Aşılar, bağışıklama için kullanılan ve belirli bir hastalığın etkeni veya onun bazı ürünleriyle hazırlanan korunma vasıtalarıdır. Böylece, aşılarla istidatlı insanı hastalığa karşı bağışık hale getirilir. Bir toplumdaki bağışıkları öteki insanlardan ayırmak için deri deneylerinden faydalanılabilir. Kızılda Schick, difteride Dick reaksiyonu gibi antitoksin arayan deneyler, veremdeki ve kabakulaktaki gibi allerji deneyleri bunlardandır. Bununla beraber allerji ve bağışıklık her zaman birlikte olmamaktadır.Aşıyla korunma, ancak kuvvetli veya uzun süren bağışıklık sağlayan boğmaca, tifo, çiçek, kızamık, polyomiyelit gibi hastalıklarda başarılı olmaktadır. Aşılar etkin olmalı, kolay kullanılabilmeli, kolay saklanabilmeli, uzun süren bağışıklık vermeli, ucuz olmalı, zararlı olmamalı (zehirli olmamalı, içinde hastalık yapıcı mikrop bulunmamalı, allerji yapmamalı, fetüs’e dokunmamak…)dır. Ayrıca, aşılanma yaşı da önemlidir. Yeni doğanlarda ve birkaç aylık çocuklarda ana kolostrumu ve sütünden gelen IgA Po-liovirus’un üremesini önlemektedir. Anne antikorları 6 ay kadar etkili olduğundan bu süre içinde canlı virüslü aşılar daha az etkili olabilmektedir. Kızamık ve boğmaca gibi hastalıklar ufak çocuklarda ağır olduğundan annenin çocuktaki antikorları tükenir tükenmez bunlara karşı aşılanması gerekir. Ayrıca, difteri ve boğmaca aşıları yaşlı çocuklarda daha şiddetli tepkilere yol açmaktadır, bu nedenle de bu aşılar birinci yaşta uygulanmaktadır. Buna karşılık, fetüsün korunması amacıyla kızamıkçık aşısı 10 -13 yaşındaki kızlara yapılmaktadır.
Aşılandıktan bir süre sonra bağışıklık başlar ve az çok devam eder. Bir memlekette endemik olan hastalıklara karşı aşının verdiği bağışıklık, sonraki bulaşmalarla kuvvetlenebilir, fakat bulaşmalar olmazsa aşının verdiği bağışıklık zamanla silinir. Bunu önlemek üzere, birçok aşılamalar bir süre sonra tekrarlanır, buna kamçılama veya hatırlatma aşısı denir. İleri ülkelerde difteri, tetanos, boğmaca, poliyomiyelit aşıları ve BCG başarıyla kullanılmıştır, kızamık, kabakulak ve kızamıkçık aşıları da geniş ölçüde uygulanmıştır. Gelişmekte olan ülkelerde ise yukarıdakilere ilâve olarak tifo, çiçek ve bazı yerlerde sanhumma aşjları kullanılmaktadır.
Aşılar başlıca canlı mikroplu, ölü mikroplu ve zararsızlandırılmış mikrop maddeleriyle hazırlananlar olarak üçe ayrılabilir.
Yazar: yonca
-
AŞI
-
AŞALAZİ
(Gevşeme Kusuru). Aşalazi deyimi “gevşeyememe” anlamına kullanılır ve genellikle yemek borusunda yutma bozukluğu ile beliren bir durum için kullanılır. Yiyecek maddesi yemek borusuna geldiği zaman, bunun duvarındaki kaslar uyarılır ve yemekleri mideye doğru ilerleten bir kasılma dalgası başlar. Aşalazi olduğu zaman, bu kasılma olayı belirmez ve yemek borusundan mideye geçiş bölgesindeki kaslar da gevşemez. Bu mideye geçişteki kas, ancak yemek borusunda çok fazla yiyecek birikip, kasın üzerinde bir ağırlık belirdiği zaman gevşeyip açılır ki, bu durumda yemek borusu içindeki yiyecek sütunu 20 cm. kadar uzundur. Hasta, ağrıdan çok, belirsiz bir rahatsızlık duygusundan ve yiyeceklerin boğazında durmasından şikâyet eder. Bu durum, her iki cinste de, özellikle gençlerde görülür. Tedavisi cerrahidir.
AŞI (Vaksin). Ölü ya da zayıflatılmış enfekte eden materyel ya da mikroorganizmadan hazırlanmış bir maddedir. Vücuda bunu zerk etmekteki amaç, hastalığın belirtilerini ortaya çıkarmaksızm, hastalığa karşı aktif bağışıklık sağlamaktır, bkz. Bağışıklık -
ASTIMIN BELİRTİLERİ
Genellikle geceleri gelen, solunum güçlüğü nöbetleri. Hasta, oturmak gereğini duyar ve nöbet kısa veya uzun süreli olabilir. Solunum zorluğu arttıkça, öksürük krizleri de belirir ve hastayı çok rahatsız eder. Çocuklar nöbet sırasında kusabilirler. Hastada dikkati çeken, sesli solunum, öksürük ve endişe halidir.
Geceleri soluk alma güçlüğüne neden olan diğer bir durum, kalp yetmezliğidir.
Tedavi: Akut bir nöbette, akciğer soluk borularını genişletici bir ilaç kullanılır. Efedrin ve izoprenalin, bu tür ilaçların en iyi tamnanlarındandır. Efedrin, tablet şeklinde, izoprenalin ise aerosol şeklinde kullanılır. İzoprenalinin etkisini uzatmak amacıyla, bunu bazen atropinle birlikte verirler. Çok şiddetli bir nöbette, adrenalin zerki gerekebilir. Kullanılacak ilaç vakit geçirilmeden alınmalıdır; hattâ nöbet başlamadan, hasta, ön belirtileri sezer sezmez ilacını kullanmalıdır. Gece gelen nöbetleri önlemek için, yatmadan bir saat önce promethazine hydrochloride (Phenergan) kullanmak uygun olabilir. Hastanın duyarlı olduğu etken tanınıyorsa, desensitizasyon denebilir, (bkz. Allerji). Nöbetler, daha fazla ruhsal gerilime bağlıysa, psikiyatrik tedavi etkili olabilir. Kronik vakalarda tedavi daha zordur. Burada, nöbetle gelen astımda olduğundan çok, enfeksiyon önemli rol oynar ve tedavi amacı daima aynı olmakla beraber (soluk yollarının açık tutulması), bronşları genişleten ilaçlar, kronik bir enfeksiyonun yıkımından sonra daha az etkili olabildiklerinden, -
ASTIMIN NEDENLERİ
Astımın nedenleri olarak, al-lerji, akciğer hastalığı ve ruhsal olaylar gösterilir. Hastalar, genellikle nöbeti başlatan etkeni tanırlar. Bunlar, ev hayvanlarının tüyleri veya yün lifleri, kuş-tüyü vb. gibi maddeler olabilir. Toz ve özellikle içinde ufak bir kurt olan Der-matophagoides culinae bulunan ev tozları, nöbete neden olabilir. Astımın nedeni, genellikle birden fazla etkenin bir araya gelmesine bağlı olduğundan, astıma karşı bağışıklık sağlama çabaları etkisiz kalmaktadır. Psikolojik unsurlar; tek başına astıma neden olmamakla beraber, ruhsal sıkıntılar, özellikle endişe, çaresizlik duygulan bir nöbeti başlatabilir. Astımda enfeksiyon çok önemlidir. Birçok kişide, astım şiddetli bir enfeksiyon sonrası ilk olarak belirmiştir. Astımlıların çoğunda, sonradan kronikleşen, tekrarlayan bronşit nöbetleri görülür.
-
Astım
Solunum güçlüğüne sebep olan bir solunum sistemi hastalığıdır. Burada zorluk, soluk almada değil, soluk vermededir ve nedeni de akciğerlerdeki ufak hava borularının daralmasıdır. Sonuçta, hasta, ciğerlerinden gerektiği kadar hava çıkaramadığı, buna karşılık normal hava alabildiği için, akciğerler şişer. Nöbetler bir saat kadar sürebilir ve status asthmaticus denen durumda, bu krizlerin günlerce sürdüğü görülür. Astıma, çocuklarda da, erişkinlerde olduğu kadar sık rastlanır.
Astım nedir?
Astım, akciğerlerinize hava taşımakla görevli olan küçük tüpleri yani nefes borunuzu etkileyen bir sağlık sorunudur.
Astım hastası olan kişi, astımını harekete geçiren bir etkiyle temasa geçtiğinde, hava yollarının duvarlarında bulunan kaslar gerilir ve doğal olarak hava yolu daralır ve kişi nefes almakta zorluk çekmeye başlar.Astım ve alerjik astım belirtileri nelerdir?
Astım hastalığı iki tür olarak belirir.
· Alerjik astım
· Alerjik olmayan astım
Her iki astım türünün de belirtileri aynı sayılır.Alerjik astımın belirtileri:
Alerjik astımı olan kişiler evlerde bulunan tozdan, dışarıdaki polenlerden, evlerde yaşayan hayvanların deri döküntülerinden ve tüylerinden rahatsız olur ve astımı nöbetleri ortaya çıkmaya başlarAlerjik olmayan astım belirtileri:
Kişinin alerjik olmayan astım hastalığı varsa sık sık öksürmesi, göğsünden gelen hırıltı veya ıslık sesine benzeyen ses gelmesi, sık sık nefes darlığı çekmesi gibi belirtiler gözlenir.Astıma sebepleri nelerdir?
Hemen hemen her yaşta başlayabilen astım hastalığının sebebi kesin olarak bilinmese de belli başlı nedenler üzerinde duruluyor:• Astım kalıtım yoluyla bireyden diğer aile bireyine geçebilen bir hastalıktır.
• Kişinin yaşadığı ortamdaki hijen sorunları astım hastalığına sebep olabilmektedir.
• Gebelik döneminde sigara içen annenin, doğacak olan bebeğinin astım hastası olma riski yüksektir.
• Sigara içilen kapalı alanlarda astım hastalığının olma riski yüksektir.Astım Hastalığı tedavisi?
Astım krizlerini yok edecek, astım hastalığını kontrol altında tutabilecek son derece faydalı ve başarılı tedavi yöntemleri vardır. Astım tedavisinde kullanılan en başarılı yöntem astım ilacının solunarak direk akciğerlere ulaşmasını sağlamaktır.Genel olarak astım ilaçları
· Rahatlatıcı astım ilaçları
· Önleyici astım ilaçları olarak ikiye ayrılmaktadır. -
ASPİRİN
Asetil salisilik asit’e Bayer ilaç firmasınca verilen ticari addır (Salisilik asit’in Almancası Spinsaure’dır.) Bu ilaç hafif bir analjeziktir (ağrı kesici), hastalıkla yükselmiş vücut ısısını düşürür ve iltihapla oluşmuş şişkinlikleri gidermekteki etkisi büyüktür. Aspirin, özellikle romatizmada yararlı olup, uzun süre, yüksek dozlarda kullanılabilir. Aspirin, mideyi tahriş edebilir ve duyarlı midelerde bundan ötürü kanamaya neden olabilir, ama eriyebilen kalr siyumlu şekli saf aspirinden daha az tahriş edicidir. Fazla aspirin alındığı takdirde, baş ağrısı, kulak çınlaması, dalgınlık ve uyuklama hali görülebilir. Daha ağır zehirlenmelerde, hasta kusar ve kendini kaybedip, sayıklayabilir. Aspirinin zararlı etkileri arasında, duyarlı kişilerde ürtiker belirmesi ve astımlılarda soluk borularının daralması sayılabilir. Son yıllarda aspirinin bilinen ateş düşürücü özelliği yanında, kanı sulandırıcı niteliği olduğu gözlemlenmiştir. Bu nedenle aspirin, kalp hastalarına da salık verilmektedir, bkz. Salisilatlar.
-

Aslan Pençesi Çıbanı
Aslan Pençesi Çıbanı
Şir pençe olarak da nam salmış olan bu hastalık Osmanlı Padişahlarından Yavuz Sultan Selim’in ölümüne neden olmasıyla da bilinir. Diğer çıbanlara göre halk arasında daha çok bilgi sahibi olunan bir çıban türüdür.
Nedenleri Nelerdir ve Nasıl Görülür?
Daha çok ense, sırt ve vücutta kaba et olarak bilinen yerlerde birden çok çıbanın birleşmesi ile meydana gelen çabuk yayılan bir çıban türüdür. Mikroskop altında incelendiğinde daha çok üzüm taneleri gibi görünüp birden fazla kıl keselerinin enfeksiyon kapmasıyla oluşur. Bu enfeksiyonlar hem başka insanlara hem de vücudun diğer bölgelerine temas yoluyla çok çabuk bir şekilde yayılırlar.
Bu durum hasta ve yaşlı kişilerde, diyabeti olan erkeklerde ve bağışıklık sistemi güçlü olmayan kişilerde daha çok görülür. Sağlık şartlarının kötü olması, giysi tahrişleri ya da fiziksel yıpranma da hastalığın diğer sebepleridir.Başlangıçta kaşıntı ve hafif ağrı şeklinde kendini göstermekle birlikte bu ağrı ve kaşıntı iki gün kadar sonra geçer. Daha sonra tekrar çıban baş göstererek şiddetli bir şekilde büyür ve büyük bir ağrıya neden olur. Çıbanın başı sarı veya beyaz renkte olup kendi kendine paylayıp içindeki sıvıyı atar. Bu durumun yaşanmasından sonra çıban ya tamamen kaybolur ya da bir süre sonra tekrar baş gösterir.
Tedavisi
Böyle bir durumla karşılaşıldığında hasta bir an önce hastaneye yatırılmalı ve yüksek dozda antibiyotik tedavisi ile tedavi edilmelidir.
bkz. Şir-iPençe.
-
ASİDİTE ve ASİDOZ
Bu iki kelime, genellikle yanlış kullanılmaktadır. Asi-dite, genel olarak hiçbir anlam taşımaz. Asidoz ise, çok önemli hastalıklarda ortaya çıkan bir durumdur ve halk tarafından genel olarak yanlış anlamda kullanılır. Gerçekte, kan pH’sı hafif alkali olduğundan, asidoz kelimesi doğru da kullanılsa, kanın gerektiğinden daha az alkali olduğu anlamına gelir.
Asidoz, diyabet koması, metabolizmanın ileri derecede bozulduğu aşırı açlık, böbreklerin çalışmaması ve solunum sisteminin tamamen bozulması gibi ağır durumlarda görülür. Bu durumlarda asi-dozun belirmesinin önemi büyüktür.
“Asidite”, bazen midede sindirimsiz-lik ve ağrıya neden olan fazla asit varlığını anlatmak için kullanılır. Bu durum, hafif alkalik ilaçlar veya süt içil-mesiyle düzeltilebilir. “Asidoz”un tersine, “asidite” deyiminin teşhise götürücü bir önemi yoktur. -
ASILMAK
Adli nedenlerle, hüküm infazı şeklindeki asılmalar dışında, asılmak fiili, intihar amacıyla (bazen de cinayet olarak) başvurulan bir olaydır. Bu durumda, ölüm, genellikle boğulmaya bağlı olup, boğulma yavaş yavaş olduğundan, asılı bulunan kişiye, ipi derhal kesilerek (bu arada gövdesi aşağıdan desteklenerek) yapay solunum uygulanmalıdır. Kalp atımlarını uyarıcı önlemler alınmalı (bkz. Masaj) ve ölümün gerçekleştiğine veya iyileşmenin başladığına tam kanı getirene kadar, canlandırıcı yöntemlerin uygulanması sürdürülmelidir. Adli nedenle asılmalarda, ölüm mekanizması değişiktir. Ölüm cezasının uygarlık düzeyi yüksek olan ülkelerin çoğunda kaldırılmış olmasına rağmen, bu cezanın gerekliliğine de inananlar olduğundan, asılmanın burada yazılanın ötesinde tartışmasını ahlakçılara ve siyaset adamlarına bırakmayı uygun görüyoruz.
-
ASETİLKOLIN
Sinir lifleri ve sinir lifi kas arası uyartıların iletiminde başlıca görevi olan bir kimyasal maddedir. Parasempatik sinir sisteminin çalışmasında da önemli rol oynar. (bkz. Sinir Sistemi). Asetilkolin, vücutta, kolinesteraz adlı madde tarafından parçalanır. İçinde fosfor bulunan böcek öldürücülere uzun süre maruz kalınması gibi hallerde, kandaki kolinesteraz miktarı azalırsa, dolaşımda normalin üstünde asetilkolin bulunacağından, parasempatik sinir sistemi fazla uyarılmış olur. Bu takdirde, kalbin çalışması yavaşlar, kaslar gevşer, bulantı, baş dönmesi, baş ağrısı duyulur, gözbebekleri ufalır ve görmede bozukluklar olur. Bu durumu düzeltmek: için, asetilkolin antagonisti olan atropin zerk edilmelidir; aksi halde, şiddetli bağırsak spazmları ve diğer ağır belirtiler ortaya çıkar ve sonunda hastada şiddetli kasılmalar ve koma hali belirir. Özellikle ziraatle uğraşan kişilerde yukarda belirtilen şikâyetler olduğu zaman, bu olasılığı hatırlamak lâzımdır
-

Asetik Asit
Asetik Asit Nedir?
Sirke asidi adıyla da bilinen asetik asit organik bir bileşiktir. Renksiz, keskin olmakla birlikte iğneleyici bir kokuya da sahiptir. 16 derecede donup 118 derecede kaynama özelliğine de sahiptir. Su ile istenilen oranda karışabilmektedir. Cilde temas ettiği takdirde tahriş eder. Bunun dışında metal yüzeyleri aşındırır. Asetik asit değişik yerlerde değişik alanlarda kullanılabilmektedir. Aşağıda asitik asitler hakkında daha geniş bilgilere yer verilmiştir.
Nasıl Elde Edilir?
İki şekilde asetik asidi elde etmek mümkündür. Bunlardan bahsedecek olursak;
– Değişik türdeki meyve sularında var olan şeker mayaların da etkisiyle alkole dönmektedir. İşte bu alkolde bulunan çeşitli bakteriler yardımıyla da asetik asite dönüşür. Buradan elde edilen asetik asit miktarı takriben yüzde 5 olup buna sirke de denmektedir. Bu durumdaoluşturulan asetik asidi yiyeceklerde de kullanmak mümkündür.
– Bir diğer asetik asit ise karbon monoksitin metil alkolle reaksiyonundan, etil alkolün oksidasyonundan oluşmaktadır. Bu şekilde oluşturulan asetik asit daha sentetik olup birinci dünya savaşı esnasında üretilmeye başlanmıştır.Kullanım Alanları Nelerdir?
Asetik asit endüstrinin de gelişmesiyle birçok alanda kullanılmaktadır. Günümüzde kullanılan en önemli kimya maddelerinden biridir. Asetik asit plastiklerde, lastiklerde, boyalarda, böcek öldürücü ilaçlarda, fotoğraflar için kullanılan fotoğraf filmlerinde, ışığı geçiren kâğıtlarda, matbaalarda ve aspirin elde edilmesinde, ilaç sanayisinde çokça kullanılmaktadır. Kullanım alanlarına bakıldığında asitik asitler oldukça büyük öneme sahiptirler.
-
ASEPSİ
Modern cerrahide, mikroplan yok etmek için, mikrobun yaralı yerlere, ameliyatla ilgili bölge ve eşyaya girmesi beklenmez, mikrop önceden yok edilir, ameliyata ondan sonra başlanır, bkz. Antiseptikler.
Teorik olarak, ameliyat odası sterildir, fakat pek tabii ki, burada çalışan kişilerin üzerinde mikrop doludur. Bundan ötürü, ameliyat odasında çalışan kimseler, içeri girmeden önce, bütün giysilerini değiştirmelidirler. Bu mümkün değilse, giysilerinin üstüne steril bir diğer giysi giyip, ayakkabılarını çıkarmalıdırlar. Ağız, boğaz ve burundan, damlacıkla hastaya mikrop erişmesin diye, maske takılır ve saçlar tamamen örtülür. Cerrah, ellerini çok iyi yıkar ve steril eldiven giyer; bu durumda, sterilize olmamış bir nesneyi kesinlikle tutmayacağı gibi, steril olduğunu bildiği eşyayı da mümkün olduğu kadar az eller. Ameliyat odasına giren her kişi, asepsi kurallarına uymalıdır; dikkatsizlik ve ön-lemsizlik, bu durumda bağışlanamaz
