Erkekleştirici bir maddedir. Erkeklerin torbalarındaki testis adını alan erbezleri, erkek cinsel gelişiminde kısmen rol oynayan testosteron hormonunu salgılarlar. Bu hormon en belli-başlı androjendir.
Kastre edilmiş erkeklerde (yani, testis-leri çıkarılmış : tümör, kaza vb.) veya, erkek cinsel karakterinin gelişme gecikmelerinde tedavi amacıyla, testosteron propionat zerkler şeklinde veya ağızdan, bir sentetik madde olan metil testosteron halinde, kullanılabilmektedir. Cinsel iktidarsızlık tedavisinde, testosteron yararsızdır. Ayrıca, afrodizyak olarak kullanılması da hem yararsız, hem tehlikelidir. Androjenler, kas kitlesini ve vücudun protein kullanabilme gücünü artırır. Bundan ötürü, ağır ameliyatlar sonrası gibi, bu etkilerinin istendiği hallerde bunların çeşitli türevleri kullanılabilirler, fakat kadında erkekleştirici etki gösterdiklerinde, kullanılmalarına salık verilmez, bkz. Anabolizan İlaçlar.
Yazar: yonca
-
ANDROJEN
-
ANATOMİ
Vücudun ve bölümlerinin yapılarını inceleyen bilimdir. Çok eski yıllarda, doktor ve cerrahlar, insan anatomisini çok üstünkörü inceleyebilirlerdi (genellikle savaş alanlarında bu mümkündü) ve çoğu zaman, hayvan anatomisinden insanlara genelleme yapmaya zorunlu kalırlardı. Örneğin, insanda uterus’un (rahmin), dişi domuzdaki gibi çift olduğu sanılırdı. Ancak Rönesans’tan sonra bilginler, insan anatomisini etraflıca incelemeye yöneldiler, ama o zamanlar da kilise, bunların karşısında cephe aldı. İncelenebilecek insan ölüsü bulmak pek mümkün değildi; kesit ve incelemelerin pek çabuk yapılması gerekliydi, çünkü ölüleri koruma yöntemleri bilinmemekteydi. Anatomi öğrenen öğrenciler, ancak uzaktan bir disseksiyon seyredebilmekte, fakat bunu yapmaya fırsat bulamamaktaydılar. Avrupa’da Vesalius XVI. yüzyılda anatomi alanında en önemli atılımı gerçekleştirmiştir. Türkiye’de çağdaş anatomi, Şanizade’nin kitapları ile XIX. yüzyıl başında kurulmuş, diseksiyon 1840’dan sonra yapılmaya başlanmıştır.
Günümüzde bu durum tamamen değişmiştir ve her öğrencinin bizzat insan vücudunu kesip incelemesi olanağı vardır. Teşrih için ölü bulmak hâlâ bir sorun olmaktadır. Ancak ülke çapında anatomi eğitim merkezlerinin dayanışması konuyu çözümleyebilmektedir. -

Analitik Bağ
Analitik Bağ Nedir?
Başkalarına karşı duyulan ve bağımlılıkla nitelenen ilişkileri tanımlamak için kullanılan bir deyim. Çocuğun annesine karşı duyduğu bu çeşit ilişki, normaldir; ancak bu bağımlı ve pasif durum, bazı kimselerde ömür boyu devam eder. bkz. Freud, Psikanaliz.
Analitik bağ, başkalarına duyulan sevgi ile bağımlılık derecesindeki ilişkileri nitelendiren sözdür. Bir çocuğun annesi ile arasındaki bu çeşit bir bağ oldukça normaldir. Fakat bu bağımlı ve pasif durum bazı kişilerde ömür boyunca devam etmektedir. Çocuklar anneleri ile doğmadan önce henüz annelerinin karnında iken bir bağ kurmaya başlamaktadırlar. Annelerinin sesini duymakta, sevgisini hissetmektedirler. Bu nedenle de annelerine karşı güçlü bir sevgi hissetmeleri ve bu bağın ömür boyunca devam etmesi gayet normaldir. Çocuk ve anne arasındaki bağ o kadar kuvvetlidir ki ileride seçecekleri eşlerinin de anne ya da babaları ile aynı özelliklere sahip olmasını isterler.
Analitik Bağ Aşırı İse Zararlı mıdır?
Anneye, babaya, arkadaşa ya da sevgiliye, her kime karşı olursa olsun bağlılık normal derecede ise olumludur. Fakat bağlılığın ileri seviyede hastalık derecesinde olanı her zaman için zararlı ve tehlikelidir.Kimi zaman sevgilisine çok âşık olan fakat ayrılmak zorunda kalan erkekler bu durumu asla kabul etmeyip oldukça tehlikeli işlere kalkışmaktadırlar. Kişinin önce düşünüp sonra hareket ettiği gözlemlenen durumlarda, o kişinin aldığı eğitimin, kültürün, çevresel koşulların ve huzurlu aile ortamının etkisi büyüktür.
Dış dünyadaki eylemler ve konuşulanlardan enerjisini alan kişiler sevgilerini ve bağlılıklarını da belli bir seviyede tutmayı başarmaktadırlar. Fakat içe dönük, düşünce ve duyguları karamsar kişiler bağlılığı abartmakta ve daima aşırı bir tutkuya sahip olmaktadırlar.
-
ANAFİLAKSİ
Bir antikor-antijen reaksiyonu (bkz. Allerji). Bu kelime, labora-tuvar hayvanlannda, yabancı bir protein (genellikle at serumu) zerkiyle ortaya çıkan duruma verilen addır. Aynı proteinin ikinci bir zerki, çok şiddetli bir reaksiyona yol açar. Burada birinci iğnede uyarılan reaksiyon zinciri, ikinci iğnede faaliyete geçmektedir. İnsanlarda, ana-filaksi, tetanos ve gazlı kangrende pasif bağışıklık sağlanmasında görülebilen tipte, serum tedavisi sırasında bazı hallerde gelişen, hoş olmayan bir durumdur. Hastanın seruma reaksiyonunun sebebi, ya hastaya on gün içinde aynı serumun zerk edilmiş olması, veya bünyesel olarak at serumuna primer duyarlık göstermesidir. Anafilaktik şok diye adlandırılan reaksiyon, yarım saat içinde belirmekte ve hasta, kötüleşerek, gittikçe artan dolaşım ve solunum bozuklukları ortaya çıkmaktadır. Sonu ölüm olabilir.
Hasta normale dönene kadar, damardan yüksek dozda adrenalin veya daha iyisi, hidrokortizon verilir. Trakeotomi ve solunum yollarının temizlenmesi gerekebilir. Yarım önlemler veya kararsızlık ölüme götürebilir. Bununla birlikte bu durum çok ender görülmekte ve zerklere karşı duyarlık daha hafif reaksiyonlarla belirmektedir. Buna rağmen, reaksiyon uyandıracak bir zerkin yapılmasından önce, hastaların, zerk sonrası yarım saat kontrol altında bulunmalarını söyleyip, onları uyarmak gerekir. Duyarlık varlığı, genellikle deri altına (ön kol) ufak test dozları verilerek saptanabilir, ama anafilaktik şokta test dozu bile bu ağır reaksiyonu doğurabilir. Hastaları tetanoza karşı aktif olarak bağışıklık kazandırıp, antitetanoz serumunun kullanılması önlenebilir; yani herkese tetanoz aşısı uygulanır. Böylece, serum kullanmak gereği kalmaz. Bu satırların yazarı, futbol oynarken basit bir çizik için, antitetanoz serumu enjekte edildikten sonra, anafilaktik şokla ölen bir arkadaşının durumunu gözleriyle gördüğünden, bugün uygulanması çok kolay olan bu ön tedbirin alınmasını önemle salık vermektedir. -
AMPUTASYON
Vücudun bir kısmının vücuttan ayrılmasıdır. Bu kısım genellikle kol veya bacaktır. Özel amputasyon şekillerine, tanınmış cerrahların adları verilmiştir, çünkü eskiden cerrahinin önemli bir dalı, kangrenli kol veya bacak kısımlarının amputasyonu ile insanın kurtarılmasıydı. Günümüzde, enfekte olmuş bileşik kırıklar gibi vakalar artık antibiyotikler ve kemoterapi (ilaç tedavisi) ile tedavi edilebildiğinden, bu tip ameliyat çok ender başvurulan bir yöntemdir. Savaşta ve kazalarda olan yaralanmalar dışında, uzvun kanlanmasının çok bozulduğu ve dolayısıyla yaşamasınınolanaksızlaştığı hallerde örneğin, bacağın başlıca arterlerinin sklerozu gibi amputasyon gerekebilir. Bu vakalarda dahi, bu yöntem eskisi kadar çok kullanılmaz. Günümüzde amputasyon daha çok habis hastalıklar ve kemik tümörlerinde (osteosarkomlar gibi) uygulanmaktadır.
-
ANABOLİZAN İLAÇLAR
Erkeklik hormonu kimyasal iskeletine sahip, fakat erkekleştirici etkisi azaltılmış ve bağ-dokusu geliştirici etkisi arttırılmış sentetik ilaç. Erkeklik hormonunun etkilerinden biri, ağırjjk artırıcı ve kuvvet verici etkidir. Zaten bundan ötürüdür ki, erkek, kadından kuvvetlidir. Gelişmesi, kuvvetlenmesi gereken kişilere erkeklik hormonu verilmesi, bu nedenle uygun görülmüştür, fakat ilacın sakıncası, erkeklerde zararlı olmamakla birlikte, kadınlarda ters yönlü cinsel gelişmeyi yaparak zararlı olmasıdır. Erkeklik hormonuna benzer, ama erkekleştirici etkisi olmayan türlü bileşimler sentez edilmiş ve ağır hastalıkların nekahat döneminde, gelişme gecikmelerinde, iştahsızlıklarda kullanılmak üzere, piyasaya sürülmüştür; fakat etkilerinin yararına ilişkin kesin bir fikir yoktur. Yaşlılarda başarılı bazı kullanım alanları olmakla beraber, özellikle çocuklarda kullanılmaları sakıncalıdır. Günümüzde bazı kalıtımsal zafiyet halleri dışında, anabolizan ilaçlar çocuklara verilmemektedir. Doku yapıcı etkilerden ötürü, bu ilaçlara anabolizan adı verilmiştir. Günümüzde, atletlerin anabolizan ilaçlar kullanmaları yasaktır, fakat kandaki mevcudiyetlerinin tesbit edilemediği eski yıllarda kadın atletlerin bunları kullandıkları iddia edilir.
-
AMPİYEM
Vücut içi dokularının ap-sesidir. Genellikle, plevra boşluklarından birinin içinde cerahatin birikmesi halinde kullanılan bir deyimdir. Plevra boşluğunda cerahat, zatürree, kronik akciğer veremi, göğüsteki bulaşık yaralar, tümörler veya akciğer apsesinin yayılması sonucu birikir. Durumun tedavisi cerrahidir. Cerahat çok koyu değilse, ponksiyon iğnesiyle alınabilir, ama daha etkili bir çoğalma sağlamak için, hasta bölgenin üstündeki kaburganın ufak bir kısmı, yerel veya genel anestezi altında çıkarılır. Antimiyotiklerin yoğun şekildeolanaksızlaştığı hallerde örneğin, bacağın başlıca arterlerinin sklerozu gibi amputasyon gerekebilir. Bu vakalarda dahi, bu yöntem eskisi kadar çok kullanılmaz. Günümüzde amputasyon daha çok habis hastalıklar ve kemik tümörlerinde (osteosarkomlar gibi) uygulanmaktadır.
-
AMFİZEM
Vücut dokularında, anormal olarak, havanın bulunması. Deyim, özellikle, akciğer alveollerinde fazla hava bulunması halinde kullanılır. Nedeni: Amfizem, genellikle astma ve kronik bronşitte görülen bir durum olduğundan, asıl neden olarak, hava yollarının tıkanması ve akciğer esnek dokusunun, enfeksiyon sonucu, yıkımı, gösterilebilir.
Belirtileri: Amfizem, aslında kronik bir hastalıktır. Bellibaşlı belirtisi, zamanla artan soluk darlığıdır. Sonunda hasta, istirahat halinde de güç soluk alır, çünkü alveol yıkımı çok ilerlemiş ve kan -hava arası gaz alışverişi ileri derecede aksamıştır. Göğüs kafesi genişlemiş ve kaburga hareketleri çok azalmıştır. Bu durumda, her solunumda akciğerlere giren ve çıkan hava hacmi normalin çok altındadır.
Te d a v i: Akciğerdeki anatomik değişiklikler düzeltilemez. Hasta, sigara iç-memeli, mümkün olduğu kadar temiz havada bulunmalı ve amfizeme bağlı olan kronik bronşit mümkün olduğu kadar kontrol altında tutulmalıdır. Solunum idmanlanyla hasta, durumuna göre en verimli şekilde soluk alıp vermesini öğrenebilir ve oksijen solunması hastaya yardımcı olur. Şişman hastaların zayıflamasına salık verilir. Amfizem, kalp yetmezliğiyle birlikte görülürse, duruma uygun tedavi uygulanmalıdır. Ancak böyle vakalarda hastanın sık sık ve çok yakından izlenmesi gereklidir. -
AMFETAMİN
Amfetaminler, sempatik sinir sistemi etkisi gösteren ilaçlardır, bkz. Sinir Sistemi. Kan basıncım artırır, kalp atımını hızlandırır, atardamarların daralmasına neden olurlar. Aynı zamanda, beyni etkileyip, heyecan, neşe ve canlılık hisleri uyandırırlar. Yüksek dozlarda, hasta heyecanlı, huzursuz, titrek, fazla konuşkan ve kaba hareketli olur ve ateşi yükselip, bayılabilir. Beyine olan etkilerinden ötürü, amfetaminler, depresyon (karamsarlık), yorgunluk hallerinde ve şişmanlarda iştah kesici olarak kullanılırlar; fakat, bu tür ilaçlar alışkanlık yapabilir ve sürekli yüksek dozları beyinde yıkıma ve deliliğe yol açabilir. Bundan ötürü, amfetaminler artık şişmanlık, yorgunluk ve depresyon vakalarında kullanılmamaktadır. Amfetaminler’e günümüzde yalnız narkolepsi denen ender rastlanan bir halde ve bazı sara vakalarında başvurulmaktadır. Amfetaminler, doktor reçetesi olmadan satın alınamaz. Son zamanlarda, amfetaminleri damar içi zerkler şeklinde kullananlarda, dokuyu öldüren bir tip arter hastalığı oluşturduğu görülmüştür.
-
ALYUVAR
Kırmızı kan hüc-residir. Sağlam bir insan kanının her milimetreküpünde, yaklaşık olarak beş milyon eritrosit bulunur. Bu hücrelerde, akciğerlerden dokulara oksijen taşıyan ve dokulardan metabolizma olayı sonucu açığa çıkan karbondioksidi alıp akciğerlere götüren hemoglobin vardır. Kandaki normal hemoglobin miktarı 14,5 gr. 100 ml.’dir ve her eritrositin üçte biri, hemoglobindir. Eritrositlerin, gazların difüzyonuna uygun olan özel bir şekilleri vardır; bunlar, bikonkavdır —yani, yanları içe çöküktür—. Kırmızı kan hücreleri, kemik iliğinde imal edilir ve ana şekillerinde çekirdeği olan bu hücrelerin son şekillerinde çekirdek bulunmaz. Bazen, ağır kanamalarda olduğu gibi, bu hücrelerin çok çabuk yapımı gerekir ve bu durumda, kanda henüz çekirdeklerini kaybetmemiş hücrelere rastlanır. Kanın bir yayma bileşiminde boyanan bu tip hücrelerde, kaybolmakta olan çekirdek artıkları ağsı bir görünümdedir. Bu tip hücreler, retikülosit adını alır. Eritrosit, insan vücudunun en küçük hücreleri olup, çaplan 7 mikrometredir. Eritrositler, yaklaşık olarak yüz gün yaşarlar.
-

Alüminyum
Alüminyum Bileşiklerin Tıpta Kullanımı
Alüminyum bileşikleri, tıpta başlıca iki nedenle kullanılır; bazıları doku ve damarları büzücü ilaç olarak, bazıları da alkalik madde olarak. Örneğin, alüminyum asetat, iltihaplı dış kulakta salgıları kurutmak için, kulak damlası olarak kullanılır
Alüminyum Nedir?
Alüminyum gümüş renkte, atom numarası on üç olan, doğada genellikle boksit halinde bulunan oksidasyona karşı dirençli bir maddedir. Endüstriyel sanayinin birçok alanında kullanılmakta olup olmazsa olmaz elementlerden bir tanesidir. Dünya ekonomisi içerisinde büyük bir paya sahiptir. Uzay ve havacılık sanayisi açısından büyük bir değere sahip, yapısal bileşenlerden oluşur. Hem hafif hem de yüksek bir dirence sahiptir. Özellikle taşımacılık ve inşaat sanayisinde büyük bir önem arz etmekte oldukça fazla kullanılmaktadır. Elektrik ve ısıyı oldukça iyi bir şekilde ilettiği için birçok yerde kullanılır. Oldukça dayanıklı olmasının yanında kolayca biçimlendirilebilir, yumuşak, saf bir metaldir ve yine oldukça kolay bir biçimde tel haline getirilebilir.
Alüminyum Bileşenlerinin Tıpta Kullanımı Nasıldır?
Alüminyum elementi tıpta pek çok alanda kullanılmaktadır. Çok fazla sayıda hastalığın tedavisinde kullanımı mümkündür. Alüminyum tıpta alüminyum tuzları olarak tedavi amaçlı kullanılmaktadır. Bunlar içinde en çok kullanılanı ise alüminyum hidroksit elementidir. Alüminyum hidroksit böbrek hastaları ve ülserli hastalarda tedavi edici bir element olarak kullanılmaktadır. Böbrek yetmezliği olan hastalarda gerek serum içlerinde gerekse de böbrek hastalarının kullandığı ilaçlar içerisinde alüminyum elementi kullanılmaktadır. Alüminyum bileşikleri tıpa bağlı olarak gelişen ilaç sanayisinde ve daha birçok hastalığın tedavisinde kullanılmaktadır. Bu yönden düşünüldüğünde, tıp için alüminyum bileşikleri vazgeçilmez bir element olmuştur. Hiç şüphesiz ki alüminyum bileşikleri gelişen tıp ile birlikte daha birçok hastalığın daha tedavisinde kullanılacaktır.
-
ALLERJİ İLAÇLARI
Antihistaminik’ ler). Histamin, allerji vakalarında, vücut hücrelerinden açığa çıkan maddelerden biridir ve değişik allerjik hastalıkların belirtilerinin meydana çıkmasına neden olur. Antihistaminikler de, histaminlerin etkilerini önleyen ilaçlardır. Bundan ötürü, antihistaminikler, allerjik reaksiyonun önlenmesinde çok etkili olup, saman nezlesi, ürtiker ve anjiyonörotik ödem durumlarını karşılarlar. Bu ilaçlar, ast-ma vakalarında çok yararlı değildir. Çünkü birçok antihistaminik ilaç vardır ve birkaçı denenip, özel bir bünye için en etkilisi seçilebilir. Antihistaminiklerin yan etkilerinden biri de, kişide uyuklama hali yaratmasıdır. Bu yan etki, sakinleştirici bir ilaca da gereksinme duyulduğunda yararlıdır, fakat dikkat isteyen işlerde çalışanlar için tehlikeli olmaktadır. Alkol, bu yan etkiyi artırır
