Nedeni: Burunda iltihaba yol açan herhangi bir durumdur: Nezle, burun karıştırmak, burun delikleri arasındaki bölmenin ön bölümlerinde bulunan ufak yaralar, burundaki yabancı cisimler, yaralanma ve erişkinlerde burun tümörleri ve yüksek kan basıncı, bu nedenleri oluştururlar. Bazen, nedensiz olan oldukça şiddetli burun kanamalarına da rastlanabilir.
Tedavi: Buruna soğuk kompres uygulamak ve burun deliklerini 10 dakika süreyle kuvvetle sıkmaktır. Burun kemerine ve ense köküne yerleştirilen çok soğuk bir kompres veya buz parçaları, atardamarların daralmasına yardım eder. Bu durumda, boyun damarlarında bir tıkanıklık olmamalıdır, çünkü o takdirde konjestiyon olur; bundan ötürü,boyun çevresi giyim kısımlarının gevşek olmasına dikkat edilmelidir. Bu basit önlemler etkisiz olursa (genellikle en etkili tedavi, hastayı yatırıp, sümkürmesini önlemektir), doktor, buruna bir gaz tampon uygular. Buna rağmen, kanama durdurulamazsa ve özellikle hasta yaşlı ve yüksek tansiyonlu ise, tedaviyi hastanede sürdürmek gerekir.
Yazar: yonca
-
BURUN KANAMASI (Epistaksis)
-
BURUN HASTALIKLARI
Bademcikler, sinüzit ve burun kanaması, ilgili başlıklar altında anlatıldığından, burada yalnız polipler, burundaki yabancı cisimlerve koku alamama halinden (anosmi’den) söz edilecektir.
Polipler, genellikle orta konka bölgesinde bulunan yumuşak çöle görünümünde kitlelerdir. Bunlar, parlak ve gri renkte olup, kronik iltihap sonucu, burun mukozasının aşırı gelişmesiyle oluşurlar. Başlıca belirtileri, burnun devamlı tıkalı olmasıdır, fakat kesin teşhis, doktor muayenesi sonucu, kitlelerin görülmesiyle konabilir. Salık verilecek tedavi, cerrahi yolla kitlelerin alınmasıdır.
Burundaki yabancı cisimler, genellikle çocuklarda görülür. Burundan şiddetle dışarı verilen solukla bunlar çıkartı-lamadığı takdirde, doktor tarafından alınmaları gerekir. Bu durumda kesinlikle yabancı cismi itip yerinden oynatmaya çalışmamalıdır.
Burun tıkanıklığına yol açan herhangi bir olay, anosmi veya koku alamama haline neden olur. Bazen, adi nezlede, beyin içi tümörlerinin varlığında veya koku sinirini etkileyebilecek bir kafatası kırığı vakasında da anosmi ortaya çıkabilir. -
BULAŞIK MADDELER
Bu terim, hasta bir kişiyle temas etmiş herhangi bir madde için (elbise, yatak takımları, oyuncaklar, kitaplar vb.) kullanılır. Bu maddelerle, pratikte olmasa bile, kuramsal olarak hastalığın yayılması inancı artık eskisi kadar korkutucu değildir. Ayrıca, bilinen çocuk hastalıklarının, erişkinlerde daha ağır seyrettiği anlaşıldığından, çocukluk çağında bulaşıp geçirilmesinin daha iyi olduğu kabul edilmektedir. Eski yıllarda, bulaşıcı hastalık vakalarında, bütün bulaşmış çarşaflar vb. kaynatılıp sterilize edilmekte, kitap ve oyuncaklar yakılmaktaydı. Günümüzde ise, bir kızamık veya kızıl vakasında, adi bir soğuk algınlığında alınan önlemlerin ötesine gidilmemektedir. Buna rağmen, çiçek gibi veya bit ve pirelerle taşman ağır, tehlikeli bulaşıcı hastalıklarda, bulaşık maddelerin sterilize edilip, gerekirse yok edilmesi de gereklidir
-
BRONŞEKTAZİ TEŞHİSİ
Doktorun kuşkulandığı durumlarda bronş filmi çekilmesi, hastanın akciğer içi hava yollarının genişlemiş olduğunu ortaya koyar. Tedavi: Hafif vakalarda, antibiyotik kullanılıp hasta baş aşağı duruma getirilir. Bu baş aşağı durma, yerçekimi etkisiyle balgamın rahat çıkmasını sağlayabilir. Bronşektaziden ötürü, akciğerin değişik bölgeleri etkilenmiş olabilir ve akıntı için, bu bölgenin boşalmasına uygun bir durum alınabilir. Eğer, üst lob-lar hastalanmışsa, en iyi akıntı, hasta ayakta durduğu zaman sağlanır; fakat hastalanan bölge alt loblarda ise, en etkili akıntı durumu, hastanın yüzükoyun yatağa yatıp, başını aşağı sarkıtmasıdır. Bu durumda, hasta öksürüp, balgam çıkartmaya gayret eder. Bu akıntı durumu, günde iki kez, yirmişer dakika süreyle yapılabilirse, balgam atımından ötürü, akciğerde hastalığın artması önlenebilir. Bazı uygun vakalarda ve özellikle çocuklarda, en etkili tedavi, hasta akciğer bölgesinin ameliyatla çıkartılmasıdır
-
KRONİK BRONŞİT TEDAVİSİ
Akciğer kanseri veya vereminin kesin olarak var olmaması durumunda, yukarıda sayılan belirtiler, kronik bronşite işaret eder. Tedavi güçtür. Hastalar, sigara içmekten tamamen vazgeçmelidir. Solunum egzersizleri yarar sağlar. Tozlu ortamda çalışanlar, bu çevreden uzaklaşmalı veya işini değiştirmeyi düşünmelidir. Dumanlı ve- sisli havalarda kesin olarak dışarı çıkılmamalıdır. Kronik bronşitlilerde zaman zaman akut bronşit, bronkopnömoni, pnömoni gibi, akut akciğer hastalıkları belirebilir. Böyle bir akut olaydan kuşkulanılırsa, enfeksiyon yatışana kadar antibiyotikler kullanılmalıdır. En sık başvurulan antibiyotikler, tetrasiklin ve ampisilindir. Sabah öksürüğünü ve sesli solunumu önleyebilmek için, sıcak içecek ve isoprenaline gibi ilaçlara ve hattâ özel bir duruma (baş aşağı durmak gibi) geçip akıntı yardımına başvurulur, (bkz. Bronşektazi). Bir çaydanlıktan su buharı solunulmasıyla, çoğu zaman yapışkan müküs tıkaçları yumuşatılabilir
-
BÖCEK ÖLDÜRÜCÜ MADDELER
Bu maddeler, koruyucu doktorlukta çok önemli olduğu gibi, tarımın verimli olmasında da etkendir ve sayılan günden güne artmaktadır. Genellikle ensektisidler: 1. Klorlu hidrokarbonlar ve 2. Organik fosfor bileşikleridir.
1. Klorlu hidrokarbonlar:
a) D.D.T.: Bu bileşimin diğer adı, Di-cophane’dır ve eklembacaklılar için zehirli, omurgalılar için ise, damar içine verilmedikçe, çok hafif toksiktir. Sivrisinek, sinek, bit, pireyi öldürür. 1944’te Napoli’deki bir tifüs salgınının D.D.T. ile başarılı kontrolünden bu yana, sıtma, veba, sarı humma ve sineklerce yayılan bütün hastalıkların önlenmesinde başarıyla kullanılmıştır. Son zamanlarda, D.D.T.’nin zararları da oldukça dikkati çekmiştir, ama yarar ve zararları karşılaştırmadan yargıya varmak hatalıdır. Çok yaygın kullanılışı sonucu, insan vücudunda az miktarda biriktiği kuşkusuz olan D.D.T.’nin kurtardığı canları, önlediği ıstırabı düşünmemek olanaksızdır. Bu ilacın başarısı da, zararı da, fiziksel yönden inaktif olmasına bağlıdır; bundan ötürü, kalıcı etkisi vardır.
b) Lindane (Gamma B.H.C.): Sinek, sivrisinek, bit ve tahtakurusu için D.D.T.’ den daha toksik olan bu ilacın kalıcı etkisi daha azdır.
c) Chlordane, Dieldrin: Dieldrin, böceklere karşı çok toksik olmakla birlikte, insanlar için de çok zehirlidir. Bundan ötürü çok çabuk etki yapıp, çok kalıcı etkisi olmasına rağmen, kullanılma alanı dardır.
2. Organik-fosfor bileşikleri: Bunlar, hem böcekler, hem insanlar için çok toksiktir. Bundan ötürü, ancak lorine hidrokarbonların etkisiz olduğu yerlerde kullanılır.Böcek öldürücüler, hastalıkların yayılmasını önleyen başlıca faktör değildir. Yeterli sağlık koşulları sağlanması ve haşaratın gelişme ortamlarının ortadan kaldırılmasına yönelmiş tüm çalışmaların ancak bir bölümü bu maddelerin kullanılmasını gerektirir. Bu ilaçlar, gelişigüzel kullanılmamalıdır, çünkü hem insanlara zararlı olabilir, hem de böcekler bunlara karşı bağışıklık kazanabilir. Bu hususa devamlı dikkat edilmesi ve gereken ensektisidin kullanılması çok önemlidir.
Günümüzde önemli bir konu da, bu maddelerin doğa dengesini bozarak Fauna ve Flora’yı temelden değiştirmeleridir. Çevre kirlenmesi diye tanımlanan genel bir kavramın içinde (Fabrika artıkları, kimyasal madde artıkları, deterjanlar vb…) ensektisitlerin de önemli biryeri vardır. Bu konuda başarıya ulaşmak için bir yandan spesifik böcek öldürücüler üzerinde yoğun araştırmalar yapılırken, diğer taraftan bu maddelerin ancak zorunlu hallerde kullanılması önerilmektedir. -
BÖBREKÜSTÜ BEZLERİ (Sürrenal bezler, Adrenal bezler)
Her böbreğin üst kutbunda, yaklaşık olarak 5 gr. ağırlığında, sarı renkten olan birer böbreküstü bezi bulunur. Bu bezlerin bir kabuk (korteks) ve bir de iç bölümü (medulla) vardır. Embriyolojik gelişiminde, medullamn kaynağı, sinir dokusu ve korteks’in kaynağı da, cinsiyet bezlerinde olduğu gibi, mesodermdir. Bu bezlerin, böbreğinkinden ayrı bir kapsülü olup, kanlanması aorttan, böbrek atardamarlarından ve diyaframa uzanan atardamarlardandır. Medulla ve korteksin görevi ayrıdır: Medulla, adrenalin ve no-radrenalin hormonlarını salgılar. Bu iki hormona verilen ortaklaşa isim, “kate-kolaminler”dir. Bu hormonların etkilerini ilk kez 1916 yılında Cannon, “korku, kaçma veya mücadeleye hazırlayıcı” olarak tanımlamıştır. Modern fizyologlar ise, bu hormonların şiddetli gerilim (stres) durumlarında ve vücudun önemli bir zorlukla karşılaştığı (akut hastalıklar, kazalar vb.) salgılandıklarını ispatlamışlardır, (bkz. Adrenalin). Korteks ise, kortikosteroid hormonları salgılar; bu hormonların salgılanması da gerilimdurumlarıyla ilgilidir, bkz. Kortikoste-roidler
-
BÖBREK TAŞI (Nephrolithiasis)
Belirtileri, sancı ve idrarda kan görülmesi-dir. Böbrek pelvisinde duran çok iri bir taş dahi, belirtisiz olabilir, fakat ürete-re geçen ufak bir taş, teşhiste yanılma-yacak nitelikte şiddetli sancı ve ağrı uyandırır. Büyük taşlar, böbrekte kronik iltihaba yol açarak, bel ağrısına neden olabilirler; fakat genellikle röntgen filmi çekilene kadar bunlar teşhis edilemeye-bilir.
Tedavi: Böbrek sancısı, atropin ve morfin enfeksiyonlarıyla hafifletilebilir ve taş, mesaneden dışarı atılıp da geride diğer taşların kalmadığı hallerde bu sancı tekrarlamaz. Ancak, taşın oluşmasına neden olan vaka, ileride yeni taşların yapımına ve böylece sancıya yol açabilir. Bundan ötürü, böbrek sancısı vakaları iyi incelenip etkeni ve artakalan taşların varlığı iyice araştırılmalıdır.
Bazı hallerde, üretere geçmiş olan taşlar, mesaneye ilerlemeyip, üreterin mesaneye girdiği noktada dururlar ve bu durumlarda bunların sistoskop veya ameliyatla yerlerinden oynatılmaları veya alınmaları gerekir. Böbrek pelvisinde teşhis edilen büyük taşlar, böbreğin tümünü almadan da, ameliyatla çıkarılabilir ve burada temel olan, işleyebilen böbrek bölümlerinin korunmasıdır. Bazen, özellikle her iki tarafta da bulundukları hallerde, çok büyük taşlar yerlerinde bırakılır, çünkü ameliyatla, çok az kalmış işleyebilir böbrek kısımları da zedelenebilir.
Son yıllarda böbrek taşı olan, fakat ameliyat edilemeyecek hastalarda (kalp yetersizliği, çok yaşlılık vb. gibi nedenler) ultrason dalgalan ile taşları bombardıman etmek ve parçalamak yöntemleri geliştirilmiştir. Halen gelişme halinde olan bu uygulamalarla belki de yakın bir zamanda pek çok böbrek taşı ameliyat edilmeden eritilebilecektir. -
NEFROTİK SENDROM
Birçok böbrek hastalıklarında, idrarla çok fazla albümin kaybı sonucu, kan protein düzeyi aşırı derecede azalmakta ve ödem (dokuların su toplayarak şişmesi) görülmektedir. İdrara aşırı miktarda albümin geçmesine eşlik eden durum, nefrotik sendrom diye adlandırılır. Bu duruma neden olabilen hastalıklar şunlardır: Akut nefrit, diğer glomerülonefritler, diyabet, lupus eritematoz, ilaç zehirlenmeleri (özellikle cıvalı ilaçlarla). Bazı vakalarda nefrotik sendrom, böbreklerde açık bir anatomik bozukluk olmadan belirebilir. Özellikle çocuklarda görülen nefrotik sendrom bu tiptir.
Belirtileri: En fazla 2-4 yaşları arasındaki oğlan çocuklarında görülür. Yüz ve bacaklardaki şişlikler, bu hastalıkta görülen kas erimelerini maskeler ve idrar protein doludur. Araya giren enfeksiyonlara sık rastlanır ve bu enfeksiyonlar durumu ağırlaştırır. Nefrotik sendrom, kronik nefrite dönüşmeden, belirtileri yıllar boyu görülebilir. Çocuklarda bu durum bazen kendiliğinden düzelebildiği gibi, bazen de tekrarlayabilir.
Tedavi: Neden olan hastalığın tedavisi gereklidir; özellikle ilaç zehirlenmesinde bu önemlidir. Ödem şişkinliklerini yok etmek için, frusemide (Lasix) ve ethacrynic asid (Edecrin) gibi diüretik-ler, potasyum tuzlan ile birlikte verilir ve sodyumsuz diyet uygulanır. Diyetin ayrıca protein değerinin yüksek olması gereklidir, ama genellikle bol proteinli yiyeceklerin sodyum kapsamı fazla olduğundan, sodyumsuz süttozu gibi gıda maddeleri kullanılmalıdır. Böbrekte açık bir bozukluğun görülmediği hallerde, kortikosteroidler yararlı olabilir, ama aksi takdirde bu ilaçlar yararsızdır. Yüksek kan basıncının da var olduğu hallerde, uygun tansiyon düşürücü ilaçlar kullanılır, ama böbreklerin fonksiyonbozukluğu bu durumu daha da zorlaştırabilir. -
KRONİK NEFRİT
Akut nefritten iyileşmenin tam olmadığı vakalar bu evreye dönüşebilir.
Belirtileri: Hastaların çoğunda belirti görülmez. Durum, rastlantı sonucu, idrarda protein bulunmasıyla teşhis edilir. Bazı vakalarda ise, bir dereceye kadar böbrek çalışmasında bozukluk ve zamanla kendine özgü belirtiler gösteren yüksek tansiyona rastlanmaktadır. (bkz. Hipertansiyon). Böbrek çalışmasının bozukluğu, azotlu artık maddelerin atılmasında aksama şeklinde belirir; bunun sonucu olarak da kan üre düzeyinin arttığı görülür. Ayrıca, böbreğin idrarı yoğunlaştırma fonksiyonu da bozulduğundan, çok sulu bir idrar atılmakta ve idrarla tuz kaybı artmaktadır. İdrar hacmi fazlalaştığından, hasta normalden sık idrara çıkar. Bazı hastalarda anemi de görülebilir.
Tedavi: Belirtisiz vakalarda tedavi gerekmemekte ve kişi tamamen normal bir yaşam sürebilmektedir. Böbrek fonksiyonlarında bozukluk belirdiği takdirde de, vücuttaki artık azot birikimi diyetle düşük düzeyde tutulabilir ve fazla su ve tuz kaybı da diyetle karşılanabilmektedir. Kan basıncının yükselmesine karşı, gerekli ilaçlar kullanılır. Uygun vakalarda, suni böbrekle kan diyalizi yararlıdır ve baz’ı çok dikkatle seçilmesi gerekli hastalarda, böbrek nakli düşünülebilir. -
BÖBREK İLTİHABI (Nefrit)
Kelime anlamı olarak, nefrit, böbreğin iltihabı demektir, fakat bu sınıflandırmaya giren hastalıkların nedenleri iltihap olmayabilir.
Nefritin bir benzeri de, Bright hastalığı’dır, çünkü Bright (1789-1858) busınıflandırmaya girebilecek çeşitli örnekler anlatmıştır.
Burada kullanılacak olan bir sınıflandırmaya göre, böbrek hastalıkları, akut nefrit, kronik nefrit ve nefrotik sendrom olarak ayrılmaktadır. Akut nefrit: 1. Akut glomerulonefrit. Nedeni: Bu hastalık, eskiden kızıl hastalığına neden olan hemolitik streptokok mikrobu enfeksiyonlarından sonra ortaya çıkabilirdi. Günümüzde antibiyotiklerin uygun ve vakitli kullanılmaları sonucu, bu mikrop sadece boğaz ağrısı ve iltihabına neden olmaktadır. Böyle bir boğaz hastalığından bir iki hafta sonra, böbrek glomerüllerinde antijen ve antikor bileşimlerinin birikmesinden ötürü akut nefrit belirtileri ortaya çıkmaktadır.
Belirtileri: Kanlı idrar, yüz ve bacakların şişmesi, ense ve baş ağrısı, kan basıncının yükselmesidir. Hastalık ilerledikçe, hastada nefes darlığı, öksürük ve bazen bulantı ve kusma görülür. İdrar yapımı azalmıştır. Tedavi: Hasta yatırılır ve tuzsuz diyet verilir. Sıvı ve. protein alımı da azaltılır. Bir hafta, on gün sonra, idrar miktarı normalleşir ve hasta kendini daha iyi hissetmeye başlar. Hastanın hafif vakalarda iki üç hafta daha, ağırlarında ise daha da uzun yatakta kalması gerekir.
2. Tekrarlayan hematüri: Oğlan çocukları ve erişkin erkeklerde, bazen kuvvetli idman sonrası veya burun-boğaz enfeksiyonu sırasında idrarlarının kanlı olduğu ve protein kapsadığı görülür ve bu durum tekrarlayabilir. Önemsenmeyen bu özellik, ileride kronik nefrite yol açabilir. Dolayısıyla idrar yollarında taş veya kum olmadığı belirlense bile herhangi bir kanamada nefrit olasılığı düşünülmelidir.
3. Anafilaktoid purpura: Çocuklarda, hemolitik streptokok enfeksiyonları sonrası deride kırmızılık, eklem şişkinlikleri ve özellikle bacak eklemlerinde şişmeler görülebilir. Bazen, karm ağrısı, kusma ve kanlı idrar da bu duruma eşlik eder. Genellikle, kendiliğinden düzelebilen bu durum, bazen de kronik nefrite dönüşebilir.4. Radyasyon nefriti: Bu durumda, böbrekteki yıkım, ne antikor-antijen bileşimi birikmesinden, ne de anafilaktik pur-pura’da sanıldığı gibi hipersensitivifeden ileri gelmektedir. Buradaki yıkıcı ajan, X-ışmlarıdır. Günümüzde pek rastlanmayan bu olaya, eskiden nedeni bilinmezken rastlanmaktaydı. Nefrit belirtileri, radyasyona maruz kaldıktan altı ay – bir yıl sonra ortaya çıkmakta ve akut nefriti andırmaktadır. Bazı vakalar, akut devreden geçmeksizin, kronik nefrite dönüşebilir.
5. Poliarteritis nodosa da böbreği yıka-bilen bir hastalıktır. -
BÖBREK
Anatomi: Böbrekler, karın arka duvarında, periton arkasında, bel kemiğinin her iki yanında, ikinci bel omuru düzeyinde bulunurlar. Solunum hareketleriyle, bunlar da aşağı yukarı hareket ederler. Üst kutupları üzerinde, böbreküstü bezleri vardır. İç kenarlarından, içlerinde mesaneye idrar taşıyan tüpler olan üreterler uzanır. İnsan böbreği, aşağı yukarı 10 cm. uzunluğunda, 150 gram ağırlığmdadır ve kapsül adını alan sert bir bağdoku ile kaplıdır. Böbrek dokusuna atardamarlar, toplardamarlar ve sinirler, üreterlerin girdikleri noktadan girer ve bu nokta, bilum adını alır.
Böbreklerde uzunlamasına bir kesit yapılırsa, böbrek dokusunun, dışta soluk renkli korteks ve içte daha koyu renkli medulla bölümlerine ayrıldığı görülür. Medulla, ana dokudaki boşluk olan pelvis boşluğuna açılan piremitlerden oluşur. Böbrek ana dokusu, yaklaşık bir milyon mikroskopik nefron’dan yapılmıştır. Her nefron’un başlangıcı, bir zarla çevrelenmiş ve glomerül adı verilen kılcal damar yumağı halindedir. Glomerül ile onu çevreleyen zarın bütününe, XVII. yüzyılda bu yapıyı tanımlayan doktorun adı nedeniyle, Malpighi cismi adı verilir. Malpighi cisminden 30-40 mm. uzunluğunda bir borucuk uzanır.Bu borucuğun ilk bölümü kıvrımlıdır, bu nedenle proksimal kıvrımlı bölüm diye adlandırılır. Borucuğun bundan sonra gelen bölümü, önce medullaya doğru dümdüz iner, saç firketesini andırırcasına kıvrılır ve yine büklümlü bir bölüm oluşturur. Bu ikinci büklümlü bölüme de distal kıvrımlı bölüm adı verilir. Bu borucuklar, bir toplayıcı boruda sonlanırlar. Her bir toplayıcı boruya, yaklaşık olarak 10 nefron açılır ve toplayıcı boruların hepsi de birleşip böbrek pelvisine açılırlar. Böbreklerde kan, karın aortundan doğrudan dallanmış olan bir böbrek atardamarından gelir ve pis kan da böbrek toplardamarıyla alt vena cava’ya açılır. Lenf damarları da, kan damarlarına paralel gider.
Çalışması: Böbreklerin görevleri, kanın asit baz dengesini değişmez tutmak, vücudun su ve elektrolit dengesini sağlamak ve azotlu artık maddelerin vücut dışına atılmasını sağlamaktır. Bir insan, böbreksiz olarak ancak 2-3 hafta yaşar. Sağlam bir insanda, büyük miktarda kan sürekli olarak, Malpighi cisimlerinde süzülür. Proksimal kıvrımlı bo-rucukta, bol miktarda su yeniden emilir. Bu su ile birlikte tuz ve bazı maddeler de emilir. Atılacak maddelerin su içinde eriyik halinde olması da ayrıca gereklidir. Borucuğun daha ileri bölgelerinde böbreğin vücut sıvı ve asidite dengesi düzenleme mekanizması daha fazla işler. Böbreğin çalışmasını etkileyen başlıca üç faktör vardır: Kılcal damarlardaki kan basıncı, kanın dolaşım hızı ve borucuk duvarındaki hücrelerin durumu. Böbrek çalışmasına etkili hormonlar ise, böbrekte sodyum işlemini etkileyen aldoste-ron ve kortikol, su atılmasını etkileyen ve hipofizce salgılanan vazopressin (anti diüretik hormon), yine sodyumun atılmasıyla ilgili olup, hipofiz tarafından salgılanan büyüme hormonu, fosfat atılmasını etkileyen paratiroid hormonları, su ve tuz dengesini etkileyen ve tohum bezlerince salgılanan seks hormonlarıdır.
Böbrek dokusu da, renin adını alan bir enzim salgılar. Renin, karaciğerde oluşan antiotensinogen maddesinin angiotensine çevrilmesinde etkilidir. Bu da, özellikle böbrek kan damarlarının ve bütün vücut kan damarlarının kuvvetli daralmasıyla böbreküstü bezinin aldosteron salgılamasında etkendir. Büyük bir olasılıkla, kan damarlarının daralmasına neden olan renin, böbrek hastalığı ile yüksek kan basıncı arasındaki ilgiyi sağlayan maddedir. Eritropoetin diye adlandırılan ve alyuvarların yapısında gerekli olan bir maddenin de, böbrekte bulunmamasına rağmen, yapılışının böbrekle ilgili olduğu iddia edilmektedir.
Böbreklerin çalışması ve şekillerini incelemek amacıyla, idrarla atılabilen bir kontrast madde (Urolesectan, Urografin vb.) damara enjekte edilip, aralarla böbrek röntgen filmleri çekilir. Böbrek çalışma ve şeklini incelemenin diğer bir yöntemi de, mesaneye bir sistoskop yerleştirdikten sonra, çok ince ve oldukça sert tüpler olan üreter kateterleri sokup, bunları sağ ve sol üreterlere ayrı ayrı koymaktır. Bu kateterlerden, her bir üreterden ayrı ayrı gelen idrar toplanıp, her bir böbrekten gelen idrar miktarı, görünüşü, kimyasal yapısı saptanabilir. Gerekirse, bu kateterlerden de kontrast madde gönderilip, böbrek röntgeni alınabilir. Böbrek şeklinin incelenmesinin bir diğer yolu da, böbrek çevresine hava verip, röntgen filmi çekmektir, (bkz. Ventrikülografi). Böbrek kan damarlarının incelenmesi için, kasıkta uyluk atardamarına sokulan ince bir polietilen sonda aorta gönderilir. Bu sondadan içeri verilen kontrast madde, böbrek atardamarlarına geçeceğinden, kısa aralarla çekilen bir seri röntgen filmi, böbrek kanlanmasına ilişkin fikir verir. Böbrek hastalıkları: Bunlar, kendi başlıkları altında anlatılmıştır, bkz. Nefrit, Böbrek Taşı, Hipernefrom, Polikistik Böbrek, Piyelit… vb.