KIZIL (Scarlatina: Skarlatina). Özel bir deri döküntüsüne eşlik eden boğaz ağrısıyla beliren bir hastalıktır.
Nedeni: Bademciklerin Streptococcus pyogenes enfeksiyonudur. Duyarlı kişilerde, özellikle çocuklarda, bu mikrop, bir zehir salgılayarak, bir deri reaksiyonuna yol açar.
Belirtileri: Akut boğaz ağrısıyla birlikte, bademciklerin üzerinde salgıdan oluşan bir zar ve boyun lenf bezlerinde şişkinlik belirir. Titremeyle ateş yükselir; bulantı ve kusma vardır, nabız çok hızlanır. İkinci günü, ağız çevresi dışındaki bütün vücut bölgelerinde kırmızı lekeler belirir ve dilin üstü, beyaz bir tabakayla kaplanır. Üç gün sonra, bu tabaka yok olup, dilin parlak yüzeyinde, kırmızı kabarcıklar belirginleşir ve ağaççileği görünümünü andırır. Birkaç gün içinde, derideki lekeler solar ve deri dökülmeye başlar. Karışık olmayan vakalar, 2-3 haftada iyileşir. En önemli kom-plikasyonlar, nefrit (bkz.) ve romatizmadır.
Tedavi: Bir hafta on gün süreyle penisilin verilir. Kızıl, günümüzde ağır hastalık diye nitelendirilmez.
Yazar: 13eta
-
KIZIL
-
Kızamığın Nedeni
Kızamığın Nedeni: Doğrudan temasla geçen bir virüs (bkz.) enfeksiyonudur. Kuluçka devri 2-3 haftadır. Başlangıçta ve akut bkz devresinde bulaşıcıdır.
Belirtileri: En belirli işareti, deri döküntüsüdür. Döküntü, genellikle yüzde başlayıp, çok çabuk gövdeye atlar: Ufak, pembe, 1-3 mm. çapında ve iki gün kadar süren noktalar halindedir. Gözler kızarır ve çok belirli diğer bir işaret olan, lenf bezleri şişkinliği (özellikle kulak arkası ve altındaki bezlerde) görülür. Komplikasyonu enderdir: Erişkinlerde, el ve ayak eklemlerinde ağrı olabilir. Çocuklarda, hastalık tamamen zararsızdır. Kızamıkçığın çok tehlikeli olduğu tek durum, gebeliktir. Gebeliğin ilk üç ayı sırasında, anne, bu hastalığa tutulursa, fetus’ta (bkz.) mikrosefali (bkz.), sağırlık, kalp oluşum bozuklukları, katarakt (bkz.) görülebilir. Fetus, bu virüse özellikle duyarlı olduğundan, anormal olması olasılığı çok fazladır. Kızamıkçık, çocuklukta zararsız olduğundan, kızların hastalığı bu çağda geçirmelerini sağlamaya çalışmak, akıllıca bir korunma yöntemidir.
Tedavi: Vakaların çoğunda, gerekmez. Gebeliğin ilk üç ayında, hastalığa tutulan kadının, doktordan salık alması doğru olur. Bazı vakalarda gamma glo-bülin (bkz.) kızamıkçıktan korunmada etkendir, fakat buna tam güvenilmez, bkz. Bağışıklık.
-
KIZAMIK
KIZAMIK. Genellikle, kış mevsiminde salgınlar yapan bir enfeksiyöz hastalıktır.Nedeni: Kızamık virüsüdür: Çok bulaşıcı olduğundan, şehirlerde, çocukların çoğu, beşinci yaştan önce kızamığa tutulur. Genellikle, gebelik sırasında, annenin antikorları , bebeğe geçer, fakat bunların sağladığı pasif bağışıklık ancak altı ay sürer. Hastalığın kuluçka devri iki haftadır.
Belirtileri: Başlangıçta, nezleyi andırır: Gözler kızarır, burun akar, hasta hapşırır, öksürür ve kuvvetli ışıktan rahatsız olur. Baş ağrısı vardır ve ateş yüksektir. Ağız içinde Koplik lekeleri belirir. Bunlar, kızarmış mukoza bölgeleriyle çevrili, ufak, beyaz, yaralaşan sivilcelerdir ve deri döküntüsünden 3-4 gün önce belirirler. Deri döküntüsü, kulakların arkasında, boyun ve alında, döküntüler halinde başlar ve süratle yüze, kol ve bacaklara ve vücuda yayılır; döküntüler yayıldıkça, döküntü-sivilce olur ve kırmızı renkleri koyulaşır. Başta birbirinden ayrı olan lekeler birleşir ve hastalığın en ileri devrinde (başlangıcından 2 gün kadar sonra) vücutta normal deri renginde olan bölgeler çok azdır. Bundan sonra, döküntü solmaya başlar, fakat yerinde, 1 hafta kadar süren kahverengi bir leke kalabilir. Lenf bezleri genellikle şişer. Kızamığın tehlikesi, komplikasyonlarıdır: Üst solunum yollan mukoza zarları etkilendiğinden, çocukta, bronşit ve hatta bronkopnömo-niye dönüşebilecek ikincil bakteriyel enfeksiyonlar belirebilir. Orta kulak iltihabı, apandisit ve kornea yaralaşması görülebilir. En ciddi komplikasyon, anse-falittir.
Tedavi: Hastalığın virüslü evresinin hiçbir özel tedavisi yoktur, fakat çocuk kendini iyi hissetmediğinden, yatak dinlenmesi gerekir. Hastalığın en bulaşıcı olduğu devre, ilk iki günü, yani nezleyi andırdığı zamanıdır. Bundan ötürü, döküntü başlangıcından sonra çocuğu ayırmanın anlamı yoktur. İkincil bakteryel enfeksiyonlara karşı, antibiyotikler kul- lanılır. Kızamığa karşı aktif bağışıklık sağlayan aşı vardır ve çocuğa ikinci yılında yapılır. Aşıdan sonraki beşinci ile onuncu günler arasında, yüksek ateşle hafif bir döküntü belirebilir. Yüksek doz gamma globülinle, pasif bağışıklık vermek mümkündür. Hastalığın geçirilmesinden sonra, ömür boyu bağışıklık oluşur. -
KISIRLIK
KISIRLIK (Sterilite). Bazı kişiler, kısır-laştırılmak istediklerinden, kendilerine bunu gerçekleştiren ameliyat ya da ilaçlar uygulanır. Bazı çiftlerse, kısırlıklarını gidermek için uğraşırlar. Bir çiftin kısır olması için türlü nedenler vardır: Erkek yönünden, erkeğin cinsel birleşmede bulunabilmesi, tohumlarının normal şekilli ve hareketli olması gereklidir. Vakaların % 15’inde, kısırlığın nedeni, erkektedir. Kadındaysa, yumurtlamanın gerçekleşmesi, yumurtaların, tüpler yoluyla rahime erişmesi, rahim içyüzünün, döllenmiş yumurtanın yuvalanmasına elverişli olma gerekir. Kısırlık vakalarının incelenmesinde, önce erkeğin tohumlarının durumuna bakılır. Doktor, ayrıca, cinsel birleşmenin, gebeliği gerçekleştirici şekilde olup olmadığını, söz konusu çiftten öğrenir. (İnanılması güç olmakla birlikte, birçok kısırlık vakasında, cinsel birleşme şeklinin elverişli olmamasının tek neden olduğu saptanmıştır). Bu arada, kadının genel sağlık ve beslenme durumu incelenir. Yapılan genel muayeneyle, pelvis içi organların durumu gözden geçirilir. Bunların normal olması halinde, kadın hastalıkları bilimini ilgilendiren, daha karmaşık analizlere yönelinir. Yeni evli genç bir kadın, kısırlık araştırmalarına başlamak için iki yıl kadar beklemelidir; ama orta yaşlı bir kadının bu kadar beklememesi gerekir.
-
KISIRLAŞTIRMA
KISIRLAŞTIRMA (Kâstrasyon). Erbez-lerinin çıkartılmasıdır. (Bazen, kadınlarda, yumurtalıkların çıkartılmasına da aynı ad yerilir). Bu işleme genellikle, erbezlerinin yerel hastalıklarında ve bazen de prostat bezi kanserlerinde başvurulur: Erbezi hormonu (testosteron) yokluğunda, prostat kanseri daha yavaş ilerler. (Hastalara böyle hallerde kadınlık hormanı olan östrogen verilir). Kısırlaştırmanın sonuçları, yapıldığı yaşa göre değişir. Buluğ çağından önce, erkek cinsel özellikleri gelişemez: Ses ince kalır, vücudun şekli kadınsıdır ve sakal yoktur. Buluğ çağından sonra ise, belirli bir değişiklik görülmez ve oluşacak farklılaşmalar dahi, çok yavaş belirir, fakat mutlak kısırlı, doğal sonuçtur. Buluğ çağı öncesi, cinsel iktidarsızlık oluşmaktaysa da, bu çağdan sonra, iktidarsızlık görülmez. Stilbestrol adlı sentetik kadın cinsiyet hormonunun verilmesinin sonuçlan, ameliyatla kastre etmenin aynı olduğundan, bu işlem “farmakolojik” kâstrasyon adını alır. Kısırlaştırma nedenleri şunlardır:
1. Hayvanlarda, şişmanlatmak ve sakinleştirmek amacıyla yapılır.
2. Cinsel sapıklık ve eşcinsellik vakalarında, ülke yasalarına göre, cerrahî veya farmakolojik kısırlaştırma uygulanıp, kişinin cinsel dürtülerini azaltmaya gayret edilir. (Zararsız, fakat kalıtımsal özelliği olan delilik vakalarında).
3. Bazı ülkelerde, zekâca geri ya da akıl hastalıklıların, kusurlu çocuk doğurmalarını önlemek amacıyla, bu işleme başvurulur.
4. Kadınlarda, yerel hastalık ya da kadının kısırlaşmasını gerektiren durumlarda yumurtalıklar çıkarılır. (Meme tümörlerinde olduğu gibi).
5. XVII. yüzyılda, Roma’daki Sistin kilisesi, o zamana kadar İspanya’dan getirttiği “falsetti”lerin yerine, (yani, tiz sesli şarkıcılar), o zamanların çok aranan sesi olan, kontraltoları çoğaltmak ama- cıyla, erkeklerini kısırlaştırıp, “castrati” leri, (yani, hadımları) kullanmaya başlamıştır. Bu tür şarkıcılar, XVII. ve XVIII. yüzyıl Avrupa’sında çok aranmaktaydı ve içlerinde en ünlüsü, Farinelli idi. 6. Doğu’da, sarayların harem ağalarını kısırlaştırma âdeti vardı. bkz. Hadım Ağası. -
KIRIKLAR
KIRIKLAR. Kuramsal olarak, kemik kırıklarına iskeletin her bölümünde rastlanabilmekteyse de, gerçekte kırıkların çoğu belirli bölgelerde oluşur. Örneğin, önkolun en sık görülen kırığı, bilekteki Colles kırığıdır (bkz.); aynı şekilde, bacakta en sık görülen kırık da, ayak bileğinin Pott kırığıdır. Kırıkların genellikle belirli bölgelerde oluşmaları, kemiklerin değişken kuvvetlerine ve kişilerin aynı tip kazalara uğramalarına (örneğin, uzatılmış kol üstüne düşmek, ayağı burkmak) bağlıdır. Kırıklar, şöyle sınıflandırılabilir:
1. Basit kırık: Kırığa eşlik eden, çevre doku yaralanmaları ve kırığın deri ile bağlantısı yoktur.
2. Yeşil ağaç kırığı: Çocuklarda, kemiklerin kemikleşmesi tam oluşmadan önce, kemikler henüz yumuşakken, kırıktan fazla, bükülme görülür.
3. Açık ve bileşik kırık: Kırıkla derideki yara arasında bağlantı olduğundan, enfeksiyon tehlikesi vardır.
4. Tam ve tam olmayan kırıklar: Basit bir çatlak, tam olmayan bir kırıktır ve girişim gerektirmeksizin kaynar. Tam kırık, kırık uçları birbirinden uzaklaştığından, anestezi altında, bunların uç uca getirilmesi gerekir. 5. Ufalanmış kırıklar: Adının belirttiği gibi, kırık bölgesinde, ufak parçalara ayrılma da görülür.
6. Birbirinin içine girmiş kırıklar: Bir kırık uç, diğerinin içine girmiştir.
Çocuklukta, kemikler, bol miktarda bağdokusuna sahip bulunduklarından, esnektirler ve bükülme olanakları, kırılmalarından fazladır. Yaş ilerledikçe, içlerindeki kalsiyum miktarı artar, daha sertleşip kolay kırılabilir ve ayrıca güç iyileşebilir hale gelirler. Kemiklerin kırılmasında, genellikle dolaylı darbeler etkendir. Kırık, darbenin vurulduğu yerin dışındaki bir bölgede oluşur (el bileğindeki Colles kırığında olduğu gibi). Doğrudan kıran darbeler, genellikle ezilmeyle ilgili kazalarda görülür: Kemik, darbe yerinde kırılır ve nedeninden ötürü, komplike, bileşik bir kırıktır. Bazı vakalarda, kas çalışmasına bağlı kırıklara da rastlanır (kasların şiddetli ve ani çekme kuvvetlerine bağlı kırıklar). Bu olay, dizkapağı kemiği kırıklarında ve top oyunlarında, topa vururken, görülür. Ayrıca, kemiklerde kalsiyum azalmasıyla ilgili olan hastalıklarda, kemik kist ve tümörlerinde, kendiliğinden oluşan kırıklara rastlanır: Bir kırığın, darbesiz oluşması, ya da ufak bir darbeyle birçok kırıkların belirmesi, bu tip kemik hastalıklarından birinin varlığına işaret eder.
Kırığın oluşmasıyla, kemik dokusunda ve kemiği saran zardaki (periosteum’ daki) kan damarlarında bolca kanama görülür. Kan, kırık kemik uçları çevresinde pıhtılaşır ve zamanla bu pıhtı organize olarak, içinde ufak atar ve toplardamarlar, belli bir miktar bağdokusu oluşur: Buna, yumuşak kallus adı verilir. Yumuşak kallus’ta kalsiyum tuzlarının yerleşmesiyle, bağdokusu sertleşmeye başlar ve kırığın etrafında halkalar teşkil eder: Bu oluşum, sert kallus-tur. Sonunda, artakalan kemik dokusu, kendiliğinden eriyip ortadan kalkar. Ancak, kırık uçlar tam karşılıklı ve uç uca gelmemekteyse, burada, aşırı üretilmiş yeni kemik dokusu bir şişkinlik halinde ve bölgeyi kuvvetlendirmek için, olduğu gibi kalır.
Belirtileri: Kırıkların çoğunda görülen bazı belirtiler, bunların tanınmasmda yardımcı olur. Bunlar, organın kullanılamaması, hareketle duyulan ağrı, şekil bozukluğu (genellikle, kırılan kemik uçları yerlerinden ayrılınca görülür; örneğin, kol ya da bacak kasılır veya garip bir durumda tutulur); şişkinlik, hareketin olmaması gereken yerde, oynama görülmesidir. Ayrıca, kırık uçların birbirine sürtüşmesi işitilir veya elle hissedilir (krepitasyon).
Tedavi: Tıbbî yardım gelene kadar, kemiği sert bir desteğe, en az ağrı veren durumda sarmak gerekir. Hasta rahat ettirilmeli, çok sıcak tutulmamalı ve ılık bir içecek verilmelidir. Kırık organın askıya alınması ancak doktor tarafından başvurulacak bir önlemdir. Yine, doktorun, narkoz altında başvurabileceği bir girişim de, kırık uçları karşılıklı getirmektir (redüksiyon). Kafatası gibi yassı kemiklerdeki yerinden oynamış kırıklar, ancak cerrah tarafından düzeltilebilir. Kol ya da bacak kırıklarında, açık kırık olmadığı takdirde, ilk yardım önlemi, giysilerin çıkartılmaması, hareketi azaltmak ve kırık organı oynatmamak için sert bir destek sağlanmasıdır. Sert desteğin bulunamaması halinde, kırık bacak, sağlam bacağa veya kırık kol, vücuda bağlanmalıdır. Köprücük kemiğinin kırılmasında, kol, bilekten, hemen boyun altına asılır. Diğer bölgelerin kırıkları genellikle daima doğrudan darbeyle olduğundan, bileşik kırıklıdır ve ilk yardım önlemi olarak desteklemek ya gereksiz veya olanaksızdır. Şüpheli hallerde, kural, hastayı bulunduğu yere bağlamaktır; kırık bacak düz tutulmalı, kol ise askıya alınmalıdır. Omurga kırığı şüphesinde ise, hasta yüzükoyun ve dümdüz yatırılır.İskelet kemiklerim etkileyen darbe (travma) nedeniyle kemik dokusunda meydana gelen ayrılmaya kırık denir Kırıkların oluşunda dış etkilerin rolü olduğu kadar, kemiklerin yaşa göre sertlik ve elastikiyetinin de rolü vardır Kırıkların çoğu, direkt veya mdırekt olarak etkileyen darbeler, tıp dilindeki adlarıyla travmalar nedeniyle ve çeşitli biçimlerde oluşurlar Travma sonucu oluşan kırıklara travmatık kırıklar denir Çok kere deride bir yara yoktur fakat zamanla ağrı, şişlik ve kanamaya bağlı hematom meydana gelir Bunlara kapalı kırık veya basit kırık da denir Bazı kırıklarda ise deride yaralanma, kesik, iltihaplanma gorulur Bunlara komplike kırık veya açık kırık adı verilir Kırık, kemikte tam bir ayrılmaya neden olmuşsa tam kırıktan soz edilir Çatlak biçimindeki kırıklara ise tıp dilinde fıssur adı verilir
Butun kırıklar dikkatle ele alınmalıdır Vasıfsız kişilerce yanlış bir tutum, çevresindeki dokulara verdiği başka zararlarla sonuçlanabilir Bir kemik, tam zorlamanın uygulandığı noktadan kırılabilir Meselâ, bir kişiye, hareket eden bir taşıt çarparsa baldır kemiği, aracın tamponunun çarptığı yerden kırılabilir Bununla birlikte kemik, kuvvetin uygulanma noktasından uzakta da kırılabilir Bu durumda kemik, kuvvetin uygulandığı noktadan kendisi boyunca ya da bitişik kemik boyunca aktarılan kuvvetle kırılır Meselâ, one doğru uzatılan el üzerine düşmek, köprücük kemiği kırılmasıyla sonuçlanabilir
Başka bir dolaylı kuvvet şekli de, kasların bağlandığı noktalardan anı, kuvvetli ve ters yonlu kas çekişinin, bir kemiğin bölümlerine asıldığı zaman görülebilir Örneğin bir topa vurmaya çalışan fakat ıskalayarak yere vuran bir futbolcu, dızkapağmm ikiye bölünmesine neden olabilir, çunku kuvvetli uyluk kasları, bu kemı-ğın üzerindeki emniyet noktalarından şiddetle çekmişlerdir
Aynı şekilde bir eklemin “burkulması” eklem bağlarının, eklemi o kadar sert çekmesine sebep olurlar ki, bağlı oldukları kemiklerden birim kırarlar Meselâ bir şeye takılarak ya da sendeleyerek ayağının geriye dönmesine se bep olan bir kışı, alt bacak kemiklerinden birinin bilekten kırılmasına sebep olabilir -
KIKIRDAK
KIKIRDAK. Kemikle birlikte, iskeleti yapan özel bir destek dokusudur. Anne karnındaki bebekte, iskelet kıkırdaktandır; bu bebek gelişirken, kemikleşme olmakta ve sonunda kıkırdak, ancak kemik uçlarında epifiz plağında (bkz. Epi-fiz) ve eklem yüzeylerinde bulunabilmektedir. Eklem kıkırdaklarının yüzeyleri çok kaygandır (buzdan daha kaygandır). Erişkinde, iskeletin kıkırdak bölümleri yalnız kaburga kemiklerinin uçlarında, bu kemiklerin, göğüs kemiğiyle birleştiği yerdedir. Ayrıca, nefes borusu halkaları ve dış kulak da kıkırdaktan yapılmıştır.
Kıkırdak eklemlerle kemikler arasında sürtünmeyi ve aşınmayı önleyen, esnek,bükülebilen, damarsız bir dokudur.Kıkırdak proteinden oluşur. Kulak kepçesi, burnumuzun ucu, gırtlak ve yemek borusu kıkırdaktan yapılmıştır. Bütün oynar ve yarı oynar eklemler kıkırdakla kaplıdır. Bunlar kemiklerin sürtünmesini önler, darbelerin hızını keser ve böylece bir amortisör vazifesi görür. En çok dizlerde, kalçada, ayak bileklerinde ve topukta gelişmişlerdir.
Omurlar arasındaki kıkırdaklara “omur diski” diyoruz.Kıkırdaklarda kan yoktur. Kırıldıkları veya ezildikleri zaman kendilerini yenileyemezler.Kıkırdaklar yaşlılık dolayısıyla ve bazı hastalıklar yüzünden görev yapamaz hale gelebilirler.Bu hastalıkların en yaygını “eklem iltihapları”dır.
-
KERATİT
KERATİT. Kornea iltihabıdır. Nedeni: Çeşitli konjunktivit veya göze kaçıp çıkartılmamış yabancı cisim enfeksiyonu sonucu belirebilir. İnterstisyel keratit diye adlandırılan şekli ise, kalıtsal sifiliz (frengi)’den ötürü, kornea yüzeyinden çok, temel dokusunda görülen keratittir.
Belirtileri: Keratitin tehlikesi, korneadaki yaralar sonucu oluşan bulanık alanların, görüşe engel olmasıdır. Başlıca keratit belirtileri, ağrı, ışığa duyarlık (fotofobi), gözün devamlı yaşarması, gözkapağı kasılması ve görmenin bozulmasıdır.
Tedavi: Durumdan şüphe edilir edilmez, vakit kaybetmeksizin bir göz doktoruna başvurulmalıdır. Genellikle kera-tit iki gözde birden oluşur, kornealar bulutlu ve donuktur ve keratitin akut devri birkaç ay sürebilir. Tedavide, sıcak kompres, atropin damlaları ve tetra-siklin merhemleri kullanılır. Keratit sonucu, korneada kalan bulanık bölgeler, kornea aşılanyla giderilebilir. Kornea aşıları da göz bankalarından elde edilir. Bu aşılar, korneaları sağlam olan ölülerden elde edilir. Bu ameliyatların başarı şansı % 60’m üstündedir, fakat pek tabii ki başka nedenlerden oluşacak körlüğe engel olamazlar; başarıları ancak kornea bulanıklığını giderme yönünden anlamlıdır. Frengiye bağlı keratitlerde çok dikkatli ve etkili bir frengi tedavisi de gereklidir. -

Kendi Kendine Zarar Verme
Kendi Kendine Zarar Verme Nedir?
Şizofreniklerde ve cinsel sorunları olan depressiflerde görülen bir durumdur. Lesch-Nyhan sendromunun önemli belirgilerinden de birisini oluşturur. Hasta, kendi gövdesinin çeşitli yerlerini keser, yaralar. Kendi kendine zarar vermenin birçok tanımı olmakla birlikte en yaygın olarak kullanılan tanımı şöyledir; kesmek, yakmak, çizmek gibi davranışlarda bulunarak düzenli olarak kendine, kendi vücuduna zarar verme davranışıdır. Kendi kendine zarar veren hastalar bunu kendilerine uyguladıkları bir tedavi yöntemi bir ilaç gibi görürler. Bu davranış herhangi bir öfkeli davranış ya da aşırı duygulanmalar sonucu bu duygularla nasıl başa çıkılacağının bilinmemesinden kaynaklanan bir durumun sonucudur. Bu tür eylemlerde kendine zarar vermenin dışında bir intihar durumu söz konusu değildir.
Kendi Kendine Zarar Vermenin Çeşitleri Nelerdir?
Kendine zarar vermenin de çeşitleri bulunmaktadır. Bunları şu şekilde belirtmek mümkündür; Kendini çizme, kesme, yakma, tırmalama, yolma, kendine vurma, ısırma, saçlarını yolma ya da ev eşyalarına zarar verme şeklinde de görülebilir. Bu davranışlarla kişi öfkesinin kontrolünü sağlayıp bir oto kontrol mekanizması oluşturduğunu düşünür.
Kendi kendine zarar vermek iki çeşide ayrılmıştır.
Bunu şu şekilde belirtebiliriz;- – Kültürel olarak kabul görmüş bir nevi artık normalleştirilmiş olan davranışlar. Bu davranışlara pıercıng, dövme, dağlama, sigara alkol kullanımı vb.
- – Sosyal olarak kabul görmeyen davranışlar. Bunlarsa tırnak yemek, kendini kesmek, saç yolmak deri çimdiklemek vb.
Kişi kendine zarar vererek var olan bir sorunu çözdüğünü sanır. Hâlbuki bu kısa süreli bir çözüm yoludur. Kişi bunu derinine inerek gerçek çözümcül yollar bulmalı ve kendine zarar vermeyi bırakmalıdır.
-
KEMİKLER
KEMİKLER. Kemikler; yumuşak dokuları korur ve onlara desteklik eder. Ayrıca, kaldıraç gibi iş görerek, kişinin hareket etmesini sağlar. Kemikler, değişik miktarda yumuşak dokuyla, sert kristal cinsi bir mineral olan kalsiyum apattit-ten oluşmuştur. Bir çocuk kemiğinin, yaklaşık olara üçte ikisi bağdokusuyken, yaşlı bir adam kemiğinin yapısında üçte iki oranında minerale rastlanır. Bundan ötürü, çocukların kemikleri esnektir ve yaşlıların kemikleri kolay kırılabilir, denir.
Kemikler, biçimlerine göre, uzun, yassı, düzensiz ve kısa olmak üzere sınıflandırılır:
Uzun kemikler: İki ucunda süngersi kemik bulunan, tüp şeklinde bir saptan oluşmuştur. Süngersi dokuyu yapan ince kemik tabakaları, üstlerinde taşıdıkları mekanik gerilime göre oluşur ve sert bir kemik tabakasıyla kaplıdır. Kol ve bacak kemikleri, bu tiptendir.
Yassı kemikler: İç ve dışta bulunan iki sert kemik tabakası arasında kalan, süngersi kemikten ibarettir. Kafatası kemiği, bir yassı kemiktir.
Düzensiz kemikler: Omurlar bu tipe örnektir. Bunlarda da süngersi kemik bulunur ve sert kemik tabakasıyla kaplıdırlar.
Kısa kemikler: Yapıları, uzun kemikle-rinkinin aynıdır.
Kemikleri kaplayan periost adlı bir zar vardır. Kemikteki ufak deliklerden, kemiğin iç bölümüne kan damarları girer. Büyüme sona erdikten sonra, periost da kemiğin kanlanmasını sağlar. Doğuşta, kan hücrelerinin yapıldığı bölge olduğundan, tüm kemiklerin iliği kırmızıdır. Zamanla, kırmızı, aktif ilik azalır; erişkinde, iliğin çoğu yağlı ve sarı olup,aktif, kırmızı iliğe omurlarda, kafatası, leğen kemiği, kaburga ve göğüs kemiklerinde rastlanır. Acil durumlarda (ağır kanama gibi), uzun kemiklerin iliği, yeniden kan hücrelerini yapabilir. Gelişme ve büyüme: Kemikler, zar ya da kıkırdaktan oluşur. Büyüme devri boyunca, bu kıkırdak dokuya, büyüyen kemiğin ucunda rastlanır ve epifiz plağı adını alır. Uzun kemiklerde, her iki uçta da epifiz plakları vardır ve iskelet büyümesi sona erene kadar bu bölgeler kemik yapmaya devam eder.
Büyüme süresince, kemik yapımına katılan iki tip hücre vardır: Osteoklast-lar, kemik emilimine, osteoblastlarsa, mineral kısmın biriktiği bağdokusu çatısının yapısına yarar. Çocukluk ve buluğ çağlarında yapılan kemik miktarı, emilen ya da yıkılandan fazladır. Erişkinde ise, yapılan ve yıkılan kemik oranları sabit bir dengededir. Yaşlılıkta, yıkılma, yapılmadan fazladır. Bundan ötürü, kemik dokusu gevşer (osteoporoz) ve kemiklerde kolaylıkla, çatlak ya da kırıklar oluşur. -
KEMİK İLİĞİ
KEMİK İLİĞİ. Kemik iliği, kırmızı ya da sarı renklidir: Kırmızı ilik, kafatası, kaburgalar, pelvis (leğen), sternum (göğüs kemiği), vertebra (omur) cisimleri ve uzun kemiklerin uçlarında bulunur ve kan hücreleri yapar. Sarı ilik; yağ hücresiyle doludur: Yaşamın başlangıcında kırmızıyken, büyüme döneminin sonunda, kemik iliğinin bir bölümü çalışmasını kaybedip, sararır. Vücudun aşırı gereksinimi halinde, sarı ilik yeniden kı-zarıp, hücre yapıcı görevini yüklenir.
KEMİK İLİĞİ HÜCRESİ (Miyelosit). Tanecikli akyuvarların kaynağı olan hücrelerdir.Nedeni: Enfeksiyon, ya vücudun başka bölgesinden, kanla kemiğe iletilir veya açık bir kırık, yara ya da ameliyat sonucu kemikte belirir. Bozuk sağlık ve beslenme koşullan hastalığa yatkınlığı yaratır. Bundan ötürü, dünyanın sağlık koşullarının bozuk olduğu bölgelerinde özellikle çocuklarda rastlanır. Etken mik-ro-organizma genellikle Staphylococcus aureus’tm.
Belirtileri: Hastalık, akut ya da kronik olabilir.
1. Akut: Hasta organ ağrılıdır ve iltihap alanında aşırı duyarlık vardır. Hasta, ateşli ve halsizdir. Hastalık ilerledikçe, enfekte kemiğin üstünde bir şişkinlik belirir ve deri kızarır.
2. Kronik: Bu tür iltihap genellikle açık yara ve kırıklar sonrası görülür. Ağrı ve cerahat vardır. Hastalığın gidişi düzensizdir; zaman zaman iltihap belirtileri ortaya çıkar ve bunu görünürde bir iyileşme devresi izler.
Tedavi: 1. Teşhis konur konmaz, antibiyotik verilir. Cerahat varsa, hastalık alanı cerrahî olarak açılmalı ve gerekirse, cerahati dışarı akıtmak amacıyla kemikte delikler açılmalıdır. Açık bir kırık ya da ameliyat alanında osteomiyelit’in belirmesi, önemli bir komplikasyondur. Antibiyotiklerin bulunmasından önce, os-teomiyelit sonucu genellikle o uzvun ke-silmesiydi. II. Dünya Savaşı’nda bu yüzden kol ya da bacağını kaybetmiş çok sayıda insan vardır: O zamanlar, açık kırık olur olmaz, osteomiyelit’in belirmesini beklemeksizin uzvu kesmeyi âdet edinmiş doktorlar vardı; 2. Kronik osteomiyelitte, genellikle ölü kemik dokusu ya da kurşun, şarapnel parçaları, cerrahın koyduğu vidalar gibi yabancı cisimler vardır. Ölü kemik dokusu se-kestr adını alır ve herhangi bir yabancı cisim gibi, bu da ameliyatla çıkartılmalıdır. Ölü dokunun içinde bulunduğu boşluk kazınır ve alttan itibaren iyileşmesi için önlem alınır, organ alçıya konur, var olan organizmaların duyarlığına uygun antibiyotikler verilir. -
KEKEMELİK
KEKEMELİK. Çok sık rastlanan bir konuşma bozukluğudur. Gırtlak çevresi kaslarının uyumlu çalışmamasından ötürü ortaya çıkar. Kişi, ya bir heceyi söylemeden önce duraksar, veya hecenin ilk harflerini birkaç kere tekrarlar. Kekemelik, çocukluk devresinde olabildiği gibi, erişkinde ya da daha ileri yaşlarda da belirebilir. Genel inanışa göre, erken beliren kekemelikte, konuşmayla ilgili kas-sinir cihazında organik bir bozukluk vardır; sonraları oluşanı ise, psikolojiktir. Pek tabii ki, küçük yaşlarda da, psikolojik nedenle ortaya çıkan kekemelik görülebilir, fakat kekemelikle birlikte solaklığın, bir ailenin çeşitli kişilerinde görülebilmesi; asıl nedenin, beynin üstün olan yarıküresinin tam olmayan hakimiyetinden doğduğuna işaret etmektedir.
Tedavi: Fizyolojik tipte, konuşma ve soluk alma egzersizleriyle birlikte, kekemelikten ötürü belirebilen, ya da kekemeliği ağırlaştırabilen psikolojik sorunların giderilmesine çalışılır. Bazı tip kekemeliklerin psikolojik nedenli olduğu ve Freud okulu inanışına göre, ağız bölgesiyle ilgili konflilerden doğduğu söylenmektedir. İleri yaşlarda ortaya çıkan kekemeliklerin hepsi psikolojik olup, isteriye bağlıdır: Bu tip kekemeliğin tedavisi, asıl endişe durumunun giderilmesiyle mümkündür ve zaten tedavisiz dahi, kısa süreli olup, kendiliğinden iyileşir.