ORAK HÜCRELİ ANEMİ. Kalıtsal bir kan hastalığıdır.
Nedeni: Alyuvarlarda, indirgendiğinde pelte haline gelen ve hemoglobin S adını alan anormal bir hemoglobin’in varlığıdır. İndirgenmiş S hemoglobinli alyuvarların şekilleri bozulur. Bunlar, mikroskop altında ay biçiminde olduklarından, orak hücreleri adını alırlar. Bu tür hücreler, kan dolaşımında süratle yıkılır. Belirtileri: Çocuk iki yaşma gelmeden, hastalık bütün belirtileriyle ortaya çıkar. Karın ve kemiklerde tekrarlayan ağrılarda (bu belirtiler akut karın ya da osteomiyelit’i andırır) kansızlık belirtileri vardır. Gözde olagelen kanamalardan ötürü görme bozuklukları görülebilir ve idrarda kan bulunabilir. Bu durumda, böbrekler genellikle idrarı yo-ğunlaştıramaz. Bacaklarda ülserler oluşur. Bazen, hastalık tam olarak ortaya çıkmaz ve bazı hastaların alyuvarlarının zaman zaman (örneğin, basıncı iyi ayarlanmamış uçakta uçarken) oraklaştığı, karın ağrısı ve idrarda kanın belirdiği görülebilir. Genellikle, orak hücreliliğe yönelmiş diye tanımlanan bu gibi hastaların genel sağlık durumları normaldir.
Tedavi: Henüz özel bir tedavi bilinmediğinden, uygulanan semptomatik tedavidir. Genellikle folik asit eksikliği görüldüğünden, günde 5 mg. folik asit verilir. Oraklaşma en fazla kanın asit reaksiyon verdiğinde oluştuğundan, ağızdan yeteri kadar sodyum bikarbonat verilip idrarın alkali reaksiyonu vermesine dikkat edilir. Demir eksikliği anemisine karşı, demir verilir. Bu hastalığın bir iyi yönü, orak hücreli kişilerin, habis malarya etkeni olan Plasmodyum falcipa-rum’a karşı dirençli olmasıdır. Orak hücrelilerin çoğunun Batı Afrikalı olduğu göz önünde tutulursa, bu önemli bir avantaj sayılabilir.
Yazar: 13eta
-
ORAK HÜCRELİ ANEMİ
-
OMURİLİK
OMURİLİK. Omurilik, beyinden başlayıp omurga kemiği içinde, 2’nci bel omuruna kadar uzanan ve buradan sonra fibröz bir kordon şeklindeki filum terminale olarak devam eden bir merkez sinir sistemi organıdır. Beyin zarı adını alan —pia, araknoid ve dura— zarlar-ca çevrelenmiştir (aynen beyin gibi) ve beyin zarları, bu zarlarla devamlıdır. Pia ve araknoid arasında omurilik sıvısı bulunur (bkz. Lomber Kemiği Ponksiyon). Enine kesitte, ortadaki gri maddeyi çevreleyen beyaz bir maddeden oluştuğu görülür. Gri madde H harfi şeklinde olup, ön boynuzlan, vücudun ön tarafına, arka boynuzları da arkaya uzanır. Ön boynuzlar, sinir sisteminin motor bölümüyle (kasları sinirlendiren bölüm) ilgilidir, arka boynuzlar da duyu sinirleriyle ilgili olup, beyne duyusal uyarıların iletilmesinde rol oynar. Gri maddenin, l’inci göğüs kısmı ile 3’üncü bel kısmı arası, sempatik sistemin bir kısmını oluşturur (bkz. Sinir Sistemi). Akmadde, omurilik boyunca uzanan sinir liflerinin bulunduğu yerdir. Bu lifler, fonksiyonlarına göre, belirli bir düzende giderler. Omurilikten çıkan 31 çift spinal sinir, baş ve boynun bir bölümü dışında, vücudun kaslarını sinirlendirir ve buralardan duyusal uyarıları beyine iletirler. Her spinal sinirin, içinde motor liflerin gittiği bir ön kökü ve içinde duyu liflerinin bulunduğu bir de arka kökü vardır. Arka kökte bir gangliyon bulunur. İki kök birleşir ve omur deliğinden (omurlar arası boşluktan) çıkıp iki dala ayrılır: Bir dal vücudun arkasına, diğeri de önüne gider. Bu sinir, ayrıca, omurganın iki yanında uzanan gangliyonlar zincirine sempatik lifleri verir ve bu zincirden de lif alır. Kol ve bacaklara gidecek spinal sinirler, büyük sinir ağları (plexuslan) yapar (kol için, plexus brachialis, bacak için plexus lumbalis) ve buralardan kol ve bacak sinirleri çıkar. Karın ve göğüs sinirleri ise ayrı ayrı giden sinirlerdir. Spinal sinirler, çıktıkları omura göre ad-landırıldıkları kaide —örneğin, l’inci to-rakal sinir, l’inci torakal omurla ilgilidir— omurilik, omurgadan kısadır. Bundan ötürü, en alt spinal sinirler, omur kanalı içinde, çıkacakları deliklere doğru iyice eğik şekilde giderler (bkz- Atkuyruğu). Omuriliğin zedelenmesinin sonuçları, zedelenme düzeyine bağlıdır: Boyundaki yaralanma, boynun altındaki bütün oluşumları ilgilendirebilir (felç veya duyu kaybı ya da her ikisi). Buna karşılık, bel kemiklerinin kırılması sinir sistemini etkilemeyebilir. Ancak sinir dokusu zarar görürse iyileşmesi söz konusu olamaz ve bir omurilik yaralanmasından sonra, ne kadar iyileşemeyecek arızanın oluştuğunu hemen söylemek mümkün değildir. İlk birkaç gün içinde, iyileşme başlar ve bu olay aylar sürebilir. Selim ve habis tümörler, omuriliğin hem içinde, hem de çevresinde oluşabilir ve bunların çoğu cerrahî müdahaleyle çıkartılabilir. Omuriliğin en sık görülen hastalığı, mültipl skleroz’dur.
-

Okaliptüs Yağı
OKALİPTÜS. Okaliptüs ağacından elde edilen bir yağdır. Öksürük, soğuk algınlığı vakalarında dıştan vücuda sürülmekte ya da buharları solunulmaktaysa da, iyileştirici etkilerinden şüphe edilmektedir.
Okaliptüs Yağı
Okaliptüs yağı, diğer bitkisel yağlarda olduğu gibi okaliptüs ağacının yaprağının distile edilmesiyle ortaya çıkar ve ciddi bir şifa kaynağıdır.
Faydaları
Harika bir antiseptik olan okaliptüs yağı, deriye sürmek suretiyle kullanıldığında birçok cilt sorununun önüne geçer. Her türlü solunum yolları rahatsızlığında etkili bir çözüm yoludur. Astım, bronşit, alt ve üst solunum yolları enfeksiyonu hastalıklarıyla mücadelede isterseniz ana mücadele ilacı olarak; isterseniz de tıbbi ilaçlara destek olarak kullanmanız mümkündür. Solunum yolları sorununa paralel olarak öksürüğe de iyi gelir.
Sindirim sistemi sorunlarının çözümüne yardımcı olur. Dolayısıyla kabızlık sorununu da giderir. Romatizmal hastalıklarla mücadelede etkilidir. Diş eti rahatsızlıkları başta olmak üzere ağız içi sorunlarını çözer. Anti bakteriyel özelliği sayesinde vücuda giren veya girmeye çalışan mikropları öldürür. Kas gevşetici özelliği sayesinde de çeşitli ağrı ve sızıların önüne geçer. Okaliptüs yağının halk arasında bilinen en önemli faydası, sinüzit ağrılarına iyi gelmesi ve sinüsleri açmasıdır.Sinüzit Tedavisinde Okaliptüs Yağının Kullanım Şekli
Peki, en fazla kullanıldığı alan olan sinüzit tedavisinde okaliptüs yağı nasıl kullanılır? 1 litre kadar kaynamış suyun içerisine 5 ila 6 damla kadar okaliptüs yağı damlatılır. Kap uygun bir yere konulup üzerine eğilinir. Başın üzerine bir örtü örtülerek buharın dışarıya çıkması önlenir ve buhar içe çekilir. Böylece güçlü okaliptüs yağı burundan girerek sinüsleri açar. Bu yöntem, bir gün arayla birkaç seans uygulandığında kalıcı çözümler sunacaktır.
-
NÜFUS
NÜFUS. Dünya nüfusu, geçmiş yıllarda görülmeyen bir hızla artmakta ve her geçen yıl bu artış hızı biraz daha fazlalaşmaktadır. Bu durumun birkaç önemli sonucu vardır:
1. Bilimin ilerlemesiyle sağlanabilecek olan daha iyi sağlık, beslenme koşulları ve daha yüksek yaşam standartı, bu artış yüzünden sağlanamamaktadır.
2. Nüfus artışı, savaşların başlıca neden-lerindendir. Örneğin, Çin-Japon savaşının asıl nedeni, çok kalabalıklaşmış olan Japon adalarında oturamayanların bir çeşit tepkisiydi).
3. Julian Huxley’in sözleriyle, “İnsan, nesnesel gereksinmelerinden öteye, güzelliğe, dinlenmeye, eğlenmeye gereksinim duyar. Aşırı fazlalıkta bir nüfus, bunların tümünü silip süpürmektedir Çok hızlı nüfus artışı sonucu oluşan büyük kentlerde, ilkel yaşam amaçları dahi gözetilememektedir. Dünyanın daha az kalabalık bölgeleri de gittikçe artmaktadır. Ormanlar kesilmekte, dağlar, hidro^ elektrik projelerinden doğan nedenlerle yıkılmakta, geniş doğa güzelliklerinin görülebileceği yerlere turist kampları kurulmakta, tarlalar, geniş araziler, yol, uçak alanı yapımı için yontulmaktadır”. Bir buçuk yüzyıl önce, Thomas Mal-thus adlı bir din adamı, nüfus artışının daima var olan yiyecek kaynaklarının üstünde olduğuna işaret etmiş ve bu gidişle, gelecekte yaygın fakirlik ve açlığın belirmesinin kaçınılmazlığını anlatmaya çalışmıştı. Daha bilimsel bir deyimle, nüfus, geometrik bir ilerlemeyle artarken, besin kaynaklarının artışı, aritmetik bir programlamaya dayanmaktadır. Ondoku-zuncu yüzyıl sonuyla, yirminci yüzyılın başında, bu özelliğin yan doğru olduğu gösterilmişti; çünkü o devirde, yiyecek üretimi, aritmetik programlamadan fazla bir hızla artmaktaydı. Günümüzdeyse, bu artış hızının bir sının olduğu ve Mal-thus’un aslında gerçeği söylediği anlaşılmıştır. Dünya yüzündeki nüfus, başlangıçta çok yavaş artmış, günümüzdeyse bu fazlalaşma, “patlayıcı” sıfatıyla anlatılmaya başlanmıştır. Her büyük nüfus artışı, bellibaşlı yeni bir buluşu izlemiştir. Avcılıktan tarımsal ekonomiye geçmeden önce, M.Ö. 6000 yıllarında, dünya nüfusu 22 milyon kadardı. Her teknolojik devrimi —ilk kentlerin kurulması, insanın su ve rüzgârdan işgücü yönünden yararlanabilmesi, büyük Endüstri Devrimi ve günümüzdeki tıp tekniklerinin ilerlemesi— yeni bir nüfus patlaması izlemiştir. Shakespeare çağında 500 milyon olan dünya nüfusu, ondokuzuncu yüzyıl ortasında 1 milyar, 1920 yılların-daysa 2 milyarı bulmuştur. Diğer bir deyimle, 1650-1920 arası, dünya nüfusu iki kere iki misline çıkmıştır. İlk iki misli artış iki yüzyıl sürmüş, ikincisiyse bir yüzyıldan kısa bir sürede gerçekleşmiştir. İlkel toplumlarda ortalama yaşam süresi 30 yıl kadardır ve 1880 yıllarında, A.B.D.’nin oldukça uygar olan Mas-sachusetts eyaletinde, ortalama yaşam uzunluğu 40 yıldı. Günümüzde, teknikte ilerlemiş tüm toplumlarda, bu süre 70 yıldır. II. Dünya Savaşı’ndan bu yana geçen kısa süre içinde, Seylan’da modern tıp ve sosyal yardımın yerleşmesi, özellikle sıtmanın ilaçla tedavisi ve D.D. T.’nin kullanılması sonucu, ölüm oranı yarıya inmiştir. Buna karşılık, doğum oranı değişmemiş olduğundan, nüfusun her 25 yılda bir, iki mislinden fazla artacağı hesaplanmaktadır. Ölüm oranlarının azaldığı, Hindistan, Malaya, Tayland gibi ülkelerde de aynı durum söz konusudur.
En kalabalık ailelere, dünyanın en fakir ve ilkel bölgelerinde rastlanmaktadır. Avrupalı bir ailenin ortalama çocuk sayısı 2-3 iken, bu sayı Asya’da 6-8 olmaktadır. Teknikte ilerlemiş ülkelerde görülen çocuk sayısındaki azalmanın nedenleri, endüstrileşme ve okur yazar kitlesinin artışıdır. Tarım ülkelerinde, fazla çocuk sayısının cahillikle ilişkisi olmakla beraber, bu çocukların ekonomik yaşamda önemli faktör sayılmalarının, çok ufak yaşlardan itibaren toprakta çalıştırıldıklarının da bir gerçek olduğu muhakkaktır. Buna karşılık, endüstri ülkelerinde, çocuklar 15 yaşına gelmeden işe yaramamakta, tersine ailede ekonomik zorluk kaynağı olmakta ve bundan ötürü aileler de ufalmaktadır. Endüstrileşmenin, buna rağmen, yakın gelecekte nüfus artışını önemli bir şekilde etkilemesi beklenemez. Bugünkü artış hızına göre, iki yüzyıldan kısa bir zaman sonra, Seylan’ın nüfusunda günümüzdekinden 64 misli fazla bir artış olacaktır.
Bugünkü nüfus artışının temel nedeni, doğum kontrolü uygulamaksızın, ölümlerin kontrol altına alınmış olmasıdır. Bundan ötürü, doğum kontrolü uygulanmasının gerekli olduğu ileri sürülmektedir. -
NÖROM
NÖROM (veya NÖRİNOM). Bir sinir tümörüdür. Sinirlerin boyunca ve sinir köklerinde beliren tümör hücrelerinin gerçek kaynaklarına ilişkin fikir ayrılıkları vardır. Bu çeşit tümörler, sinir liflerinden değil de, sinirleri çevreleyen bağdokusundan oluştukları halde, sinir dokusuyla ilgili adlar almaktadır: Nörom, nörinom, nörofib-rom, nörilemmom, Schvrannom gibi. Bazı nörom’lar tek olarak belirir, bazen de vücudun tümünde nörom’lar bulunur ve deride, bunlara eşlik eden kahverengi geniş lekelere rastlanır. Bu son durum, von Recklinghausen hastalığı adını alır. Genellikle bu çeşit tümörler belirtisiz oluşur, fakat kafatası içinde, işitme siniri üstünde büyüdükleri zaman hem sağırlığa yol açarlar, hem de beyin sapma yaptıkları basınç etkisiyle hastada ağır hastalık belirtilerine neden olurlar.
-
NÖRALJİ
NÖRALJİ. Bir sinir boyunca duyulan ağrıdır. Genellikle hiçbir şekilsel anomali görülmez; fakat bazen bir sinir ya da gangliyon’da hafif iltihap belirtileri veya önceden ortaya çıkmış bir zona nöbeti vardır. Nebralji deyimi, anlama tam olarak uygun değildir. Ancak, “trigemi-nus nevraljisi” deyiminde doğru kullanılmaktadır. Bu hastalığın iyi tanımlanabilen bir seyri vardır. Bu durumun nedeni bilinmez. Genellikle 50 yaşlarından sonra ortaya çıkar.
Trigeminus nevraljisinin belirtileri: Yüzün duyu siniri olan trigeminus sinirinin bir dalı boyunca, yüzün bir yanında şiddetli ağrı nöbetleri, belirir. Bu sinirin birinci dalı göze, alına ve başın ön bölümüne gelir. İkinci dal, yanak, üst çene, üçüncü dal ise, yüzün alt bölümü ve alt çeneyi sinirlendirir. Ağrı, bir dakikadan kısa süren spazmlar halinde gelir ve bu spazm sırasında, hasta, yüzünü buruşturur, genellikle çığlık atar ve ağrılı yüz bölümünü eliyle örtmeye yönelen bir hareket yapmakla beraber, ağrının şiddeti, yüzünü ellemesine engel olur. Ağrıyı uyaran etkenler çeşitlidir: Soğuk hava akımı, sümkürmek, yemek yemek, yüzü yıkamak gibi. Bazen, yüzün etkilenen yarısının renk bozukluğu ve tıraşsız olmasından, hastalık kolayca tanınır. Hastalık ilerledikçe, ağrı, trigeminus sinirinin bir dalından diğerine yayılır. Başlangıçta, ağrı, belirsiz aralıklarla belirir ve aylar süren iyilik dönemleri vardır. Hastalığın ilerlemesiyle, ağrılar arasındaki devreler azalır. Bir ağrı nöbeti sırasında yüzde beliren ıstırap ifadesi nedeniyle hastalığa, “tic douloureux” (ağrılı tik” adı da verilmiştir. Tedavi: Phenytoin sodium (fenitoin sodium: Epanutin) ya da carbamazepine (Karbamazepin: Tegretol) oldukça yararlı ilaçlardır, fakat özellikle yaşlıların carbamazepine dozunu iyi ayarlamalarına dikkat edilmesi gerekir, çünkü aşırı miktarlarda, bulantı, kusma ve deri döküntüsü belirebilir. İlaç tedavisine cevap vermeyen vakalarda, ameliyatla sinirin kafatası içindeki kökü kesilebilir (hastaların çoğu bu ameliyata rahat dayanabilmektedir) veya sinire alkol zerk edilir. Bu son işlem oldukça etkilidir, fakat uzun vadede, ameliyat kadar başarılı olduğu iddia edilemez. -
Nikotin
NİKOTİN. Sinir uyarılarının iletimini etkileyen bir alkaloiddir.
Nikotin, dünyadaki en yaygın suistimal edilen 3 maddeden biridir. En fazla tütün yapraklarından çıkarılan, renksiz, açıkta kaldığında havadan oksijen alarak koyu bir renk alan,bitki hastalıklarıyla mücâdelede bitkileri saran dış asalakları öldürmek için de kullanılan, 247 C’de kaynayan ve 1.033 yoğunluğunda çok zehirli bir alkaloit (C10H14N2). Organik kimyâda üç – (1 metil – 2-pirolidil)- piridin adıyla bilinen, piridin tipindeki alkoloitlerin en önemli üyesi. Nikotin ham nikotin ya da nikotin sülfat hâlinde, tütünden buhar destilasyonuyla ya da trikloretilen gibi bir çözücüyle ekstrakte edilerek elde edilir. Etil nikotinat ve bir – metil-pirrolidon kullanarak sentetik DL – nikotin elde edilir.
Amerika’nın keşfinin akabinden Avrupa’ya ve bütün dünyaya yayılmıştır. Başta bahçelerde estetik amaçli olarak ve tıbbi amaçlarla kullanılırken 1800’lerden sonra büyük halk kesimleri tarafından kullanılmaya başlanmıştır.
Nikotinia ailesi bitkilerinin yapraklarından elde edilir. Sigara şeklinde tüttürülerek ya da ince kıyılmış tütünü emerek nikotin kullanılır. Normal bir sigara yirmi mg. nikotin bulundurmasına rağmen yanarak içildiğinden 1-1.5 mg. nikotin alınır.
Tütün ve ürünleri dünya sağlığınının 1 numaralı tehlikesidir. Her yıl yalnızca ABD’de üç yüz elli bin kişi ölmekte, yirmi iki milyar dolarlık sağlık harcamasına, kırk üç milyar dolarlık işgücü kaybına neden olmaktadır. Sigaradan ölenler aşağıdaki sebeplerden ölenlerin toplamından çoktur: AIDS, kokain, eroin, alkol, yangın, trafik kazası, cinayet ve intihar.
Nikotin’in MSS (merkezi sinir sistemi) ve çevresel sinir sisteminde eşit derecede uyarıcı ve depresan etkileri bulunmaktadır. Nikotin alındıktan sonra , öfori, uyanıklık, hafıza ve dikkatin artması ve sıkıntıdan kurtulma gibi etkiler oluşur. Ama aynı zamanda nikotinin kendisi de gerginlik yaratmaktadır. Nikotinin etkilerine karşı tölerans gelişir ve ilk sigara kullanırken oluşan etkiler oluşmaz. En kuvvetli psikolojik bağımlılık yapan maddelerdendir ve bırakanların yüzde doksanı ilk altı ayda sigara kullanmaya başlarlar. Sigaranın iştah kesici etkisi vardır ve sigara kullananlar normal kilolaların 2-3 kilo altına düserler.
Sigaraya bağlı yan etkiler:
Genelde üst solunum yollarında kanserojen etki, damarları büzme etkisinden dolayı ise kalp dolaşım sisteminde problemler oluşturuyor. Yüksek tansiyon, kalp krizi riskinin 20 kat artması, kalp durması, koroner arter hastalığı, hamilelikte kullanımda erken doğum, düşük doğum ağırlığı, düşük oluşturduğu bilinmektedir. Ayrıca ağız, damak, gırtlak kanserlerinin %90’ından fazlası sigaraya bağlı olup, akciğer kanseri olanlarda birinci sıra sigara kullananlarındır.
-
NIEHAN HÜCRE TEDAVİSİ
NIEHAN HÜCRE TEDAVİSİ. İsviçreli bir hekim ve biyoloji uzmanı Dr. Nie-han’m ortaya attığı bu tedavi yöntemindeki temel inanç, vücudun yeterli çalışmayan bir organının, genç ya da terci-han henüz doğmamış bir hayvanın aynı organından alman taze hücrelerin zerkiyle, yenilebileceğidir. İddiaya göre, yeni, sağlam hücreler, ergeç vücudun hastalıklı bölümüne erişmektedir. Bu yöntemin uygulanmasında, mezbahada öldürülen gebe hayvanın henüz doğmamış yavrusundan gerekli bölümler alınmakta ve mümkün olan hızla hastanın bulunduğu yere getirilmekte, bir elekten geçirilerek normal bir tuz eriyiğinde süspansiyonları hazırlanmakta ve bu halde hastaya zerk edilmektedir.
Birçok ünlü kişinin bu yöntemden yararlandığı iddialarına rağmen, genellikle tıp çevrelerince kabul edilmeyen ve tehlikeli olabileceği dahi söylenen bir yöntemdir. -

Nezle
NEZLE (Koriza; akut rinit, akut koriza). Üst solunum yollarının bir enfeksiyonudur. Nezle, virüslerin sebep olduğu bir hastalıktır. Burunda, sinüste görülür, bazen boğaza ve broşlara kadar yayılır. Nezleye çeşitli virüsler sebep olabilir. Nezle olan her insan, öksürüp aksırdığı zaman bulaşıcı damlacıklar sıçratır. Bu damlacıklar başka insanların nezleye yakalanmasına sebep olur. Bu virüsü alan bir insanın burnu 18-48 saat sonra iyice etkilenir, sinüsleri şişer ve burnundan aktığını gördüğümüz sümüksü maddeyi üretir.
Burnunun arka tarafında ve ağız dibinde bademcikler bu virüslere bulaşır. Bu organlar alyuvar ve antikor üreterek nezle virüsü ile mücadele ederler. Bu mücadele yetersiz olursa nezle boğaza hatta broşlara iner. Çok medeni insanlar olan Japonlar, nezle oldukları zaman burnun virüsünü başkalarına bulaştırmamak için burunlarına ve ağızlarına maske takar, iş yerinde ve sokakta öyle dolaşırlar.
Saman nezlesi veya bahar nezlesi, çiçek tozlarına karşı alerjiden ileri gelir. Mayıs ayında veya sonbahar başında ortaya çıkar, ateş yapmaz. Çiçek tozlarının bol olduğu sürece devam eder. Hastanın burnunda karıncalanma olur, aksırık başlar, burun su gibi akar.Nezle bütün evcil hayvanlarda görülür. Kedide müzmin nezlenin sebebi çok defa veremdir. Kümes hayvanlarında görülen nezle çok bulaşıcı, sığırlarda görülen kangrenli nezle az bulaşıcıdır.
Nedeni: Etken virüsler, influenza, para influenza, adenovirüsler, rinovirüsler ve diğer birçok virüstür.
Belirtileri: Hafif bir vakada, hapşırma, başta sulu olup, sonra koyulaşan burun akıntısı, belki de hafif bir öksürüktür. Daha ağırlarında, hafif ateş, titreme, üşüme, kötü bir baş ağrısı da görülür. Burun akar ve boğaz ağrır. Hafif bir konjunktivit de olduğundan, gözler sulanıp kızarır. Dudaklarda çıbanlar ya da uçuk belirebilir. Şiddetli olmayan vakalar, üç günle bir hafta arasında iyileşir, fakat genellikle, burun sinüslerini, orta kulağı, bronşlar ya da akciğerleri etkileyen ikincil enfeksiyonlar da belirir. Bu tür enfeksiyonların etken organizmaları, stafilokok, streptokok, H. influenza ve pnömokoklar olup, trakeit, bronşit, akut sinüzit, kulak ağrısıyla birlikte orta kulak iltihabı ve çok seyrek olarak da bronkopnömoniye yol açarlar.
Tedavi: Nezlenin özel tedavisi yoktur. Aspirin ve benzeri ilaçlar, ateşi düşürüp, baş ağrısını hafifletir. Suda eritilmiş iki aspirinden elde edilen eriyikle hem gargara yapılabilir, hem de saatte bir bu eriyikten 3-4 yudum içilebilir. Limon suyu ile birlikte ya da sade alınan bir miktar viskinin rahatlatıcı etkisinin varlığı bir gerçektir. Mentollü (naneli) veya okaliptüslü buharların solunması da yararlıdır. Efedrinli burun damlaları, burnu açmaya yarar. Sorunlara yol açmayan nezlelerde, antibiyotikler işe yaramaz, fakat ikincil bakteri enfeksiyonu belirtilerinin varlığında, alınmaları gereklidir. Kronik bronşit vakalarında, enfeksiyonun yayılmasını antibiyotikler önleyebilir (Örneğin, ampisilin, tetrasiklin).
Nezleli kişi, enfeksiyonu bulaştırmamak için, iki gün odasından dışarı çıkmamalıdır. Buna rağmen, insanların çoğu, “nezleyle mücadele“de inat edip, işlerine devam etmekte ve böylelikle nezleyi yaymaktadır. Ağızdan alınan bakteri aşilarının etkili oldukları şüphelidir, fakat bazı influenza virüslerine ve adenovirüslere karşı aşılanmak, yararlı olabilir. Ama, genellikle, bağışıklık çok kısa süreli ve nezle etkeni olabilen virüsler de çok çeşitli olduklarından, aşıdan yararlanabilmek şansa bağlıdır.
-
NEVROZ
NEVROZ. Akıl hastalıkları, iki büyük grupta incelenebilir: a) Akıl hastalığı belirtileri veren organik hastalıklar, b) Sosyal uyum ve özellikle kişilerarası ilişkilerin bozukluğundan ötürü ortaya çıkan belirtiler.
Nevrozlar, (b) grubuna dahildir, (a) grubunun ilaçla tedavisi gerekir; (b) grubunda ise, gerçek iyileşmeyi, uzun süreli psikanaliz tedavisi ve bazen de buna yardımcı olabilecek, kısa etkili ilaçlar sağlayabilir.
Nevrozlar, kişide var olan elverişli kalıtsal faktörlere, kişinin erken yaşam dönemlerinde yanlış olarak öğrendiği, topluma uyum bozukluğunun eklenmesiyle ortaya çıkar. Belirli bir ailede birden fazla nevroz vakasının bulunması, kalıtsal olmaktan fazla, o yöndeki bilinçaltı aile eğitiminden ötürüdür. Örneğin, ob-sesyon nevrozlarına belirli ailelerde daha sık rastlanmasının nedeni, bu alışkanlığın çok kolay edinilebilmesidir. Nevroza yol açabileceği varsayılan bazı faktörler şöyle özetlenebilir:
1. Freud’un kuramına göre (bkz. Psikanaliz), asıl neden, ilkel dürtülerin, daha gelişmiş, toplumca verilmiş dürtüler-ce kontrol edilememesidir. Örneğin, yaşlıca, evlenmemiş bir kadının hissettiği, yatağının altında adamların saklanmış olduğu t korkusu, kadının bu yöndeki isteklerinin gereken şekilde bastırılamama-sından doğmaktadır.
2. Alfred Adler ve Freud kuramlarına göre, nevrozların temelinde, kişinin gücünü kanıtlamak isteğiyle, bunu gerçek-leştirememek endişesi yatmaktadır. Bu açıklamaya göre, nevrotik bir insan, aşağılık kompleksinin doğurduğu endişeyle, bu duygusunu gizlemeye çalışan, ya da bu durumun ortaya çıkardığı güçlüklerden “hastalık taklidiyle” sıyrılmaya yeltenen kişidir.
3. Daha yeni inanışlara göre, nevrozlarda, kişilerarası ilişkilerin bozukluğu önemli bir rol oynamaktadır. Basit olarak nevroz; kişilerarası ilişkilere karşı, yanlış bir tutumdur.
Nevrozlar, şu sınıflara ayrılabilir:
1. Endişe halleri: Burada, belirli bir neden olmaksızın, genel bir endişe hali görülür. Bundan ötürü de, korkuya ilişkin organik belirtiler (çarpıntı, soluk kesikliği, terleme gibi) ortaya çıkar. Kişi, de-lireceğinden korkar, elleri ve vücudunda titremeler, fobi denen mantıksız korkular (kapalı yerlerde klaustrofobi, açık yerlerde agorafobi, hayvanlardan, yüksek yerlerden, yollarda karşıdan karşıya geçmekten korku, vb. gibi) belirir.
2. Konversiyon isterisi: Başlıca belirti, organik temeli olmaksızın, hastada organik bozuklukların (körlük, sağırlık, yazı yazamamak vb.) bulunmasıdır. Günümüzde, kişilerin bu yönden daha fazla aydınlatılmış olmasından ötürü, bu çeşit nevroza, geçmiş yıllarda olduğundan daha az rastlanır.
3. Obsesyon durumları: Hastada, genellikle mantıksız birtakım hareketler yapmak ya da bir düşünce sistemine uymak zorunluğu belirir. Örneğin, yolda yürürken, hasta, elektrik direklerini ellemek zorunluğunu duyar, sihirli özelliği olduğuna inandığından, belirli bir sayıya kadar saymak zorunluluğundadır. Buradaki asıl inanç, “şunu yaparsam …… olabilirdir. Beklenen ikinci olay, iyi ya da kötüdür.
4. Kişilik bozuklukları: Burada, hastanın, kendini ve çevresini tedirgin edecek şekilde, kişilerarası ilişki bozukluğu vardır. “Kötü talihinden ötürü” daima yanlış bir evlilik yapan kadın, gerçekte bu tür bir nevrotiktir.
5. Psikosomatik hastalıklar: Burada, kişideki gerginlik hali, sonunda ciddi ve bazen de öldürücü organik hastalıklara (örneğin, duodenum ülseri) yol açar. Tedavi: Nevroz ve psikonevrozlarda seçilecek tedavi, psikoterapidir. Hasta, böylelikle, kendini ve sorunlarım, yeni bir görüşle, baştan inceleyebilecektir. Ayrıca, kişilerarası ilişki yönünden de, hastanın sorunlarını ele alması gerekir. Gerçekten, herkes, çeşitli derecelerde, nevrotiktir ve tıpta, yalnız daha pratik olduğundan, ancak çevresini tedirgin edene nevrotik sıfatı verilir. Bundan ötürü, genellikle toplumca kabul edildiğinden, dikkati çekmeyen ciddi bir nevrotik, yanlış olarak, bu şekilde tanımlanmayabilir. Örneğin, devamlı temizlikle ilgilenen bir ev kadınının davranışı nevrotik olmakla beraber, çevresini rahatsız etmediğinden, “nevrotik” diye adlandırılmaz. Bu vakalara iyi gelebilecek, “sinirleri kuvvetlendiren” ilaçlar yoktur. Ayrıca, bu tür kişilerin, tatil yapması, dinlenmesi de durumu kesin olarak düzeltici değildir, çünkü rahatsız eden iş ve çevreden uzaklaştığı zaman kendini iyi hisseden nevrotik bir kişinin belirtileri, eski çevresine döndüğünde, yeniden ortaya çıkacaktır. Yatıştırıcı ve sakinleştirici ilaçlar, belirtileri bir dereceye kadar etkiler, fakat asıl durumu düzeltemez. -
NEVRİT
NEVRİT. Bir sinirin iltihabıdır. Bazen, nörit ve genellikle polinevrit diye adlandırılan durumun gerçek adının polinev-ropati olması gerekir, çünkü burada iltihap söz konusu değildir; kuvvetsizlik, reflekslerin kaybı ve duyuların değişmesine neden olabilecek şekilde sinirlerin durumunda bir değişiklik başgöstermiştir.
Nedeni: Çeşitli nedenler sayılabilir: Difteri, şekerli diyabet, böcek zehirle-riyle, cıva, kurşun, arsenik, alkol ve izo-niazid’le (bir verem ilacı) zehirlenme, vitamin eksikliği (özellikle, B kompleks vitaminleri) bu nedenlerdendir. Akciğer kanseri de polievropati’ye neden olabilir.
Belirtileri: El, bacak ve ayaklarda uyuşma ve karıncalanma, baldırda kramplar, bunları izleyen kuvvetsizlik, özellikle yürürken hareketlerin kabalaşması, bacak ve el kaslarının erimesi görülür. Difteri’de, kol ve bacaktaki anormallikleri hissetmeden önce, hasta, çift görmeden ve yutma güçlüğünden şikâyet eder.
Tedavi: Neden olan durumun tedavisiyle birlikte, özellikle B kompleks vitaminlerinden zengin bir beslenme gereklidir. Çok önemli olan bir özellik de, hasta kasların gerginliğinin önlenmesi ve eklemlerin, pasif olarak hareket ettirilip, sertleşmesine engel olunmasının gerekli olduğudur. -
Nefrit
NEFRİT, Böbrek İltihabı anlamına gelir.
Böbreğin en önemli görevlerinden biri de idrar üretmektir. Her iki böbrekte idrar üretimini sağlayan yaklaşık iki milyon küçük ünite mevcuttur.. Bir nefron temel olarak iki bölümden meydana gelir..
1. Böbreğe gelen kanın süzüldüğü filtre (glomerül)
2. Süzülen kanın idrara dönüştüğü uzun, yer yer kıvrımlı borular
(tübül)Böbreğin iltihabi hastalıkları nefrit olarak adlandırılır. Nefrit sebepleri 2’ye ayrılır:
1. Mikrobik olmayan nefritler: Böbreğin mikrobik olmayan iltihabi hastalıkları ikiye ayrılır.
– Glomerülonefrit
– Tübüler nefrit2. Mikrobik nefritler : Piyelonefritin diğer bir adı da üst idrar yolu enfeksiyonudur.
Glomerülonefrit: Nefronda ağırlıklı olarak glomerülde iltihap olur. Türkiye’de kronik böbrek yetmezliğinin 1. sebebi glomerülonefrittir. Septom ve bulgular glomerülonefritin türüne göre değişir. Hastanın muayene edilmesi, kanda üre ve kreatinin bakılması ve idrar incelemesiyle glomerülonefrit teşhisini koymak çoğunlukla gayet kolaydır.
Muayenede glomülonefrit bulguları Glomerül el, ayak ve göz kapaklarında şişme, idrar renginde koyulaşma ( idrar çay rengini alabilir ) ve yüksek tansiyondur. İdrar incelemesinde kanama ( hematüri ) ve protein kaybı (proteinüri) glomerülonefrit lehine bulgulardır. Glomerülonefrit tanısında asıl zorluk glomerülonefrite yol açan hastalığın saptanmasıdır. Glomerülonefrite yol açan neden genellikle saptanamaz. Glomerülonefritin tipini anlamak için böbrek biyopsisi yapılmalıdır, yani böbrekten mikroskopik inceleme için parça alınmalıdır. Birçok hastanın böbrek biyopsisi denince aklına kanser gelmektedir ancak böbrek biyopsisinin amacı kanser aramak değil glomerülonefritin tipini anlamaktır.
Glomerülonefritler ne tür sorunlara yol açar?
Pratikte glomerülonefritler beş biçimde karşımıza çıkar. Hastanın hiçbir rahatsızlığı olmayabileceği gibi ileri böbrek yetmezliği de olabilir.
1. İdrar incelemesinde anormallikler: Hastada hiçbir belirti ve bulgu yoktur. Başka bir sebeple hekime giden hastaya yapılan idrar incelemesinde kanama ya da protein kaybı saptanır.
2. Nefrotik sendrom: İdrarla günde 3 – 3.5 gramdan fazla protein kaybı söz konusudur. Hastanın el, ayak, yüz ve diğer bölgelerinde üzerine basınca iz bırakan şişlikler vardır. Ayrıca kanda albümin seviyesi düşer, kolesterol düzeyi artar.
3. Ani başlayan glomerülonefrit: Bu hastalarda ön plandaki sorunlar idrarda kanama, yüksek tansiyon ve vücutta sıvı birikmesidir. Çocuklarda streptokok infeksiyonlarını takiben gelişen nefritlerin çoğu bu gruba girer.
4. Kronik (müzmin, uzun süreli) glomerülonefrit: Bu hastalarda idrarla kanama, protein kaybı, yüksek tansiyon ve şişlik vardır, hastalık uzun sürelidir.5. Hızlı ilerleyen nefrit: Kısa sürede böbrek yetmezliği gelişir ve hasta diyaliz tedavisine ihtiyaç duyar.
Nefritin Tedavisi
Her kişide tedavi farklıdır. Böbrek biyopsisinin neticesi ve hastada var olan problemlere göre tedavi yapılır. Yalnızca çocuklarda, şayet nefrotik sendrom mevcutsa önce tedavi verilip, ardından icap ederse böbrek biyopsisi yapılabilir. Glomerülonefrit tedavisi kesinlikle uzman doktor, tercihen nefroloji uzmanı kontrolünde yapılmalıdır. Tedavide başarısızlık kalıcı böbrek yetmezliğine sebep olabilir ve hasta sürekli diyaliz tedavisine ihtiyaç duyabilir.