Kadınlar Sitesi, Gebelik, hamilelik, doğum

Yazar: yonca

  • HORMON REPLASMAN METODLARI

    Ağızdan ilaç alınarak yapılan tedavi: Bu şekilde kişiye gerekli hormon, ağız yolu ile verilir. Kişinin isteğine göre bu uygulama aylık periyodik kanamalan olan | veya kanama yapmayacak şekilde ayarlanabilir.
    2- Cilde hormon içeren bant yapıştırılarak yapılan (tansdermal) tedavi: Bu şekilde de hormon içeren bantlar vücudun bel kısmının altına, hareketlerden etkilenmeyecek bir bölgeye, tercihen kalçaya yapıştırılır. Bantlar çeşitlerine göre haftada bir veya iki kez vücudun simetrik karşı bölgesine yapıştırılarak yenilenir.
    3- Cilde uygulanan östrojen içeren krem veya jeller:
    Genellikle rahmi olmayan (ameliyat ile alınan) kişilere uygulanır. Diz kapağının arkası uygulama için uyumlu bir bölgedir.
    4- Burun içine uygulanan (intra nazal) tedavi: Bu tedavi şekli genellikle rahmi ameliyat ile alınmış kadınlara uygulanır. Günde bir kez östrojen içeren sprey burun içine sıkılarak uygulanır.
    5- Doğum kanalına yapılan
    uygulamalar: Genellikle menopoz nedeni ile doğum kanalı ve komşu organlarda oluşan atrofide (daralma ve o bölgedeki derinin incelerek kolay tahriş olması) kullanılır.

  • HORMON REPLASMAN TEDAVİSİ

    Kadınlarda yaşam süresinin uzaması, menopoz döneminin de uzamasına ve bu dönem ile ilgili yeni bir takım yakınmaların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu gelişme de hekimlerin ilgisini menopoza çekerek, eksilen hormonun yerine dışardan hormon verilmesi yöntemiyle yaşam konforunun desteklenmesi seçeneğini gündeme getirmiştir.
    Başlangıçta adeta tüm yaşlanma sorunlarına çare olacak gibi yaygın ve kontrolsüz uygulanan bu yöntemin, daha sonra ortaya çıkan sorunların artması nedeni ile ancak kontrollü yapılması durumunda sonuç vereceği anlaşılmıştır. Hormon replasmanının veya menopoz nedeni ile azalan hormonların yerine takviye edilebilmesi için kişinin, mutlaka, klinik ve laboratuvar tetkiklerinin yapılması gereklidir. Uygulanacak olan hormonlar vücudun kendi ürettiği hormonlar olmadığı için çeşitli yan etkileri ortaya çıkabilir. Bu nedenle hormonların olası yan etkilerinin ve sakıncalı olduğu durumların bilinmesinde yarar vardır.
    Azalan hormonun yerine konması amacı ile östrojen, progesteron ve testosteron kullanılır. En fazla kullanılan östrojen iken sonuncusu çok az ve genellikle de diğerleri ile birlikte kullanılır.
    Östrojenler, doğal ve sentetik olarak iki şekilde bulunur. Östrojenler, uterusu (rahimi) alınan kadınlarda tek başına kullanılabileceği gibi, uterusu alınmamış kadınlarda progesteron ile beraber kullanılır. Progesteron da östrojenler gibi doğal veya sentetik olarak kullanılabilir. Özellikle herhangi bir neden ile rahmi alınmamış kadınlarda östrojenlerin rahim iç duvarına yapabileceği zararlı etkileri önlemek için mutlaka birlikte kullanılmalan gereklidir. Testosteron ise özel durumlarda nadir olarak östrojen ve progesteron veya sentetik progesteron (gestagen) ile birlikte ağız yolu ile kullanılır.

  • MENOPOZ DÖNEMİNDE SICAK BASMASI

    Ateş basması veya sıcaklık basması, kadının üreme döneminden menopoza geçiş döneminde yaşadığı en karakteristik işaretlerden birisidir. Menopoz sonrası dönemdeki kadınların büyük bir çoğunluğu bunu çeşitli derecelerde hissederler. Ani olarak göğüs, boyun ve yüz derisinde kızarma ile birlikte vücutta aşın sıcaklık hissi duyma ve bunun sonunda bazen aşın terleme ile oluşan bir yakınmadır. Buna “sıcaklık basma nöbeti” denir. Bu durum birkaç saniyeden birkaç dakikaya kadar sürer. Çok ender olarak bir saat sürebildiği gözlemlenmiştir. Nöbetin sıklığı da değişiklik gösterir, seyrek olduğu gibi birkaç dakikada bir tekrarlayacak kadar sık da olabilir. Kadını, terleme ile uykusundan uyandırır. Stresli durumlarda nöbetlerin sıklık ve şiddetinde artış gözlenir. Kadınların büyük bir çoğunluğunda 1-2 sene sürerken, en çok % 25’inde 5 yıldan uzun sürer.

  • MENOPOZ VE KALP – DAMAR HASTALIKLARI

    Menopoz, kalp ve damar hastalıkları için bir risk faktörü olarak kabul edilmektedir. Kalp ve damar hastalıkları erkekler kadar kadınlar arasında da en sık görülen ölüm sebebidir. Üreme çağındaki kadınlar kalp hastalıklarından korunmaktadır. Bunun nedeni LDL – Kolesterol ve total kolesterol(ateroskleroz gelişmesini kolaylaştıran kan yağları) düşüklüğü, HDL-Kolesterolün (ateroskleroz gelişmesini yavaşlatan) ise yüksekliğidir (Kadınlarda üreme çağında HDL – K erkeğe göre 10 mg/dl daha yüksektir). Bu olumlu değişikliğin temel sorumlusu, kadınlarda yumurtalıklardan salgılanan östrojen hormonudur. Böylelikle kadınlar erkeklere göre kalp hastalıklarından korunmada 10 yıl, Myokart Enfarktüsü ve ani ölümlerden korunmada 20 yıl daha avantajlıdır. Östrojenlerin yağ metabolizmasındaki olumlu etkileri, ateroskleroz gelişiminin engellenmesinin ancak % 25-30’undan sorumludur. Bunun dışında farklı ve henüz tam olarak açıklanamayan mekanizmalarla da ateroskleroz gelişimini engellemektedirler. Ellili yaşlardan itibaren kalp ve damar hastalıkları görülme sıklığı kadınlarda da artmaya başlamaktadır. 45 yaşında kalp ve damar hastalıkları için erkek/kadın ölüm oranı 8/1 iken bu oran 70’li yaşlarda eşitlenmektedir. Bu risk artışının temel sorumlusu ise menopoz sonrası östrojen düzeylerinin azalmasıdır.
    Memelerde de atrofi nedeniyle küçülme, sarkma dikkati çeker. Meme başlan ve süt üreten bezler de küçülür.
    Mesane ve mesaneden sonraki dış idrar yolu da östrojen eksikliğinden payını alır ve zarar görür. Mesaneden dışan doğru uzanan dış idrar yolu kendisine desteklik yapan dokulardaki zayıflama nedeniyle kolayca kapanamayacağı için istem dışı idrar kaçırma oldukça sık görülmeye başlar. Kadının yapmış olduğu doğumların bu bölgede neden olduğu yapısal değişikliklerin de bunda payı olduğunu unutmamak gerekir. Yani menopoz sonrası kadınlardaki idrar kaçırmanın tek sebebi östrojen eksikliği değildir, başka nedenler de söz konusu olabilir. Mesaneye dış ortamdan mikroplar daha kolay ulaşabileceği için sık tekrarlayan mesane Mhaplanmalan gelişir. Tüm vücudu örten deride incelme oluşur. Ter ve yağ bezleri daha az çalışır. Atrofiye uğramış deri hem çok kaşınır hem de kolayca tahriş olur. Yüzde tüylenme artarken, koltuk altı ve mons veneriste tüylenmede azalma ve saçlarda seyrelme görülür. İskelet sistemi ve kemiklerde halkımızın deyişi ile “kemik erimesi” yani osteoporoz görülür.

  • ÖSTROJEN HORMONUNUN ROLÜ NEDİR?

    Üreme dönemindeki kadınlarda yumurtalıklar da üretilerek salgılanan östrojen hormonunun kadın organizmasındaki etki ve işlevlerini şöyle sıralayabiliriz:
    Meme, rahim, rahim ağzı, vajen ve idrar kesesi bu hormona bağımlıdır. Hücrelerinin yenilenmesi ve normal işlevlerini yerine getirebilmelerinde bu hormona gereksinim vardır Kadının kemik kütlesinin oluşması ve kemik yapım-yıkım ve yeniden yapımında etkilidir.
    Halk arasında kötü kolesterol olarak isimlendirilen “düşük yoğunluklu kolesteroP’ü (HDL kolesterol) azaltıcı, buna karşılık iyi kolesterol olarak adlandırılan “yüksek yoğunluklu kolesterolün (HDL kolesterol) artışında etkilidir. Bu yolla kalp-damar hastalıklarından kadınlan korumakta etkili olduğu ileri sürülmektedir. Duygu durum ve cinsellikte etkilidir.
    Beyin dokusundaki sinir hücreleri içersinde zararlı -amiloid parçacıkları östrojen eksikliğinde hızla birikerek Alzheimer hastalığı gelişmesine neden olabilmektedir

  • (ADET) HORMONAL DEĞİŞİKLİKLER

    Bazen 40 yaşından önce oluşabilen çok hafif hormonal değişiklikler üreme döneminin sona ermekte olduğu işaretini verebilir. Bu değişiklikler adetlerin gün sayısında farklılaşmaya, düzensizliğe neden olur. Her ne kadar adet kanamalan arasındaki süre eskiye oranla biraz daha uzar ise de genel olarak kısalma dikkati çeker. Burada yumurtanın olgunlaşma süreci kısalır, yumurta atılması normalde beklenenden daha önceki günlerde olur. Yumurtlama sonrası gün sayısında pek azalma görülmez.

    Daha sonraki yıllarda hormonal değişiklikler daha da belirginleşir. Bazılannda adet kanamalan 38 günden daha seyrek olurken, bazılarında 18 günden daha sık olmaya başlar. Bu kadınların çoğunda yumurtlama görülse de % 40 kadarında yumurtlamanın gerçekleşmediği aylar olur.

    Yumurtlama olanlarda ise san cisimcikten salgılanan progesteron düzeylerinin düşük olduğu görülür. Yumurtalığın östrojen üretemediği dönem menopozun başladığı dönemdir. Bunun sonucu olarak rahmin iç tabakası gelişemez ve adet kanaması da olmaz. Artık üreme yeteneği tamamen yitirilmiştir. Menopoz gerçekleşir.

    Menopoz sonrasındaki hormonal dönem, üreme döneminden çok değişiktir. Östrojen üretimi, yani kadına dişilik özelliklerini kazandıran hormon üretimi çok azalır, inhibin hormonu neredeyse ölçülemez, progesteron üretilmez. Menopoz sonrasındaki yumurtalıklarda cinsiyet hormonu üretimi tamamen durmaz.

    Androjen üretimi devam eder ve hatta çok az miktarda östrojen de üretilir. Cinsiyet hormonlan yağ dokusu, rahim, karaciğer, kas dokusu, deri ve kıl köklerinde üretilirler. Yani, menopozdan sonra kadın vücudunda üretilmeye devam eden androjenler, adına “aromatizasyon” denen bir işlemle östrojene dönüştürülür.

  • Hepatit E

    Hepatit E

    Hepatit A virüsü ve Hepatit B virüsünün tanımlanmasından sonra açıklanamayan hepatitlerin devam etmesi, araştırmacıları farklı bir etkenin arayışı içine sokmuş ve ilk kez 1983 yılında ne A ne de B virüsü ile olmadığı bilinen hepatitli hastaların dışkı örneklerinden yeni bir virüs ortaya çıkarılarak Hepatit E virüsü olarak tanımlanmıştır.

    HEVin yol açtığı Hepatit E hastalığı, bulaşma yolları, dünyadaki ve ülkemizdeki dağılımı gibi birçok özelliği ile Hepatit A’ya benzer. Hepatit E hastalığının en önemli özelliği; dışkı ile kirlenmiş sular aracılığı ile salgınlar oluşturabilmesi, bu salgınların özellikle hijyenik koşulları bozuk, gelişmekte olan ülkelerde görülmesi ve gebelerde yüksek ölüm oranına sahip olmasıdır.

    Hepatit E hastalığı, Hepatit E virüsünün yarattığı karaciğer iltihaplanmasına verilen addır. Hijyen koşullarının kötü olduğu durumlarda sıkça rastlanır. Özellikle su sorununun çokça yaşandığı Afrika ülkelerinde hijyen şartları da kötüdür. Buna bağlı olarak dünyada Hepatit E’nin en sık görüldüğü kıta Afrika’dır. Ülkemizde de hijyen şartlarının kötü olduğu bölgelerde sık rastlanan hastalık %5 civarında görülmektedir. Avrupa’da bu rakam %1’in altındadır. En sık görüldüğü yaş aralığı ise 15 ila 49 arasıdır. Özellikle kirli suların ve besinlerin tüketilmesiyle bulaşan Hepatit E, çoğunlukla oral yolla bulaşmaktadır.

    Adeno-Associated virusBelirtileri

    Halsizlik, iştahsızlık, ateş, yorgunluk hissi, bulantı ve kusma, karın ağrısı gibi birtakım belirtileri vardır. Ancak bilinen en belirgin belirtisi, gözlerde ve deride meydana gelen sarı renktir. Hepatit E’ye yakalanan kişi, renginin sararmasından durumu rahatlıkla anlayabilir.

    Hepatit E Özellikleri

    Hastalığın 6 hafta civarı bir kuluçka dönemi bulunmaktadır. Hamile Hepatit E hastalarında bebeğin ölümüyle sonuçlanan vakalar yaşanabilmektedir. Ayrıca son 3 ayda erken doğum, karaciğer yetmezliği ve düşük gibi ciddi riskler de bulunmaktadır. Karaciğer yetmezliği hastalarının Hepatit E’ye yakalanmaları yüksek risk barındırır.

    Bitkisel Tedavi Yolları

    Bilinen bir tıbbi tedavi yöntemi bulunmayan Hepatit E’nin ne yazık ki aşısı da yoktur. Bu nedenle dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, hijyenik yaşam şartlarına uymaktır. Bunun yanında karaciğer dostu birtakım bitki, meyve ve sebzeler de, karaciğeri güçlendireceği için, Hepatit E’ye yakalanmanın önünü kesecektir. Portakal, greyfurt, kivi, çilek, yaban mersini, kuru üzüm, soğan, sarımsak ve lahana gibi besinler bunlardan bazılarıdır.

  • KRONİK HCV ENFEKSİYONU

    Yukanda değinildiği gibi genellikle farkına varılmadan geçirilen akut HCV enfeksiyonlarının %80-90’ı kronikleşmektedir. Eğer olay geriye dönüşümü olmayan siroz ya da karaciğer kanseri düzeyine gelmemiş ise, kronik hepatit C tanısı konulan kişilerin yansından fazlasında bu tam ya bir kan bağışı sırasında ya da genel kontrol amacıyla yapılan tetkikler sonucunda konmaktadır. Her iki şekilde de saptanan hastaların bir kısmında aktif enfeksiyon bulunmamaktadır. Başka bir deyişle, bu kişilerin kanında HCV saptanmaz, karaciğer işlevlerini gösteren testlerde de herhangi bir bozukluk görülmez. Ancak, gerek böyle kişilerin, gerekse ilerlemiş karaciğer hasan tesbit edilen kişilerin Enfeksiyon Hastalıklan ya da Gastroenteroloji bölümlerinde deneyimli hekimler tarafından yakından izlenmeleri gerekir.

  • AKUT HCV ENFEKSİYONU

    Klinik belirti ve bulgular açısından HCV’ye bağlı akut hepatitlerin diğer hepatit virüsleri ile olan enfeksiyonlardan önemli bir ayncalığı yoktur.
    Hastalık, 6-8 hafta kadar süren bir kuluçka döneminin (kan ve kan ürünlerinin aktarımı sonrasında gelişenlerde bu süre 2-4 hafta kadardır) ardından sinsi bir şekilde başlar.
    Akut HCV enfeksiyonu hastaların % 75’inde belirti vermediği ya da çok hafif belirtilerle seyrettiğinden farkına varılmadan geçirilmektedir. HCV ile hastalanmış kişilerin çoğu bir hepatit atağı geçirdiklerini hatırlamazlar. Hepatitlerin klasik belirtileri olan halsizlik, iştahsızlık ve bulantı pek gözlenmez. Hastaların ancak %25 kadarında sanlık ortaya çıkar. Az sayıdaki hastada tabloya eklem ağnlan, deri döküntüleri gibi belirti ve bulgular eşlik eder.

  • HEPATİT C

    İlk kez 1989 yılında tanımlanmış olan Hepatit C virüsünün (HCV) neden olduğu C tipi viral hepatit, dünyadaki başlıca sağlık problemlerinden biridir.
    Akut hepatitlerin %20’sinin, kronik hepatitlerin ise %70’inin nedeni HCV enfeksiyonlandır.
    Akut olarak başlayan enfeksiyonların yaklaşık %85’inin kronik hale gelmesi hastalığın öneminin en iyi göstergelerinden biridir.
    Kronik Hepatit C enfeksiyonu siroz ve karaciğer kanserinin en sık nedenleri arasındadır. Virüsle karşılaşan ve akut enfeksiyon geçiren kişilerin %20’si kendiliğinden iyileşir.
    Virüsle karşılaşmış kişilerin %25’inde ise enfeksiyon sona ermez. Böyle kişilerde karaciğer işlevlerinde bir bozukluk görülmemekle birlikte, karaciğerde hastalığa özgü birtakım bulgular mevcuttur. Bu kişiler “HCV taşıyıcısı” olarak tanımlanırlar.
    “Kronik hepatit” olarak tanımlanan hastalarda ise, hastalık hafif-ağjr arası bir seyir gösterir ve hastaların yaklaşık olarak %20’sinde 10-20 yıl içinde karaciğer sirozu gelişir. Hepatit C’ye bağlı sirozu olan hastalarda ise yılda %l-4 oranında karaciğer kanseri gelişmektedir

  • HEPATİT B HASTALIĞININ TEDAVİSİ

    Akut Hepatit B enfeksiyonu geçiren hastalann bir kısmında 6 ay olarak kabul edilen kriter sürenin sonunda bağışıklık gelişmez ve kişiler virüsü aylar ya da yıllar boyunca taşımayı sürdürürler. Böyle kişilere “taşıyıcı=portör” adı verilir. Taşıyıcılar yaşamları boyunca taşıyıcı olarak kalabilecekleri gibi, yıllar içinde virüsün karaciğerde yeniden aktif hale gelmesi ile “kronik hepatit” tablosuna ilerleyebilirler. Kronik hepatit yıllar içinde siroza ilerleyebilir ve sirozlu hastaların da bir kısmında karaciğer kanseri gelişebilir.
    Hepatit B geçiren erişkin yaştaki hastaların %90-95’inde hastalık en geç 6 ay içinde iyileşme ile sonuçlanır. Hepatit B hastalığı hastaların %5-10’ununda sürekli (kronik) hale gelir. Ne yazık ki, annelerinden enfeksiyonu alarak doğan bebeklerde durum çok daha vahimdir. Zira, bu bebeklerde hastalık %90 oranında kronik şekle dönüşmektedir.

  • HEPATİT B HASTALIĞININ BELİRTİLERİ

    Bir kişiye Hepatit B virüsü bulaştıktan sonra, hepatit B hastalığının geçirdiği evreler, aynen Hepatit A hastalığında anlatıldığı gibidir. Hastalann yakınmaları ve hastalığın süresi açısından bazı farklılıklar göze çarpar. Hastalık belirtileri ortaya çıkıncaya kadar geçen süre olan kuluçka süresi, Hepatit B’de 6 haftadan 6 aya kadar değişebilir. Bu sürenin sonunda HBV enfeksiyonu bazı öncü belirtilerle başlar.
    Hastalar halsizlik, iştahsızlık, bulantı, kusma, ishal, bunlann yanında koku ve tad alma bozukluklanndan yakınırlar. Bazı hastalarda ateş, eklem ağnlan ve deride döküntüler olabilir.
    Bir hafta kadar süren başlangıç belirtilerinin sonunda hastanın idrar rengi koyulaşır (çay rengi idrar), göz aklan ve deride sanlık belirgin hale gelir. Bu sırada doktora başvurursa, muayenesinde karaciğerin, bazen de dalağın büyümüş olduğu saptanır. Karaciğer enzimlerinin kandaki değerleri yükselir ve kısa aralarla tekrarlanan testler yardımıyla hastalığın gidişatı izlenir.
    Hepatit B enfeksiyonu erişkin hastalann bir kısmında tamamen belirtisiz olabilir. Bazı hastalarda da sanlık dışındaki belirtilerle seyredebilir.