Kadınlar Sitesi, Gebelik, hamilelik, doğum

Yazar: yonca

  • İLK YARDIM VE KURALLARI

    İLK YARDIM VE KURALLARI

    İLK YARDIM VE KURALLARI
    Önceden plânlanmamış, beklenmedik bir an­da ortaya çıkan yaralanmalara, can ve mal ka­yıplarına neden olan olaya kaza denir. Ani olarak ortaya çıkan bir hastalanma veya kaza gibi çeşitli sebeplere bağlı olabilecek ya­ralanmalarda, doktor duruma müdahale edin­ceye kadar uzunca bir zaman geçer. Yaralanan veya hastalanan kişinin hayatı çok defa bu sü­re içinde alınacak önlemlere bağlı bulunur. İlk yardım, kaza ya da bir hastalık sonucu acil duruma düşmüş bir hastanın doktor gelinceye ya da yaralı hastaneye nakledilinceye kadar, en azından sağlık durumunun daha da kötüleşmemesinin sağlanması amacına yönelik olarak yapılan çalışmalardır.Acil bir müdahale, her şeyden evvel soğuk­kanlı olmayı gerektirir.
    • Hasta veya yaralıyı kısa bir zamanda göz­den geçirmek,
    • İkinci bir yaralanma ihtimali mevcut ise bu­na engel olmak,
    • En fazla rahat edeceği vaziyeti mümkün mertebe sağlamak,
    • Kazazedeyi taşıma olanaklarını düşünmek gerekir.
    İlk yardımın temel prensibi, yapılması gereken şeyleri bir sıraya göre yapmak ve yapılmama­sı gereken şeyleri yapmamaktır.
    • Sakin olun ve paniğe kapılmayın, acil bir ilk yardım, her şeyden evvel soğukkanlı olma­yı gerektirir.
    • Hasta veya yaralıyı gözden geçirin, ikinci bir yaralanma söz konusu ise buna engel olun.
    • Kazazedeyi teskin edin.
    • Kendinizi tehlikeye atmayın, tedbir alma­dan, çöken binaya, yangına, zehirli gazla dolu yerlere girmeyin. Aksi hâlde hem yara­lının hem de sizin hayatınız tehlikeye gire­bilir.
    • Yaralıyı tehlikeli yerden uzaklaştırın. Örne­ğin, çökme tehlikesi olan bir binadan, du­manla dolu olan yerlerden daha emniyetli bir yere götürün.
    • Daha rahat edeceği duruma getirin.
    • Solunum, kanama, şuur gibi hayatî önemi olan durumlara dikkat edin ve eğer şüphe-deyseniz yardım çağırın.
    • Yardım çağırırken hastanın durumu hakkın­da kısa ve gerekli bilgileri verin.
    • Trafik kazalarını köylerde jandarmaya, kentlerde ise polise en kısa zamanda haber vermek gerekir. Kaza hakkında açıklama yaparken:
    • Kazanın yeri,
    • Ne tür bir kaza olduğu,
    • Aracın cinsi,
    • Yaralının durumu ve sayısını net bir şekil­de bildirin.
    • Solunum durmuşsa,
    Sunî solunum yapılmalıdır.
    • Kalp atımı yoksa,
    Hemen kapalı kalp masajı yapılmalıdır.
    • Kanama varsa,
    Kanayan yeri bastırarak durdurmaya çalı­şın.
    • Şok durumu varsa,
    Kazazede hareket ettirilmemeli ve önlem alınmalı.
    • Bayılmışsa,
    Başını yan çevirerek yatırın.
    • Yara ve yanıkları örtün.
    • Çevrede kalabalık birikmesine engel ol­maya çalışın.

    İLK YARDIM VE KURALLARI
    İLK YARDIM VE KURALLARI
  • DİYABET VE KAN ŞEKERİNİZİN YÜKSELMESİ

    Bunlar suda eritilmiş 2-3 adet tedavi edilmez ise, ketoasidoz
    küçük kesme şeker veya suda komasına neden olur. Susuzluk,
    eritilmiş 2 tatlı kaşığı toz şeker iştahsızlık, bulantı-kusma beliren
    veya 1 büyük çay bardağı meyve hastanın soluğunda aseton kokusu
    suyu veya kuru üzüm yemektir. belirir. Acil servise başvurulması
    Bunlarla 15 dakika içinde düzelme gereken bir durumdur. Bu
    olmaz ise, aldığınız şekerli besini durumun erken tanısını evinizde
    tekrarlayın. Bilinci kapanan idrarda keton arayarak
    hastaya ancak yakınlan yardımcı koyabilirsiniz. Bu durumda insülin
    olabilir. Ya hastayı hemen acil dozunuzu ve aldığınız su miktarını
    servise götürmeli ya da hasta artırarak yine doktorunuza
    yakınlarına böyle zamanlarda kas başvurmalısınız.
    içine 1 mgr glukagon yapılması
    öğretilmelidir. Bu sebeple DİYABET TEDAVİSİ
    i yakınlarınız ve çalışma arkadaşlarınız da bu konuda bilgilendirilmelidir. Diyabet tedavisinde asıl amaç, iyi metabolik kontrolü sağlamaktır. Yani amaç, açlık kan şekerlerini
    Kan şekerinizin düşmesinin sebebi 70-120 mg/dl, tokluk kan
    insülin veya hap dozunuzun fazla şekerlerini 70-140 mg/dl,
    gelmesi, az yemek yeme, öğün HbAlc’yi de %5-7 arasında
    atlama, fazla egzersiz, alkol tutmaktır. Bu hedeflere ulaşmak
    kullanmanız olabilir. için kullanılan tedavi basamaklan
    şunlardır:
    KAN ŞEKERİNİN YÜKSELMESİ 1. Eğilim
    Kan şekerinin normalden yüksek 2. Tıbbi beslenme programı
    olmasına hiperglisemi denir. Eğer
    kan şekeri ölçme cihazınız ile kan 3. Egzersiz
    şekerinizi takip etmezseniz, kan 4. Oral antidiyabetikler (Ağızdan
    şekerinizin giderek arttığının kullanılan kan şekeri düşürücü
    farkına varamazsınız. Ancak her haplar)
    zamankinden daha fazla su içiyor, 5. İnsülin
    fazla idrara çıkıyor ve fazla yemek Tıbbi beslenme programı olmadan
    yiyorsanız, deride kuruma-kaşıntı, diyabet tedavisi düşünülemez. Size
    halsizlik-yorgunluk, yaralarda geç uygun beslenme ve egzersiz
    kapanma belirmişse kan şekeriniz programı doktorunuz veya
    yükselmiş olabilir. diyetisyeniz tarafından
    Kan şekerinizin yükselmesinin anlatılacaktır.
    nedeni, insülin veya hap Tip 1 diyabette kanda hiç insülin
    dozunuzun az gelmesi, fazla bulunmadığından, tek tedavi
    yemek yeme, az egzersiz yöntemi hastaya insülin
    yapmanız, stres, travmaya maruz verilmesidir. İnsülin hapı henüz
    kalmanız olabilir. bulunmadığından enjektör, insülin
    Yetersiz insülin uygulayan veya kalemi veya insülin pompası ile
    enfeksiyon durumu olan Tip 1 uygulanır. Ancak çok yakında ağız
    diyabetlilerde kan şeker yüksekliği yoluyla kullanılan toz-sprey şeklinde insülinler piyasaya çıkacaktır. Tip 1 diyabette insülin olmadan hap tedavisi uygulanamaz. Tip 2 diyabette ise, ağızdan haplar kullanılabilir. Etkileri değişik olduğundan, değişik zamanlarda alınan şeker haplan vardır. Ancak bazı durumlarda Tip 2 diyabetlilerde de insülin kullanmak gerekir. Her şeker hastasının tedavisi kendisine özeldir. Komşunuzun kullandığı şeker ilacı size uygun değildir. Doktorunuza danışmadan komşunuza iyi gelen ilacı kullanarak kendinize zarar verebilirsiniz.
    Doktorunuz ve/veya diyetisyeniz mutlaka size uygun bir beslenme programı verecektir. Bu programa uymadan diyabetinizi kontrol altına almanız imkansızdır.Düzenli egzersiz kandaki şekerinizi daha iyi kontrol altında tutmak için size yardımcı olacaktır. Egzersiz sayesinde vücudunuz şekeri daha hızlı tüketecektir. Aynca ideal kilonuzu korumanızı sağlayacaktır. Düzenli egzersiz kan dolaşımına ve tansiyonunuza da iyi gelecektir.
    Diyabet haplan, özellikle Tip 2 diyabetlerin kan şekerlerini düzenlemek için kullanılır. Tip 1 diyabetliler öncelikle insülin kullanır ve her şeker hapını kullanamaz. Ancak insülin ile beraber bazen uygun diyabet haplarından alabilir. Diyabet haplarının çeşitli gruplan vardır ve her bir grubun şekeri düşürme etki-süre ve gücü farklıdır. Bu sebeple komşunuzun size önerdiği veya onun kullandığı şeker hapı size uygun olmayabilir. Kullanmanız gereken diyabet hapım ancak doktorunuz belirleyecektir.

  • DİYABETTE ANİ GELİŞEN BOZUKLUKLAR

    Kan şekerinin aşın düşmesine hipoglisemi denir. Kan şekeriniz 60 mg altına indiğinde hipoglisemi bulgulan ortaya çıkar. Kan şekeri düşüklüğünün belirtileri terleme, yorgunluk, açlık hissi, baş ağrısı, çarpıntı, bulanık görme ve dikkat bozukluğudur. Eğer bu şikayetler varsa, kan şekeri hemen glukometre (parmak ucundan alınan bir damla kan ile 5-30 saniye içinde şekeri ölçen cihaz) ile ölçülmelidir. Kan şeker düşüklüğü tedavi edilmez ise, bilinç yiter ve hastada koma hali oluşur.
    Kan şekerinin düşmesi mutlaka tedavi edilmesi gereken çok acil bir durumdur. Eğer farkına varılmaz ise, beyin hasarına ve yaşamın yitirilmesine neden olabilir. Eğer bilinciniz açık ve hipoglisemi geliştiğini fark ediyor iseniz, yapmanız gereken ağızdan şeker içeren bir şeyler yemektir.

  • DİYABETİN HANGİ TİPLERİ VARDIR?

    Oluşum biçimi ve hastalığın seyrindeki özelliklerine göre diyabetin Tip 1 ve Tip 2 olmak üzere iki şekli vardır. En sık görülen diyabet şekli Tip 2’dir. Tip 2 diyabetin bulgulan yavaş ortaya çıkar. Çoğunlukla hasta bunlan fark etmez. Rasgele ölçülen kan şekeri veya organ hasarlan ile ortaya çıkar. En sık görülen hasarlar görme bozukluklan, ellerde ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma, yara iyileşmesinde gecikme, kalp-damar hastalığı, tansiyon yüksekliği, gebelerde iri doğum veya düşüktür.
    Eğer insülin salgısı hiç yoksa Tip 1 diyabet oluşur. Bu tip diyabet daha çok çocuk ve gençlerde görülür. Bağışıklık sisteminin bozulması sebebiyle, kişinin pankreası kendisine yabancılaşır. Kişinin kendi bağışıklık hücreleri, insülin salgılayan pankreasın adacık hücrelerine saldırmaya başlar. Bu saldın sonucu insülin yapan hücreler yok olur. Pankreas insülin yapamaz hale gelir. Tip 1 diyabette şikayetler çok hızlı başlar ve gelişir. Şeker koması hızla gelişebilir. Tedavisinde mutlaka insülin verilir.Eğer düzensiz insülin salgısı varsa veya insülin etki etmiyor ise Tip 2 diyabet oluşur. Tip 2 diyabet daha çok orta (40 yaş üzeri) ve ileri yaşta görülür. Şişman, ailesinde diyabet olanlarda, tosuncuk doğuran gebelerde, hipertansiyonu olanlarda gelişme riski fazladır. Tedavisinde haplar ve insülin kullanılır. Şikayetler uzun sürede yavaş yavaş gelişir. Kişi bunlan farketmeden, ilerlemiş organ hasadan (göz, böbrek, kalp, diyabetik ayak…vb) ile doktora başvurabilir.

  • ŞEKER HASTALIĞI İLE İLGİLİ BİLGİ

    Şeker (Tıp dilinde glukoz); vücudun tüm hücrelerinin kullandığı çok önemli bir enerji kaynağıdır. Organlarımızın çalışabilmesi için yediğimiz besinlerdeki enerjiye gereksinimi vardır. Besinlerdeki enerjinin kullanılabilmesi için sindirim kanalında şekerlere parçalanması gerekir. Bu şekerler kana geçerek organlara taşınır. Vücudumuzda kan şekerini normal sınırlarda tutan organ pankreastır. Pankreas, karnımızın sol üst tarafında midenin arkasında yer alır. Yaklaşık olarak uzunluğu 12-15 cm, ağırlığı 70-100 gr kadardır. Pankreas iki tip işlevi birlikte yürütür. Bunlardan birisi hormonlan salgılamak, diğeri besinleri sindirmemizi sağlayan birçok enzimi de bağırsaklara salgılamaktır. Pankreas hem kan şekerini dengelemek, hem de organlara enerji kaynağı olan şekeri hücre içine (özellikle yağ, kas, karaciğer) sokmak için insülin adında hormonu kana verir.Ayrıca, kan şekerinin çok düştüğü durumlarda yaşamsal önemdeki organların zedelenmesini engellemek için glukagon adında, kan şekerini yükseltici bir hormon da salgılar.
    Şeker hastalığında, insülin, organların içine şekeri sokarken, kan şekerinin düşmesine neden olur. Normal kan şeker sınırlan açlıkta 70 – 110 mg/dl’dir (3.8-6.1 mmol/L). Açlık kan şekeri 126 mg/dl’yi (7.0 mmol/L) geçmemelidir. Yemeklerden 2 saat sonra ölçtüğümüz kan şekeri en fazla 140 mg/dl’dir. İnsan kendini bu düzeylerde iyi hisseder. Yükselmesi (140 mg/dl ve üzeri) veya düşmesi (60 mg/dl ve aşağısı) bir takım şikayetlere yol açar. İşte insülin bu dengeyi sağlar. Şeker hastalığı yani diyabet, pankreastaki insülinin ya hiç salgılanmaması ya da salgısındaki bozukluk ile veya hücreye giriş noktasındaki alıcılarda ya da hücre içindeki iletide bir kusur sonucu oluşur. Bu son durumu anahtar-kilit modeline benzetebiliriz. Anahtar (insülin), kilite sokulduğu (hücre üzerinde insülinin bağlandığı yer) ve çevrildiği (hücre içindeki ileti) zaman kapı açılır (insülin etkisi). İnsülin etkisi olmadığında kanda şeker yükselir. Şeker, her tür hücre için en önemli ve vazgeçilmez yakıt kaynağıdır. Otomobil nasıl benzinsiz çalışmaz ise, vücudumuzdaki organlarda insülinin etkisi olmadan çalışamaz. Şeker belli düzeylerin üzerine çıktığında yani 180 mg/dl’yi geçince; vücut hücrelerin hasarlanmasını önlemek için idrar yoluyla şekeri atmaya çalışır. O zaman idrarda da şeker çıkmaya başlar. Şeker idrarla atılırken,yoğun bir bileşik olduğundan böbreklerdeki suyu da birlikte sürükler. Böylece idrarla bol su ve tuz kaybedilir. Vücudun fazla su kaybetmesi sonucu kan yoğunlaşır. Bu durumda beyindeki susuzluk merkezi uyarılır ve kişi çok su içme isteği duyar. Böylece diyabetin erken bulgularından bol ve sık idrara çıkmak, susamak ve su içme isteği ortaya çıkar.

  • ŞEKER HASTALIĞI

    Şeker hastalığı yaşam boyu süren kalıtsal bir hastalıktır. Şeker hastalığı (diyabet) tedavisinin temeli eğitimdir. Diyabetinizi doğru bir şekilde kontrol altına almak, ancak onu tanımakla mümkündür.yi bir diyabet tedavisi ancak I hastanın tedaviye kanlımı ile X gerçekleşir. İyi bir kan şeker kontrolü ile diğer insanlar gibi sorunsuz bir yaşam geçirilebilir. İyi kontrol altına alınmadığı takdirde kısa ve uzun dönemde yapüğı organ hasarlanmalan ile yaşamı tehdit edebilir. Şeker hastalığı, ömür boyu süren bir hastalıktır. Kontrolsüz şeker hastalığı bazı sakıncalara yol açar. Kısa dönemde kan şekerinin fazla yükselmesi veya düşmesi bilincimizi yitirmeye kadar giden koma durumu yaratırken; uzun dönemde tüm organlanmızda hasarlara yol açar. Küçük damarlardaki hasarlanmalar gözleri, böbrekleri, sinirleri etkilerken; büyük damarlardaki hasarlanmalar ise kalbi, beyni, bacaklan ve ayaklan etkiler. Bu hasarların oluşmaması için yapmanız gereken, kan şekerlerinizi açlıkta ve toklukta normal sınırlar altında tutmaktır.

    Şeker hastalığının iki türü vardır:
    1 — Şekersiz diyabet (Diabetes insipidus): Bu durumda, hasta bol miktarda, çok seyreltik idrar çıkartmaktadır. Nedeni: Hipofiz bezinin (bkz.) arka kısmmca salgılanan vazopressin hormo­nunun (antidiüretik hormonun) yetmez­liğidir.
    Tedavi: Vazopressin zerkidir. Bek­lenen etki elde edilene kadar, hormon dozu artırılır. (Alkolün idrar söktürücü etkisi, vazopressin salgılanmasını önle­mekle oluşmaktadır).
    2 — Diabetes mellitus, bilinen “Şekerli diyabet”tir.
    Nedeni: Pankreas tarafından salgıla­nan insülin hormonu azlığıdır.
    İnsülin’in varlığı veya pankreas’ı çıka­rılmış köpeklerde şekerli diyabetin ortaya çıktığı, 1889 yılında Almanya’da ortaya atılmıştır, fakat bu hormon an­cak 1922 yılında, Kanada’da çalışmak­ta olan Banting, Best ve Macleod tara­fından, pankreas’m adacık hücrelerinden ayrılmış ve adları geçen kişiler de bu çalışmalarıyla Nobel Odülü’nü kazanmış­lardır.
    Belirtileri: Hastalık, orta yaşlar­da, çok hafif bir şekilde başlayabilir ve teşhis edilmesi, ancak genel muayenede, rastlantıyla olur. Bu kişinin o zamana kadar olan yegane şikâyeti, belki de tekrarlayan çıbandır. Şeker hastalığı, ay­nı zamanda, atardamar hastalıklarıyla da ilgilidir. Kadınlarda ilk şikâyet, dış üreme organlarındaki kaşıntı (pruritus vulvae) olabilir. Hastalığa, şişmanlarda daha çok rastlanır.
    Hastalık, yaşamın erken döneminde başlarsa, daha ağır seyreder. Hasta, git­tikçe artan susuzluk duygusu, halsizlik ve kilo kaybından şikâyet eder, sık ve az idrar çıkartır. Kadınlarda, âdetler ke­silebilir ve dış üreme organlarında ka­şıntı başlar, erkeklerde ise cinsel güç azalabilir. Dil yüzeyi genellikle düzgün­dür, ama dişetleri iltihaplarına sık rast­lanır ve tekrarlayan çıbanlar, geceleri gelen bacak krampları, el ve ayaklarda karıncalanma ve uyuşma, diyabetin sık rastlanan ön belirtileridir. İdrarda şeker boldur ve ağır şeker vakalarında, has­tanın soluğu aseton kokar. Tedavi edil­mezse, bilinç kaybı ve şeker koması gö­rülür. Şekerli hastaların dikkatli bir ge­nel muayeneden geçirilmeleri gereklidir, çünkü bu hastalık, akciğer veremi gibi, diğer bir kronik hastalıkla bir arada bu­lunabilir.
    Tedavi: Mütehassıs doktor tarafın­dan yapılmalıdır. Bazen, sadece perhiz­le idare edilebilir, perhizle birlikte ağız­dan bir anti-diyabetik ilaç alınabilir ve­ya daha ağır vakalarda, insülin kulla­nılması da gerekebilir. İnsülin’in çeşitli bileşimleri vardır ve her birini gerektiren değişik durumlar vardır. Belirli bir bileşim ve doz, doktorun fikri alınmak­sızın değiştirilmemelidir. Bir şeker has­tasına, kendi idrar deneyini yapmayı ve tedavisini ayarlamayı öğretmek artık âdet olmuştur, fakat ağır vakalarda dai­ma, düşük şeker düzeyinden ötürü, ko­ma tehlikesi olduğu gibi, bazen de çok yüksek kan şeker ve keton düzeyinden ötürü koma (şeker koması) olasılığı var­dır.
    1. Hipoglisemik koma (Düşük kan şe­keri düzeyi koması):
    Nedeni: Yüksek doz insülin almak­tan, bir öğün atlamaktan veya şiddetli idman yapmaktan ötürü, kan şeker dü­zeyinin düşmesidir.
    Belirtileri: Önceleri iyi olan bir hastada, ani başlaması tipiktir. Öncü be­lirtiler, huzursuzluk, bayılma duygusu, kalp çarpıntısı, soğuk terleme ve açlık duygusudur. Hasta, genellikle belirtileri tanır ve nöbeti, bir miktar şeker yiyerek atlatır. Bunu önleyemezse, sarhoşmuş gibi yürür, konuşur, bayılır ve komaya girer.
    Tedavi: İnsülin kullanan diyabetliler, yanlarında şeker taşımalı ve üstlerinde bulundurdukları bir kartta da, kişinin şeker hastası olduğu ve neresinde şeker bulunduğu yazılı olmalıdır. Ön belirtiler belirginse, hasta şekeri kendi alır, ama dalgınlık.ve baygınlık hali çok ani baş­larsa hasta, şekeri yutamayacağmdan, du­rum daha önemli olur. Bu durumda, deri altına yapılacak 0,6 mi. adrenalin, kan şekeri düzeyini yükseltir ve hasta, şekerini yiyecek kadar iyileşebilir. Aynı şekilde, damar içi yoğun glikoz veril­mesi de hastayı kendine getirir ama, böy­le bir zerk olasılığının el altında olması enderdir. Mide yoluyla vücuda şeker ver­menin diğer bir biçimi de, mide tübü kullanmaktır; ama burada, yanlışlıkla baygın hastanın akciğerlerine şeker gön­dermek tehlikesi vardır. Mümkünse, glu-kagon zerki (bkz.) yapılmalıdır, çünkü bu, en güvenli yoldur. Bu madde, am­pul halinde satılır ve zerk edilmesi için, diğer bir ampul içinde bulunan bir sı­vıyla karıştırılmalıdır. Herhangi bir be­cerikli kişi, bu ikisini karıştırıp hastaya zerk edebilir, çünkü bu maddenin, deri­altı, adale veya damar içine zerk edilme­si fark etmez.
    2. Şeker koması:
    Nedeni: Kanda artmış şeker düzeyi ve ketonların varlığıdır. Bilinen şeker hastalarında, bir doz insülin’in ihmal edilmesi, gereğinden az insülin kullanıl­ması, akut zerk veya ruhsal sıkıntı hali bu komaya neden olabilir. Bir de, tedavi edilmemiş şeker hastalığı vakaları bu komayla sonuçlanır.
    Belirtileri: Bu koma hali yavaş yavaş belirir. Hastanın iştihaı azalır, bu­lantı ve kusma başlar. Karında ağrı ve uyuklama da görülebilir. Deri kurur, ağız kurur ve kötü kokuludur, kan ba- sıncı düşer ve nabız hızlı ve zayıf atar. Solunum derindir.
    Tedavi: Hastalar hemen hastaneye nakledilmelidir, çünkü, tedavinin temeli basit olmakla birlikte, —insülin veril­mesi— ayrıntısı çoktur ve laboratuvar deneyleri gerekmektedir. Görülüyor ki, şeker hastalığında rast-lanabilen iki koma arasında büyük fark­lar vardır. En fazla rastlanan hipogli­semi komasıdır ve baygın bir hastanın şeker hastası olduğu biliniyorsa, hemen şeker veya glukagon verilerek tedavi edilmelidir. Diabetes mellitus’un komplikasyonlan: En sık rastlananları, görme bulanıklığı ve bilhassa el ve ayaklarda duygu deği­şikliklerine yol açan nevrit’tir

  • SARS'IN VE BELİRTİ VE BULGULARI NELERDİR?

    Daha önce değindiğimiz gibi SARS, bir koronavirüs hastalığıdır. ■ Bu virüsü alanların yaklaşık % 80-90’ında, hafif bir üst solunum yolu hastalığı olan soğuk algınlığı şeklinde bir hastalık tablosu
    ■ Buna karşın, virüsü alanların az bir kısmında (% 10-20) hastalık, 38°C’den daha yüksek bir ateşle başlar. Ateşin yanı sıra üşüme-titreme, baş ağrısı, huzursuzluk ve vücutta ağrılar da olabilir.
    ■ Bazı hastalarda başlangıçta solunum yoluna ilişkin hafif belirtiler görülebilir.
    ■ Hastaların yaklaşık % 10-20’sinde ishal de olabilir.
    ■ SARS hastalarında kuru (balgamsız) bir öksürük gelişebilir. Öksürük ile birlikte veya daha sonra hipoksi ( kana yetersiz miktarda oksijen geçmesi) ortaya çıkabilir.
    ■ Sık ve kesik nefes alma, nefes darlığı hipoksiye ilişkin ipuçlandır. Bu tür hastaların %10-20’si mekanik solunuma (basınçlı solunum aygıtı ile solunumun desteklenmesi, oksijen ihtiyacının karşılanması) ihtiyaç duyabilirler. Bu tür hastaların önemli bir bölümünde pnömoni gelişir.
    ■ Ölümcül olgularda, ölüm nedeni ağır solunum yetmezliğidir.

  • SARS NASIL YAYILIR

    SARS etkeni de diğer soğuk algınlığı ve grip virüsleri gibi, başlıca iki yoldan insanlara bulaşır.
    ■ SARS virüsünün bulaşmasında damlacık enfeksiyonu tipinde bulaş, en önemli bulaş yoludur. Hasta insanların üst solunum yollarında bulunan virüsler, bu kişilerin konuşma, hapşırma ve öksürmeleri ile çevreye yayılırlar. Ancak bu yolla bulaşma için, diğer soğuk algınlığı virüslerine göre biraz daha yakın temas gerekmektedir.
    ■ Bu virüs aynı zamanda, hastaların üst solunum yolu salgılanyla kirlenmiş yüzeyler veya eşyaya dokunmak, daha sonra da ellerin ağız, burun veya gözlere sürülmesiyle de bulaşabilir. Bunun dışında, hastalığın bilinmeyen başka yollarla da bulaşabilmesi mümkündür. Yakın temas kavramına “korunma” bölümünde aynca değinilecektir.

  • SARS NEDİR?

    SARS kelimesi, İngilizce Severe Acute Respiratory Syndrome ismi verilen bir klinik tablonun baş harflerinden türetilmiş bir kısaltmadır. Bu kelimeler ağır, ani başlangıçlı solunum yolu hastalığı anlamına gelmektedir. SARS ilk kez, Ocak 2003’te, Asya’dan tanımlanmış bir viral solunum yolu hastalığıdır. Hastalığın tanımlanmasının hemen ardından, Mart ayının başında, Dünya Sağlık Örgütü (WHO), tüm dünyayı bu hastalık hakkında alarma geçirdi. Buna rağmen SARS, çok kısa bir süre zarfinda Kuzey Amerika, Güney Amerika, Avrupa ve Asya’da bulunan iM düzineden fazla ülkeye yayılarak etkisini göstermiştir. Hastalığın yayılımı ilkbahar aylarından itibaren yavaşlayarak Temmuz ayına kadar devam etti. Temmuz ayından, bu yazının kaleme alındığı tarihe kadar henüz yeni bir SARS olgusu saptanmamıştır.

  • GRİP KOMPLİKASYON YAPAR MI?

    Pnömoni, grip hastalığı esnasında veya ardından ortaya çıkabilen çok önemli bir komplikasyondur. Grip virüsünün kendisi, doğrudan viral pnömoni yapabildiği gibi, vücudun savunma sistemini grip virüsünün bozması ve zayıflatması sonucu sonradan tabloya eklenen bakterilerin neden olduğu bakteriyel pnömoni de ortaya çıkabilir. Grip hastası iseniz ve aşağıdaki belirtilerden herhangi birini kendiniz veya aile üyelerinizden birinde saptarsanız:
    ■ Nefes almada güçlük,
    ■ Öksürük ve balgam çıkarmanın artması,
    ■ Balgamın renginin san – yeşil olması veya balgamda kan görülmesi,
    ■ Göğüs ağrısı (özellikle öksürürken)
    derhal doktorunuza başvurunuz.
    ■ Soğuk algınlığında görülen sinüzit, orta kulak yangısı ve bronşit, gripte de aynı mekanizmaya bağlı olarak gelişebilir.
    ■ Grip belirtilerinin geçmesinin ardından, hastalık sonrası öksürük adı verilen bir tablo gelişebilir. Bu öksürük genellikle haftalarca sürer, balgam içermez ve çoğu kez geceleri kişiyi uyutmayacak kadar rahatsız edicidir. Astıma benzeyen bu tablo, astım ilaçlan ile tedavi edilebilir. Bu tip bir öksürük geliştiği taktirde, doktorunuza danışınız.
    ■ Gribin önemli bir diğer yan etkisi vücudun savunma sistemini çok zayıflatmasıdır. Anerji adı verilen bu durumda, hücresel bağışıklıkta ileri derecede bir zayıflama oluşur ve kişinin tüberküloza karşı olan direncinde bozulma ortaya çıkar. Eğer bir kişi, grip geçirdikten sonra, hâlâ öksürük, halsizlik, iştahsızlık, akşam üstleri hafif yükselen ateş ve terleme tanımlıyor ise, yine bir doktora başvurmakta yarar vardır.

  • GRİP HER YAŞTA AYNI AĞIRLIKTA MIDIR?

    Hastalık yetişkinlerde ve çocuklarda farklı klinik tablolar gösterebilir.
    ■ Yetişkinlerde görülen hafif grip olgulan, soğuk algınlığında görülen belirtilerle seyreder. Ancak daha sıklıkla klasik olgularda görüldüğü gibi, başlıca belirtileri 39.5-40°C ateş, şiddetli öksürük, şiddetli baş, kas ve eklem ağnlan, boğaz ağrısı, üşüme, titreme ve aşın bitkinliktir. İyileşme soğuk algınlığından daha uzun sürer. Hastaların bir bölümü 1-2 haftada iyileşirler. Ancak, daha çok yaşlılarda olmak üzere, halsizlik ve bitkinlik çok daha uzun sürebilir.
    ■ Okul çağındaki çocuklarda görülen grip belirtileri büyüklerde olduğu gibidir. Ancak çocuklarda ateş büyüklere göre daha yüksek olma eğilimindedir.
    ■ Okul öncesi çocuklar ve bebeklerde hastalık belirtileri tipik değildir; bu bakımdan tanı zordur. Çoğu kez, diğer soğuk algınlığı virüslerinin yaptıklan hastalıklarda görülen belirtilerle seyreder. Bir yaşın altındaki bebeklerde, ateş saptandığı taktirde, bir doktora başvurmakta yarar vardır.

  • GRİP BELİRTİLERİ

    Grip ani başlayan, soğuk algınlığından daha ağır belirtilerle seyreden, özellikle yüksek ateş, şiddetli öksürük, eklem ve kas ağnlan ile karakterize bir hastalıktır.
    Tipik bir grip olgusunun başlıca belirtileri,
    ■ Ani başlayan baş ağnsı,
    ■ Kum öksürük,
    ■ Boğazda yanma hissi,
    ■ Üşüme-titreme,
    ■ Yüksek ateş,
    ■ Halsizlik,
    ■ Kas ve eklem ağnlandır.
    Bu belirtiler çok çabuk bir şekilde ağırlaşırlar. Özellikle sırt ve bacaklardaki ağn ve sancılar, hastanın ileri derecede güçsüzleşmesine, kendisini son derecede bitkin hissetmesine neden olurlar; bu nedenle yatağa yatmak mecburiyeti doğar. Ateş çoğu kez 39-40°C’dir; hastalığın 2.-3. gününden itibaren düşmeye başlar, ancak ardından burun tıkanıklığı ve boğaz ağnsı gibi solunum yollan belirtileri başlar. Halsizlik ve bitkinlik günlerce, hatta haftalarca sürer. Bu yüzden grip hastalığına halk arasında “paçavra hastalığı” adı verilir.
    Grip bazen mide-barsak bozukluklarına da neden olabilir. Bu taktirde, bulantı, kusma ve ishal görülebilir. Hastalık bu hali ile bir gastroenterite (mide-barsak hastalığı)