SAÇ-KIL. Tıpla kozmetik arasında söz-konusu edildiğinden, saç-kıl konusunda çeşitli yanlış düşünceler vardır. Burada, bunların ancak birkaçından söz edilebilecektir. Şunu işaret etmek gerekir ki, saç, ölü bir yapıdır ve derideki yağ bezlerinin salgılarıyla parlak görünür. Saç, dıştan beslenemez, çünkü saçlı deriye gerekli besleyici maddeler ona ancak kan dolaşımıyla gelebilir. Saçın, haftada kaç kez yıkanmasının gerektiğine ilişkin bir kural yoktur. Burada, kişisel estetik anlayışı, saçlı derinin yağlılığı, vb. etkenler rol oynamaktadır. Saçlı derinin kuru olduğu durumlarda, saçın sık yıkanması doğru değildir. Bu takdirde, yıkama sonrası, saç yağlanmalıdır. Kadınların âdet zamanında saçlarının yıkanmamasmın gerektiği de yanlış bir inanıştır. Saç dökülmesini önleyici, dıştan sürülen ilaçlar gerçekte etkisizdir. Bunlar, ancak, saçlı deride dolaşımı artırdıkları takdirde, saç dökülmesini geciktirebilirler. Saç dökülmesi aslında, kalıtıma ve iç salgı bezlerinin çalışmasına bağlıdır. Kellik, hastalık sonucu oluşmaktaysa, tedavisi mümkündür. Fakat, erkeklerin çoğu, babalarının saç kaybettiği, ya da saçlarının be-yazlaştığı çağlarda, aynı duruma düşerler. Kadında kelliğe çok seyrek rastlanmasının nedeni, gerçekte, erkek cinsel hormonlarının kelliğe yol açıcı ve kadın seks hormonlarınınsa kelliği önleyici rollerine bağlıdır. Her iki cinste de iki tip cinsiyet hormonu birden bulunduğundan, erkeklik hormonu fazla olan viril kadınlarının saçları daha sıklıkla dökülür. Önükler (hadımlar) kelleşmez. Asıl belirtilmesi gereken nokta, her çeşit saçlı deri masajının, vb. etkisiz olduğudur. Hasta saç ve kıllarının hastalıklarını ancak bir deri hastalıkları uzmanı teşhis ve tedavi edebilir, Kellik.
Yazar: 13eta
-
ROMATİZMA
ROMATİZMA. Ağrı ve hareket sınırlılığı yaratan eklem ve bağdokusu iltihabının genel adı, romatizmadır. Daha uygun bir adlandırma sistemiyse, eklemleri ve bağdokusunu genellikle etkileyen hastalıklara ayrı ad vermektir: Romatoid artrit, osteoartrit, gut, diğer hastalıklar sırasında beliren artrit ve romatizmal ateş.
Romatizmal ateş (asıl romatizma): Eklemleri, kalbi ve sinir sistemlerini etkileyen ve çocuklarla erişkinlerde görülen bir hastalıktır.
Nedeni: Boğazın, Streptokok piyojen enfeksiyonuna, vücudun verdiği anormal cevaptır. Etken organizmanın uyardığı mekanizma sonucu, streptokoklara karşı olduğu gibi, insan kalp kası ve eklem zarlarına karşı da antikorlar oluşmaktadır.
Belirtileri: Boğaz ağrısını izleyen ikinci hafta sonunda, hastanın eklemlerinde ağrı, bazen deri döküntüsü, genel bitkinlik durumu ve ateş belirir. Etkilenen eklemler, genellikle ayak bilekleri, dizler, el bilekleridir ve dirseklerle, el bileklerinin üstünde, deri altında nodüller hissedilebilir. Nabız hızlanır, kalpte üfürümler belirir ve kalbin elektrik aktivitesi (elektrokardiyografla saptanır) değişir. Hastalığın sinir sistemini etkilemesi halinde, hasta sinirli, çabuk uyarılabilir haldedir, hareketleri kabalaşmıştır. Özellikle yüz ve kollarda, istemsiz hareketler belirir (Kore, St. Vitus dansı).Tedavi: Ateş düşene ve nabız normalleşene kadar, hasta yatırılır. Bu durumda, hastanın yorulmaması ve iyi bakımı gereklidir. Streptokok enfeksiyonu penisilinle tedavi edilir. Bu hastalık, genellikle, kalabalık ve fakir bölgelerde görülür ve besinlere dikkat edilmesi gerekir. Eklem ağrısı için aspirin verilir ve kalp çok etkilenmişse, kortikosteroidler yararlı olabilir. Genellikle, bir hastalık nöbetinden sonra, 5 yıl süreyle penisilinin kullanılmasının gerekliliği iddia edilir ve hastalığa yakalanmış çocukların durumu yakından izlenir; bunlarda, herhangi bir kalp hastalığı belirtisi ortaya çıkarsa, yorucu işlerden uzak tutulurlar. Hastalık sonrası en sık görülen kalp hastalığı, mitral stenozdur ve bunun belirmesi yıllar sonra olabilir.
Romatoid artrit: Genellikle, 18-40 yaşlarındaki kadınlarda görülür.Nedeni: Bilinmemektedir. Bir çeşit bağışıklık reaksiyonu olduğu düşünülür. Remisyonlarla seyreden kronik bir hastalıktır.
Belirtileri: El ve ayakların ufak eklemleri, altçene kemiğiyle kafatası arası eklem, köprücük kemiği – göğüs kemiği eklemi sık etkilenir. Eklemler şişer, hareketleri güçleşir ve ağrılar belirir. Bazen, büyük eklemler de etkilenip, bunları hareket ettiren kaslar erir. Genellikle, hareketsizlik sonrası, eklemlerin oynaması güçtür, kullanıldıkça, ağrı azalır. Eklemler, simetrik olarak hastalanır ve deri altında ufak nodüller belirir. Hastalığın aktif dönemi süresince, düşük bir ateş vardır. Zamanla, eklem çevresindeki dokular şişer, hareket çok güçleşir ve şekil bozuklukları belirir.
Tedavi: Akut evrede, dinlenmek gereklidir. Geçmişte, kortizonun yararlı olduğu sanılmış, sonraki gözlemler ise, bu kanıyı yanıltmıştır. Günümüzde, fenilbütazon, aspirin ve altın enjeksiyonu uygulanır. İndometasin de kullanılabilir, fakat fenilbütazon gibi, bu ilaç da mide ülserlilere verilmemelidir. Gerekirse, hastayı uyutup sakinleştirmek için uyku ilaçları kullanılır. Şekil bozukluklarını önlemek ve eklemleri mümkün olduğu kadar hareketli tutmak önemlidir. Fizikoterapi ve desteklerin yardımıyla eklemleri, hastanın rahat ettiği fleksiyon durumundan uzaklaştırmak gerekir. Hastalığın kronik evresinde, fizikoterapi daha da önemlidir, çünkü hasta, mümkün olduğu kadar eklemlerini kullanmalıdır. Hastalığın sakat bırakıcı niteliğinden ötürü, uğraşı tedavisi ve rehabilitasyon gerekebilir.
Osteoartrit: Genellikle, 50 yaşının üstündeki erkeklerde rastlanır. Dejeneratif bir durum olduğu tahmin edilir ve en sık görülen artrit şeklidir.Nedeni: Yaşlılık hastalığıdır ve geçmişte hastalanmış, kaza geçirmiş eklemleri tutar.
Belirtileri: Özellikle, ağırlık taşıyan eklemler gittikçe ağrılı ve hareketsiz duruma gelir. Egzersizle artan ağrı, dinlenmeyle azalır. Parmakların uç eklemleri de hastalanır ve buralarda He-berden nodülleri denen kemik büyümeIeri görülür. Eklemler şişebilir ve hareket sırasında gıcırdadıkları fark edilir. Tedavi: Ağrıyı azaltmaya yönelir. Bu da, dinlenme, ağırlık azaltmak, meslek ya da uğraşı değiştirmek ve fizikoterapiyle mümkündür. Hastalığın şiddetli olduğu vakalarda, ortopedi uzmanı, bazı cerrahî girişimler ya da alet kullanılması sağlanması yoluyla, hastaya yardıma olur. -
RETROGRAD AMNEZİ
RETROGRAD AMNEZİ. Belirli bir olaydan başlayarak, belirli bir zaman süresinin anımsanamaması, bu dönem hakkındaki hafıza kaybıdır. Genellikle, başa gelen ve bilinç kaybına yol açan şiddetli bir darbe sonucu ortaya çıkan hafıza kaybı için bu deyim kullanılır. Hasta, kazaya kadar olmuş olayları hiç hatırlamaz. Örneğin, sabah evinden çıktığını hatır-layabilse de, işe gitmek üzere arabaya bindiğini ya da kazaya yol açan olaylann ayrıntılarını hatırlayamaz. Retrograd amneziye uğrayan zaman süresi, kabaca, darbenin şiddetine bağlı olup, hasta iyileştikçe, bu süre kısalır. Başa gelecek yeni darbenin aynı hafıza kaybına yol açabileceğine ilişkin olan eski inanç yan- lıştır. Başa gelen yeni bir darbe, ancak baş ağrısını tekrarlatır.
-
RENK KÖRLÜĞÜ
RENK KÖRLÜĞÜ. Renk görmenin temeli, spektrumdaki herhangi bir rengin, değişik şiddette, fakat sabit dalga boyundaki üç saf renk karışımından oluşabileceği ilkesidir. Buna göre, gözde üç pigmentin (renk maddesinin) bulunması, spektrumdaki herhangi bir rengin görü-lebilmesini sağlayabilir. Görme pigmenti olan rodopsin, retina çomak hücrelerinde bulunmuştur ve bunun fonksiyonu, ışığı görmektir. Işığın etkisiyle solan bu maddenin, renk görmeyle ilgisi yoktur. Bundan ötürü, retina koni hücrelerinde üç başka pigment bulmak üzere araştırmalar yapılmaktadır, (bkz. Göz). Bu tür pigmentlerin varlığına ilişkin kanıt olmakla birlikte, renk görme mekanizması halen bilinmemektedir. Buna rağmen, normalde üç pigmentin bulunması varsayımı genel nüfusta görülen renk körlüğü tiplerini açıklayabilmektedir.Renk körlüğüne sık rastlanır; erkeklerde daha fazla görülür. Tüm kadınların % 0,4’ü renk körüyken, erkeklerde bu oran % 8’dir ve bu özellik doğuştandır. Retina’da konilerin bulunmamasına bağlı olan tam renk körlüğü (hiç renk görememek) çok seyrek rastlanan bir olaydır. İki pigmentin eksikliğine bağlı olan renk körlüğüne de çok az rastlanır. Bir pigmentin eksikliğine bağlı olan dik-romatik görme yalnız iki renk görme: Yeşil ve kırmızı, ya da daha sık rastlanan yalnız mavi ve sarı görme bilinen bir olaydır, fakat en sık rastlanan durum, anormal trikomatopsi’dir. Burada, üç pigment de vardır, fakat şiddetleri normalden farklıdır. Anormal trikomatlar, her rengi görür, fakat kırmızıyeşil-sarı ya da mavi-yeşil-sarı farkını göremez. Birinci, kırmızı-yeşil, ikincisiyse, mavi-sarı körlüğüdür. Renk körlerinin çoğu, durumlarının farkında olmayıp, ancak belirli deneylerle anlarlar. Bazı mesleklerde mükemmel renk görme gerektiğinden, renk körlüğü belirli durumlarda önemlidir, bkz. İshihara Deneyi.
-
REKTUM
REKTUM. Kalınbarsağm, anus kanalından önceki son bölümüdür. Sakrum’un üçüncü bölümünde başlar ve pelvis içi barsakla devamlıdır. Dışkının rektumda bulunması, dışkılama isteğini uyardığından, rektum genellikle boştur. Rektum’ un uzunluğu 12 cm.’dir. Rektum ve anus kanalının hastalıkları, hemoroidler (basur memeleri), proktit, prolaps, pilonidal sinüs, pruritus, fisür (çatlak), fistüllerdir. Bunların her biri, kendi başlığı altında anlatılmıştır. Buradaki tümörler, polipler, papillomlar (cerrahî yoldan çıkartılır) ve rektum kanseridir. Bu bölgede kanser, genellikle, orta yaşlarda, kanama, almaşlı seyreden kabızlık ve ishal, rahatsızlık hissiyle belirir. Tedavi için, rektum çıkartılır ve barsağm devamlılığı yeniden sağlanır. Bunun mümkün olmadığı durumlarda, ko-lostomi (bkz.) yapılır ve bu ameliyat muhakkak ki, rektum kanserinin terminal evrelerine tercih edilir.
-
RAYNAUD HASTALIĞI
RAYNAUD HASTALIĞI. Özellikle soğuk havada, el ve ayak parmaklarının soluklaşıp hissizleşmesiyle belirlenen bir hastalıktır.
Nedeni: Bilinmemektedir. Aileseldir. Benzer haller, sol köprücük altı atarda-man’nm köprücük kemiği, ilk kaburga ve ön skalen kas arasında sıkışmasıyla (kostoklaviküler sendrom), havalı delme aletlerini kullanmayı gerektiren işlerde uğraşanlarda da görülür. Raynaud hastalığını andıran durumlar, “Raynaud fenomeni gösteriyor” diye tanımlanır. Belirtileri: Hastalığa en fazla, orta yaşlı kadınlarda rastlanır. Eller soğuğa maruz kalınca, parmaklar morarır, sonra beyazlaşır ve hissizleşir. Parmak ucu atardamarlarının bazen yarım saat gibi bir süre spazm halinde olmasından ötürü, zamanla ufak yaralar ve tromboz oluşabilir.
Tedavi: Ellerin soğuktan korunması gerekir. El ve ayaklardaki dolaşımı düzenlediği iddia edilen çeşitli ilaçlar yapılmıştır. Bunların en iyisi alkoldür. Ağır vakalarda, kol ya da ayakların kan damarına sinir lifleri veren sempatik sinir gangliyonlarmın cerrahî yoldan çıkartılması düşünülebilir. -
RAŞİTİZM
RAŞİTİZM. D. vitamini eksikliğinin neden olduğu bir hastalıktır. Güneş ışınları, deriyi ışınlandırıp, ültraviyole (mor ötesi) ışınları etkisiyle deride bulunan bir ön vitaminin D vitaminine dönüşme sini sağladığından, hastalığın oluşmasını önler.
Nedeni: D vitamini eksikliğinin nedeni genellikle fakirliktir. D vitamini, süt ve sütten elde edilen maddelerde, yumurta ve balıkyağmda bulunur. Büyük şehirlerdeki dumanlar, güneş ışınlarını engellemektedir. Garip bir olay da, birçok tropikal ülkede, devamlı güneş ışını almak mümkünken, çocukları örtüp, bu ışınlardan sakınmak ve bundan ötürü çocuklarda raşitizmin belirmesine yol açmak âdetidir.
Belirtileri: Çocuk zayıftır, çıkık bir karnı vardır, ishal ve kansızlık görülür, kemikleri yumuşak olduğundan, uzun kemikler bükülür ve bacaklarda şekil bozuklukları belirir.
Tedavi: D vitamini vermek ve hastayı güneşe tutmaktır. Raşitizmin nedeni, bazen de, vitaminin barsaktan emileme-mesi ya da böbreklerdeki anormallikten ötürü atılması olabildiğinden, bu gibi vakalarda, tedavi değişecek ve asıl nedenin ortadan kaldırılmasına yönelecektir. -
RAHİM KANAMASI
RAHİM KANAMASI (Kanamalı metro-pati). Rahim iç yüzünün kalınlaşması ve düzensiz kanamalarla belirlenen bir hastalıktır, bkz. Hiperplazi. Nedeni: Devamlı, karşıt etkisi bulunmayan bir östrojen çalışması vardır, çünkü yumurtalıklar (bkz.) yumurtayı atamazlar. Sarı cisimler oluşmadığı gibi, progesteron da salgılanmaz. Tahminlere göre, bunların nedeni, hipofizin bozuk çalışmasıdır, fakat durumu doğuran mekanizma tam olarak bilinmemektedir. Bazı vakalarda, psikolojik nedenler görülmekte, kimindeyse pelvis (leğen) enfeksiyonlarına rastlanmaktadır. Belirtileri: 6-8 haftalık bir ame-nore’yi (bkz.) izleyen, düzensiz kanama başlar. Bu kanama, âdet kanaması gibi ya da çok şiddetlidir. Tedavi: Kürtajla alman rahim iç tabakası örneğinin incelenmesiyle teşhis konur. Tedavi için progesteron verilir. Bazı ender vakalarda, özellikle hasta 40 yaşının üstündeyse, rahimin çıkartılması düşünülebilir.
-
RAHİM
RAHİM (Uterus). Armut biçimli, içi boş bir organdır. 7 cm. uzunluğunda, 5 cm. genişliğinde, yaklaşık olarak da 2.5 cm. kalmlığındadır. Rahim cismi, serviks (cer-vix) ya da boynu ve fundus’u (tepesi) ayırt edilebilir. Cismin üst tarafında, her iki köşede, iki fallop borusu (tuba) rahimden yumurtalıklara doğru uzanır. Fallop borularının rahime açıldıkları yerin üstünde kalan rahim bölgesi, fundustur.
Alt uçta, serviks, vagina’mn ön duvarının üst bölümüne uzanır. Serviks’in açıklığı os uteri (rahim ağzı) adını alır. Rahim cisminin dış yüzünü periton kaplar ve her iki yanda, rahim’in geniş bağları, pelvis duvarına uzanır. Genellikle, rahim, fundusu öne doğru ve cismi de serviks’ten öne doğru eğilmiş vaziyette durur. Rahim’in yeri değişebilir ve arkaya dönük (retroversiyon) ya da aşırı öne eğik (antefleksiyon) durumu; doğurmamış kadınlarda önemli değildir.
Rahim’in önemsenen yer değişiklikleri, rahim desteklerini ve pelvis tabanının zayıflamasıyla ilgili olanlarıdır. Bu tür değişikliklere, doğum sonrası rastlanabilir. Rahim, vagina içine inebilir (vagina kubbesinin prolapsus’u) ya da rahimle birlikte, vagina ön duvarı da aşağı kayabilir (sistosel). Bu durumlar, bir destekleyici halka ya da ameliyat yardımıyla düzeltilir. Rahim’in hastalıkları arasında miyomlar (bkz.) ve kanser sayılabilir.
Rahim kanserine, cisim ya da serviks’te rastlanabilir. Serviks kanseri, cisimdekin-den 3-4 kere fazla görülür. Hafif kanlı bir akıntı, rahim kanserinin erken belirtilerinden olduğundan, âdet kanaması çok fazla olan, ya da düzensiz kanamalardan şikâyet eden veya menopoz döneminde kanamaları olan bir kadın, hemen doktora başvurmalıdır. Erken teşhis edilen vakalar, ışın, radyum ya da ameliyat yardımıyla, iyileşebilir. Bu belirtiler muhakkak kanser işareti değildir. Serviks, doğumda parçalanabilir ve rahim cismi, düşük yaptırmak istendiğinde, yırtılabilir.
-
PSİKOTERAPİ
PSİKOTERAPİ. Zihinsel yoldan tedavi yöntemidir. Otosujestion (kendi kendine telkin), heterosüjestion (karşısındakine telkin) ve analiz gibi türleri vardır.
Otosüjestion: Bu yüzyılın başlarında, Emil Cone, kendi kendine telkin yöntemini, “her gün, her şekilde gittikçe iyi-leşiyorum” deyimiyle tanıtmıştır. Gerçekten, kişinin bir çeşit kendi kendini ipnotize etmesi mümkünse de, bu uzun etkili olamaz ve ancak çok az vaka bundan yararlanabilir.
Heterosüjestion: İnandırarak ya da ipnotizma yoluyla yapılan bu tür telkin, daha etkili olmakla birlikte, sakıncaları da olan bir yöntemdir. Her belirtinin bir nedeni olduğundan, neden ortadan kalkmadıkça, telkin tam yararlı olamaz. Kişinin, kapalı yerlerden korkusu varsa, bunun nedenini çözmeden, en derin ipnotizmayla, “senin bu tür korkun yok!” telkinini yapmak dahi işe yaramaz. Bu belirti kaybolabilir, fakat daima yerini yeni bir belirti alır.
Analitik psikoterapi: Günümüzde, genellikle Freud’un etkisindedir ve sorunun nedenlerinin rasyonel bir yolla araştırılması temeline dayanır. Burada, tedaviyi uygulayana karşı olan inancın ve bu kimsenin kişiliğinin tedavideki rollerini değerlendirmek olanaksızdır. -
PSİKANALİZ
PSİKANALİZ. Psikanaliz sözcüğü, a) Sigmund Freud’un kuramlarım, b) Bu kuramlara dayanan tedavi yöntemini belirtir. Freud, akıl hastalığıyla normal davranışın, bilinçaltmdaki ilkel dürtülerle, bilinçüstündeki, öğrenilmiş, uygarlaşmış eğilimlerin çelişmesine bağlı olduğunu göstermiştir. Kişilik, “id” adı verilen, ilkel ve bastırılmış uyarılardan oluşan bilinçaltı, “ego” denen bilinçüstü ve “vic-dan”la eşdeğer anlamda olan, yarı bilinçüstü, yarı bilinçaltı “siiperego”ya ayrılmaktadır. Buna göre, tüm davranışlar, ego (gerçeği simgeler), süperego (sosyal dürtüleri simgeler) ve id (ilkel istekleri simgeler) arasındaki bir mücadeledir. Başlangıçta, çocuk tamamen ilkeldir; büyüdükçe, belirli bazı davranışlarını bastırmayı ya da daha yararlı bir davranış şekline yüceltmeyi öğrenir. Bu olay gerçekleşemediği zaman, nöroz belirir ve ki-şilerarası ilişkiler bozulur. Çocuğun ilk ilişki kurduğu kişiler ana-baba olduğundan, psikanaliz, bu ilişkiye, kişideki geleceğe ilişkin tüm davranışların başlangıcı, temeli gözüyle bakar. Örneğin, babasından nefret eden bir çocuk, ileride gereksizce, tüm otoriteden nefret edebilir, ya da sevilmemiş bir çocuk, ileride kimseyle sevgi ilişkisi kuramaz. Temel dürtüler, cinsel ve saldırgan (agresif) olanlardır. Burada, cinsel dürtü, geniş anlamında alınmakta ve örneğin, çocuğun meme emmekten ve barsak hareketlerinden duyduğu zevk, bu çerçeve içinde tanımlanmaktadır. Psikanalizin tedavi değeri ancak belirli seçilmiş vakalar için sözkonusudur: Vaka, kişiliği aslında sağlam, genç, yüksek zekâ düzeyinde olmalı, haftada beş kez birer saat sürecek olan ve serbest çağrışım temeline dayanan tedaviye verebilecek zaman ve parası bulunmalıdır. Hasta, bir sedire uzanıp, aklına her geleni anlatmakta ve analist, sorunlarının temelini bulmaya çalışmaktadır. Genellikle özel tedavi gerektiğinden, psikanaliz oldukça pahalıya mal olmaktadır. Psikanalistlerin, ilgili kurumlarda eğitilmiş uzmanlar olmaları gereklidir.
-
PROSTAT BEZİ
PROSTAT BEZİ. Erkekte, idrar torbası boynuyla üretra başlangıcını çevreleyen bezdir. Yaklaşık olarak, 3×2,5×4 cm. boyutlarında olup, ikisi yanda, biri ortada olmak üzere üç parçalıdır. En sık görülen hastalığı, bezin selim olarak büyümesidir. Diğer prostat hastalıkları, kanser, iltihap, verem ve taşlardır. Selim büyüme: Nedeni: Bilinmemektedir. Belirtileri: İdrar yapma başlangıcında zorluk, ince bir idrar akımı, idrarın damla damla gelmesi ve sık işemektir. Sonunda, üretra tamamen tıkanabilir ve hiç idrar gelmez. Tedavi: Büyümüş bezin, alt karın duvarından yapılan açık ameliyatla ya da ameliyat sistoskopu yardımıyla, bir bölümünün diyatermi ile kesilmesiyle yapılan kapalı girişimle çıkartılmasıdır. Açık ameliyat tercih edilir, fakat bu, her zaman mümkün olmayabilir. Prostatın çıkarılmasından sonra, erkekler genellikle kısırlaşır, fakat iktidarsızlık görülmez. Akut idrar tutulması halinde, idrar torbası, mümkünse bir sondayla boşaltılır, fakat bu mümkün değilse, lokal anestezi altında, idrar, karın duvarından akıtılır.
Prostat kanseri: Belirtileri, selim prostat büyümesinin belirtileridir. Ancak, kanser metastaz yaptığı zaman, bunlara ek olarak, vücudun diğer bölgelerinde de belirtiler ortaya çıkar. Prostat kanseri sıklıkla kemiklerde ikincil büyümelere yol açtığından, anormal bir kemik kırığı ya da doğru dürüst iyileşemeyen bir kırık, bazen hastalığın ilk belirtisi olur.
Tedavi: Mümkünse, hastalık çok yayılmamış ve hastanın genel durumu elverişliyse prostat bezi çıkarılır. Bu olamadığı takdirde, stilboestrol hormo-nuyla yapılan tedavi, bezdeki kanseri ve metastazları ufaltıp ağrısız kılar. Bu etki devamlı olmamakla beraber, uzun sürelidir.