Hepatit, çeşitli bulaşıcı mikropların, kimyasal maddelerin ve vücudun bağışıklık mekanizmalarındaki bazı değişikliklerin neden olabildiği bir karaciğer hastalığıdır.H epatitten sorumlu tutulan mikrobik etkenlerin başında virüsler gelmektedir ve bunlarla oluşan hepatMere de “viral hepatitler” adı verilmektedir. Hepatit oluşturan virüsler arasında en iyi tanımlanmış olardan şöyle sıralayabiliriz:
• Hepatit A virüsü (HAV),
• Hepatit B virüsü (HBV),
• Hepatit C virüsü (HCV),
• Hepatit D virüsü (HDV)
• Hepatit E virüsü (HEV)
Viral hepatitler dünyanın her bölgesinde en önemli sağlık sorunlarından birisidir. Özellikle kronikleşme (sürekli şekle dönüşme) özelliği bulunan Hepatit B ve Hepatit C virüsleri ile oluşan enfeksiyonların, dünyada ölüm nedenlerinin ilk 10’u içinde bulunan karaciğer kanseri ile ilişkili olduklan bilinmektedir.
Yazar: yonca
-
HEPAITT
-
NODÜLER GUATR
Nodüller tiroid iç salgı bezinde oluşan küresel veya elips şeklide oluşumlardır. Tiroid içinde nodul olması kanser olasılığı bakımından önem taşımaktadır. Ancak, tiroid iç salgı bezinde nodul çok farklı sebeplerle oluşabilir, kanser bu sebepler arasında en azından birisidir. Kolloid nodul dediğimiz basitçe hücre çoğalmasından ibaret yumru (nodul) şeklinde tiroid büyümesi en sık rastlanan sebeptir. Daha az sıklıkla kistler, iltihablı nodüller, iyi huylu tümör nodülleri (adenomlar) veya kötü huylu tümör nodülleri (kanserler) nodul sebebidirler.
Nodulun kanser olasılığını, muayene eden doktor, ayına tanı kapsamında belirlemek zorundadır. Tedavi seçimini ona göre yapacaktır. Bu da çok kolay değildir. Nodulun kanser riski bakımından ağırlığını belirleyen bazı özellikler vardır. Nodulun büyük olması, tedaviyle veya tedavisiz giderek büyümesi, 20 yaşından büyük, 65 yaşından küçüklerde belirlenmesi, boyun bölgesine röntgen ışınlanması risk ağırlığı taşıyan durumlardır. Elle tiroid muayenesi esnasında net olarak saptanan nodüllerde kanser oranı, her 10 veya 20 nodüllü guatn bulunan kişiden birinde kanser varlığı şeklindedir. Nodul tek veya birden fazla olabilir. Ultrasonla saptanan nodüllerde ise bu oran % 1 ‘in altındadır. Yani ultrasonla nodul saptanan her 100 kişinin Tinden daha azında kanser görülür. Ultrasonla saptanan nodüllerin boyutu çoğu kez 10, özellikle de 5 mm’nin altındadır. Ultrasonla saptanabilen bu küçük nodüllerde kanser oranı çok düşüktür. Hatta 5 mm’nin altında bir nodülde kanser olsa bile yaşam boyu klinik olarak önemli boyut ve özellik göstermez, sorun yaratmaz. Ancak bu, ultrasonla saptanan nodüllerin takip edilmemesi, izlenmemesi anlamında değildir. -
GUATR SEBEBLERİ
Çoğu kez iyot eksikliği sonucu gelişirler. Daha az sıklıkla iyot eksikliği dışında da bazı çevresel sebepler olabilir (Bazı kirli kuyu sulan gibi). Günde alınması gereken iyot 100-300 mikrogramdır. Bunu suyla, soluduğumuz hava ve tükettiğimiz gıdalarla alınz. Sudaki iyot miktan özellikle önemlidir. Bu azalmışsa bu suyu tüketen hayvansal ürünlerdeki (örneğin süt) iyot miktan da azalır. Günlük alınan iyot miktan azaldığında, vücut ne denli iyot ekonomisi yaparsa yapsın, tiroid hormonunun temel ham maddesi azalmış olacağından hormon üretimi azalır. Vücudumuz da bunu karşılamak tiroid salgı bezini büyütür. Bunun diğer anlamı guatr oluşmasıdır. İyot eksikliği bölgelerinde yüksek oranda guatr görülür. Bu oran % 50-80’lere çıkabilir. Yani o çevrede yaşıyan her 100 kişinin 50’den fazlasında guatr vardır. Guatr oranı arttıkça, guatra ilişkin diğer hastalıklarda artmaktadır. Dünyada bilinen önemli iyot eksikliği bölgeleri vardır. Buralarda alınan günlük iyot miktan 50 mikrogramın altındadır. Ülkemizde de hafif ve orta ağırlıkta endemik guatr bölgeleri mevcuttur. Bu nedenle son yıllarda Sağlık Bakanlığı iyotlu tuz kullanımını zorunlu kılmıştır (doktorların önerdiği bazı zorunlu sebebler dışında). Özellikle iyotlu tuz kullanmak gebeler için birinci derecede önemlidir. Anne karnında gelişen çocuğun, özellikle merkezi sinir sistemi gelişmesinde iyota gereksinimi vardır. Bu sebeble herkes için, özellikle de gebeler için iyotlu tuz kullanmak son derecede önemli ve gereklidir. Yaygın iyotlu tuz kullanımının 15-20 yıl gibi bir süreçte o bölgede guatr görülme oranını etkin bir şeklide azalttığı, dünyadaki uygulamalarda açıkça görülmüştür.
Basit guatrlarda salgı bezinin çalışması genelde normaldir. Ancak zaman zaman gizli aşın çalışma veya yetersiz çalışma durumlan olabilir. Gizli aşın çalışma (subklinik hipertiroidi) yaşlılarda başka sebeplerle kalpte ritim bozukluluğu varsa bunu daha artıracaktır; gizli yetersiz çalışma ( subklinik hipotiroidi) ise depresyon eğilimli kişilerde depresyonu artıracaktır. Guatrlar önceleri, ilk oluştuklan yıllarda oldukça yumuşak kıvamdayken, zamanla, hem büyüme daha artacak ve hem de içinde fibrozis dediğimiz sert dokular oluşmaya başlayacaktır. Sertlik her noktada aynı derecede olmayacağından daha az veya daha sert bölgeler gösteren bir kıvam alacaktır. Ancak artık ilk oluştuğu yıllara oranla çok daha serttir. Bu kıvamdaki bir guatr belirgin büyüklüğe eriştiğinde de etraftaki dokulara, başta soluk borusu, toplar damarlar ve sinirlere bası yapabilecektir. Bu basıyı hasta hisseder ve şikayet edebilir.
Diğer bir tedavi yöntemi tiroid hormonu (tiroksin) vermek şeklindedir. Her yaşta uygulanabilir. Hastaya göre doz ayarlanır, 6 ay veya yıllık kontroller çoğu kez yeterli olmaktadır. Çok büyük guatrlar veya göğüs kafesi içine büyüyen guatrlar ile tedaviye rağmen giderek büyüyen guatrlarda, operasyon düşünülür. Operasyon sonrası ömür boyu yeterli dozda tiroid hormonu almalıdır. Bu son derecede önemlidir. Hasta bu ilacı kullanmaz veya düzensiz kullanırsa 5-10 yıl içinde tekrar operasyonu gerektirebilecek guatr nüksleri olur, nodüller oluşur. îlacı kullanma yanı sıra, en az yılda bir mutlaka kendisini tedavi eden dahiliye uzmanının kontroluna gitmesi gerekir. -
GUATR
Guatr, tiroid iç salgı bezinin hastalığının ifadesidir. Tiroid iç salgı bezinin, normalde 15-20 gr olması gerekirken, büyümesine guatr denilmektedir B üyüme iki şekilde olabilir. Birinci şekilde bez, genel şekilsel özellikleri korunarak büyümüştür, buna diffiiz guatr denilmektedir. İkinci şekil büyümede de bez içinde küresel veya elipsoid yumru veya yumrular oluşmuştur, buna da nodüler guatr denilmektedir. Guatrlar tek nodüllü veya çok nodüllü olabilirler. Çaplan 1-2 mm’den 5-6 cm’ye kadar değişebilir, hatta daha büyük de olabilirler. Guatr, hipotiroidden graves hastalığına kadar çok farklı sebepten oluşabilir. Yani bir tek sebep söz konusu değildir.
Tiroid salgı bezinin büyümesi şeklinde ortaya çıkan hastalıkların dışında, tiroid salgı bezinin fonksiyonunun, yani salgısının az veya çok olmasına ilişkin hastalıklar da vardır. Az çalışmasına hipotiroidi, çok çalışmasına da hipertiroidi denilmektedir. Gerek hipotiroidiler ve gerekse hipertiroidiler tek sebebe bağlı olarak oluşmazlar. Birçok farklı sebepten hipotiroidi oluşabildiği gibi, bir çok farklı sebepten de hipertiroidi oluşur.
Guatrların tetkikinde bir çok laboratuvar olanaklarından yararlanılır. Kandan yapılan ölçümlerde genelde tiroid iç salgı bezinin çalışma düzeyi ve hastalığın sebebiyle ilgili bağışıklık sistemimizle ilgili antikor dediğimiz maddeler araştırılır. -
PARKİNSON HASTALIĞINDA TEDAVİ
Parkinson hastalığında bir çok tedavi seçeneği ve stratejisi vardır. Temelde üç amaç güdülmektedir. Bunlardan birincisi; hastanın günlük yaşantısı ile ilgili problemlerin ortadan kaldırılması ve yaşam kalitesinin arttırılmasıdır. Genellikle hastanın en büyük beklentisi budur, ikincisi; en az yaşam kalitesinin artırılması kadar önemli olan bir beklenti, hastalığın ilerleyişini yavaşlatabilmektir. Üçüncüsü; tedavi sırasında ya da ileride uygulanan tedavi nedeni ile ortaya çıkabilecek olumsuz etkileri önlemeye yönelik planlamalar yapılmasıdır. Bu üç amaca en uygun tedavi hekim tarafından, doğal olarak her hastaya göre farklı bir şekilde planlanacaktır. Parkinson hastalığının esas belirtilerinden olan titreme, hareket yavaşlığı veya kas sertliği, özellikle hastalığın erken dönemlerinde Parkinson hastalığına yönelik ilaçlar (antiparkinsonien) ile tamamen düzelebilir, ya da büyük ölçüde azalır
-
PARKİNSON BELİRTİLER
Parkinson hastalığının dört temel bulgusu vardır.
1. İstirahatte titreme (tremor): Saniyede 3-5 frekanslı, istirahat sırasında yani el ya da ayakla bir aktivite yapmazken ortaya çıkan bir titreme tipidir. Örneğin uzanıp bir cismi tutma hareketi sırasında eldeki titreme kaybolur, dinlenme haline geçince tekrar ortaya çıkar. Bu özelliği Parkinson hastalığını titreme belirtisi gösteren bir çok hastalıktan ayınr. Ayakta titreme sıklıkla ardışık olarak pedala basar görünümlüdür. Titreme uyku sırasında ve o uzvun harekete başlamasıyla kaybolur. Sinirlilik, yürüme, stres altında kalma ya da zihinsel faaliyetle aşın meşgul olma titremeyi arttırır.
2. Sertlik (rijidite): Gövde, boyun, kol ve bacaklarda sertlik, katılık yakınması ile kendini gösterir.
3. Hareketlerde yavaşlama (Bradiknezi/ Akinezi): Oturduğu yerden kalkma, yatakta dönme, yürüme ve el hareketlerinde yavaşlama bazen el hareketlerinde beceriksizlik, hantallaşma vs) gibi yakınmalar ve buna uygun muayene bulgulan ile kendini gösterir. Hastaların reaksiyonlarında azalma/yavaşlama vardır.
4. Denge bozukluğu (Postural instabilite): Sıklıkla hastalığın ileri dönemlerinde ortaya çıkar.
Yukandaki dört temel bulgu dışında eşlik eden başka birçok bulgu vardır. Bunlara ikincil ya da minör bulgular denir. Bir kısmı hastalığa özgü hareket sistemi dışındaki sistemlerin etkilenmesi nedeni ile, bir kısmı ise yukanda bahsedilen dört temel bulguya bağlı olarak ortaya çıkar. Bu bulgular şunlardır:
1. Küçük adımlarla yürüme: Başlangıçta bir çok hastada yürüme normal olabilir. Zamanla yürüme yavaşlar, adımlar küçülür. Yürüme şekli değişir. Ayak ucunu yerden kaldırmadan, yere hafif sürüyerek yürümeye başlarlar. Yürüme başladıktan sonra kısmen düzelir.
2. Antefleksiyon postürü: Boyun ve gövdenin üst kısmının öne doğru eğik durması anlamına gelir.
3. Kollarını sallamadan yürüme (asosiye hareket bozukluğu)
4. Mikrografi: Yazının küçülmesi ve yavaşlaması anlamına gelir.
5. El becerisinde azalma: Hareket yavaşlığı yanında titremenin yarattığı koordinasyon güçlüğü nedeni ile ortaya çıkan bu durumda hastalar düğme ilikleme, yiyecekleri kesme gibi incelik isteyen aktiviteleri yapmada güçlük çekebilirler.
6. Hipomimi: Mimiklerde azalma anlamına gelir. Maske yüz olarak da tanımlanır. Göz kırpmada azalma vardır.
7. Konuşma bozukluğu: Hastaların yaklaşık yansında vurgulama ve konuşmanın müzikalitesi kaybolur (monoton konuşma), ses kısıklığı (hipofoni) ve anlaşılması zor konuşma (dizartri) vardır. Bazı hastalar kurduklan cümlelerdeki son hece ya da kelimeleri tekrarlarlar (palilali, ekolali).
8. Yutma güçlüp ve salya akması: Bu şikayetler yutak ve dil kaslarındaki hareket azalması ve rijidite nedeni ile ortaya çıkarlar.
9. Kilo kaybı: Sıklıkla yutma güçlüğü ile paralel olarak ortaya çıkar.
10. Koku almada azalma: Hastalığın bir parçası olarak ortaya çıkar. Hastalık ilerledikçe koku alamama yakınması artar.
11. Sebore: Aşın yağlanma anlamına gelir. Hastalığın bir parçası olarak ortaya çıkar. Bir çok hastada aşın yağlanma özellikle yüz ve saçlı deride kızarıklık, kaşıntı ve pullanma ile kendini gösteren “seboreik dermatit” denen duruma neden olur.
12.Kabızlık
13.Mesane problemleri: Sıklıkla sık idrara çıkma yakınması vardır. Çok ciddi mesane fonksiyon bozukluklan nadirdir. Böyle bir durumda öncelikle erkeklerde prostat hastalıklan, kadınlarda düşük mesane ve idrar yolu enfeksiyonlan gibi problemler düşünülmelidir.
\ 14. Seksüel fonksiyon bozukluklan: Libido (cinsel arzu) bazı
I hastalarda azalmış olabilir. Ancak Parkinson hastalığı tedavisinde yaygın olarak kullanılan bazı ilaçlar cinsel arzulan artırmaktadır’. Bazı erkek olgularda ereksiyon sorunlan görülebilir. Bu durum sıklıkla depresyon ile ilişkilidir.
15. Ağn: Parkinson hastalığında yanma, batma, kol ve bacakta ağn ve kramplar olabilir. Ağrılar uzvun (kol veya bacak) tümünde olabileceği gibi sadece eklemlerde ya da kaslarda olabilir. Bu tip yakınmalar sıklıkla hareket kısıtlılığı olan taraftadır. Parkinson hastalığına yönelik tedaviler ile hareket kısıtlılığı azaltıldığında azalmalan ya da kaybolmaları beklenir. Hastalann bir kısmında ağn bulguların arttığı (hastalığın kötüleştiği) dönemlerde (off yada kapanma
j dönemleri) artış gösterir.
i
16. Uyku bozukluklan
17. Anksiyete, Depresyon, Psikoz, j Demans (bunama) gibi nöropsikolojik bozukluklar -
PARKİNSON
Parkinson hastalığı sıklıkla 50 yaş ve üzerinde ortaya çıkan, hareketlerde yavaşlama ve istirahat sırasında ortaya çıkan titreme gibi bulguları olan ilerleyici, kronik bir hastalıktır P arkinson’da ortalama başlangıç yaşı 60 yaş ve üzeri olmakla beraber, ilk yakınma ve bulgulan 40 yaş altında başlayan hastalarda vardır. 60 yaşında görülme sıklığı yaklaşık % l’dir. Bu oran ilerleyen yaşla beraber artar. Ancak Parkinson hastalığı yaşlanmanın mutlak bir sonucu değildir. İnsan ömrü uzamaktadır. Buna bağlı olarak her geçen yıl dünyadaki Parkinson hastası oranı toplam nüfusa göre artmaktadır. Parkinson hastalığı her iki cinste eşit oranda ortaya çıkar.
Parkinson hastalığı temelde hareketin başlatılması ve düzenlenmesinden sorumlu önemli bir beyin bölgesi olan bazal ganglionlar’ın bir parçası olan substantia nigra denen yapıdaki, nöron denen beyin hücrelerinin ilerleyici kaybı sonucu ortaya çıkar. Kayba uğrayan hücreler ilişki kurduklan diğer hücrelere bilgi akışını sağlamak için dopamin denen kimyasal bir maddeyi aracı madde (transmitter) olarak kullanan hücrelerdir. Bu hücrelere dopaminerjik hücreler denir. Bu hücrelerdeki kayıp aslında insanların tümünde genç yaştan itibaren başlamaktadır.
Bu kayba beynin yüksek oranda tolerans gösterme özelliği vardır. Hücre kaybının % 80 ve üzerine çıktığı durumlarda Parkinson hastalığı bulgulan ortaya çıkar. Her bireyde hücre kaybı aynı hızda olmamaktadır. Hücre kaybının normalden hızlı olduğu bireylerde Parkinson hastalığı ortaya çıkar. Bazı bireylerde nörodejenerasyon denen bu sürecin neden diğerlerine göre daha hızlı olduğu henüz net olarak açıklanamamıştır. Özellikle 40 yaş ve öncesi yakınmalan başlayan genç Parkinsonlularda genetik yatkınlığın rolü olduğu düşünülmektedir. 50 ve 60 yaş sonrası Parkinson hastalığı bulgulan ortaya çıkan hastalarda da bir genetik yatkınlık olasıdır. Bunun dışında kuyu suyu içmek, böcek öldürücülere maruz kalmak vb. çevresel faktörlerin etkili olabileceği iddia edilmişse de, bu iddiaların hiç biri kanıtlanamamıştır. Çevresel faktörlerin etkili olabileceğine dair tek gerçek kanıt, bir çeşit sentetik uyuşturucu olan MPTP kısa adıyla tanınan maddeyi kullananlarda kısa süre içinde Parkinson hastalığı ortaya çıkmasıdır. Bu madde, halen ilaç etkilerini değerlendirebilmek için hayvanlarda deneysel Parkinson hastalığı oluşturma amacı ile kullanılmaktadır. Parkinson hastalığı gelişimini engellediği ya da geciktirdiği öne sürülen nikotin kullanımı (sigara içimi) ile ilgili iddiaların doğruluğu kanıtlanabilmiş değildir -
Stresle Başa Çıkmanın Yöntemleri Nelerdir?
Çağımızın en büyük sorunlarından biri olan stres, insanların yaşam kalitesini pek çok hastalıktan daha fazla etkilemektedir Stres kişiyi rahatsız eden ortamın (gürültü, baskı, yoğun çalışma) ortaya çıkardığı herhangi bir düzen bozukluğuna organizmanın verdiği cevaptır aslında. Bazılarında bu tepki pozitif etkiler (Enerji fazlası, erken uyarılmış davranışlarda bulunma gibi…) şeklinde de ortaya çıkabilir.
Tıp çevrelerinin stresi açıklamada kullandığı “spesifik olmayan tepki” kavramı ise, organizmanın her durumda aynı tepkileri vermeyeceği gerçeği üzerine kuruludur. Yoğun çalışma hayatı, rol çatışmaları, engellenme, zamanın yetersizliği gibi etkilerin neden olduğu stres, insan sağlığı üzerinde ciddi tahribatlara da yol açmaktadır. Öldürücü olmayan stresin aynı AİDS gibi, kanser gibi ciddi tehlikeleri vardır. Çünkü stres aynı AİDS gibi bağışıklık sistemini zayıflatıp her tür hastalığa karşı savunmasız bırakır ve AİDS ile kıyasla çok daha yaygındır.
Stresle başa çıkmanın yöntemleri nelerdir?
Çözülmeyen stres zamanla başka psikiyatrik hastalıklara da neden olur. Peki stresin çözümü nedir?
Küçük çocukluk dönemlerinden itibaren başlayan stres ilerleyen evrelerde hem akademik yaşam olan okul hayatında, hem iş yaşamında insanı olumsuz etkilemektedir. Stresiyle başa çıkma konusunda çözüm arayışına girmeyenlerin akademik başarıları maalesef düşük kalıyor. İş yaşamında istedikleri terfileri alamıyor, hak ettikleri konumlarda olamıyorlar. Çözülmeyen stres zamanla başka psikiyatrik şikayetlere de kaynaklık etmektedir. Sosyal fobikler de bu konuda sorun yaşıyorlar. Bu konuda yayınlanmış birde kitabı bulunan Memory Center Nöropsikiyatri Merkezi’nden Uzman Psikolog Yıldız Burkovik moralhaber.net okuyucuları için Stres Kontrolünde kullanılan sinir geribildirimi anlattı.
Kişinin beyin dalgalarını bilgisayarda görmesiyle geriliminin azaltılmasına ve gevşemesine dayanan bir sistemdir Neuro-Biofeedback. Türkçe olarak bu sistemi sinir geribildirimi olarak adlandırıyoruz. Bu sistem ile gevşeme yöntemleri uygulanır.
Biofeedback, kişinin stresin bedensel belirtilerine yönelik farkındalığını arttırarak bu belirtileri kontrol etmesine, bir anlamda da psikolojik olarak gevşeyip rahatlamayı öğrenmesine yardımcı bir tekniktir. Bu amaçla geliştirilmiş en etkin yöntemlerden biri olan Neuro-Biofeedback’te, bilgisayar ortamında beyin dalgalarının gözlemlenmesi ve kişinin bunları geribildirim aracı olarak kullanması sağlanabilmektedir. Öncelikle beynin biyoelektrik haritası çıkarılır, stresli çalışan alanları belirlenir.İkinci aşamada Neuro-Biofeedback cihazının elektrotları stresli alanlara takılır. Bilgisayar ekranında beyin dalgaları görüntülenir.
Üçüncü aşamada kişiye beyin gücünü kullanarak “Alfa” dalgalarını arttırması öğretilir. Alfa dalgaları beynin istirahat dalgalarıdır. Bu dalgaları arttırmayı başaran kişiye puan verilir. Azami 10 seansta kişi beyin gücünü kontrol etmeyi öğrenir. Neuro-Biofeedback, objektif ve ölçülebilir verilerle çalışma imkanı sağlamakta, aynı zamanda tedavinin yararlılığı hakkında da bilgi vermektedir. Kişinin somut verilerle bu bilgiye ulaşması, motivasyonunu ve tedaviye inancını arttırmaktadır.
Beynin temel biyoelektriksel aktivitesi Alfa, Beta, Delta ve Teta dalgalarıdır. Beyin bunların hiçbirini yüzde yüz saf olarak yayınlayamaz, oranları değişir. Normal yaşantı sırasında bu dalgalar karışık olarak yayınlanır. Yayınların karışımında Alfa dalgası çoksa uyanık bir huzur durumu yaşanır. Söz konusu dalgalar feedback aleti ile monitorize edilerek kişiye Alfa durumu görsel ve işitsel sinyaller olarak bildirildiğinde kişi yaşadığı anksiyete durumlarında kendini kontrol altına alarak daha fazla Alfa üretebilmeyi öğrenebilmektedir.
Davranış terapisinin sistematik duyarsızlaştırma tekniğinde Alfa durumunun hoş, rahatlatıcı, huzur verici özellikleri endişe ile karşıt eşleştirmede kullanılabilmektedir. Kişiye Neuro-Biofeedback aleti ile nasıl daha fazla Alfa üretebileceği öğretilir. Ardından zihninde kendisi için gerginlik yaratacak durumları canlandırması istenir. Feedback sinyali aracılığıyla Alfa miktarının düştüğü saptandıkça canlandırma kesilip hastanın tekrar Alfa durumuna dönmesi sağlanır. Bu tarz bir öğrenme sonucunda kişilerin yaşamlarındaki olayları kontrol edebileceklerine ilişkin inançları ve güven duyguları artmaktadır.
Bireysel psikoterapi ve gevşeme egzersizleri ile birlikte kullanılan Neuro-Biofeedback tekniği ile; kişiye özel opsiyonel ayar yapabilme imkanından yararlanılabilir. Kişiye rahatsızlığıyla ilgili farkındalık kazandırmak, motivasyonunu arttırmak, bireysel psikoterapide kazandığı davranış değişikliklerinin beyninde ne tür bioelektriksel görünüm kazandığıyla ilgili geribildirim vermek suretiyle düşüncelerine hakim olabilme yeteneği kazandırılır.
İşte stres nasıl azaltılır?
Dünyanın farklı yerlerinde yapılan araştırmaların sonucuna göre mutlu bir iş günü için fazla sosyal olmamak ve iş arkadaşlarına yakın oturmak gerekiyor.Binlerce çalışan üzerinde yapılan bir araştırma iş arkadaşlarından gelen manevi destek ve patronlardan gelen olumlu eleştirilerin kişilerin stres seviyelerini düşürdüğünü gösterirken California Üniversitesi’nin yaptığı bir araştırma çalışırken dış dünyayla çok fazla ilgilenmenin çalışanların stresli bir gün geçirmesine sebep olduğunu meydana çıkardı. Anket neticeleri kariyer merdiveninde alt basamaklarda olan kişilerin daha çok stresli olduğunu söylüyor. Anket sonuçlarına göre evine gittiğinde cep telefonunu kapatan çalışanlar iş yaşamında daha mutlu. Ayrıca imkânı olanların öğlen arasında şekerleme yapması stresi azaltmanın bir başka yolu olarak karşımıza çıkıyor.
Stresi Kontrol Etmek için 10 Öneri
1. -malı, -meli eklerinden kurtulun
Örneğin “Bu yazılıdan çok yüksek bir puan almalıyım”, “Ailemi ve diğer sevdiklerimi hayal kırıklığına uğratmamalıyım”, “Patronumun beni işten kovmaması için harika iş çıkarmalıyım”. Bu cümleler sadece stresinizin artmasına sebep olacaktır. Bir adım geriye gelin ve olaya soğukkanlılıkla ve analitik olarak bakın; veya konuya vakıf bir başkasının durum ile ilgili görüşünü alın. Çoğunlukla, ilk başta sizde bu kadar büyük stres yapan durumun hiç de öyle çok önemli bir şey olmadığını göreceksiniz.2. Karmaşayı izleyin
Dağınık ve sıkışık ortamlarda çalışmayın. Yapacağınız işe başlamadan önce, dikkatinizi dağıtacak materyallerden arındırılmış rahat ve güzel bir ortam hazırlayın. Bunun anlamı; bütün oyuncakları, açılmamış mektupları ve okunmamış dergileri çalışma ortamından uzaklaştırmanızdır. Kolayca ulaşabileceğiniz bir yere, çalışırken size gerekebilecek materyalleri yerleştirdiğinize emin olun. Eğer aniden televizyondaki bir programa gözü takılan ya da biten CD’nizi beşinci defa değiştirmek için yerinden fırlayan bir insansanız, bu tür ilginizi dağıtan aletlerin bulunmadığı ortamlarda çalışmaya özen gösterin. Bir saatlik sıkı bir çalışma sonunda kendinize küçük ödüller verin.
3. Kısa vadeli hedefler belirleyin
Dönem ödevi için önemli bir prezentasyon raporu hazırlamak gibi, altında ezildiğiniz, uzun çalışmaları bölümlere ayırın. Böylece akşama kadar süren bir çalışma sonucunda, sizi ezen bir sıkıntı yerine hedeflediğiniz yere gelmenin mutluluğunu yaşayabilirsiniz. Bazen çalışmanızı başlıklar altında toplamanız size yardımcı olabilir. Böylece çalışmanızı bitirdikten sonra işi bitirememenin verdiği eziklik yerine, neleri bitirdiğinizi ve ne kadar ilerlediğinizi görüp kendinizi daha rahat hissedebilirsiniz. Projeyi tamamlamak için yeterli zaman ayırmaya dikkat edin. Hiçbirşey yapacağınız projeyi son güne bırakıp, dehşet içinde bir sonraki güne yetiştirmeye çalışmanızdan daha stres verici olamaz.
4. Stressiz Bir Yer Hayal Edin
Öncelikle sakin bir yerde kendinize rahat bir oturma pozisyonu yaratın. Sonra gözlerinizi kapayın ve imgelerin göz kapaklarınızın arkasında, televizyon ekranından izler gibi yeni şekiller kazandığını düşünün. Kendinizi rahat bir durumda hayal edin ve sakinleştirici bir imgeyi gözlerinizin önüne getirin. Bu, sizin daha önce gördüğünüz bir yer veya okuduğunuz bir kitapta geçen özel bir mekan olabilir. Kendi yarattığınız bir ortam da olabilir ama daha önceden iyi bildiğiniz bir yer olması (örneğin geçen yaz tatilini geçirdiğiniz kumsal) daha iyi bir etki yaratacaktır. Olabildiği kadar detayları gözünüzün önüne getirmeye çalışın. Sandalyenizin arkasına yaslanırken imgelerin üzerinde yoğunlaşın. Kolayca ve doğal nefes alın. Bir kaç denemeden sonra sizi en çok rahatlatan görüntüyü yakalayabilirsiniz.
5. Okyanus Dalgaları
Beyaz kumsalı, mavi gökyüzü, köpüklü dalgaları, ılık güneşi ve martılarıyla güzel bir kumsalı gözlerinizin önüne getirin. Kendinizi, kumsalda, elinizde ufak plastik bir kovayla yürürken hayal edin. Güzel bir yerde durun ve bütün endişelerinizi, kafanızı meşgul eden her türlü sorunu bu kovanın içine doldurun. Kovayı suya atın ve dalgaların onu sizden uzağa sürükleyişini izleyin. Kova görüş alanınızdan çıktığında, yürüyüşünüze devam edin.
6. İyi Şeyler Düşünün
Kendinize pozitif kısa ifadeler yaratın ve uykuya dalmadan önce kafanızda tekrar edin (Bu zamanlar belleğinizin önerilere en açık olduğu zamanlardır). Sabah kalktığınızda kendinizi her zamankinden daha iyi hissedeceksiniz. Yarattığınız ifadeleri gün boyunca kendinize tekrarlamanız onları daha etkili yapacaktır. Bunlar basitçe hazırlanmış şu cümleler olabilir; “Başaracağımı biliyorum” “Her zaman sınavlarım iyi geçmiştir” “Geçen yıl buna benzer bir toplantıda harika bir konuşma yapmıştım”.
7. Kendinizi Başarırken Hayal Edin
Gözlerinizi kapayın ve geçmişte yaptığınız başarılı çalışmaları hatırlamaya çalışın. Hemen aklınıza birşey gelmediyse, yaptığınız gurur verici bir hareketi düşünün. Şimdi sizde stres yaratan bir olayı, örneğin; yapacağınız konuşmayı aklınıza getirin. Bunu da aynı rahatlıkla ve kendinize güvenerek yapacağınızı hayal edin.
8. Yatağınızı Yalnızca Uyumak İçin Kullanın
Uyku rahatsızlığı uzmanları ve stres psikologları, sık sık, yatağınızı yanlızca uyumak için kullanmanızı tavsiye ederler. Bununla demek istedikleri; -özellikle de uykusuzlukla ilgili sorununuz varsa- yatakta kesinlikle çalışmayındır. Belleğiniz çalışma ile yatak arasında bağıntı kurar, yatakla rahatlama arasındaki bağıntı kaybolur ve uykuya dalmanız zorlaşır. Kendinizi stres altında hissettiğiniz zaman en son ihtiyacınız olan şey az uyumaktır.
9. Yatıştırıcı Sesler
Müzik çalmak istiyorsanız, arka fonda kısık bir sesle dinleyiniz. Matematiksel ritmi olan parçalar -çoğunlukla klasik müzik, özellikle Mozart ve Bach- konuyu daha iyi kavramanıza yardımcı olur. Okyanus dalgaları sesleri de bazı insanlar için yatıştırıcı bir etki yapabilirler.
10. Kısa Bir Yürüyüşe Çıkın
Bir çalışmanın ortasına gelip kilitlendiğinizde hareketli kısa bir yürüyüşe çıkın. Derin nefes alın ve yürürken kollarınızı rahatça sallayın. Belleğinizi temizleyin (hatta yeni açan çiçeklere arada bir göz atmayı unutmayın). Ayrıca, yaptığınız bu egzersizin size hiçbir zararı dokunmayacaktır. -
PANİK ATAK NE KADAR SÜRER
Panik atakta belirtiler, ortaya çıktıktan saniyeler sonra ya da birkaç dakika içerisinde doruğa ulaşır. Atak genellikle 5-10 dakika ile 20-30 dakika arasında sürer. Bir saat ya da birkaç saat süren ataklar son derece nadirdir.çoğu kez koroner anjiografi de dahil olmak üzere ayrıntılı laboratuvar testleri uygulanır. Bu kişilerin yansından daha fazla bir bölümünde göğüs ağrısının kalp hastalığı ile kesinlikle ilgili olmadığı anlaşılmaktadır. Göğüs ağrısı yakınması nedeni ile koroner anjiografi uygulanan ve koroner arterlerinde hiçbir daralma bulunmayan bireylerin % 80’ninde panik bozukluğu, depresyon ya da her iki bozukluk birlikte bulunmaktadır. Atak sırasında başlayan göğüs ağrısı atağın sonlanması ile birlikte ortadan kalkabilir ya da atağın sonlanmasından sonra birkaç gün ya da bir hafta süreyle devam edebilir. Bu tür bireylerin temel özelliği aşağıda belirtilmiştir:
Ağn genellikle keskindir ve egzersiz yapmak ya da efor harcamakla ilişkili değildir.
Bu kişiler, daha genç ve çoğu kez kadındır.Çoğu kez, panik ataklara ilişkin diğer belirtiler tabloya eşlik eder. -
Panik Atak
Çarpıntı ve göğüs ağrısı, panik atak sırasında en sık yaşanan yakınmalardır. Psikiyatri dışındaki diğer tıp disiplinlerine çarpıntı yakınması ile başvuran bireylerin yaklaşık 1/3’ünde panik atak bulunmaktadır. Çarpıntı yakınması olan bireylerin değerlendirilmesinde çoğu kez Holter izlem uygulanmaktadır. Çarpıntı yakınması nedeni ile Holter izlem uygulanan bireylerin % 19’unda panik bozukluğu bulunmaktadır.
Göğüs ağrısından yakınan kişilerde panik bozukluğu bulunma olasılığı, dört kat daha fazladır.Kısaca Panik Atak, aşağıda sayılan on üç bedensel ve bilişsel belirtiden en az 4’ünün eşlik ettiği yoğun korku ve rahatsızlık hissine panik atak denir.
1 – Çarpıntı, kalp atışlarınızı duyuyor gibi olma.
2 – Terleme
3 – Titreme veya sarsılma
4 – Nefes darlığı veya boğuluyor gibi olma
5 – Nefesin kesilmesi
6 – Göğüs ağrısı veya göğüste sıkıntı duyma
7 – Mide bulantısı veya karın ağrısı
8 – Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş veya bayılacakmış gibi olma
9 – Derealizasyon veya Depersonalizasyon (Dış dünya yada kendisi gerçekliğini kaybetmiş gibi hissetme.
10- Kontrolünü kaybedeceği veya çıldıracağı korkusu
11- Ölüm korkusu
12- Uyuşma ve karıncalanma duygusu
13- Üşüme ürperme ve ateş basmasıBu yukarıda saydığımız belirtiler çoğunlukla on dakika gibi bir sürede yoğunlaşarak doruk noktada sıkıntı verir sonra da genellikle yavaş yavaş belirtiler hafifler. Bu durum bir defa olursa panik nöbet olarak adlandırılır Fakat tekrarlamalarla gideceğinden kişi ne zaman olacak diye beklentiden dolayı sıkıntı duymaya başlar ki buna beklenti nksiyetesi adı verilir. Bu anksiyete sebebiyle dışarı tek başına çıkmaktan korkmaya yanında birisi olmadan uzağa gitmekten kaçınmaya başlar. Yineleyen panik nöbetlere ve kaçınma davranışının eşlik ettiği duruma panik bozukluk adı verilir.
PANİK ATAK NASIL GÖRÜLÜR ?
Panik atakların şiddeti ve sıklığı değişkenlik gösterir
Yineleyen beklenmedik panik atakları
Ataklardan en az birini bir ay süreyle aşağıdakilerden birinin takip etmesi gerekir:-Başka ataklarında olacağına ilişkin sürekli kaygı duyma hali.
-Atakların yol açabilecekleri ile ilgili olarak üzüntü duyma vardır.
-Ataklarla ilişkili olarak belirgin davranış değişikliği gösterme vardır. (Kaçınmalar vs)
-Bazen panik bozukluğa agorafobi (Yanlız kalmaktan ya da kaçmanın zor olacağı topluma açık yerlerde bulunmaktan duyulan korku hali.) de eşlik edebilir.Panik Bozukluğa bazı hastalıklar eşlik edebilir.
Eşlik eden psikiyatrik bozukluklar
– Majör depresyon
– Diğer anksiyete bozuklukları
– Alkol ve madde bağımlılığıSıklık:
Genel olarak anksiyete bozuklukları (genel karekteri sıkıntı olan bir grup rahatsızlık) toplumun %8.3’ünde görülür.
Panik bozukluğun görülme sıklığı ise % 1.5- % 3.5 (artalama olarak kadında% 2.1, erkekte % 0.6) Görüldüğü gibi kadınlarda daha sık görülür.
Başlangıç yaşı: Ergenliğin sonları – 30 yaşTedavi:
Bu bozukluğun tedavisi yapılmadığı taktirde genellikle kişinin sosyal işlevselliğini kısıtlamaya başlayan bir hal alır ki sosyal mesleki işlevselliğin bozulması ile kişinin ekonomik kayıpları da başlar. Bu durum hastalığın şiddeti ile doğru orantılıdır.
Tedavisinde ilaçlar ve psikoterapi kullanılır. -
KUŞ GRİBİ ÖNLEMLERİ
‘Riskleri minimize etmek için çeşitli önlemler alınabilir. Öncelikle ve hızla alınması gerekli olan önlem, kümes hayvanlarında hastalığın ileri derecede yayılımıra bir an önce durdurmaktır. Bu strateji insanların virüse maruz kalma riskini azaltacaktır. ‘Hastalıklı kümes hayvanlanyla temas riski yüksek olan insanların, mevcut grip aşılanyla aşılanması, bu kişilerin insan ve kuş kaynaklı virüslerin ortak etkileşime girip bir “karıştırma kabı” rolü oynamasını ve bu virüslerin aralanndaki gen değişiminin oluşmasını engelleyebilir. *Ö1ü ya da canlı kanatlı hayvanlarla teması olanlar kli temas önlemlerini aynı zamanda koruyucu önlem amaçlı antiviral ilaçlar kullanmalıdır.
*Elde edilen bilgiler, hastalığın insanlardaki şeklinin, özellikle hastalığın görüldüğü çiftliklerle alakalı olduğunu gösterdiğinden, tavuk çiftliklerinde çalışanlann korunma önlemlerini uygulamalan eldiven, maske, kullanmalı. Gübrede düşük ısılarda en az 3 ay canlı kalabilirken, suda 22 °C’de 4 gün, 0 °C’de ise 30 gün canlılığını sürdürebilmektedir. Bu yüzden kanatlı hayvanlar uygun koşullarda iyice (60-70 derece) pişirilmelidir, az pişmiş olarak tüketilmemelidir. Çıplak elle dokunulduğunda eller mutlaka sabunla yıkanmalıdır. -
KUŞ GRİBİ
Kuş gribi, son yılların en endişe verici sağlık problemlerinden biri. Ülkemizde de büyük panik yaratan bu hastalık, çok kısa bir sürede yayılıp ölümlere sebep olabiliyor. Bugüne kadar görülen yakalardaki ölüm oranının yüzde 52 olması tehlikenin büyüklüğünü göstermekte G rip, solunum yollarının çok bulaşıcı bir hastalığıdır. 3 tip grip virüsü vardır: A, B ve C. Özellikle A ve B ile alt tipleri her yıl değişik bölgelerde salgınlara neden olmaktadır. A ve B tipleri ile olan enfeksiyonlar en ağırlandır.
Kuş gribi, virüs tiplerinden Tip A’nın yol açtığı, kuşlarda görülen bir bulaşıcı hastalıktır. İlk kez, 100 yılı aşkın bir süre önce İtalya’da tanımlanan hastalık, tüm dünyada görülmektedir. Hastalığın belirtileri ani başlayan baş ağrısı, kuru öksürük, boğazda yanma hissi, üşüme, titreme, yüksek ateş, halsizlik, kas ve eklem ağnlandır.
Bazı türler diğerlerine göre daha dirençli olmakla birlikte, tüm kuş türleri kuş gribi enfeksiyonuna karşı hassastırlar. Yüksek derecede patojen kuş gribi ani başlangıç, ciddi hastalık, hızla ölüm ve %100’lere yaklaşan bir ölüm oranı ile karakterizedir. 2003, 2004, 2005 ve 2006 yıllannda Vietnam, Kamboçya, Endonezya, Malezya, Tayland ve Türkiye’de toplam 142 kişi hastalanmış ve bu kişilerin 72’si (%52) ölmüştür.
Göçmen su kuşlan -özellikle yaban ördekleri- kuş gribinin doğal rezervuandır ve bu kuşlar aynı zamanda enfeksiyona karşı da en dirençli olan türlerdir. Evcil kümes hayvanlan -tavuklar ve hindiler-ölümcül salgınlara karşı özellikle hassas olan türlerdir.