NEFES KOKMASI. Soluğun kokması-dır. Bazı kişilerde her zaman, bazılarında da zaman zaman oluşan bir durumdur. Ayrıca, bazen kişi, durumunun farkında değildir, bazen de gereksiz şekilde büyütür. En sık rastlanan nedenler; burun, ağız, solunum yolu, mide ile ilgilidir. Bunlar da, kronik enfeksiyon ya da yerel bozukluklara bağlıdır. Örneğin, içine çürüyen yiyeceklerin yerleşebileceği kötü dişler, dişetleri enfeksiyonları (Vincent anjini, ya da kronik piyore gibi), kronik bademcik iltihabı, kronik bronşit ya da bronşektazi gibi (burada soluk kokusu aşırı derecede kötüdür), akciğer hastalıkları, kronik gastrit ve salgılarını boğaz arkasına akıtan burun ve sinüs hastalıkları, bu gibi nedenlerdendir. Yaygm inancın tersine, kabızlık, halitoz nedeni değildir. Tedavi nedene göredir, fakat mide ya da göğüs hastalıkları yokluğunda, dişçiye muayene olup, hasta diş ya da dişetlerini teşhis ettirmelidir. Burada da hiçbir bozukluk bulunmazsa, bademcikler ve burun muayenesi gerekir. Fazla içki içilen bir akşamın sabahında beliren soluk kokusu, kuvvetli alkolün neden olduğu gastrittir, fakat herhalde, içkili ya da içkisiz, sa–bahları soluğu kokmayan pek az kişi vardır. Hiçbir nedenin bulunmadığı hallerde, antiseptik diş macunları ve gargaralar kullanılabilir. Bazen bu durumu büyüten kişilerde, aşağılık ve suçluluk kompleksinden ötürü, soluklarının, idrarlarının veya diğer vücut salgılarının koktuğu kanısı vardır.
Yazar: 13eta
-
NATÜROPATİ
NATÜROPATİ (Doğa tedavisi). Doğal iyileşmenin, “doğal gıda” almakla mümkün olduğuna inananlar vardır. “Doğal gıda”dan kasıt, genellikle bitkisel bir rejim veya hiçbir yapay gübre, böcek ilacı, modern yetiştirme yöntemi uygulanmamış gıda maddeleridir. Bazı kişiler de, bitkilerden elde edilen doğal ilaçların, tıbbın ileri sürdüğü ilaçlardan üstün olduğunu iddia ederler. Diyetin gerekli olduğu diyabet gibi hastalıklar dışında, böyle bir rejimin yararını iddia etmek olanaksızdır. Kuşkusuz, modern çiftçilik tekniğiyle yetiştirilmiş ve özellikle ensektisid uygulanmış bitkiler ve şişmanlatmak amacıyla cinsiyet hormonu verilmiş hayvan etleri bazı hallerde zararlı olabilir. Bu durumlarda daha sıkı yasal kontrol gereklidir. Fakat, natüropa-tinin yararlı olduğunu iddia etmek genellikle komik olmaktan ileri gidemez.
Kendi kendimize, doğal gıda veya doğal yöntemlerin ne olduğunu sorarsak,durumun garipliğini daha iyi anlarız. Es-kimolar gibi genellikle çevrelerinde yalnız et bulanlar, başlıca ete dayanan bir rejimi benimsemekle zorunludur. Hiçbir ilkel kabile, tamamen bitkisel bir rejime başvurmamaktadır. Gerçekte de, insan dişleri, bu türün karışık bir rejime dayandığını gösterir ve bundan ötürü de bitkisel diyet doğal değildir. Bu özellik, uygarlığın doğal olup olmadığı sorununa yol açar. Bilinen bir gerçeğe göre, ilkel insanlarda ortalama hayat 30 yıldır, buna karşılık doğal kabul edilmeyen uygarlıklarda ise ortalama yaşam süresi 70 yıldır. 7 yıl içinde, Seylan’da modern tıp ve D.D.T. yardımıyla, sıtma mücadelesi sonucu, ölüm oranı yarıya inmiştir. Burada şu soruyu sorabiliriz: Bir bitkisel rejim ve doğal tedavi yanlısı sıtma, frengi veya cüzzamı nasıl iyileştirebilir? Bu doğal rejimin en kuvvetli taraftarlarından Bernard Shaw bile, uzun yıllarını, tutulduğu pernisyöz anemi hastalığına karşı kendisine yapılan karaciğer özleri zerklerine borçludur. Bir diğer iddiamız da, en öldürücü zehirlerin bitkisel olduğudur. Böyle bir rejim ve tedavi yönteminin etkili ve yararlı olduğu iddiası tamamen yersizdir. -
MULTİPL SKLEROZ
MULTİPL SKLEROZ (Dissemine Skleroz). Beyin ve omurilikte, yer yer sertleşmelerin belirdiği bir sinir sistemi hastalığıdır.
Nedeni: Bilinmemektedir. Genellikle 20-40 yaşlan arasında belirmesine rağmen, daha önce veya sonra da görülebilir. İlk olarak 50 yaşından sonra veya erişkin çağından önce belirdiğine pek rastlanmamıştır.
Belirtileri: Sertleşme alanları plak adını alır ve beyinle omuriliğin sinir liflerinin devamlılığını keser. Hastalığın başlangıcı, hastanın bir kol ya da bacağının uyuştuğu veya gelip geçici kaba hareketler belirmesi gibi şikâyetlerinden ötürü, diğer hastalıklar ve özellikle isteriyle karışabilir. Hastalığın özelliklerinden biri, vücut bölümleri ve zaman içinde dağılması, yayılmasıdır: İlk ve orta devrelerinde, uzun süren, kendiliğinden iyileşmeler ve yeniden belirmelere rastlanır. Hastalık, zamanla (bu zaman bazen yıllarla ölçülür) kötüleşir ve son devresi olan kronik evre başlar. Belirtiler, plakların yerine göre değişmekle beraber, genellikle, görme bulanıklığı, hareket kabalığı, çift görme, uyuşma, vücudun çeşitli yerlerinde hissiz bölgelerin belirmesi görülür. Başlangıçta, belirtiler, arasıra tamamen kaybolur, fakat hastalık ilerledikçe, bunlar devamlılaşır. Hasta doğru dürüst yürüyemez, idrar ve dışkı kontrolü zaman zaman kaybolur, kollar kaba hareketlidir ve kullanıldıklarında titrerler. Sıklıkla, beyinde de bozukluklar görüldüğünden, hasta beklendiğinden fazla neşeli olabilir, fakat bu durum bir kural değildir. Tedavi: Hastalığı iyileştirecek bir tedavi bilinmemektedir; ancak, yardım edilebilir. Hastalar, normal çalışmalarını yapmaya yöneltilmeli ve moralleri yüksek tutulmalıdır. -
MONOSAKKARİD
MONOSAKKARİD. Basit şekerlerin (glikoz, früktoz, galaktoz gibi) ortak adı.ve beyinde bol miktarlarda bulunmakla beraber, bütün vücutta da var olan bir maddedir. Belirli bazı depresyon ilaçlan fenelzin (Nordil), nialamid (Niamid), izokarbosazid (Marplan), tranilsipromin (Parnate) nev pargilin monoamin ok-sidaz etkisini durdurur. Bu tür ilaçlar, monoamin oksidaz inhibitörleri adını alır ve bazı durumlarda, tehlikeli, hatta öldürücü olabilir. M.A.O. inhibitörleri-ni kullanan hasta, amfetamin ve fenilef-rin (birçok soğuk algınlığı ilaçlarında bulunur) gibi, adrenalin etkisini taklit eden ilaçları almamalıdır. Ayrıca, peynir, maya, bira, şarap, fasulye ve yüksek proteinli yiyecek maddelerini de yememelidir. Bu gibi hastalar, özellikle morfin ve petidin (dolantin) gibi ilaçları da çok dikkatle kullanmalıdır.
-
MOL HİDATİDİFORM
MOL HİDATİDİFORM. Anne karnındaki bebeği çevreleyen iki zarın dışta olanının (chorion: Koryon) yüzeysel tabakasının hastalığıdır: Rahim, üzüm salkımını andıran keseciklerle dolar, cenin bulunmaz, çünkü mol tarafından yok edilmiştir.
Belirtileri: Gebeliğin ilk ayları, normaldeki gibi seyreder. Dört ay kadar süren bir âdet kesilmesinden sonra, bir miktar kanamayla, bazen sulu bir akıntı ve mol keselerinin düşmesi görülür. Kasıklar ve sırtta ağrı olabilir. Rahim, genellikle, normal gebelik ayma uymayacak kadar büyüktür. Tedavi: Vakaların onda birinde, ha-birleşme görülebildiğinden, teşhis konur konmaz, mol çıkarılmalıdır. Hasta, daha fazla çocuk istememekteyse, mol ile birlikte rahimin de çıkartılması, ilerde görülebilecek habis durumu tamamen önler. Yalnız molün çıkartıldığı hallerde, hasta, bir süre, belirli aralıklarla muayene edilmeli ve molün tekrarlamadığından emin olunmalıdır. -
MİYOM
MİYOM. Rahimde, genellikle rahim cisminde ve vakaların yaklaşık olarak % 8’inde de rahim boynunda görülen, kapsülle kaplı, kas ve bağdokusundan oluşmuş, selim bir tümördür. En fazla, doğurmamış kadınlarda görülür ve habis-leşmesine çok seyrek rastlanır. Rahim cismi miyomlarmın çoğu; çoğuldur, rahim boynundakiler ise genellikle tektir.Nedeni: Bilinmez; cinsel hormonlar-daki dengesizlikten ötürü oluştukları tahmin edilir.
Belirtileri: Tümörün mekanik etkilerine bağlıdır: Rahimde dolaşan kanın yavaşlayıp artması ve çevredeki dokularda tümör basıncı görülür. Rahim, kan dolaşımının değişmesi sonucu, âdetlerde aşırı kanama (menoraji) veya âdet aralan kanama (metronaji) olur. Basınçtan; özellikle, karm atardamarlarına olan basınçtan ötürü, sancı, idrar tutulmaları, varisler, ayak bileklerinde şişmeler, basur memeleri oluşur. Akıntı da görülebilir. Bu vakalarda, kısırlık ya da çocuk düşürmelerine sık rastlanır. Tedavi: Miyomun, ameliyatla çıkarılması; veya hasta, çocuk yapacak çağı geçirmişse ve birden fazla miyom varsa, rahimin tümünün çıkarılması (histerek-tomi), şeklindedir. -
MIYASTENİA GRAVIS
MIYASTENİA GRAVIS. Kasların anormal derecede çabuk yoruljnasıyla beliren ve çok seyrek rastlanan bir hastalıktır. En çok, genç erişkinlerde görülür.
Nedeni: Henüz tam olarak bilinmemektedir. Kas-sinir birleşme yerinde, sinir uyarımlarının iletilmesinde gerekli bir madde olan asetilkolin azlığından ötürü, çalışma bozukluğu vardır. Bunun, muhtemelen bağışıklık reaksiyonuna bağlı olarak, göğüs boşluğunun üst bölümünde bulunan timus bezinin bozukluğuna dayandığı iddia edilmektedir. Belirtileri: Hastalık, kafa çiftlerinin (bkz.) etkilediği kasların zayıflamasıyla başlar: Üst gözkapağı düşer, çift görme, konuşma, yutma ve solunum zorluğu belirir. Hastalık ilerledikçe, herhangi bir kasta zafiyet görülebilir. Tedavi: Hastalığı dramatik şekilde etkilediğinden, teşhis için, damar içi yoldan edrofonium klorür verilir. Etkisi çok kısa sürdüğünden, bu madde tedavide kullanılamaz. Daha uzun etkili olan neostigmin ve piridostigmin, hastanm durumuna uygun dozlarda uygulanır. Çoğuvakalarda, timus bezi, cerrahî olarak çıkartılır ve üçte bir oranında açık iyileşme beklenir. Bu ameliyat, 50 yaşının üstündeki hastalara uygulanamaz. -

Miksödem
Miksödem: Tiroid hormonu eksikliğinin doğurduğu bir durumdur, Guatr, Tiroid Bezi.
Sağlık, insanların hayatlarını devam ettirebilmesi için en temel ihtiyacıdır. Genç yaşlardan itibaren korunması için beslenmeye ve yaşam standartlarına dikkat etmek gerekmektedir. Gerek tüketilen besinlerden, gerekse doğal olmayan yaşam şartlarından her geçen gün yeni bir hastalığın adını duymaktayız. Bunlardan biri de “Miksödem hastalığı” yani “Miksödem koması”dır.
Miksödem Tanımı
Miksödem,tiroid bezinin hiç çalışmaması ve ya da gereğinden az çalışması sonucunda oluşan hipotirodi şeklinde görülen bir rahatsızlık biçimidir. Tiroid dendiğinde ilk akla gelen rahatsızlıklardan olan guatr ile birlikte miksödem rahatsızlığıyla da çokça karşılaşılmaya başlanmıştır. Miksödem adı seröz boşluklarında su kabarcıkları oluşması ve su toplaması, el ve ayaklarda ödem oluşması nedeniyle bu adı almıştır.
Miksödem Hastalığı Belirtileri
Miksödem hastalığının en temel belirtileri hipotiroizmden kaynaklanan metabolizmada hareket azalması ve yavaşlık, hastanın cildinde yaşanan kuruluk, üşüme hissi, saç dökülmesi ve seste meydana gelen bazı değişimlerdir. Miksödem hastaları çok çabuk yorulurlar, dolayısıyla bağışıklık sistemleri de zayıftır.Miksödem Koması Nasıl Gerçekleşir?
Miksödem rahatsızlığının en problemli taraflarından biri aşırı durumlarda “Miksödem Koması” reaksiyonu göstermesidir. Ağır durumlarda enfeksiyon ve anestezi benzeri sebeplerden dolayı hasta komaya girebilir.
Miksödem Hastalığı Tedavisi
Miksödem hastalığının tedavisi için hormon takviyesi ilk plandadır. Genellikle tedavide çeşitli hayvanların (domuz, sığır vs.) tiroidlerinden oluşturulan tiroid örnekleri ya da önleyici ilaçlar kullanılmaktadır.
Her rahatsızlıkta olduğu gibi Miksödem hastalığında da erken tanı ve tedavinin önemi çok büyüktür. Bu nedenle yukarıdaki belirtiler görüldüğünde mutlaka uzman hekime başvurulmalıdır.
-
MİGREN
MİGREN. Bir aurayla (bkz.) başlayan ve nöbetler halinde beliren özel bir baş ağrısı tipidir.
Nedeni: Sara gibi, migren de, idyo-patik (belirli bir nedeni olmaksızın) ya da semptomatik (diğer bir hastalığa ikincil) olabilir. Kafatası içi anevrizmaları, yüksek kan basıncı, damar sertliği gibi hastalıkların ikincil belirtileri arasında görülebilir. İdyopatik migren, genellikle kalıtsaldır ve bir nöbetteki asıl nedenin, bir beyin atardamarında önce daralması, sonra da genişlemesiyle, kafa içinde ödemin belirmesi olduğu söylenmektedir. Bazılarına göre de, nöbetler, bir nevi allerji reaksiyonu belirtileridir.Belirtileri: Haberci aura genellikle görmeye ilişkin olup, görme alanının merkezinde ya da bir yarısında çakan ışıkların belirmesi şeklindedir. Seyrek olarak da, yüz ve ellerde garip duyular, konuşma bozukluğu, geçici halsizlik ya da felç belirebilir. Aura, genellikle yarım saat sürer (bazen bu süre daha da kısa olabilir) ve bunu baş ağrısı izler. Baş ağrısına, bulantı ve kusma eşlik edebilir, ağrı çok şiddetlidir ve 6 saat kadar sürer. Genellikle, başın bir yarısında duyulur.
Tedavi: Genellikle, zeki ve yaratıcı kişilerde görüldüğünden, özellikle kadınlarda, bir dereceye kadar nevrozla ilişkisi olduğu iddia edilir; tedavisi güçtür ve tek bir tedavi şeklinden söz etmek olanaksızdır. Her vakaya göre ayrı tedavi uygulanabilir. Genellikle, hastalar, aşırı endişe ve yorgunluktan uzak durdukça ve bazen de, diyetlerinde belirli maddeleri bulundurmadıkça, durumun daha iyi olduğunu söylerler. Fenobarbiton ya da hafif bir trankilizanm düzenli kullanılması nöbet sayısını bazen azaltır ve aspirin, ağrı süresini kısaltabilir. Bu önlemlere cevap vermeyen nöbetlerde, özel ilaç olan ergotamin ağızdan ya da solunum yoluyla, inhalasyonla verilir. Er-gotizm tehlikelerinden ötürü, bu ilaç dikkatle kullanılmalıdır. Migren, genellikle buluğ çağında belirip, 50 yaş dolaylarında yok olur ve yaşamı ya da zekâyı etkilemez.
MİKROBAKTERİ. İnce, hafif bükük, çubuk şeklindeki mikro-organizmalardır. Tüberküloz (verem) ve cüzzamm etkenleri bu gruptandır. -
MİDE YANMASI
MİDE YANMASI. Kalp bölgesi ve boğazın arkasında duyulan yakıcı ağrı bu adı alır. Özellikle hiatus fıtıklarında (bkz. Fıtık) sık görülür. Sodyum bikarbonat gibi alkalilerle, bu ağrı giderilir. Aşırı alkol, yemek borusu iltihabına yol açacağından, bu ağrıya neden olabilir.
Mide yanması 20 ile 50 yaş arasında pekçok kişide görülen çok yaygın bir hastalıktır. Mide yanması yemekten önce, yemek esnasında veya yemekten iki üç saat sonra hissediliyor. Besinler, sindirim fonksiyonunun bir gereği olarak midede ilk değişikliklere uğrayarak bağırsaklara gönderilmek amacıyla hazırlanıyor. Mide bu fonksiyonunu yaparken iç yüzeyini kaplayan zarın alt kısmındaki salgı hücrelerini, besinlerin olması gereken değişimini sağlamak için uyarıyor. Bu esnada meydana gelen bir dengesizlik, çok fazla asit ortamına ve midenin kendini koruyamamasına neden olarak yanma hissine sebep oluyor.
Atalarımız, midede yanma hissettiklerinde o an bir lokma ekmek içi yerlermiş. Ekmek içi değil ancak o an bir şeyler yemenin doğru bir metod olduğunu savunan günümüz hekimleri de az fakat sık yemeyi tavsiye ediyorlar. Öğünleri küçülterek sık sık yemenin yakınmaları azaltacağını ifade ediyorlar.
Yemek yemeye daha çok vakit ayırın. Ayaküstü değil de sofrada oturarak acele etmeden yiyin. Acele yemek mide çalışmasına zarar veriyor. Kendinize daha fazla zaman ayırıp yemek yemeyi bir zorunluluk değil de bir keyif anına dönüştürün.
Ağzınıza küçük lokmalar almak midenin sindirim için gerekli salgıları daha kolay üretmesine yardımcı olur. Lokmaları uzun uzun çiğneyin. Bu, midenizde şişkinlik ve ağırlık hissetmemenizi sağlar.
Sofradan tıkabasa doymadan kalkın. Mide boş bir torba olduğu için yemek yerken çiğnediğimiz besinler buraya ulaştıkça mide sürekli genişler. Eğer kemerinizi çok sıkmışsanız yanma hissi duymanız çok doğal. İçi dolu bir plastik torbayı düşünün. Tam ortasından bir ipi kemer gibi sıkıca bağlayın. Torba sağa ya da sola çekecek ya da aşağıya doğru sarkacaktır. Mide de aynı böyle… Bu nedenle ölçülü miktarda yemek yiyin.
Akşam öğününden hemen sonra damak kaçamakları yapmayın. Aksi takdirde mide gece boyunca çalışıp yorulur. Akşam yemeği ile uyku arası en az üç saat olmalı. Yani yemek yedikten en az 3 saat sonra yatın. Gece yatarken sağ yana dönerek yatmayın. Besinin mideye girişi sağ taraftan gerçekleştiği için yedikleriniz yeterince hazmedilemeyip mide borusunda yanma hissi oluşabilir.
Yemek yedikten sonra yere eğilmeniz gerekiyorsa dizlerinizi bükerek eğilin. Aksi takdirde mide işlevini gerektiği gibi yapamaz.
Yiyecek ve içeceklerin çok sıcak ya da soğuk olması mide sıvısına zarar verebilir. Bu nedenle yiyecek ve içeceklerin ılık olmasına özen gösterin.
Sigaradan uzak durun.
Yemekten sonra uzanmayın. Unutmayın, mide sıvısı yatay pozisyonu sevmez ve yanma hissi mide borusu yoluyla ağzınıza kadar gelebilir.
Bunlardan Uzak Durun
Hazmı kolay olmayan kızartmaları ve yağlı yiyecekleri sofranızdan uzaklaştırın. Ağır yağlı, fazla kremalı ya da soslu besinleri yemeyin. Çikolata, içerdiği yüksek dozdaki yağ ve kafein nedeniyle hassas mideye zarar vererek yanma hissine yol açıyor. Sütlü çikolata, daha az yağ içeren bitter çikolataya oranla daha tehlikeli olduğundan çikolata sevenler genelde sütsüz olanını tercih etmeli.
Kafeinli içecekler mide için çok zararlı. Kahve, çay ve kola gibi içecekler hassas mideyi yorar. Eğer mide yanmasından şikayet ediyorsanız ve kahve içmeden yapamıyorsanız kafeinsiz kahveyi tercih edin.
Gazozlu içecekler ve asitli meyve sularını az için. Domates ya da portakal suyu asitli olduğu için mide yanmasını şiddetlendirebilir. Bu sebeple sulandırarak ve balla tatlandırarak için.
Et suyu ile hazırlanmış çorbalardan uzak durun. Diğer çorbaları ise çok sıcak içmeyin. Ilınmasını bekleyin.
Alkol midedeki yanma hissini artırır. Hele mide boşken alkol sakın almayın.
Çiğ soğan ve çiğ meyve de mide asidini artıran etkenlerdendir.
Şeker yemeyi seviyorsanız naneli olanları seçmeyin.
Mide ağrılarınıza son verecek sağlıklı ve dost besinlerle yemek yemenin keyfini çıkartabilirsiniz…
Karnabahar : Haşlanmış karnabahar, mideyi asit saldırılarından koruyarak tüm sorunları giderebilir. İçeriğinde bulunan gefarnato maddesi ülser ilacının hammadesi olarak kullanılıyor.
Lahana : Lahanayı çiğ şekilde yiyin. İnce şeritler halinde doğrayıp salata yapın. Meyve presinde lahananın suyunu sıkıp aynı miktarda elma suyuyla karıştırın ve bunu için. Lahana, doğal ülser ve gastrit ilacı olarak tanınır. 4’te bir lahanayı yıkayıp kalın şeritler biçiminde doğrayın. Bir kerevizi soyarak doğrayın. Bir havucu temizleyip ince ince dilimleyin. Lahana, kereviz ve havucu katı meyve presinde sıkıp sabah akşam suyunu için.
Patates : Çiğ patates suyu mide yanmasının doğal ilacıdır. Patatesi soyup katı meyve presinde suyunu sıkın. Su,havuç suyu veya kereviz suyuyla karıştırarak için.
Elma sirkesi : Salatalarda veya mezelerde elma sirkesi kullanın.
Maden suyu : Mide asidinin büyük bir bölümünü etkisiz hale getiriyor. Yemeklerden sonra için.
Ispanak : Ispanağı buharda pişirin veya haşlayarak tüketin. Taze yapraklarını salata olarak yiyin.
Zeytinyağı : Çiğ olarak kullanıldığında besinlerin midede kalma süresini azaltıyor ve yağların sindirimi için safra salgısını artırıyor.
Baklagil : Fasulye, bezelye ve mercimekte var olan bioflavionid maddesi, midenin koruma görevini artırıyor.
Muz : Mideyi seven meyvelerin en başında geliyor. Ara öğünlerde birer muz yemek, midedeki yanma hissini ortadan kaldırabilir. Muz, mide enzimleri ve hücrelerinin üretimini de artırıyor.
Kızarmış ekmek : Midenin salgıladığı aşırı asidi kurutarak yanma hissini gideriyor.
Meyankökü : Güçlü bir mide koruyucusu ve dostu. Yapılan son incelemelere göre midedeki çok fazla olan asitlenmeyi azaltıyor.
-
MİDE İLTİHABININ BELİRTİLERİ
B e I i r t i 1 e ri: Rahatsızlık duygusu, iştah kaybı, kusma ve seyrek olarak da kanamadır.
Tedavi: Nedenin saptanması halinde, ondan kaçınılmasıdır. Alkalen köpü-rücü tozlar ve manyezi sütü, uygun ilaçlardır.
Kronik gastrit: Nedenler, akut gastritin-kilerle aynıdır. Kişi, bu tahriş eden maddeleri kullanmaya devam ettiğinden, akut gastrite ilişkin değişiklikler, kalıcı olur. Bazı vakalarda ise, belirli bir neden bulunamaz.
Belirtileri: Hiçbir belirti olmayabileceği gibi, iştah kaybı ve sindirim güçlüğü de görülebilir. Mide iç yüzeyi mukozasındaki değişiklikler sonucu, hid-roklorik asit ve B^ emilimini sağlayan intrinsik faktör salgısıyla birlikte, diğer mide salgıları da azaldığından, kronik gastritin doğurduğu en önemli durum, pernisyöz anemi’dir.
Tedavi: Tahriş eden yiyecek ve içecekler alınmamalıdır. Pernisyöz anemi varlığında, adale içi zerkler şeklinde, B12 vitamini verilir. Demir eksikliği ya da basit anemi de görülebileceğinden, bunlar da, örneğin demir alarak tedavi edilmelidir.
Mide ve duodenum ülseri (Gastrik ve peptik ülser): Nedeni tam olarak bilinmemektedir. Duodenum ülserlerinin sıklığı, midedekilerden on kere fazla olmakla beraber, iki hastalık da burada, eşdeğer olarak anlatılmıştır. Duodenum ülserlerine daha çok, işadamı, doktor gibi, az hareketli iş dallarında rastlanırken, mide ülserleri en sık el işçilerinde görülmektedir. Duodenum ülserleri, en çok erkeklerde belirir: Burada erkek-ka-dın oranı 4:l’dir. Kadınlarda, mide ülseri daha fazla görülür. Duodenum ülserlerinin, üzüntü, endişe ve düzensiz öğünlerle ilişkisi olduğu iddia edilmekteyse de, bu hususta tam bir kam yoktur.
Belirtileri: Mide ülseri: Klasik belirtiler, ağrı, kusma ve seyrek olarak da kanamadır. Genellikle, mide ülseri ağrısı, vücut orta çizgisinin solunda ve hemen yemekten sonra hissedilir. Duodenum ülseri: Başlıca belirti, ağrıdır. Sağda ya da karın üst bölümünde, ortada, kaburgalarm altında hissedilir ve yemeklerden bir iki saat sonra belirir. Ağrının bir özelliği de, hastayı, sabaha karşı saat iki dolaylarında uyandırmasıdır. Herhangi bir yiyecek yiyerek (örneğin, bir bisküvi), biraz süt ya da alkali madde içerek, ağrıyı gidermek mümkündür. Kusma da ağrıyı yok eder ve durumun kendiliğinden iyileştiği görülebilir.
Tedavi: Sorunlara yol açmamış bir mide ülserinin tedavisi, başlangıçta tıbbîdir. Hasta yatırılmalı ve düzenli bir surette, sık ve az yedirilmelidir; gereken, midenin hiçbir zaman tamamen boş bı-rakümamasıdır. Kızarmış, baharatlı yiyeceklerin ve alkolün ağrıyı uyardığı gerçektir. Sigara içmekten vazgeçenlerde, ülserin daha çabuk iyileştiği görülür. Alkaliler yararlıdır ve bunlardan bazen ufak doz atropinle birlikte kullanılan alüminyum hidroksit ve magnezyum trisilikat, en değerlileridir. Meyan-kökünden elde edilen bir madde olan karbonoksolon, mide ülserlerinin iyileşmesini çabuklaştırır. Ülserleri kendi başına tedaviye yeltenmek, yanlıştır. Komplikasyonlar: Mide ülserlerinin kom-plikasyonları, delinme, iyileşme sonucu oluşan kabuk dokusunun mide iç yüzeyini bozması (bkz. Kum Saati Mide) ve akut kanamadır. Duodenum ülserinin komplikasyonlarıysa, delinme, kanama ve kabuk dokusuyla pilor ve duodenu-mun daralması sonucu, tıkanmadır. Komplikasyonların tedavisi: Kanama, pilor tıkanması ve delinme halleri, ameliyat gerektirir. Mümkünse, mide ülserinde, midenin bir bölümünün alınması ameliyatı uygulanır. Duodenum ülserinde, ya aynı ameliyat yapılır veya plastik ameliyatla birlikte, mideye gelen vagus sinirleri kesilip, pilorun genişlemesi ve midenin bu suretle çabuk boşalması sağlanır. Midenin yarısının alınması ve vagus sinirlerinin kesilmesi ameliyatları sonucu, mide asit salgısı yarıdan fazla azalacağından, iyi bir cerrahın bu müdahaleleri yapması, aktif ülserin taşınmasından daha iyidir.
Mide kanseri: Sık rastlanan bir kanser tipidir.
Nedeni: Ender vakalarda, kronik gastriti izler, fakat kanserin sıklıkla, normal bir midede oluştuğu da görülür. Tek bir basit mide ülserinin kansere dönüşebileceğine ilişkin bir fikir birliği yoktur. Bir iddiaya göre, kanserleşmiş bir ülser, başlangıçtan beri habistir. Belirtileri: Sinsi seyreden sindirim güçlüğü, yavaş ilerleyen kilo kaybı, iştah azalması, halsizlik ve zamanla beliren bulantıyla kusmadır. Ülser ağrısını andıran sancı ya da devamlı ağrı duyulabilir.
Tedavi: Mümkünse, kanserli bölümün, cerrahî yoldan çıkartılmasıdır.
Midenin incelenmesi: Mide hastalıklarının hepsi de aynı yöntemlerle incelenir: Baryum içirilmesinden sonra çekilen mide ve duodenum’un röntgen filmleri, gastroskopi (mide içinin gastroskop (bkz.) adlı aletle incelenmesi) bu yöntemlerdendir. Bazı vakalarda, mideyi açıp bakmadan teşhis konamaz.

