Kadınlar Sitesi, Gebelik, hamilelik, doğum

Yazar: yonca

  • GRİP NASIL BULAŞIR?

    Grip, her kış toplumun %20-50’sini etkileyen, çok bulaşıcı bir hastalıktır.
    Grip virüsü de soğuk algınlığına neden olan virüsler gibi üst solunum yollarından bulaşır. Enfeksiyon kaynağı, virüsü burun ve boğazında bulunduran hastalardır. Bu hastaların konuşmalan, özellikle de öksürmeleri ve hapşırmalan ile grip virüsünü içeren, gözle görülmeyen damlacıklar, saatte 100-150 km hızla ve yaklaşık 3 metre uzaklığa yayılırlar. Dolayısıyla böyle bir durumla karşılaşan sağlam kişilerin soluduklan hava ile burunlarından ve hatta gözlerinden virüs üst solunum yollarına girer; alınan grip virüslerinin bir kısmı, yine solunan hava ile akciğerlere kadar inebilir. Giren virüs hemen bu bölgelere, yani üst ve alt solunum yollarına yerleşir ve hemen üremeye başlar. Grip virüsünün bir diğer bulaşma yolu, grip hastalarının solunum yollan salgılan ile kirlenmiş eşyalar aracılığıyla gerçekleşir. Salgın zamanlarında bu yol da önemlidir.

  • SOĞUK ALGINLIĞININ TEDAVİSİ

    Soğuk algınlığı tedavisinde dikkat edilecek en önemli husus, kendi kendine zarar vermemektir. Bununla anlatılmak istenen, gereksiz, karışık ve ne olduğunu bilinmeyen ilaçlann kullanılmamasıdır. İlaçlann kimyasal veya sentetik, vücuda yabana maddeler olduklarını, her ilacın belirli ve bazen ciddi sonuçlan olabilen, bir takım yan etkilerinin bulunduğunu unutmamalıyız.
    ■ İyileşmede yatak istirahatı önemlidir. İnsan vücudu hastalıklarla savaş halinde iken fazla miktarda enerji sarf eder. Bu nedenle, özellikle ağır olgularda, yatak istirahatı daha kolay iyileşmeye katkıda bulunur.
    ■ Aspirin ve parasetamol gibi ateş düşürücü ve ağn kesici ilaçlar soğuk algınlığı sırasında çok kullanılır. Aspirin erişkinler için uygundur. Ancak, 18 yaşın altındakilere, özellikle de küçük çocuklara verildiğinde Reye Sendromu adı verilen, karaciğer ve beyin harabiyetine, ender de olsa yol açabilir. Bu nedenlere, küçük çocuklarda ateş düşürücü olarak parasetamol kullanılmalıdır. Şiddetli öksürüğü olanların, öksürüklerini veya balgam çıkarmasını kolaylaştırmak amacıyla, balgam söktürücü (ekspektoran) türden öksürük şuruplan kullanmalan uygundur.
    ■ Burundaki tıkanıklığı gideren veya hafifleten ilaçlar, soğuk algınlığı belirtilerinin geçici olarak iyileşmesine neden olabilirler. Ancak bunların da hastalıktan korunmada veya hastalığın iyileşmesinde bir yararlarının bulunmadığını hatırlatmakta yarar vardır. Diğer taraftan, gelişigüzel kullanılmalan durumunda bir kısmının sersemlik, baş dönmesi uykusuzluk ve midede rahatsızlık gibi yan etkileri bulunmaktadır.
    ■ Bol sıvı alınması hastanın kendini iyi hissetmesini sağladığı gibi, solunum yollarının kurumasını da önler. Günde 8 bardak sıvı alınması önerilir. Bu sıvıyı sadece su halinde değil, meyve suyu, çorba ya da ıhlamur ve adaçayı gibi bitkilerden yapılmış içeceklerle almak yerindedir. Bunların hastalığın süresinin kısalmasında etkileri yoktur ama hastanın hem beslenmesinde ve hem de kendisini iyi hissetmesinde yararlan vardır.
    ■ Hastalar, kahve, çay ve kola gibi kafein içeren içecekler ile alkollü içecekler almamalıdır. Zira kafein ve alkol sıvı kaybına neden olurlar. Bu da bizim tedavide hiç arzu etmediğimiz bir durumdur.
    ■ Sigaranın derhal bırakılması gereklidir. Hatta sigara içilen ortamlarda dahi bulunulmamalıdır. Sigara dumanı, en azından, boğazı tahriş ederek öksürüğün daha da şiddetlenmesine yol açar.

  • SOĞUK ALGINLIĞI SIRASINDA SADECE SOLUNUM YOLLARI MI ETKİLENİR?

    Soğuk algınlığı sırasında, sadece burun ve boğaz değil, aynı zamanda bu bölge ile yakından ilişkili olan orta kulak, sinüsler ve akciğerler de etkilenirler. Üst solunum yollan dışındaki ikincil hastalık tablolanna tıp dilinde komplikasyon adı verilir. Herhangi bir hastalık esnasında komplikasyon, istenmeyen bir gelişme olarak kabul edilir.
    ■ Orta kulak yangısı, özellikle çocuklarda daha çok ve sık görülen bir durumdur. Nedeni; soğuk algınlığı sırasında, orta kulağı boğaz boşluğuna bağlayan östaki borusunun, yangı ve ödeme bağlı olarak tıkanması ve işlevlerinin kısıtlanmasıdır. Nitekim, hastalık esnasında, hastaların yaklaşık %75’inin kulaklarında, hastalığın ilk günlerinden itibaren bir basınç artması meydana gelir. Östaki borusunun tıkanması, içinde önce steril (mikropsuz) bir sıvının birikmesine, ardından bu sıvının içinde bakterilerin yerleşip üremesi ise bakteriyel orta kulak yangısına yol açar. Bu ikincil enfeksiyonun antibiyotiklerle tedavisi gerekir. Aksi taktirde, orta kulak yangısı kronikleşir ve kulak zarının delinmesi, hatta işitme kaybı ile mastoidit ve menenjit gibi istenmeyen durumlar gelişebilir.
    ■ Soğuk algınlığı sonucu gelişen kulaktaki basınç hissi ve işitme kaybı, hastalığın iyileşmesine paralel olarak, en geç bir hafta içinde düzelir. Soğuk algınlığının 5.-7. günlerinde, kulak ağrısı ve ateş geliştiği taktirde bir orta kulak yangısından kuşkulanılmalıdır. Akut bakteriyel sinüzit, çocuk ve erişkinlerde, 961-5 oranında görülen bir komplikasyondur. Tine, hastalığın iyileşmesinin beklendiği birinci haftanın sonunda, hastanın yakınmalarının geçmemesi, özellikle baş ağrısının devam etmesi, sinüziti akla getirmelidir. Bu komplikasyonun da tedavisi antibiyotiklerle yapılır. Tedavi edilmediği taktirde hastalık kronikleşebilir; hatta göz çevresinde enfeksiyon, bakteriyel menenjit ve beyin apsesi gibi çok ağır hastalıkların ortaya çıkmasına neden olabilir.
    ■ Daha önce astımı olmayan kişilerde, özellikle de çocuklarda, soğuk algınlığının ardından astım ataklan ortaya çıkabilir. Benzer şekilde, daha önceden astımı olan hastalarda da soğuk algınlığı sırasında astım krizlerinin alevlenmeleri sık rastlanan bir durumdur. Bu bakımdan, özgeçmişinde bu tür yakınmalan olan hastaların, kış mevsiminde dikkatli olmalan, hasta kişilerle temastan kaçınmalan ve ilaçlarını el altında bulundurmalarında yarar vardır.
    ■ Kronik bronşitin ağırlaşması da soğuk algınlığı sırasında çok sık görülen bir durumdur. Öksürük ve balgamın artması, nefes darlığı ve bazen ateş gibi belirtilerin saptanması, bu komplikasyonun başlıca belirtileridir. Kronik bronşiti olanların, kış aylarında soğuk algınlığı olan hastalardan uzak durmalan, gerekli korunma önlemlerini almalarında yarar vardır. Bir diğer akciğer hastalığı olan amfrzem de soğuk algınlığından etkilenerek ağırlaşabilir.Altta yatan bir başka hastalığı olan kişilerde, soğuk algınlığının olumsuz etkilerinin bulunduğu eskiden beri bilinmektedir. Örneğin, kronik kalp, akciğer, karaciğer ve böbrek hastalığı olanlar ile kronik anemi, diyabet ve kanseri olan hastaların, değindiğimiz viral hastalıklar esnasında çok sarsıldıktan ve durumlarının ağırlaştığı görülmektedir

  • SOĞUK ALGINLIĞININ BELİRTİLERİ NELERDİR?

    Soğuk algınlığının kuluçka dönemi (etkenin vücuda girmesinden hastalık belirtilerinin ortaya çıkmasına kadar geçen süre) ortalama 2-5 gündür. Soğuk algınlığı virüsü alan kişilerin yaklaşık %25’inde hastalık hiçbir belirti vermez; yani bu kişilerde hastalık belirtileri saptanamaz. Bu tür kişiler, kendilerini hasta hissetmezler ancak burun ve boğazlarında üremiş olan virüsleri etrafa yayarlar. Geriye kalan %75’lik bölümde ise, çeşitli ağırlık derecelerinde hastalık belirtileri gelişir.
    ■ Ürperme ve üşüme hissi,
    ■ Hapşırık,
    ■ Burun akıntısı,
    ■ Burun tıkanıklığı,
    ■ Baş ağnsı ■ Boğaz ağrısı, genellikle ateşsizdir ve yatak 0
    ■ Hırıltılı solunum, istirahatı gerektirmez. Hastalığın h,
    soğuk algınlığının başlıca 2.-4. günleri, burun salgısındaki 3!
    belirtileridir. Bu tablo, hastaların virüslerin en yoğun olduklan, yani sı
    % 75’inde, ortalama bir hafta içinde hastalığın en bulaşıcı olduğu bf
    kendiliğinden geçer. Hastaların dönemdir.
    %25’inde ise, belirtilerin tam olarak Sigara içenlerde hastalanma oranı
    iyileşmesi iki haftayı bulabilir. içmeyenlerden farklı değildir. Ancak
    Beş yaşından küçük çocukların, bu kişilerde öksürük ve balgam
    soğuk algınlığı belirtilerini çıkarma hem daha fazla ve hem de
    tammlayamamalan önemlidir. Aynı daha uzun süreli olmakta, hastalığın
    şekilde, bu yaş grubunda, burun iyileşmesi gecikmektedir. Soğuk
    akıntısı ve öksürük hastalığın algınlığı sırasında, virüslerin esas
    yegane belirtisi olabilir. yerleştikleri bölge burun ve boğaz
    Okul öncesi yaşlardaki çocuklarda, olmakla birlikte, sinüsler, kulaklar
    hastalığın ilk 3-4 gününde, 38°C ve bronşlar da bu hastalıktan
    civarında bir ateş sıklıkla saptanan etkilenirler ve bu organlarda
    bir belirtidir. Hastalık erişkinlerde birtakım belirtiler ortaya çıkabilir.

  • SOĞUK ALGINLIĞI VİRÜSLERİ VÜCUTTA NERELERE YERLEŞİR

    Hava yolu ile sağlam insanlara bulaşan soğuk algınlığı virüslerinin girdikleri vücutta yerleştikleri başlıca organ burundur. Vücuda girdikten çok kısa bir süre sonra,virüsler buradaki hücrelerin içinde üremeye ve 12- 24 saat sonra çevreye yayılmaya başlarlar. Bir başka değişle, etkeni alan kişiler, hemen ertesi günden itibaren çevreleri için bir virüs kaynağı olmaktadırlar. Hastalık belirtilerinin başlaması ise, tipik olgularda 36-72 saattir.
    Soğuk algınlığı yapan virüsler canlı hücrelerin içinde olduklan taktirde ürerler. Bu bakımdan, burun boğaz dışındaki cansız yüzeylerde üreyemezler; ancak kısa bir süre boyunca canlılıklarını muhafaza edebilirler. Bu nedenle, az önce de değindiğimiz gibi, çevremizde bulunan ve burun salgılan ile bulaşık eşyanın, bu virüslerin bulaşmasında etkili olabileceğini akıldan çıkarmamak lazımdır.

  • SOĞUK ALGINLIĞI NEDİR

    Günümüzde, yaklaşık 200 kadar virüsün bu hastalığa neden olduğu bilinmektedir. Bunlar arasında, sayıca ilk sırayı rinovirüsler (100’den fazla tipi vardır) alır (Yunanca rin=burun). Rinovirüsler en çok sonbahar ve ilkbahar aylarında görülürler ve yıl boyunca saptanan soğuk algınlığı olgularının yaklaşık üçte birinden sorumludurlar. Bu etkenlerin hastalık açısından önemli bir özellikleri, en iyi 330°C’de, yani insan burun mukozası ısısında üremeleridir.Koronavirüslere bağlı hastalıklar daha çok erişkinlerde, kış ve ilkbaharın ilk aylarında görülür. Üretilmeleri zordur. Özellikle yaşlılarda önemli bir komplikasyon olan SARS tablosuna yol açarlar.
    Üst solunum yollarında hastalık oluşturan diğer virüsler ise adenovirüsler, koksakivirüsler, ekovirüsler, ortomiksovirüsler (grip virüsleri), paramiksovirüsler ve enterovirüslerdir. Bu gruptaki etkenlerin neden olduklan hastalık tablosu, rinovirüs enfeksiyonlarına göre daha ağır seyididir.

  • GRİP VE SARS

    Üst solunum yollarında görülen hastalıkların büyük bir bölümü virüsler tarafından oluşturulur. Virüsler sayıca çok fazladır. Örnek vermek gerekirse, 5 virüs ailesine ait yaklaşık 200 kadar virüs insanlarda üst solunum yollan hastalıklanna yol acarlar. Genel olarak bu virüslerin neden olduklan hastalık tablosuna “soğuk algınlığı” adı verilir. Ancak, değinilen etkenlerden bir tanesi, yani grip veya influenza virüsü, özel ve ağır bir hastalık tablosu olan grip hastalığına yol açar.S oğuk algınlığı ve grip virüsleri, insanlara başlıca 2 yol ile bulaşırlar:
    Bunlardan birincisi “damlacık enfeksiyonu” adını verdiğimiz yoldur. Toplum içindeki bulaşlarda en çok bu yol ile insanların hastalık etkenlerine maruz kaldıklarını görmekteyiz. Damlacık enfeksiyonu tipindeki bulaş şeklinde, virüs kaynağı, başta burun olmak üzere, hasta insanların üst solunum yollandır. Bu kişilerin boğaz ve burun salgılarında bulunan virüsler, konuşma, nefes alıp-verme, özellikle de öksürme ve aksırma sırasında çevreye yayıklar. Bu şekilde havaya geçen ve gözle görülemeyecek kadar küçük olan damlacıklar, taşımakta olduklan virüsleri sağlam kişilere bulaştırırlar. Hastalık etkenlerini taşıyan bu damlacıkların önemli bir özelliği; kapalı ortamlarda (örn.; tiyatro, sinema salonlan, dershane) yaklaşık 3 saat kadar havada asılı kalabilmeleri ve bu sayede dolaylı yoldan, yani hasta kişiyle doğrudan temas olmaksızın üst solunum yolu enfeksiyonlarının bulaşmasında rol oynamalandır İkinci bulaşma yolu, hasta kişilerin burun ve boğaz salgılanyla temas sonucu gerçekleşir. Bu durumda hastalık etkenlerinin yayılmasında, hasta kişilerin ellerine bulaşmış solunum yolu salgılarına temas önem kazanır. El sıkışmak, hastalara ait mendil vb. gibi maddelere dokunmak veya hastaların elledikleri kapı kollarına temas gibi fiiller, hastalığın dolaylı yoldan bulaşmasına örnek olarak verilebilir.

  • ROMATİZMAL HASTALIKLARIN NEDENLERİ

    Romatizmal hastalıklann önemli bir bölümünün kesin nedeni bilinmemektedir. Bu hastalıklar, çoğunlukla bulaşıcı (mikrobik) değildir. Çoğu romatizmal hastalıkta kalıtsal özellikler önemlidir. Yani, hastada genetik bir yatkınlık söz konusudur ve böyle bir hastada çeşitli çevresel faktörler, romatizmayı ortaya çıkarabilir. Olayı daha iyi anlatmak için, “kapı-anahtar-kilit” benzetmesi kullanılabilir. Hastalığın ortaya çıkması için kapının açılması gerektiğini farzedelim. Burada genetik yatkınlık kilit; çevresel faktörler ise anahtardır. Anahtar istediği kadar fazla sayıda olsun, o kilide uymuyorsa, kapı açılmayacak, yani hastalık oluşmayacaktır. Bu şekilde genetik yatkınlık taşıyan bir hastada, çeşitli enfeksiyonlar, stres, bazı ilaçlar, güneşin ultraviyole ışınları, gebelik, fazla kilo ve çeşitli travmalar romatizmal bir hastalığı tetikleyebilir. Örneğin çok basit bir örnek olarak, osteoartroz (kireçlenme) gelişimine genetik yatkınlık taşıyan bir hastada, şişmanlık da varsa, yaş ilerledikçe dizlerde kireçlenme gelişmesi kaçınılmaz olacaktır. Aşağıda ayrıntılı olarak tartışılacağı üzere, RA gibi iltihaplı romatizmalarda, çevresel faktörler, bağışıklık sisteminin işleyişini bozarak hastalığın gelişimini tetikleyebilirler.

  • BİR ROMATİZMANIN İLTİHAPLI OLDUĞU NASIL ANLAŞILIR?

    İltihaplı romatizmalarda olay eklemlerle sınırlı olmadığı ve temel bozukluk bağışıklık sisteminde olduğu için, hastada eklem ağnlan dışında ateş, halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı gibi sistemik bulgular da vardır. Vücutta bir anormallik olduğunu gösteren ve ilerde aynntılan verilecek bazı laboratuvar testleri bozuk çıkar. Örneğin, kemik iliğinde kan yapımı bozulur ve hastada romatizmaya bağlı kansızlık gelişir. İltihaplı romatizmalar iç organları da tutabileceği için, bunlarla ilgili anormallikler de ortaya çıkabilir.aslında diğer organları ve vücutta sistemlerin işleyişi tamamen normaldir. Bu hastalarda, ilerde tartışılacak romatizma testleri yapılırsa, negatif çıktıkları görülecektir. Bazı hekimler bu tip romatizmalan halka anlatırken, “iltihapsız romatizma” tanımını kullanırlar. Örneğin, çok şişman olduğu için, vücudun yükünü taşıyan diz eklemlerinde kireçlenme gelişen bir hastada, veya ağır yük kaldırdığı için belini inciten bir hastada veya ters bir hareket sonrasında omuzunda şiddetli ağnsı olan bir hastada, bu tanıma göre “iltihapsız romatizma” söz konusudur.
    Oysa, bazı romatizmalarda temel problem, hastanın bağışıklık

  • İLTİHAPLI ROMATİZMA

    Bu aslında bilimsel olarak doğru bir ifade değildir. Ancak, halk arasında yaygın kullanıldığı ve bazen doktorlar da hastaya bu şekilde açıklamalar yaptığı için, bununla ilgili bilgi vermek doğru olacaktır.
    Bazı romatizmalarda, yalnızca ilgili eklemlerde zorlanma, kıkırdakta aşınma veya yıpranma gibi problemler vardır. Hastanın buna bağlı şiddetli ağnlan olabilir, ancak sisteminin bozulmasıdır. Böyle durumlarda, normalde vücudu mikroplardan korumakla görevli bağışıklık sistemi, aralarında eklemlerimizin de bulunduğu, kendi doku ve organlarımıza zarar verebilmektedir. Bu durumda hastanın eklemlerinde ağrı ve şişlik gibi yakınmalar olur, ancak aslında olay eklemlerle sınırlı değildir. Eklemdeki hasarın nedeni, o eklemin zorlanması veya aşınması değildir. Eklemde bağışıklık sisteminin neden olduğu bir iltihap gelişimi ve sonuçta hasarlanma söz konusudur. Bu tip romatizmaları, diğerlerinden ayırdetmek amacıyla, anlatım kolaylığı açısından “iltihaplı romatizma” denilmektedir. Ancak buradaki iltihabın mikroplarla bir alakası yoktur. Burda kullanılan “iltihap” kelimesiyle anlatılmak istenen, “yangı” ve “inflamasyon” kavramlarıdır.

  • ROMATİZMADA SABAH TUTUKLUĞU NE DEMEKTİR?

    Sabah tutukluğu veya sabah katılığı, RA’in en tipik yakınmalarından birisidir. RA gibi iltihaplı eklem romatizmalarında, tutulan eklemler uzun süre hareketsiz kaldığında, harekete tekrar başlanma aşamasında, belirgin bir tutukluk olur. İnsan vücudunun en uzun süre hareketsiz kaldığı dönem gece uykusu olduğu için, eklem hareketlerinde güçlük ve tutukluk, tipik olarak sabahlan olur ve buna sabah tutukluğu denir. Hastalığın alevli döneminde, RA’li hastaların sabah ellerini açıp kapayabilmeleri ve yumruk yapabilmeleri oldukça zordur. Hastalar sabahlan ellerinde şişlik olduğunu ve ancak bir kaç saat sonra (bazen öğleye doğru), bu şişliğin azaldığını ve ellerini rahatça açıp kapayabildiklerini söylerler. Sabah katılığının nedeni, hareketsizlik sırasında eklemde iltihaplı bir sıvının birikmesidir. Harekete başladıktan sonra, bu iltihaplı sıvı lenf sistemiyle ortamdan uzaklaştırıldıkça, eklemdeki katılık da azalır ve bir süre sonra kaybolur.Eklemlerde sabah katılığı, RA’in çok önemli bir özelliği olmasına karşın, yalnızca bu hastalığa özgü olmayıp, tüm iltihaplı romatizmaların ortak bir özelliğidir

  • ROMATİZMA HANGİ EKLEMLERDE GÖRÜLÜR

    RA’in ortaya çıkışı ve hastalığın klinik seyri kişiden kişiye büyük farklılıklar gösterir. Olguların çok büyük bir bölümünde aylar içinde sinsi bir başlangıç söz konusudur. Bazen haftalar içinde nisbeten daha hızlı başlayabilir. Bazen de bir süre sonra kendi kendisine geçen romatizma ataklan şeklinde başlayabilir.
    RA vücuttaki herhangi bir eklem grubundan başlayabilirse de, en sık el ve ayak parmaklarındaki küçük eklemlerden ve el-ayak bileklerinden başlar. Ancak, baş parmak haricindeki diğer dört parmağın tırnağa en yakın (en uç) eklemlerini pek tutmaz. Genelde tuttuğu eklemlerde ağn, şişlik ve ısı artışı gibi artrit bulgulan yapar. RA’te tutulan eklemlerde pek fazla kızanklık görülmez. Akut romatizmal ateş gibi bazı romatizmal hastalıklar, bir eklem grubundan diğer eklemlere atlayarak seyreder. Buna gezici eklem tutuluşu denilir. RA ise,eklenici tarzda eklem tutuluşu yapma eğilimindedir. Yani, tedavi edilmediği takdirde, ilk tuttuğu eklemlerde iltihap devam ederken, hastalık zamanla diğer eklemlere de geçer. Diğer bir anlatımla, zaman içinde tutulan eklem sayısı artar. Hastalığın tedavisi geciktikçe, tutulan eklemlerde iltihap kronikleşir. Eklemlerde kalıcı harabiyet, şekil bozukluğu ve deformiteler gelişebilir ve hasta sakat kalabilir.