Kadınlar Sitesi, Gebelik, hamilelik, doğum

Yazar: admin

  • Bebek Beslenmesi

    Bebek Beslenmesi

    Sağlıklı bireyler, sağlıklı toplumları oluşturur. Bu yüzden bebeklerimizin beslenmelerinde dikkatli ve titiz davranmalıyız. Onlar için sağlıklı, taze ve dengeli bir beslenme düzeni oluşturmalıyız.

    Bebeğimiz dokuz ay boyunca bizimle beraber yaşamış, vücudumuzda bizimle beraber var olmuş, bizden beslenmiş, kalbi bizimle birlikte atmış, kendini bizimle birlikte güvende hissetmiştir. Doğumdan sonra da ona güvenli bir ortam sağlamak bizim sorumluluğumuzdadır. Bu güvenin devamını sağlayan ise anne sütüdür. Çünkü anne sütü ile beslenme anne ile bebeği doğum öncesi kadar birbirine yaklaştırırken diğer taraftan da dünyanın en zahmetsiz, en temiz, en değerli besiniyle bebeği buluşturur. Yani elimizden geldiğince, vücudumuz bu mucizeyi yaratmaya devam ettikçe bebeğimizi bundan mahrum etmemeliyiz. Özellikle ilk dört ay bebeğimizi anne sütü ile beslemeliyiz. Anne sütü yoksa veya yetersizse anne sütüne yakın bir biberon maması kullanılmalıdır.

    Peki anne sütünü nasıl vermeliyiz?

    Bebeğimiz ağladıkça ve acıktıkça onu besleyebiliriz. İlk dört ay sadece anne sütü verilmelidir. Dördüncü aydan sonra anne sütüne ilave olarak meyve suları ve meyve püreleri başlayabiliriz. ( Günde bir öğün verilebilir.) anne sütü yetersiz kalıyorsa hazır mamalardan kullanılabilir.

    Beşinci ayda anne sütünün yanında hazır mama (Günde iki öğün), mevsim meyvelerinden meyve püresi, öğle öğününde bir-iki yemek kaşığı sebze çorbası, ikindi öğününde yoğurt, gece yatmadan önce de muhallebi verilebilir. Verilecek yoğurdun pastörize sütten mayalanmasına ve taze olmasına dikkat edilmelidir.

    Altıncı ayda anne sütünün yanında hazır mama, bir öğün meyve püresi, bir öğün sebze püresi, bir öğün yoğurt, bir öğün de muhallebi verilebilir.

    Yedinci ayda bebeğimize kahvaltı vermeye başlayabiliriz. Akşamdan suda bekletilmek suretiyle tuzu alınmış peynir, haşlanmış yumurta, reçel öncelikle hazır mama içinde ezilerek, bebeğimiz bu karışıma alıştıktan sonra da ayrı ayrı verilebilir.

    Sekizinci ayda eti köfte, tam yumurta, makarna, pilav, ekmek gibi karbonhidratlı yiyeceklere başlanır.

    Dokuz ile on birinci aylarda bebeğimiz artık bazı yiyecekleri ısırarak yiyebilir. Balık ve tavuk eti yiyebilir. Bebeğimizin eline kaşık verme zamanı da gelmiştir.
    On ikinci ayda öğünler biraz daha zenginleştirilmelidir. Öğle yemeğinde etli sebze yemeği veya sebze püresi veya bir köfte ve makarna; ikindi yoğurt, meyve püresi, ekmek veya iki adet bisküvi, sütlaç veya muhallebi; akşam çorba, sebze yemeği, makarna veya pilav, yoğurt verilebilir.
    Bütün bu aylar boyunca anne sütünü bebeğimizden mahrum etmeyelim. Sağlıklı ve mutlu bireyler yarınlarda bizimle olsun.

    Bebeklerin, doğumdan itibaren hatta anne karnındaki beslenmesi, gelecekteki sağlığının ve yapısının temellerini oluşturur. Bebeğinize, bu dönemden itibaren sağlıklı beslenme alışkanlığı verebilirsiniz ve bebeğinizin geleceği için sağlıklı yatırım yapmış olursunuz. Bir bebeğin en önemli beslenme süreci doğumdan sonraki ilk 2 yıllık süredir. Bu sürecin ilk 6 aylık döneminde sadece anne sütü verilerek bebeğin doğal, mucizevi, koruyucu ve besleyici besinden yararlanması sağlanmalıdır. Daha sonra anne sütü devam ederken ek gıdalarda tamamlayıcı besinlere geçilir. Bir bebek dengeli bir beslenmeyle aşağı yukarı 9.-10. ayda aile sofrasına oturabilmeli ve oradan bazı yiyecekleri paylaşabilmelidir. Ancak ailenin beslenme düzeninin de gözden geçirilmesi gerekir.

    bebek-beslenmesi1Yemeklerin hazırlanış şekli, kullanılan malzemelerin doğallığı, tazeliği, temizliği, besleyici değerleri, bebeğe sunuluş şekli ve bebek tarafından kabul edilebilir olması çok önemlidir. Bebeğin sofradan beslenebilmesi için öncelikle ailenin beslenme alışkanlıklarının değerlendirilmesi ve yanlış alışkanlıkların düzeltilmesi gerekir. Bebeğin sağlıklı beslenebilmesi için sadece yedikleri değil ruhsal dururumu, zihinsel performansı, gelecekteki okul başarısı, konuşma performansı ve yürüme performansı gibi özelliklerde bir bütün olarak ele alınmalıdır. Örneğin ailede bir ölüm ya da ayrılık yaşanmışsa çocuğun bundan en az şekilde etkilenmesi için ne yapılması gerektiğini de konuşmak gerekir.
    Çünkü bu tarz olaylar bebeğin yaşamında önemli yer tutar ve onun gelecekteki hayatını etkileyebilir.

    Bazen hiç sebebi yokken çocuğunuzun iştahsız olduğunu veya kendini kilitlediğini görebilirsiniz. Bu durumlarda bebekle tartışmaya girmemek çok önemlidir. Bir bebek büyütülürken sadece o andaki kilo-boy performansı değil erişkin yaşlara ulaştığında organ-sistem sağlığının en iyisi olması hedeflenmelidir. Bebeklikten başlayarak iyi bir beslenme ile gelecekte kalp ve damar hastalıkları, tansiyon yüksekliği, obezite, kanser gibi birçok hastalık önlenebilir. Sağlıklı ve mutlu bireyler yetiştirilebilmesi için doğumdan itibaren beslenmeye büyük önem verilmelidir.

    Şu Başlıklarımıza da Bakın

  • Bebeklerde Pişik

    Bebeklerde Pişik

    NEDEN OLUR ?
    Pişik sorunu bebeklerin çoğunda karşılaşılan sorunların başında gelir. Pişik her üç bebekten birinde karşımıza çıkar. Annelerin çok özen göstermelerine rağmen ilk üç aylık dönemde en fazla karşılaştıkları sorun pişiktir. Pişiğin oluşmasındaki temel etken cildin tahriş olmasıdır. Bebeğin zaten hassas olan cildine temas eden bebek bezi, uzun süre bezinin değiştirilmemesi ve ıslaklık, bebeğin beslenmesindeki değişiklikler, ilaç kullanımı, yetersiz temizlik, kullanılan bezin kalitesiz oluşu, bebeğin alt temizliğinde kullanılan kokulu sabun vb. gibi temizleyici maddelerin etkisi ile pişik oluşumu tetiklenir.

    PİŞİKTEN KORUNMA NASIL OLUR?
    1. Uygun boy ve kiloda bez kullanılmalı.
    2. Bebeğin cilt temizliği su ile yapılmalı.
    3. Bebeğin cildi iyi kurulanmalı.
    4. Pişik önleyici kremler kullanılmalı. Kremler ince bir tabaka halinde sürülmeli.
    5. Bebeğin altının sıkça değiştirilmeli.
    6. Bebeğin dışkı yaptığında bezi hemen değiştirilmeli.
    7. Pudra çok fazla kullanılmamalıdır. Çünkü pudra bir süre sonra ciltteki nemi alır.

    PİŞİK NASIL GEÇER?
    bebeklerde-pisikBebeğin cildinde pişik görüldüğünde sabunlu su ile temizliğe dönülmelidir. Su ile temizlik yapıldıktan sonra temiz, yumuşak, emici bir bezle bebeğin altı kurulanmalıdır. Bebeğin altının bir süre açık bırakılarak hava ile temasının sağlanması da pişiğin geçmesinde etkili olur. Kullanılan bebek bezi kuru, temiz ve bebeğin kilosuna ve boyuna uygun olmalıdır. Bebeğin vücuduna uygun olmayan bezler bebeği sıkacak, altının daha fazla havasız kalmasına sebep olarak pişik oluşumuna sebep olacaktır. Bebeklerin alt temizliğinde pudralı ürünler ve pudra kullanılmamalıdır.

    Bu ürünler bebeklerde pişiği önlemediği gibi pişiği tetikleyebilir. Pişik durumlarında bebeğin bezi biraz gevşek bağlanabilir. Hava girişini engelleyen ürünlerin kullanılması sakıncalıdır. Pişik kremleri bebeğin her alt temizliğinde ince bir tabaka halinde uygulanmalıdır. Kremin bebeğin cilt kıvrımları arasına nüfuz etmesine dikkat edilmelidir. Pişik bunlara rağmen geçmiyorsa ve cilt dokusunda sivilceye benzer oluşumlar görülüyorsa doktora gidilmelidir.

    Daha Ayrıntılı Bilgi İçin Pişik ve Tedavisi

  • Parfüm Kadının Silahıdır

    Parfüm Kadının Silahıdır

    Yakılarak çevreye koku yayan maddelerden ve kokulu reçinelerden oluşan ilk parfümler, önceleri dinsel törenlerde kullanılırlardı. Bir süre sonra aynı mad­deler kişiler tarafından da kullanılmaya başlandılar.

    En eski çağlardan beri, kişilerin çekicili­ğini arttırmak amacıyle, yüz ve vücutiçin hazırlanmış boyalar, kokular, süsler kullanılmıştır.
    Kleopatra’nın Antoine’ı baştan çıkar­mak için tarçın, safran, süsen çiçeği, ni­lüfer çiçeği karışımından bir koku sürün düğü söylenir. Hatta Kleopatra’nın kadir gasının yelkenleri bile bu karışıma batı­rılmış. Saba Melikesi Belkıs’ın da Hz. Süleyman’a parfüm hediye ettiği söyle­nir.

    parfümYunanlıların aşk şerbeti yaptıkları par­fümleri, Venüs’ün bir armağanı sayarlar di. Parfümler kibar fahişelerin büyük yardımcısı olduğu gibi, bunların birçok çeşitleri de vardır; vücudun her kısmı için ayrı ayrı parfümler kullanılırdı.Koku alma çok gelişmiş ve çok duyarl bir duyu olduğu için, parfüm süsten da­ha etkili bir çekicilik öğesi meydana geti rir. Koklama, hiç bir aygıtın olağanüstü duyarlılığına erişemediği bir işlevdir; in­sanın koklama aygıtı, bir sıvıya, on mil­yonda bir oranında katılmış bir kokuyu seçebilir.

    Parfümcülükte, kokuları ta­nımlamaya ve değerlendirmeye alışmış olan bir uzmanın yerini hiç bir şey tuta­maz; bazı insanlar iki üç bin kadar deği­şik türde kokuyu belleklerinde tutabilir­ler. Hoşa giden veya gitmeyen şeylere karşı gösterilen beğenme veya beğenmeme tepkileri, koku alma duyusunda tad alma duyusu dışında kalan duyulara oran­la çok daha güçlüdür.

  • Cilt Bakımı Nasıl Yapılmalıdır?

    Cilt Bakımı Nasıl Yapılmalıdır?

    Normal olarak gençlikte herkesin cildi güzeldir; önemli olan, cildin güzelliğini sağlayan diriliği, pürüzsüzlüğü, tazeliği ileri yaşlarda da olabildiğince sürdürebil­mektir. Bu olanaksız bir şey değildir. Doğru yürütülen sistemli bir bakım programı kişinin kırkından sonra bile kırışıksız, canlı bir deriye sahip olmasını sağlar.

    Göz, ne kadar “ruhun aynası” ise aslında deri de öylesine ruhun aynasıdır. En küçük bir içsıkıntısı derhal deride kendini belli eder, dışa vurur. Deri canlı bir organizmadır, yani solur, hava alır, kendi kendini yeniler. Bu yenilenme yirmi yedi günde bir gerçekleşir, normal olarak günde on gram eski deri atılır. Ancak yirmi beş yaşından sonra yenilenen deri hücreleri gittikçe azalır; nemlemenin eksikği oranında kuruma ve sertleşme artar, ilk kırışıklıklar kendini gösterir.

    Anlaşılacağı üzere yenilenme ile derinin soluması, hava alması arasında çok yakın bir ilişki vardır. Bu ise cildin yeterince nemli olmasına bağlı olan bir şeydir. Fazla güneş, kuru kalorifer havası ya da tam tersine fazla soğuk hava ve fazla su gerekli nemlenme düzeyinin üstüne çıkıldığı ya da altında kalındığı için derinin kurumasına yolaçar.

    ciltbakimiAncak derinin kuruması salt nem düzeyindeki bozukluktan ileri gelen bir şey değildir. Hava kirliliğinin ve pisliğin de rolü önemlidir. Bu dış etkenlerin yanısıra ruhsal gerginlik (stres), uykusuzluk, hare­ketsizlik ve kötü beslenme gibi etkenler de cildin bozulmasında çok etkili olurlar.

    Cilt bozucu bu etkenlerin sayılması bile cilt bakımında nelere dikkat etmek gerek­tiği konusunda bir ilk fikir veribilir.

    Kısaca toparlarsa, cildin kendi kendini yenileme yetisinin olabildiğince uzun süre yaşaması­na yardımcı olabilmek için hava almasını sağlamak, olabildiğince hava kirliliğinden uzak yerlerde bulunmak, hiç değilse tatillerde temiz havalı yerlere gitmek ve en önemlisi bütün gövdeye temiz hava aldırmak en basit ve temel cilt bakım kuralıdır. Ancak deriye bol ve temiz oksijen aldırmaya çalışırken güneşte ku­rutmak, yahut rüzgârda kavurmak da cildin pul pul kabarmasına, kurumasına, katılaşmasına neden olur. Bunun önüne geçmek için cildin bir yandan temiz oksijen alırken öbür yandan keskin güneş ya da sert rüzgâr altında nem kaybına uğraması­nı önleyici nemlendirici kremler sürmek gerekli ve yeterli bir önlemdir. Krem deriye kalınca bir tabaka halinde sürülmeli ve on-onbeş dakika derinin kremi emmesi beklenmelidir.

    Pisliğin de cilt üzerinde olumsuz etkisine değinmiştik. Bu bakımdan kişinin temizliğine dikkat etmesi, ve temiz bir ortamda olsa bile sırf terlemeyle cilt gözeneklerinin tıkanacığını, bunun da derinin solumasını, hava almasını zorlaştı­racağını bilerek gece yatmadan önce ve sabah kattıktan sonra elini yüzünü yıka­ması gerekir. Buna karşılık deriyi temiz tutmak amacıyla her gün duş yapmak da doğru değildir, çünkü yıkanmanın fazlası da bu kez gerekli nemlilik oranının üstüne çıkılmasına, hatta derinin koruyucu taba­kasının tahriş olmasına yolaçarak istenen sonucun tam tersini verir. En iyisi kişinin kirlenme durumuna göre iki, üç günde bir kısa, hafif bir duş alması ve / ya da haftada bir tam bir banyo yapmasıdır.

    Banyo sırasında deriyi yumuşakça fırçalamak da ölü deri tabakasının atılmasını, gözeneklerin açılmasını ve kan dolaşımının hızlanmasını sağladığı ve bütün bunlar derinin hava almasını kolaylaştırdığı, aldığı oksijeni arttırdığı için oldukça yararlı bir yöntemdir. Deriyi fırçalamak üzere kese ya da lif en iyisidir. Sabunlanırken derinin tahriş olmaması için sabunbezi ya da yapay sünger yerine doğal sünger kullanmak tercih edilmelidir. Ancak kese ve fırçayı yüze sürmeyip yalnızca gövdede kullanmak, ayak topuk­ları için (ve yalnız orası için) ponzataşından yararlanmak gerektiğini, ılık suyla duşun ise sinirleri yatıştırıp, ruhu dinlendirdiğini, soğuk suyla duşun ise deriyi diriltip gerdiğini, düzleştirdiğini dolayısıyla ılık suyla başlayan bir duşu mutlaka bir iki saniye için bile olsa soğuk suyla sona erdirmenin her bakımdan çok yerinde ol­duğunu akılda tutmak yararlı olacaktır.

    Bütün bunlara masaj ve jimnastik de eklenebilir. Ancak bunların her ikisinin de asıl amacı cilt güzelliği değildir, o bir yan sonuçtur. Ancak şu kadarına işaret edelim ki cilt sağlığı, güzelliği iyi bir kan dolaşımı ile yakından ilgilidir. İşte masaj ve jimnastik de bu kan dolaşımını hızlandır­maya yardımcı olarak cildin güzelleşmesi­ne katkıda bulunurlar. Kremi daire hareketleriyle vücuda yedirerek sürmek de aynı işlevi görür.

    Buraya dek yazdıklarımızdan da anla­şılacağı gibi en basit bir cilt bakımı bile aslında hiç de o kadar basit değildir ve bilinçli, ölçülü bir davranışı gerektirir. Öte yandan her cilt birbirine benzemez, değişik cilt çeşitleri vardır, dolayısıyla bunların bakımı da farklılık gösterir. Bu nedenle kişinin kendi cildinin hangi türe girdiğini doğru saptaması ve cildinin türüne göre bir bakım programı uygulaması zorunludur.

    Aksi takdirde yanlış uygulanacak bir cilt bakımı “bakım” olmaktan çıkar ve yalnızca zarar verir. Cilt bakımının yukarıda sergilenen herkese ortak ve temel ilkelerinin yanısıra kişinin yaşına, derinin yağlılık durumuna, deri bölgelerine göre değişen ilkeleri, kuralları vardır. Burdan itibaren deri bakımını bu özel yanlarıyla göreceğiz.

    Yaş Durumu
    Deri altındaki yağ bezleri çocukluk döneminde belli belirsiz denecek kadar az yağ salgılarlar. Bu nedenle çok sık yıkanmak, fazla sabun kullanmak derinin tahrişine yolaçabilir. Yaşlılık sırasında da yağlanma yeniden azalır, özellikle kollarda ve bacaklarda derinin kuruması yaşın ilerlemesiyle birlikte oldukça hızlanabilir. Yıkanırken bu noktayı gözönünde tutmak, gerekmedikçe sabun kullanmaktan kaçınmak, soğuk suyu tercih etmek yararlı olur.

     

  • Erkekler Kadınlardan Ne İster?

    Erkekler Kadınlardan Ne İster?

    Erkekler ve kadınlar dünya üzerinde var olduğundan bu yana bu soru hep sorulmuştur:  “Erkekler kadınlardan ne ister?” Harika bir vücut? İnanılmaz  bir zeka? Veya girişimci bir kişilik? Erkekler, annelerini andıran kadınları mı istiyorlar yoksa onun tam tersi bir karakterde bir kadın mı ilgilerini daha çok çekiyor?  Selvi boylu mu, kısa mı? Sarışın mı, esmer mi? Liste bu şekilde uzayıp gidiyor.

    Annem gibisin!

    Aslında erkeklerin yaşadıkları en büyük çelişkilerden biridir bu. Hem annelerinden bir türlü vazgeçemezler ve yaşamda karşılarına çıkanı diğer kadınlardan da aynı sıcaklığı beklerler, hem de anneleri gibi konuşan ve annesi gibi  hareket eden kadınlardan hoşlanmazlar. Eşlerinin desteğini her an beklerler. Günlük yaşamda karşılaştıkları sıkıntılarını şefkatli bir kadın kucağında anlatmayı arzularlar ancak iş eleştirildiklerinde  off  annem gibi konuşuyorsun deyip işin içinden  çıkarlar. Siz en iyisi  ikisinin ortasını yakalamaya çalışın.

    erkelerErkekler aptal kadın sever!

    Duy da inanma denir  ya, bu söz öyle bir şey işte. Erkeklerin akıllı kadın sevmediği düşüncesi kesinlikle doğru bir düşünce değildir. Olsa olsa rol yapmayı seven kadınlardan hoşlanabilirler.  Zira  hangi erkeğe sorsanız sorun alacağınız cevap “aptal kadına dayanamam”  şeklinde olacaktır .

    Sana ihtiyacım var!

    Korumak ve kollamayı tabiatlarının bir sonucu olarak gören erkeklerin  dayanamadığı bir kadın tipi varsa o da yardıma ihtiyacı olan kadındır. Bir kadına yardımda bulunmak, erkeğin kendini gösterme yollarından biridir. Bu yüzden sıkıntılı anlarınızda  erkekten yardım istemekten korkmayın. Tam tersi kendi işinizi kendiniz yapıyor olmanız onu daha çok huzursuz edecektir. Kimi zaman ürkek bir tavşanı oynamak, değerinizden bir şey kaybettirmez.

    Bu 5 cümleyi asla kullanmayın!

    Bir şey söyleyeceğim, konuşmamız lazım

    Bu cümle ciddi bir şeyden söz etmek istediğinizin göstergesi. Ya ilişkinizde bir problem var, ya yapılması gereken saçma sapan bir iş! Bu cümleden sonra karşınızdaki erkeğin aşkım buyur ne söyleyecektin? demesini kesinlikle beklemeyin. Bu konuşmayı ileri tarihe atmak için elinden gelen her şeyi yapacak!

    Bak bakalım bende ne değişiklik göreceksin?

    Tabi ki bakmakla görmek çok farklı bir durum. Ayrıntıları fark etmekte  erkeklerin hepsinin başarılı olacağını düşünmeyin. Sarı renkteki saçlarınızı siyaha boyatmak tabi ki  görülmeyecek bir değişiklik değil.  Fakat fark edemediğinde de ona suçlayıcı bir tavır sergilemeyin. Bu tür sorular erkeği zor duruma düşürüyor , bunun farkında olun.

    Eski sevgilim de böyle yapardı!

    Sakın ha! Erkeğinizi eski sevgilinizle kıyaslamayın. Bu hayatınızın hatası olur. Erkekler kıyaslanmaktan nefret ederler. Hele söz konusu eski erkek arkadaşınızsa bu erkeği bir kat daha rahatsız eder. Bunu yaparsanız çıkacak kavgaya da hazır olun. Erkeğinizi huzursuz etmek istemezsiniz değil mi? İlişkide açılmaması gereken bir şey vasa o da eski defterlerdir !

    Başım çok fena ağrıyor

    Bir erkeği herhalde bu cümleden daha çok başka bir cümle çileden çıkaramaz. Bunu cümleyi duyan erkek anlar ki, o gece kadından iş çıkmaz! Gecenizi mahv etmemek için en iyisi bir ağrı kesici için ve ağrının geçmesini bekleyin. Baş ağrısı daha da geçmezse, başka bir gerekçe bulunur elbette!

    Ne düşünüyorsun?

    Ruh halini yansıtmak , bir erkeğin hoşuna gitmez. Biz kadınlar tabi ki çok meraklıyız fakat beraber attığınız her adım sonrası ne düşünüyorsun? ne oldu? gibi sorular erkeği bunaltmaktan, onu çileden çıkarmaktan başka hiçbir işe yaramaz!

  • Çin Takvimi

    Çin Takvimi

    İnsanoğlu varolduğundan bu yana bebeklerinin cinsiyetini belirlemek istemişlerdir. Kimi “bebeğim kız olsun” derken kimi de “erkek olsun” demiştir. Kimi meraklı anne adayları da bir an önce bebeklerinin cinsiyetini öğrenmek istemiştir. (Bu sayfayı okuduktan sonra Cinsiyet Tahmini ve Bebeğinizin Cinsiyeti Ne Olacak ) sayfalarımızı da ziyaret edin lütfen)

     

    İşte bu noktada Çin Takvimi imdadımıza yetişiyor. Yaklaşık 700 senedir dünyanın hemen her yerinde özellikle de Çin’de bu takvim kullanılıyor. Çin takvimi ile hem çocuğunuzun cinsiyetini belirleyebilir hem de eğer hamileyseniz çocuğunuzun cinseyiyetinin ne olduğunu yüzde 90 oranında tahmin edebiliyorsunuz.

    Aşağıda tablo halinde verdiğimiz bu takvimi nasıl kullacaksınız?

    Bu takvimi kullanmak için öncelikle şu soruların cevabını bilmelisiniz?

    1. Hangi yaşta gebe kaldınız?
    2. Hangi ayda gebe kaldınız?

    Bu soruların cevabını verdikten sonra aşağıdaki kutucukta anne adayının gebe kaldığı yaş ile gebe kalınan ayın kesiştiği kutucuğa bakın ve bebeğinizin cinsiyetini öğrenin.

    cin-takvimi

    Ancak unutmayın ki bu tablonun bilimsel bir yanı yoktur.  Bilimsel olarak olayı kısaca şu şekilde açıklayabiliriz: Babanın sperminde bulunan x ve y kromozomu cinsiyeti belirliyor ve bu kromozomlardan hangisinin yumurtayı dölleyeceği ise tamamen tesadüftür. Zaten cinsiyetin önceden belirlenmemesi doğa düzeni bakımından en iyisidir.

    İlgili Likler

    Bebeklerde Cinsiyet Krizi

    Bebeğin Cinsiyeti Ne Olacak?

    Bebek Kız mı Erkek mi Olacak?

  • Kuran-ı Kerimde Geçen Kız İsimleri

    Kuran-ı Kerimde Geçen Kız İsimleri

    Bebeğinize Kuran-ı Kerim’den bir isim vermek istiyorsanız işte Kuran- Kerim’de geçen en güzel kız isimleri.

    Firdevs :1. Cennet, 2. Bostan, bahçe anlamlarına gelmektedir. Kelime aslen Farsçadır.

    Havva :Esmer kyu renkli kadın anlamındadır. Havva: Hz. Adem (a.s.)’in karısı, ilk kadın.

    Huri :1. Cennet kızı. 2. Sevgili. – Edebiyatta genellikle  sevgiliye huri olarak seslenilir ve açık istiare sanatı yapılır.  Yani sevgili Huriye benzetilir. Kur’an-ı Kerim’de Vakı’a, Rahman, Tur, Duhan Surelerinde Geçmektedir.

    İrem: 1. Cennet bahçesi 2. Ok ya da kurşun atılan nişan tahtası. 3. Cenk adı verilen müzik aleti ve bunu icad eden kişinin ismi. 4. Ad kavmi döneminde, Şeddad tarafından cennete benzetilme amacıyla yapılan bahçe olup, Şam’da veya Yemen’de bulunduğu rivayet edilir. Kur’an-ı Kerim’de Fecr Suresinde Geçmektedir.

    Kevser: 1. Maddi ya da manevi çokluk, kalabalık nesil. 2. Cennette bir havuzun ırmağın ismi. 3. Kur’an-ı Kerim’de 108. sure ve en kısa sure.

    Melek: 1. Rabbimizin  nurdan var ettiği varlıklar. Allah’ın emirlerine tam olarak uyan varlıklar. 2. Halim, selim güzel huylu kimse. Kur’an-ı Kerim’de toplam 98 ayette be kelime geçmektedir.

    Merve: Mekke’de bir dağın adı olup hacılar, Merve ile Safa arasında Sa’y ederler yani 7 defa gidip gelirler. Kur’an-ı Kerim’de bakara suresi 158. ayet’te geçmektedir.

    Nas: Yardımcı, yardım eden (Allah’ın kulu). Ayrıca kur’an-ı kerim’de bir sure ismidir.

    Nisa 1. Kadınlar. 2. Kur’an-ı Kerim’in 4. suresi, özellikle kadın haklarından, onların hukûkî ve sosyal konumlarından bahsettiği için bu adı almıştır.

    Nur 1. Aydınlık, parıltı, parlaklık, niran. 2. Mekke’deki Hıra dağı. Işığın bir şeye yansımasından meydana gelen parlaklık. Zünnureyn: Hz. Peygamberin 2 kızıyla evlendiği için Hz. Osman’a verilen unvan, onur sahibi. Kur’an-ı Kerim’in 24. suresinin adı ve toplam 20 ayette geçmektedir.

    kizBelinay: Cennette peygamber cicegi

    Bengisu: Ebedilik,ölümsüzlük veren su

    Beren: 1 Güçlü, kuvvetli 2 Akıllı

    Berfin: Kardan yapılmış,tertemiz

    Berra: – Doğru sözlü, hayır işleyen kimse – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır

    Berre: Anlamı temizleyicidir

    Betül: O’nun nefsani kirlenmelere karşın korunmuşluğunu, iffetli ve onuruna düşkün olduğunu anlamlandırır

    Büşra: Mutluluk getiren haber

    Buğlem: Cenneti müjdeleyen melek

    Burak: Hz Muhammed’in Miraç’a çıkarken bindiği binek

    Zahide: Dinin yasak ettiği şeylerden sakınan

    Zambak : Güzel iri çiçekli bir süs bitkisi

    Zarafet : İncelik, güzellik

    Zehra : Beyaz ve parlak yüzlü olan

    Zekiye : Zeka sahibi, kavrayışlı

    Zeliha : Züleyha, su perisi

    Zennan : Kadınlar

    Zennube: kadın anlamına gelen bir isim.

    Zennur : Zinnur, nurlu, ışıklı

    Zeren : Anlayışlı, zeki

    Zerrin : Altından yapılmış – Altın renginde – Bir cins çiçek – Fulya

    Zeynep : Değerli taşlar, mücevherler

    Zinnur : Nurlu, ışıklı

    Zişan : Şanlı, ünlü, çok tanınmış

    Ziyney : Süs, süs eşyası

    Zuhal : Satürn

    Zübeyde : Öz, asıl

    Zühal : Dokuz gezegenden altıncısı (Satürn)

    Zühre : Çiçek açan / Çoban yıldızı (Venüs)

    Zülal : Berrak, saf, tatlı, soğuk su

    Züleyha : Hz. Yusuf’un karısının adı

    Zülfifye : Saçları çok güzel olan

    Zümra : Güzel, iyi ahlaklı – Zeki, bilgili kadın

    Zümrüt : Yeşil renkli bir değerli taş

  • Kuran-ı Kerimde Geçen Erkek İsimleri

    Kuran-ı Kerimde Geçen Erkek İsimleri

    Adem: Allah’ın yarattığı ilk insan, insan soyunun atası ve ilk peygamberi. 2. Adam. 3. İyi, temiz kimse. Adem (a.s.) ilk insan ve ilk isimlendirilen varlık. Kur’an’da Hz. Adem’in 25 yerde ismi geçer.

    Ahmed: 1. Çok, en çok övülmüş, methedilmiş. Kur’an-ı Kerim’de Saf suresinin 2. ayetinde: Hz.İsa, İsrailoğullarına: “…adı Ahmed olan peygamberi de müjdeleyici olarak geldim” şeklinde geçen isimlendirme ile Peygamberimizin isimlerinden birisi olarak anıldı ve kullanılmaya başlandı.- Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır. Ahmed-i Muhtar, Hz. Muhammed (s.a.s).

    Aziz: 1. Muhterem, sayın. 2. Sevgili. 3. Veli, evliya, ermiş. 4. Az bulunur. 5. Allah’ın izzetli kıldığı, mü’min.

    Baran: Yağmur

    Burak: Hz. Muhammed’in Miraç’a çıkarken bindiği binek

    Emin: 1. Korkusuz kimse 2. Emniyette olan 3. İnanan, güvenen 4. İnanılır, güvenilir 5. Şüpheye düşmeyen, kesin olarak bilen

    kuranEmir: 1. Bir topluluğun, bir kentin başı 2. Büyük bir hanedana ait kimse 3. Peygamberimizin soyundan gelen kişi

    Emre: Aşık, dost, Beylerbeyi, Büyük erkek kardeş

    Ensar: 1. Yardımcılar, koruyucular 2. Medine’ye göçle Mekkeli gçmenlere yardım eden kişi, Medineli müminlere verilen isim.

    Erva: 1. Çok güzel genç 2. Çok cesur ve yiğit kişi

    Eyüb: 1. Sabırlı 2. Dönen, pişman olan, günahlarına tövbe eden anlamına gelir. Kur’an’da ismi geçen peygamberlerden. Güzel sabır sahibi Allah’ın sınavına güzellikle sabredip ödül ve güzellike ulaşmıştır.

    Furkan: Hakkı, batıldan, doğruyu yanlıştan ayırma, tefrik. Kur’an-ı Kerim’de Bakara suresinde geçmektedir.

    Şuara :Kuranda sure ismi. Şair kelimesinin cemidir yani çoğludur. Şaiirler manasına gelmektedir.

    Tarık: Sabah yıldızı, zühre, venüs, yol. Kur’an-ı Kerim’in 86.Suresi’nin adıdır.Mekke döneminde inmiştir. 17 âyettir.

    Yasin: Kur’an-ı Kerim’in 36. suresinin başlangıcı. Asıl manası bilinmemekle beraber, “Ey insan, Ey Seyyid” gibi çeşitli manalar çıkarılmıştır.

  • Sağlıklı ve Dengeli Beslenme

    Sağlıklı ve Dengeli Beslenme

    Beslenme, kişinin büyüme, gelişme, sağlıklı ve dinamik bir şekilde uzun süre sağlıklı yaşaması için gerekli tüm vitamin ve minaralleri yeterli oranda alıp bünyesinde kullanması sürecine verilen isimdir. Bu bahsettiğimiz besinlerden herhangi biri tüketilmediğinde ya da olması gerekenden az veya çok tüketildiğinde, büyüme ve gelişmede birtakım sorunlar olduğu ve sağlığın bozulduğu tıbbi olarak kanıtlanmıştır. İnsanın sağlıklı büyüme ve gelişmesi ve hastalıklara karşı korunabilmesi için sağlığın temelini oluşturan yeterli ve dengeli beslenme ayrı bir öneme sahiptir.

    Sağlıklı Beslenme İçin Şunlara Çok Dikkat Edin

    – Aşırı şekerden kaçının.
    – Saf şeke­rin enerjinin % 10’unu geçmemesi­ne dikkat edin.
    – Protein tüketiminin yeterli olma­sına ve önerilen gereksinmenin iki katını geçmemesine dikkat edin.

    Aman Diyete Dikkat Edin!

    saglikli-ve-dengeli-beslenmeDiyetin günlük enerji, karbonhidrat, yağ ve protein değeri kadar yemek yeme sıklığı da beslenme yönünden önemlidir. Günlük alın­ması gereken yiyeceklerin bir seferde, seyrek veya sık öğün olarak tüketilmesi mgtabolizmayı çeşitli yönlerden etkilemektedir. İnsanlar üzerinde yapılan çalışmalara göre, beslenme şeklinin herhangi bir nedenle değiştirilmesi ge­çici bir zaman da olsa metabolik aksaklık ve psikolojik gerginlik yaratır. Çünkü bu durum­da yemek yeme sıklığı, yiyeceğin miktarı, diye­tin bileşimi, barsaklardan emilimi, dokularda kullanılması ve fazlasının depo edilmesi, orga­nizmanın alıştığı düzeni bozar. Buna bağlı ola­rak vücutta çeşitli enzim ve hormonların mik­tarı değişir. Bazı enzimler ve hormonlar günde 3 öğün beslenme şekline göre daha az, bazıları ise daha fazla salgılanırlar. Günde 1 veya 2 öğün beslenme de metabolizmayı aksatır. Bu durum Öncelikle çalışanlarda sabah kahvalüsını kaçıranlar ve zayıflamak isteyen kişiler için önemlidir. Günlük enerji ve besin Öğeleri, ge­reksinmelerinin uzun aralıklarla alınması ve bir İki öğünde tüketilmesi, vücutta protein doku­sunun azalmasına, yağ dokusunun artmasına da neden olmaktadır ve bu durumda daha ileri yaşlarda kalp hastalıkları riskini arttırdığı .konu­sunda çeşitli araştırmalar yapılmıştır. Uzun ara­lıklarla yemek yeme, vücut yağ ve kolesterol düzeylerini arttırarak kalp hastalıkları riskini arttırdığı gibi protein kullanım oranının da düşmesine neden olduğundan günlük protein gereksinimini yeterince karşılayamayan gruplarda bu durum daha da önem kazanmaktadır.

    Dünyada beslenmeden kaynaklanan sağlık so­runlarının ve besin tüketimindeki sağlıksız yeni yönelişlerin düzeltilmesi için beslenme politi­kaları ve stratejileri konularında yayınlanan raporlarda halka sağlıklı beslenme ve besin tüke­timi konusunda öneriler yapılmaktadır.

    Dengeli ve Sağlıklı Beslenme İçin İşte Size Altın Tavsiyeler

    diyet3

    * Yaşamınızda mantıklı bir beslenme diyeti her daim olmalı. Kilo vermeyi yarınlara bırakmayın. Şayet çok çabuk kilo veremediyseniz, buna üzülmeyin. Çünkü çabuk kilo vermek hiç de sağlıklı değildir; ayrıca çok çabuk kilo veriseniz, yeme alışkanlıklarınızı değiştirmeniz de zora girecektir. Canınızın çektiği bir tatlıyı yemeden ya da bisküvi paketini açmadan önce kendinize bir sual edin: Ben sahiden aç mıyım? şayet cevabınız evet açık şeklindeyse, 10 dk daha bekleyin ve bu soruyu yeniden sorun.

    * Mutfak ihtiyaçlarınızı bir hafta önceden tespit edin ve bir kağıda yazın. Bu şekilde alışveriş yaparsanız, gerçekten ihtiyacınız olmayan ıvır zıvır şeyleri almazsınız. Markete kesinlikle aç gitmeyin. Şayet tok karnına alışverişe giderseniz, besin değeri daha yüksek gdalar alırsınız. Böylece hem beslemenize hem de cüzdanınıza iyilik etmiş olursunuz.

    * Yaşam biçiminizde ciddi değişiklikler yapın. Daha hareketli bir yaşam biçimini tercih edin.

    * Elinize bir kalem bir de kağıt alın.Bu kağıda ne yediğinizi,ve ruh halinizi yazın. Şayet istememenize rağmen bir şeyler yiyorsanız, 1 dak. sonra kendinizi kontrol altına alabilirsiniz. İradeyi kullanmak, doğru ve sağlıklı beslenmede çok önemlidir.

    * Hiçbir vakit niçin kilo vermek istediğinizi aklınızdan çıkarmayın. Sıkıldığınızda ya da diyet yapmaktan bunaldığınızda kadim ve zayıf resimlerinize bakın. Zayıfladıkça vücudunuz güzel ve estetik bir şekle girdikçe kendinizi nasıl hissettiğinizi düşünün. Güzel bir vücuda kavuşmanın zamanla ve sabırla olacağını hiçbir zaman aklınızdan çıkarmayın.

    * Dünyadaki hiçbir tatlı, börek, pasta kendinizi zayıf ve güzel hissetmenizden daha tatlı olabilir mi?

    * Şu andan itibaren farkındayım ki, yememem gerekeleri yemezsem kolaylıkla zayıflayabilirim. Sürekli şu cümleyi kendi kendime tekrarlıyorum: Bunu yemeye ihtiyacım var mı, sahiden onu yemeyi istiyor muyum?

    * Yemek yemek istemiyorsanız, yemekli mekanlardan uzak durmayı deneyin ve ilginizi başka şeylere verin.

    * Diyelim tatildesiniz ve bir açık büfeye gittiniz, öncelikle salataya yönelin ve tabağınızı salata ile iyice doldurun. 2. defa yeniden büfeye gittiğinizde bu defa kendinizi tok hissedeceğiniz için fazla bir yemek almamış olacaksınız.

    * Daima ölçülü olun. Tabaklarınız küçük olsun.

    * Bol miktarda sebze ve meyve, Az yağ, bol su

    * Yemeğe başlamadan evvel bir bardak su alın ve bu esnada diyette olduğunuzu hatırlayın: Şu anda yemek yiyorum fakat amaçladığım kilodan uzaklaşıyorum. Bu iç çatışma sizi frenleyecektir.

    * Yemek yerken kendinizi kaybetmeyin. Yavaş ve sakin olun. Aldığınız her kaşık yemeğe dikkat edin.

    * Yediğiniz her yemekten sonra mutlaka dişleriniz fırçalayın. Ağzınızdaki temizlik hissi 1-2 saat acıkmanıza mani olacaktır.

  • Erkekleri Peşinizden Koşturan Stratejiler

    Erkekleri Peşinizden Koşturan Stratejiler

    Biz kadınlar güçlü, karizmatik fakat aynı zamanda bütün isteklerimizi yerine getiren erkeklerle beraber olmanın hayalini kurarız. Peki, bu bir hayal mi? Elbette “Hayır”. İngiliz ilişki uzmanı G. Tomasek’in tavsiye ettiği yöntemlerle erkekleri peşinizden sürüklemeniz hiç de zor olmayacak!

    Onu değiştirmeye çalışmayın, olduğu gibi kabul edin

    “Erkekler Mars’tan, kadınlar Venüs’den.” Biz kadınlar bu durumu bildiğimiz halde eşimizin sınırlarını zorlamaktan kendimizi bir türlü alıkoyamıyoruz. Tabii bu da işe yaramıyor. Bu yüzden yapmamız gereken ilk şey, onun zayıf yönlerini ve kişilik özelliklerini eleştirmekten vazgeçmek olmalı. Mesela, bilgisayarın karşısında tek kalmak ya da tek başına bisiklet sürmek istediğinde buna karşı çıkmayın, onu biraz özgür bırakın. Erkeğiniz, onu olduğu gibi kabul ettiğinizi fark ettiğinde size daha çok yakınlaşacak ve istediğiniz şeyleri yapmak için elinden gelen her şeyi yapmak isteyecektir.

    kadin-erkek1Onun yaptığı şeylere değer verin

    Kocanız, “Bir pikap getirdim aşkım’ diyor. Siz, “Artık modası geçmiş bir pikabı kim kullanır ki?” şeklinde karşılık veriyorsunuz. İşte bu cevabın ardından eşinizin tüylerinin diken diken olacağından hiç şüpheniz olmasın.  Zira erkekler reddedilmekten ve onaylanmamaktan nefret ederler. Onlar daima takdir edilmeyi ve pohphlanmayı isterler. Bunun için de ellerinden geleni yaparlar ve sizin takdirinizi kazanmaya çalışırlar. Siz de bu fırsatı çok iyi değerlendirin. Örneğin “Süper, bunu hemen deneyelim.” biçiminde cevap verebilirsiniz . Aksi durumda eşiniz, “Beni devamlı eleştiren bir kişi için kendimi neden değiştireyim ki?” şeklinde düşünerek kendi yoluna devam eder. İşte bu yüzden sinir bozucu konuşmalardan mümkün olduğunca kaçınmalısınız. “Niçin bu kadar geç geliyorsun?” demek yerine, “Hay allah, ne kadar da çok çalıştın aşkım. Fakat bundan sonra bir daha işin uzadığında bana haber ver, olur mu bir tanem?’ şeklinde olumlu bir konuşma, erkeğiniz üzerinde çok daha olumlu  etki bırakacaktır.

    Dedektifi oynayın

    Bundan sonra odak noktanızı kendinize değil, erkeğinize doğru kaydırın. Onu dikkatli bir biçimde dinleyin ve beden dilini gözleyin. Kendini iyi hissediyor mu? Eğer kendini iyi hissetmiyorsa, ne zaman ve niçin kendisini iyi hissettiğini anlamaya çalışın. Zira, iyi gözlemleyen, karşısındaki insanda yeni güçlü yönler keşfeder ve ona ait özellikler ile ilgili önemli bilgiler elde eder. Erkeğinizin ne vakit rahatlamış olduğunu bilirseniz, doğru zamanda doğru hareketler sergileyebilirsiniz.

    Meraklı davranın

    Erkeğiniz yüzünde garip bir gülümseme ile  tek bir laf dahi söylemeden koltukta mı oturuyor? Bu durum karşısında yapabileceğiniz mükemmel bir yöntem var; onu iğnelemek yerine, “İlginç olan nedir benimle de paylaşır mısın?” diyebilirsiniz ona.  Vücut dilinden de bu cümlenizin etkili olup olmadığını idrak edebilirsiniz.  Bazı konular vardır ki erkeğin gözlerini parlatır ve erkeği derhal harekete geçirir. Belki yön belirleme sistemi ile ilgili can sıkıcı bir konu dinlemek zorunda da kalabilirsiniz.  Fakat siz siz olun, eşinizin konuşmasını kesinlikle bölmeyin ve sonuna kadar dikkatle dinleyin. Siz de fikirlerinizi onunla paylaşın. O, sizin varlığınızın tadını çıkarmaya başlayıp, kısa bir sürede size açılacaktır. Bunu uyguladığınızda  sizinle beklemediğiniz kadar çok şey hakkında konuşabilir. O, sözlü ve fiili olarak size çok şey vermeye hazırdır artık. Operasyon başarı ile tamamlanmıştır. Hatta rahatsız olduğu problemleri dahi konuşabilir veya sizin zevkle konuşabileceğiniz bir konuyu açabilir. Zor değilmiş değil mi? Bu stratejileri mutlaka uygulayın göreceksiniz sonuç harika olacak.

  • Aşkın kimyası çözüldü!

    Aşkın kimyası çözüldü!

    İnsanoğlu var olduğundan bu yana aşk da var olmuştur hep. Aşk ki insanı yaşama bağlar, aşk ki karşılıksız olduğunda  insanı odalara hapseder. Aşk öyle bir şeydir ki üzerine neredeyse söylenmedik söz kalmamıştır. En güzel şiirler aşk şiirleridir. Tüm şairler aşkın kimyasını çözmeye çalışmışlar, onun üzerine yüz yıllardır felsefe yapmışlardır.

    Onu gördüğünüzde dizlerinizin bağı çölüyorsa,  o yanınızda yokken onunla ilgili türlü türlü hayaller kuruyorsanız , ondan başka hiçbir şey düşünemiyorsanız siz aşıksınız demektir.  Bu saydıklarımız aşkın görünen ilk  belirtileridir.

    Gazali bir gazelinde sevgilisine şöyle sesleniyor: “Zülfünün bir tek telini görenlerin bahtı siyah olurmuş / Zülfünün bir tek telini göreydim de / benim de bahtım siyah olaydı”  işte aşk budur, işte uzaktan sevmek , ona dokunamadan aşkını sürdürebilmek budur. Oysa günümüzde öyle mi? Herkes birbirine “seni seviyorum” u kolaylıkla hissetmeden söyleyebiliyor. Günümüzde maalesef aşklar da yozlaştı.

    askFakat biz bu yazımızda aşkın kimyası üzerinde duracağız . Aşık olduğunuzda kimyasal olarak bünyenizde ne gibi değişiklikler oluyor? İnsan istediği zaman aşık olup istediği zaman aşkından vazgeçebilir mi? Yani aşk bizim kendi irademizde midir? Her yaz, yaz aşkı yaşayabilir miyiz? Neden bazıları sürekli aşık olurken bazıları aşkı hiç tadamıyor? İşte bu yazımızda uzman gözüyle bunların cevabını vereceğiz.

    Aşık olduğumuzda vücudumuzda neler oluyor?

    Yeni  aşıkların bir çoğu vakitlerinin % 90’ını aşık oldukları  insanı düşünmekle geçiriyor.  Bu onların bizzat kendi sözleri. Beyinlerindeki milyarlarca sinir hücresinde kalp çarpıntıları uçuşuyor. Bu aşk halini Alman antropolog Helen Fisher yaptığı bir klinik araştırmayla ipatladı. Deneklerinin beyinlerindeki kan akışını gözlemleyen Fisher’in vardığı netice şu şekilde: Tutku ne kadar çok artarsa, beyinde heyecan ve keyif hissini salgılamaya yarayan hormonlar daha fazla uyarılıyor ve aktif duruma geliyor. Dopamin, noradrenalin ve phenylethylamin maddelerinin daha çok salgılanması ile ellerimiz fazla çok terliyor, nefes alıp verme artıyor, tansiyonumuz ve nabzımız artıyor! Aşık olan kişilerin çoğunlukla yemeden içmeden kesilmesi, uykusuzluk çekmesi en çok karşılaşılan durumlar arasındadır. İşte tüm bunların sebebi de aslında bu çok çalışan hormonlar.  Bu hormonlar yüzünden hem hiperaktif bir duruma geliyoruz, hem yemiyoruz içmiyoruz hem de uyku düzenimiz alt üst oluyor. İşte bu nedenden dolayı da ilişkimize daha bağımlı bir duruma  geliyoruz. Eğer söz konusu olan platonik bir aşksa o zaman tam anlamıyla aptallaşıyoruz. . Buna duruma hiç de şaşırmamak gerek,  diyor uzmanlar. Zira halüsinasyona sebep olan ilaçlar, beynimizde salgılanan ‘phenylethylamin’ maddesini de barındırıyor.

    Aşık olmak bir çeşit hastalık mıdır?

    Bir anlamda evet! Fakat bu, aşıkı yaşamayın manasına da gelmiyor tabi ki. Uzman H. Fisher’e göre aşk bir  takıntılı olma durumu. Olayın temelinde bu var. Kontrol edilmesi ya da önüne geçilmesi neredeyse imkansız. Aşık olanların aşık oldukları kişiye karşı hissettikleri bu takıntılı halin sebebini  Pisa Üniversitesi’nden Uzman D. Marazziti de araştırmış. Marazziti, psikolojik dengeyi sağlayan serotonin hormonunun kandaki oranını  incelemiş. Zira serotonin miktarı düştüğünde bünye de mahf oluyor. Uzmanın vardığı neticeye göre aşık olanlarda serotonin oranı normal değerin %40 altında. Zaten dengede olmayan insan psikolojisi, bir de sevdiğinden ayrı kalırsa, iyice altüst oluyor. Bunalım, korku ve anksiyete meydana geliyor… Marazziti bu durumu ‘mikroparanoya’ olarak tanımlıyor.

    Aşık olmak öğrenilebilir mi?

    Aşık olan kişilere sorduğunuzda ‘tesadüfen oldu’ şeklinde cevaplar sizi. Psikologlarsa bu konuda yapabileceğiniz kolay şeyler olduğunu belirtiyor.  Örneğin, dışarıya açılmak, bir arayış içersinde olduğunuzu başkalarına belli etmek çok işe yarıyor. Bilimsel olarak da mühim olan, dopamin sistemini harekete geçirmeyi başarmak! Küçük bir yakınlaşma dahi aslında beyindeki dopamin seviyesini artırıyor.  Fakat bunun için de seçici olmamayı tavsiye etmiyoruz. Aşkınızı karşılıklı yaşamanız dileği ile.

  • Erkekler Neden İlgisiz Davranır?

    Erkekler Neden İlgisiz Davranır?

    Sizin peşinizden aylarca koştu, sizi elde edebilmek için yapmadığı şirinlik, çılgınlık kalmadı. Bu kadar çırpındığını görünce sizi gerçekten sevdiğini, size aşık olduğunu ve hayatınızın erkeğini bulduğunuzu düşündünüz ona inandınız ve ona “tamam” dediniz.

    İlk zamanlar her şey harika gidiyor geleceğe dönük güzel hayaller kuruyorsunuz. Yatak odasının renginden tutun da perdenin şekline varana dek her şeyi planladınız. Ancak öyle bir zaman geldi ki onun size karşı ilgisinin her geçen gün azaldığını, artık o tanıdığınız erkeğin “o” olmadığını anladınız. Peki neden? Neden erkekler belli bir süre sonra kadınlara olan ilgisini kaybeder? Hiç düşündünüz mü ? İşte bu yazımızda kadinlarsitesi.com psikologları olarak bu konuyu irdeleyeceğiz ve gerçekleri tüm çıplaklığıyla ortaya çıkararak siz değerli kadın ziyaretçilerimize yardımcı olmaya çalışacağız.

    Av Konumundan Çıkmayın

    İlk ve en önemli sebep erkeklerin genel karakteristik özelliği olan “elde etmenin yarattığı heyecan hissi”nin kadını elde ettikten sonra kaybolmasıdır. Erkek sizi elde edene kadar siz av, erkek avcıdır. Av kaçtığı kadar av, avcı kovaladığı kadar avcıdır. Avcı emeline ulaştığında avcı olmaktan çıkar, av da yakalandıktan sonra av olmaktan. Sonuç olarak artık heyecan bitmiştir. İlgi kaybolmuştur.

    ilgisizlikSorumluluk Duygusu Erkekleri Kaçırabilir

    Toplum olarak aile sorumluluğunu ve yöneticiliğini erkeklere vermişiz. Yani ataerkil bir toplumuz. Erkek evlendiğinde ciddi bir sorumluluğun altına gireceğini çok iyi bilir. Bu sorumluluk özellikle sorumluluk duygusu yeterince gelişmemiş erkekleri inanılmaz korkutur. Evlilik öncesi lay lay lomdur; lakin o günler yaklaştıkça erkek korkmaya mümkünse kaçmaya çalışabilir. Bu da bir ilgisizlik nedeni olarak karşımıza çıkıyor.

    Çok Sık Partner Değiştirme Psikolojiktir

    Erkeklerin çok sık partner değiştirmesi konusuna gelince bunun da altında birtakım psikolojik nedenler yatar. Bunun iki nedeni vardır.
    – Yeni bir ilişki demek yeni bir heyeca demektir.
    – Ego yani kendini tatmin ve ispat etme psikolojidir.

    Ona her şeyinizi vermeyin

    Neredeyse erkeklerin en büyük hedefi fethetmek, elde etmektir. İlk baştan itibaren size sahip olmak, sizi tamamen ele geçirmek ve size kendilerinin ne kadar zeki, akıllı olduklarını göstermek isterler, tüm bunları yaptıklarında yani sizden almak istedikleri her şeyi aldıklarında artık heyecan da bitmiştir. Bunun sonucunda ise kendilerini gösterecek yeni bir kadın yani yeni bir heyecan peşinde koşmaya başlarlar.

    Erkekleri Korkutan Heycanın Bitmesidir

    Kadınların en büyük yanılgısı ilişkide erkeklerin bağlanmaktan korktukları yanılgısıdır. Oysa erkekleri asıl korkutan bağlılık değil yaşanılan ilişkinin heyecanının bitmesidir. Bu noktada kadınların bu heyecanı bitirmemeleri için bir anda kendilerini tümden teslim etmeleri doğru bir adım değildir.

    Araya Mesafe Koyun

    Henüz evlenmediyseniz ve sizinle sürekli görüşme isteğiyle sizi arıyorsa ,her ne kadar, bu durum sizin çok hoşunuza gitse de hemen ona teslim olmayın. Mevcut pozisyonunuzu koruyun ve başka işlerinize ağırlık vererek partnerinizle aranıza birazcık da olsa mesafe koyun. Fakat sizin açınızdan durum daha ağırsa yani onsuz yapamıyorsanız yeni arkadaşlıklar edinin ve biraz da onlarla zaman geçirin. Unutmayın hızlı gelişen bir ilişki yine aynı hızda son bulur ve sağlam bir temel üzerine oturmamış olur.

    Erken Evlilik Teklifine Dikkat

    Henüz ilşikinin başlarındaysanız ve bu ilişkinin daha başında size evlilik teklifi yaptıysa bunu oturup ciddi ciddi düşünmelisiniz. Çünkü bu çok da sağlıklı bir durum değildir. İnsan henüz yeni tanıdığı birine nasıl hemen evlilik teklifi yapabilir. Bu davranışın çeşitli sebepleri olabilir. Karşınızdaki erkek henz yeterince olgun ve tam olarak ne istediğini bilmeyen biri olabilir. Gelecekte mutsuz olmak istemiyorsanız bu durumu çok iyi tahlil etmelisiniz.

    Peki Ne Yapmalı?

    Peki kadın bu durumda ne yapmalı? İlşikisinin ömrünü nasıl uzatabilir? Erkeğini kadın elinde tutmak için ne yapmalı?
    Öncelikle işi yavaştan alın. Kendini yamamaya çalışan bir kadın pozisyonuna asla düşmeyin. Her an elinden kayıp gidecekmişsiniz gibi bir psikoloi yaratın.
    Hayatın merkezinde kendilerinin olmadığını anlasınlar. Onsuz da yapabileceğinizi ona hissettirin. İlgisiz olduğunu gördüğünüzde kesinlikle üstüne gidip ısrarla kendinizi sevdirmeye onu eski haline getirmeye çalışmayın. Böyle bir duurmda sizden daha da uzaklaştığını göreceksiniz.