Kadınlar Sitesi, Gebelik, hamilelik, doğum

Yazar: 13eta

  • KAZIKLI HUMMA

    KAZIKLI HUMMA (Tetanoz). Sinir sis­teminin akut bir hastalığıdır.
    Nedeni: Toz, toprakta ve inek, at gibi ot yiyicilerin barsaklannda bulunan Clostridium tetani mikro-organizmasınm toksinidir.
    Belirtileri: Organizmalar, vücuda, içinde mikro-organizmanm sporları (bkz.) bulunan, hayvan gübresi ya da tozla bu­laşmış, sıyrık veya yaradan girer. Yara­nın oluşmasından üç hafta kadar sonra, hastada, endişe durumu ve huzursuzluk­la birlikte, kas sertliği ve ağzını açama-ma (çene kenetlenmesi) durumu belirir. Ense sertliğiyle yüz spazmı vardır. Ağır vakalarda, hasta, sırtı, kemer yapacak şekilde yatar (bkz. Opistoton). Kısa za­manda, en küçük uyanlar dahi (hafif bir serin rüzgâr, elektrik düğmesinin çı­tırdaması gibi) hastada, çok ağrılı olan ve bitkinlik, hatta ölümle sonuçlanabi-len, konvülsiyonlara yol açar.
    Tedavi: Şüpheli maddeyle bulaşmış yara olur olmaz, hasta, doktora başvur­malıdır. Kişi, hastalığa karşı, aktif ola­rak aşılanmışsa, doktor, yeni bir doz aşı salık verir. Aşılanmamış vakalardaysa, durumun değerlendirilmesi daha zordur, çünkü, at serumuyla sağlanan pasif ba­ğışıklığın da tehlikeleri vardır. Bağışık insan gamma globülininin kullanılması salık verilebilir. Tetanoza karşı, en güvenilir korunma yolu, aktif bağışıklıktır. Hasta, hemen aşılanabilir ve yarası tamamen iyileşmiş-se, altı hafta sonra bu aşı tekrarlanır. Yaranın durumu, bazen cerrahî girişim­le temizlenmeyi gerektirebilir ve antibi­yotik kullanmak uygun olabilir. Clostri­dium tetani, penisiline duyarlı olduğun­dan, bu yolla biraz korunma sağlanabi­lir.
    Hastalığın tam belirmesi halinde, has­tanede tedavi gereklidir. Hastaya yüksek doz müsekkinle, bağışık insan gamma globülini ve yine çok yüksek doz peni­silin verilir, sürekli bakım ve sükûnet sağlanır. Bazen, bir anestezi uzmanının, genel anestezi yapması ve kas gevşetici ilaçlar vermesi uygundur.

  • KAZALAR

    KAZALAR. 1968 yılında, İngiltere’de trafik kazalarında ölenlerin sayısı 6.810, ağır yaralananların sayısı 88.563 idi. 1969 yılında, Amerika Birleşik Devletle­ri’nde ise trafik kazalarında 56.400 kişi ölmüş, 2.000.000 kişi ağır yaralanmıştı. Aynı yıllarda, İngiltere’de evde olan ka­zalarda ölenlerin sayısı 7.561, ağır ya­ralananların sayısı 120.000 idi. Amerika Birleşik Devletleri’nde de ev kazalarında ölenlerin sayısı 27.000, ağır yaralanan-lannki 4.100.000 idi. Bu rakamlara gö­re, İngiltere’de, ev kazalarında ölenlerin sayısı, trafik kazalarında ölenlerinkinden fazladır. İngiltere’de yapılan istatistiklere göre, ev kazaları kurbanlarının % 6 8’i 65 ve 65’in üstündeki yaş grubuna gir­mekte, % 13’ünün ise 5 yaşından küçük olduğu belirtilmektedir. Türkiye’de ka­zaların büyük oranı trafik kazalarıdır ve her yıl bu şekilde binlerce kişi yaralan­maktadır. Yandaki şemada ev kazaların­da en sık rastlanan ölüm nedenleri, et­kilenen yaş grupları ve cinsiyetle ilgili farklar gösterilmiştir. Değişik ülkelerde yapılan istatistiklerin ortak verilerine gö­re, en sık rastlanan trafik kazası neden­leri şöyle sıralanabilir: 1. Çevre koşullarına uymayacak şekilde fazla hızlı gitmek, 2. Yoldaki diğer araç­ları dikkatsizce geçmek, 3. Dönüşlerde dikkatsiz davranmak, 4. Hız, uzaklık ve yapılacak hareketi hesaplayamamak, 5. Aracın kontrolünü kaybetmek, 6. Bo­zuk araç kullanmak, 7. Kavşaklarda dik­katsiz davranmak, 8. Alkol veya sinir sistemini etkileyici ilaç aldıktan sonra araç kullanmak, 9. Tecrübesizlik, 10. Ya­yaların dikkatsizliği.
    Yukarda sayılan hataları işlediğimizi kabul etmek her ne kadar güç olsa da, araçlarda emniyet kemeri kullanmanın akıllıca bir önlem olduğu söylenebilir: Böylelikle, gövde ve özellikle başın sert araç bölümlerine çarpmasını önlemiş olu­ruz. Karnın üstünden geçen basit bir kemer yararsızdır, çünkü kazada göv­deyi bıçak gibi kesebilir. Bundan başka, karm üzerine gelen bir kemer nedeniyle, çarpışma sonucu karaciğer veya dalağın yırtıldığı veya diğer iç organların zede­lendiği görülmüştür. Bu nedenle emni­yet kemeri yalnız kalçaların değil, göv­denin üst bölümünün de öne gitmesini engelleyecek cinsten olmalıdır. Otomo­bil modellerinin, kaza olanağını en aza indirecek şekilde ayarlanmasına çalışıl­dığı bir gerçektir, fakat insan, doğal ya­ratılış gücünün üstüne ve doğal yaşantı çevresinin dışına çıktığı zaman, tehlikey­le baş başadır. Koşma hızından fazla hızla hareket eden bir cisime çarptığı za­man, sıçramayacağı kadar yüksek bir yer­den düştüğü takdirde, çok alçak veya çok yüksek atmosfer basıncının etkisinde kaldığı zaman, soluğunu tutabileceği süreden fazla su altında kalırsa, kişinin kazaya uğrama olasılığı artmaktadır.

  • KATARAKT

    KATARAKT. Gözdeki mercekte, gör­meyi bozan bir donukluğun oluşmasıdır.
    Nedeni: Çocuklukta, nedeni belirli olmayabilir; annedeki kalsiyum metabo­lizması bozukluğuna —örneğin, parati-roid hastalığına— bağlı olarak belirebil-diği gibi, frengi ya da gebelikte geçiril­miş kızamıkçığı izleyerek ortaya çıkabi­lir. Genellikle, gözdeki diğer bozukluk­lara eşlik eder. İleri yaşlarda, çoğunluk­la 50’den sonra, merceğin sertleşmesiyle beraber oluşur. Merceğin, bazen, merke­zinin daha fazla sertleştiği ve sonradan çöktüğü de görülür. İhtiyarlıkta beliren bu tip kataraktın, genel sağlık durumuy­la, hatta göz sağlığıyla ilgisi yoktur. Ka­taraktın diğer nedenleri, şeker hastalığı, gözde yaralanma, gözün uzun süre ısıya maruz kalması (cam işçilerinde olduğu gibi) ve iyonlaştırıcı ışınlardır.
    Belirtileri: 1. Gözlerin önünde le­kelerin belirmesi; bu noktalar hareket etmezler.
    2. Parlak ışıklar bazen çift görülür (ör­neğin, karanlıkta uzaktan bakıldığında, gece lambaları çift görülür).
    3. Uzağı görememek; başlangıçta bu ha­tayı gözlükle düzeltmek mümkündür.
    4. Gittikçe artan körlük; başlangıçta, ala­cakaranlıkta cisimler, tam aydınlıkta ol­duğundan daha iyi seçilir, çünkü, ka­ranlıkta, ışık daha fazla genişlemiş göz-bebeğinden girer. 5. İleri evrelerde, gözbebeğinin belirli şekilde renk değiştirip, gri-beyaz olduğu görülür.
    Tedavi: Tek çare, ameliyattır. “Ka­tarakt eritici” ilaç diye bir şey yoktur: Ancak yavaş yavaş oluşmaktaki kata­rakt hallerinde bu adla sarriao-jnaddele-rin içinde, göz’bebeğini genişleten atropin olduğundan, hasta, kataraktın iyileştiği kanısına varır. Ameliyatta, genel ya da yerel anestezi kullanılır ve donuklaşmış mercek kapsülünden çıkartılır. Çok eski­den beri yapılabilmekte olan bu ameliya­tın sonuçları başarılıdır ve izi kalmaz. Ameliyatta mercek çıkartıldığından, bu işlemden sonra, hastanın devamlı gözlük takması gerekir.

  • KAS HASTALIKLARI

    Kas, büzülebilen canlı bir dokudur. Kasların çoğu kemiklere bağlıdır. Kasılıp gevşeyerek vücudumuzu hareket ettirirler.Tellerden oluşan ve Kasılarak vücut hareketlerini sağlayan organa kas denir.

    Üç türlü kas vardır: İskelete bağlı çizgili kaslar, düz İç organ kasları ve kalp kasları.

    İskelet kasları çizgili demetler halinde bulunur. Her demet çok ince lif hücrelerinden oluşur, birbirlerine paralel şekilde uzanırlar. Demetlerin birbiri üzerine kayması içerideki liflerin büzülmesiyle olur. Bu kasları merkezi sinir sistemi yönetir ve isteğe bağlıdırlar.İç organ kasları, irade dışı, kendiliklerinden hareket eden kaslardır.

    Sindirim, kan dolaşımı, salgılama ve boşaltma işlerini isteğe bağlı olmadan yaparlar.Kalp kasları, sinir sisteminin yardımı olmadan kendiliklerinden kasılabilirler. Kanı pompalarlar. Ama sinir sistemi kalp atışının hızlı ya da yavaş olmasına etki yapar. Onun için kalp kaslarını, hem istek dışı, hem de sinir sisteminin etkisinde kaldığı için öteki iki kas türünün arasında sayıyoruz.

    Kaslarda % 72-74 su, proteinler (miyozin, nüklein, fibrin), karbonhidratlar (glikojen, glikoz) yağlar ve maden tuzları bulunur. Karmaşık kimyasal bir mekanizmaya dayanan kas kasılması, önceden parçalanıp glikoz haline geçen glikojenin enerjisini kullanır. Bunun için fosfor türevlerine, bu arada adenozin trifosforik aside ihtiyaç gösterir.

    Kasılmanın artıkları arasında laktik asit, kreatin ve iç ortamı asitlendirmeye yarayan kreatinin bulunur.Kaslar esnek ve kasılgandır, Normal halde sürekli, kısmı kasılmalar vardır, buna kas gerilimi (tonus) denir. Bu gerilim organlarla, kol ve bacakların statik dengesini yerinde tutmaya yarar. Kasılma sinir akımının etkisinde olur. Bir tel kasılırsa bunu tümüyle yapar. Bir kasın tüm gücü iş yapıcı tellerin sayısına bağlıdır.

    KAS HASTALIKLARI (Miyopati).

    Si­nir sistemi bozukluğuna bağlı olmayan kas hastalığıdır. Miyopatilere seyrek rastlanır ve kas liflerinin yerini zamanla yağ ve bağdokusu aldığından, ilerleyici kas distrofisi diye adlandırılır. Klinik tabloya göre, hastalık üç gruba ayrılır. Yalancı-hipertrofik kas distrofisinde, ba­cak kasları iri görülmekle beraber, zayıf­tır. Hasta genellikle bir erkek çocuğudur veya hiç yürüyememiş, ya da yürüyemez olmuştur. Kasların zayıflığı yayılır ve kaslar erir. Çocukta zamanla, özellikle solunum sistemini tutan enfeksiyonlar be­lirir.
    Fasio-skapulo-humeral distrofide, kas zafiyeti ve erimesi, yüz ve omuz kasları­na ilişkindir. Kol ve bacak kökleri kas distrofisinde ise, eriyen kaslar, yalnız pelvis ve omuz kaslarıdır. Son iki hastalık her iki cinsiyette, eşit sıklıkta görülür ve iyileşmeye rastlanır. İlerleyici kas distrofisinin özel tedavisi yoktur; bacaklara yardımcı olarak ortopedik cihazlar kul­lanılabilir. Bu durum kalıtsaldır.

  • KARPAL TÜNEL SENDROMU

    Önkoldan ele gelen medyan adlı sinir, el bileği eklemini kol iç yüzünde çapraz­lar: Burada, bilek kemikleriyle, üstlerin­de uzanan bağ arasındaki “karpal tünel” den geçer. Bazı durumlarda, bu tünel­den geçtiği yerde, sinir tahriş olabilir ya da basınç altında kalabilir. Nedeni: Artrit, eski kırık, gebelik, akromegali (bkz.), miksödem’dir (bkz.)-Belirtileri: işaret ve orta parmak­ların ucunda uyuşma, bilek ve kolda ağrı ve bunları izleyen, başparmağın kas za-yıflığıyla ucunun dış bölümünün erime­sidir.
    Teşhis: Bu durum, boyundaki sinir köklerine olan basınç sonuçlarından ay­rılmalıdır.
    Tedavi: Geçici iyileşme sağlamak amacıyla, bilekteki enine bağın altına, yerel hidrokortizon zerkleri yapılır. Bun­dan sonra, cerrahî olarak, enine bağ ke­silir. Ameliyat güç değildir ve sonuçları başarılıdır.
    KAS. İnsan vücudunda, yapı ve çalışma yönünden farklı olan üç tip kas vardır: Çizgili kas (istemli hareket edebilen kas­lar) düz kas (istemsiz hareket eden, bar­sak, idrar torbası, büyük kan damarları duvarları kasları) ve kalp kası.
    Çizgili kasın, mikroskop altında, gev­şek bağdokusuyla bir arada tutulan çok sayıda kas lifinden oluştuğu görülür. Ka­sın tümünü, yine gevşek bağdokusu sa­rar. Kas lifleri ise, yarı sıvı bir madde içinde bulunan ve ince bir kılıfla çevre­lenmiş lifçiklerden oluşmuştur. Fibrille-rin, almaşlı olarak sıralanmış, koyu ve açık renk bandlar halinde olduğu görü­lür (çizgili kas adı, bu görünümden ötü­rü verilmiştir). Kasın her iki ucu, bir kemiğe yapışıktır ve kasılmayla iki uç birbirine yaklaşarak, kasını yaptığı or­ganda fleksiyon (içe bükülme) ya da ek-tansiyon (dışa bükülme) görülür. Kas kasılmasına neden olan olay oldukça karmaşık birkaç kimyasal reaksiyondan ileri gitmez. Dinlenmede olan bir kas, ha­fif kasılma halindedir. Bütün kasılmalar dışarı ısı verdiklerinden, vücudun durum ve tonusunun korunması sayesinde, vücut ısısının büyük bölümüyle birlikte, çabuk hareket edebilme yeteneği doğmaktadır.
    Düz kasa, sindirim, solunum sistem­leri deride rastlanır (deride “tüylerin diken diken olması” bu kaslar sayesindedir).
    Kalp kası, kısmen çizgili olmakla be­raber, istemli hareket etmediği ve de­vamlı, düzenli bir çalışma halinde oldu­ğundan, çizgili kastan farklıdır.
    Düz ve çizgili kasların, sinirleri farklı kaynaklıdır. Çizgili kaslara, motor ve duygu sinirleri gelir; çizgisiz kasların sinirleri ise, otonom sinir sistemine bağ­lıdır (bkz- Sinir Sistemi). Basınç ya da gerilme, aşırı olduğu zaman, hastada ağ­rı duyusunu uyardığı halde, kesme işlemi kaslarda hiçbir duygu uyandırmaz. Bu nedenle, karın duvarı derisi uyuşturul­duktan sonra, anestezik madde vermek­sizin iç organların ameliyatlarını yapmak mümkündür.
    Kasın, daha az hareketli olan kemiğe yapıştığı yere, .kasın doğduğu yer; fazla hareket eden kemiğe yapıştığı yere ise, kasın yapışma yeri adı verilir: Buna göre, omuzun üstündeki deltoid kas, köp­rücük kemiğiyle, kürek kemiğinden do­ğar ve humerus’a yapışır.
    Yaptığımız <her hareket bir kas çalış­masının sonucudur. Göz kırpmamızdan, bir topa vuruşumuza kadar bütün hare­ketlerde kaslar faaliyettedir. İç organla­rımızın faaliyetlerinin (genellikle fark edilmez) çoğu da kaslar tarafından kont­rol edilir. Hareketlerimizi ve iç organ­larımızın faaliyetlerini sağlayan birbirin­den oldukça farklı bu iki tür kasa istem­li kaslar denir.
    İstemli kaslar
    İstemli kaslar, doğrudan kontrolümüz al­tındadır ve bütün günlük faaliyetlerimi­zi yürütmekten sorumludur. Etimizin ço­ğunu ve ağırlığımızın yarısını bu kaslar oluşturur. Mikroskopla incelendiğinde, istemli kasların ‘birbirine paralel ince tel (iplik) kümelerinden meydana geldiği görülür. Bu tellerin her biri sinir sistemin­den uygun bir uyartı aldığında kasılabi-lir. İstemli kaslar genellikle sağlam ip gibi bir kirişe bağlıdır. Bu kirişler de kemiğe sabit bir biçimde bağlıdır. Kas kasılınca kirişi çeker ve kemiği ekseni etrafında büker.
    Kasların çoğu çifttir. Biri bükülme ya­pınca, öteki daha sonra düzeltme hare­ketini sağlar ve kemiği eski durumuna getirir. Bazen bir kas, başka tür doku­ları hareket ettirir. Örneğin, yüz kasla­rının bir ucu kafatası kemiğine, öteki ucu da derinin hemen altındaki dokula­ra bağlıdır. Gülme, sıkıntı, üzüntü ve kızgınlık gibi davranışlarımızda bu kas­ların hareketi yüzümüzün görünümünde değişmelere yol açar.
    İstemli kasların gelişmesi büyük ölçü­de o kasların kullanılma ölçüsüne bağlı­dır. “Kas geliştirme” egzersizleriyle kas dokularının isteklere daha uygun hare­ketleri sağlanabilir. Çalıştırılmayan kas­larda ise hareket yeteneği azalır. Bunu kırık bir ‘kol ya da bacağın çok uzun süre alçıda kalmasıyla da görürüz. Kul­lanılmayan kas dokularının küçüldüğünü ve yok olduğunu felçli insanlarda açık olarak fark edebiliriz.
    İstemsiz kaslar
    İstemsiz kaslar, vücudumuzu kontrol eden sistemi çalıştırırlar. Kalbin yapısı büyük ölçüde, hayat boyunca düzenli olarak durmadan kasılıp gevşeyen özel türdeki istemsiz kaslardan oluşmuştur. Bu düzenli kalp vuruşları da geniş ölçü­de otomatiktir, kalp ameliyatla sinir sisteminden koparılsa’ bile, kalp atışları devam eder. Kalbin hızı ve kasılma ölçü­sü ise sinir sistemi ve kanda dolaşan hormonlar tarafından kontrol edilir. Bun­lar zor koşullarda kalbi daha çok çalış­tırırlar.
    Bir başka istemsiz kas türü de, ince-barsak çeperlerinde görülür. Bunlar, pe-ristaltik denilen yukardan aşağı halka ve helezon biçimindeki kasılmaları oluş- turarak besinleri barsak içinde ileri sü­rerler. Atardamar çeperlerinde ve idrar kesesinde de istemsiz kaslar vardır.
    Kasların beslenmesi
    Kasların kasılmaları için enerjiye gerek­sinmeleri vardır. Bunu da kandaki gli­kozdan sağlarlar. Kasların aşırı çalışma­larından sonra çıkan artık maddeler kas-dokusu içinde laktik asit biçiminde biri­kirler ve kasın verimini azaltarak yor­gunluğa yol açarlar. Laktik asiti sistem­den çıkarmak için fazla oksijen gerekir. Bu nedenle yorgunluk anında çok daha derin soluruz. Vücut faaliyetlerini ger­çekleştirmek için sürekli çalışan kasla­rın fazla miktarda besin ve oksijene ge­reksinmesi vardır; bu nedenle bol kanla beslenirler.
    Kas tonusu
    Normal olarak kaslar hafif kasılmış hal­dedir. Buna “kas tonusu” denir. Kas tonusu, kolları, bacakları ve iç organ­ları bulunmakta oldukları göreli yerlerin­de tutar. Kasların ve organların yerini belirleyen bu durum, sinir uçlarının fark edilmeyen iletileriyle otomatik olarak gerçekleşir.
    Vücudumuzun iyi bir duruştayken bü­tün istemli kaslar hafif kasılmıştır; hiç­birinin kasılması ne çok aşırı ne de çok düşüktür. Duruşumuz kötü olduğu za­man ya da kendimizi bıraktığımız za­man, sırtımızın altındaki kaslar aşırı ge­rilir ve sırt ağrısına yol açar. Aynı za­manda, omurga ve omuzlar öne eğik ol­duğu için karın organları sıkışır ve so­lunumun verimini azaltır; bazen de sin­dirim bozukluklarına neden olur.
    KAS ATROFİSİ, -İlerleyici- (Progressif muskuler atrofi). Motor nöronların bir hastalığıdır.
    Nedeni: Bilinmemektedir. Erkekler­de daha fazla görülür ve genellikle, ileri orta yaş hastalığıdır.
    Belirtileri: El hareketlerinde ka­balık ve zayıflık, bunu izleyen elleri “pençe eli” şekline sokabilecek derece­de, el kasları erimesidir. Zamanla, kol ve omuz kasları, bazen de bacak kasları, aynı durumu gösterir.
    Tedavi: Henüz etkili bir tedavi bi­linmemektedir.

  • KARNABAHAR KULAK

    KARNABAHAR KULAK (Güreşçi ku­lağı). Kulağa gelen bir darbe, kulak kıkırdağıyla, kıkırdağı örten zar (perikondr) arasında, kanamaya neden olabilir. Ku­lakta, hiçbir basınç ya da hareket olma­dığında, bu duruma müdahale edilmezse, biriken kan dağılamaz ve bağdokusuna dönüşüp, kulakta şekil bozukluğuna yol açar. Bu görünümdeki kulak, karnabaha­rı andırdığından, “karnabahar kulak” adını alır.
    Tedavi: Oluşmuş bir vakada, plastik cerrahının müdahalesi gerekir. En iyi tedavi, korunmadır ve bir darbe sonrası, kanm henüz pıhtılaşmadan, dışan akması sağlanmalıdır. Pıhtılaşmca da, bir cerrahî müdahale ile çıkartılabilir. Mü­dahaleden sonra, basınçlı bandaj uygu­lanması, yeniden kan birikmesini önler. Yağlı güreş yapan pehlivanlarda devam­lı elense çekilmesi sonucunda bu tür bir kulak yapısı meydana gelir.

  • KARIN YARALANMALARI

    KARIN YARALANMALARI. Karın ön duvarı kuvvetli bir koruyucu tabaka olması nedeniyle, günlük yaşamda, iç organları etkileyebilen ciddi karm yara­lanmalarına çok seyrek rastlanır. Bu tip yaralanmalar, daha çok trafik kazala­rında, ezilmelerde ve yüksek yerlerden düşmelerde görülür ve bu durumlarda karaciğer veya dalak parçalanabilir. Bü­yük bir kan damarının yırtılması halin­de, müdahaleye vakit kalmadan kişinin ‘ ölümüne neden olabilecek şiddette ka­nama olabilir. Karındaki delici bir yara sonucu, genellikle mide veya barsaktaki maddeler dışarı sızar ve bu durumda, peritonitin yayılmasını önlemek için acil olarak kişiyi ameliyat etmek ve yaralan onarıp antibiyotik kullanmak gerekir. Ba­zen, arkadan gelen bir darbe ile böbrek­ler zedelenmekte ve idrara kanm karış­tığı görülmektedir. Bu durum düzelmez veya çok ciddi olursa, böbreğin ameli­yatı gerekebilir. Yaralanma ile, doktor müdahalesi arası geçen zaman süresince, hasta sakin yatırılmalı ve mümkün ol­duğu kadar az hareket ettirilmelidir.

  • KARIN

    KARIN (Batın). Gövdenin göğüs ve pel-vis bölgeleri arasındaki bölümüdür. Gö­ğüsten, bir kas bölme yapan diyafram ile ayrılmış olan karnın, alt bölümünde pelvis boşluğu ile devamlılığı vardır.. Ar­kadan, belkemiği ve alt kaburgalar ta­rafından iyice korunmuş olmakla bera­ber, ön ve yanlarda yalnız kas tabaka­ları ile yanlarda, transvers, iç ve dış oblik kaslar ve orta çizgi üstünde dikey rectus abdominis kası ile örtülü oldu­ğundan, dış etkilere karşı iyi korunmuş değildir.
    Karın duvarını oluşturan yapılar, dış­tan içe doğru, deri, değişik kalınlıktaki yağ tabakaları, kas, diğer bir yağ taba­kası, ince kaygan bir zar olan ve karın boşluğunun iç yüzünü kaplayan periton’ dur. Islak selofan kâğıdına benzetilebilen periton, karın boşluğundaki bütün or­ganların üzerlerini kaplar. Karın için­deki başlıca yapılar, sindirim sistemi or­ganlarıdır: Mide, ince ve kalınbarsak (appendiks ve çekum dahil), karaciğer ve pankreas. Kalınbarsağın son bölümü olan rektum, pelvis boşluğu içindedir. Böbrekler, karın boşluğunun arka bö­lümünde, son kaburgaların altında, belkemiğinin her iki yanında bulunur. Üre-ter diye adlandırılan ve tüpleri andıran idrar yollan, karın boşluğunun arka du­varı boyunca, böbreklerden, pelvis için­de bulunan mesaneye doğru inerler. Sol­da, diyafram altında, aşağı yukarı sağda bulunan karaciğerin tam karşısına ge­lecek şekilde, dalak bulunur. Dalak, ka­raciğerlerden çok daha ufak olup, mide tarafından arka ve yukarı doğru itilmiş­tir. Arkada, belkemiği boyunca, gövde­nin en büyük atar ve toplardamarları olan, karın içi aortu ve “vena cava” (vena kava) bulunur. Belkemiğinin iki yanı boyunca, gangliyon zincirleriyle bir­likte karın otonom sinir sistemi vardır. Erkekteki prostat bezi ve kadındaki ra­him, yumurtalıklar ve fallop boruları, karın boşluğu altındaki pelviste bulunur. Karın ve pelvis hastalıkları, etkiledikleri sistemlerin veya hastalıkların adlarıyla anlatılmıştır.

  • KARBONMONOKSİT

    KARBONMONOKSİT. Çeşitli kaynak­lardan (örneğin, otomobil egzozlarından) çıkan öldürücü bir gazdır. Öldürücülüğü, kan hemoglobiniyle, oksijenden 200 misli fazla birleşme yeteneğinden doğar; ayrıca, dokulara oksijen verilmesini önler. Bundan ötürü, havada bolca karbonmonoksit varlığı, kanda belirli bir yo­ğunluğa ve kimyasal asfiksiye (oksijen­sizliğe) yol açar: % 0,2 tehlikeli, % 0,4 ise bir saatte öldürücü olan yoğunluk­larıdır. Bu gazla zehirlenme fark edil­meyebilir ve özellikle, banyolarda, şof­benlerin bozuk olması, ya da yakılan gazın tam yanmaması sonucu havaya karışabilir. Bazen, soğuk bir gecenin so­nunda, kömür sobasıyla ısınmaya gayret etmiş bir bekçinin bu gazla zehirlenip öldüğü görülür. Zehirlenmiş kişinin için­de bulunduğu oda, ya da kapalı yere gir­meden önce, kurtarma sistemi hazır ol­malıdır, çünkü kurtarmak üzere odaya dalan kişi de çok çabuk zehirlenebilir; ayrıca, bazen bayılmadan önce bacakla­rın hareket kontrolü kaybolduğundan, böylesine önlemsiz kurtarma çabası so­nunda bir yerine iki zehirlenme vakası görülebilir. Kömürde olduğu gibi, hava-gazının solunmasıyla da, karbonmonok-sit zehirlenmesi görülebilir. Bu gaz ka­rışımı havadan hafif olduğundan, yere yakın yükseklikte karbonmonoksit bu­lunmayabilir. Kapalı, havalandırılmamış bir yerde zehirlenmiş bir kişi varsa, ge­rekli önlemler alınmadan yanına gitmeye çalışılmamalıdır.
    Karbonmonoksit zehirlenmesinin te­davisi, hastaya, tercihan % 5 karbon­dioksitle birlikte oksijen solutmaktır. So­lunum borularının açık olduğu saptan­malı ve oksijen gelene kadar, ağız ağıza sunî solunum uygulanmalıdır. Karbon-monoksiti karbondioksitle karıştırmamak gerekir, bkz. Karbondioksit.

  • KARACİĞER İLTİHABI

    KARACİĞER İLTİHABI (Hepatit). Genellikle, enfeksiyöz hepatit için kulla nılan bir addır ve sarılıkla birlikte görü­len karaciğer enfeksiyonu anlamına ge­lir.
    Nedeni: Hastanın dışkısıyla bulaşmış yiyecekteki virüsün yaptığı bir enfek­siyondur. Buna çok benzer bir durum, kan naklinde kullanılan kan ya da se­rumla ve hasta kişide kullanılmış iğne ve şırıngalarla nakledilen ve homolog serum hepatiti diye adlandırılan hasta­lıktır. Kullandıktan sonra atılabilen iğne ve enjektörlerin bulunmasıyla bu son durumun belirli bir şekilde azalması ge­rekir. Her iki halde de, karaciğer büyür, hücreleri de, bazen yeniden düzelmeye­cek şekilde yıkıma uğrar.
    Belirtileri: Enfeksiyöz hepatitin kuluçka devri üç hafta kadardır; homo­log serum hepatininki ise daha uzun­dur (2-6 ay arası). Sarılığın belirmesin­den önce, kişi kendini kötü hisseder, bulantı, iştah azalması ve karın üst kad­ranında hafif bir ağrı belirir. Hastalığın ikinci haftasında, deri ve göz aklarının sararmasının ortaya çıkmasına kadar, ke­sin teşhis konamaz. İdrar koyu sarıdır, dışkı rengi ise açılmıştır. Sarılık belirin­ce, hasta kendini daha iyi hisseder, fakat genellikle hastalık süresince ve hatta he­men sonrasında, huzursuzdur. Hastalığın süresi değişkendir, fakat idrarla dışkı renklerinin normale dönmesi, sarılığın azalmasıyla, iyileşme olayının başladığı anlaşılır. Hastanın gerçek normal duru­muna dönmesi için, 1,5-2 ay geçmeli­dir. Hastalık tekrarlayabilir ve genellik­le, homolog serum hepatiti daha ağır seyreder.
    Tedavi: Hastanın izolasyonu gerekli değildir, fakat dışkının bulaşmasını ön­lemek gereklidir. Hasta, yatakta dinlen­melidir. Alkol yasaklanır ve hafif bir diyet uygulanır. Gerçekte de hastanın zaten iştahı yoktur. Gamma globulin’in (bkz.) hastalıktan koruyucu etkisi vardır. Bazı şekillerinde hastalığın bir kere geçi­rilmesi, ömür boyu bağışıklık sağlar.

  • KARACİĞER HASTALIKLARI

    KARACİĞER HASTALIKLARI.
    Bu hastalıklar, özel başlıkları altında anla­tılmakla beraber (bkz. özellikle, Sarılık, Kolesistit) birkaç genellemeden söz edi­lebilir.
    Karaciğer, vücudun çok önemli bir organıdır. Buna rağmen, bu organın ken­di kendini yenileme yeteneği ve kara­ciğer dokusunun, gerekenden çok fazla miktarda bulunması, karaciğer hastalık­larının sonuçlarının, umulduğu kadar ağır olmamasının nedenleridir. Genellik­le, karaciğer hastalıkları, diğer bir has­talığın ikincil belirtisidir. Bir kişiyi kara­ciğeri zayıf diye tanımlamak yanlıştır. Ayrıca, kusmukta safra bulunması da, karaciğer hastalığının işareti değildir: Midesini, kusarak tamamen boşaltan bir hastada, kusma tekrarlarsa, içinde safrada bulunan duodenum sıvılarının dışarı çıkması normaldir. Karaciğer için üretil­miş ilaç çeşitlerine ve tüm ilaçların ka­raciğerden geçmesine rağmen, karaciğe­rin çalışması ya da hastalığını doğrudan etkileyecek (meselâ kalp hastalıklarında kullanılan ve kalp adalesini sıkıştıran di­jital gibi) bir ilaç veya madde yoktur. Kul­lanılan ilaçlar dolaylı olarak karaciğere etki ederler (Vitaminler, kortizon vb…). Aslmda bu tür ilaçlar bazı kronik safra kesesi enfeksiyonlarında veya karaciğer sirozu vakalarında verilmekle beraber, gerçek etkileri belirli değildir.

  • KARACİĞER

    KARACİĞER. Karaciğer, vücudun en büyük organıdır. Anatomisi: Diyaframın altında, sağda bulunan karaciğerin ön yüzünü kabur­galar örter ve üst kubbesi, altıncı ka­burgaya ulaşır. Yaklaşık olarak 1500 gr. ağırlığında, yumuşak bir organdır. Ta­nımlamada kolaylık sağlamak için dört parçaya bölünmekteyse de, aslında bir bütündür. Karaciğere kan, karın aortu­nun bir dalı olan hepatik atardamar, barsaklardan kan getiren portal toplar­damar yoluyla sağlanır. Karaciğere ge­len kanın beşte birini, karaciğer atar­damarı, geri kalan beşte dördünü ise por­tal toplardamar iletir. Karaciğerin kanı da, karaciğer toplardamarı yoluyla alt vena kava’ya gider. ^Karaciğerde, kılcal damarlar yerine, ufak kan boşlukları olan sinusioidler vardır ve her bir sinu-soidin, portal toplardamar ve hepatik atardamar dalı olan damarları vardır. Sinusoidlerin duvarlarını karaciğer hücreleri yapar ve kan toplardamarlarca toplanmadan, bu hücrelerden geçer. Bir­birinden belirli bir şekilde ayrılmamış olmakla beraber, karaciğer on iki fonk­siyonel parçaya bölünür. Her bir bölü­mün, bir portal toplardamar bir hepa-tik atardamar, bir hepatik toplardamar ve bir de hepatik kanal dalı vardır ve karaciğerin bazı bölümlerini, diğerlerini zedelemeden, cerrahî yoldan çıkartmak bu suretle mümkün olabilmektedir. He­patik kanaldan safra geçer ve bölümle­rin kanalları bir araya gelerek, karaci­ğerden sağ ve solda birer adet kanal halinde karaciğeri terk eder. Karaciğerin dışında, bu iki kanal birleşip, safra ke­sesi kanalıyla bir arada tek bir safra yo­lunu yaparlar.
    Görevi: Karaciğer, yaşam için gerekli birçok kimyasal reaksiyonun gerçekleşti­ği (sentez veya yıkım) yer aldığı organ­dır: Organizma, karaciğeri olmadan ya­şayamaz. Karaciğerin başlıca görevleri, protein, yağ ve karbonhidratların yapı­mı, yıkımı ve depolanmasıdır. Burada, ayrıca, bazı hormonlar yıkılır, ilaçlar değişime uğrayıp atılır, üre yapılır, safra salgılanır, A, D, E, K vitaminleri depo edilir. Karaciğerin fonksiyonları çok, çe­şitli ve karmaşık olduğundan, hepsini laboratuvarda analiz etmek olanaksızdır ve ancak belirli bir seri test yoluyla ka­raciğerin durumu teşhis edilebilir ve te­davi yönetilir. Karaciğerdeki kimyasal olaylar, hepatik lobül hücrelerinde oluş­maktadır. Her bir hepatik lobül, bir grup sinusoidle, bunları çevreleyen hepatosit-lerden oluşmuştur. Kanı toplayan hepa­tik toplardamarcıklar, lobüllerin merke­zindedir, vücuttan temiz kanı getiren hepatik atardamarın dallarıyla, barsak-lardan yiyecek taşıyan portal toplarda­marın dallan ise, lobüllerin çeperindedir ve bunlarla birlikte, safra kanalcıkları da burada bulunur. Karaciğerde bol mik­tarda fonksiyonel doku yedeği vardır ve çok fazla karaciğer dokusu yıkımıyla so­nuçlanan hastalıklar, ya da karaciğerin büyük bölümünü çıkarmaya yönelen ameliyatlar sonrası dahi, kalan bölümle yaşam sürdürülebilir, fakat bu durumda, normal bir karaciğer çabukluğuyla toksik maddelerin yok edilmesi beklenemez. Bundan ötürü, ağır karaciğer iltihabı va­kalarından sonra, alkole dayanıklılık azalmaktadır. Ayrıca, açlık karaciğeri (normal proteini, yağ ve karbonhidratı az olan karaciğer) hastalığa karşı, nor­mal bir karaciğerden daha az dayanıklı­dır. Yeterli beslenmiş karaciğer hücre­lerinin, kendi kendini yenileme yeteneği, olağanüstüdür.