İNTİHAR. İntiharın, en çok, dünyanın gelişmiş bölgelerinde görülmesi, gerçek bir çelişkidir. Gelişmemiş yerlerde, kelimenin anlamı dahi bilinmeyebilir. Bu çelişkinin açıklamasını yapmaya kalkışanlar, şu özelliklerden söz ederler:
Sanayi devrimi, tarımsal yaşam sürdüren, ailenin her bireyinin kendini yararlı görebildiği belirli bir aile düzeni olan toplulukların dengesini değiştirmiştir. Günümüzde, yaşlı kişiler, toplumda önemi ve görevi olmayan fazlalıklar düzeyindedir.
Herhangi bir yaşta, yalnızlık, intiharda önemli rolü olan bir faktördür ve modern toplumda görülen aşırı sosyal ve coğrafî hareketler sonucu, yalnızlık, çok kişi için kaçınılmaz bir sonuç olmaktadır. Bir odalı pansiyonların bulunduğu bir bölgede tek başına yaşayanların çoğalmasıyla intihar oranı arasında, belirli bir ilişki vardır. Yine, modern toplumda, başarıya iliştirilen büyük önemle, başarısızlığın çok kötü sayılması, kişilerin yaşam çabalarını güçleştirmektedir. “Yükseldikçe düşüşün daha kötü olacağı” ve “yeteri kadar düşük bir düzeyde, daha fazla inişin beklenmediği” anlamındaki deyimler, bu gerçeği göstermektedir.
Batı dünyasında, aşk kavramına verilen aşırı önemden ötürü, aşk öyküleri ve evlilik yaşamlarının, birçok erişkin ve evli kadını, intihara yönelttiği de bir gerçektir.
İntiharla, intihar girişimi aynı anlama gelmez. Başarılı intiharlar, genellikle, erkeklerin işidir. İntihara yeltenen her 4 erkekten 3’ü ölmektedir. Buna karşılık, kadınlarda bu oran, 4’te l’dir. İntihara girişim, çoğunlukla genç yaş gruplarında ve evli kadınlarda, “aşkta hayal kırıklığı” sonucu görülmektedir. Böylece, başarısız intiharın tersine (başarısız intihara daha çok, yalnız yaşayanlarm sık oldukları bölgelerde rastlanır) intihar girişimi, belirli bir toplum ortamında görülür ve çevreye bir çeşit çağrı, tehdit ve hatta duygusal bir blöf niteliğindedir: Kişi, “bak, beni nereye yönelttin; bana daha fazla ilgi göstermezsen, bunu tekrarlarım!” demektedir. Buna rağmen, intihar edeceğinden söz edenin söyledikleri, mutlaka değerlendirilmeli ve önem-senmelidir.
İntihardan ölüm vakalarının belirli bir grubunda yapılan araştırma sonucu, ölenlerin üçte ikisinden fazlasının, birine bu arzularından söz ettiği anlaşılmıştır. Aynı şekilde ilk girişimi başarısızlıkla sonuçlanan kişinin, bundan sonra da başaramayacağına inanmak yanlıştır. Ayrıca, istenmediği halde, kaza ile başarıya ulaşan intiharlar da vardır.
Yazar: 13eta
-
İNTİHAR
-
İNTERFERON
İNTERFERON. Enfeksiyöz hastalıkların çoğunun önlenmiş ve hatta bir bölümünün tamamen ortadan kaldırılmış olmasına rağmen, bir büyük grup, tedavi yöntemlerinin çoğuna dirençlidir: Bu,-virüs hastalıkları grubudur. Adi nezle, suçiçeği, kızamıkçık ve kabakulak gibi hafif hastalıklar ya da ansefalit ve sarı humma gibi ağır hastalıklar, hep bu gruptandır. Interferon ilk olarak 1957 yılında, tavuk embriyonundaki canlı in-fluenza virüsü üzerine, ■ önceden verilmiş ölü virüsün etkisi görüldüğünde, tanımlanmıştır. Bu deneyle, ölü virüsün uygulandığı hücreleri çevreleyen sıvıda, bu hücreleri canlı virüsten koruyan bir maddenin bulunduğu anlaşılmıştır. Çok çeşitli dokunun, canlı ya da ölü virüsle temastan sonra bunun gibi zehirsiz ve aynı tür organizmaya etkili (örneğin, tavşanlar, tavuk interferonundan yararlanamaz) bir madde oluşturduğu, günümüzde bilinen bir gerçektir. Bu konudaki deneylerin hemen hepsinin hayvanlara uygulanmış olmasına rağmen, tavukları enfekte eden virütik hastalıkların büyük bir bölümünün, bu maddece önlendiği ya da durdurulduğu ortaya çıkmıştır. Deneylerin ortaya çıkardığı en önemli bulgulardan biri de, interferonun, tavukta, etkeni virüs olan ve Rous sarkomu diye bilinen bir kanserin gelişmesini dur-durmasıdır. Bu maddenin insanda nasıl kullanılabileceğine dair, henüz bir fikir birliği yoktur. Ne var ki, penisilinin bulunuşu gibi, bu maddenin de bulunmuş olması, virüs enfeksiyonlarıyla ve hatta kanserle savaşılabileceği umudunu vermektedir.
-
İNSÜLİN
İNSÜLİN. Pankreas’ta iki cins hücre bulunur. Birinci tip hücreler, pankreas kanalında, duodenuma iletilen bir sindirim fermentini yapar; ikinci tip ise, ayrı ayrı hücre gruplarını oluşturan (bu hücre grupları, Langerhans adacıkları adını alır) ve insülinle glukagon hormonlarını salgılayan hücrelerdir. İnsülinin varlığı 1909’da iddia edilmiş, fakat izolasyonu, ancak 1922 yılında, Macleod, Banting ve Best’in Toronto’daki çalışmaları sonucu olmuştur. Bu başarı, Nobel Ödülü’ nü almıştır, çünkü insülinin bulunması, diabetes mellitus’un (bkz. Diyabet) tedavi edilebilmesi demektir.İnsülinin etkisi: Genel bir deyimle, insülin, vücudun şekeri kullanmasını sağlar. Kan şekeri düzeyi yükselince, insülin, dolaşıma gönderilir. İnsülinin etkisi iki yönlüdür: 1. Şekerin, kandan dokulara geçiş hızını artırır; 2. Karaciğerin, kana şeker verme hızını azaltır. Ayrıca, glikozu türeten glikojenin kasta depolanma hızını ve glikozun dokularda kullanılmasını artırır, kaslarda protein yapımını uyarır, yağ imalini kamçılar ve yağın, yıkılmasını önler.
-
İNSİZYON
İNSİZYON (Şak). Özellikle karında, çok sayıda, özel adla tanınan cerrahî insiz-yonlar (şaklar) vardır. Bunların belki de en tanınmış olanı, karın sağ alt kısmında, üye kemiğinin ön üst dikeninin 2,5 cm. kadar iç tarafında yapılan Mc. Bur-ney insizyonudur. Bu girişim, karın kaslarını kesmektense, ayırmaya yönelir ve apendiksi çıkartan ameliyatlarda kullanılır. Diğer bir özel adla anılan insiz-yon da Pfannenstiel’dir. Pubis kemiğinin hemen üstünden, enine olarak yapılır ve iyileştiğinde, pubis bölgesi kıllarınca üstü örtülmüş olur. Bu insizyon, kadınlardaki pelvis ameliyatlarında kullanılır. Karındaki standart cerrahî insizyonlar, orta (median; göbeğin üst veya altında olabilir), paramedian (orta çizginin sağ veya sol yanındadır), enine (transvers) ve çaprazdır (oblik). Çapraz insizyon, böbrek ve yollarıyla ilgili ameliyatlarda, arkadan, en alt kaburgalar boyunca, kar- nın ön tarafına uzanır. Birkaç insizyonun bir arada kullanıldığı da olur, fakat cerrah, daima karın duvarını zayıflatıcı işlemden kaçınır.
-
İNSAN
İNSAN (Dünyadaki yeri). Dünyadaki bütün canlılardan farklı bir yapısı olan insan veya biyolojideki tanımlamasıyla homo sapiens’dir. İnsanları hayvanlardan bu denli farklı kılan özellikler nelerdir? Kuşkusuz beynimiz öteki hayvanlara oranla çok üstündür ve bu üstünlük bizi gezegenimizin egemen canlısı yapmaktadır. Fiziksel özelliklerimizin çoğu, yalnız insana özgü değildir. Ama insanoğlunda bunlar bir araya gelerek beynin işlevlerini tamamlayıcı ve hiçbir canlıda görülmeyen fiziksel yetenekler sağlarlar.İnsanoğlunun ve ona en yakın canlıların özellikleri şunlardır:
1. Yapılabilecek belirli bir işlevle sınırlanmamış çok oynak bir kol, bacak sistemi.
2. Çok hareketli parmaklar.
3. Bir şeyi tutmamıza yardım eden tırnaklar.
4. Kısa bir burun ve dolayısıyla koklama duygusunun azalması.
5. Gözlerin kafanın ön kısmında oluşunun yarattığı iyi bir görüş.
6. Hem sebze, hem de et yemeğe uygun dişler.
7. Bir doğumda çok az sayıda yavru, uzun bir gebelik süresi ve yavruların bakım gereksinmesinin çok uzun bir süre sürmesi.
Biyoloji yönünden insanoğlu küçük bir çocuktur. İnsan diye tanımlanabilen canlılara yeryüzünde en çok 2 milyon yıl kadar önce rastlanmaktadır. Mağaralarda resimler çizen ilkel insanlar ise sadece bizden 2000 nesil kadar önce yaşamışlardır. Bu bize uzun bir süre gibi gelebilir. Ne var ki 155 milyon yıl önce dünyamızda dinazorların egemen olduğunu ve günümüzdeki bazı sürüngenlerin 300 milyon yıl önce yaşayan atalarına benzediğini düşünürsek, insanoğlunun yeryüzünde varlığının jeoloji tarihinde çok kısa bir süre olduğunu anlarız.
Kopuk zincir
Bazı memelilerin nasıl geliştiğini geniş ayrıntılarıyla biliyoruz. Örneğin atların, atalarından günümüzün atını oluşturana kadar geçirdiği evrimi kanıtlayan hemen hemen eksiksiz bir fosil zinciri vardır. İnsanın atalarına ilişkin, bulunmuş bütün fosiller 1500 parça kadar kemik ve diştir ve iki çantayı ancak doldurur. İlk insanlar, dünyanın hiçbir yerinde bol iz bırakacak ölçüde çoğalmamışlardı. Bulguların azlığı nedeniyle, insanın gelişmesiyle ilgili elimizdeki bilgiler, eksiksiz, tam bir kayıt sağlamamaktadır. Bazı bulguların yaşının kuşkulu olmasına ve insan türünün bilinenden çok daha önce ortaya çıkmış olma olasılığına rağmen, evrim doğrultumuz oldukça belirgindir.
İnsanoğlunun evrim sürecinin, bugün hâlâ Malezya ve İndonezya’da soylarını sürdüren soreks benzeri bir hayvandan başladığı sanılmaktadır. Bunlardan maymun benzeri yaratıklar gelişmiş; maymunlar, kuyruksuz maymunlar ve insanın atası da bu canlılardan evrimleşmiş-tir. Bazı paleontoloji (eski varlık bilim) bilginleri insanı ortaya çıkaran son gelişmenin, son yıllarda pek çok fosil bulunan Afrika’da olduğuna inanmaktadırlar. Tanzanya’daki Olduvai Geçidi’nde ve Rudolf Gölü yakınlarında 1,2 metre boyunda, bizimkinin yarısı büyüklüğünde beyni, bize benzer elleri olan ve 2,5 milyon yıl önce yaşamış Homo habilis kalıntıları bulunmuştur. Karışma ve yeni türler Evrimin sürekli, fakat oldukça yavaş bir değişme olması nedeniyle bir tür zamanla fark edilmeden başka bir türe karışmaktadır. Parça biçimindeki kalıntılardan bu karışmayı kesin olarak ayırt etmek nadiren mümkündür. Australopi-tek diye adlandırılan eski fosiller, insandan çok kuyruksuz maymunlara benzemektedir. Öne doğru, daha insan benzeri yaratıklara gelindiğinde 1 milyon yıl kadar önce ortaya çıkan ve kalıntıları Uzakdoğu’da bulunan Homo erektüs’e rastlıyoruz. Bir insan türü de evrimle-şirken yokolan Neandertal insan’dır. Bu canlının güçlü bir yapısı, çıkık bir çenesi, geriye yatık alnı ve ileri fırlamış kaş kemikleri vardı. Doğrudan atamız olmayan bu insan, belki de Modern İnsan olan Homo sapiens tarafından ortadan kaldırılmıştır. Neandertal insan’m bizden büyük olan beyninin onu kurtarmaya yetmemesi dikkati çekicidir.
Fiziksel benzerimiz olan insanın ortaya çıkması bizim hemen dünyaya egemen olmamızı sağlayamamıştır. Binlerce yıl sonra oluşan nüfus patlaması sonunda insanoğlunun egemenliği perçinlen-miştir. -
İLTİHABİ REAKSİYON
İLTİHABİ REAKSİYON. Vücudun, 1. Bakteri, virüs, mantar, protozoon ve solucanlar; 2. Mekanik ve fizik etkenler (sıcak, soğuk, radyasyon, vb.); 3. Bağışıklık reaksiyonu (antikorların, antijenlere karşı reaksiyonu; bkz. Allerji); 4. Kanser tarafından yaratılan yıkıma karşı bir korunma reaksiyonudur. Bu reaksiyon, akut ya da kronik olabilir ve şu şekillerde sonuçlanabilir:
a) Rezolüsyon: Tamamen normale dönüş; b) Fibrozis: Bağdokusu oluşumu; c) Süpürasyon: Cerahatlenme; d) Ülse-rasyon: Yara haline dönüşme; e) Gan-gren: Doku ölümü.
M.S. I. yüzyılda, ünlü Romalı doktor Celsus, iltihabın özelliklerini şöyle sıralamıştır: Rubor (kızarma), calor (ısı), ‘•itnor (şişkinlik), dolor (ağrı). Bu temel kavrama, II. yüzyılda, Galen tarafından, function laesa (fonksiyon bozulması) eklenmiştir: Akut yerel iltihap, yıkım alanında kan damarlarının genişlemesi ve böylece fazla kanın gelmesiyle bölgenin kızarıp ısınması şeklinde başlar. Zamanla, iltihaplı alanın merkezinde kan dolaşımı yavaşlar ve akyuvarlar, damarlardan yıkıma uğramış dokuya doğru hareket eder, kan sıvısı da çevre dokuya sızıp, şişkinlik yapar. Akyuvarların birkaç görevi vardır: Yıkımda etken organizmayı öldürüp, ortadan yok ederler, ölü dokuyu ortadan kaldırır ve onarım olayına yardımcı olurlar. Kan damarı duvarından, sıvıyla (serumla birlikte), antikor ve fibrin de sızıp, enfeksiyonu sınırlandırır. Enfekte bölgenin çevresinde, kalın bir hücre engeli oluşur, fakat yinede bazı bakteriler bu engelleri aşabilir. Bu takdirde, kaçan bakteriler, lenf damarlarına girer ve el ya da ayağın kötü bir enfeksiyonunda, kol veya bacak boyunca, diz ya da dirsekteki lenf bezlerine uzanan kırmızı çizgiler (lenfanjit) görülür. Aynı olay, koltuk altı veya kasığa da ulaşabilir ve bu bölgelerin lenf bezleri ağrılı olarak şişer ve iltihaplanır. En kötü vakalarda, enfekte madde kan dolaşımına karışıp, bakteriyemi ya da septisemiye yol açar. bkz. Kan Zehirlenmesi. -
İLEİT Nedeni
İLEİT Nedeni: Bilinmemektedir. Bazılarınca bir çeşit antikor-antijen reaksiyonudur. Barsak duvarı kızarıp şişer ve kalın bir hortumu andırır, barsak kıvrımları da birbirine yapışır. Hastalık, genellikle ileum’da bulunmakla birlikte, ince ya da kalmbarsağm diğer bölgelerinde de görülebilir.
Belirtileri: Karın ağrısı ve ishaldir. Genellikle hasta, apandisit teşhisiyle ameliyat edilir ve doktor, ameliyatta iltihaplı barsak kısmını görüp, gerçek teşhisi koyar. Bazı vakalarda, ileit belirli değildir ve sonraları barsak ameliyat yarasına yapışıp, zamanla fistülleşebilir (bkz.). Fistül oluşumu, ileit için özelliktir ve bazen de ameliyat yarası yerine, anus bölgesinde görülebilir: Bu bulgu, bazen ileit’in ilk belirtisi olabilir.
Tedavi: Başlangıçta, tıbbî tedavi gerektir ve hastaya yatak istirahatıyla, yüksek proteinli diyet salık verilir. Bazen, koliğe (bkz.) karşı, atropin verilir ve kortikosteroidler (bkz.) de etkili olabilir, fakat tedaviye cevap gecikebilir. Genellikle, antibiyotik ve sulfonamidler verilmez; bu ilaçlar, akut krizler için saklanır. Barsağm bu özel durumu sonucu, yemeklerin sindirimi aksadığından, kansızlık belirebilir; bu durumda demir ve vitamin verilir. Barsak tıkanması görülürse, devamlı mide sondası kullanılır, damardan sıvı ve elektrolitler verilir. Bu tedaviye rağmen, durum düzelmezse, ameliyat edip, ya barsağın hasta bölümü çıkarılır ya da hasta bölüm, barsak devamlılığının dışında bırakılır. Cerrahî girişim, tedavi edici değildir; hastalık tekrarlar. -
İLAÇ ALIŞKANLIĞI
1. Morfin alışkanlığı: Alışkanlık şiddetlidir; hem organik, hem psişik alışkanlık vardır.
2. Barbitürat ve alkol alışkanlığı: Alışkanlık kuvvetlidir; psişik ve organik alışkanlık vardır.
3. Kokain alışkanlığı: Alışkanlık şiddetlidir, yalnız psişiktir.
4. Amfetamin alışkanlığı: Alışkanlık kuvvetli değildir. Psişik ve bazen de hafif bir organik alışkanlık vardır.
5. Hallusinogen (L.S.D.) alışkanlığı: Kuvvetli değildir, özellikle psişiktir.
6. Cannabis alışkanlığı: 5’teki gibidir. İlaç alışkanını tanımak güçtür, çünkü,
hem kişi durumunu gizlemeye çalışır, hem de belirtiler zayıftır. Alışkanlık, tıbbî tedavi sonucu olmuşsa, doktor durumu kolay anlar. Hastanın ahlâk değerlerinin zayıf olması, kuşkuları kuvvetlendirir: İlacı çalmaya yeltenmesi önemli bir belirtidir. Genellikle, hastada moral çöküntü, tembellik, kendine bakmama, iştah bozuklukları görülür. Organik belirtiler, gözbebeğinin daralması (morfin alanlarda), tremor ve nevril (bkz.; alkoliklerde), hareket ve denge bozukluğu, titreme, konfüzyon (barbitürat alanlarda) ilacı zerk edenlerde de iğne izleridir. Alışkanlığa en sık rastlanan yaşlar, 3 5’in altındadır, erkekler çoğunluktadır ve İngiltere’de, alışkanlann sayısı 1960’tan beri çok fazla artmıştır. Bununla birlikte, bu sayı, bütün nüfusa oranla, hâlâ düşüktür. Örneğin, 1960 yılında, afyona alışmış olanların sayısı 437 iken, 1968’de bu rakam 2393’e yükselmiştir. 1968’de, Tehlikeli lİaçlar Tüzüğü’ne göre, doktorların, alışkanlann adlarını bildirmeleri ve bunlara özel izinleri olmadıkça, eroin ve kokain reçeteleri vermemeleri zorunlu kılınmıştır. Benzer bir durum, A.B.D. ‘de de vardır. Bu tür ilaçlar, ağrı giderici olarak, reçeteyle alınabilir, bkz. Eroin, Afyon, Pethidine, Trankilizanlar (Müsekkinler), Sigara İçmek.Tedavi: Uzman işidir. Organik alışkanlığın varlığında, ilacın kesilmesi organik belirtiler doğurur: Tüylerin diken diken olması, üşüme duygusu, kas krampları, kusma, ishal, ateş yükselmesi (morfin ve eroinde), delirium (alkolde), delirium ve krizler (barbitüratlarda). Bu belirtilerin rahatsız edici niteliğine rağmen, zamanla ilacın kesilmesi mümkündür.
Psişik bağlılık daha önemlidir, çünkü hasta, zaten endişeli, isterik, olgun olmayan bir yapıya sahiptir ve tedavi basitçe ilacın kesiminden öteye uzanır. En güç devre, hastanın, hastanede, bu alışkanlığa son vermesi sonrasıdır, çünkü kendine yeni bir yaşam düzeni ayarlamalıdır. -
İKTİDARSIZLIK
İKTİDARSIZLIK (Empotans). Erkeğin cinsel birleşmede bulunamaması halidir. Nedeni, organik veya psikolojik faktörlere dayanabilir, geçici veya devamlı olabilir.
Nedeni: Ereksiyon olamaması, erbezlerini; tiroid bezini veya hipofizi ilgilendiren iç salgı fonksiyonu hastalıklarında görülebilir. Ender olarak, gergin sünnet derisi gibi yerel bozukluklar, tabes dorsalis gibi merkez sinir sistemi hastalıkları, tedavi edilmemiş şeker veya kronik alkolizm gibi genel hastalıklar da iktidarsızlık nedeni olabilir. Bununla birlikte, vakaların çoğu psikolojik olup, suçluluk, endişe duygularından, genel ya da özel olarak cinsel birleşmeden nefret etmekten, gizli kalmış eşcinsel eğilimlerden veya bilgisizlikten doğmaktadır. Er- keğin cinsel birleşmede bulunabilmesi birçok faktöre bağlıdır; bunların arasında, kendine güven ve saygı önemlidir ve genellikle bir özel vakada başarısızlık, ondan sonrakilerde de beceriksiz olma korkusuna yol açıp, durumun sürmesine neden olur. Endişe ve istek, aşk ve korku gibi karşıt duyguların etkisinde ereksiyon olağansızlaştığmdan, böyle durumlarda da iktidarsızlık görülür.
Tedavi: Ender rastlanan organik şekillerde, gerekli hormonlar (örneğin, testosteron propionat) kullanılır, fakat çoğunluk olan psikolojik nedenli vakalarda, endişe giderici tedavi uygulanmalıdır. Kantaridler veya “İspanyol sineği” gibi cinsel duyguyu artırıcı afrodizyaklar ‘ hem yararsız, hem de etkilerini üretrada yerel tahrişle gerçekleştirdiklerinden, tehlikelidirler. Bu maddeler, aynı zamanda böbrekleri de, idrarda kan görülün-ceye kadar tahriş ettiklerinden, hiçbir zaman kullanılmamalıdır. Cinsel istek, mekanik etkenlerle gerçekleştirilebilecek, mekanik bir olay değildir ve karşıdaki kişiye istek ve sevgi yokluğunda, cinsel birleşme de başarılı olamaz. Hemen her erkek, yaşamının bir döneminde iktidarsızlık gösterebilir, fakat bir kere olan bu durum, endişe yaratırsa, gelecekte de iktidarsızlığın sürmesine neden olur. İstekle, kişinin kendini incelemesi, bir arada bulunamaz ve endişe de en etkili cinsel istek öldürücüsüdür. -

İkiz Gebelik
İKİZ GEBELİK (Çoğul gebelik). İnsan türünde nadir görülür hayvanlarda geoluşur. Dolayısıyla, aynı cinsiyette olmaları gereken bu iki bebek, aynı kökenden oluşmaları nedeniyle, tek yumurta ikizlerinin bir özelliği olan fiziksel benzerlik gösterirler. Birden fazla sayıdaki diğer doğum olaylarında da aynı durum geçerlidir. Üçüzleri, dördüzleri, hatta daha çok sayıdaki doğumları ya genler etkiler, ya da bu olaylar kendiliğinden olur. Oysa, doğurganlığı arttırıcı bir takım ilaçlar durumu büsbütün karmaşıklaştırmıştır. Bu ilaçlar yumurtalıklarda uyarıcı bir etki gösterdiklerinden, birden fazla ovumun yumurtalıktan atılmasına yol açabilmektedirler. Örneğin, beşizlere, hâlâ ender rastlanmakla birlikte vaka sayılan artmıştır. Yine de beşiz doğumlar gazete başlıklarına konu olacak kadar seyrek görülmektedir.
İKİZLER, ÜÇÜZLER VE DAHA FAZLASI
Belki siz tek bir çocuğa hazırlıklısınız ama ya iki veya üç tane gelirse? Bazı kadınların bu ilk randevuda ikiz ya da üçüz, hatta dördüz bebek (çoğul gebelik) bekledikleri gibi bir sürprizle karşılaşma ihtimalleri vardır.
Çoğul gebelik genelde ilk ultrason muayenesinde ortaya çıkar. İlk ultrason muayenesinin uygulanma tarihi her tıp merkezinde aynı değildir. Bazı tip merkezleri ilk randevuda, diğerleri ise ikinci ya da üçüncü randevuda uygularlar. Doktorunuzdan ilk randevuyu aldığınız tarih de bunda rol oynar.Doktorunuz ilk randevuda ultrason muayenesi yaparsa ve siz de birkaç haftalık gebeyseniz, çoğul doğum yapacağınızı bir hayli erken öğrenmiş olursunuz. Ultrason aleti, çoğul gebelikleri genelde gebeliğin sekizinci haftasında, bazen de daha erken saptayabilir. Ultrason muayenesinde ses dalgalan rahmin ve bebeğin ya da bebeklerin görüntüsünü ortaya çıkarır.
Çoğul gebeliğin fiziksel belirtileri arasında normalden daha büyük bir rahim, aşırı yorgunluk ve bulantı sayılabilir. Doktorunuz çoğul gebelikten şüphelenirse, şüphelerini doğrulamak için ultrason muayenesi yapabilir. Birden fazla bebek bekleyen kadınların sayısı iki sebepten ötürü artmaktadır. İlki, 30 yaşından sonra doğum yapan kadınların sayısının artması ve çoğul gebeliğin de genelde 30 yaşın üstündeki kadınlarda görülmesidir. ikincisi ise, doğurganlık ilaçlarının ve üremeye yardımcı teknolojilerin kullanımının çoğul gebelik sayısını artırmasıdır.
Çoğul gebelik nasıl oluşur? Aynı yumurta ikizleri ve ayrı yumurta ikizleri olmak üzere iki tip ikiz vardır. Aynı yumurta ikizleri tek bir döllenmiş yumurtanın ikiye bölünüp iki cenin oluşturmasıyla meydana gelir. Genetik olarak iki bebek de aynıdır. Cinsiyetleri aynı olduğu gibi tıpatıp birbirlerine benzerler.
Ayrı yumurta ikizleri ise iki ayrı yumurtanın iki ayn sperm tarafından döllenmesi sonucu oluşur. Bu durumda bebekler iki kız ya da iki oğlan olabileceği gibi bir kız bir oğlan da olabilir. Genetik olarak ikizler birbirlerine iki kardeş kadar benzerler.
İkizlerin aynı yumurta ikizi mi, ayn yumurta ikizi mi olduğu gebeliğin ilk aşamalarında ultrason muayenesinde anlaşılabilir. Plasentanın ve membranların görüntüsü bu saptamayı yapmakta anahtar işlevi görür.Üçüzlerin farklı farklı oluşma şekilleri vardır. Çoğunlukla anne üç ayrı yumurta üretir ve bu yumurtalar üç ayn sperm tarafından döllenir. Ya da tek bir döllenmiş yumurta ikiye bölünüp aynı yumurta ikizleri üretirken, ikinci bir yumurta başka bir sperm tarafından döllenip ayrı yumurta ikizi oluşturur. Tek bir döllenmiş yumurtanın üçe bölünüp üç aynı bebek üretmesi de mümkündür ama bu çok ender görülür.
Dördüzler ve daha fazla sayıda bebekler dört veya daha fazla yumurtanın farklı spermler tarafından döllenmesiyle oluşur. Doğurganlık ilaçlarının ve üremeye yardımcı teknolojilerin kullanımı çoğul gebelikte önemli rol oynar.
Anne için ifade ettikleri: İkiz, üçüz veya daha fazla bebek taşıyorsanız, gebeliğin yan etkileri sizin için daha da tatsız olabilir. Bulantı ve kusma, mide yanması, uykusuzluk ve yorgunluk rahatsız edici boyutlara ulaşabilir. Büyümekte olan bebeklerinizin artan yer ihtiyacı karın ağrılarına ve nefes darlığına neden olabilir. Gebeliğiniz ilerledikçe leğen kemiğinin ön bölümün en altında yer alan kasık kemiğinize de baskı yapabilir.
Çoğul bebek beklemek doktorunuzu daha sık göreceğiniz anlamına da gelir. Çoğul gebelikler özel bakım ister. Doktorunuz bebeklerin gelişimini ve sağlığınızı daha yakından izlemek ve ortaya çıkabilecek sorunlara hazırlıklı olmak isteyebilir. Birden fazla bebeği beslemek zorunda olmak beslenmeyi ve kilo alımını daha da önemli hale getirir. Eğer ikizlere gebeyseniz, doktorunuz günde 300 kalori fazla almanızı tavsiye edebilir. Amerikan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanları Kurulu ikiz gebeliklerde 17-24 kilo alınmasını öneriyor. Bununla birlikte, gebelikten önce kilolu idiyseniz, daha az kilo almanız uygun görülür, ikizden daha fazla bebek taşıyan anneler için bebek sayısına ve annenin gebelik öncesi kilosuna bağlı olarak tavsiye edilen kilo alımı daha yüksek olacaktır. Çoğul gebeliklerde kan hücresi sayısının düşük olması (anemi) olasıdır. Bu nedenle, doktorunuz günde 60-100 mg arası elementer demir takviyesi almanızı tavsiye edebilir. Ayrıca çalışma, seyahat ve egzersiz gibi faaliyetlerinize de sınırlama getirebilir.
Olası komplikasyonları: Birden fazla bebek taşımak bazı gebelik komplikasyonları olasılığını artırır. Çoğunlukla çoğul bebekler, özellikle de ikizler, sağlıklı olarak dünyaya gelirler ama bebek sayısı ne kadar çoksa, komplikasyon olasılığı da o kadar yüksek olur.
Bu komplikasyonlar şunlar olabilir;
Erken doğum: Kasılmalar gebeliğin 37. haftasından önce rahim ağzının açılmasına neden olursa buna erken doğum denir, ikizlerin %60 kadarı, üçüzlerin de %90’ı gebeliğin 37. haftasından önce dünyaya gelir, ikizlerin ortalama gebelik süresi 35 hafta, üçüzlerinki ise 32 haftadır. Çoğul bebeklerin hemen hepsi erken dünyaya gelir. Erken dünyaya gelen bebeklerde düşük doğum kilosu (2,5 kilodan az) ve bazı başka sağlık sorunları görülür. Bu nedenle, doktorunuz erken doğum yapma olasılığına karşı sizi daha yakından izleyecektir. Siz de aynı şeyi yapmak isteyeceksiniz.
Preeklampsi: Preeklampsi, gebelik sırasında oluşan ve yüksek tansiyonla kendisini gösteren bir rahatsızlıktır. Çoğul gebelik yaşayan kadınlar arasında daha yaygındır. Hızlı kilo alımı, baş ağrısı, karın ağrısı, görme sorunları ve el ayak şişmesi gibi belirtileri vardır. Bu sorunlardan herhangi birinden şikayetçiyseniz, doktorunuza görünmenizde yarar var.
Sezaryenle doğum: Çoğul gebeliklerde sezaryenle doğum yapma olasılığı yüksektir. Bununla birlikte, ikiz bebeğe gebe olan kadınların yarısı kadarı normal doğum yapar. Eğer ikiden fazla bebek taşıyorsanız, doktorunuz, daha güvenli olduğu için, sezaryen tavsiye edecektir.
İkizden ikize kan karışması: Bu sadece aynı yumurta ikizlerinde rastlanan bir durumdur. Plasentadaki kan damarlarından biri iki bebeğin dolaşım sistemlerini birbirine bağladığı ve ikizlerden birinin gereğinden fazla, diğerinin ise yetersiz kan akımına maruz kaldığı durumlarda ortaya çıkar. Fazla kan alan bebek çok büyür ve dolaşım sisteminde fazla kan birikir. Diğeri ise daha küçük olabilir ve kansızlığa yakalanabilir.
Bazı durumlarda bebeklerin erken alınması gerekebilir. Ayrıca bazı tedaviler de yararlı olabilir. Fazla kanı çekmek için amniyosenteze başvurmak fayda sağlayabilir. Bazı ihtisas hastanelerinde damarlar arasındaki bağlantıyı koparmak için lazer ameliyatı uygulanmaktadır.Yapışık ikizler: Bu ender olarak rastlanan bir durumdur. Nedeni aynı yumurta ikizlerinin bölünmesinin tamamlanmamış olmasıdır. Eskiden böyle ikizlere Siyam ikizleri denirdi. Yapışık ikizler, göğüsleri, başları ve pelvislerinden birbirlerine yapışmış olabilirler. Bazı durumlarda bir veya daha fazla iç organı paylaşıyor olabilirler. Bunları ayırmak için doğumdan hemen sonra ameliyat yapılabilir. Ameliyatın güçlüğü, nereden yapışık olduklarına ve kaç organ paylaştıklarına bağlıdır.
-
İDRAR
İDRAR. Böbreklerce salgılanan ve üre-terler yoluyla, idrar torbasına geçip, orada biriken ve idrar torbasından, üretra kanalıyla dışarı atılan sıvıdır. Sağlıklı durumda, bileşimi,belirli sınırlar içinde değişmez ve idrar tahlili, hastalık teşhisinde, çok yararlı bir araçtır. İdrar numunelerine, protein, şeker reaksiyonları uygulanır ve özgül ağırlığı tayin edilir. Santrifüj sonucu toplanan sediment (tortu) mikroskop altında incelenip, içinde kırmızı ve beyaz kan hücreleri, mikro -organizmalar ve hücre kalıntıları aranır. Bundan sonra, kültürü yapılır: Enfekte vakalarda, kültürden etken mikro-orga-nizma elde edilir ve bunların ilaç duyarlıkları tayini yapılabilir. Bunlara ek olarak, idrara bir dizi kimyasal deneyler de uygulanabilir. Sağlam kişinin idrarı, kehribar sarışıdır; özel bir kokusu, hafif asit reaksiyonu vardır ve özgül ağırlığı ortalama 1.024 olup, 1.005 ile 1.030 arası değişebilir. Normal idrarda, protein, kan ya da şeker bulunmaz, ama bir süre açıkta bırakılırsa, içindeki fosfatların çökelmesinden ötürü bulanıkla-şabilir ki, bu da önemsizdir; idrarın kay-namasıyla, kaybolur. Normal bir kişinin, günlük çıkardığı idrar miktarı, yaklaşık olarak 1,5 litredir ve bunun içinde aşağı yukarı 50 gram katı madde bulunur. Bununla birlikte, çıkartılan idrar miktarı, alman sıvı miktarına ve iklime de bağlıdır.
-
İDMAN
İDMAN. Modern toplumlarda, egzersizin önemi gittikçe fazla anlaşılabilmek-tedir, çünkü çalışma yaşamı çoğu zaman, oturmayı gerektirir. Bununla birlikte, bu konuya, gereğinden fazla önem vermek de doğru değildir. İdmanın, genel sağlık durumuna olan etkisi küçümsenemez. Normal bir kişi için idman, görev değil, zevk olmalıdır. Bunun ancak iki ayrıcalığı vardır: 1. Son yıllarda, bazı doktorlar, idmansızlıkla, koroner tromboz arasında ilişki görmüşlerdir. Bununla birlikte, bu genel bir görüş değildir ve çok ağır iş gören maden işçilerinde, koroner tromboza da çok sayıda rastlanmaktadır. 2. Bazı belirli hastalıklarda, özel idman tipleri gereklidir, örneğin, bazı göğüs hastalıklarında, solunum egzersizleri yapmak, incelmiş kol ve bacakların kaslarının daha fazla erimesini önlemek için gerekli jimnastik hareketlerini yapmak önemlidir. İdmanın koroner trombozla ilgisi olduğu düşünülse bile, kişinin işine gidip gelirken 5-10 dakika yürümesi yararlıdır. İdmanın, zayıflamayla olan ilgisi de çok fazla abartılmıştır.