Kadınlar Sitesi, Gebelik, hamilelik, doğum

Yazar: 13eta

  • KIZIL

    KIZIL (Scarlatina: Skarlatina). Özel bir deri döküntüsüne eşlik eden boğaz ağ­rısıyla beliren bir hastalıktır.
    Nedeni: Bademciklerin Streptococcus pyogenes enfeksiyonudur. Duyarlı kişi­lerde, özellikle çocuklarda, bu mikrop, bir zehir salgılayarak, bir deri reaksiyo­nuna yol açar.
    Belirtileri: Akut boğaz ağrısıyla birlikte, bademciklerin üzerinde salgıdan oluşan bir zar ve boyun lenf bezlerinde şişkinlik belirir. Titremeyle ateş yükse­lir; bulantı ve kusma vardır, nabız çok hızlanır. İkinci günü, ağız çevresi dışın­daki bütün vücut bölgelerinde kırmızı lekeler belirir ve dilin üstü, beyaz bir tabakayla kaplanır. Üç gün sonra, bu ta­baka yok olup, dilin parlak yüzeyinde, kırmızı kabarcıklar belirginleşir ve ağaççileği görünümünü andırır. Birkaç gün içinde, derideki lekeler solar ve deri dö­külmeye başlar. Karışık olmayan vaka­lar, 2-3 haftada iyileşir. En önemli kom-plikasyonlar, nefrit (bkz.) ve romatizma­dır.
    Tedavi: Bir hafta on gün süreyle pe­nisilin verilir. Kızıl, günümüzde ağır has­talık diye nitelendirilmez.

  • Kızamığın Nedeni

    Kızamığın Nedeni: Doğrudan temasla geçen bir virüs (bkz.) enfeksiyonudur. Kuluçka devri 2-3 haftadır. Başlangıçta ve akut bkz devresinde bulaşıcıdır.

    Belirtileri: En belirli işareti, deri döküntüsüdür. Döküntü, genellikle yüz­de başlayıp, çok çabuk gövdeye atlar: Ufak, pembe, 1-3 mm. çapında ve iki gün kadar süren noktalar halindedir. Göz­ler kızarır ve çok belirli diğer bir işaret olan, lenf bezleri şişkinliği (özellikle ku­lak arkası ve altındaki bezlerde) görü­lür. Komplikasyonu enderdir: Erişkinler­de, el ve ayak eklemlerinde ağrı olabi­lir. Çocuklarda, hastalık tamamen zarar­sızdır. Kızamıkçığın çok tehlikeli oldu­ğu tek durum, gebeliktir. Gebeliğin ilk üç ayı sırasında, anne, bu hastalığa tu­tulursa, fetus’ta (bkz.) mikrosefali (bkz.), sağırlık, kalp oluşum bozuklukları, ka­tarakt (bkz.) görülebilir. Fetus, bu virü­se özellikle duyarlı olduğundan, anor­mal olması olasılığı çok fazladır. Kıza­mıkçık, çocuklukta zararsız olduğundan, kızların hastalığı bu çağda geçirmelerini sağlamaya çalışmak, akıllıca bir korun­ma yöntemidir.

    Tedavi: Vakaların çoğunda, gerek­mez. Gebeliğin ilk üç ayında, hastalığa tutulan kadının, doktordan salık alması doğru olur. Bazı vakalarda gamma glo-bülin (bkz.) kızamıkçıktan korunmada etkendir, fakat buna tam güvenilmez, bkz. Bağışıklık.

  • KIZAMIK

    KIZAMIK. Genellikle, kış mevsiminde salgınlar yapan bir enfeksiyöz hastalık­tır.Nedeni: Kızamık virüsüdür: Çok bu­laşıcı olduğundan, şehirlerde, çocukların çoğu, beşinci yaştan önce kızamığa tu­tulur. Genellikle, gebelik sırasında, an­nenin antikorları , bebeğe geçer, fakat bunların sağladığı pasif bağışıklık ancak altı ay sürer. Hastalığın kuluçka devri iki haftadır.
    Belirtileri: Başlangıçta, nezleyi an­dırır: Gözler kızarır, burun akar, hasta hapşırır, öksürür ve kuvvetli ışıktan ra­hatsız olur. Baş ağrısı vardır ve ateş yüksektir. Ağız içinde Koplik lekeleri be­lirir. Bunlar, kızarmış mukoza bölgele­riyle çevrili, ufak, beyaz, yaralaşan sivil­celerdir ve deri döküntüsünden 3-4 gün önce belirirler. Deri döküntüsü, kulak­ların arkasında, boyun ve alında, dö­küntüler halinde başlar ve süratle yüze, kol ve bacaklara ve vücuda yayılır; dö­küntüler yayıldıkça, döküntü-sivilce olur ve kırmızı renkleri koyulaşır. Başta bir­birinden ayrı olan lekeler birleşir ve hastalığın en ileri devrinde (başlangıcın­dan 2 gün kadar sonra) vücutta nor­mal deri renginde olan bölgeler çok az­dır. Bundan sonra, döküntü solmaya başlar, fakat yerinde, 1 hafta kadar sü­ren kahverengi bir leke kalabilir. Lenf bezleri genellikle şişer. Kızamığın tehli­kesi, komplikasyonlarıdır: Üst solunum yollan mukoza zarları etkilendiğinden, çocukta, bronşit ve hatta bronkopnömo-niye dönüşebilecek ikincil bakteriyel en­feksiyonlar belirebilir. Orta kulak iltiha­bı, apandisit ve kornea yaralaşması gö­rülebilir. En ciddi komplikasyon, anse-falittir.
    Tedavi: Hastalığın virüslü evresinin hiçbir özel tedavisi yoktur, fakat çocuk kendini iyi hissetmediğinden, yatak din­lenmesi gerekir. Hastalığın en bulaşıcı olduğu devre, ilk iki günü, yani nezleyi andırdığı zamanıdır. Bundan ötürü, dö­küntü başlangıcından sonra çocuğu ayır­manın anlamı yoktur. İkincil bakteryel enfeksiyonlara karşı, antibiyotikler kul- lanılır. Kızamığa karşı aktif bağışıklık sağlayan aşı vardır ve çocuğa ikinci yı­lında yapılır. Aşıdan sonraki beşinci ile onuncu günler arasında, yüksek ateşle hafif bir döküntü belirebilir. Yüksek doz gamma globülinle, pasif bağışıklık ver­mek mümkündür. Hastalığın geçirilme­sinden sonra, ömür boyu bağışıklık olu­şur.

  • KISIRLIK

    KISIRLIK (Sterilite). Bazı kişiler, kısır-laştırılmak istediklerinden, kendilerine bunu gerçekleştiren ameliyat ya da ilaç­lar uygulanır. Bazı çiftlerse, kısırlıkları­nı gidermek için uğraşırlar. Bir çiftin kı­sır olması için türlü nedenler vardır: Erkek yönünden, erkeğin cinsel birleş­mede bulunabilmesi, tohumlarının nor­mal şekilli ve hareketli olması gerekli­dir. Vakaların % 15’inde, kısırlığın ne­deni, erkektedir. Kadındaysa, yumurtla­manın gerçekleşmesi, yumurtaların, tüp­ler yoluyla rahime erişmesi, rahim iç­yüzünün, döllenmiş yumurtanın yuvalan­masına elverişli olma gerekir. Kısırlık vakalarının incelenmesinde, önce erkeğin tohumlarının durumuna bakılır. Doktor, ayrıca, cinsel birleşmenin, gebeliği ger­çekleştirici şekilde olup olmadığını, söz konusu çiftten öğrenir. (İnanılması güç olmakla birlikte, birçok kısırlık vakasın­da, cinsel birleşme şeklinin elverişli ol­mamasının tek neden olduğu saptanmış­tır). Bu arada, kadının genel sağlık ve beslenme durumu incelenir. Yapılan ge­nel muayeneyle, pelvis içi organların du­rumu gözden geçirilir. Bunların normal olması halinde, kadın hastalıkları bili­mini ilgilendiren, daha karmaşık analiz­lere yönelinir. Yeni evli genç bir kadın, kısırlık araştırmalarına başlamak için iki yıl kadar beklemelidir; ama orta yaşlı bir kadının bu kadar beklememesi gerekir.

  • KISIRLAŞTIRMA

    KISIRLAŞTIRMA (Kâstrasyon). Erbez-lerinin çıkartılmasıdır. (Bazen, kadınlar­da, yumurtalıkların çıkartılmasına da ay­nı ad yerilir). Bu işleme genellikle, erbezlerinin yerel hastalıklarında ve bazen de prostat bezi kanserlerinde başvuru­lur: Erbezi hormonu (testosteron) yok­luğunda, prostat kanseri daha yavaş iler­ler. (Hastalara böyle hallerde kadın­lık hormanı olan östrogen verilir). Kısırlaştırmanın sonuçları, yapıldığı ya­şa göre değişir. Buluğ çağından ön­ce, erkek cinsel özellikleri gelişemez: Ses ince kalır, vücudun şekli kadınsıdır ve sakal yoktur. Buluğ çağından sonra ise, belirli bir değişiklik görülmez ve oluşacak farklılaşmalar dahi, çok yavaş belirir, fakat mutlak kısırlı, doğal sonuç­tur. Buluğ çağı öncesi, cinsel iktidarsız­lık oluşmaktaysa da, bu çağdan sonra, iktidarsızlık görülmez. Stilbestrol adlı sentetik kadın cinsiyet hormonunun ve­rilmesinin sonuçlan, ameliyatla kastre etmenin aynı olduğundan, bu işlem “far­makolojik” kâstrasyon adını alır. Kısır­laştırma nedenleri şunlardır:
    1. Hayvanlarda, şişmanlatmak ve sakin­leştirmek amacıyla yapılır.
    2. Cinsel sapıklık ve eşcinsellik vaka­larında, ülke yasalarına göre, cerrahî veya farmakolojik kısırlaştırma uygula­nıp, kişinin cinsel dürtülerini azaltmaya gayret edilir. (Zararsız, fakat kalıtımsal özelliği olan delilik vakalarında).
    3. Bazı ülkelerde, zekâca geri ya da akıl hastalıklıların, kusurlu çocuk doğurma­larını önlemek amacıyla, bu işleme baş­vurulur.
    4. Kadınlarda, yerel hastalık ya da ka­dının kısırlaşmasını gerektiren durum­larda yumurtalıklar çıkarılır. (Meme tü­mörlerinde olduğu gibi).
    5. XVII. yüzyılda, Roma’daki Sistin ki­lisesi, o zamana kadar İspanya’dan ge­tirttiği “falsetti”lerin yerine, (yani, tiz sesli şarkıcılar), o zamanların çok aranan sesi olan, kontraltoları çoğaltmak ama- cıyla, erkeklerini kısırlaştırıp, “castrati” leri, (yani, hadımları) kullanmaya başla­mıştır. Bu tür şarkıcılar, XVII. ve XVIII. yüzyıl Avrupa’sında çok aranmaktaydı ve içlerinde en ünlüsü, Farinelli idi. 6. Doğu’da, sarayların harem ağalarını kısırlaştırma âdeti vardı. bkz. Hadım Ağası.

  • KIRIKLAR

    KIRIKLAR. Kuramsal olarak, kemik kı­rıklarına iskeletin her bölümünde rastlanabilmekteyse de, gerçekte kırıkların çoğu belirli bölgelerde oluşur. Örneğin, önkolun en sık görülen kırığı, bilekteki Colles kırığıdır (bkz.); aynı şekilde, ba­cakta en sık görülen kırık da, ayak bi­leğinin Pott kırığıdır. Kırıkların genel­likle belirli bölgelerde oluşmaları, ke­miklerin değişken kuvvetlerine ve kişi­lerin aynı tip kazalara uğramalarına (ör­neğin, uzatılmış kol üstüne düşmek, aya­ğı burkmak) bağlıdır. Kırıklar, şöyle sınıflandırılabilir:
    1. Basit kırık: Kırığa eşlik eden, çevre doku yaralanmaları ve kırığın deri ile bağlantısı yoktur.
    2. Yeşil ağaç kırığı: Çocuklarda, kemik­lerin kemikleşmesi tam oluşmadan ön­ce, kemikler henüz yumuşakken, kırık­tan fazla, bükülme görülür.
    3. Açık ve bileşik kırık: Kırıkla derideki yara arasında bağlantı olduğundan, en­feksiyon tehlikesi vardır.
    4. Tam ve tam olmayan kırıklar: Basit bir çatlak, tam olmayan bir kırıktır ve girişim gerektirmeksizin kaynar. Tam kı­rık, kırık uçları birbirinden uzaklaştığın­dan, anestezi altında, bunların uç uca getirilmesi gerekir.                                                                                                                                                          5. Ufalanmış kırıklar: Adının belirttiği gibi, kırık bölgesinde, ufak parçalara ay­rılma da görülür.
    6. Birbirinin içine girmiş kırıklar: Bir kırık uç, diğerinin içine girmiştir.
    Çocuklukta, kemikler, bol miktarda bağdokusuna sahip bulunduklarından, es­nektirler ve bükülme olanakları, kırıl­malarından fazladır. Yaş ilerledikçe, iç­lerindeki kalsiyum miktarı artar, daha sertleşip kolay kırılabilir ve ayrıca güç iyileşebilir hale gelirler. Kemiklerin kı­rılmasında, genellikle dolaylı darbeler etkendir. Kırık, darbenin vurulduğu ye­rin dışındaki bir bölgede oluşur (el bile­ğindeki Colles kırığında olduğu gibi). Doğrudan kıran darbeler, genellikle ezil­meyle ilgili kazalarda görülür: Kemik, darbe yerinde kırılır ve nedeninden ötü­rü, komplike, bileşik bir kırıktır. Bazı vakalarda, kas çalışmasına bağlı kırık­lara da rastlanır (kasların şiddetli ve ani çekme kuvvetlerine bağlı kırıklar). Bu olay, dizkapağı kemiği kırıklarında ve top oyunlarında, topa vururken, görü­lür. Ayrıca, kemiklerde kalsiyum azal­masıyla ilgili olan hastalıklarda, kemik kist ve tümörlerinde, kendiliğinden olu­şan kırıklara rastlanır: Bir kırığın, darbesiz oluşması, ya da ufak bir darbeyle birçok kırıkların belirmesi, bu tip kemik hastalıklarından birinin varlığına işaret eder.
    Kırığın oluşmasıyla, kemik dokusun­da ve kemiği saran zardaki (periosteum’ daki) kan damarlarında bolca kanama görülür. Kan, kırık kemik uçları çev­resinde pıhtılaşır ve zamanla bu pıhtı organize olarak, içinde ufak atar ve toplardamarlar, belli bir miktar bağdokusu oluşur: Buna, yumuşak kallus adı verilir. Yumuşak kallus’ta kalsiyum tuz­larının yerleşmesiyle, bağdokusu sertleş­meye başlar ve kırığın etrafında halka­lar teşkil eder: Bu oluşum, sert kallus-tur. Sonunda, artakalan kemik dokusu, kendiliğinden eriyip ortadan kalkar. An­cak, kırık uçlar tam karşılıklı ve uç uca gelmemekteyse, burada, aşırı üretilmiş yeni kemik dokusu bir şişkinlik halinde ve bölgeyi kuvvetlendirmek için, olduğu gibi kalır.
    Belirtileri: Kırıkların çoğunda gö­rülen bazı belirtiler, bunların tanınmasmda yardımcı olur. Bunlar, organın kul­lanılamaması, hareketle duyulan ağrı, şe­kil bozukluğu (genellikle, kırılan kemik uçları yerlerinden ayrılınca görülür; ör­neğin, kol ya da bacak kasılır veya ga­rip bir durumda tutulur); şişkinlik, ha­reketin olmaması gereken yerde, oyna­ma görülmesidir. Ayrıca, kırık uçların birbirine sürtüşmesi işitilir veya elle his­sedilir (krepitasyon).
    Tedavi: Tıbbî yardım gelene kadar, kemiği sert bir desteğe, en az ağrı veren durumda sarmak gerekir. Hasta rahat et­tirilmeli, çok sıcak tutulmamalı ve ılık bir içecek verilmelidir. Kırık organın as­kıya alınması ancak doktor tarafından başvurulacak bir önlemdir. Yine, dokto­run, narkoz altında başvurabileceği bir girişim de, kırık uçları karşılıklı getir­mektir (redüksiyon). Kafatası gibi yas­sı kemiklerdeki yerinden oynamış kırık­lar, ancak cerrah tarafından düzeltile­bilir. Kol ya da bacak kırıklarında, açık kırık olmadığı takdirde, ilk yardım ön­lemi, giysilerin çıkartılmaması, hareketi azaltmak ve kırık organı oynatmamak için sert bir destek sağlanmasıdır. Sert desteğin bulunamaması halinde, kırık ba­cak, sağlam bacağa veya kırık kol, vü­cuda bağlanmalıdır. Köprücük kemiği­nin kırılmasında, kol, bilekten, hemen boyun altına asılır. Diğer bölgelerin kı­rıkları genellikle daima doğrudan dar­beyle olduğundan, bileşik kırıklıdır ve ilk yardım önlemi olarak desteklemek ya gereksiz veya olanaksızdır. Şüpheli hallerde, kural, hastayı bulunduğu yere bağlamaktır; kırık bacak düz tutulmalı, kol ise askıya alınmalıdır. Omurga kı­rığı şüphesinde ise, hasta yüzükoyun ve dümdüz yatırılır.

    İskelet kemiklerim etkileyen darbe (travma) nedeniyle kemik dokusunda meydana gelen ayrılmaya kırık denir Kırıkların oluşunda dış etkilerin rolü olduğu kadar, kemiklerin yaşa göre sertlik ve elastiki­yetinin de rolü vardır Kırıkların çoğu, direkt veya mdırekt olarak etkileyen darbeler, tıp di­lindeki adlarıyla travmalar nedeniyle ve çeşitli biçimlerde oluşurlar Travma sonucu oluşan kırıklara travmatık kırıklar denir Çok kere de­ride bir yara yoktur fakat zamanla ağrı, şişlik ve kanamaya bağlı hematom meydana gelir Bunlara kapalı kırık veya basit kırık da denir Bazı kırıklarda ise deride yaralanma, kesik, il­tihaplanma gorulur Bunlara komplike kırık veya açık kırık adı verilir Kırık, kemikte tam bir ayrılmaya neden olmuşsa tam kırıktan soz edilir Çatlak biçimindeki kırıklara ise tıp di­linde fıssur adı verilir
    Butun kırıklar dikkatle ele alınmalıdır Vasıfsız kişilerce yanlış bir tutum, çevresindeki doku­lara verdiği başka zararlarla sonuçlanabilir Bir kemik, tam zorlamanın uygulandığı nokta­dan kırılabilir Meselâ, bir kişiye, hareket eden bir taşıt çarparsa baldır kemiği, aracın tamponunun çarptığı yerden kırılabilir Bununla birlikte kemik, kuvvetin uygulanma noktasından uzakta da kırılabilir Bu durumda kemik, kuvvetin uygulandığı noktadan kendi­si boyunca ya da bitişik kemik boyunca akta­rılan kuvvetle kırılır Meselâ, one doğru uzatı­lan el üzerine düşmek, köprücük kemiği kırıl­masıyla sonuçlanabilir
    Başka bir dolaylı kuvvet şekli de, kasların bağ­landığı noktalardan anı, kuvvetli ve ters yonlu kas çekişinin, bir kemiğin bölümlerine asıldığı zaman görülebilir Örneğin bir topa vurmaya çalışan fakat ıskalayarak yere vuran bir futbol­cu, dızkapağmm ikiye bölünmesine neden olabilir, çunku kuvvetli uyluk kasları, bu kemı-ğın üzerindeki emniyet noktalarından şiddetle çekmişlerdir
    Aynı şekilde bir eklemin “burkulması” eklem bağlarının, eklemi o kadar sert çekmesine se­bep olurlar ki, bağlı oldukları kemiklerden bi­rim kırarlar Meselâ bir şeye takılarak ya da sendeleyerek ayağının geriye dönmesine se bep olan bir kışı, alt bacak kemiklerinden biri­nin bilekten kırılmasına sebep olabilir

  • KIKIRDAK

    KIKIRDAK. Kemikle birlikte, iskeleti yapan özel bir destek dokusudur. Anne karnındaki bebekte, iskelet kıkırdaktan­dır; bu bebek gelişirken, kemikleşme ol­makta ve sonunda kıkırdak, ancak ke­mik uçlarında epifiz plağında (bkz. Epi-fiz) ve eklem yüzeylerinde bulunabilmek­tedir. Eklem kıkırdaklarının yüzeyleri çok kaygandır (buzdan daha kaygan­dır). Erişkinde, iskeletin kıkırdak bölüm­leri yalnız kaburga kemiklerinin uçla­rında, bu kemiklerin, göğüs kemiğiyle birleştiği yerdedir. Ayrıca, nefes borusu halkaları ve dış kulak da kıkırdaktan yapılmıştır.

    Kıkırdak eklemlerle kemikler arasında sürtünmeyi ve aşınmayı önleyen, esnek,bükülebilen, damarsız bir dokudur.Kıkırdak proteinden oluşur. Kulak kepçesi, burnumuzun ucu, gırtlak ve yemek borusu kıkırdaktan yapılmıştır. Bütün oynar ve yarı oynar eklemler kıkırdakla kaplıdır. Bunlar kemiklerin sürtünmesini önler, darbelerin hızını keser ve böylece bir amortisör vazifesi görür. En çok dizlerde, kalçada, ayak bileklerinde ve topukta gelişmişlerdir.

    Omurlar arasındaki kıkırdaklara “omur diski” diyoruz.Kıkırdaklarda kan yoktur. Kırıldıkları veya ezildikleri zaman kendilerini yenileyemezler.Kıkırdaklar yaşlılık dolayısıyla ve bazı hastalıklar yüzünden görev yapamaz hale gelebilirler.Bu hastalıkların en yaygını “eklem iltihapları”dır.

  • KERATİT

    KERATİT. Kornea iltihabıdır. Nedeni: Çeşitli konjunktivit veya gö­ze kaçıp çıkartılmamış yabancı cisim en­feksiyonu sonucu belirebilir. İnterstisyel keratit diye adlandırılan şekli ise, kalıt­sal sifiliz (frengi)’den ötürü, kornea yü­zeyinden çok, temel dokusunda görülen keratittir.
    Belirtileri: Keratitin tehlikesi, korneadaki yaralar sonucu oluşan bula­nık alanların, görüşe engel olmasıdır. Başlıca keratit belirtileri, ağrı, ışığa du­yarlık (fotofobi), gözün devamlı yaşarması, gözkapağı kasılması ve görmenin bozulmasıdır.
    Tedavi: Durumdan şüphe edilir edil­mez, vakit kaybetmeksizin bir göz dok­toruna başvurulmalıdır. Genellikle kera-tit iki gözde birden oluşur, kornealar bulutlu ve donuktur ve keratitin akut devri birkaç ay sürebilir. Tedavide, sı­cak kompres, atropin damlaları ve tetra-siklin merhemleri kullanılır. Keratit so­nucu, korneada kalan bulanık bölgeler, kornea aşılanyla giderilebilir. Kornea aşı­ları da göz bankalarından elde edilir. Bu aşılar, korneaları sağlam olan ölü­lerden elde edilir. Bu ameliyatların ba­şarı şansı % 60’m üstündedir, fakat pek tabii ki başka nedenlerden oluşacak kör­lüğe engel olamazlar; başarıları ancak kornea bulanıklığını giderme yönünden anlamlıdır. Frengiye bağlı keratitlerde çok dikkatli ve etkili bir frengi tedavisi de gereklidir.

  • Kendi Kendine Zarar Verme

    Kendi Kendine Zarar Verme

    Kendi Kendine Zarar Verme Nedir?

    Şizofreniklerde ve cinsel sorunları olan depressiflerde görülen bir durumdur. Lesch-Nyhan sendromunun önem­li belirgilerinden de birisini oluşturur. Hasta, kendi gövdesinin çeşitli yerlerini keser, yaralar. Kendi kendine zarar vermenin birçok tanımı olmakla birlikte en yaygın olarak kullanılan tanımı şöyledir; kesmek, yakmak, çizmek gibi davranışlarda bulunarak düzenli olarak kendine, kendi vücuduna zarar verme davranışıdır. Kendi kendine zarar veren hastalar bunu kendilerine uyguladıkları bir tedavi yöntemi bir ilaç gibi görürler. Bu davranış herhangi bir öfkeli davranış ya da aşırı duygulanmalar sonucu bu duygularla nasıl başa çıkılacağının bilinmemesinden kaynaklanan bir durumun sonucudur. Bu tür eylemlerde kendine zarar vermenin dışında bir intihar durumu söz konusu değildir.

    Kendi Kendine Zarar Vermenin Çeşitleri Nelerdir?

    Kendine zarar vermenin de çeşitleri bulunmaktadır. Bunları şu şekilde belirtmek mümkündür; Kendini çizme, kesme, yakma, tırmalama, yolma, kendine vurma, ısırma, saçlarını yolma ya da ev eşyalarına zarar verme şeklinde de görülebilir. Bu davranışlarla kişi öfkesinin kontrolünü sağlayıp bir oto kontrol mekanizması oluşturduğunu düşünür.
    Kendi kendine zarar vermek iki çeşide ayrılmıştır.

    Kendi Kendine Zarar VermeBunu şu şekilde belirtebiliriz;

    • – Kültürel olarak kabul görmüş bir nevi artık normalleştirilmiş olan davranışlar. Bu davranışlara pıercıng, dövme, dağlama, sigara alkol kullanımı vb.
    • – Sosyal olarak kabul görmeyen davranışlar. Bunlarsa tırnak yemek, kendini kesmek, saç yolmak deri çimdiklemek vb.
      Kişi kendine zarar vererek var olan bir sorunu çözdüğünü sanır. Hâlbuki bu kısa süreli bir çözüm yoludur. Kişi bunu derinine inerek gerçek çözümcül yollar bulmalı ve kendine zarar vermeyi bırakmalıdır.
  • KEMİKLER

    KEMİKLER. Kemikler; yumuşak doku­ları korur ve onlara desteklik eder. Ay­rıca, kaldıraç gibi iş görerek, kişinin ha­reket etmesini sağlar. Kemikler, değişik miktarda yumuşak dokuyla, sert kristal cinsi bir mineral olan kalsiyum apattit-ten oluşmuştur. Bir çocuk kemiğinin, yaklaşık olara üçte ikisi bağdokusuyken, yaşlı bir adam kemiğinin yapısında üçte iki oranında minerale rastlanır. Bundan ötürü, çocukların kemikleri esnektir ve yaşlıların kemikleri kolay kırılabilir, de­nir.
    Kemikler, biçimlerine göre, uzun, yas­sı, düzensiz ve kısa olmak üzere sınıflan­dırılır:
    Uzun kemikler: İki ucunda süngersi ke­mik bulunan, tüp şeklinde bir saptan oluşmuştur. Süngersi dokuyu yapan ince kemik tabakaları, üstlerinde taşıdıkları mekanik gerilime göre oluşur ve sert bir kemik tabakasıyla kaplıdır. Kol ve ba­cak kemikleri, bu tiptendir.
    Yassı kemikler: İç ve dışta bulunan iki sert kemik tabakası arasında kalan, sün­gersi kemikten ibarettir. Kafatası kemi­ği, bir yassı kemiktir.
    Düzensiz kemikler: Omurlar bu tipe ör­nektir. Bunlarda da süngersi kemik bu­lunur ve sert kemik tabakasıyla kaplı­dırlar.
    Kısa kemikler: Yapıları, uzun kemikle-rinkinin aynıdır.
    Kemikleri kaplayan periost adlı bir zar vardır. Kemikteki ufak deliklerden, kemiğin iç bölümüne kan damarları gi­rer. Büyüme sona erdikten sonra, periost da kemiğin kanlanmasını sağlar. Doğuş­ta, kan hücrelerinin yapıldığı bölge ol­duğundan, tüm kemiklerin iliği kırmızı­dır. Zamanla, kırmızı, aktif ilik azalır; erişkinde, iliğin çoğu yağlı ve sarı olup,aktif, kırmızı iliğe omurlarda, kafatası, leğen kemiği, kaburga ve göğüs kemik­lerinde rastlanır. Acil durumlarda (ağır kanama gibi), uzun kemiklerin iliği, ye­niden kan hücrelerini yapabilir. Gelişme ve büyüme: Kemikler, zar ya da kıkırdaktan oluşur. Büyüme devri boyunca, bu kıkırdak dokuya, büyüyen kemiğin ucunda rastlanır ve epifiz plağı adını alır. Uzun kemiklerde, her iki uçta da epifiz plakları vardır ve iskelet büyü­mesi sona erene kadar bu bölgeler ke­mik yapmaya devam eder.
    Büyüme süresince, kemik yapımına katılan iki tip hücre vardır: Osteoklast-lar, kemik emilimine, osteoblastlarsa, mineral kısmın biriktiği bağdokusu ça­tısının yapısına yarar. Çocukluk ve bu­luğ çağlarında yapılan kemik miktarı, emilen ya da yıkılandan fazladır. Eriş­kinde ise, yapılan ve yıkılan kemik oran­ları sabit bir dengededir. Yaşlılıkta, yıkıl­ma, yapılmadan fazladır. Bundan ötürü, kemik dokusu gevşer (osteoporoz) ve ke­miklerde kolaylıkla, çatlak ya da kırık­lar oluşur.

  • KEMİK İLİĞİ

    KEMİK İLİĞİ. Kemik iliği, kırmızı ya da sarı renklidir: Kırmızı ilik, kafatası, kaburgalar, pelvis (leğen), sternum (gö­ğüs kemiği), vertebra (omur) cisimleri ve uzun kemiklerin uçlarında bulunur ve kan hücreleri yapar. Sarı ilik; yağ hüc­resiyle doludur: Yaşamın başlangıcında kırmızıyken, büyüme döneminin sonun­da, kemik iliğinin bir bölümü çalışma­sını kaybedip, sararır. Vücudun aşırı ge­reksinimi halinde, sarı ilik yeniden kı-zarıp, hücre yapıcı görevini yüklenir.
    KEMİK İLİĞİ HÜCRESİ (Miyelosit). Tanecikli akyuvarların kaynağı olan hüc­relerdir.Nedeni: Enfeksiyon, ya vücudun baş­ka bölgesinden, kanla kemiğe iletilir ve­ya açık bir kırık, yara ya da ameliyat sonucu kemikte belirir. Bozuk sağlık ve beslenme koşullan hastalığa yatkınlığı yaratır. Bundan ötürü, dünyanın sağlık koşullarının bozuk olduğu bölgelerinde özellikle çocuklarda rastlanır. Etken mik-ro-organizma genellikle Staphylococcus aureus’tm.
    Belirtileri: Hastalık, akut ya da kronik olabilir.
    1. Akut: Hasta organ ağrılıdır ve iltihap alanında aşırı duyarlık vardır. Hasta, ateşli ve halsizdir. Hastalık ilerledikçe, enfekte kemiğin üstünde bir şişkinlik be­lirir ve deri kızarır.
    2. Kronik: Bu tür iltihap genellikle açık yara ve kırıklar sonrası görülür. Ağrı ve cerahat vardır. Hastalığın gidişi dü­zensizdir; zaman zaman iltihap belirtileri ortaya çıkar ve bunu görünürde bir iyi­leşme devresi izler.
    Tedavi: 1. Teşhis konur konmaz, an­tibiyotik verilir. Cerahat varsa, hastalık alanı cerrahî olarak açılmalı ve gerekir­se, cerahati dışarı akıtmak amacıyla ke­mikte delikler açılmalıdır. Açık bir kırık ya da ameliyat alanında osteomiyelit’in belirmesi, önemli bir komplikasyondur. Antibiyotiklerin bulunmasından önce, os-teomiyelit sonucu genellikle o uzvun ke-silmesiydi. II. Dünya Savaşı’nda bu yüz­den kol ya da bacağını kaybetmiş çok sayıda insan vardır: O zamanlar, açık kırık olur olmaz, osteomiyelit’in be­lirmesini beklemeksizin uzvu kesmeyi âdet edinmiş doktorlar vardı; 2. Kronik osteomiyelitte, genellikle ölü kemik do­kusu ya da kurşun, şarapnel parçaları, cerrahın koyduğu vidalar gibi yabancı cisimler vardır. Ölü kemik dokusu se-kestr adını alır ve herhangi bir yabancı cisim gibi, bu da ameliyatla çıkartılma­lıdır. Ölü dokunun içinde bulunduğu boşluk kazınır ve alttan itibaren iyileş­mesi için önlem alınır, organ alçıya konur, var olan organizmaların duyarlığı­na uygun antibiyotikler verilir.

  • KEKEMELİK

    KEKEMELİK. Çok sık rastlanan bir konuşma bozukluğudur. Gırtlak çevresi kaslarının uyumlu çalışmamasından ötü­rü ortaya çıkar. Kişi, ya bir heceyi söy­lemeden önce duraksar, veya hecenin ilk harflerini birkaç kere tekrarlar. Keke­melik, çocukluk devresinde olabildiği gi­bi, erişkinde ya da daha ileri yaşlarda da belirebilir. Genel inanışa göre, erken beliren kekemelikte, konuşmayla ilgili kas-sinir cihazında organik bir bozuk­luk vardır; sonraları oluşanı ise, psiko­lojiktir. Pek tabii ki, küçük yaşlarda da, psikolojik nedenle ortaya çıkan keke­melik görülebilir, fakat kekemelikle bir­likte solaklığın, bir ailenin çeşitli kişile­rinde görülebilmesi; asıl nedenin, bey­nin üstün olan yarıküresinin tam olma­yan hakimiyetinden doğduğuna işaret et­mektedir.
    Tedavi: Fizyolojik tipte, konuşma ve soluk alma egzersizleriyle birlikte, ke­kemelikten ötürü belirebilen, ya da ke­kemeliği ağırlaştırabilen psikolojik so­runların giderilmesine çalışılır. Bazı tip kekemeliklerin psikolojik nedenli olduğu ve Freud okulu inanışına göre, ağız böl­gesiyle ilgili konflilerden doğduğu söy­lenmektedir. İleri yaşlarda ortaya çıkan kekemeliklerin hepsi psikolojik olup, is­teriye bağlıdır: Bu tip kekemeliğin teda­visi, asıl endişe durumunun giderilme­siyle mümkündür ve zaten tedavisiz da­hi, kısa süreli olup, kendiliğinden iyile­şir.