum durması ortaya çıkar. Zehirlenme tedavisi, gözbebekleri genişleyene kadar, 20 dakikada bir 2 mg. atropin damar içine verilir. Ayrıca, 2 mg. Pralidoxime (pralidoksim) de yavaş yavaş damara verilir. Genellikle, iyileşme tamdır, fakat triortokresol fosfateks (bir aşınma önleyici maddedir) gibi bazı bileşikler sinir sisteminde kalıcı bozukluklara neden olabilir. -
ORGAN DONMASI
ORGAN DONMASI. Soğuk, kan dolaşımını ve böylece dokuların yaşama gücünü etkileyip donmaya yol açmaktadır. Şiddetli soğukta, atardamarlar daralıp, organın uyuşmasına neden olur ve bu olay uzarsa sonuç gangrendir. Erken devrelerde, soğuktan uzaklaştırma sonucu, dokuda bir kızarma görülür. Bu, hafif derecedeyse, dolaşımın yeniden başladığının belirtisidir; aşırı kızarma ise, doku iltihabı ve gangrenine işaret eder. Donan bölgeyi yavaş yavaş ısıtarak dolaşımı başlatmaya çalışmak gerekir. Karla ovmak salık verilmez, çünkü aşırı soğuk ya da aşırı sıcak, doku yıkımına eşdeğer ölçüde yol açar. Dolaşarak ve sıcak içkilerle, vücut genel dolaşımı korunmalıdır. Alkol genellikle salık verilmez ve alkol içenlerde organ donmasının daha sık görüldüğü bir gerçektir, fakat yine de, atardamarları genişletip, kalbi uyardığından bir ilkyardım önlemi olarak alkol kullanılabilir.
