KWASHIORKOR. Habis beslenme bozukluğudur. Dünyanın her bölgesinde, çok fakir ailelerin çocuklarında görülebilir.
Nedeni: Besinlerde aşırı protein azlığıdır. Genellikle memeden ayrılan çocukta görülür.
Belirtileri: İshal, ödem veya sonradan genelleşen bacak şişkinlikleri, yer yer deri soyulmaları, apati (çevreyle ilgisizlik), iştah kaybı, gelişme ve büyümenin durmasıdır. Karaciğer büyümüştür.
Tedavi: İlkyardım tedavisi, protein verilmesidir ve vakaların çoğu yağı alınmış sütle hemen düzelme işaretleri gösterir. Bu gıdaya, muz, un ve tereyağı, vitaminler eklenmelidir. (A ve C vitamini demir’le verilmelidir). Potasyum klorür halinde, suda eritilip yiyeceklere katılan potasyum, özellikle ishali fazla olan çocuğa verilmelidir. (Her öğüne aşağı yukarı 0,5-1 mg. potasyum eklenir). Var olan bir enfeksiyon veya asalak; özellikle solucan enfeksiyonu da tedaviyi gerektirir. Ama, asıl durum düzeltildikten sonra, bunların tedavi edilmesi uygundur. Aile bireylerine de, çocuk için gerekli olan besin maddeleri bakımından bilgi verilmelidir.
Yazar: 13eta
-
KWASHIORKOR
-
KUŞPALAZI
(Difteri). Genellikle üst solunum yollarını tutan ağır bir enfeksiyondur.
Nedeni: Corynebacterium diphteriae’ dir. Bu bakteri, burun ve boğazda çoğalıp, çevre dokularını etkileyen ve kanla vücudun diğer bölgelerine taşman çok güçlü ve tehlikeli bir toksin (zehir) üretir. Belirtileri: Boğazda, bakterilerce salgılanan toksin, üst solunum yollan mukoza zarını yıkar ve böylece bir gri zar (membran) soyulur ve bunun altındaki dokular da şişer. Bu şişme ve yerinden ayrılan zar, enfeksiyon merkezinin gırtlak olduğu vakalarda (gırtlak difterisi), gırtlağı tıkayıp, özellikle ufak çocuklarda solunuma engel olur. Diğer vakalarda, enfeksiyon merkezi bademciklerdir ve bu soyulan zar bademciklerin üzerinde görülebilir ve boğazı tıkamaz. Bu tip bademcik difterisi (tonsiller difteri) vakalarında, çocuk solgun ve hasta görünümlüdür, huzursuzdur ve boyun bölgesinden şikâyetçidir. Enfeksiyon, bademciklerden yutağa yayılırsa, bu tipe tonsillo-faringeal difteri adı verilir: Ağız boşluğu arkasındaki dokular şişer, koyu renkli kanlı bir zar oluşabilir, boyun lenf bezleri çok fazla büyür ve hastalık ağırlaşır. Diğer difteri tiplerine, burunda (burun ağrır, akıntısı kanlanır) ye deride rastlanır. Deri difterisinin teşhisi çok zordur. Her tip difteride, toksin bütün vücuda yayılır ve bakteriler lokal olarak çoğaldıkları halde, bu toksin, kalp ve sinir sistemini zehirler. Nabız zayıflar, göğüste ağrı olabilir, kalp atımı hızlanır ve düzensizleşir. Kalpteki bu zehirlenme, kusma ile birlikte görülür ve difteride önemli bir tehlike işaretidir. Kalp, yavaş yavaş veya ani olarak yıkılır. Sinir sisteminde, hastalığın sonuna doğru, nev-rit görülebilir; bunun tamamen iyileşmesi mümkündür. Toksin, bazı kafa çiftlerini (bkz.) yıkabilir. Bu durumda, damak felci (ses tonu değişir, yiyecek ve içecekler burundan çıkar), boğaz felci (yutmak güçleşir, yiyecekler solunum yollarına kaçabilir) veya gözdeki kirpiksi kas zayıflığı akomodasyon olanaksızlaştığından, okumak çok güçleşir görülebilir. Gözün dıştaki kasları etkilenirse, hasta, çift görür. Tedavi: Amaç, bakteri toksinini mümkün olan çabuklukla etkisiz kılmaktır. Bunun için, hafif vakalarda adale içi, ağırlarında ise 50.000 ünite veya daha yüksek dozlarda damar içi difteri anti-toksin serumu zerk edilir. Bakterileri etkilemek amacıyla penisilin kullanılır ve kalp komplikasyonu göz önünde tutularak, hasta ilk 8-10 gün yatakta dinlendirilir. İyileşme döneminin tamamlanması bazen birkaç hafta sürer.
Enfeksiyon kontrolü: Son yıllara kadar, difteri çok büyük bir tehlikeydi, fakat, yakın zamanlarda, etkili aşılanma ile bu hastalığa Avrupa kıtası ve A.B.D.’de pek rastlanmaz oldu (bkz. Bağışıklık). Difteri geçirmiş bir kişinin bu bakteriden tamamen kurtulmuş olması sağlanmalıdır, çünkü bu kişi, tamamen sağlıklı olduğu dönemde de burun ve daha seyrek olarak da boğazında Corynebacte-rium diphtheriae taşır. Bu tip kişiler, taşıyıcıdırlar ve taşıdıkları bakteriler etkili tıbbî tedavi ile yok edilmezse bu organizmaları yayarlar. Difterinin kuluçka dönemi 2-6 gündür; ayırma dönemi ise, kültürün negatif çıkmasından sonra geçecek 10 gündür.
-

Kusma
KUSMA. Organik ve psikolojik nedenleri vardır. Özellikle çocuklarda, birçok akut ateşli hastalık kusmayla başlar; ayrıca, hastalık ya da tahriş edici maddenin vücuda girmesi sonucu ortaya çıkan mide rahatsızlığı belirtilerinden biri de kusmadır. Barsak tıkanması, peritonit, gebelik, böbrek veya safra kesesi koliği gibi mideyle ilgisiz diğer karın hastalıkları ve tümör, abse, yaralanma, menenjit gibi beyin hastalıkları da kusma ve geğirmeye neden olur. Apomorfin gibi bazı ilaçlar, kusturucudur. Kusmanın en sık görülen nedenlerinden biri, vasıta tutmasıdır. Özellikle çocukta, kusmanın tehlikesi; su ve tuz kaybından ötürü ortaya çıkabilecek dehidrasyon (vücudun susuzluk hali) ve vücut elektrolitlerindeki dengesizliktir. Kusmuğun solunması ise, çok ciddi sonuçlar doğurur.
Kusma, çeşitli hastalık ve zehirlenmelerde go-rulen bir belirtidir
Ateşli hastalıklarda, nefrit denen böbrek hastalığında, uremıde, birçok mide hastalıklarında, menenjit ve beyin urlarında, böbrek ve mesane taşlarında, kadınlarda rahim hastalıkları ve gebelikte kusma meydana gelebilir Bazı ruhî hâllerde, örneğin iğrenmekle de kusma olabilir
Müzmin, devamlı kusmalarda hekime başvurmaktan başka çare yoktur Hazımsızlığa bağlı kusmalar çok defa mide bölgesinde rahatsızlık hissi, baş ağrısı, ishalle birlikte olur Hazımsızlığa bağlı kusmalarda başlangıçta, mideyi yıkayıcı bir önlem olarak bol miktarda su içilmesi faydalıdır Hastayı hemen yatırmalı ve mide bölgesi üzerine sıcak termofor veya sıcak su şişesi konmalıdır Kusma ve bulantı duruncaya kadar, en azından 12-24 saat bir şey yedirilmemeli Susuzluğu gidermek için 1 yemek kaşığı, kırılmış ve ufalanmış buz veya uygun görülüyorsa sıcak çay veya ıhlamur verilebilir Daha sonra et suyu, sut vb hafif yiyeceklere başlanır Kusma durdu diye kesinlikle birden ağır yemeklere geçılmemelıdır Kusmaya karşı, hekime danışmadan herhangi bir ilâç vermeyiniz Evinizde, eski hastalıklardan kalmış “kusmaya ıyı gelen bir ilâç bulunabilir Buyuk bir olasılıkla bozulmuş olan bu ilâcı hasta üzerinde denemeye kalkışmayınız -
KURTLANMAK
KURTLANMAK (Myiasis). Öküz ve atta rastlanabilen bu durum, insanda çok seyrek görülür. İnsanda konaklaması gereken bir kurt türü yoktur. Kurtlanmaya en elverişli durum, tropikal ülkelerde bulunur. Bununla birlikte, herhangi bir iklim koşulunda, açık yara ve akıntıları, sineklerin yumurtlaması için elverişli ortamlardır. Afrika’da, tumbu ya da man-go sinekleri, yumurtalarını toprağa bırakır. Bazen bunlar yanlışlıkla insanlara bulaşır ve yumurtadan çıkan larvalar, bu kişilerin derilerini delip girer, ağrılı şişkinlikler oluştururlar. Amerika’nın tropikal bölgelerindeki bir tür sinek de yumurtalarını sivrisineklerin üstüne bırakır; sivrisinekler bu yumurtaları insanlara taşır. At ve sığırlara dadanan sinekler de bazen insan derisi üzerine yumurtlayınca, çıkan larvalar deriye girer.
-
KURŞUN
KURŞUN. Kurşunun tıptaki önemi, gerek endüstride, gerek evlerdeki su boruları ve kurşunlu boyalardan ötürü ortaya çıkabilen kurşun zehirlenmelerine dayanmaktaydı. Günümüzde, kurşunlu boyalar eskisi kadar çok kullanılmamakta ve su boruları için yeni yapı maddeleri araştırılmaktadır. Buna rağmen, A.B.D. ‘de, fakir bölgelerde yaşayan çocuklarda kurşun zehirlenmesine oldukça sık rastlanmaktadır. Bu zehirlenme, dökülen kurşunlu boyaların ve eski evlerin soyulan duvar badanalarının yenmesi, ya da kullanılmış otomobil akümülatörlerinin, ısıtma amacıyla yakılmalarında çıkan dumanların solunmasıyla, ortaya çıkar. Bu çocuklar, kronik olarak hastalıklı görünümlü, karaciğer bozukluğu ve akut en-sefalopati belirtileri gösteren vakalardır. Tedavi sonucu, beyin dokusu her zaman normale dönememekte ve zehirlenmenin beyin belirtileri ömür boyu devam etmektedir. Bu gibi vakalar dışında, kurşun zehirlenmesine en çok kurşun endüstrisinde çalışan işçilerde, özellikle kurşun dumanı ve tozundan ortaya çıkmaktadır. Günde 2 mg. kadar kurşun, emi-lime uğramadan, vücuttan atılır, fakat bu miktarın üstünde, vücutça emilen kurşun, özellikle kemik yapısına girer. Burada, kırmızı kan hücrelerinin yapımı etkilenir ve bu hücreler dolaşımda çabuk yıkılır. Kurşun, ayrıca, hemoglobin yapımını ve sinir dokusunu bozar. Benzinde normal olarak tetra etil kurşun bulunduğundan, otomobil egzoz dumanlarının solunması sonucu da, hafif bir kurşun zehirlenmesi belirebilir.
Belirtileri: Ağır kansızlık ve bazı vakalarda, sinir dokusu yıkımı sonucu, felç, düşük bilek (el ve ayakta), optik nevrit ve körlük, delirium ve belirli bir tipte delüzyonlardır (bkz. Korsakoff Sen-dromu). Barsaklarda, şiddetli bir kolik krizi ve göbek çevresinde sancı belirir. Tedavi: Akut kolik için, karına yerel ısı uygulanır ve hastaya belladonna ve magnezyum trisilikatlı ilaçlar verilir, lavman yapılır. Kurşunun dokulardan ayrılması için, damar içine E.D.T.A. (kalsiyum disodyum edetat) zerk edilir. -
KULUÇKA (İnkubasyon) DEVRİ
Bir hastalık mikroplarının bulaşması ile, ilk belirtilerin ortaya çıkması arasında geçen zamandır. Belirli bir hastalık için, bu devre oldukça sabittir. Bu devrede bulunan kişi, hastalığı kapmıştır ve hastalığı yayma ve bulaştırma nedeni olabilir. Bir genelleme yapmak gerekirse, kuluçka devreleri, kısa, orta ve uzun diye sınıflandırılabilir ve en çok tanınan bulaşıcı hastalıkların kuluçka devirleri şöyledir:
Kısa (7 güne kadar): Difteri, kızıl, basilli dizanteri, grip, veba, kolera, menenjit (meningo-koksik, serebro-spinal hastalık, lekelihumma).Orta (1-2 hafta): Çiçek, kızamık, suçiçeği (3 haftaya kadar uzayabilir), tifo, boğmaca.
Uzun (2 haftadan fazla): Kızamıkçık (rubella; 3 hafta kadar), kabakulak (3 hafta kadar), virüs hepatiti (4 hafta kadar), serum hepatiti (aylar sürebilir).Karantina devri, en uzun kuluçka devrine 2 gün eklenmesiyle hesaplanır, fakat çocukluk hastalıklarında bunun uygulanması pratik değildir. İlk belirtilerin ortaya çıkmasından sonra, vakalar, mümkün olduğu kadar evde, başka kişilerle temas etmeden tutulur. Kızamıkçık ise, bu kuralın dışındadır ve kız çocuklarının, bu hastalığı ufak yaşlarda geçirip, ilerde gebelik devrelerinde tutulmama-ları için, kızamıkçığın küçük yaşlardaki kız çocukları arasında yayılmasına gayret edilir.
Difteri, tifo ve paratifo bulaştığı zamanlar kişiler, evde tutulmalı; salya, dışkı ve idrar kültürleri enfeksiyonun yokluğunu gösterene kadar evden salıveril-memelidir. Çocuk felcinin bulaştığı sanılanlar da evde korunmalıdır. Meningo-koksik menenjit bulaştığı sanılanlara, koruyucu olarak sulfamidin verilmelidir.
En çok bilinen bulaşıcı hastalıkların bulaşma devirleri şunlardır:
Çiçek: Kabuklar yok olana kadar, A.B.D. ‘de bu hastalık, ilk kızartıyı izleyen haftadan sonra, bulaşıcı Kızamıkçık: Döküntünün başlangıcını izleyen 1 hafta.Kızamık: Döküntünün belirmesini izleyen 1-2 hafta.
Boğmaca: İlk belirtilerin görülmesinden sonra geçen 3 hafta. Difteri: Ağız-burun kültürleri negatif olana kadar.
Kabakulak: Bezlerin şişlerinin inmesini izleyen haftanın sonuna kadar. -
Kulak Çınlaması
KULAK ÇINLAMASI (Tinnitus). Kulakta; gerçek olmayan, ince zil sesini andıran bir sesin duyulması. Halk arasında “biri seni andı ” denir ve geçiştirilir. Tıbbı olarak da gerçekten birinin anaması neticesinde mi ortaya çıkar, yoksa başka açıklamalrı da var mıdır? İşte uzman gözüyle kulak çınlaması:
Kafa gürültüsü ya da kulaklardaki çınlama sağlıklı pek çok insanda yaygın görülür. Tinitus, Latince ’çınlamak’ manasındaki tinnire kelimesinden gelmektedir. Tinitus bir hastalık değildir. Bir dizi sağlık probleminin sebep olabildiği bir belirtidir.
Tinitus, yaşla bağlantılı işitme kaybı ya da kulak yaralanmasının neticesinde olabilir veya dolaşım sisteminizdeki bir hastalığın göstergesi de olabilir. Çoğu kişi, tinitusu denetim altına alarak ya da altında yatan sebepleri tedavi ederek belirtilerinin zaman içerisinde iyileştirilebileceğini bulmuştur. Tinitusun yarattığı ses rahatsız edici olsa da, hastalığın, ciddi bir problemin uyarısı olmasına nadir rastlanır.
Bulgu ve Belirtiler
Tinitus, hiçbir dış ses olmadığı zaman kulağınızda sesler duymaya dair sinir bozucu bir hissi beraberinde getirir.
Belirtileri ve bulguları şunlardır:
– Kulağınızda, çınlama, vızıltı, ıslık ya da tıslama sesi
– İşitme kaybı Gürültü, ton açısından, alçak sesle kükremeden, yüksek sesle çığlık atmaya kadar farklılık gösterebilir. Bazı durumlarda, ses o kadar yüksek olabilir ki, düzgün biçimde konsantre olma veya duyma yetinizi etkileyebilir. Kulak kirinin birikmesi, tinitusu kötüleştirebilir. Kulak kanalınızda fazla pislik olması, dış sesleri duyma ve iç sesleri büyütme yetinizi azaltabilir.Sebepleri
İç kulağınızın içerisinde, binlerce işitme hücresi bir elektrik yükü taşır. Mikroskobik kıllar, her duyu hücresinin yüzeyinde bir kenar oluşturur. Bu kıllar sağlıklı olduğu zaman, ses dalgalarının basıncına uygun olarak hareket eder. Hareket, bu hücreleri tetikleyerek, işitme hücresi aracılığıyla elektrik boşaltmalarını sağlar. Beyniniz bu sinyalleri, ses olarak yorumlar.
Şayet iç kulağınızın içindeki ince kıllar bükülür veya koparsa, sürekli bir hareketlilik halinde rastgele hareket eder. Yüklerini elde tutamayan işitme hücreleri beyninize rastgele elektrik itkilerini gürültü olarak ’sızdırır’.
İç kulağınız içerisindeki işitme hücrelerinde meydana gelen hasar, en yaygın olarak aşağıdakilerden ileri gelir:
– Yaşla ilgili duyma yitimi . Bu süreç genellikle altmış yaş dolayında başlar.
– İç kulağınızda travmadan dolayı hasar. Duyma yetinizde oluşan bu aşınma uzun süre boyunca yüksek sese aşırı derecede maruz kalmadan ileri gelebilir. Traktörler, elektrikli testereler ve silahlar gürültü ile ilgili duyma yitiminin yaygın nedenleridir.Tinitusun diğer nedenleri arasında şunlar olabilir:
Kimi ilaçların uzun vadeli olarak kullanılması. Yüksek dozlarda kullanılan aspirin ve belirli antibiyotik türleri iç kulak hücrelerini etkileyebilir. Çoğu zaman, bu ilaçları almayı bıraktığınızda istenmeyen gürültü kaybolur.
Kulak kemiklerinde değişiklikler. Orta kulağınızdaki kemiklerin sertleşmesi (otoskleroz), işitme yetinizi etkileyebilir.
– Yaralanma: Başınızda veya boynunuzda meydana gelen travma iç kulağınızda hasara neden olabilir
Dıştan gelen bir kaynak yerine, kan damarları sisteminizdeki belirli rahatsızlıklar da kulakta baş gösteren tinitusa sebep olabilir. Bunlar:
– Ateroskleroz: Yaşın ilerlemesi ve kolesterolün, diğer yağ birikintilerinin artması ile birlikte, orta ve iç kulağınıza yakın olan büyük kan damarları, her kalp atışında hafifçe bükülme veya genişleme yetisi anlamına gelen elastikiyetlerinin bir kısmını kaybeder. Bu da, kan akışının daha güçlü, zaman zaman daha çalkantılı hale gelmesine neden olarak, kulağınızın vuruşları tespit etmesini daha kolay kılar..
-Yüksek kan basıncı: Hipertansiyon ve stres, alkol ve kafein gibi tansiyonu yükselten faktörler sesi daha da fark edilebilir hale getirebilir. Başınızın konumunu değiştirmek, genellikle sesin kaybolmasına neden olur.
-Çalkantılı kan akışı: Şah damarında veya boyun atardamarında daralma ya da bükülme olması, kan akışının çalkantılı olmasına ve kafada gürültüye neden olabilir.-Kılcal hücrelerin kötü oluşumu: Atardamarlar ile damarlar arasındaki bağlantılarda oluşan ve A-V kötü oluşumu adı verilen bir rahatsızlık, kafada gürültüye neden olabilir.
Baş ve boyun tümörleri: Tinitus başta veya boyundaki bir tümörün semptomu olabilir.
Çoğu tinitus vakası zararlı değildir. Öte yandan, eğer tinitus devamlı hale gelir ya da daha da kötüleşirse veya işitme kaybı ya da baş dönmesi yaşarsanız, doktorunuza görünün. Doktorunuz, gürültüyü azaltabilecek tedaviler ve gürültü ile daha iyi başa çıkmanıza yardımcı olacak teknikler önerebilir. Eğer yaşla ilgili duyma yitimi olası bir nedeni değilse, tek kulakta aynı anda meydana gelen tinitus ve işitme kaybının nedeni, yaralanma nedeniyle iç kulağınızdaki bir sinirin zarar görmesinden ötürü olabilir ve doktorunuz tarafından değerlendirilmesi gerekir.
Doktorunuzla birlikte belirtileri ve semptomları, ne zaman başladıklarını, ciddiyetlerini ve bunları neyin daha kötü hale getirebileceğini tartışabilirsiniz. Doktorunuz için yararlı olan başka bir şey de, yüksek tansiyon ve herhangi bir ilaç alıp almadığınız gibi, diğer tıbbi rahatsızlıklarınızla ilgili bilgilerdir.
Doktorunuz ayrıca, kulağınızda pislik birikmesinin, kulaklarınızdaki çınlamada payı olup olmadığını da görmek amacıyla, kulaklarınızı muayene edecektir. Buna ek olarak, doktorunuz başınızın ve boynunuzun, kulak etrafındaki bölümü üzerinde stetoskop ile ses dinleme girişiminde bulunacaktır. Eğer iç kulağınızdaki hasar, tinitusunuzun nedeni ise, sizde öznel tinitus olabilir, yani bunu sadece siz duyabilmektesinizdir. Ancak, doktorunuz damarlarla ilgili bir rahatsızlıktan ileri gelen sesler duyabiliyorsa, nesnel veya pulsatil tinitus hastasısınız demektir.
Öneriler
Bazen tinitusun semptomları zaman içerisinde iyileşir. İyileşme sadece fiziksel değişikliklerin sonucu değildir ;çünkü kulaklarınızda meydana gelen her türlü hasar kalıcıdır ve geri dönülemez. Bunun yerine, birçok insan semptomları azaltmak için ayarlamalar yapmayı öğrenmektedir.
Gürültünün şiddetini azaltmak ve buna olan direncinizi artırmak için şu teknikleri deneyin:
– Olası tahrik edicilerden uzak durun. Tinitus; yüksek sesler, nikotin, kafein, kinin içeren maden suyu (sıtmayı tedavi etmek için kullanılan maddenin aynısı), alkol ve aşırı dozda aspirin nedeniyle daha da kötü hale gelebilir. Nikotin ve kafein kan damarlarınızı sıkıştırarak, damarlarınız ve atardamarlarınız içerisinden olan kan akışı hızını artırır. Alkol, kanınızın kuvvetini, özellikle iç kulak bölgesinde daha fazla kan akışına neden olarak artırır.
– Gürültüyü perdeleyin. Sakin bir ortamda, bir vantilatör, hafif bir müzik ve kısık seste dinlenen radyo, tinitustan kaynaklanan sesin örtülmesine yardımcı olabilir. Bazı insanlarda, hoş bir ses çıkaran işitmeye yardımcı cihazlara benzer aygıtlar olan tinitus gizleyicileri işe yarayabilir.
– İşitme yardımcı cihazı takın. Eğer tinitusa işitme kaybı eşlik ediyorsa, işitmeye yardımcı cihazlar dışarıdan gelen sesleri çoğaltarak, tinitusun gürültüsünü daha az belirgin hale getirebilir.
– Stresi kontrol altına alın. Stres, tinitusu daha kötü kılabilir. İster rahatlama terapisi, ister biyo-geribildirim, isterse egzersiz aracılığı ile olsun, stres yönetimi biraz rahatlama sağlayabilir.
-
KULAK
KULAK. İşitme ve denge organıdır. (Resim: 296-297). Üç kısımdır: Dış, orta ve iç kulak. Dış kulak, kulak kepçesi ve dış kulak yolundan oluşur. Kulak kepçesi, aslında, deriyle örtülü bir kıkırdak olup, sesleri toplar ve dış kulak yoluyla kulak zarına iletir. Dış kulak yolunun, dış bölümü kıkırdaktır; iç bölümü kemik içinde bulunup, deriyle kaplıdır. Buradaki kıl ve bezler, kişiye göre değişebilen miktarlarda kulak kiri salgılar. Dış kulak, kulağın görülen bölümüdür.
Orta kulak görülmez, çünkü kulak zarının arkasında kalır. Bu kısım, şakak kemiği içinde bulunan ufak bir boşluk olup, mastoid ya da hava hücreleriyle devamlıdır. Orta kulak boşluğu, 15 mm. x 5 mm. x 5 mm. boyutlarındadır. Genişliği değişken ve düzensiz olup, üstte 5-6 mm. iken, aşağı doğru daralıp, 4 mm.’yi bulur. Kulak zarının merkezinden ölçülen genişliği ise 2 mm.’dir, çünkü kulak zarı normalde içeri doğru girmiş ve dış kulak yoluyla, 55 derecelik bir açı yapmıştır. Orta kulakta bulunan önemli oluşumlar, kulak zarının titreşimlerini, iç kulaktaki işitme organına ileten ufak kemikçiklerdir. Bunlar, art arda üç tanedir: Çekiç, örs ve üzengi kemikleri. Bu kemikler, birbirleriyle ek-lemleşir ve orta kulağı çevreleyen kemiğe üç bağ ile bağlıdır. Bu üç kemik, diziliş özelliklerinden ötürü, kulak zarıyla, oval pencere arasında (oval pencerede, üzenginin düz bölümü, iç kulakla birleşir) 20:1 güç artması ve 20:1 hareket azalması görülür. Orta kulakta iki kas vardır: Kulak zarı gerici kası (Tensor tympani) kulak zarının içe doğru çöküklüğünü sağlar, üzengi kası ise, üzengi kemiğini, oval pencereden öteye çeker. Bu kaslar ve özellikle üzengi kası, kemikçiklerin titreşimini azaltıp çok yüksek seslerin kulağı rahatsız etmesini önlerler. Bu kasın harap olduğu hallerde, yüksek bir ses, kulağı çok rahatsız eder. Östaki borusu, boğazın üst bölümünden, orta kulağa uzanır ve kulak zarının iki tarafındaki basınçları eşitlemeye yarar.
İç kulakta, işitme ve denge organları vardır. Bunlar, şakak kemiğinin en sert bölümü içinde yerleşmiş, içi sıvı dolu bir kanal sistemidir. Sistemin iki bölümü vardır: Kemik labirent ve bunun içindeki zar labirent. Zar labirentin içindeki sıvı endolenf; kemik ve zar labirentlerin arasında bulunan sıvı ise, peri-lenf adını alır. İşitme organı’mn adı salyangoz (cochlea)’dur; bir sümüklüböcek kabuğunu andırır. Taban zan adını alan bir oluşum, bu spiralin içinde uzanır ve spirali üst ve alt iki bölüme ayırır. Üst bölme, ayrıca, vestibül zarıyla yeniden ikiye ayrılır. Üst spiral bölmedeki dalız kanalı (scala vestibuli) sıvı, oval pencere üzerinde, üzengi kemiğinin hareket etmesiyle, titreşmeye başlar. (Oval pencere, dalız kanalının alttaki bitim noktasıdır). Dalız kanalı zarı üzerinden titreşimler, koklea kanalına (orta spiral bölmeye) ve dolayısıyla taban zarına erişir. Taban zarı üzerinde, Corti (korti) organı vardır: Bu organ, üzerleri ince tüylü bir dizi hücreyle, bunların üzerinde uzanan yumuşak bir tavan olan korti zarından (membrana tectoria) oluşmuştur. Bu hücrelerin, işitme siniri lifleriyle, spiral gangliyonlar aracılığıyla, bağlantıları vardır. Kulak zarı ve kemiklerin ses dalgalarıyla titreşimleri, oval pencereye iletildiğinde, koklea içi sıvı da titreşmeye başlar ve böylece taban zarı harekete geçirilir, tüylü hücreler, mem-brana tectoria’ya sürtüşerek hareket eder ve işitme sinirinde uyarılar uyarı-lıp, beyine iletilir. Spiral taban zarı ve Corti organının değişik bölgeleri, değişik yükseklikteki seslere göre reaksiyon gösterir, çünkü bu organların çeşitli yapı bölümleri, değişik seslerle rezonans haline geçer. Tahminlere göre, bir sesin tonu, beyinde, Corti organının hareket eden bölgesine göre değerlendirilmektedir; sesin yüksekliği ise, gönderilen uyarı sayısına göre belirlenmektedir. Yuvarlak pencere kanalı (Svala tympani) sıvısını hareket ettirip titreştirdikten sonra, ses dalgaları, koklea’nın en alt spirali (taban zarının altındadır) yoluyla, yuvarlak pencereden orta kulağa geçip, dağılır. Denge organı: Değişik düzlemlerde yatan üç yarım daire şeklindeki kanaldan oluşmuştur. Bunlar, labirent sisteminin dalız kanalı adını alan merkez bölümünden çıkar (cochlea da aynı yerden, ters yönde çıkmaktadır). Her birinin ampul adını alan içi büyük hücreli birer şişkinliği vardır. Bu hücreler, yan daire kanallarının endolenf sıvısındaki hareketi hissedip, uyarıları, işitme sinirinin dalız kanalı bölümüyle beyine yollarlar. Dalız kanalında, kesecik (sacculus) ve kırbacık (utriculus) adını alan iki oluşum daha vardır ki, bunlardaki tüylü hücreler, yerçekimi kuvvetlerini algılar. Bu hücrelerin üstünde, ufak kalsiyum karbonat birikimleri olan otolitler bulunur. Denge or-ganmın merkezle bağlantıları arasında, göz küresini oynatan kasları kontrol eden sinir hücrelerinin lifleri de vardır; bunlar, baş ve boyun oynadığı zaman dahi, gözün duran bir cisime sabit bakmasına yardım ederler. Yarı daire kanallarındaki bozukluklar, baş dönmesi, bulantı ve kusmaya yol açar.Kulak hastalıkları, ilgili başlıkların altında anlatılmıştır. -
Kuduzun Nedeni
Kuduzun Nedeni: Bir rhabdovirus’un merkez sinir sistemini enfekte etmesidir; insana, hastalıklı hayvanın ısırmasıyla geçer.
Kuluçka devri, bir haftayla altı ay arasında değişir. Virüs, sinirler boyunca beyine iletildiğinden, yüzde olan ısırıklarda, kuluçka devri kısadır, buna karşılık, ayaktaki ısırıklarda, uzar. Belirtileri: Köpekte, kızgınlık ve azgınlık görülür; hayvan havlarken, belirli bir ses çıkartır. Hastalık ilerledikçe, hayvan durgunlaşır, yutamaz olur ve bol salya çıkartır. Köpeğin sahibi, hayvanın boğazında var olduğu sandığı engeli, elini ağzına sokup çıkarmaya kalktığında, köpeğin salyasından hastalığı alabilir.
İnsandaki ilk belirtiler, karamsarlık ve huysuzluktur. Hasta, su içmeye yeltendiğinde, yutakta ortaya çıkan ağrılı kasılmalardan ötürü, bunu beceremez ve buna dayanarak duruma hidrofobi (su korkusu) adı verilir. Bu ağrılı kasılmalar yayılır, hastada genel konvülsiyonlar ve delilik hali belirir. Birkaç gün içinde genel felç ortaya çıkar ve hasta komaya girip, ölür.
Tedavi: Hastalık belirdiği zaman, ölüm önlenemez. Bundan ötürü, tedavi, koruyucu olmalıdır. İngiltere’de, ülkeye getirilen bütün şüpheli hayvanlar, en uzun kuluçka devrine göre karantinaya alındığından, hastalık yok gibidir. Dünyanın diğer bölgelerinde, ülkeler dört yanlarından denizle çevrili olmadıkları sürece, bu kontrolü uygulamak olanaksızdır. Hindistan’da, hâlâ, yılda 20.000 kişinin kuduzdan öldüğü söylenmektedir. Ev köpekleri aşılanmalı ve vahşi köpeklerle çakallar, ya ev hayvanlarından uzak tutulmalı, ya da vurulmalıdır. Kişi, kuduz bir hayvan tarafından ısırıldığını tahmin eder etmez, tedavisine başlanmalı ve mümkünse, ısıran hayvan bulunup, durum teşhis edilmelidir. Isırık yeri cerrahî girişimle temizlenir ve hiperim-mun kuduz serumu zerk edilir. Ölü kuduz virüsüyle de aktif bağışıklık başlatılır. Aşılama yöntemleri değişkendir, fakat genel ilke, hastada, kuluçka devresi sona ermeden, bağışıklık oluşturmaktır. Vaktinde aşı yapılmayan vakalarda kuduz virüsü öldürücüdür. -
KRİPTORSİZM
KRİPTORSİZM. Erbezlerinin tam olarak yerine inmeyip, karın içinde kalmasıdır.
Nedeni: Embriyonda, erbezleri, böbreklerin yanında oluşur ve doğum öncesi, son aylarda skrotum (torba) içine inerler. Bu iniş, yolu üzerinde, herhangi bir yerde engellendiği zaman, erbezi karın boşluğunda kasık kanalının iç ağzında, kasıkta, kanal içinde, ya da dış ağzında kalabilir. Bu durum, erbezlerinin birinde veya ikisinde birden görülebilir. Tedavi: Erbezi, skrotumun içine kadar çekilebiliyorsa, zamanla kendiliğinden inecektir. Erbezi ele gelmediği zaman, kasık kanalında olabilir ve bir ameliyatla yerine getirilebilir. Ameliyat, çocuk 5 yaş civarındayken yapılmalı ve bu durumla beraber kasık fıtığı da görülüyorsa, aynı zamanda o da onanlma-lıdır. Erbezinin karın boşluğunda olduğu hallerde, çıkartılması gerekir, çünkü bu ortamda zaten kısırlaşmış ve şimdi habisleşme olasılığı, belirmiştir. Belirli bir vaka tipi de, şişman, ufak üretim organlı, inmemiş erbezli erkek çocuğudur: Buluğ çağında uygulanacak hormon tedavisi sonuçları, bu vakalarda başarılıdır. -
KRETEN
KRETEN. Yeni doğanda, tiroid bezinin salgıları olan tiroksin ve tri-iodo-tironin eksikliği olduğu zaman, çocuk kreten olur: Büyümesi kısıtlanır ve zekâ geriliği görülür.
Belirtileri: Bebek, başlangıçta normale benzemekle beraber, doğru dürüst yemek yemez ve kabızlığa eğilim vardır. Tedavi edilmezse, durum ilerler ve çocuğun görünümünde de kretenliğe özgü değişiklikler belirir: Kreten çocuk, ufak tefek, kalın yapılı, kuru derili ve kaba hatlı olup, dili aşırı büyüktür ve üstünde derin yarıklar vardır. Kretenin zekâ yaşı, bir bebeğinki kadardır.
Tedavi: Durum belirlenir belirlen-mez, çocuğa tiroksin verilmeye başlanır ve bu uygulamaya ömür boyu devam edilir. Tedaviye, çocuk 6 aylık olmadan başlanırsa, zekâ normal gelişebilir; tedaviye gecikme oranında, sonuçlar kötüle-şir. Erişkinlikte beliren tiroid hormonu eksikliği neticesi miksödemdir. bkz. Guatr. -

Koterizasyon Nedir?
Koterizasyon Nedir? (Dağlama).
Isı ya da kimyasal madde uygulanmasıyla, dokuların öldürülmesidir. Isıyı doğuran ya da uygulayan alet, koter adını alır. Kotarizasyon yara yakma ya da anormal dokuları dondurarak iyileştirme olarak bilinen tedavi yöntemidir. Kotarizasyon yöntemi daha çok genital bölgeler ve rahim ağzında rahatsızlık veren dokuları iyileştirmek için kullanılır. Günümüzde çoğu bayan çeşitli rahatsızlıklardan dolayı bu tür tedavi yöntemini kullanmaktadır. Kullananların genelinde bu tedavi yöntemi olumlu sonuçlar doğurmaktadır. Kotarizasyon genellikle rahim ağzında oluşan tahribatlar neticesinde kullanılmaktadır. Rahim ağzında ağrı sinirleri bulunmadığı için bu işlem uygulanırken herhangi bir ağrı ya da sızıyla karşılaşılmaz. Bu tedavi yöntemi smear testi uygulandıktan sonra gerekli görüldüğü durumlarda kullanılmaktadır.
Kotarizasyon Nasıl Yapılır?
Kotarizasyon, testler sonucu yapılmasına gerek duyulduğu durumlarda yapılır. Hasta jinekoloji muayenesi masasına yatar vaziyette bulundurulur. Diğer normal muayenelerde olduğu gibi vajinaya spekulum yerleştirilerek serviksin görünür hale getirilmesi
sağlanır. Katolizasyon işlemi 3-4 dakika sürer ve 2 kez tekrarlanır. İki kez tekrarlanacağı için de bu işlemler yaklaşık on beş dakika kadar sürer. Rahim ağzında sinir bulunmamasından dolayı ise herhangi bir ağrı sancı yapmaz. Uygulanan kişide ağrı sızı oluşturmayıp son derece kolay bir şekilde uygulanır.
Kotarizasyon işleminin yapılmaması gerektiği durumlar da mevcuttur. Bunlar ;
- Hamilelik
- Birkaç milimetreden daha derin olan yaralar
- Rahim ağzı enfeksiyonu olması durumunda
- Kürtajda hastalık saptanması durumlarında
- Çok büyük olan deri lezyonlarında
Yukarıda belirtilen durumlar dışında bu tedavi yönteminin uygulanması son derece riskli bir durumdur.
