Kadınlar Sitesi, Gebelik, hamilelik, doğum

Yazar: 13eta

  • Meme kanseri

    Meme kanseri: Nedeni bilinmemekle be­raber, bazı ailelerde daha sık rastlandığı ve çocuğunu emzirmiş kadınlarda seyrek görüldüğü iddia edilir. Kadınlarda sık oluşan, erkekte de rastlanabilen bir kan­ser türüdür.

    Belirtileri: Memede, ağrılı ya da ağrısız, sert bir kitlenin belirmesi veya meme ucundan kanlı ya da temiz bir sıvının salgılanması, klasik belirtileridir. Aynı taraftaki koltuk altı lenf bezlerinin şişmesi ya da tümörün üstüne gelen de­rinin pürtüklenmesi de görülebilir. Bir tip kanserde, başlangıçtaki görünüm, me­me ucu egzamasını andırır. Bazı ender rastlanan, çabuk ilerleyen vakalar dışın­da, kitle çok yavaş büyür, fakat ergeç,tedavi edilmeyen kanser, lenfatik sistem ve kan dolaşımı yoluyla vücuda, özellikle omurga ve pelvis (leğen) kemiklerine ya­yılır ve buralarda ortaya çıkan belirtiler başlangıçta, asıl hastalığı hatırlatır cins­ten değildir.

    meme_kanseriTedavi: Hastalığın evresine bağlıdır. Çabuk teşhis edilirse, cerrah, kitlenin, biyopsi sonucu kanserli olduğunu anlar anlamaz, memeyi çıkartır. Koltuk altı lenf bezlerine de yayılmışsa —ki, vaka­ların çoğu böyledir— memeyle birlikte, bu bezler ve meme altı kasları da çıkar­tılır. Ameliyat sonrası radyoterapi salık verilebilir ve hastarın, yıllar boyu, be­lirli aralıklarla doktoruna muayene olup, hastalığın tekrar edip etmediğinin anla­şılması ve gerekirse yeniden tedavinin uygulanmasına başlanır. İlk muayenede metastazların oluştuğu anlaşılırsa, yalnız meme çıkartılır ve asıl tedavi için radyoterapiye başvurulur. Bazı tümör­ler, hormon tedavisine ya da yumurtalıkların ve böbreküstü bezlerinin çıkar­tılmasına cevap verir, fakat ne tür tü­mörlerin bu tepkiyi gösterebileceğine baştan karar verebilmek henüz olanak­sızdır. Hipofiz bezinin çıkartılması ya da bezin içindeki maddeye radyoaktif ytri-yum yerleştirilmesiyle bazı iyi sonuçlar sağlanmıştır. Tedavide en önemli fak­tör, sürattir. Memedeki herhangi bir kit­le hemen bir doktora gösterilmelidir.

    Selim tümörler: En sık görülen selim tümör, değişik miktarda bez dokusuyla, bağdokusundan oluşmuş fibroadenomdur.
    Belirtlerii: Memede sert bir kitle belirir.
    Teşhis: Biyopsi (bkz.) ile konur. Tedavi: Tümörün çıkarılmasıdır.
    Kanal (süt kanalı) papilomu: Bir süt kanalının içyüzünü yapan dokudan olu­şan basit bir tümördür.
    Belirtileri: Meme ucundan kan gelmesidir.
    Tedavi: Biyopsi ve çıkartılmasıdır.
    Lipom: Memede seyrek rastlanan bir yağ dokusu tümörüdür. Memedeki diğer se­lim tümörler gibi, bu da kolaylıkla çıkar­tılır.
    Memenin akut iltihabı: Meme absesi lo­ğusalık devrinin sık rastlanan bir kom-plikasyonudur.
    Nedeni: Çatlak ya da içeri çökük meme uçlarıyla ilgilidir. Etken organiz­ma genellikle Staphylococcus aureus’tm.
    Belirtileri: Enfekte bölgenin ağ­rılı ve kızarık olması, ateş ve huzursuz­luktur.
    Tedavi: Memeler elle sağılarak bo­şaltılır ve emzirmeye son verilir. Enfek­siyona karşı antibiyotikler kullanılır ve abse oluşmuşsa, yarılıp akıtılır.
    Meme kistleri: Genellikle, “kronik mas-tit” denen bir durumla ilgilidir. Burada, iltihap söz konusu olmayıp, hormon den­gesizliğiyle bir ilişki vardır. Yaşamın üreyebilme devrinde görülür ve mens-trüasyon evrelerine göre değişen belirti­lerle seyreder.
    Belirtileri: Âdet öncesi artan, me­me ağrısı ve gerginliğidir. Memelerde, irili ufaklı kitlelerin oluştuğu el yokla­ması ile anlaşılır.
    Tedavi: Gerekirse, özellikle büyük kitlelerin biyopsisi ve çıkartılmasıdır. Memedeki herhangi bir kitle ya da şiş­kinlik, cerrahın fikrini almayı gerektirir. Memedeki her kitlenin tehlikeli olmadığı mutlaksa da, kanser oluşumu olan kit­lelerin hemen çıkartılması, iyileşme ola­nağını artırmaktadır.

    Meme Kanseri İçin Öneriler:

    • Göğüslerinizi regl döneminden 5 gün sonra muayene edin. Çünkü vücudun regl döneminden sonra ödemi atabilmesi ancak 5 gün içinde olur ve her banyoda göğüslerinizi muayene edin. Muayene ederken koltuk altlarınızı unutmayın.
    • İlk muayenelerde elinize kitleler gelecektir. Bu göğsün kendi yapısından kaynaklanmaktadır. Zamanla bu kitlelere alışırsınız.
    • 20 yaşından sonra her kadında kitleler oluşabilir. Bu normaldir. Bunlar kötü kitleler değildir.
    • 35–40 yaşına kadar yılda veya 6 ayda bir ultrason muayenesi yeterlidir. Bu yaşlardan sonra mamografi çekimi uygun olur.
    • Meme kanseri 5 evreden oluşuyor. İlk iki evresi mamografiyle tespit edilebilir. Önemli olan kanserin 4. evreye ulaşmamış olmasıdır. Günümüzde hastaların memeleri alınmadan kanseri atlatabiliyorlar.
    • Belirli yaştan sonra oluşan kitleler gözlem altına alınmalıdır. Kitlelerde büyüme kanser riskini çoğaltabilir. Ancak bu her zaman böyle değildir.
    • Bazı doktorlar ailede göğüs kanser hikâyesi olanları diğer kadınlara göre %50 risk altından olduğu görüşündeler.
    • Bazı kitleler ağrı yaparken bazı kitleler ağrı yapmayabilir. Yalnız her ağrı kötü şeylerin işareti değildir. Memedeki bazı ağrılar süt bezelerinden de kaynaklanabilir.
    • Doktorlardan çekinmeyin. Özellikle ailenizde meme kanseri hikâyesi varsa mutlaka düzenli kontrollerinizi yaptırın.

    Şu Yazılarımızı da Okuyun:

    Meme ve Meme Hastalıkları

    Meme Kanserine Kendiniz Teşhis Koyun

    Meme Kanseri Nasıl Teşhis Edilir?

    Memede Şişlik Var, Kanser miyim?

    Meme Kanserine Karşı Havuç Kürü

  • Meig Sendromu

    Meig Sendromu

    İyi huylu bir yu­murtalık tümörü; hastaların göğüs ve karın boşluklarında sıvı toplanmasıyla özellenir.

               Meig Sendromu

                Meig sendromu, kadınlarda meydana gelen bir dizi rahatsızlığın birleşerek oluşturduğu kombine rahatsızlıkların genel adıdır. Yumurtalıklarda meydana gelen bir tümör türü olan fibroma, iyi huylu bir tümördür ve yayılarak kişiyi ölüme götürmemektedir. Yumurtalıklarda meydana gelebilen diğer tümörlerin aksine hormonal aktiviteden dolayı oluşmaz ve alındığında üremeye devam etmez. Fibroma tümörünün oluştuğu kişilerde bazen akciğerde, bazen de karında su toplaması vakasına rastlanabilmektedir. Tümörün oluşumu ve bu su toplama vakalarının meydana gelmesine toplu halde, meig sendromu adı verilir.

                Oluşma Nedenleri ve Yaş Aralığı

                Meig SendromuTıp dünyası meig sendromunun oluşma nedenlerini henüz keşfedebilmiş değildir. Ancak iğsi hücrelerden oluşan fibroma tümörünün hormonlarla ilgili olmadığı kesindir. En fazla görüldüğü kesim ise 40 ila 60 yaş arasındaki kadınlardır. Sendromu yaşayanlardan %10 kadarı ise 30 yaş altındadır.

                Teşhisi

                Eğer fibromalar geniş meig sendromu belirtileri yaşanırsa kolaylıkla teşhis edilebilmektedir. Akciğerde veya karında biriken su, rahatsızlık vererek hastalığı belirtir. Ayrıca fibromaların boyutları büyükse muayene ve ultrason görüntüleriyle de teşhis edilebilir. Ancak küçük ebattaki fibromaların ve meig sendromunun geniş belirtilerine sebep olmayan fibromaların teşhis edilmesi oldukça zordur.

                Tedavisi

                Bilinen tek tedavi yöntemi cerrahi müdahaledir. Ameliyat ile fibromanın alınması neticesinde, meig sendromu sonucunda oluşan karın içi ve akciğer sıvıları çözülür. Fibroma alındığı için bu sıvılar yeniden oluşmaz.

                Özellikle belli yaşın üzerindeki kadınlarda doktora gitmek için hasta olmak beklenmemeli, en azından 6 aylık rutin kontroller düzenli olarak yaptırılmalıdır. Unutmayınız! Erken teşhis hayat kurtarır.

  • MAYASIL

    MAYASIL (Eritem mayasıl). Genellik­le, gençlerde görülen ve soğuk havayla bozuk dolaşıma bağlanan, el, ayak, ba­zen de kulak ve burun derisinde görülen iltihaplı bir haldir. El ve ayak parmak­larının ve özellikle en küçük parmakla­rın sırtlarında görülür.
    Belirtileri: Deri morarıp, yanar, kaşınır vs üstünde ağrılı kabarcıklar be­lirir. Bu kabarcıklar patlayıp, yerlerinde geç iyileşen yaralara bırakabilir.
    Tedavi: Mayasıla eğilimi olanlar, so­ğukta, kaim ayakkabı, çorap ve eldiven giymeli ve soğuktan evin içine girdikle­rinde, içerdeki ısı normal düzeyde olma­lıdır. Çeşitli ticarî bileşimlerin dolaşımı düzenlediği iddia edilmekteyse de, sıcak tutan giysiler en uygun önlemdir. Geç­mişte salık verilen bir tedavi de, jimnas- tikten sonra, ilkin sıcak banyo, arkasın­dan da soğuk duş yapmaktı.

  • MASTEKTOMİ

    MASTEKTOMİ. Memenin ameliyatla çıkartılmasıdır. Basit mastektomi, yalnız meme dokusunun çıkartılmasıdır. Tam mastektomi ise, kanser vakalarında baş­vurulan bir ameliyattır ve memeyle bir­likte, memenin altındaki kasların ve kol­tuk altı lenf bezlerinin de çıkartılması anlamına gelir. Bu tür bir ameliyatın amacı, hastalığın yayılmasını önlemektir, çünkü memenin lenf damarları, koltuk altı ve göğüs duvarı kasları içindeki lenf bezlerine, ayrıca da kaburgaların içinde bulunan bezlere (iç meme bezleri) boşa­lır. Bu son grup bezler de bazen tam mastektomiyle çıkartılır. Herhangi bir cerrahî girişimin derecesi, vakaya göre tayin edildiğinden, tüm meme kanseri vakalarında tam ameliyata başvurulur, demek yanlıştır. Bazı vakaların iyileşme şansı, basit bir mastektomiden sonra uy­gulanan radyoterapi ile, daha fazla ola­bilir.

  • MARIHUANA

    MARIHUANA. Cannabis Indica.
    Marihuana plasentadan geçtiği ve bebeğin sistemine girdiği için hamilelik dönemin de kullanılması tehli­kelidir. Doğumdan önce buna maruz ka­lan bebeklerde uzun süreli etkileri görü­lebilir. Araştırmalar, bir annenin hamile­lik döneminde marihuana kullanmasının bebeğinin bilişsel fonksiyonunu, karar alma yeteneğini ve geleceği planlama ye­teneğini etkilediğini göstermiştir. Ayrıca kokain kullanımı bir çocuğun sözlü mu­hakemesini ve hafızasını etkileyebilir.
    Eğer eşiniz marihuana içiyorsa bırak­ması için teşvik edin. Bir araştırma, SIDS (Ani bebek ölümü sendromu) ris­kinin babalan marihuana içen çocuklar­da iki katına çıktığım göstermiştir. Bu risk, eğer baba eşi hamile kalmadan önce de marihuana içiyorsa yine mevcut­tur. Araştırmacılar marihuanadaki mad­delerin spermi ve büyüyen cenini kötü yönde etkileyeceğine göstermektedir.

  • LUPUS

    LUPUS. Lupus vulgaris: Derinin bir tü­berküloz enfeksiyonudur.
    Belirtileri: Deride, lupoma adını alan ufak bir kabartı belirir. Bu oluşum, yüzeyden biraz daha çıkıntılıdır ve gö­rünümü, elma peltesini andırır. Genel­likle yüzde belirmesine rağmen, vücudun herhangi bir yerinde de görülebilir. Sık­lıkla, genç kadınlarda rastlanır. İyileşme oluştukça, kabuk dokusu, yüzde şekil bozukluklarına yol açar. Tedavi: İzoniazid, para-amino salisi-lik asit ve streptomisin kullanılır. Has­talığın iyileştiğinden ve aktivitesinin ta­mamen kaybolmasından emin olununca, yüzdeki şekil bozukluğunu plastik cerra­hî girişimle düzeltme yoluna gidilir.
    Eritemli lupus: Genel ve, deri belirtileri olan bir hastalıktır. En fazla orta yaşlı kadınlarda görülür ve yüzeyden acne ro-sacea’yı (akne rozase’yi) andırır. Belirtileri: Genellikle, şiddetli gü­neş ışınlarına maruz kaldıktan sonra, derinin açıkta kalan bölgelerinde, kırmı­zı, kabuklanan lekeler belirir. En sık görüldüğü yerler, burun kemeri, yanak­lar, kulaklar ve ellerin üstüdür. Kırmızı lekeler birbirleriyle birleşebilir, üst üste gelebilir ve merkezleri iyileştikçe, çevre­den yayılabilirler. Hastalık kronik ve şe­kil bozucudur.
    Tedavi: Başarılı tedavi yolu henüz bilinmemektedir. Sıtma ilaçlan kullanıl­dığı gibi, yerel olarak triamsinolon uy­gulanır. Yüzeye, betametason valerat (Betnovate) ya da fluosinolon asetonid (Synalar) sürülmesi bazen yararlı olmuş­tur. Deri, kuvvetli güneş ışınları ve rüz­gârdan korunmalıdır. Eritemli sistemik lupus: Hastalığın, de­ride görülen şekliyle birlikte ya da tek başına belirebilir.
    Nedeni: Hastanın, bağışıklık reaksi­yonu anormal olup, kendi hücre çekir- deklerine karşı antikorlar oluşturur. He-molitik anemi, böbrek, akciğer, kalp ve kapaklarının bozukluğuna, dalak ve lenf bezleri hastalıklarına rastlanır. Hastalık, tüm vücuda yayılır.
    Belirtileri: Yaygın ve belirsizdir. Herhangi bir organ etkilenebilir ve has­talığın deri belirtilerinin olmadığı hal­lerde, doğru teşhisin konması zorlaşır.
    Tedavi: Sıtma ilaçları, kortikosteroid-ler ve bağışıklık reaksiyonlarını bastırıcı ilaçlardan yararlanılır. Hastalık ciddi olup, tedavisi güçtür ve sonuçları başa­rısız olabilir.

  • L.S.D.

    L.S.D. (Lysergic Acid Diethylamide). Er-got türevi olan bir ilaçtır. Çok ufak dozlarda, beyni etkiler: 1 mikrogram/kg. kavrama bulanıklığı ve otonom sinir sistemi bozuklukları (anormal soğukluk veya sıcaklık duygusu gibi) ile başlayan ve görme hallüsinasyonları, endişe, per-seküsyon, depresyon ve hostolite hisleri ile konfüzyona varan belirtilere yol açar. Bu zehirlenme belirtileri, ilacın alınma­sından yaklaşık 30 dakika sonra ortaya çıkar ve birkaç saat sürer, ama ilacın etkisinin tamamen yok olması için, bir günün geçmesi gerekir. Antidotu, klor-promazin (Largactil veya Thorazine) ve­ya diğer bir fenotiazin bileşimi olan tran-kilizandır, fakat L.S.D. etkilerini bu ilaç­larla her zaman kontrol altına almak mümkün olmayabilir. L.S.D. etkisindeki kişilerin kriminal eylemlere yönelmeleri mümkündür. Objektif bir gözlemci, L.S. D. kullanan kişinin anormal hallerini rahatça görebilir, fakat L.S.D. etkisi ile hislerinin kamçılandığını hisseden kişi için bu ilacın değeri büyüktür; ondan vazgeçmesi kolay değildir. L.S.D. alış­kanlık oluşturmayan bir ilaç olmakla beraber, yukarda sözü edilen, zevk veren özelliğinden ve ayrıca düşünce sistemin­de uzun süren bozukluk ve devamlı psi­koza varan değişikliklere yol açtığından (özellikle, L.S.D. kullanan kişi, aslında biraz anormal ise) kesinlikle salık veril­mez.

  • LÖKOTOMİ

    LÖKOTOMİ. Beyin kabuğunun ön bö­lümüyle diğer beyin bölgeleri arasındaki bağlantıyı sağlayan liflerin yarı ya da tam olarak kesilmesi ameliyatıdır. İlk olarak, 1930 yıllarında, Portekizli Mo-niz tarafından, başka türlü iyileştirileme-yen akıl hastalıklarının tedavisi için or­taya atılmış bir yöntemdir. Çeşitli şekil­lerde uygulanabildiği gibi, liflerin kesil­me derecesi ve bölgesine göre de değişir.Bu ameliyatın başarılı olduğunu iddia edenlerin sayısı kadar, aleyhinde olanlar da vardır. Genellikle, zihinsel çalışma­lara devamlı zararı olacağından, ancak başka şekilde tedavi olunmayacak ve kendiliğinden iyileşme umudunun yitiril-diği vakalarda uygulanmaktadır. Ameli­yatı geçirmiş hastanın, hisleri azalıp dav­ranış şekli belirsizleşeceğinden, demans halindeki bir hastadan, çevresi ve bakı­cıları için, daha kolay idare edilebilir bir vaka haline gelir, fakat kendisi bir daha düzelmeyecek şekilde, bazı zihinsel olay­lardan yöksunlaşmıştır. Son yıllarda, akıl hastalıklarının gittikçe artan oranda ilaç­larla başarılı tedavisinin gerçekleştiril­mesi sonucu, bu ameliyata çok seyrek başvurulur, bkz. Lobotomi.

  • LOHUSALIK HUMMASI

    LOHUSALIK HUMMASI (Puerperal humma – ateş). Geçen yüzyılın ortasına kadar, öldürücü bir septisemiydi. Boston­lu Oliver Wendell Holmes, hastalığın bulaşıcı olduğunu gözlemiş ve tanımla­mıştı. Viyanalı Semmelweiss da, doğum-haneye, çoğu zaman disseksiyon salon larından ya da herhangi bir diğer mik­roplu yerden, ellerini yıkamayıp, yardım etmeye gelenlerce hastalığın bulaştığını kanıtladı. Gerçekten, plasenta’nm rahim­den ayrıldığı kanayan yüzeyin ve doğum kanalındaki sıyrık ve ufak yırtıkların mikroplanmasından oluşan bu hastalığın görülmesi; ellerin yıkanması adet olalı ve antiseptikler kullanılalı beri, çok sey-rekleşmiştir. Doğum sonrası enfeksiyon­larına rastlanmakla beraber, bunun sal­gını pek görülmemektedir. Bu duruma, günümüzde, genellikle doğum sonrası ba­kımının olmadığı hallerde ya da cinaî düşük sonrası rastlanmaktadır. Tedavi, antibiyotiklerledir.

  • LİTOTRİSİ

    LİTOTRİSİ. Üretra’dan bir alet soka­rak, idrar torbasmdaki bir taşı parçala­yıp, kırıkların idrarla akıtılmasını sağla­ma ameliyatıdır. Bu işleme, litolapaksi adı da verilir. Taşların düşmesine yar­dımcı olduğu sanılan ilaçlara litagog de­nir. Taş erittiği iddia edilen ilaçlar ise litotriptik diye adlandırılır. Bu çeşit gö­revlerin yakıştırılmasma rağmen, sayılan ilaçların hiçbir etkisi yoktur.
    Ameliyatlarda alman litotomi pozis­yonu ise, hastanın sırt üstü yatıp, ba­caklarını kaldırarak ve dizlerini büke­rek aldığı durumdur; bu sayede, doktor perine’ye daha iyi yaklaşabilir. Burada sayılan isimler, XVIII. yüzyıla ilişkindir. O zamanların doktorlarının başarıyla yapabildikleri ameliyatlar ancak ampü-tasyon (bkz.) ve taş kesme işlemleriydi. Hatta, taş ameliyatları uzmanları, lito-tomist diye adlandırılırdı. Bu gerçeklere göre, ya o devirlerde taş vakaları fazla­lıktaydı, veya taş kesme adı altında, as­lında söylenen yapılmamaktaydı.

  • LİNİMENT

    LİNİMENT. Kas ve eklem ağrılarım gi­dermek amacıyla vücut yüzeyine sürülen yağlı ya da alkollü losyonlardır. Geçmiş­te, linimentlerin içinde, akonit, bella­dona, kâfuru, metil salisilat da bulunur­du. En sonuncusu dışında, diğer mad­deler zehirli olduklarından, günümüzde kullanılmaz. Piyasadaki bu tür losyonla­rın çoğunda, ağızdan alındığı zaman ro­matizmaya iyi geldiğinden, salisilatlar bulunur, fakat liniment’in asıl görevi, uygulandığı yerde kan akımını artırmak, sağladığı ısı ile rahatlık sağlamak ve karşıt tahriş etkisi uyandırmaktır. “Kuv­vetli” olanlarının, “zayıflara” üstünlüğü olmadığı gibi, deride aşırı tahriş ve kıza­rıklığa da yol açabilirler. Bazı liniment-lerin deriye işleyip, deri altı dokularını da etkiledikleri iddia edilmekteyse de, bu özellik şüpheli olduğu gibi, işledikleri takdirde yararlı olup olmadıkları da bi­linmemektedir. Metil salisilat linimenti, herhalde en etkili ve zararsız olanıdır. Diğer bazı şekilleri de eşit derecede et­kili ve aynı zamanda daha temiz olabi­lirler. Krem şeklinde olanları, yanlışlıkla ağızdan alınamadığından, daha tehlike­sizdir.

  • LETARJİK ANSEFALİT

    1915-1925 yıllan arasında salgılarına sık rastlanmış olan bir ansefalittir. O yıllardan beri an­cak tek tük vakalar halinde belirmiştir. Nedeni: Tam olarak bilinmemekle beraber, virüs olduğu tahmin edilmek­tedir.
    Belirtileri: Ateş, baş ağrısı, aşın duyarlık ve sinirlilik, diğer ansefalitlerde görüldüğü gibi felci andırır durumlar ve bazı vakalarda komaya varan uyuklama halidir. İyileşen vakalarda, çok yavaş düzelebilen bozukluklar ve bazen de dü-zelemeyecek şekilde aklî ve sinirsel deği­şiklikler kalabilir. Erişkin kişinin akıl çalışması çok yavaşlar ve hasta çocukta ise idare edilemeyecek kadar zekâ geri­liği görülebilir. Bu hastalığı izleyen yıl­larda, kol ve bacakların, hareket sırasın­da çok sert ve buna karşılık dinlenme­de sarsak olmasıyla özellikle Parkinso-nizm belirtileri ortaya çıkabilir, bkz. Par-kinson Hastalığı.
    Tedavi: Özel tedavisi yoktur, belir­tiler tedavi edilir. Akıl ve zekâ bozuklukları, hastanın bir akıl hastanesine gön­derilmesini gerektirebilir. Parkinsonizm, ilaç veya ameliyatla tedavi edilir.