Kadınlar Sitesi, Gebelik, hamilelik, doğum

Yazar: 13eta

  • NEFES KOKMASI

    NEFES KOKMASI. Soluğun kokması-dır. Bazı kişilerde her zaman, bazıların­da da zaman zaman oluşan bir durum­dur. Ayrıca, bazen kişi, durumunun far­kında değildir, bazen de gereksiz şekil­de büyütür. En sık rastlanan nedenler; burun, ağız, solunum yolu, mide ile ilgi­lidir. Bunlar da, kronik enfeksiyon ya da yerel bozukluklara bağlıdır. Örneğin, içine çürüyen yiyeceklerin yerleşebilece­ği kötü dişler, dişetleri enfeksiyonları (Vincent anjini, ya da kronik piyore gi­bi), kronik bademcik iltihabı, kronik bronşit ya da bronşektazi gibi (burada soluk kokusu aşırı derecede kötüdür), akciğer hastalıkları, kronik gastrit ve salgılarını boğaz arkasına akıtan burun ve sinüs hastalıkları, bu gibi nedenler­dendir. Yaygm inancın tersine, kabızlık, halitoz nedeni değildir. Tedavi nedene göredir, fakat mide ya da göğüs hasta­lıkları yokluğunda, dişçiye muayene olup, hasta diş ya da dişetlerini teşhis ettirme­lidir. Burada da hiçbir bozukluk bulun­mazsa, bademcikler ve burun muayene­si gerekir. Fazla içki içilen bir akşa­mın sabahında beliren soluk kokusu, kuvvetli alkolün neden olduğu gastrittir, fakat herhalde, içkili ya da içkisiz, sa–bahları soluğu kokmayan pek az kişi vardır. Hiçbir nedenin bulunmadığı hal­lerde, antiseptik diş macunları ve gar­garalar kullanılabilir. Bazen bu durumu büyüten kişilerde, aşağılık ve suçluluk kompleksinden ötürü, soluklarının, idrar­larının veya diğer vücut salgılarının kok­tuğu kanısı vardır.

  • NATÜROPATİ

    NATÜROPATİ (Doğa tedavisi). Doğal iyileşmenin, “doğal gıda” almakla müm­kün olduğuna inananlar vardır. “Doğal gıda”dan kasıt, genellikle bitkisel bir rejim veya hiçbir yapay gübre, böcek ilacı, modern yetiştirme yöntemi uygu­lanmamış gıda maddeleridir. Bazı kişi­ler de, bitkilerden elde edilen doğal ilaç­ların, tıbbın ileri sürdüğü ilaçlardan üs­tün olduğunu iddia ederler. Diyetin ge­rekli olduğu diyabet gibi hastalıklar dı­şında, böyle bir rejimin yararını iddia etmek olanaksızdır. Kuşkusuz, modern çiftçilik tekniğiyle yetiştirilmiş ve özel­likle ensektisid uygulanmış bitkiler ve şişmanlatmak amacıyla cinsiyet hormo­nu verilmiş hayvan etleri bazı hallerde zararlı olabilir. Bu durumlarda daha sıkı yasal kontrol gereklidir. Fakat, natüropa-tinin yararlı olduğunu iddia etmek ge­nellikle komik olmaktan ileri gidemez.
    Kendi kendimize, doğal gıda veya do­ğal yöntemlerin ne olduğunu sorarsak,durumun garipliğini daha iyi anlarız. Es-kimolar gibi genellikle çevrelerinde yal­nız et bulanlar, başlıca ete dayanan bir rejimi benimsemekle zorunludur. Hiçbir ilkel kabile, tamamen bitkisel bir rejime başvurmamaktadır. Gerçekte de, insan dişleri, bu türün karışık bir rejime da­yandığını gösterir ve bundan ötürü de bitkisel diyet doğal değildir. Bu özellik, uygarlığın doğal olup olmadığı sorununa yol açar. Bilinen bir gerçeğe göre, ilkel insanlarda ortalama hayat 30 yıldır, bu­na karşılık doğal kabul edilmeyen uy­garlıklarda ise ortalama yaşam süresi 70 yıldır. 7 yıl içinde, Seylan’da modern tıp ve D.D.T. yardımıyla, sıtma mücade­lesi sonucu, ölüm oranı yarıya inmiştir. Burada şu soruyu sorabiliriz: Bir bitki­sel rejim ve doğal tedavi yanlısı sıtma, frengi veya cüzzamı nasıl iyileştirebilir? Bu doğal rejimin en kuvvetli taraftar­larından Bernard Shaw bile, uzun yıl­larını, tutulduğu pernisyöz anemi hasta­lığına karşı kendisine yapılan karaciğer özleri zerklerine borçludur. Bir diğer iddiamız da, en öldürücü zehirlerin bit­kisel olduğudur. Böyle bir rejim ve te­davi yönteminin etkili ve yararlı olduğu iddiası tamamen yersizdir.

  • MULTİPL SKLEROZ

    MULTİPL SKLEROZ (Dissemine Skle­roz). Beyin ve omurilikte, yer yer sert­leşmelerin belirdiği bir sinir sistemi has­talığıdır.
    Nedeni: Bilinmemektedir. Genellik­le 20-40 yaşlan arasında belirmesine rağmen, daha önce veya sonra da görü­lebilir. İlk olarak 50 yaşından sonra ve­ya erişkin çağından önce belirdiğine pek rastlanmamıştır.
    Belirtileri: Sertleşme alanları plak adını alır ve beyinle omuriliğin sinir lif­lerinin devamlılığını keser. Hastalığın başlangıcı, hastanın bir kol ya da baca­ğının uyuştuğu veya gelip geçici kaba hareketler belirmesi gibi şikâyetlerinden ötürü, diğer hastalıklar ve özellikle is­teriyle karışabilir. Hastalığın özelliklerin­den biri, vücut bölümleri ve zaman için­de dağılması, yayılmasıdır: İlk ve orta devrelerinde, uzun süren, kendiliğinden iyileşmeler ve yeniden belirmelere rast­lanır. Hastalık, zamanla (bu zaman ba­zen yıllarla ölçülür) kötüleşir ve son devresi olan kronik evre başlar. Belirti­ler, plakların yerine göre değişmekle be­raber, genellikle, görme bulanıklığı, ha­reket kabalığı, çift görme, uyuşma, vü­cudun çeşitli yerlerinde hissiz bölgelerin belirmesi görülür. Başlangıçta, belirtiler, arasıra tamamen kaybolur, fakat hasta­lık ilerledikçe, bunlar devamlılaşır. Has­ta doğru dürüst yürüyemez, idrar ve dışkı kontrolü zaman zaman kaybolur, kollar kaba hareketlidir ve kullanıldık­larında titrerler. Sıklıkla, beyinde de bo­zukluklar görüldüğünden, hasta beklen­diğinden fazla neşeli olabilir, fakat bu durum bir kural değildir. Tedavi: Hastalığı iyileştirecek bir te­davi bilinmemektedir; ancak, yardım edi­lebilir. Hastalar, normal çalışmalarını yapmaya yöneltilmeli ve moralleri yük­sek tutulmalıdır.

  • MONOSAKKARİD

    MONOSAKKARİD. Basit şekerlerin (glikoz, früktoz, galaktoz gibi) ortak adı.ve beyinde bol miktarlarda bulunmakla beraber, bütün vücutta da var olan bir maddedir. Belirli bazı depresyon ilaçlan fenelzin (Nordil), nialamid (Niamid), izokarbosazid (Marplan), tranilsipromin (Parnate) nev pargilin monoamin ok-sidaz etkisini durdurur. Bu tür ilaçlar, monoamin oksidaz inhibitörleri adını alır ve bazı durumlarda, tehlikeli, hatta öldürücü olabilir. M.A.O. inhibitörleri-ni kullanan hasta, amfetamin ve fenilef-rin (birçok soğuk algınlığı ilaçlarında bulunur) gibi, adrenalin etkisini taklit eden ilaçları almamalıdır. Ayrıca, pey­nir, maya, bira, şarap, fasulye ve yük­sek proteinli yiyecek maddelerini de ye­memelidir. Bu gibi hastalar, özellikle morfin ve petidin (dolantin) gibi ilaçları da çok dikkatle kullanmalıdır.

  • MOL HİDATİDİFORM

    MOL HİDATİDİFORM. Anne karnın­daki bebeği çevreleyen iki zarın dışta olanının (chorion: Koryon) yüzeysel ta­bakasının hastalığıdır: Rahim, üzüm sal­kımını andıran keseciklerle dolar, cenin bulunmaz, çünkü mol tarafından yok edilmiştir.
    Belirtileri: Gebeliğin ilk ayları, normaldeki gibi seyreder. Dört ay kadar süren bir âdet kesilmesinden sonra, bir miktar kanamayla, bazen sulu bir akıntı ve mol keselerinin düşmesi görülür. Ka­sıklar ve sırtta ağrı olabilir. Rahim, ge­nellikle, normal gebelik ayma uymaya­cak kadar büyüktür. Tedavi: Vakaların onda birinde, ha-birleşme görülebildiğinden, teşhis konur konmaz, mol çıkarılmalıdır. Hasta, daha fazla çocuk istememekteyse, mol ile bir­likte rahimin de çıkartılması, ilerde gö­rülebilecek habis durumu tamamen ön­ler. Yalnız molün çıkartıldığı hallerde, hasta, bir süre, belirli aralıklarla mua­yene edilmeli ve molün tekrarlamadığın­dan emin olunmalıdır.

  • MİYOPATİ

    MİYOPATİ. Kas Hastalığı.

  • MİYOM

    MİYOM. Rahimde, genellikle rahim cis­minde ve vakaların yaklaşık olarak % 8’inde de rahim boynunda görülen, kap­sülle kaplı, kas ve bağdokusundan oluş­muş, selim bir tümördür. En fazla, do­ğurmamış kadınlarda görülür ve habis-leşmesine çok seyrek rastlanır. Rahim cismi miyomlarmın çoğu; çoğuldur, ra­him boynundakiler ise genellikle tektir.Nedeni: Bilinmez; cinsel hormonlar-daki dengesizlikten ötürü oluştukları tah­min edilir.
    Belirtileri: Tümörün mekanik et­kilerine bağlıdır: Rahimde dolaşan ka­nın yavaşlayıp artması ve çevredeki do­kularda tümör basıncı görülür. Rahim, kan dolaşımının değişmesi sonucu, âdet­lerde aşırı kanama (menoraji) veya âdet aralan kanama (metronaji) olur. Basınç­tan; özellikle, karm atardamarlarına olan basınçtan ötürü, sancı, idrar tutulmala­rı, varisler, ayak bileklerinde şişmeler, basur memeleri oluşur. Akıntı da görü­lebilir. Bu vakalarda, kısırlık ya da ço­cuk düşürmelerine sık rastlanır. Tedavi: Miyomun, ameliyatla çıka­rılması; veya hasta, çocuk yapacak çağı geçirmişse ve birden fazla miyom varsa, rahimin tümünün çıkarılması (histerek-tomi), şeklindedir.

  • MIYASTENİA GRAVIS

    MIYASTENİA GRAVIS. Kasların anor­mal derecede çabuk yoruljnasıyla beli­ren ve çok seyrek rastlanan bir hasta­lıktır. En çok, genç erişkinlerde görü­lür.
    Nedeni: Henüz tam olarak bilinme­mektedir. Kas-sinir birleşme yerinde, si­nir uyarımlarının iletilmesinde gerekli bir madde olan asetilkolin azlığından ötürü, çalışma bozukluğu vardır. Bunun, muhtemelen bağışıklık reaksiyonuna bağ­lı olarak, göğüs boşluğunun üst bölü­münde bulunan timus bezinin bozuklu­ğuna dayandığı iddia edilmektedir. Belirtileri: Hastalık, kafa çiftle­rinin (bkz.) etkilediği kasların zayıflama­sıyla başlar: Üst gözkapağı düşer, çift görme, konuşma, yutma ve solunum zor­luğu belirir. Hastalık ilerledikçe, herhan­gi bir kasta zafiyet görülebilir. Tedavi: Hastalığı dramatik şekilde etkilediğinden, teşhis için, damar içi yol­dan edrofonium klorür verilir. Etkisi çok kısa sürdüğünden, bu madde tedavide kullanılamaz. Daha uzun etkili olan neostigmin ve piridostigmin, hastanm du­rumuna uygun dozlarda uygulanır. Çoğuvakalarda, timus bezi, cerrahî olarak çı­kartılır ve üçte bir oranında açık iyileş­me beklenir. Bu ameliyat, 50 yaşının üstündeki hastalara uygulanamaz.

  • Miksödem

    Miksödem

    Miksödem: Tiroid hormonu eksikli­ğinin doğurduğu bir durumdur, Guatr, Tiroid Bezi.

                    Sağlık, insanların hayatlarını devam ettirebilmesi için en temel ihtiyacıdır. Genç yaşlardan itibaren korunması için beslenmeye ve yaşam standartlarına dikkat etmek gerekmektedir. Gerek tüketilen besinlerden, gerekse doğal olmayan yaşam şartlarından her geçen gün yeni bir hastalığın adını duymaktayız. Bunlardan biri de  “Miksödem hastalığı” yani “Miksödem koması”dır.

    Miksödem Tanımı

                    Miksödem,tiroid bezinin hiç çalışmaması ve ya da gereğinden az çalışması sonucunda oluşan hipotirodi şeklinde görülen bir rahatsızlık biçimidir. Tiroid dendiğinde ilk akla gelen rahatsızlıklardan olan guatr ile birlikte miksödem rahatsızlığıyla da çokça karşılaşılmaya başlanmıştır. Miksödem adı seröz boşluklarında su kabarcıkları oluşması ve su toplaması, el ve ayaklarda ödem oluşması nedeniyle bu adı almıştır.

    Miksödem Hastalığı Belirtileri

                    hareket azalması ve yavaşlıkMiksödem hastalığının en temel belirtileri hipotiroizmden kaynaklanan metabolizmada hareket azalması ve yavaşlık, hastanın cildinde yaşanan kuruluk, üşüme hissi, saç dökülmesi ve seste meydana gelen bazı değişimlerdir. Miksödem hastaları çok çabuk yorulurlar, dolayısıyla bağışıklık sistemleri de zayıftır.

    Miksödem Koması Nasıl Gerçekleşir?

                    Miksödem rahatsızlığının en problemli taraflarından biri aşırı durumlarda “Miksödem Koması” reaksiyonu göstermesidir. Ağır durumlarda enfeksiyon ve anestezi benzeri sebeplerden dolayı hasta komaya girebilir.

    Miksödem Hastalığı Tedavisi

                    Miksödem hastalığının tedavisi için hormon takviyesi ilk plandadır. Genellikle tedavide çeşitli hayvanların (domuz, sığır vs.) tiroidlerinden oluşturulan tiroid örnekleri ya da önleyici ilaçlar kullanılmaktadır.

    Her rahatsızlıkta olduğu gibi Miksödem hastalığında da erken tanı ve tedavinin önemi çok büyüktür. Bu nedenle yukarıdaki belirtiler görüldüğünde mutlaka uzman hekime başvurulmalıdır.

  • MİGREN

    MİGREN. Bir aurayla (bkz.) başlayan ve nöbetler halinde beliren özel bir baş ağrısı tipidir.
    Nedeni: Sara gibi, migren de, idyo-patik (belirli bir nedeni olmaksızın) ya da semptomatik (diğer bir hastalığa ikin­cil) olabilir. Kafatası içi anevrizmaları, yüksek kan basıncı, damar sertliği gibi hastalıkların ikincil belirtileri arasında görülebilir. İdyopatik migren, genellikle kalıtsaldır ve bir nöbetteki asıl nedenin, bir beyin atardamarında önce daralması, sonra da genişlemesiyle, kafa içinde öde­min belirmesi olduğu söylenmektedir. Bazılarına göre de, nöbetler, bir nevi allerji reaksiyonu belirtileridir.Belirtileri: Haberci aura genellik­le görmeye ilişkin olup, görme alanının merkezinde ya da bir yarısında çakan ışıkların belirmesi şeklindedir. Seyrek olarak da, yüz ve ellerde garip duyular, konuşma bozukluğu, geçici halsizlik ya da felç belirebilir. Aura, genellikle ya­rım saat sürer (bazen bu süre daha da kısa olabilir) ve bunu baş ağrısı izler. Baş ağrısına, bulantı ve kusma eşlik ede­bilir, ağrı çok şiddetlidir ve 6 saat ka­dar sürer. Genellikle, başın bir yarısında duyulur.
    Tedavi: Genellikle, zeki ve yaratıcı kişilerde görüldüğünden, özellikle kadın­larda, bir dereceye kadar nevrozla iliş­kisi olduğu iddia edilir; tedavisi güçtür ve tek bir tedavi şeklinden söz etmek olanaksızdır. Her vakaya göre ayrı teda­vi uygulanabilir. Genellikle, hastalar, aşı­rı endişe ve yorgunluktan uzak durdukça ve bazen de, diyetlerinde belirli mad­deleri bulundurmadıkça, durumun daha iyi olduğunu söylerler. Fenobarbiton ya da hafif bir trankilizanm düzenli kulla­nılması nöbet sayısını bazen azaltır ve aspirin, ağrı süresini kısaltabilir. Bu ön­lemlere cevap vermeyen nöbetlerde, özel ilaç olan ergotamin ağızdan ya da so­lunum yoluyla, inhalasyonla verilir. Er-gotizm tehlikelerinden ötürü, bu ilaç dik­katle kullanılmalıdır. Migren, genellikle buluğ çağında belirip, 50 yaş dolayla­rında yok olur ve yaşamı ya da zekâyı etkilemez.
    MİKROBAKTERİ. İnce, hafif bükük, çubuk şeklindeki mikro-organizmalardır. Tüberküloz (verem) ve cüzzamm etken­leri bu gruptandır.

  • MİDE YANMASI

    MİDE YANMASI. Kalp bölgesi ve bo­ğazın arkasında duyulan yakıcı ağrı bu adı alır. Özellikle hiatus fıtıklarında (bkz. Fıtık) sık görülür. Sodyum bikar­bonat gibi alkalilerle, bu ağrı giderilir. Aşırı alkol, yemek borusu iltihabına yol açacağından, bu ağrıya neden olabilir.

    Mide yanması 20 ile 50 yaş arasında pekçok kişide görülen çok yaygın bir hastalıktır. Mide yanması yemekten önce, yemek esnasında veya yemekten iki üç saat sonra hissediliyor. Besinler, sindirim fonksiyonunun bir gereği olarak midede ilk değişikliklere uğrayarak bağırsaklara gönderilmek amacıyla hazırlanıyor. Mide bu fonksiyonunu yaparken iç yüzeyini kaplayan zarın alt kısmındaki salgı hücrelerini, besinlerin olması gereken değişimini sağlamak için uyarıyor. Bu esnada meydana gelen bir dengesizlik, çok fazla asit ortamına ve midenin kendini koruyamamasına neden olarak yanma hissine sebep oluyor.

    Atalarımız, midede yanma hissettiklerinde o an bir lokma ekmek içi yerlermiş. Ekmek içi değil ancak o an bir şeyler yemenin doğru bir metod olduğunu savunan günümüz hekimleri de az fakat sık yemeyi tavsiye ediyorlar. Öğünleri küçülterek sık sık yemenin yakınmaları azaltacağını ifade ediyorlar.

    Yemek yemeye daha çok vakit ayırın. Ayaküstü değil de sofrada oturarak acele etmeden yiyin. Acele yemek mide çalışmasına zarar veriyor. Kendinize daha fazla zaman ayırıp yemek yemeyi bir zorunluluk değil de bir keyif anına dönüştürün.

    Ağzınıza küçük lokmalar almak midenin sindirim için gerekli salgıları daha kolay üretmesine yardımcı olur. Lokmaları uzun uzun çiğneyin. Bu, midenizde şişkinlik ve ağırlık hissetmemenizi sağlar.

    Sofradan tıkabasa doymadan kalkın. Mide boş bir torba olduğu için yemek yerken çiğnediğimiz besinler buraya ulaştıkça mide sürekli genişler. Eğer kemerinizi çok sıkmışsanız yanma hissi duymanız çok doğal. İçi dolu bir plastik torbayı düşünün. Tam ortasından bir ipi kemer gibi sıkıca bağlayın. Torba sağa ya da sola çekecek ya da aşağıya doğru sarkacaktır. Mide de aynı böyle… Bu nedenle ölçülü miktarda yemek yiyin.

    Akşam öğününden hemen sonra damak kaçamakları yapmayın. Aksi takdirde mide gece boyunca çalışıp yorulur. Akşam yemeği ile uyku arası en az üç saat olmalı. Yani yemek yedikten en az 3 saat sonra yatın. Gece yatarken sağ yana dönerek yatmayın. Besinin mideye girişi sağ taraftan gerçekleştiği için yedikleriniz yeterince hazmedilemeyip mide borusunda yanma hissi oluşabilir.

    Yemek yedikten sonra yere eğilmeniz gerekiyorsa dizlerinizi bükerek eğilin. Aksi takdirde mide işlevini gerektiği gibi yapamaz.

    Yiyecek ve içeceklerin çok sıcak ya da soğuk olması mide sıvısına zarar verebilir. Bu nedenle yiyecek ve içeceklerin ılık olmasına özen gösterin.

    Sigaradan uzak durun.

    Yemekten sonra uzanmayın. Unutmayın, mide sıvısı yatay pozisyonu sevmez ve yanma hissi mide borusu yoluyla ağzınıza kadar gelebilir.

    Bunlardan Uzak Durun

    Hazmı kolay olmayan kızartmaları ve yağlı yiyecekleri sofranızdan uzaklaştırın. Ağır yağlı, fazla kremalı ya da soslu besinleri yemeyin. Çikolata, içerdiği yüksek dozdaki yağ ve kafein nedeniyle hassas mideye zarar vererek yanma hissine yol açıyor. Sütlü çikolata, daha az yağ içeren bitter çikolataya oranla daha tehlikeli olduğundan çikolata sevenler genelde sütsüz olanını tercih etmeli.

    Kafeinli içecekler mide için çok zararlı. Kahve, çay ve kola gibi içecekler hassas mideyi yorar. Eğer mide yanmasından şikayet ediyorsanız ve kahve içmeden yapamıyorsanız kafeinsiz kahveyi tercih edin.

    Gazozlu içecekler ve asitli meyve sularını az için. Domates ya da portakal suyu asitli olduğu için mide yanmasını şiddetlendirebilir. Bu sebeple sulandırarak ve balla tatlandırarak için.

    Et suyu ile hazırlanmış çorbalardan uzak durun. Diğer çorbaları ise çok sıcak içmeyin. Ilınmasını bekleyin.

    Alkol midedeki yanma hissini artırır. Hele mide boşken alkol sakın almayın.

    Çiğ soğan ve çiğ meyve de mide asidini artıran etkenlerdendir.

    Şeker yemeyi seviyorsanız naneli olanları seçmeyin.

    Mide ağrılarınıza son verecek sağlıklı ve dost besinlerle yemek yemenin keyfini çıkartabilirsiniz…

    Karnabahar : Haşlanmış karnabahar, mideyi asit saldırılarından koruyarak tüm sorunları giderebilir. İçeriğinde bulunan gefarnato maddesi ülser ilacının hammadesi olarak kullanılıyor.

    Lahana : Lahanayı çiğ şekilde yiyin. İnce şeritler halinde doğrayıp salata yapın. Meyve presinde lahananın suyunu sıkıp aynı miktarda elma suyuyla karıştırın ve bunu için. Lahana, doğal ülser ve gastrit ilacı olarak tanınır. 4’te bir lahanayı yıkayıp kalın şeritler biçiminde doğrayın. Bir kerevizi soyarak doğrayın. Bir havucu temizleyip ince ince dilimleyin.  Lahana, kereviz ve havucu katı meyve presinde sıkıp sabah akşam suyunu için.

    Patates : Çiğ patates suyu mide yanmasının doğal ilacıdır. Patatesi soyup katı meyve presinde suyunu sıkın. Su,havuç suyu veya kereviz suyuyla karıştırarak için.

    Elma sirkesi : Salatalarda veya mezelerde elma sirkesi kullanın.

    Maden suyu : Mide asidinin büyük bir bölümünü etkisiz hale getiriyor. Yemeklerden sonra için.

    Ispanak : Ispanağı buharda pişirin veya haşlayarak tüketin. Taze yapraklarını salata olarak yiyin.

    Zeytinyağı : Çiğ olarak kullanıldığında besinlerin midede kalma süresini azaltıyor ve yağların sindirimi için safra salgısını artırıyor.

    Baklagil : Fasulye, bezelye ve mercimekte var olan bioflavionid maddesi, midenin koruma görevini artırıyor.

    Muz : Mideyi seven meyvelerin en başında geliyor. Ara öğünlerde birer muz yemek, midedeki yanma hissini ortadan kaldırabilir. Muz, mide enzimleri ve hücrelerinin üretimini de artırıyor.

    Kızarmış ekmek : Midenin salgıladığı aşırı asidi kurutarak yanma hissini gideriyor.

    Meyankökü : Güçlü bir mide koruyucusu ve dostu. Yapılan son incelemelere göre midedeki çok fazla olan asitlenmeyi azaltıyor.

  • MİDE İLTİHABININ BELİRTİLERİ

    B e I i r t i 1 e ri: Rahatsızlık duygusu, iş­tah kaybı, kusma ve seyrek olarak da ka­namadır.
    Tedavi: Nedenin saptanması halin­de, ondan kaçınılmasıdır. Alkalen köpü-rücü tozlar ve manyezi sütü, uygun ilaç­lardır.
    Kronik gastrit: Nedenler, akut gastritin-kilerle aynıdır. Kişi, bu tahriş eden mad­deleri kullanmaya devam ettiğinden, akut gastrite ilişkin değişiklikler, kalıcı olur. Bazı vakalarda ise, belirli bir neden bu­lunamaz.
    Belirtileri: Hiçbir belirti olmaya­bileceği gibi, iştah kaybı ve sindirim güçlüğü de görülebilir. Mide iç yüzeyi mukozasındaki değişiklikler sonucu, hid-roklorik asit ve B^ emilimini sağlayan intrinsik faktör salgısıyla birlikte, diğer mide salgıları da azaldığından, kronik gastritin doğurduğu en önemli durum, pernisyöz anemi’dir.
    Tedavi: Tahriş eden yiyecek ve içe­cekler alınmamalıdır. Pernisyöz anemi varlığında, adale içi zerkler şeklinde, B12 vitamini verilir. Demir eksikliği ya da basit anemi de görülebileceğinden, bunlar da, örneğin demir alarak tedavi edilmelidir.
    Mide ve duodenum ülseri (Gastrik ve peptik ülser): Nedeni tam olarak bilinmemektedir. Duodenum ülserlerinin sık­lığı, midedekilerden on kere fazla ol­makla beraber, iki hastalık da burada, eşdeğer olarak anlatılmıştır. Duodenum ülserlerine daha çok, işadamı, doktor gibi, az hareketli iş dallarında rastlanır­ken, mide ülserleri en sık el işçilerinde görülmektedir. Duodenum ülserleri, en çok erkeklerde belirir: Burada erkek-ka-dın oranı 4:l’dir. Kadınlarda, mide ül­seri daha fazla görülür. Duodenum ül­serlerinin, üzüntü, endişe ve düzensiz öğünlerle ilişkisi olduğu iddia edilmek­teyse de, bu hususta tam bir kam yok­tur.
    Belirtileri: Mide ülseri: Klasik be­lirtiler, ağrı, kusma ve seyrek olarak da kanamadır. Genellikle, mide ülseri ağ­rısı, vücut orta çizgisinin solunda ve he­men yemekten sonra hissedilir. Duodenum ülseri: Başlıca belirti, ağrı­dır. Sağda ya da karın üst bölümünde, ortada, kaburgalarm altında hissedilir ve yemeklerden bir iki saat sonra belirir. Ağrının bir özelliği de, hastayı, sabaha karşı saat iki dolaylarında uyandırması­dır. Herhangi bir yiyecek yiyerek (ör­neğin, bir bisküvi), biraz süt ya da alkali madde içerek, ağrıyı gidermek mümkün­dür. Kusma da ağrıyı yok eder ve durumun kendiliğinden iyileştiği görülebi­lir.
    Tedavi: Sorunlara yol açmamış bir mide ülserinin tedavisi, başlangıçta tıb­bîdir. Hasta yatırılmalı ve düzenli bir surette, sık ve az yedirilmelidir; gereken, midenin hiçbir zaman tamamen boş bı-rakümamasıdır. Kızarmış, baharatlı yi­yeceklerin ve alkolün ağrıyı uyardığı gerçektir. Sigara içmekten vazgeçenler­de, ülserin daha çabuk iyileştiği görü­lür. Alkaliler yararlıdır ve bunlardan bazen ufak doz atropinle birlikte kul­lanılan alüminyum hidroksit ve magnez­yum trisilikat, en değerlileridir. Meyan-kökünden elde edilen bir madde olan karbonoksolon, mide ülserlerinin iyileş­mesini çabuklaştırır. Ülserleri kendi ba­şına tedaviye yeltenmek, yanlıştır. Komplikasyonlar: Mide ülserlerinin kom-plikasyonları, delinme, iyileşme sonucu oluşan kabuk dokusunun mide iç yüzeyi­ni bozması (bkz. Kum Saati Mide) ve akut kanamadır. Duodenum ülserinin komplikasyonlarıysa, delinme, kanama ve kabuk dokusuyla pilor ve duodenu-mun daralması sonucu, tıkanmadır. Komplikasyonların tedavisi: Kanama, pi­lor tıkanması ve delinme halleri, ameli­yat gerektirir. Mümkünse, mide ülserin­de, midenin bir bölümünün alınması ameliyatı uygulanır. Duodenum ülserin­de, ya aynı ameliyat yapılır veya plastik ameliyatla birlikte, mideye gelen vagus sinirleri kesilip, pilorun genişlemesi ve midenin bu suretle çabuk boşalması sağ­lanır. Midenin yarısının alınması ve va­gus sinirlerinin kesilmesi ameliyatları so­nucu, mide asit salgısı yarıdan fazla aza­lacağından, iyi bir cerrahın bu müdaha­leleri yapması, aktif ülserin taşınmasın­dan daha iyidir.
    Mide kanseri: Sık rastlanan bir kanser tipidir.
    Nedeni: Ender vakalarda, kronik gastriti izler, fakat kanserin sıklıkla, nor­mal bir midede oluştuğu da görülür. Tek bir basit mide ülserinin kansere dönü­şebileceğine ilişkin bir fikir birliği yok­tur. Bir iddiaya göre, kanserleşmiş bir ülser, başlangıçtan beri habistir. Belirtileri: Sinsi seyreden sindi­rim güçlüğü, yavaş ilerleyen kilo kaybı, iştah azalması, halsizlik ve zamanla be­liren bulantıyla kusmadır. Ülser ağrısını andıran sancı ya da devamlı ağrı duyu­labilir.
    Tedavi: Mümkünse, kanserli bölü­mün, cerrahî yoldan çıkartılmasıdır.
    Midenin incelenmesi: Mide hastalıkları­nın hepsi de aynı yöntemlerle incelenir: Baryum içirilmesinden sonra çekilen mi­de ve duodenum’un röntgen filmleri, gastroskopi (mide içinin gastroskop (bkz.) adlı aletle incelenmesi) bu yön­temlerdendir. Bazı vakalarda, mideyi açıp bakmadan teşhis konamaz.