KANLANAMAMA (İskemi). Kan damarlarının geçici daralması, ya da hastalığı sonucu, vücudun belirli bir bölgesinin yeterli kanlanamamasıdır. Bu durum, kan dolaşımının genel yetmezliği sonucu ortaya çıkarsa, genel kansızlık ve ölümle sonuçlanır.
Değişik dokuların, kansızlığa dayanma süresi farklıdır. Örneğin, beyin dokusu, beş dakikadan fazla süren iskemi sonucu düzelemeyecek şekilde bozulurken, deri, bu duruma, saatlerce dayanabilir. Bu gerçek olmasaydı, kişinin uzun süre oturabilmesi gerçekleşmezdi. Kas-dokusu kansızlığa, bir saatten fazla dayanabilir, fakat böyle uzun bir süre, kol ya da bacağa turnike uygulanması salık verilemez. Böbrek, kansızlığa, bir saat, hatta bazı vakalarda iki saat kadar dayanır. Bu gerçek, böbrek nakli cerrahisinde önemlidir. Kalp ve karaciğerin kansızlığa dayanıklılıkları çok kısa olduğundan, bu organların nakli ameliyatında, hastanın dolaşım oksijeninin yetmezliği halinde, yapay dolaşım uygulanmalıdır. Dokuların kansızlığa dayanıklılığı, ısının azalmasıyla artar, fakat çok düşük ısı, başlı başına bir tehlikedir. Vücuttan çıkartılır çıkartılmaz, dondurulmuş eriyikler içinde korunan böbrekler, sekiz saat kadar yaşatılabilmiştir. Kasın kısmî kansızlığı çok ağrılıdır ve yetersiz bir dolaşımdan ötürü, dokuya giren oksijen azlığı ve buna eşlik eden, metabolizma artık maddelerinin aşın fazlalaşması, angına pectoris (bkz.), claudicatio intermittens (bkz.) ve çeşitli kramplarda, ağrının nedenidir.
Yazar: 13eta
-
KANLANAMAMA
-
KANCALI SOLUCAN
KANCALI SOLUCAN. İnsanları enfekte edebilen kancalı solucanlar, Ankylos- toma duodenale ve Necator americanus’ tur. Her ikisi de ufak (10 mm. kadar uzun) olup, barsaklarda, kan emerek yaşarlar.
Nedeni: Kancalı solucanların yumurtaları barsaktan dışarı çıktıkları zaman, larva haline gelebilmeleri için, nemli, donmayan yerlere gerek vardır. Bu larvalar, insan derisini delip, içeri girebildiklerinden, larvaların bulunabildiği su ya da çamurla temas eden kişiler, enfeksiyon tehlikesiyle karşılaşırlar. İçilen suyun enfekte olması halinde de aynı tehlike vardır, fakat burada, basit önlemler, önleyici olabilmektedir. Deriden giren kancalı solucan, ufak bir kan daman aracılığıyla, dolaşımla akciğerlere taşınır ve burada dolaşımdan ayrılıp, hava yollarından, trakea’ya (nefes borusuna) girer. Gırtlağın üst ucuna eriştiği zaman, yemek borusuna geçip, mideye iner ve buradan, normal yaşama yeri olan duo-denum’a gidip yerleşir. Belirtileri: Larvaların deriden girdikleri yerde, ufak enfekte sivilceli der-matit görülür ve bu birkaç gün sürer. Larvaların akciğerlere erişmesi sonucu, tahriş ile aşın müküs salgılanması, bar-sakta kan emmesiyle ilgilidir. Ağır bir solucan enfeksiyonu (bkz.) olduğu hallerde, anemi, ağrı, üst karın bölgesinde rahatsızlık duygusu (mide ülserini andırır) ve belirgin beslenme bozukluğu vardır. Kanlı dışkılı ishal de görülebilir. Tedavi: Hastalığa, sağlık koşullarının bozuk olduğu, su ve çamuru bol bölgelerde rastlanır. İlk amaç, hastadaki solucanları yok etmektir. Bunun için, befenium hidroksinaftoat verilir. Fakat hastalığın tam kontrolü, çevre sağlığıyla mümkündür; bu önlemler alınmadıkça, hasta yeniden enfekte olacaktır; hastalığın geçirilmesi, bağışıklık sağlamaz, bkz. Solucanlar. -
KAN ZEHİRLENMESİ
KAN ZEHİRLENMESİ. Bu deyim, kanda, bakteri, bakteri toksinleri ya da enfekte maddenin bulunması halinde kullanılır.Nedeni: 1. Bakteryemi: Kan dolaşımım istila edebilecek şiddette bir bakteri enfeksiyonunda, bu hal ortaya çıkar.
2. Septisemi: Bakteri toksinlerinin kan dolaşımına katılması halidir.
3. Piyemi: Enfekte pıhtı ya da cerahat parçacıklarının, kan dolaşımında bulunmasıdır.
Belirtileri: Kıpkırmızı döküntü, titremeyle ateş yükselmeleri, kalp atımının hızlanması, genel durumun kötüleşmesi ve kollaps görülebilir. Piyemide, vücudun çeşitli bölgelerinde, ufak abseler oluşabilir.
Tedavi: Enfeksiyona göre, antibiyotik verilir. Birçok ağır hastalıklarda, kana bakteri karışabilir. Bu durumda, kanın bakteri öldürme gücü fazla olduğundan, iyileşme görülür. Septisemide, hem dolaşıma toksinlerin karışması, hem de çok sayıda, sağlam bakterinin bulunması, durumu ağırlaştırır. Piyemideki tehlike ise, akciğerler ve beyinde abselerin oluşmasıdır. Geçmişte, kan zehirlenmesi öldürücüyken, günümüzde, tehlikesi azalmıştır.Çeşitli bakterilerin, mikropların, virüslerin ve tekhucrelı parazitlerin kanda serbest olarak dolaşıp çoğalmalarına bekterıyemı veya septisemi denir
Lokal bir enfeksiyon odağından vücuda lenf yoluyla yayılan mikropları, lenf ganglıonları yakalayıp yok etmeye çalışırlar Lenf ganglı-onlarmm bakterileri yutup yok etmesi (fagositoz) başarıya ulaşamadığında, mikroplar kana geçerek septisemi meydana getirebilirler Bakterilerin toksinleri de ağır septisemi ve şok tablosu (endotoksm şoku) yaratabilir Septisemiye bu nedenle halk arasında kan zehirlenmesi adı da verilir
Septisemide hastada titreme, ateş, çarpıntı, bulantı, kusma, fenalık hissi, tansiyon duşuk-luğu vardır Daha sonra şok ve olum gelir Sul-famıd ve antibiyotiklerin kullanılmaya başlanmasından evvel septisemilerde olum oranı çok yüksek bulunuyordu
Mesane sondalarının, damar içinde uzun sure kalan kataterlerm, duşuk yapmak için yapılan müdahalelerin de septisemiye yol açabileceği unutulmamalıdır
Korunmak ıçm septisemiye yol açacak odaklar (apse, furonkul, apandisit, osteomıyelıt, smu-zıt, dış apseleri, bademcik iltihabı, ortakulak iltihabı vb ) titizlikle ortadan kaldırılmalı ve bu girişimler sırasında hastaya uygun antibiyotikler verilmelidir
Septiseminin tedavisi yüksek doz antibiyotiklerle, özellikle penisilinle yapılmaktadır -
KAN PIHTILAŞMASI
Oldukça karmaşık bir olaydır. Aslında, dolaşımdaki fib-rinojen adlı bir madde, pıhtının çerçevesi olan, erimeyen fibrin’e değişir. Şimdiye kadar, pıhtı oluşumunda etkili 13 faktör bulunmuştur: Bunların hepsinin düzenli çalışması halinde, dolaşımda bulunan protrombin adlı faktör, zedelenen dokudan açığa çıkan ve tromboplastin adını alan maddece, trombin’e değişmekte, bu da fibrinojen’in fibrin’e dönüşmesinde etkili olmaktadır. Bu olayda kalsiyumun ve trombosit adlı kan hücrelerinin rolü büyüktür. Bu hücreler, kan damarı duvarının kesildiği ya da yırtıldığı yaralanma bölgesinde toplanıp, ufak akıntıları önleyen bir tıkaç oluştururlar. Ayrıca, bu olay sırasında, pıhtılaşmaya gerekli olan maddeleri açığa çıkarırlar. Pıhtı oluştukça, tüm damar sistemini doldurmaması için, bu oluşumu sınırlayan bir maddenin varlığı gereklidir: Gerçekten de, kanda bulunan plazminojen adlı madde, kan damarının zedelenmesi halinde, trombin’i yıkan bir madde olan plazmin’e değişir. Bir kan damarının yaralanması sonucu, pıhtı oluşumu başlar başlamaz, aynı yaradan oluşan plazmin, pıhtıyı kontrol altına alır ve bir gün içinde, vücutta bu gibi birçok reaksiyon oluşur. Böylesine karmaşık bir mekanizmada, istenmeyen reaksiyonların, eksikliklerin belirmesi çok mümkündür ve belirli bazı durumlarda, bu gibi anormallikler, belirtiler doğurur. Kan pıhtılaşmasını etkileyen en iyi bilinen hastalık, hemofili’dir (bkz.).
-
KAN TÜKÜRME
KAN TÜKÜRME (Hemoptizi). Solunum sisteminden (gırtlak, trakea, bronş veya akciğerler) doğan kan tükürme. Gerçek hemoptizi, belki akciğer veremi, kalbin valvüler hastalığı veya kalp yetmezliği (özellikle mitral stenoz ve sol karıncık yetmezliği), bronşektazi, pulmoner enfarktüsü (akciğerlerde bir kan pıhtısı), zatüre, bronş veya akciğerlerde tümörler, abse veya gangren, yaralar ve seyrek görülen enfeksiyöz kaynaklardan oluşabilir. Hatta kan hastalıklarında (örneğin, purpura, pernisyöz anemi, kan kanseri), şiddetli C ve K vitamin eksikliği, kızamık, yüksek tansiyon ve amfizemde de görülebilir. Gerçek olmayan hemopti-zinin nedeni boğaz, dişetleri veya burundan gelen kanama olabilir. Bütün bunlar, asıl hemoptiziden daha sık görül- mekle birlikte, şüpheli görünümlü her türlü kanamalar doktor tarafından araştırılmalıdır.
-

Kan Kültürü
Kan Kültürü Nedir?
Toplardamardan alınan kanın, belirli bir ortamda bekletilerek mikrop üremesine sahne olup olmadığının araştırılması. Kan kültürü, kanda var olan bakteri ve mantarların varlığını tespit etmek, bu mikroorganizmayı tanıyıp tedaviye yönlendirmek için yapılan tahlile denir. Vücutta beliren ve rahatsızlık veren mikroorganizmalar kan kültürü sayesinde tespit edilir ve gerekli olan tedavi yöntemine geçilir. Kan kültürü testinde iki veya daha fazla kan testi istenir ve bu testin daha geçerli olabilmesi ve sağlıklı sonuca ulaşılabilmesi için kan örnekleri ardı ardına alınır. Test sonuçları karşılaştırılarak belirli bir sonuca varılır. Bazen kan kültürü testi kadar etkili olmasa da tükürük, idrar, balgam kültürleri testi de yapılabilmektedir. Ama en çok yapılan ve sonucu sağlıklı olan test kan kültürü testidir ve çoğunlukla bu test tercih edilmektedir.
Kan Kültürü Testi Ne Zaman İstenir Ve Bu Test İçin Hastalık Belirtileri Nelerdir?
Kişide maya mantarı, bakteri veya toksitlerin vücuda zarar verme belirtilerine sepsis belirti denir. Bu sepsis belirtilerinin oluşması durumunda doktor tedavi için kan kültürü isteyebilmektedir. Kan kültürü istemek için sepsis hastasında görülen bazı belirtiler mevcuttur.
Bu belirtileri kısaca şu şekilde belirtmek mümkündür. Bunlar;– Hastada aşırı üşüme ile birlikte titreme ve ateşin de bulunması.
– Mide bulantısının olması
– Hızlı bir şekilde nefes alıp verme ve buna bağlı olarak hızlı kalp atışları.
– İdrar miktarında azalma görülmesiTüm bunların dışında daha ağır olanları da vardır ki bunlar; kanda pıhtılaşma, vücut içi iltihaplanmaları, kan basıncının düşmesi ve bir veya birden çok organın işlevini yapamayacak duruma gelmesi.
-
KAN KUSMA
KAN KUSMA (Hematemez). Belirir be-lirmez, doktora başvurulmalıdır. Bazen, boğazın arka bölümlerinden gelen az miktardaki kan yutulup, sonradan kusu-labilir. Bu durumda, kısmen sindirildi-ğinden, kusulan kanın rengi çok koyudur. Tahriş edici yiyecek ya da kuvvetli alkol alındıktan sonra da oluşan gastritte, bazen az miktarda kan kusulabilir, fakat daha fazla miktarlarda kan, ya mideye, ya da duodenum’a ait ülserlerden gelmektedir ve kusmuk, kahve telvesi görünümündedir. Çok fazla miktardaki hematemez, daima bir kan damarı içine açılmış ülserden ya da portal varislerin patlamasından yemek borusu son bölümü ile, mide üst bölgelerinde, karaciğer sirozunda, portal kan dolaşımından (dolaşım yavaşlamasından ötürü, varisli toplardamarlar (bkz.) belirir) ötürü görülür. Bu gibi ağır kanamalar, genellikle öldürücüdür ve çok acil müdahale gerektirir. Çok seyrek vakalarda, hematemez, bazı ateşli durumlar ve kan hastalıklarında görülür.
-
KAN KANSERİ
KAN KANSERİ (Lösemi). Kandaki akyuvarların sayıca çok fazla artmasıyla belirlenen bir hastalık grubudur.
Nedeni: Bilinmemektedir. Radyasyonun neden olduğu iddia edilememekle beraber, iyonlaştırıcı ışınlara maruz kalmanın, hastalığın oluşum olağanlığını artırdığı tahmin edilmektedir. Lösemiler, başlıca üç sınıfa ayrılır: Akut, kronik miyeloid ya da granülositik ve kronik lenfatik.
1. Akut: Erkekte daha fazla görülen bu tip, başlıca çocuk lösemilerinin de şeklidir.
Belirtileri: Hastanın boğazı, kemik ve eklemleri ağrır, ateşi vardır ve bitkinlik hisseder. Derisinde ufak kanamalar belirir ve çok kolay çürük oluşur. Kansızlık başgösterir ve sindirim sistemi, burun kanamaları ortaya çıkar. Ayrıca, idrarda da kan bulunabilir. Lenf bezleri büyümüştür ve göğüs kemiğine basıldıkça ağrı duyulur. Teşhis klinik belirtilere ve kanın mikroskopik tahliline göre konur. Akut lösemi, sık rastlanan bir hastalık olmamakla beraber, arttığı dikkati çekmektedir.
Tedavi: Prednison gibi kortikoste-roidler ve vinkristin sülfat gibi sitotoksik ilaçlarladır. Hastalığın ve tedavinin gidişi, patolog tarafından çok dikkatle izlenmeli ve en az 15 günde bir, kan sayımı yapılmalıdır. Hastalığa eşlik eden kansızlık ve enfeksiyon tedavisi için, kan nakli ve antibiyotik uygulanması gerekebilir.
2. Kronik miyeloid: Çocuklarda pek görülmeyen bu tipe, genellikle, orta yaşlılarda, her iki cinste eşit. sıklıkta rastlanır. Belirtileri: Karında belirsiz rahatsızlık, devamlı yorgunluk duygusu, gece terlemeleri ve ateşi, genel durum bozuk-luğuyla birlikte, dalağın aşırı büyüdüğü ve karın sol üst bölümünde ele geldiği görülür. Hastalık ilerledikçe, dalak çok fazla büyüyüp, hastanın soluk almasıyla, karın duvarı altında hareket ettiği görülür. Kanın mikroskopik tahlili, teşhisi kesinleştirir. Yaklaşık olarak mm3 te 200.000 – 300.000 nötrofil akyuvar (bkz. Lökosit) sayılır.
Tedavi: X-ıs.mları ya da busulfan (Myleran) adlı sitotoksik ilaçladır.
3. Kronik lenfatik: Orta ve ileri yaşlardaki erkeklerde daha sık rastlanır.
Belirtileri: Bütün vücudun lenf bezlerinin yavaş yavaş büyümesidir. Bu büyümeye, dalakla karaciğer de katılabilir, hasta kilo kaybeder, genellikle halsizdir, geceleri terler ve ateşlenir. Sindirim ve sinir sistemi çalışma bozukluğu şikâyetlerinin yanında, zona da belire-bilir. Hastalığın ileri devrelerinde, akut enfeksiyon belirebilme olağanlığı artar. Teşhisi kesinleştiren, kanın mikroskopik tahlilidir: Bütün alyuvar sayısı miyeloid lösemidekinin yarısı kadar olduğu halde, lenfosit sayısında çok fazla artış görülür.
Tedavi: Radyoterapi, sitotoksik ilaçlar ve kortikosteroidlerdir. bkz. Sitotoksik Maddeler. -
KAN İŞEME
KAN İŞEME (Hematüri). İdrar yollarının herhangi bir bölümünden gelebilen ve önemsiz ya da çok önemli olabilen, idrarda kan hücrelerinin bulunması durumudur. İdrarın görünümünden, kanayan bölgeye ilişkin fikir edinilebilir: Örneğin, böbreklerden gelen kanama sonucu, idrar, kırmızıdan fazla, mat kahverengi ya da grimsi bulanıktır. İdrar torbasından gelen kan, daha kırmızı olup, sistit gibi bir iltihap ya da taştan ötürü oluşabilir ve her iki durumda da, cerahatle karışıktır. Ortalama miktardaki parlak kırmızı kan, hemen daima, idrar torbası duvarındaki bir papilomdan (bir nevi siğil) gelmektedir. Diğer hematüri nedenleri, pelvis kemikleri (leğen kemikleri) kırıkları, üretra iltihabı, tropik bölgelerde bilharzia (bkz.), prostat büyümeleri, skorbüt, purpura ve diğer kan hastalıklarıdır. Ender olarak belirli bir hastalığın bulunmadığı hallerde de, periyo
-

KAN GRUPLARI
KAN GRUPLARI
Herkesin kanı bir değildir, insanlarda başlıca dört kan grubu vardır. Bunlar A, B, AB,ve O gruptan olarak gösterilir. Bunların özellikleri ayrıdır ve bazıları diğer gruplarla uyuşmaz.Kandaki alyuvarların yüzeyi bir kabartma mozayiği gibidir. Mozayiğin bazı kısımlarında kan grupları vardır ve bu gruplardan biri ABO grubudur. Mozayiğin her elemanına bir “antigen” denir. ABO grubu A ve B antigenlerinden oluşur. Bunların kombinezonu (bileşimi) A, B, AB gruplarını oluşturur. Ya da A ve B gruplarını değil yalnız O grubunu meydana getirir.
Kanda “antikor” denilen kimyasal maddeler de vardır ve bunlar A veya B antigenlerini öldürür. A antigenini öldürene (antikor a), B antigenini öldürene (antikor b) denir. A grubundan kanda (antikor b), B grubundan kanda ise (antikor a) bulunur. AB grubunda ise ab antikorları yoktur. Ama O grubu kanda a b antikorları vardır.
Teorik olarak her kan ancak kendi grubundan olan kanla uyuşur. Alıcının kan grubu A ise, vericinin kan grubu da A olmalıdır. Vericinin kanındaki a ya da b antikorları alıcının kanındaki alyuvarları öldürmezler. AB kanına sahip olan bir alıcı, AB grubundan bir kanı alabileceği gibi, A, B ve O grubundan kanları da alabilir. Başka bir deyişle, AB kanı taşıyan bir insan her gruptan kan alabilir.A grubundan olan bir kan A veya O grup kanlarla uyuşur; B grubundan olan bir kan da B veya O grubu kanlarla uyuşabilir. Fakat O grubundan olan bir alıcı, ancak O gruptan olan kanı alabilir, ama her gruptan olana kan verebilir. O kanı, her grup kanla uyuşur.
Alyuvar mozayiğini oluşturan elementler yalnız kan grupları değildir. On kadar başka antigen de bulunur ki bunun en önemlisine “rhesus faktörü” diyoruz. Bazı insanların kanında bu faktör yoktur. O zaman onun kanı“rhesus. negatif” ya da kısaca (rh-) olarak belirlenir. Rhesus (resus) faktörü olan da “rhesus pozitif” kısaca (rh+) olarak belirtilir. İki kan grubunun uyuşması için rhesus faktörünün (rh faktörünün) de uyuşması şarttır. (rh+) kanı (rh-) kanla karıştırmamak gerekir, çünkü uyuşmazlar.
İlk kan nakli denemelerinin bazıları başarılı olmakla beraber, çoğu ölümle sonuçlanmaktaydı. Bunun nedeni, 1941’de, A.B.D.’de çalışmakta olan Avusturyalı bir biyolog, Landsteiner’in kan gruplarını buluşuna kadar bilinemedi. Hangi ırktan olursa olsun, bütün insanların kanları belirli bir serumun, alyuvarları pıhtılaştırmasına göre, birkaç grupta sınıflandırılır. Bu pıhtılaştırmanın aslı, serumdaki aglütinin adını alan antikorlarla, alyuvarların yüzeyindeki aglütinojen adlı antijenlerin arasındaki reaksiyondur.
Kan grupları, kalıtsaldır. Dokuz gruplandırma sisteminin varlığına rağmen, tıpta iki sistem önemlidir: ABO ve Rh sistemleri. Landsteiner, insanların, A, B, AB ve 0 olmak üzere dört kan grubunda sınırlandırılabileceğini göstermiştir. Antijenler, A, B ve AB’dir; 0 grubundakilerde antijen bulunmaz. Antikorlar ise, anti-A, anti-B, anti-AB diye adlandırılır. A grubundakilerde, A antijeniyle anti-B antikoru, B grubundakilerde B antijeniyle anti-A antikoru vardır. AB grubundakilerde AB antijeni yanında hiçbir antikor bulunmaz. 0 grubunda ise hiç antijen yoktur, anti-A ve anti-A antikorları vardır. Kan naklinde, hastaya yalnız kendi grubundan olan kan verilebilir. Ancak, acil hallerde, hiç antijen taşımadığından, 0 grubu, herhangi bir hastaya verilebilir. Normalde, nakledilmeye hazırlanmış kanın grubu saptanmıştır ve nakledilecek kişinin kanıyla karşılaştırma yapılır, yani hastanın serumuyla, nakledilecek kanın alyuvarları karıştırılarak, iki kanın uyup uymadığı kontrol edilir. Uydukları takdirde, alyuvarlar pıhtılaşmaz. Aksi halde, aynı pıhtılaşma olayı hastanın damarında da oluşup hastayı öldürecektir.
Rh (Rhesus) sistemi, 1940 yılında, Landsteiner ve Weiner tarafından keşfedilmiştir. Bu bilginler, rhesus maymununun alyuvarlarını antijen olarak kullanıp, tavşan serumunda bir antikor oluşturabileceklerini saptamışlardır. Bu an-tiserum, % 80’den fazla insan alyuvarlarıyla reaksiyon göstermiştir. Tavşan anti-rhesus serumuyla aglütine olan (bir araya gelip kümeleşen) alyuvarları olan kişiler, “Rh pozitif” diye sınıflandırılmıştır. Hücreleri bu reaksiyonu göstermeyen insanların kanma ise “Rh negatif” denmiştir. Normal olarak, Rhesus hücresine karşı antikoru olan insan kanı yoktur, fakat bu olay, Rh pozitif kanın nakledildiği Rh negatif kişilerde, ya da Rh pozitif çocuğa gebe Rh negatif annelerde görülebilir. Rh faktörünün önemi, Rh negatif bir kişinin bu yollardan biriyle Rh antikoru edinmesinden sonra ortaya çıkar. Rh negatif bir annenin, birinci Rh pozitif bebekli gebeliğinden sonra oluşabilecek Rh pozitif çocuklu gebeliklerde, yeni doğanın hemolitik hastalığı (bkz.) görülebilir. Hiçbir genç kıza, Rh grubu bilinmeksizin kan verilmemelidir.
-
Kan Dolaşımı
Kan Vücudumuzda Nasıl Dolaşır ?
Yetişkin bir insanın vücudunda beş litre kan vardır. Kalp, kasıldığı zaman kanı atardamarlara pompalar, gevşediği zaman toplardamarlardaki kanı çeker.Toplardamarların topladığı kirli kan, sağ kulaçığa girer, sonra sağ karıncığa geçer. Sağ karıncık da bu kanı akciğer arterlerine (atardamarlarına) pompalar. Kan akciğerlere gider. Burada oksijen alır.Akciğer toplardamarı ile sol kulakçığa ve oradan sol karıncığa geçer.
Sol karıncık kanı aort denilen ana atardamara verir. Aort, birçok kola ayrılarak bu temiz kanla bütün vücudu besler.Dokulardan geçen temiz kan, besleyici maddelerini bırakır, kirlenir. Kirli kanı alan toplardamarlar, onu doğrudan doğruya kalbe götürürler. Toplardamarlar, barsaklardan geçerken sindirilmiş besinlerin bir kısmını alır, sonra karaciğere gider. Karaciğer bu besinleri besleyici elementler haline dönüştürür.
KAN DOLAŞIMI
Kanın vücutta dolaştığı, ilk olarak, 1628 yılında, İngiliz hekimi William Harvey tarafından gösterilmiştir. Harvey, kanın, atardamarlardan toplardamarlara nasıl geçtiğini anlamamış ve bu olayın, kanın etteki deliklerden geçmesiyle gerçe
kleştiğini tahmin etmiştir. Bu eksikliği, 30 yıl sonra.İtalyan asıllı Malpighi açıklayabilmiş ve yeni bulunmuş mikroskop yardımıyla atardamarlar ve toplardamar sistemlerini birleştiren kılcal damarları görmüştür.
Vücutta kan dolaşımı şöyledir: Atardamar kanı, akciğerlerden sol kalbe gelmekte, sol kulakçığa girip, mitral kapak yoluyla sol karıncığa pompalanmaktadır. Sol karıncığın kasılmasıyla, mitral kapak kapanır ve kulakçığa geri dönemeyen kan, aort kapağı arasından aorta atılır. Atardamar sistemi, çeşitli atardamarlara dallanır ve kan vücudun bütün bölgelerine yollanır.
Atardamarlar, daha uzak olan atardamarcıklara, bunlar da kılcal damarlara dallanır. Bu damarlar, adını aldıkları kıllardan daha incedir ve içlerinde, kan oksijenini dokulara verip, koyu pis kan haline gelir. Toplardamar sistemi, bu kanı kalbe geri götürür. Toplardamar sisteminin özel bir bölümü olan portal sistemde, barsaklardan gelen kan, vücudun diğer bölümlerinin toplardamar kanıyla birleşmeden önce, karaciğerden geçer. Kadinlarsitesi.com
Oksijeni alınmış, koyu renkli toplardamar kam, üst ve alt vena kavalarca sağ kalbe iletilir. Sağ kulakçığa giren bu kan, triküspit kapağı arasından, sağ karıncığa pompalanır. Sağ kulakçık kanı da pulmoner kapaktan pul-moner atardamara ve akciğerlere geçer. Burada da, damarlar kılcal damarlara kadar dallanır ve buradaki toplardamar kanı ile alveollerdeki hava arasında yalnız çok ince bir duvar vardır. Kan, havayla gaz alışverişi yapıp, akciğerleri oksijenle doyarak terk eder ve sol kalbe gidip yeniden atardamar sistemine girer.
-
KAN
KAN. Soluk sarı renkli bir sıvı olan plazmayla, durduğu zaman çökerek plazmadan ayrılan al ve akyuvarlardan oluşur. Kanda hücrelerin birbirine oranları belirli olup, bu oranda görülecek değişiklikler, hastalığa işaret eder. Normalde, milimetre küp başına 4,5 – 5,5 milyon alyuvarla, 4.000 – 10.000 akyuvar ve 150.000-400.000 trombosit (bkz.) vardır. Akyuvarlar, şekil ve boyanma özelliklerine göre sınıflandırılır: Polimorflar: % 40-75 Nötrofil, % 0-1
Bazofil, % 1-6 Eozinofil Monositler: % 2-10 Lenfositler: % 20-45
(Bu hücreler için bkz. Lökosit).
Kanda yapılabilen çeşitli kimyasal tahliller, kişinin sağlık durumunu yansıtır.
Vücutta kan; atar, toplar ve kılcal damarlardan geçerek kalp tarafından pompolanır. Kanm görevleri şunlardır:
1. Oksijen taşınması: Oksijen, alyuvar-lardaki hemoglobinle birleşip taşınır. 2. Hücrelerin oksijen kullanmasıyla ortaya çıkan karbondioksidin, hücrelerden alınması.
3. Yiyecek maddelerinin hücrelere iletilmesi, artıkların hücrelerden alınması.
4. Isı alışverişi. Kan, derin dokulardaki aşırı ısıyı, yüzeye taşıyarak dağıtır.
5. Hormonlar ve diğer kimyasal maddeleri taşıma yoluyla, yaşam için gerekli çeşitli olayların kontrolü.
6. Enfekte bölgeye, antitoksin, antikor ve akyuvarları taşıyarak, vücut korunma mekanizmasının sağlanması.
Normal bir erişkinde, dinlenmede, dolaşan kan miktarı, dakikada 5000 mi. ‘dir. Erişkinin normal kan hacmi 4-5 litredir.


kleştiğini tahmin etmiştir. Bu eksikliği, 30 yıl sonra.İtalyan asıllı Malpighi açıklayabilmiş ve yeni bulunmuş mikroskop yardımıyla atardamarlar ve toplardamar sistemlerini birleştiren kılcal damarları görmüştür.