Kadınlar Sitesi, Gebelik, hamilelik, doğum

Yazar: 13eta

  • SAÇ-KIL

    SAÇ-KIL. Tıpla kozmetik arasında söz-konusu edildiğinden, saç-kıl konusunda çeşitli yanlış düşünceler vardır. Burada, bunların ancak birkaçından söz edilebi­lecektir. Şunu işaret etmek gerekir ki, saç, ölü bir yapıdır ve derideki yağ bez­lerinin salgılarıyla parlak görünür. Saç, dıştan beslenemez, çünkü saçlı deriye gerekli besleyici maddeler ona ancak kan dolaşımıyla gelebilir. Saçın, haftada kaç kez yıkanmasının gerektiğine ilişkin bir kural yoktur. Burada, kişisel estetik an­layışı, saçlı derinin yağlılığı, vb. etken­ler rol oynamaktadır. Saçlı derinin kuru olduğu durumlarda, saçın sık yıkanması doğru değildir. Bu takdirde, yıkama son­rası, saç yağlanmalıdır. Kadınların âdet zamanında saçlarının yıkanmamasmın gerektiği de yanlış bir inanıştır. Saç dö­külmesini önleyici, dıştan sürülen ilaçlar gerçekte etkisizdir. Bunlar, ancak, saçlı deride dolaşımı artırdıkları takdirde, saç dökülmesini geciktirebilirler. Saç dökül­mesi aslında, kalıtıma ve iç salgı bezle­rinin çalışmasına bağlıdır. Kellik, hasta­lık sonucu oluşmaktaysa, tedavisi müm­kündür. Fakat, erkeklerin çoğu, babala­rının saç kaybettiği, ya da saçlarının be-yazlaştığı çağlarda, aynı duruma düşer­ler. Kadında kelliğe çok seyrek rastlan­masının nedeni, gerçekte, erkek cinsel hormonlarının kelliğe yol açıcı ve kadın seks hormonlarınınsa kelliği önleyici rol­lerine bağlıdır. Her iki cinste de iki tip cinsiyet hormonu birden bulunduğundan, erkeklik hormonu fazla olan viril ka­dınlarının saçları daha sıklıkla dökülür. Önükler (hadımlar) kelleşmez. Asıl be­lirtilmesi gereken nokta, her çeşit saçlı deri masajının, vb. etkisiz olduğudur. Hasta saç ve kıllarının hastalıklarını an­cak bir deri hastalıkları uzmanı teşhis ve tedavi edebilir, Kellik.

  • ROMATİZMA

    ROMATİZMA. Ağrı ve hareket sınırlı­lığı yaratan eklem ve bağdokusu iltiha­bının genel adı, romatizmadır. Daha uy­gun bir adlandırma sistemiyse, eklemleri ve bağdokusunu genellikle etkileyen has­talıklara ayrı ad vermektir: Romatoid artrit, osteoartrit, gut, diğer hastalıklar sırasında beliren artrit ve romatizmal ateş.
    Romatizmal ateş (asıl romatizma): Ek­lemleri, kalbi ve sinir sistemlerini etkile­yen ve çocuklarla erişkinlerde görülen bir hastalıktır.
    Nedeni: Boğazın, Streptokok piyojen enfeksiyonuna, vücudun verdiği anormal cevaptır. Etken organizmanın uyardığı mekanizma sonucu, streptokoklara karşı olduğu gibi, insan kalp kası ve eklem zarlarına karşı da antikorlar oluşmak­tadır.
    Belirtileri: Boğaz ağrısını izleyen ikinci hafta sonunda, hastanın eklemle­rinde ağrı, bazen deri döküntüsü, genel bitkinlik durumu ve ateş belirir. Etkile­nen eklemler, genellikle ayak bilekleri, dizler, el bilekleridir ve dirseklerle, el bileklerinin üstünde, deri altında nodüller hissedilebilir. Nabız hızlanır, kalpte üfürümler belirir ve kalbin elektrik aktivitesi (elektrokardiyografla saptanır) değişir. Hastalığın sinir sistemini etkile­mesi halinde, hasta sinirli, çabuk uyarılabilir haldedir, hareketleri kabalaşmıştır. Özellikle yüz ve kollarda, istemsiz hareketler belirir (Kore, St. Vitus dansı).

    Tedavi: Ateş düşene ve nabız normalleşene kadar, hasta yatırılır. Bu du­rumda, hastanın yorulmaması ve iyi ba­kımı gereklidir. Streptokok enfeksiyonu penisilinle tedavi edilir. Bu hastalık, ge­nellikle, kalabalık ve fakir bölgelerde gö­rülür ve besinlere dikkat edilmesi gere­kir. Eklem ağrısı için aspirin verilir ve kalp çok etkilenmişse, kortikosteroidler yararlı olabilir. Genellikle, bir hastalık nöbetinden sonra, 5 yıl süreyle penisili­nin kullanılmasının gerekliliği iddia edi­lir ve hastalığa yakalanmış çocukların durumu yakından izlenir; bunlarda, her­hangi bir kalp hastalığı belirtisi ortaya çıkarsa, yorucu işlerden uzak tutulurlar. Hastalık sonrası en sık görülen kalp hastalığı, mitral stenozdur ve bunun be­lirmesi yıllar sonra olabilir.
    Romatoid artrit: Genellikle, 18-40 yaş­larındaki kadınlarda görülür.

    Nedeni: Bilinmemektedir. Bir çeşit bağışıklık reaksiyonu olduğu düşünülür. Remisyonlarla seyreden kronik bir hastalıktır.
    Belirtileri: El ve ayakların ufak eklemleri, altçene kemiğiyle kafatası arası eklem, köprücük kemiği – göğüs kemi­ği eklemi sık etkilenir. Eklemler şişer, hareketleri güçleşir ve ağrılar belirir. Ba­zen, büyük eklemler de etkilenip, bun­ları hareket ettiren kaslar erir. Genellik­le, hareketsizlik sonrası, eklemlerin oy­naması güçtür, kullanıldıkça, ağrı azalır. Eklemler, simetrik olarak hastalanır ve deri altında ufak nodüller belirir. Has­talığın aktif dönemi süresince, düşük bir ateş vardır. Zamanla, eklem çevresindeki dokular şişer, hareket çok güçleşir ve şekil bozuklukları belirir.
    Tedavi: Akut evrede, dinlenmek ge­reklidir. Geçmişte, kortizonun yararlı ol­duğu sanılmış, sonraki gözlemler ise, bu kanıyı yanıltmıştır. Günümüzde, fenilbütazon, aspirin ve altın enjeksiyonu uy­gulanır. İndometasin de kullanılabilir, fa­kat fenilbütazon gibi, bu ilaç da mide ül­serlilere verilmemelidir. Gerekirse, has­tayı uyutup sakinleştirmek için uyku ilaç­ları kullanılır. Şekil bozukluklarını ön­lemek ve eklemleri mümkün olduğu ka­dar hareketli tutmak önemlidir. Fizikoterapi ve desteklerin yardımıyla eklem­leri, hastanın rahat ettiği fleksiyon du­rumundan uzaklaştırmak gerekir. Hasta­lığın kronik evresinde, fizikoterapi daha da önemlidir, çünkü hasta, mümkün ol­duğu kadar eklemlerini kullanmalıdır. Hastalığın sakat bırakıcı niteliğinden ötü­rü, uğraşı tedavisi ve rehabilitasyon ge­rekebilir.
    Osteoartrit: Genellikle, 50 yaşının üs­tündeki erkeklerde rastlanır. Dejeneratif bir durum olduğu tahmin edilir ve en sık görülen artrit şeklidir.

    Nedeni: Yaşlılık hastalığıdır ve geç­mişte hastalanmış, kaza geçirmiş eklem­leri tutar.
    Belirtileri: Özellikle, ağırlık taşı­yan eklemler gittikçe ağrılı ve hareket­siz duruma gelir. Egzersizle artan ağrı, dinlenmeyle azalır. Parmakların uç ek­lemleri de hastalanır ve buralarda He-berden nodülleri denen kemik büyümeIeri görülür. Eklemler şişebilir ve hare­ket sırasında gıcırdadıkları fark edilir. Tedavi: Ağrıyı azaltmaya yönelir. Bu da, dinlenme, ağırlık azaltmak, meslek ya da uğraşı değiştirmek ve fizikoterapiyle mümkündür. Hastalığın şiddetli ol­duğu vakalarda, ortopedi uzmanı, bazı cerrahî girişimler ya da alet kullanılma­sı sağlanması yoluyla, hastaya yardıma olur.

  • RETROGRAD AMNEZİ

    RETROGRAD AMNEZİ. Belirli bir olaydan başlayarak, belirli bir zaman sü­resinin anımsanamaması, bu dönem hak­kındaki hafıza kaybıdır. Genellikle, başa gelen ve bilinç kaybına yol açan şiddetli bir darbe sonucu ortaya çıkan hafıza kay­bı için bu deyim kullanılır. Hasta, ka­zaya kadar olmuş olayları hiç hatırlamaz. Örneğin, sabah evinden çıktığını hatır-layabilse de, işe gitmek üzere arabaya bindiğini ya da kazaya yol açan olaylann ayrıntılarını hatırlayamaz. Retrograd amneziye uğrayan zaman süresi, kabaca, darbenin şiddetine bağlı olup, hasta iyi­leştikçe, bu süre kısalır. Başa gelecek yeni darbenin aynı hafıza kaybına yol açabileceğine ilişkin olan eski inanç yan- lıştır. Başa gelen yeni bir darbe, ancak baş ağrısını tekrarlatır.

  • RENK KÖRLÜĞÜ

    RENK KÖRLÜĞÜ. Renk görmenin te­meli, spektrumdaki herhangi bir rengin, değişik şiddette, fakat sabit dalga bo­yundaki üç saf renk karışımından olu­şabileceği ilkesidir. Buna göre, gözde üç pigmentin (renk maddesinin) bulunması, spektrumdaki herhangi bir rengin görü-lebilmesini sağlayabilir. Görme pigmenti olan rodopsin, retina çomak hücrelerin­de bulunmuştur ve bunun fonksiyonu, ışığı görmektir. Işığın etkisiyle solan bu maddenin, renk görmeyle ilgisi yoktur. Bundan ötürü, retina koni hücrelerinde üç başka pigment bulmak üzere araştır­malar yapılmaktadır, (bkz. Göz). Bu tür pigmentlerin varlığına ilişkin kanıt ol­makla birlikte, renk görme mekanizması halen bilinmemektedir. Buna rağmen, normalde üç pigmentin bulunması varsa­yımı genel nüfusta görülen renk körlüğü tiplerini açıklayabilmektedir.Renk körlüğüne sık rastlanır; erkek­lerde daha fazla görülür. Tüm kadınla­rın % 0,4’ü renk körüyken, erkeklerde bu oran % 8’dir ve bu özellik doğuştan­dır. Retina’da konilerin bulunmamasına bağlı olan tam renk körlüğü (hiç renk görememek) çok seyrek rastlanan bir olaydır. İki pigmentin eksikliğine bağlı olan renk körlüğüne de çok az rastlanır. Bir pigmentin eksikliğine bağlı olan dik-romatik görme yalnız iki renk görme: Yeşil ve kırmızı, ya da daha sık rastlanan yalnız mavi ve sarı görme bilinen bir olaydır, fakat en sık rastlanan durum, anormal trikomatopsi’dir. Burada, üç pig­ment de vardır, fakat şiddetleri normal­den farklıdır. Anormal trikomatlar, her rengi görür, fakat kırmızıyeşil-sarı ya da mavi-yeşil-sarı farkını göremez. Bi­rinci, kırmızı-yeşil, ikincisiyse, mavi-sarı körlüğüdür. Renk körlerinin çoğu, du­rumlarının farkında olmayıp, ancak be­lirli deneylerle anlarlar. Bazı meslekler­de mükemmel renk görme gerektiğinden, renk körlüğü belirli durumlarda önem­lidir, bkz. İshihara Deneyi.

  • REKTUM

    REKTUM. Kalınbarsağm, anus kanalın­dan önceki son bölümüdür. Sakrum’un üçüncü bölümünde başlar ve pelvis içi barsakla devamlıdır. Dışkının rektumda bulunması, dışkılama isteğini uyardığın­dan, rektum genellikle boştur. Rektum’ un uzunluğu 12 cm.’dir. Rektum ve anus kanalının hastalıkları, hemoroidler (basur memeleri), proktit, prolaps, pilonidal sinüs, pruritus, fisür (çatlak), fistüllerdir. Bunların her biri, kendi başlığı altında anlatılmıştır. Bura­daki tümörler, polipler, papillomlar (cer­rahî yoldan çıkartılır) ve rektum kan­seridir. Bu bölgede kanser, genellikle, orta yaşlarda, kanama, almaşlı seyreden kabızlık ve ishal, rahatsızlık hissiyle be­lirir. Tedavi için, rektum çıkartılır ve barsağm devamlılığı yeniden sağlanır. Bu­nun mümkün olmadığı durumlarda, ko-lostomi (bkz.) yapılır ve bu ameliyat mu­hakkak ki, rektum kanserinin terminal evrelerine tercih edilir.

  • RAYNAUD HASTALIĞI

    RAYNAUD HASTALIĞI. Özellikle so­ğuk havada, el ve ayak parmaklarının soluklaşıp hissizleşmesiyle belirlenen bir hastalıktır.
    Nedeni: Bilinmemektedir. Aileseldir. Benzer haller, sol köprücük altı atarda-man’nm köprücük kemiği, ilk kaburga ve ön skalen kas arasında sıkışmasıyla (kostoklaviküler sendrom), havalı delme aletlerini kullanmayı gerektiren işlerde uğraşanlarda da görülür. Raynaud has­talığını andıran durumlar, “Raynaud fe­nomeni gösteriyor” diye tanımlanır. Belirtileri: Hastalığa en fazla, or­ta yaşlı kadınlarda rastlanır. Eller soğu­ğa maruz kalınca, parmaklar morarır, sonra beyazlaşır ve hissizleşir. Parmak ucu atardamarlarının bazen yarım saat gibi bir süre spazm halinde olmasından ötürü, zamanla ufak yaralar ve tromboz oluşabilir.
    Tedavi: Ellerin soğuktan korunma­sı gerekir. El ve ayaklardaki dolaşımı düzenlediği iddia edilen çeşitli ilaçlar yapılmıştır. Bunların en iyisi alkoldür. Ağır vakalarda, kol ya da ayakların kan damarına sinir lifleri veren sempatik si­nir gangliyonlarmın cerrahî yoldan çı­kartılması düşünülebilir.

  • RAŞİTİZM

    RAŞİTİZM. D. vitamini eksikliğinin ne­den olduğu bir hastalıktır. Güneş ışın­ları, deriyi ışınlandırıp, ültraviyole (mor ötesi) ışınları etkisiyle deride bulunan bir ön vitaminin D vitaminine dönüşme sini sağladığından, hastalığın oluşmasını önler.
    Nedeni: D vitamini eksikliğinin ne­deni genellikle fakirliktir. D vitamini, süt ve sütten elde edilen maddelerde, yu­murta ve balıkyağmda bulunur. Büyük şehirlerdeki dumanlar, güneş ışınlarını engellemektedir. Garip bir olay da, bir­çok tropikal ülkede, devamlı güneş ışını almak mümkünken, çocukları örtüp, bu ışınlardan sakınmak ve bundan ötürü ço­cuklarda raşitizmin belirmesine yol aç­mak âdetidir.
    Belirtileri: Çocuk zayıftır, çıkık bir karnı vardır, ishal ve kansızlık görü­lür, kemikleri yumuşak olduğundan, uzun kemikler bükülür ve bacaklarda şekil bozuklukları belirir.
    Tedavi: D vitamini vermek ve has­tayı güneşe tutmaktır. Raşitizmin nedeni, bazen de, vitaminin barsaktan emileme-mesi ya da böbreklerdeki anormallikten ötürü atılması olabildiğinden, bu gibi va­kalarda, tedavi değişecek ve asıl nedenin ortadan kaldırılmasına yönelecektir.

  • RAHİM KANAMASI

    RAHİM KANAMASI (Kanamalı metro-pati). Rahim iç yüzünün kalınlaşması ve düzensiz kanamalarla belirlenen bir has­talıktır, bkz. Hiperplazi. Nedeni: Devamlı, karşıt etkisi bu­lunmayan bir östrojen çalışması vardır, çünkü yumurtalıklar (bkz.) yumurtayı atamazlar. Sarı cisimler oluşmadığı gibi, progesteron da salgılanmaz. Tahminlere göre, bunların nedeni, hipofizin bozuk çalışmasıdır, fakat durumu doğuran me­kanizma tam olarak bilinmemektedir. Bazı vakalarda, psikolojik nedenler gö­rülmekte, kimindeyse pelvis (leğen) en­feksiyonlarına rastlanmaktadır. Belirtileri: 6-8 haftalık bir ame-nore’yi (bkz.) izleyen, düzensiz kanama başlar. Bu kanama, âdet kanaması gibi ya da çok şiddetlidir. Tedavi: Kürtajla alman rahim iç ta­bakası örneğinin incelenmesiyle teşhis konur. Tedavi için progesteron verilir. Bazı ender vakalarda, özellikle hasta 40 yaşının üstündeyse, rahimin çıkartılması düşünülebilir.

  • RAHİM

    RAHİM (Uterus). Armut biçimli, içi boş bir organdır. 7 cm. uzunluğunda, 5 cm. genişliğinde, yaklaşık olarak da 2.5 cm. kalmlığındadır. Rahim cismi, serviks (cer-vix) ya da boynu ve fundus’u (tepesi) ayırt edilebilir. Cismin üst tarafında, her iki köşede, iki fallop borusu (tuba) ra­himden yumurtalıklara doğru uzanır. Fallop borularının rahime açıldıkları ye­rin üstünde kalan rahim bölgesi, fundustur.

    Alt uçta, serviks, vagina’mn ön du­varının üst bölümüne uzanır. Serviks’in açıklığı os uteri (rahim ağzı) adını alır. Rahim cisminin dış yüzünü periton kap­lar ve her iki yanda, rahim’in geniş bağ­ları, pelvis duvarına uzanır. Genellikle, rahim, fundusu öne doğru ve cismi de serviks’ten öne doğru eğilmiş vaziyette durur. Rahim’in yeri değişebilir ve ar­kaya dönük (retroversiyon) ya da aşırı öne eğik (antefleksiyon) durumu; doğur­mamış kadınlarda önemli değildir.

    Rahim’in önemsenen yer değişiklikleri, ra­him desteklerini ve pelvis tabanının za­yıflamasıyla ilgili olanlarıdır. Bu tür de­ğişikliklere, doğum sonrası rastlanabilir. Rahim, vagina içine inebilir (vagina kub­besinin prolapsus’u) ya da rahimle bir­likte, vagina ön duvarı da aşağı kaya­bilir (sistosel). Bu durumlar, bir destek­leyici halka ya da ameliyat yardımıyla düzeltilir. Rahim’in hastalıkları arasında miyomlar (bkz.) ve kanser sayılabilir.

    Ra­him kanserine, cisim ya da serviks’te rastlanabilir. Serviks kanseri, cisimdekin-den 3-4 kere fazla görülür. Hafif kanlı bir akıntı, rahim kanserinin erken belir­tilerinden olduğundan, âdet kanaması çok fazla olan, ya da düzensiz kanama­lardan şikâyet eden veya menopoz döne­minde kanamaları olan bir kadın, hemen doktora başvurmalıdır. Erken teşhis edi­len vakalar, ışın, radyum ya da ameliyat yardımıyla, iyileşebilir. Bu belirtiler mu­hakkak kanser işareti değildir. Serviks, doğumda parçalanabilir ve rahim cismi, düşük yaptırmak istendiğinde, yırtılabilir.

  • PSİKOTERAPİ

    PSİKOTERAPİ. Zihinsel yoldan tedavi yöntemidir. Otosujestion (kendi kendine telkin), heterosüjestion (karşısındakine telkin) ve analiz gibi türleri vardır.
    Otosüjestion: Bu yüzyılın başlarında, Emil Cone, kendi kendine telkin yönte­mini, “her gün, her şekilde gittikçe iyi-leşiyorum” deyimiyle tanıtmıştır. Gerçek­ten, kişinin bir çeşit kendi kendini ipno­tize etmesi mümkünse de, bu uzun etkili olamaz ve ancak çok az vaka bundan ya­rarlanabilir.
    Heterosüjestion: İnandırarak ya da ipno­tizma yoluyla yapılan bu tür telkin, daha etkili olmakla birlikte, sakıncaları da olan bir yöntemdir. Her belirtinin bir nedeni olduğundan, neden ortadan kalk­madıkça, telkin tam yararlı olamaz. Ki­şinin, kapalı yerlerden korkusu varsa, bu­nun nedenini çözmeden, en derin ipno­tizmayla, “senin bu tür korkun yok!” telkinini yapmak dahi işe yaramaz. Bu belirti kaybolabilir, fakat daima yerini yeni bir belirti alır.
    Analitik psikoterapi: Günümüzde, genel­likle Freud’un etkisindedir ve sorunun nedenlerinin rasyonel bir yolla araştırıl­ması temeline dayanır. Burada, tedaviyi uygulayana karşı olan inancın ve bu kim­senin kişiliğinin tedavideki rollerini de­ğerlendirmek olanaksızdır.

  • PSİKANALİZ

    PSİKANALİZ. Psikanaliz sözcüğü, a) Sigmund Freud’un kuramlarım, b) Bu kuramlara dayanan tedavi yöntemini be­lirtir. Freud, akıl hastalığıyla normal dav­ranışın, bilinçaltmdaki ilkel dürtülerle, bilinçüstündeki, öğrenilmiş, uygarlaşmış eğilimlerin çelişmesine bağlı olduğunu göstermiştir. Kişilik, “id” adı verilen, ilkel ve bastırılmış uyarılardan oluşan bi­linçaltı, “ego” denen bilinçüstü ve “vic-dan”la eşdeğer anlamda olan, yarı bi­linçüstü, yarı bilinçaltı “siiperego”ya ay­rılmaktadır. Buna göre, tüm davranışlar, ego (gerçeği simgeler), süperego (sosyal dürtüleri simgeler) ve id (ilkel istekleri simgeler) arasındaki bir mücadeledir. Başlangıçta, çocuk tamamen ilkeldir; bü­yüdükçe, belirli bazı davranışlarını bas­tırmayı ya da daha yararlı bir davranış şekline yüceltmeyi öğrenir. Bu olay ger­çekleşemediği zaman, nöroz belirir ve ki-şilerarası ilişkiler bozulur. Çocuğun ilk ilişki kurduğu kişiler ana-baba olduğun­dan, psikanaliz, bu ilişkiye, kişideki ge­leceğe ilişkin tüm davranışların başlan­gıcı, temeli gözüyle bakar. Örneğin, ba­basından nefret eden bir çocuk, ileride gereksizce, tüm otoriteden nefret edebi­lir, ya da sevilmemiş bir çocuk, ileride kimseyle sevgi ilişkisi kuramaz. Temel dürtüler, cinsel ve saldırgan (agresif) olanlardır. Burada, cinsel dürtü, geniş anlamında alınmakta ve örneğin, çocu­ğun meme emmekten ve barsak hare­ketlerinden duyduğu zevk, bu çerçeve içinde tanımlanmaktadır. Psikanalizin te­davi değeri ancak belirli seçilmiş vaka­lar için sözkonusudur: Vaka, kişiliği as­lında sağlam, genç, yüksek zekâ düzeyin­de olmalı, haftada beş kez birer saat sü­recek olan ve serbest çağrışım temeline dayanan tedaviye verebilecek zaman ve parası bulunmalıdır. Hasta, bir sedire uzanıp, aklına her geleni anlatmakta ve analist, sorunlarının temelini bulmaya ça­lışmaktadır. Genellikle özel tedavi ge­rektiğinden, psikanaliz oldukça pahalıya mal olmaktadır. Psikanalistlerin, ilgili ku­rumlarda eğitilmiş uzmanlar olmaları ge­reklidir.

  • PROSTAT BEZİ

    PROSTAT BEZİ. Erkekte, idrar torbası boynuyla üretra başlangıcını çevreleyen bezdir. Yaklaşık olarak, 3×2,5×4 cm. bo­yutlarında olup, ikisi yanda, biri ortada olmak üzere üç parçalıdır. En sık gö­rülen hastalığı, bezin selim olarak büyümesidir. Diğer prostat hastalıkları, kan­ser, iltihap, verem ve taşlardır. Selim büyüme: Nedeni: Bilinmemektedir. Belirtileri: İdrar yapma başlan­gıcında zorluk, ince bir idrar akımı, id­rarın damla damla gelmesi ve sık işe­mektir. Sonunda, üretra tamamen tıka­nabilir ve hiç idrar gelmez. Tedavi: Büyümüş bezin, alt karın duvarından yapılan açık ameliyatla ya da ameliyat sistoskopu yardımıyla, bir bölümünün diyatermi ile kesilmesiyle ya­pılan kapalı girişimle çıkartılmasıdır. Açık ameliyat tercih edilir, fakat bu, her zaman mümkün olmayabilir. Prostatın çıkarılmasından sonra, erkekler genellik­le kısırlaşır, fakat iktidarsızlık görülmez. Akut idrar tutulması halinde, idrar tor­bası, mümkünse bir sondayla boşaltılır, fakat bu mümkün değilse, lokal aneste­zi altında, idrar, karın duvarından akı­tılır.
    Prostat kanseri: Belirtileri, selim pros­tat büyümesinin belirtileridir. Ancak, kanser metastaz yaptığı zaman, bunlara ek olarak, vücudun diğer bölgelerinde de belirtiler ortaya çıkar. Prostat kanseri sıklıkla kemiklerde ikincil büyümelere yol açtığından, anormal bir kemik kırığı ya da doğru dürüst iyileşemeyen bir kı­rık, bazen hastalığın ilk belirtisi olur.
    Tedavi: Mümkünse, hastalık çok yayılmamış ve hastanın genel durumu el­verişliyse prostat bezi çıkarılır. Bu olamadığı takdirde, stilboestrol hormo-nuyla yapılan tedavi, bezdeki kanseri ve metastazları ufaltıp ağrısız kılar. Bu etki devamlı olmamakla beraber, uzun süre­lidir.