Vücuttaki değişik cinsten olan birkaç yapıyı tanıma yarayan bir kelimedir:
1. Bir salgı yapan ve bu salgıyı bir kanal yoluyla kullanılacağı bölgeye gönderen ya da bir atılım maddesini dışarı atmaya yarayan büyük organlardır. Bunlara örnek, karaciğer (salgısı, safradır), böbrek (idrar atar), pankreas (salgısı, pankreas enzimleridir) gösterilebilir.
2. Sindirim enzimleri (bkz.) sindirim sistemi salgılayan ufak bezlerdir (tükürük bezleri, sindirim kanalı boyunca bulunan bezler gibi) veya deriyi koruyan ve yağlayan bezlerdir (yağ bezleri).
3. İç salgı bezleridir. Salgılarını doğrudan kan dolaşımına gönderirler ve vücudun tüm çalışması bu salgılarca ayarlanır. Bu bezlere, kanalsız bezler adı da verilir (hipofiz, tiroid, böbreküstü ve cinsel bezler gibi).
4. Lenf bezleri. “Bezler” başlığı altında ilgileneceğimiz, bu son grup bezlerdir. Diğerleri, kendi başlıkları altında anlatılmaktadır.
Lenf bezleri, vücutta yaygın olarak dağılmıştır, ama özellikle, diz arkası, dirsek önü, koltuk altı, çene açısı, kasık ve kulak arkası gibi, eklemli bölgelerde bulunur. Derindeki lenf bezleri, mezen-ter’in (barsaklara destek olan selofan gibi zarın) karın boşluğunun arka duvarına yapıştığı yerde, sol ve sağ bronşların birleştikleri bölgede ve diğer yerlerde bulunur. Bunların tümü, lenf sistemini yapar ve bezler arası, lenf damarları içinde lenf akıp, en sonunda, lenfi kan dolaşımına akıtan göğüs lenf kanalına (duktus torasikus’a) boşaltır. Lenfin kan dolaşımına aktarıldığı bölge, iç ju-guler toplardamarın, solda, boyun kökünde, arteria subclavia (arteria subkla-via, köprücük altı atardamarı) ile birleştiği yerdir. Sağda, aynı bölgede, sağ kol ile boyun ve göğsün sağ bölümlerinin lenfini toplardamar sistemine akıtan daha ufak bir lenf daman vardır.
Lenf damarı ve bezlerinin başlıca dört görevi sayılabilir:
1. Barsak duvarlarında, ince damarlar, sindirim sırasında bazı belirli yiyecekleri emerek mezenter bezleri ve göğüs lenf kanalı dolaşımına gönderir.
2. Bezlerde, bir alyuvar tipi olan lenfositler yapılır.
3. Antijenlerin (bkz.) yerel ve reaksiyonları sonucu, bezler antikor (bkz.) üretir.
Yazar: yonca
-
BEZLER, SALGI BEZLERİ (Guddeler)
-
BEYİN ZARLARI (Meninks’ler)
Beyin ve omuriliği çevreleyen zarlardır. En dış zarın adı dura mater olup, sert, bağ-dokusundan yapılmıştır ve kafatasının iç periyost zarına genellikle sıkıca yapışıktır. Kafatası iç periyost zan yer yer kemikten uzaklaşıp, içine beynin pis kanının aktığı büyük kan boşluklarını çevreler. Bu kan boşlukları, intrakranyal (kafatası içi) venöz sinüsler adını alırlar ve ne genişler ne de daralabilirler. Dura mater, intrakanyal boşluğa uzanan üç büyük kıvrım yapar: Falks serebri (beyin orağı), tentoryum serebelli (beyincik çadırı) ve faik serebelli (beyincik orağı). Falks serebri, iki beyin yarıküresini ayırır. Tentoryum, kafatası içini iki bölüme ayırmaktadır: Üst ya da supratentor-yal boşlukta beyin yarıküreleri bulunur, alt ya da infratentoryal boşlukta da beyin sapıyla, serebellum (beyincik) vardır. Üst ve alt boşlukları birleştiren ten-toryal girintide, orta beyin bulunur. Falks serebelli, tentoryum’un altında bulunan bir ufak kıvrımdır. En büyük venöz sinüslerden transvers sinüs, tentoryum’un kenarında, kafatasına yapıştığı yerde, üst sagital sinüs ise falks serebri’nin yapışık kenarı boyunca yer alır. Bu dura kıvrımlarının görünümü, bir cevizin içindeki kıvrımları andırır. Atardamarlar ve özellikle orta meninks atardamarı, dura’ mn içinden geçer. Bu zar, omurlara, kafatasına yapıştığı kadar sıkı bağlı değildir ve omurganın hareketleri, omuriliği çevreleyen dura’yı etkilemez.
Araknoid zarı, dura’nm altındadır ve her ikisi arasındaki boşlukta çok az doku sıvısı bulunur. Araknoid’in altında, beynin yüzeyine sıkıca yapışmış olan bir yumuşak zar, pia mater bulunur. Arak-noid’le pia arasmda çok sayıda lifler vardır ve bunlar örümcek ağı görünümünde olduğundan, ortadaki zara araknoid adı verilmiştir (arachnoidea: örümcek). Bu iki zar arasındaki boşlukta da, beyin-omurilik sıvısı, beyine giden atar ve toplardamarlar bulunur. Venöz sinüslere uzanan araknoid granülasyonları ya da kapakçıklarından beyin-omurilik sıvısı pis kan dolaşımına katılır, bkz. Eks-tradural ve Subaraknois Kanama (Hemo-raji), Subdural Hematom. -
BEYİN İLTİHABI (Ansefalit)
Nedeni: Bir mikrop ya da virüs hastalığı sonucu, bu hal belirebilir. Bakte-riyel bir enfeksiyon olduğu zaman, bu genellikle yerelleşip bir beyin absesi yapar. Virütik enfeksiyonlar ise yaygın iltihaba neden olur. Kabakulak, herpes, kızamık, suçiçeği, çiçek virüsleri gibi, çeşitli virüsler etken olabilir. Ansefalit bazen de, sivrisinek ve kenelerce taşınan arbovirüsler, Coxackie virüsü ve ECHO virüsleri enfeksiyonuna da bağlı olabilir.Belirtileri: Hastalığın başlangıcında; ateş, baş ağrısı, bazen çırpınmalar, bulantı ve kusma görülür. Göz, yüz, boğaz felci veya vücudun herhangi bir bölümünde felç belirebilir. Tedavi: Virütik ansefalillerin belirli tedavisi yoktur; belirtilerin giderilmesine çalışılır. Bakteriyel enfeksiyonlarda antibiyotikler kullanılır. Beyin absesi oluşmuşsa, tedavi cerrahidir.
-

BEYİN NEDİR?
Ortalama 1300 gram ağırlığındaki boz madde ve ak maddeden yapılan beyin, vücudumuzun en önemli organıdır. Bölümlerden oluşur ve her bölümün ayrı bir görevi vardır.Boz madde (gri madde de denir) beynin kabuk kısmını meydana getiren sinir hücreleridir ve kumanda merkezini oluşturur. Ak madde kabuğa girip çıkan iletim sinir tellerinden oluşur, beynin iç bölümlerini omuriliğe bağlar.Beyin iki yarım yuvara ayrılır.Sağ elini kullananlarda sol yarım yuvar, solaklarda ise sağ yarım yuvar büyüktür. Beyin kabuğuna korteks denir. Yalnız bu kabukta 3 milyar boz sinir hücresi vardır.
Beyin korteksi (kabuğu) yer yer “çökek” lerle doludur. Derin çökekler (içe doğru büklüm ve kıvrımlar) foblara ayrılır. Bunlar isteme bağlı hareketlerin merkezini, dokunma duyusunun merkezini, konuşma, okuma, yazma, gibi duyuların merkezini sınırlar. Sağ elini kullananlarda konuşma merkezi sol yarım yuvarda, solaklarda ise sağ yarım yuvardadır. Herhangi bir şey öğrenmek için iki yarım yuvar işbirliği yapar. Onları bağlayan nasırlı cisim ikisi arasında bilgi aktarır ve bu bilgileri hafızaya toplar.
Her iki yarım yuvarın merkezinde “talamus” denilen merkezi bir çekirdek vardır. Talamus, dış duyuları süzer ve hareketleri düzenler. Talamusun altındaki merkezi çekirdek “hipotalamus”tur. Bu da iç salgı bezlerini denetler. Acıkma, susama, ısı ve cinsel duyguları ayarlar. Beynin altında bulunan tümsek çıkıntıdan ve soğan iliğinden çıkan sinirler, göz, kulak, kalp, akciğer ve sindirim borusunun hareketlerini denetler.Beynin arka tarafında beyincik vardır. Bu hareketlerin derecesini ve dengede durmayı kontrol eder.
Kafatasının içinde alt ve en arka bölümünde bulunan bölümü: İki elimiz büyüklüğünde olan beyin, bilinen en karmaşık makinedir. Beynimiz bilinçli bir çaba gerektirmeden en hızlı bilgisayardan daha çabuk çalışabilecek yetenektedir.Kalabalık bir yolda hızla işleyen araçların arasından karşıya geçerken beynimiz sürekli çalışır; hızımızı ve yerimizi, pek çok sayıda yaya ve aracın hızını ve yerini devamlı kaydeder ve kazasızca karşıya geçebilmemiz için gerekli olan bütün emirleri ayrıntılarıyla vücuda yayar. Bir güdümlü mermiye yerleştirilen “beyin” genellikle, sadece hareket halindeki tek bir hedefi izlemekle sorumlu olduğu halde; beynimiz değişen yüzlerce hedefi aynı anda denetleyebilir.Beyin karmaşık bir bilgisayarla kıyaslanamıyacak kadar üstündür. Eşsiz bir düşünce ve duygu yeteneği vardır. Vücudumuzun bir ya da tüm organları çıkarılsa, eğer beynimiz canlı tutulabiliyor-sa yaşadığımızı fark ederiz. Yüzeyinde devamlı olarak yanıp sönen çok küçük elektrik akımlarından yararlanarak beynin faaliyetini ölçmek mümkündür. Kafatası kemiklerine ve deriye rağmen elektroensifalograf (EEG) makinesine bağlanan teller yardımıyla bu faaliyet tespit edilebilir. Elektrik potansiyeli beynin faaliyetlerini çözümlememize yardımcı olur. Ancak bu, beynimizin elektrikle çalışmakta olduğu anlamına gelmez.
Beyin, gözle incelendiğinde çok karmaşık görünmez. Üzerinde pek çok girinti ve çıkıntılar vardır. Bu girinti ve çıkıntılardan yararlanılarak beyin loblara ayrılır. Beyin enine kesildiğinde dış kısmının “boz madde” ve iç kısmının da “ak madde” denilen iki temel tabakadan oluştuğu görülür. Bu tabakalar nöronları içerir. Nöronların hepsi temel olarak aynı yapıdadır; yuvarlak bir biçimde olan “gövde“leri vardır. (Beynin boz maddesini bunlar oluşturur). Bu gövdeden aksonlar çıkar (Beynin ak maddesinde bulunurlar). Haberler ya da uyartılar, sinir teli boyunca ilerleyen kimyasal ve elektriksel değişmeler oluşturarak akson boyunca ilerlerler ve uyartıları öteki nöronlara taşırlar. Her uyartı bir sonraki nörona iletildiğinde bu nöronda da uyartı üretir.
İletiler suya atılan bir taşın meydana getirdiği dalgalar gibi yayılırlar. Bu elektrik dalgalan beynin yüzeyine yayılarak EEG makinesi tarafından algılanan değişimleri oluşturur. Bu değişmeler, düşüncemizde ya da zihnî faaliyetlerimizde olan değişmelerdir. EEG makinesinde, derin düşüncelere daldığımızda hızlı, sık tekrarlanan değişimler uyku ya da dinlenme sırasında daha yavaş, dalga benzeri değişimler görülür.
-
BESLENME BOZUKLUĞU (Malnütrisyon)
Sağlık için şart olan, vitamin, protein ve benzeri maddelerin yetersiz alınmasından doğan hastalıkları tanımlayan bir addır. Burada, söz konusu besinlerin miktarında değil, kalitesindeki yetersizliktir. Ama bu kelime sık sık her çeşit beslenme yetersizliği anlamında kullanılmaktadır.
Yetersiz beslenmeden doğan hastalıklar:
Çocuklarda en çok rastlanan sorun, kendini iki biçimde gösteren protein enerjisi yetersizliğidir. Kvvashiorkor, deri altında su toplanmasıyla (ödem) birlikte gelen bir doku dökülmesidir. Çocuğa bodur bir görünüm verir. Marasmus (kuruyup zayıflama illeti) aşırı zayıflığa, şiş bir göbeğe ve saç dökülmesine yol açar. Farklı çevresel koşullar bu hastalıklardan birine ya da ötekine neden olur.
A vitamini eksikliği körlüğe ve hastalığa neden olan ve en çok rastlanan vitamin eksikliğidir. Bunun nedeni, vitaminin özümlenmesine yardımcı olan yağların, sebze ve hayvansal besinlerin eksikliğine bağlıdır. Yetişkinler ve memeyle beslenen süt çocukları yetersiz beslenmeye en çok dayanıklı olanlardır.
Fakat sütten kesilen bebekler ve küçük çocuklar, çok fazla enerji ve besin gereksinmelerinden ötürü, özellikle bu hastalığa yakalanabilirler.
Kötü beslenme teriminin yetersiz beslenmeyi çağrıştıran bir havası vardır. Ne var ki Batı dünyasını etkileyen kötü beslenme biçimi fazla beslenmedir. Batı ülkelerindeki yetişkin nüfusun genellikle üçte birinden çoğu çok şişmandır. Şişmanlıkla ölüm arasındaki ilişkiyi yakından ilk inceleyenler sigorta şirketleri olmuştur. Şişmanlığın erken ölümle güçlü bir ilişkisi olduğunu, ayrıca vücudu fazla ağırlıkla yüklemenin daha fazla kalp ve dolaşım bozukluklarına, kemiklerde, eklemlerde, kemikleri ve organları birbirine bağlayan bağlarda, solunum sisteminde ve şeker hastalığında olduğu gibi hormonal sistemde fazla aksamalara yol açtığım bulmuşlardır. İnsanları vücut ve kemik yapılarını belirtecek biçimde iri, orta ve ufak olarak sınıflamışlardır. İstatistik kayıtlarını kullanarak sağlık için en az tehlike taşıyan en uygun ağırlıkları hesaplamışlardır, bkz. Diyet. -
BERİ-BERİ
Bir zamanlar Doğu’da, pirinç yenen ülkelerde yaygın olan bir vitamin eksikliği hastalığıydı. “Islak” ve “kuru” olmak üzere, başlıca iki tipi vardır. Islak tipte, kalp kası gevşemekte ve hastada zafiyet ve ödem (dokulara fazla su sızmasından ötürü, bacaklar ve karında meydana gelen şişlikler) ortaya çıkmaktadır. Kuru tipte ise, başlıca yıkım, organlara giden sinirlerde olup, hastada yürüme bozuklukları ortaya çıkar. Beri-beri, Bl vitamini (thiamine) eksikliğine bağlıdır ve vitaminin kaynağı olan kabuk bölümü çıkarılmış pirinç yiyenlerde görülmekteydi. Ayrıca, aşırı içki içen ve gastriti olan kişilerde de, hem vitamin emilimi bozulmakta, hem de iştah kesildiğinden, gerekli vitamin alınamamaktadır. Bu eksiklik, İkinci Dünya Savaşı’nın Japon esir kamplarında çok görülmekteydi.Tedavi: Thiamin vermektir ve etkisi yüzde yüzdür. Bl vitaminine vücudun gereksinimi yaklaşık günde 1,5 mg.’dır.Bu vitamin, bütün yaşayan hücrelerde ve bundan ötürü, çoğunluk doğal yiyeceklerde bulunur.
-
BELSOĞUKLUĞU
Bu hastalığı taşıyan kişilerden çoğunlukla cinsel birleşme neticesinde bulaşan bir çeşit zührevi hastalıktır. Gözdeki şekli, bebeğe, bu hastalığa yakalanmış hasta anneden de geçemesi mümkündür. Küçük kız çocuklarında, bulaşmış havlu veya bezlerin kullanılması sonunda gonare vajiniti belirebilir.
Nedeni: Neisseria gonorrhoeae adlı diplokoklardır.
Bel soğukluğunun Belirtileri: 2 ila 10 günlük bir kuluçka evresi akabinde, baylarda, üretranın penisinden gelen koyu ve sarı bir akıntı ve idrar sırasında yanma ağrı meydana gelir. Daha sonraki günlerde, hastalık tedavi edilmezse, akıntı yapışkan ve açık renkli bir hal alır ve hastalığın etkisi altına aldığı organlarda ağrılar artar ve iltihaplıdır. Daha ileriki dönemlerdeyse, idrar yapmayı çok güç veya olanaksız kılacak şekilde üretra kabuklanması ve daralması, diz, dirsek, ayak ve el bileğinde artrit , septisemi ile birlikte kalp kapaklarının iltihabı veya vücudun çeşitli bölgelerinde abse oluşması gibi komplikasyonlar meydana gelir. Bayanlarda, sarı vajinal akıntı, idrar yapma sırasında sancı ve vagina ağzındaki bezlerde iltihaplanma görülür. Kronik iltihap, rahim, fallop boruları ve yumurtalıklara da yayılıp, sık düşük olmasına, kısırlığa ve bazen de öldürücü olabilecek peritonite yol açar. Hasta annenin genital organlarında mevcut gonore mikrobunun doğum esnasında bebeğin gözüne bulaşması körlük nedeni olur. Yeni doğan bebeklerin gözlerine gümüş nitrat damlatılmasının âdet haline gelmesinden bu yana, bebekte hastalığın gözdeki şekli (ophtalmia neonatorum) görülmemektedir; fakat bu basit önlemin unutulması, en sık rastlanan körlük nedenidir. Belsoğukluğunun tedavisi, penisilinin bulunuşu ile çok kolaylaşmıştır; hatta birçok vakalarda bir tek zerk dahi yeterli olmaktadır. Ancak zaman içinde bilgisizce yapılan tedaviler, mikropların direnç kazanmasına neden olmuştur; günümüzde özellikle Kuzey memleketlerinde tedaviye dirençli türler gözükmektedir. Erken tedavi gereklidir ve kuşkulanan kişinin, durumundan utanç duymadan, doktora başvurması gereklidir. Bununla birlikte, üretra akıntısı şikayetiyle başvuranların çoğunda belirli olmayan üretrit teşhis edilmektedir. Akut bel-soğukluğunda akıntı, koyu kıvamlı ve boldur, etkeni olmayan üretrit’te ise, sulu, renksiz ve az gelen bir akıntı görülür. Buna rağmen, bütün anormal akıntılar doktora başvurmayı gerektirir, bkz. Zührevi Hastalıklar. -
YÜZ FELCİ
Belirtileri: Yüzün bir yanı felçlidir ve o taraftaki göz yaşarır, ağzın o yanı devamlı akar. Felçli taraftaki yanakta yemek birikebilir.
Tedavi: Bu tür olayların 4’te 3’ünde, herhangi bir tedavi gerekmez, zira hastalık kendiliğinden geçer. Ancak kişi, gözünü d kapatabilene kadar, tozdan gözünü korumak için gözün üstünü herhang, bir şeyle örtmelidir. Ağzın çevresinin kenarını düşmekten korumak amacıyla, küçük bir telle destek yapılabilir. Sinirin kanal içinde şişmesini azaltıcı etkisi nedeniyle, teşhis konur konmaz, kortikotropin vermek etkili olabilir. Kanal duvarının bir kısmının çıkarılması ile, sinir üzerindeki basıncın azaltılmasına yönelen cerrahi müdahale yapılabilir, ancak çok fazla başvurulan bir metod değildir. Felç iyileşmediği durumda, yüzün felçli olan kısmının görünümünü düzeltmek amacıyla plastik cerrahi ameliyatlar yapılabilir. -
BELKEMİĞİ (Omurga)
Belkemiği, çocukta 33 ayrı kemikten (omur’dan) ibarettir, ama erişkinde en alt 4 tanesi birleşip, koksiks kemiğini oluşturur ve bunların üstünde bulunan 5 kemiğin birleşmesiyle de sakrum kemiği oluşur. Böylelikle, erişkinde belkemiği 26 ayrı kemikten yapılmıştır: Boyunda 7 boyun omuru, göğüs bölgesinde kendilerine bağlı kaburgalarla birlikte olan 12 göğüs omuru ve belde bulunan 5 bel omuru. Bunların altında da, her iki kalça kemiği ile birleşip pelvisi yapan sakrum ve koksiks vardır. Erkek belkemiğinin ortalama uzunluğu 70 cm.’dir; boyun kısmı 12 cm., göğüs kısmı 28, bel kısmı 18 ve sakrum ile koksiks de 12 cm. uzunluğundadır. Kadın belkemiği erke-ğinkinden aşağı yukarı 10 cm. kadar kısadır. Belkemiğine yandan bakıldığında, 4 kavis görülür. Boyun kavisi öne doğru dışbükey, göğüs kavisi öne doğru içbükey, bel kavisi öne doğru dışbükey ve pelvis kavisi öne doğru içbükeydir. Omur cisimlerinin arkasında omurilik kanalı bulunur. Omur cisimleri birbirinden, omur arası disklerle ayrılırlar. Erişkinde, omurilik, ikinci bel omurunun üst kısmına kadar uzanır.
Omur kırıkları, genellikle zorlu bükülme veya uzanmayla (trafik kazalarında olduğu gibi), doğrudan darbelerle, yüksekten ayakların üstüne düşmekle, veya baş aşağı suya dalmakla olabilir. Belkemiği kırılmasının en önemli komplikasyonu, omuriliğin zedelenmesidir ki, bunun sonucu felç olabilir ve bundan ötürü, bir kişinin belkemiğinde kırık şüphesi olduğu takdirde, onu ya bilgili kimseler taşımalı veya aynen düştüğü pozda taşınmalıdır. Bu iki durum da olanaksız olduğu zaman ise, hasta, belkemiğinin bükülemeyeceği bir poz olan, yüzükoyun vaziyette ve boynu tespit edilmiş olarak taşınabilir. Unutulmaması gereken bir özellik de, başı zedelenmiş kişilerin boyun bölgelerinin de zedelenmiş olabileceği ve bu kişilerin, bilinç kaybı içindeyken ağrı veya felçten şikâyet edemeyecekleridir.
Belkemiğinin en kolay kırılabilen bölgeleri, boyun ve bel bölgeleridir ve en sık görülen kırık şekli de, şiddetli bükülme sonucu bir omur cisminin eğilmesidir. Boyun omuriliği yırtılmadan veya kesilmeden zedelenmişse, hastanın iyileşmesi olasılığı vardır. -
Behçet Hastalığı
Ağızda ve/veya genital organlarda ortaya çıkan yaralar;gözde de konjunktiva iltihabı ve iritisle kendini gösteren virüs kökenli olduğu ileri sürülen bir hastalık. Tromboflebit ve eklem iltihabı gibi durumlar da bulunabilir. Körlükle sonuçlanabilir.
Behçet hastalığını tanımlayan ve İstanbul Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan Hulusi Behçet’in (1889-1948) bu buluşu, günümüzde önemli araştırmalara konu olmuştur.Türkiye’de her 250 kişiden birinde görülebilen Behçet hastalığı, vücudun birçok organında tekrarlayan iltihaplanmalara neden olabilmektedir. Nedeni henüz tam olarak bilinmemektedir. Genellikle 30 yaşından önce görülebilen bu hastalık ağızda ve genital bölgede tekrarlayan yaralar, gözde iltihaplanmalar ve eklemlerde şişliklerle seyredebilir.
En önemlisi, damarlarda iltihaba neden olduğu için birçok organ ve sistemi etkiler. Bu belirtilerin görülmesi durumunda doktora başvurduğunuzda deriye iğne batırılarak yapılan paterji testinin pozitif çıkması tanıda çok yardımcı olmaktadır.
Tedavisinde kullanılan ilaçlar hastalığı tümüyle ortadan kaldıramasa da iltihap belirtilerini tedavi etmekte, atakları önlemektedir. Bu ilaçların bazılarının yan etkileri olduğundan, hamileliği planladığınız andan itibaren doktorunuzu bilgilendirmeniz çok önemlidir. Behçet hastalığı bulaşıcı değildir, tam anlamıyla kalıtsal bir hastalık olarak da kabul edilmemektedir.
Behçet hastalığınız varsa, gebelik ve doğumun genellikle iyi seyirli olacağını söyleyebiliriz. Ancak doğumdan sonra şikayetlerinizde alevlenmeler ortaya çıkabilir. Bu nedenle gebelik süresince ve doğumdan sonra doktorunuz ile yakın temasta kalmanızı öneririz.
-
B.C.G. AŞISI
1908 yıllarında, Fransa’ da Calmette ve Guerin tarafından bulunan bir aşıdır. Calmette-Guerin basili, Mycobacterium tuberculosis’m zayıflatılmış yaşayan bir türüdür. Özellikle vereme yatkın küçük çocuklara ve tüberkülin testlerinin, vereme doğal bağışıklık oluşmadığını gösterdiği hallerde, gençlere bu aşı yapılır. Doğal bağışıklığı olmayan ve hastalıkla temas şansı fazla olan bütün tıp öğrencilerine, veteriner öğrencilerine, hemşire ve hastabakıcılara, bu aşı yapılmalıdır.
B.C.G. aşısının en iyi uygulama şekli, yeni doğan çocuğa yapılmasıdır. Böylece koruyucu hekimlik açısından önemli bir başarı elde edilmiş olur; global tüberküloz oranı hızla azalır. Ayrıca, pri-mer affekte bağlı ikincil yerleşmelerde de belirli bir azalma görülebilir. Bugün Türkiye’de doğumevlerinde yaygın şekilde, yeni doğana BCG aşısı uygulanmaktadır -
BAYILMA (Senkop)
Beynin, geçici olarak kanlanmasının azalması sonucu, kısa süren ani bilinç kaybına verilen addır. Bu tanıma göre, bayılmaya neden olabilen olaylar, serebral (beyin içi) kan dolaşımında basınç azaltan olaylardır. Çok sıcak banyolar, uzun süre kımıldamadan ayakta durmak (askeri geçit törenlerinde olduğu gibi), uzun bir zaman yatakta kaldıktan sonra, ilk defa ayağa kalkınca, fazla miktarda alkol veya tütün kullanılması, başa gelen darbeler veya karında “plexus solaris” bölgesine, yani göbek hizasının biraz üstüne rastlayan darbeler (ki, bu son şekilde, bayılma şokla sonuçlanabilir), sinirli kimselerin heyecanlanması vb. gibi olaylar, beyin içi kan basıncını azaltan nedenlerdendir. Çok ender olarak, kalp hastalıklarında (kalp bloku ve oriküler flatter’de) ağır anemilerde, kan basıncının normalin çok altına düştüğü hallerde de bayılma görülebilir. Bununla birlikte, sağlıklı normal bir kişinin bayılması çoğunluk sinirseldir veya uzun süreayakta durmasından ötürüdür. Bu, duruşa bağlı bayılmalara genellikle geçit törenlerinde, uzun süre ayakta duran askerlerde rastlanmasının nedeni, kımıldamadan durulurken, bacak kaslarının hareketsiz olması ve bundan ötürü, kanın kalbe dönüşüne, vücut alt bölüm kaslarının yardım etmemesidir. Böylelikle kan, bacaklar ve gövdenin aşağı bölgelerindeki toplardamarlarda birikir ve beyin dokusunun kanlanması yetersiz olur. Uzun süre ayakta durmanın gerektirdiği hallerde, kişinin durduğu yerde bacak kaslarını kasıp gevşetmesi uygun bir önlemdir, fakat fazla ayakta durmuş bir kimsede bayılmanın başlamak üzere olduğuna işaret eden, renk solması, hızlı ve zayıf nabız, çökecekmiş duygusu, soğuk terleme, görme ve işitmede azalma gibi belirtiler başgösterirse, o kişi hemen yatırılmalı veya oturtulup, başı iki diz arasından aşağı sarkıtılmalıdır. Bayılma olduğu hallerde, bayılan, hemen yatırılıp, üzerindeki sıkı olan giyim eşyaları gevşetilmelidir. Bayılma nöbetlerinin sık tekrarlandığı hallerde, tedavisi için doktora başvurmak gerekir. Diğer çeşit bilinç kaybı vakalarında da olduğu gibi, bayılmış bir kimseye herhangi bir şey içirilmemelidir. Ancak, doktor uygun gördüğü veya hasta ayılmaya başladığı takdirde, konyak içirilebilir.