Kadınlar Sitesi, Gebelik, hamilelik, doğum

Yazar: 13eta

  • PANKREATİT

    PANKREATİT. Pankreas iltihabı.
    Nedeni: Genellikle, safra yolları has­talıklarına eşlik eder. Enfeksiyon, duodenum’a safra kanalıyla birlikte açıldığı yerden, pankreas kanalına yayılır. Sey­rek olarak da, duodenum papillasını bir safra taşı tıkar ve geri tepme sonucu, safra, pankreas kanalına geçer.
    Belirtileri: 1. Akut kanamalı pan-kreatit: Tripsin enziminin türediği tripsi-nojenin pankreas kanalına giren safra tarafından aktif hale getirildiği tahmin edilmektedir. Bu enzim, pankreas ve da­marlarını sindirip, hastanın, karın üst bölümünde duyduğu akut bir sancıyla kusarak bayılmasına ve dolaşımın iflâsı­na yol açar.
    2. Subakut pankreatit: Akut pankreatite benzer, fakat başlangıcı o kadar şiddetli değildir. Karnın üst bölümünde ağrı ve duyarlıkla birlikte, ateş vardır. Durum, kendiliğinden iyileşebileceği gibi, tekrar­layabilir de.
    3. Kronik pankreatit: Karın üst bölü­münde, sırtta ağrı vardır ve sanlık da görülebilir. Bazen, bol miktarda, çok kötü kokulu dışkılı ishal de belirir. Bu hastalık, aşırı alkol almmas’na bağlı ola­bilir.
    Tedavi: Akut ve subakut pankreatit-te, mümkünse ameliyattan kaçınılır, fa­kat bazen teşhis çok şüpheli olduğun­dan, laparotomi gerekebilir. Damardan sıvı verilir, mide aspire edilir, peritoniti önlemek için, antibiyotik verilir. Kronik pankreatitte, pankreasta habis bir tümö­rün olup olmadığını anlamak için, ame­liyat gereklidir. Pankreatite eşlik eden iafra taşları ya da safra kesesi hastalığı varlığında, safra yollan bozukluğunu dü­zeltmek için de ameliyat gerekebilir.
    4. Kabakulakta, pankreas da etkilene­bilir.

  • PANKREAS

    PANKREAS. Karın boşluğunun üst bö­lümünde, arka duvara dayalı duran bü­yük bir karışık yapıda bezdir. Temel sal­gısı makta, iç salgısı olan ensülin ise doğrudan doğruya kan dolaşımına katılmaktadır.

    Anatomisi: Pankreas, ortalama 15 cm. uzunluğundadır. Büyük bir başı ve uzun bir cismi ve kuyruğu vardır. Başı, duodenum açıklığına uymakta olup, sağ­dadır. Cismi, enine uzanıp, aortu sol böbreküstü bezini ve sol böbreği, böb­rek atar ve toplardamarını çaprazlar. Kuyruğu, dalağa kadar uzanır. Pankreas’ m kanı, dalak, karaciğer ve üst mezenter atardamarından gelmektedir. Cismi boydan boya kateden kanal, bezin çe­şitli lobüllerinden gelen salgıları topla­yıp, duodenuma, safra kanalının açıldığı yerde açılır. Genellikle, duedonuma açıl­madan önce, pankreas kanalı, safra ka­nalıyla birleşir, midenin pilor ucundan 10 cm. kadar uzakta olan duodenum papillasma, bir arada açılır. Bazen be­zin başını boşaltan ikincil bir kanal da vardır.

    Görevleri:

    1. Dış salgı: Bezin, bir­çok lobülü ufak, asinus adını alan kese­ciklerde sonlanır. Asinus iç yüzünde salgı hücreleri bulunur. Bu salgılar, pan­kreas sıvısı adını alır ve lobüllerin ufak kanallarından asıl pankreas kanalına bo­şalır. Pankreas sıvısı alkalik olup, içinde barsak sıvılarmca çalıştırılan tripsin ve kemotripsin enzimleri, amilaz ve lipaz enzimleri, sodyum, kalsiyum ve potas­yumun klorür ve bikarbonatları vardır. Bu maddeler, yiyeceğin, duodenum ve incebarsakta sindirilmesinde önemli rol oynar.
    2. İç salgı: Ensülin.

  • ÖLÜM

    ÖLÜM. Günümüze kadar, bir insanda solunum ve kalbin durmasına değin, ölü­mün gerçekleştiği söylenemezdi. Son yıl­larda, doğal solunumun durması üzerine, aletlerle solunumun yapay olarak sürdü­rülmesi mümkün olabilmekte, ayrıca, ka­za, tümör, ağır kanama, aşın dozlarda alınmış ilaçlar ya da elektrik şoku sonu­cu, beyin yıkıldığı halde, solunumun dur­masına rağmen kalbin düzenli çalışma­ya devam ettiği görülmektedir
    Beyinde olagelmiş yıkımın düzelebilip düzelemeyeceğini anlayabilmek için, bu tür hastalar genellikle bir yapay solu­num cihazına bağlanmakta ve kanları­nın oksijenlenmesi sağlanmaktadır. Kalp atımlarının ve kan dolaşımının devamı halinde, vücudun tüm organları yaşama­yı sürdürecektir. Bunlardaki önemli so­run, beyin yıkımının düzelemez türden olması halinde, hastanın gerçek ölüme terk edilip edilemeyeceğidir. Bu, bir “be­yin ölümü” olayının kabullenilip kabul­lenemeyeceğine bağlıdır. Hastada, uya­rılara cevap alınamamaktaysa; gözbebek-leri geniş ve sabitse ve ışığa tepki göstermiyorsa, elektroansefalografi’de (bkz.) hiçbir çalışma görülmemekteyse, anjiyo-grafi (bkz.) beyin dolaşımının iflâs etti­ğini göstermekteyse, yapay solunum aleti durdurulur ve solunumu duran hastanın kalp atımları da biter. Burada, ölüm, beynin düzelemeyecek derecede yıkıma uğraması ve kişinin devamlı derin koma­ya girmesiyle eşdeğer anlam taşımakta­dır. Yapay solunum aletiyle kanın oksi­jenlenmesi ve kalp atımları sağlanabil­diği halde, kişi ölü kabul edilmektedir. Burada, kalp nakli ameliyatlarına yönel­tilen itirazları açıklayabilmekteyiz, çün­kü her ne kadar, nakledilen kalp, halen atmakta olan bir kalp ise de, kişi, “beyin ölümü”nden ötürü ölü addedilebilmek-tedir. Vücut dokuları, oksijensiz uzun süre yaşayamamaktadır. 5 dakikalık bir anoksi (bkz.) sonucu, beyinde düzeleme­yecek yıkım oluşur. Karaciğer ve böb­reklerin de oksijensiz yaşayabilme süresi pek uzun değildir. Bundan ötürü, bu organlar, bozulmadan önce, nakledilebil-melidir. Beyin ölümü gerçekleştikten son­ra, organ nakli yapılacaksa, tüm dola­şımın durmasını beklemek anlamsızdır.

  • Ölü Doğum

    Ölü Doğum

    Gebeliğin 28’inci haf­tasından sonra doğup, soluk almayan ya da herhangi bir canlılık belirtisi göster­meyen çocuğun ölü doğduğu söylenir.

    Ölü doğum demek, bebeğin anne karnındayken yani anne rahminde iken ölmüş olması anlamına gelir. Bebeğin anne rahminden çıktığında canlı olup sonradan ölmesi ölü doğum demek değildir.

    Ölü doğum, gebeliğin bazı kaynaklara göre de 20’nci haftasından sonra anne karnında ölmüş olan bebekleri ifade eder. Ölü doğum vakaları genellikle her iki gebelik de bir defa görülen vakalardır. Gebelik döneminin 20’nci haftasından önce ölmüş olan bebeğin durumu ölü doğum değil düşük. Şayet ölüm esnasında gebeliğin hangi haftasında olduğu bilinmiyorsa, bebeğin kaç kilo olduğuna bakılarak, bebeğin ölümünün ölü doğum mu yoksa düşük mü olduğuna karar verilir. Bebeğin kilosu 500 gramın üzerinde ise buna ölü doğum tanısı konur. 500 gramın altında ise düşük tanısı konur. Dünya genelinde her yıl üç milyonun üzerinde ölü doğum vakası yaşanmaktadır.

    Ölü doğum nedenleri

    • Anne adayının gebelik zamanında geçirdiği kızamık gibi enfeksiyonların olduğu hastalıklar.
    • Anne adayında yüksek tansiyon hastalığının bulunması
    • Bebeğin plasentadan yani eşinden ayrılması
    • Anne adayının diyabet hastası olması
    • Anne adayının darba uğraması, kaza geçirmesi, travma geçirmesi, yaralanması
    • Gebelik döneminde kordon sıkışması kordon düğümlenmesi gibi bu sorunların yaşanması
    Kan uyuşmazlığı sorunun var olması
    • Kordonların sarkmış olması
    • Bebekte kalp hastalıklarının var olması
    • Bebekte gelişme geriliğinin var olması
    Erken doğum riski su ve suyun erken gelmesi

    Bunun dışında sır ve bu açıklanamayan bazı ünlü doğumlarda yaşanmaktadır, örneğin ölü doğumların yüzde 20sine sebebi bulunamayabilir.

    Ölü doğumla ilgili bazı risk faktörleri

    • Anne adayının yaşı da 35 den fazla ise ölü doğum yapma riski yüksektir
    • Anne adayının ilk gebeliğini da yaşıyor olması
    • Anne adayının obezite denecek kadar fazla kiloya sahip olması
    • İkiz veya daha fazlası gebelik durumlarında ölü doğum riski artar
    • Anne adayının sigara kullanıyor olması ölü doğum riskini artırır.
    • Anne adayı daha önce ölü doğum yapmış ise yeniden ölü dolma yapma riski vardır.
    • Annede yüksek tansiyon şeker hastalığı guatr da böbrek hastalıkları gibi hastalıklar var ise ölü doğum riski mevcuttur
    • Önceki doğumların sezaryen ile yapılmış olması ölü doğum riskini artırabilir

    Anne karnındaki bebeğin öyle kesinleşirse hiç vakit kaybetmeden biran önce bebeğin sezaryen ile veya normalde olma şeklinde anne karnından alınması gerekmektedir. Zira siz ölmüş olan bebeğin anne karnında durdurulması, bazı zehirli maddeleri annenin kanında karışmasına sebep olur.

  • ÖKSÜRÜK

    ÖKSÜRÜK. Akciğerlerin solunum yol­larının iç yüzü, normal olarak, toz tane­ciklerini yakalamaya yarayan ve mukus salgılayan hücrelerle kaplıdır. Solunum yollarının iç yüzünü yapan zarlar ilti­haplandığında, mukus salgısı artmakta ve bu zarın kolay tahriş edilebildiği gö­rülmektedir. Öksürükle, mukusun fazlası dışarı atılabilmektedir. Karmaşık bir ref­leks vagus siniri aracılığıyla, öksürüğü doğurur. Öksürecek olan kişi, önce de­rin bir soluk alır, sonra glotis’ini (bkz.) kapatır ve göğüs boşluğu basıncını artı-rırcasına kaslarını kasar. Bu olaylardan sonra, glotis aniden açılınca, solunum yollarındaki hava patlarcasına dışarı atı­lır. Bu havayla birlikte aşırı miktarda­ki salgılar ve bazen de larenks (bkz.), trakea (bkz.) ya da bronşları (bkz.) tah­riş etmiş olan yabancı maddeler dışarı çıkar. Balgam söktüren ilaçlara ekspek-toran adı verilir. Bu tür çeşitli ilaçların varlığına rağmen, en iyi ekspektoran’m ılık bir içki olduğu söylenir. Bazı ilaç­larsa, öksürüğü durdurmak için kulla­nılır. Bu yönde etkili olan en iyi karışım­lardan biri, sıcak su içine konan bal ve limon suyudur.

  • ÖJENİK

    ÖJENİK. Bir türün kalıtsal özelliklerini geliştirebilecek koşulları inceleyen bilim dalıdır. Bu bilimi ilk ortaya atanlardan biri, Charles Darwin’in kuzenlerinden Sir Francis Golton’dur (1822-1911). Günü­müzde öjenik’in rağbet görmemesinin nedenleri, kalıtımın, türün özelliklerini saptayan tek faktör olmadığının tanın­ması, kalıtım hakkındaki bilginin yeter­sizliği ve geçmişte totaliter rejimlerde, bu bilimin kötü amaçlara yöneltilmiş ol­masıdır. Aynı eleştiriler ötanasi’ye de uygulanabilir: Kalıtım ya da ölümü kontrol edebileceğimize inanmanın man­tıksal bir sınırı olmadığından, kimin do­ğup kimin öleceğine bir çeşit yargıya varma sakıncası daima vardır. Bazı kim­selerin çocuk sahibi olmamalarının ge­rekliliği, ya da hemofili gibi hastalıkla­rın mutlak kalıtsal olduğu kabul edil­mektedir. Fakat, bu bilime uyulmuş ol­saydı, birçok dehânın doğmaması gere­kirdi; çünkü, nevroz, epilepsi ve şekil bozukluğu oranı dâhiler arasında olduk­ça yüksektir. Günümüzde kabul edilen, kalıtsal hastalık sahibi anne babanın do­ğacak çocuğun durumuna ilişkin aydınla­tılması ve çocuk sahibi olmamalarının salık verilmesidir. Bunun dışında, bilinen gerçek, kişinin, kalıtım yanında, çevre ve yetiştirilme şeklinin bir ürünü oldu­ğudur.

  • ÖDEM

    ÖDEM. Vücutta, anormal miktarda su toplanmasıdır. Yerel (bazı allerji durum­larında, ya da yerel kan dolaşımına en­gel bulunan hallerde) veya genel (kalp, böbrek ya da karaciğer hastalıklarında) olabilir. Genellikle, kalp ve böbrek has­talıklarında görüldüğünde, tedavi nedene yönelmektedir. Böbrek hastalıklarında ödem, sabahlan daha fazla olup, göz altları ve yüzde belirir. Kalp hastalıkla-rındaysa, ödem akşamları daha belirgin­dir, ayak bilekleri gibi, vücudun alt böl­gelerinde başlar. Genellikle kronik al­kolizm sonucu beliren karaciğer hasta­lığında, şişkinlik, bacaklar ve karında fazladır. Şu özelliklere dikkati çekmek yararlıdır:
    a) Ağrılı yerel ödemde neden, büyük olasılıkla yerel dolaşımdaki bir engeldir. Şişkinliğe kaşıntı eşlik etmekteyse, neden allerjidir.
    b) Normal kişilerin çoğunda yaşlandık­ça günün sonuna doğru ayak bileklerin­de şişkinlik görülmesinin hiçbir özelliği yoktur. Ayrıca, sıcak havada, herkesin ayakları şişer. bkz. Anjiyonörotik Ödem, Kalp, Nefrit, Siroz, Allerji, Varis.

  • Otoskleroz

    OTOSKLEROZ. İç kulak labirentinde süngersi kemik oluşumudur. Bunun so­nucunda, stapes’in ucu, oval pencereye yapışır (bkz. Kulak) ve sağırlık belirir. Bu durum, bazı vakalarda, ameliyatla düzeltilebilir.

    İşitme Evreleri

    Kulak 3 ayrı kemik vasıtasıyla duyma işlemini gerçekleştirir. Çekiç kemiği olarak bilenen malleus, en dışta yer alır ve sesleri toplayarak ileriye iletir. Bir sonrasında örs (inkus) kemiği yer alır ve o da çekiçten aldığı sesleri bir ileriye iletir. Son olarak üzengi (stapes) kemiği yer alır ve kendisine iletilen sesi iç kulağa taşır. İç kulağa gelen ses, iç kulak sıvılarında dalgalanmaya sebep olur. İç kulakta yer alan dalga algılayıcı organlar sesleri alarak elektriksel sinyallere dönüştürür. Bu sinyaller beyne ulaştırılır ve işitme gerçekleşmiş olur. Bu o kadar hızlı bir süreçtir ki bir sayaçla takip etmek olanaksızdır.

    Otoskleroz Nedir?

    Stapes (üzengi) kemiği üzerinde (çoğunlukla) işitmeyi engelleyecek yapıda bir kemik oluşumu gerçekleşir. Bu kemik stapesin hareketini kısıtlar ve seslerin iç kulağa geçişini engeller. Böylece işitme kayıpları ve sağırlık sorunu baş gösterir. Yeni kemik oluşumu bazen de iç kulak duvarında meydana gelir. Bu da işitme kaybına sebep olmaktadır. Hastaların ciddi bir yüzdesinde hastalık her iki kulakta da görülmektedir.

    Nedenleri ve Belirtileri

    Hastalığın kesin nedeni bilinmemekle birlikte kalıtsal geçişler çoğu zaman etkili olmaktadır. Belirtilerine gelecek olursak, işitme kayıpları en önemli belirtisidir. Özellikle kısık sesler hiç işitilmemeye başlanabilir. Ancak yüksek sesler kısmen işitilir. Ayrıca kulakta çınlama, bazen de baş dönmesi ve denge sorunları görülebilmektedir.

    En etkili tedavi yöntemi cerrahi operasyondur.

    Otoskleroz Nedir

  • OSTEOKONDRİT

    OSTEOKONDRİT. 1. Kemik ve kıkır­dağın iltihabıdır; 2. Çocuklarda, kemik-lerdeki büyüme merkezlerinin değişmesi; bu duruma genellikle osteokondroz adı verilir. Osteokondritte, kemikteki nekroz ve dejenerasyon, teşhis ve tedavi edil­mezse, ağır şekil bozukluklarına yol açar. Çeşitli kemikler hastalanabilir ve hasta­lık, bölgeye göre, değişik adlar alır: Tib-ya çıkıntısında Osgood-Schlatter hasta­lığı, femur başında Legg-Calve Perthes hastalığı, el bileğindeki yarım ay kemi­ğinde Kienböck hastalığı gibi. Hastalı­ğın önemli yerleşme bölgeleri, femur başı (topallık ve ileride kalça eklemi artriti-siyle sonlanır) ve omurlardır (kambur­luk gibi şekil bozukluklarına yol açar); 3. Dissekan osteokardrit’te, diz, ayak bi­leği, dirsek ve omuz eklemlerinde gev­şek kemikler bulunur. Tahminlere göre, bir kaza sonucu, kıkırdaklı eklem yüze­yinden ayrılan ufak bir kemik parçası, eklemde kalır. Bu duruma gençlerde rastlanır.

  • ORUÇ TUTMAK

    ORUÇ TUTMAK. Kişinin açlığa daya-nabilme süresi, duruma göre değişir. Ör­neğin, susuz kalan insanların çoğu bir hafta ile on gün arasında ölür, ama su verilip de çevre ılık tutulduğu takdirde, yaklaşıp 2,5 ay kadar açlığa dayanılabi-lir. Oruç tutmak, birçok kişi tarafın­dan, bir sağlık önlemi olarak salık veril­mektedir. Gerçekten, çok fazla yemek yiyenlerin, bir süre midelerini dinlendir­meleri, kendilerini kontrol edebilmeleri, yararlıdır. Buna karşılık, yaşlıların ya­şayış şekillerini ani değiştirmeleri de sa­lık verilmemelidir. Çok yemek yiyen ve hareketsiz yaşayanlar, birden, aşırı eg­zersize veya oruç tutmaya başlarlarsa, sonuç genellikle ya kalp damarları tı­kanması veya mide ülseri olmaktadır.
    Belirli bir süre için, dinî inançlar çer­çevesinde oruç tutmak (İslâmiyette oldu­ğu gibi) sıhhatli kişilerde genellikle zarar­sızdır.

  • ORGANİK FOSFOR BİLEŞİKLERİ.

    ORGANİK FOSFOR BİLEŞİKLERİ.
    Bunlar, böcek öldürücü olarak kullanılır. Sinir sisteminin düzgün çalışmasını sağ­layan asetilkolinesteraz enzimini bloke ettiklerinden, çok tehlikeli olup, bazen savaş gazı olarak da kullanılmışlardır. Bu bileşiklerce zehirlenme belirtileri, hal­sizlik, terleme, yavaş nabız, aşırı tükü­rük salgısı, akciğerlerdeki dar solunum yollan spazmından ötürü ıslık sesli so­lunumdur. Bu belirtileri izleyen ince kas kasılmaları, gözbebeği daralması (bazen görmeye engel olacak kadar) çırpın­malar ve solunum durması ortaya çıkar. Zehirlenme tedavisi, gözbebekleri geniş­leyene kadar, 20 dakikada bir 2 mg. atropin damar içine verilir. Ayrıca, 2 mg. Pralidoxime (pralidoksim) de yavaş yavaş damara verilir. Genellikle, iyileş­me tamdır, fakat triortokresol fosfateks (bir aşınma önleyici maddedir) gibi bazı bileşikler sinir sisteminde kalıcı bozuk­luklara neden olabilir.

  • ORGAN DONMASI

    ORGAN DONMASI. Soğuk, kan dola­şımını ve böylece dokuların yaşama gü­cünü etkileyip donmaya yol açmaktadır. Şiddetli soğukta, atardamarlar daralıp, organın uyuşmasına neden olur ve bu olay uzarsa sonuç gangrendir. Erken dev­relerde, soğuktan uzaklaştırma sonucu, dokuda bir kızarma görülür. Bu, hafif derecedeyse, dolaşımın yeniden başladı­ğının belirtisidir; aşırı kızarma ise, doku iltihabı ve gangrenine işaret eder. Do­nan bölgeyi yavaş yavaş ısıtarak dola­şımı başlatmaya çalışmak gerekir. Karla ovmak salık verilmez, çünkü aşırı soğuk ya da aşırı sıcak, doku yıkımına eşdeğer ölçüde yol açar. Dolaşarak ve sıcak iç­kilerle, vücut genel dolaşımı korunmalı­dır. Alkol genellikle salık verilmez ve alkol içenlerde organ donmasının daha sık görüldüğü bir gerçektir, fakat yine de, atardamarları genişletip, kalbi uyardığın­dan bir ilkyardım önlemi olarak alkol kullanılabilir.