En sık görülen romatizmalar, eklemleri tutan romatizmalardır. Halk arasında “kireçlenme” olarak bilinen osteoartroz ve iltihaplı bir romatizma olan romatoid artrit (RA), eklemleri tutan romatizmaların en önemlileridir. Diğer yandan ön planda omurgayı ve leğen kemiklerini tutan romatizmalar da vardır ve bu grubun en önemli üyesi ankilozan spondilit’tir. Yalnızca eklemlerde değil, tüm vücutta yaygın ağrılara neden olan ve toplumda çok sık görülen diğer bir romatizma tipi, “yumuşak doku romatizması” olarak adlandırdığımız fibromiyalji’dir. Bunlar dışında ön planda kaslan tutan kas romatizmalan (polimiyozit) ve deride sertleşme ve kalınlaşma ile seyreden deri romatizmalan (skleroderma) da vardır. Kemiklerde zayıflama olarak adlandırdığımız osteoporoz ve özellikle yaşlı erkeklerde gördüğümüz gut hastalığı da en sık görülen romatizmalar arasındadır.
Osteoartroz: Özellikle eklem kıkırdağının aşınması, yıpranması ve dejenere olması ile seyreden ve halk arasında kireçlenme olarak bilinen bu hastalık en sık görülen eklem romatizmasıdır. RA’ten en önemli farkı, iltihapsız bir eklem romatizması oluşudur. Görülme sıklığı yaş ilerledikçe artar ve genellikle 50 yaş sonrasında görülür. İleri yaşlarda görülen boyun, sırt ve bel ağrılarının önemli bir bölümünden sorumludur. Sıklıkla diz ve kalça eklemlerini tutar. Özellikle orta yaşlı şişman kadınlarda ortaya çıkan diz ağnsı ve şişliğinden sıklıkla osteoartroz OA sorumludur. Bu hastalıkta çok sayıda eklemin aynı anda tutulması nadirdir. Bu hastalıkta ağrı, genelde hareket sonrasında ortaya çıkar. İstirahatte ağn pek yoktur veya azdır.
Ankilozan spondilit: Omurga romatizmalan olarak bilinen ve sıklıkla omurgayı ve leğen kemiklerini tutan kronik (müzmin) iltihaplı romatizmaların en önemlisidir. Ankilozan spondilit özellikle genç erkeklerde daha sık görülür. Bel ve kalça bölgesinde sabahlan ağn ve tutukluk olması ve bu yakınmaların hareket ettikçe, günün ilerleyen saatlerinde düzelmesi tanıda oldukça önemlidir. Bu hastalıkta topuk ağnsı da çok önemli bir bulgudur ve genç bir erkekte ortaya çıkan topuk ağnlan, ankilozan spondilit araştırmayı gerektirir. Ankilozan spondilitte genetik faktörler ve kalıtım çok önemlidir. Bu hastalık iyi tedavi edilmezse, omurga hareketlerinde kısıtlılık ve kamburluk gibi deformiteler yapabilir.
Yumuşak doku romatizması (fibromiyalji): Yalnızca eklemlerde değil, tüm vücutta yaygın ağrılara neden olan ve toplumda çok sık görülen iltihapsız bir romatizmadır. En sık orta yaşlı kadınlarda görülür. Yapılan tüm tahlillerin normal olmasına karşılık, hastanın yaygın ağrılarının olması oldukça tipiktir. Bu hastalarda sıklıkla uyku bozukluklan, sabah yataktan yorgun kalkma ve aşın halsizlik gibi yakınmalar da vardır. Gut: Özellikle yaşlı erkeklerde görülen ve ataklar halinde ortaya çıkan bir romatizmadır. Klasik olarak, ağır bir akşam yemeğinden ve bazen alkol alımından sonra, gece yansı veya sabaha karşı, ayak baş parmaklarında çok şiddetli ağn, şişlik ve kızarıklık ile ortaya çıkar. Hastaların çoğu kilolu, alkol alan ve boğazına düşkün erkeklerdir. Bu hastalarda sıklıkla tansiyon, şeker hastalığı ve kan yağlarında yükseklik de vardır. Genellikle ataklar kendi kendisini sınırlar ve birkaç günde geçer. Şüphesiz ki, uygun tedavi atak süresini daha da kısaltacaktır. Gut hastalığı, iyi tedavi edildiği ve hasta protein kısıtlamasına uyduğu takdirde, kronikleşmez.
Yazar: yonca
-
EN SIK GÖRÜLEN ROMATİZMA TİPLERİ HANGİLERİDİR
-
ROMATİZMAL HASTALIKLAR
Romatizmal hastalıklar bütün dünyada, gerek görülme sıklığı,
gerekse de sonuçları açısından önemli bir sağlık sorunu oluşturmaktadır.
Bununla paralel olarak, romatizmal hastalıklar ve bunların tedavisi konusundaki
araştırma ve çalışmalar da çığ gibi artmakta ve her geçen gün
yeni bilgiler ortaya çıkmaktadır.R omatizmal hastalıklar her yaş grubundaki kadın ve erkeklerde görülebilir. Bununla birlikte, kadınlarda daha sık görüldüğü ve yaş ilerledikçe romatizma görülme sıklığının arttığı vurgulanmalıdır. Romatizma denildiği zaman, halk arasında öncelikle yaşlı insanlarda görülebilen bel ve diz ağrısı gibi yakınmalar akla gelmektedir. Oysa, romatizmal hastalıklar çocuklarda bile görülebilmektedir. Bazı romatizma tipleri özellikle genç kız ve kadınlarda daha sık görülürken, genç erkeklerde daha sık rastlanan romatizmal hastalıklar da vardır. Benzer şekilde, özellikle yaşlı insanlarda sık görülen romatizmalar da vardır. Özetle; hastanın cinsiyeti ve yaşı, bazı durumlarda doktora romatizmanın tipini belirlemekte ve doğru tanıyı koymakta yardımcı olmaktadır.
Romatizmal hastalıkların çok çeşitli tipleri vardır. Romatoid artrit (RA), iltihaplı eklem romatizmalan diye bilinen, kalabalık bir romatizma ailesinin en sık görülen üyelerinden biridir. RA, yalnızca eklemleri değil, iç organlan da tutabilen müzmin (kronik) bir romatizmadır. Erken tanı ve tedavi çok önemlidir, çünkü aksi takdirde eklemlerde kalıcı şekil bozukluğu ve sakatlığa neden olabilir. Hastanın iş gücünü ve yaşam kalitesini bozabilir. Daha da önemlisi, RA’in hastanın yaşam beklentisini azalttığını gösteren ciddi çalışmalar vardır. -
CERRAHİ TEDAVİ
Hormonoterapide kullanılan ilaçların ister istemez bir maliyeti vardır. Aynca hastalar hastaneye bağımlı olmakta ve her 3 ayda bir hastaneye gelmektedirler. Haç tedavisinden daha güçlü ve etkin olan hormon tedavisi yöntemi, her iki testisin küçük bir ameliyatla alınmasıdır. Bu şekilde % 90 androjenin kaynağı kurutulmuş olur. Eğer hasta diğer sağlık nedenleri ile hormon tedavisini tolere edemiyorsa, ilaçlan düzenli alamıyorsa bu yöntem tercih edilebilir. Tabi ki erkek psikolojik yapısında teslislerin alınmasının yapacağı psikolojik travma da göz önünde bulundurulmalı ve uygun olmayan hastalara bu işlem yapılmamalıdır. İlaç veya cerrahi ile yapılan hormon tedavileri sonucunda kilo alma, sıcak basması, memelerde azda olsa büyüme, iktidarsızlık, kemik erimesi, kansızlık gibi yan etkiler gelişebilir.
-
PROSTAT KANSERİNİN BELİRTİLERİ
Prostat kanseri aslında oldukça yavaş ilerleyen bir kanserdir ancak burada şu soru akla gelebilir: Neden bu kadar çok insan bu kanserden ölüyor? Gerçekten de söylenildiği gibi erkek kanser ölümleri arasında ikinci sırada izlenmesi ancak yavaş ilerleyen bir kanser olduğunun söylenmesi bir çelişki gibi gelebilir. Bunun başlıca nedeni prostat kanserinin kendine has, kanser düşündürecek, hastayı hemen hekimine yöneltecek bir bulgusunun veya belirtisinin olmamasıdır. Bu yüzdendir ki hekime başvuran hastaların % 30’unda kanser prostat dışına yayılmıştır. Söylenildiği gibi hiçbir bulgu olmayabilir, ancak karnın alt bölümünde kunt vasıflı bir ağn, acil işeme ihtiyacı, işemeye başlamada güçlük, idrar yapma sırasında ağn, zayıf idrar akımı, damlama, kesik kesik idrar yapma, gece 2 veya daha fazla kez idrar yapma, mesaneyi tam boşaltamama, idrar yoluyla kanama, meni ile birlikte kanama, bel ve kalça bölgesinde ağn, iştah kaybı, kilo kaybı gibi bulgular görülebilir. Böyle bir durumda mutlaka bir üroloji uzmanıyla görüşülmeli ve muayene olunmalıdır. Bulguların büyük çoğunluğu dikkat edilirse prostatın iyi huylu büyümesinin belirtileri ile aynıdır.
-
PROSTAT KANSERİ NEDEN OLUR?
Prostat kanserinin gelişiminde erkeklik hormonunun (testosteron) rolünün dışında kesin olarak bir neden kanıtlanamamıştır. Erkeklik hormonunun vücutta üretildiği başlıca organ bilindiği gibi testislerdir. Yıllar öncesinde yapılan araştırmalarda teslisleri alınan erkeklerde prostat kanserinin gelişmemesi hormon teorisi üzerinde yoğunlaşılmasına neden olmuştur. Bu faktörün yanında bir takım olası faktörler de vardır: Kırmızı et, hayvansal yağlardan zengin diyet, genetik faktörler (ailesel, ırksal yatkınlıklar), çevresel toksin ve ağır metallere maruz kalma (kadmiyum vb.), viral enfeksiyonlar…Özellikle ailede baba, amca, dayı, dede gibi yakın akrabalarda prostat kanseri olanlarda normal nüfusa oranla prostat kanseri çıkma olasılığı biraz daha arttığından bu kişilerin beslenme şekline dikkat etmeleri ve daha erken yaşta (45 yaş) prostat ile ilgili kontrollerini yaptırmalan gerekir
-
PROSTATIN TEDAVİ YÖNTEMLERİ
Hangi BPH hastasının tedavi edileceği ve hangisinin izleneceği hekimden hekime değişmektedir. Eğer bir BPH hastası herhangi bir aktivite planı yaparken önce o yöredeki tuvaletleri kafasında haritalıyorsa, sabah uyandığında tüm gece tuvalete kalktığı için yorgun ve gergin ise, işeme problemleri yüzünden kendini eve daha bağımlı hissediyor ve kendi sosyal yaşamını kısıtlıyorsa artık tedaviye ihtiyacı vardır. BPH tedavisini başlıca 2 ana başlık alanda toplayabiliriz: ilaç tedavisi ve cerrahi tedavi. İlaçla tedavi olan hastaların yaşamlarında yapacaklan küçük değişikliklerle daha rahat olacaklan unutulmamalıdır. Akşam 20:00’den sonra gereksiz su ve idrara çıkana (çay, kahve vs) sıvılardan uzak durmak, sık sık idrar yapmayı denemek ve idrar kesesinin bu şekilde sürekli boş kalmasını sağlamak, alkol (özellikle bira) kullanmamak, çok mecbur olmadıkça nezle ve grip için tavsiye edilen ilaçlan kullanmamak, uzun süre oturmamak, ayaklan üşütmemek, kabız kalmamak bu değişikliklerden akla ilk gelenlerdir. BPH’nin cerrahi tedavisinde 2 yöntem kullanılabilir. Bunlar halk arasındaki bilinen tabirleriyle: Açık ameliyat ve kapalı ameliyattır. Hastanın ameliyatının açık mı kapalı mı olacağı prostatın boyutu ile ilgilidir.
-
PROSTATIN İYİ HUYLU BÜYÜMESİ (BPH
Prostatın iyi huylu büyümesi (BPH), prostatın ikinci sıklıkta izlenen hastalığıdır. Bu rahatsızlık özellikle 45-50 yaşından sonra kendini hissettirmeye başlar. “Neden BPH olunur?” sorusunun en temel yanıtı şüphesiz erkek olmaktır. Zira BPH nedenleri DHT isimli hormon, büyüme faktörleri ve yaşlanmadır. Hastalığın belirtileri ise idrar başlatma güçlüğü, idrar kesesini tam boşaltamama, ıkınarak idrar yapma, kesik kesik idrar yapma, acil idrar yapma isteği, gece 2 veya daha fazla defa idrara çıkma ve zayıf idrar yapma şeklindedir BPH sadece idrar konusuyla rahatsız edici bir hastalık olmakla kalmayıp başka rahatsızlıklara da neden olabilir. En korkulan BPH komplikasyonu böbrek yetmezliğidir. Zira idrar kanalında büyümüş prostat gibi bir engelin oturmasına bağlı idrarın tam olarak boşalmamasıyla, böbreklere yansımasına bağlı olarak böbrek yetmezliğine neden olabilir. Bunun haricinde mesaneden tam olarak atılamayıp orada devamlı kalan bir miktar idrara bağlı olarak tekrarlayan idrar yollan enfeksiyonuna ve mesane taşlarının oluşmasına da neden olur.
-
PROSTAT TEDAVİSİNİN YÖNTEMLERİ
Tedavi yöntemlerine bakıldığında tüm prostatit tiplerinde antibiyotik tedavisi temel yöntemdir. Eğer mikrobiyolojik tetkikler neticesinde prostat sıvısında mikrobik ajan saptanmışsa buna uygun antibiyotik tedavisine başlanır. Saptanamazsa yani prostat sıvısında üreme olmazsa prostat dokusuna en çok girebilen antibiyotik grubundan bir ilaç tercih edilir ve 4-6 hafta kadar bu antibiyotikler hastaya verilir. Ancak bunların karaciğere yan etkileri olabileceğinden hastalar belirli aralıklarla karaciğer fonksiyon testleri ile kontrol edilmelidir. Bunun yanında prostatit hastalanna antibiyotiğin yanma mutlak surette anti-romatizmal ilaç olarak bilinen ağn kesicilerin özel bir türü de eklenmelidir. Bunun amacı ağnyı kesmekten çok iltihabi reaksiyonun başlamasını engellemektir. Şayet prostatitli hastada işeme ile ilgili bulgular rahatsız edici düzeyde ise yani hastanın yaşam kalitesini bozuyorsa bu hastalara işemeyi rahatlatıcı Alfa Bloker adı verilen ilaçlar ilaveten verilebilir.İlaç tedavilerine rağmen işeme bulguları düzelmeyen ve ürodinamik tetkikler ile prostatın şişkinliğine bağlı olarak işemeyi zorlaştırdığı kanıtlanan hastalara T.U.I.P. (Transuretral prostat insizyonu) veya T.U.R.P (Transuretral prostat rezeksiyonu) ismi verilen kapalı prostat ameliyatlan denenebilir fakat bütün rahatsızlıkların geçeceği gibi bir beklentinin olmaması özellikle belirtilmelidir.
Kronik prostatitlerin tedavi aşamasında tüm ilaçların yanında konservatif tedavi adı verilen ve hastanın yaşam tarzında yapacağı bir takım değişikleri kapsayan davranışlar da mevcuttur. Bunların başlıcalan;
Diyet Düzeni: Acı, ekşili ve baharatlı gıdalann tüketilmemesi, asitli içeceklerden uzak durulması.
Cinsel Yaşam: Düzenli bir cinsel yaşam, daha doğrusu düzenli bir boşalma planlaması çok önemlidir. Haftada 1-2 arasındaki boşalmanın hastalan oldukça rahatlattığı ancak arka arkaya boşalmalann prostatit belirtilerini şiddetlendirdiği bilinmektedir. Bununla birlikte uzun süre boşalmamanın yine hastalann şikayetlerini arttırdığı unutulmamalıdır.
Oturma Banyosu: Hastalara önerilen haftada 3-4 gün dayanabildikleri derecede sıcak suya en az bel yüksekliğinde oturmalan ve 15-20 dakika bu şekilde beklemelerinin de tedavi edici olmasa da oldukça rahatlatıcı bir yöntem olduğu bilinmektedir.
Defekasyon hastalar mutlaka hergün büyük tuvaletlerini düzenli yapmalı ve kesinlikle kabız kalmamaya özen göstermelidirler.
Bunlara ilaveten prostata direkt olarak bası yapan koltuklarda oturma, idran uzun süre tutma ve biriktirme, ayaklarda üşüme prostatitli hastalann iyileşmesini geciktiren ve şikayetlerini şiddetlendiren nedenlerdir ve hastalar mutlaka bunlara dikkat etmelidir.
Prostatit sınıflamasında 4. grubu Prostatın Asemptomatik Enfeksiyonu oluşturur. Burada herhangi bir bulgu, belirti veya şikayet yoktur. Herhangi bir nedenle prostat bezinin bir parçasının biopsi alarak incelenmesi veya ameliyatla çıkarılan prostat dokusunun patolojik incelenmesi neticesinde tam konur. Herhangi bir önemi yoktur ve herhangi bir müdahale gerektirmez. -
PROSTATİTLER
Prostatitler, 20-45 yaş gurubu arasında izlenen ve prostat bezinin iltihaplanmasına bağlı birtakım bulgular içeren hastalıklar grubudur. Günümüzde prostatit tedavi seçeneklerinin geliştiği görülür. Buna rağmen ürolojinin tedavide zorlandığı inatçı, tedavisi uzun süren, tam ve net sonucun hemen alınamadığı bir hastalık grubu olduğunu da belirtmek gerekir.
Prostatitler 4 ayn çeşit klinik tabloyu barındırır:
Bunlardan birincisi Akut Bakteriyel Prostatittir. Prostatitler arasında en ender izlenen ancak klinik olarak en ciddi ve tehlikeli olanıdır. Şikayetler aniden başlar: Yüksek ateş, üşüme, titreme, idran hiç yapamama veya damla damla idrar yapma, idrar yaparken şiddetli ağn ve yanma, sık ve acil idrar yapma hissi, şiddetli, makata doğru yayılan bir ağn ve bazen kanlı idrar yapma en yaygın izlenen bulgulardır. Hastalığın gelişimindeki temel mekanizma mikropların üretradan içeriye doğru ilerleyerek prostat kanallarına ulaşması ve burada hızla çoğalarak şiddetli bir enfeksiyona neden olmalandır. Bu rahatsızlık şüphesi olan hasta hızla bir üroloji uzmanına görünmelidir. Zira prostatta yerleşen bu bakterilerin kana kanşıp ciddi bir klinik tabloya neden olabileceği asla unutulmamalıdır. Akut Bakteriyel Prostatit ile hastaneye başvuran hastalanıl önemli bir bölümü 2 veya 3 gün hastaneye yatırılarak tedavi edilirler. Tedavide öncelikle hastalara güçlü enjektabl antibiyotikler başlanır ve hastalığın hafiflemesinin ardından hastalar taburcu edilirler. Fakat antibiyotik tedavisi ortalama 1 ay civarında devam etmelidir ki bu hastalığın kronikleşmesinin önüne geçilebilsin.
Prostatitin diğer bir çeşidi Kronik Bakteriyel Prostatittir. Bu olayın temelinde de mikroplar yatar. Ancak bu grup prostatitler daha az önem arzeden belirtilerle seyreder ve yaşamı tehdit edici boyutu yoktur. Sık ve zorlu idrar yapma, hafif ateş, sırtın alt bölümünde ağn, makata vuran ağn, boşalma esnasında ağn yine görülebilir ancak bu grubun özelliği belirtilerin ara ara ortaya çıkmasıdır. Bu nedenle bu prostatit grubunun diğer ismi Tekrarlayan Prostatittir. Prostat dokusuna antibiyotiklerin etki etmesi zaman aldığından tedavisi için uzun süreli ve prostat dokusuna geçebilen antibiyotikler denenmelidir.
Üçüncü sırada yer alan prostatitler Kronik Abakteriyel Prostatitlerdir. En sık izlenen ve ne yazık ki tedavisi en güç olan gruptur. Bu nedenle hekimin amacı hastalığın tamamen tedavi etmekten ziyade hastanın rahatlatılması, bulgu ve belirtilerin en aza indirilmesi olmalıdır. Belirtilerine bakıldığında en sıkbelirtisinin boşalmadan önce veya sonra özellikle testislerin altından başlayıp makata vuran bir ağn ve rahatsızlık hissi olduğu görülür. Bu ağn ve rahatsızlık hissi göbeğin alt kısmında ve peniste de olabilir. Aynca sık ve az idrar yapma, idrar yaparken yanma gibi bulgular olabilir. Cinsel fonksiyonlar bir miktar zayıflayabilir ancak ereksiyona kalıcı herhangi bir olumsuz etkisinin olmadığı bilinmelidir.
Nedenin ne olduğu düşünüldüğünde maalesef tüm bulgular teori bazındadır ve kesinleşmiş bir neden ortaya konamamaktadır. En güçlü teori önceki dönemlerde geçirilmiş mikrobik enfeksiyonlar teorisidir. Cinsel yoEa geçen akıntılı hastalıkların tam olarak tedavi edilmemesi durumunda bu tip bir rahatsızlığa neden olabileceği unutulmamalıdır. Ancak Koli Basili (E. coli) adı verilen ve idrar yolu enfeksiyonlarının en sık nedeni olan bakterinin cinsel ilişki ile geçen hastalıklardan daha sık olarak prostatite neden olacağı da unutulmamalıdır.
Diğer bir neden idran yapmaya engel bir durumun anormal işemeye neden olmasıdır ki bu anatomik veya fizyolojik alt idrar yollannm darlığı ile ilgilidir. Kronik abakteriyel prostatitte üçüncü neden otoimmun yada kabaca allerjik bir reaksiyon olabilir. Prostat sıvısının tetkiki esnasında burada allerji ile ilgili ajanlann saptanması bunu akla getirmiştir.
Stress ve psikolojik gerginlik içinde olan insanlarda idrantutan kasın çokça kasılması yukanda bahsedilen mekanizma ile bu hastalığa daha sık yakalanmasına neden olabileceği bilinmektedir. Bununla birlikte uzun yıllar bisiklet ve motosiklet kullanma, sürekli oturarak çalışılan bir meslek gurubunda olma (uzun yol şoförlüğü vs.) yine bu hastalığın gelişiminde etkili olabilir. -
FORMUMUZU KORUMANIN SIRLARI NELRDİR*
Şeker, bal, reçel, pekmez, çikolata, gofret, lokum, pişmaniye, dondurma, şekerlemeler.
■ Şekerli içecekler; meşrubatlar, kola, limonata, meyveli şerbetler, sıcak çikolata, salep, boza, hazır meyva suları, meyva aramalı içecek tozlan
■ Alkollü içecekler; şarap, rakı, bira, viski, likör vb.
■ Yağ ve şeker içeriği yüksek olan besinler; pasta, kek, kurabiye, bisküvi, börek, çörek, helva ve diğer şekerli tatlılar.
■ Yağda kızartılmış, kavrulmuş yiyecekler; et, sebze, hamur, patates kızartmaları.
■ Kuruyemişler; Fındık, fıstık, çekirdek, badem, ceviz, kurutulmuş meyvalar.
■ Yağlı et ve balıklar; tavuğun derisi, yağlı organ etleri sakatatlar, tam yağlı süt ve süt ürünleri
■ Şarküteri ürünleri; salam, sucuk, sosis, pastırma, kavurma.
■ Yağlı besinler; kaymak, krema, ketçap, mayonez, salata sosları, pasta sosları, tahin, tahin helvası.
■ Hayvansal katı yağlar; tereyağı, iç yağı, kuyruk yağı.Yemekten sonra masada oyalanmayın.
■ Atıştırmaların yerine egzersiz yapın.
■ Yemekli toplantılardan önce, düşük kalorili bir ön öğün almaya dikkat edin.
■ Kalorisiz içecekleri tercih edin.
■ Küçük bir kaçamak için hemen umutsuzluğa kapılmayın. Bir sonraki öğünde daha az kalorili yiyecekler tüketin.
■ Her koşulda beslenme programınıza uygun besinler seçmeye çalışın.
■ Her teklif edilen besini kabul etmek zorunda olmadığınızı unutmayın.
■ Bol bol su içmeyi unutmayın.
■ Güne erken başlayın. Günde 7-8 saatten fazla uyumayın, uyandıktan sonra yatakta kalmayın.
■ Kısa mesafeler için taşıt kullanmayın, yürümeyi tercih edin. Asansör yerine merdiven kullanın, daha hızlı tempo ile yürümeye çalışın, yapabileceğiniz ev işlerini kendiniz yapın.
■ Haftanın 4-5 günü egzersiz yapın. Pasif jimnastik yerine aktif jimnastik veya tempolu yürüyüşü tercih edin.
■ Aktif ve hareketli kişilerle birlikte olmaya özen gösterin. Hafta sonlan için aktif planlar
yapın.
■ Çevrenizdeki kişileri de yeterli ve dengeli beslenme ile aktif olmaya teşvik edin.
■ Egzersiz zamanınızı, kendinize özel zaman olarak ayınp mutlaka kullanın.Yemeklerde yağ kullanımını arttıran kızartma ve kavurma gibi yöntemleri kullanmayın.
■ Az yağlı veya yağsız et, balık, tavuk, süt, yoğurt, peynir kullanmayı tercih edin.
■ Posalı yiyecek tüketimini arttmn. Bunun için beyaz ekmek yerine kepekli ekmeği tercih edin. Haftada 2-3 porsiyon kurubaklagil tüketmeye çalışın. Pirinç, şehriye ve makarna yerine bulgur, buğday, kabuklu pirinç gibi kepekli olanlan tercih edin.
■ Günde 3-4 porsiyon pişmiş veya çiğ sebze tüketin.
■ Kabuğu ile yenebilen sebze ve meyvalan soymadan tüketin.
■ Ambalajında diyet veya light yazan ürünlerin kalorisiz olduğu yanılgısına kapılmayın. Bu ürünlerin çoğunda kalori içeren tatlandıncıların kullanılmasının yanı sıra yağ, süt, un, yumurta gibi temel besin maddeleriyle hazırlandığını unutmayını -
KİLO VERMENİN SIRLARI
Yüksek kalori içeren hazır besinlerden sakının.
■ Az ve sık yemek yiyin, öğün atlamayın. Bu nokta, diyetisyeniniz tarafından size uygun olarak belirlenmiş günlük kalorinin, gün içine dağılmış olarak alınmasını ve vücutta depo edilmeden harcanmasını sağlayan çok önemli bir anahtardır.
■ Acıkma duygunuzu bastırmak için salatalık, domates marul vb. düşük kalorili yiyecekleri tercih edin.
■ Her gün sebze-meyve yemeye dikkat edin. Böylece vücudunuza gereken posayı almış olursunuz.
■ Yemekleriniz için küçük tabak, yağsız salatalarınız için büyük tabak kullanmaya başlayın.
■ Küçük lokmalar halinde yemek yiyin, acele etmeden iyice çiğneyerek yiyin.
■ Yemek yerken başka bir şeyle meşgul olmayın. (Gazete, kitap okuma, televizyon seyretme gibi.)
■ Yemek öncesi ve yemekle birlikte su için. Günde 8-10 bardak su içmeye özen gösterin.
■ Yalnızlık duygunuzu yemek yiyerek bastırmaya çalışmayın. Kendinizi meşgul edecek işler yapın.
■ Yiyecekleri gözden uzak tutun.
■ Mutfağa fazla zaman ayırmayın. Mutfaktaki işiniz bitince mutfaktan çıkın. -
SAĞLIKLI OLARAK NASIL ZAYIFLANIR
Beslenme tedavisinin amacı; bireyin yaşına, cinsiyetine, fiziksel aktivitesine, yaşam şekline ve fizyolojik durumuna uygun besin öğesi gereksinimlerini sağlamak, doğru, kalıcı ve sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırmak, hedeflenen ağırlığa planlanan sürede ulaşmak ve geri ağırlık kazanımını önlemektir. Beslenme, obezite tedavisinin birinci basamağını oluşturur. Zayıflama kesinlikle konusunun uzmanı bir doktor tarafından planlanmalı ve kişiye özel olmalıdır. Tedavinin başarısı, hastanın tedaviye istekli katılımı, bilinçli ve sabırlı olması, tedavinin hastaya özgü olması ve doktorla hastanın iyi bir iletişim içinde olmasına bağlıdır. Hedefler sadece ideal kiloya erişmeye değil, erişilen kilonun korunmasına odaklanmalıdır. Bu nedenle, gerçekçi, ulaşılabilir ve korunabilir hedefler belirlenmelidir. Bireyin haftada 0,5-1 kg kaybı dengeli ve kalıcı zayıflama için yeterlidir. Haftada 0,5-1 kg ağırlık kaybı sağlayacak şekilde enerji kısıtlaması yapılmalıdır. Kişinin ortalama olarak bir günde aldığı kaloriden 500-1000 kcal eksiltilmesi haftada 0,5-1 kg kaybına olanak sağlar. Kısa sürede hızlı ağırlık kaybını sağlayan çok sınırlı enerji diyetleri, yağsız vücut kitlesi kaybına, geri ağırlık kazanımının hızlı ve fazla olmasına neden olmaktadır. Aynca bu tür yanlış uygulamalar, daha sonra planlanan doğru zayıflama programının basan şansını azalttığından çok sakıncalıdır.