Kadınlar Sitesi, Gebelik, hamilelik, doğum

Yazar: yonca

  • Beyin Sarsıntısı

    Beyin Sarsıntısı

    Bu terim, beynin bir kısmına kan ulaşımının bir kan pıhtısıyla engellenerek (beyin trombosisi) ya da çatlayan bir damardan beyne kan sızmasıyla (beyin kanaması) birdenbire ve kritik olarak kesilmesi anlamına kullanılır. Bu durum yüksek tansiyonu olan insanlarda daha çok olasıdır. Her iki durumda da bunlardan etkilenen beyin hücreleri bütünüyle görev yapamaz hale gelirler. Beynin her bölgesi, vücudun değişik bir sistemini ya da kısmını denetler ve meydana gelen herhangi bir sakatlık beynin hangi merkezinin, ne kadar etkilenmiş olduğuna bağlıdır. Büyük beyin sarsıntıları sıklıkla öldürücüdür, ama birçok insan küçük sarsıntılardan başarılı bir şekilde iyileşerek kurtulmuştur. Beyin sarsıntıları 55 yaşın üzerindeki insanlarda, göz kararması ya da dolaşım bozukluğu olanlarda ya da daha önce sarsıntı geçirmiş olanlarda daha çok yaygındır. Belirtileri ve görüntüleri sarhoşlukla karıştırılabilir.

    Beyin sarsıntısı, herhangi bir sebeple başa alınan bir darbe sonucunda beynin kafatası içerisinde sarsılarak yerinden oynaması durumudur. Sportif aktiviteler, çarpma, düşme gibi nedenlerle başa alınan bir darbe, beynin yerinden oynamasına sebep olur. Bu durumda çeşitli rahatsızlıklar baş gösterebilir. Beyin sarsıntısı, alınan darbeye bağlı olarak birkaç saniye sürebileceği gibi bazen günlerce hatta haftalarca sorun yaşamanıza sebep olabilir.

    beyin sarsıtısıBeyin sarsıntısı sonucunda gerekli önlemler alınır, bakım şartları sağlanırsa sorun kolayca çözülebilmektedir. Ancak önemsenmez ise çok ciddi neticeler doğurabilir, hatta ölüme dahi neden olabilir. Ayrıca darbenin şiddeti fazla olduğunda hafıza kayıplarına neden olabilmektedir.

    Belirtileri

    Bazı durumlarda geçici bilinç kaybı, baş ağrısı, kafa karışıklığı, sisli bir ortamda bulunma hissi, amnezi, kulak çınlaması, kafada fiziksel baskı hissi, bulantı ve kusma, yorgunluk, dilin dönmemesi ve konuşmada zorlanma gibi sorunlar, beyin sarsıntısına bağlı olarak ortaya çıkabilmektedir. Başa alınan bir darbe sonucunda saydığımız belirtilerden birinin yaşanması halinde hemen bir hastaneye gidilmelidir.

    Tedavisi

    Doktor tavsiyesiyle alınacak birtakım ilaçların yanında beyin sarsıntılarının en önemli ilacı dinlenmedir. Dinlenme, hem fiziksel olarak, hem de zihinsel olarak uygulanmalıdır. Kitap okuma, bilgisayar kullanma, tv izleme gibi aktiviteler bir süreliğine terk edilmeli ve beyin sakin kalmalıdır. Ayrıca vücut normalde yorucu gibi görünmeyen aktivitelerden dahi bir süreliğine uzak tutulmalı, böylece kesin bir fiziksel dinlenme sağlanmalıdır. Ancak dinlenirsem geçer anlayışı güdülmemeli, mutlaka bir uzman doktor kontrolünde olunmalıdır.

  • BAŞ YARALANMALARI

    Baş ve beynin yaralanmaları: Herhangi bir darbe veya kaza sonucu başın yaralanmasına kafa travması denir. Yüksek bir yerden ! düşme sonucu, trafik kazalarında, | kavgalarda, taş, sopa veya demirle
    başa gelen darbelerden sonra I kafatası, baş, yüz ve boyun çeşitli ölçüde zarar görebilir. Bazen travma şiddetli olabilir. Uzun ve çok yönlü bir tedavi gerektirir. Kafa derisindeki kesikler, yaralar iyi tedavi edilirse ve mikrop kapmazsa çabuk iyileşir. Kafatası kınklan bazen şiddetli de olsa, uzun da sürse genellikle sonrası için bir etki bırakmadan iyileşir.
    Açık kınklar bazen menenjite yol açabilir, fakat antibiyotik kullanıldığında bu tehlike azalır. Basit kınklar yeterli özen gösterilirse, hiçbir sorun yaratmadan iyileşirler.
    Görünürde bir yara olmaması, başın zarar görmediğine delil değildir. Bazen dışarıda hiçbir iz olmadığı halde tehlikeli bejin kanamaları olabilir. Kafasını çarpan kimse bayılmışsa, tekrar ayılsa bile, mutlaka bir doktor tarafından muayene edilmelidir.
    Eğer baygınlık devam ediyorsa veya hasta biraz ayılıp tekrar uykuya (komaya) giriyorsa, kesinlikle hastaneye kaldırılması veya uzman doktor tarafından görülmesi şarttır.
    Kafa çarpmalan ve kafa üstüne düşmeler çocuklarda sık olur. Eğer kafada bir yara izi yoksa ve çocuk normal görünüyorsa bir müddet (birkaç saat) göz altında bulundurulmalıdır. Durumunda bir değişiklik görülüyorsa, baş ağnsı, uyku hali, ellerde uyuşma, bulantı, kusma gibi belirtiler olursa hekime başvurulur.
    j
    Başın yaralanması sonucu beyin
    : mikrop kaptığında veya kafatası sinirleri, beyin zan yaralandığında çok ciddi durumlar meydana gelebilir. Bejin j’aralanmalan; sarsılma, ezik, yırtılma olarak 3 şekilde sınıflandırılabilir. Bejin sarsıntısına çok sık rastlanır. Geçici bilinç kaybı meydana getirir. Beyin sarsıntısı geçirenler genellikle tamamen iyileşirler. Bejin ezilmesi sinir merkezlerim çeşitli şekillerde
    l etkileyebilir ve fonksiyonlannı durdurabilir, j’ravaşlatabilir veya hızlandım. Yırtılmada ise beyin
    j dokusu tam bir zedelenmeye uğrar.
    i Beyinde şişme (ödem) meydana gelir, kan dolaşımı azalır ve bu da dokunun yaralanmasını ilerletir. Hasta bilincini tekrar kazandığında, yaralanmanın yerine göre, çeşitli derecede bir bellek kaybına uğrar. Bilincin tam olarak yitirilmesinde, ijileşme aşamalı olur. Bilinç bazen birkaç dakikada, ağır vakalarda ise ancak birkaç gün sonra
    | tekrar kazanılır.
    Ağır baş yaralanmalannda beynin önemli fonksiyonlan felce uğrayabilir. Solunum sistemi felce uğradığında bir an önce yapay solunum yaptırılmadığı takdirde ölüm meydana gelebilir.
    Beyin zedelenmeleri menenjite, kanamaya, iltihaba ve geçici ya da kalıcı ruhsal bozukluklara neden olabilir. Baş j-Taralanmasmı izleyen ajiar ve yıllarda sara (epilepsi) nöbetleri meydana gelebilir.Tekrarlanan baş sarsmtılannda özellikle boksörlerde olduğu gibi “Yumruk sarhoşluğu” denilen durum doğabilir. Beyin içindeki küçük kanamalar buna neden olabilir. Bu durum koordinasyon, bellek, dikkat toplama, görme ve işitme merkezlerinde anza ve kayıplara yol açabilir.
    Baştaki yaralar vücudun diğer yerlerindeki yaralar gibi tedavi edilir. Baş derisi çok damarlı olduğundan kesilince çok kanar. Üstüne temiz bir pansuman (gaz bezi) bastırarak kanamayı durdurabilirsiniz. Baş yaralarında ekseri tetanos serumu vermek gerekil’. Çünkü yara içine pislik girmiş olabilir veya saçlar araya sıkışır. Yaranın düzgün, temiz ve çabuk kapanması için dikiş atmak gerekir.
    Kafa çarpmalan sonucu kafatası kınklan, beyin sarsılması, beyin zedelenmesi, bejin kanaması olabilir. Bunlan uzman hekimin tedavi etmesi gerekil’. Bunun için vakit kaybetmeden hekime baş\oırun.
    Baş yaralanmalarının ve meydana gelebilecek şok halinin tedavisi için
    yapılacak ilkyardım, hastayı hareketsiz tutmak ve gerektiğinde cerrahi müdahale için hastaneye yatırmaktır. Şok ile mücadelede damar içine glikoz solüsyonları ve kan nakli gerekebilir.

  • ASİT KAZALARI

    Asitler katı, sıvı ya da gaz halinde bulunan, çoğunlukla ekşi, hatta yakıcı maddelerdir. Asitlerin başlıca özelliği, çeşidine göre az ya da çok yakıcı, tahrip edici olmasıdır.
    Herhangi bir asit, bir yerimize değerse deriyi yakar, dokulan parçalar. Bu gibi durumlarda hemen tedavi yoluna gitmelidir, gecikme tehlikeyi artırır.Kezzap (nitrik asit), tuz ruhu (kloridrik asit), kükürt asidi (asit sülfürik), vitriol, keskin, yakıcı asitlerdir. Bunlar evlerde mermerlerin, taşlann, fayansların, özellikle tuvalet taşlarının temizlenmesinde kullanılır. Asitler dökülecek olursa, değdiği yeri yakar, insanın elini, jüzünü tahrip ettiği gibi giyecekleri, eşyayı parçalar.
    Otomobil kazalannda, akümülatörden akan tuz ruhu (kloridrik asit) tehlikeli durumlar yaratabilir. Trafik kazalannda, akümülatörün asidi kaza geçiren kişilere değerse, asidin değdiği yerlerde tehlikeli bir yara açılır. Asit yaralan da tıpkı ateş yamklan gibi zor iyileşen yaralardır. Bu gibi yaralar, kazadan hafif kurtulanlann bile yaralarını tehlikeli bir duaıma sokar, kınklara yapılması gereken ameliyattan geciktirir. Bu gibi kazalarda alınacak ilk tedbir, asidin bulaştığı bölgeyi sabunlu bol suyla yıkamaktır. Bunun yanı sıra derhal doktor çağırmak ya da hasta hastaneye kaldırılmalıdır.

  • ARI SOKMASI

    An sokması, hayatı tehdit etmesi bakımından pek önemli değildir. Ancak birden fazla an soktuğu zaman hassasiyeti olan kişilerde astım nöbeti meydana getirmesi bakımından önemli olabilir.
    Belirtiler:Işınlan yerde, ağn, kızanklık ve şişlik vardır. Arının soktuğu yerde kısa süren şiddetli bir ağn ve daha sonra birkaç gün devam eden kaşıntı olur. Sokma yerinde şişlik, kızartı vardır. Baş dönmesi, bulantı, çarpıntı, uyuşma da olabilir. Bazen ateş yapabilir.
    Bal ansı soktuğu zaman iğnesi deride kalır, an ölür. Yaban ansının iğnesi ise düz olduğundan kopmaz. Bu anlar defalarca sokabilir.
    An sokması ciddi olaylara sebep olabilir. Çok sayıda annın birden sokması yetişkin bir insanı öldürebilir. Kalbi, böbrekleri hasta olan kimselerde az sayıda annın sokması da kötü sonuçlar verebilir. Annın ağız içinden sokması, iğnesinin damar içine girmesi de çok tehlikeli durumlar yaratabilir.
    An sokması çocuklarda, büyüklerden daha şiddetli bir sonuç verir. Hele birkaç annın birden bir çocuğu sokması, yetişkinden daha tehlikeli durumlar yaratabilir.
    Tedavi:An sokunca yapılacak şeyler şunlardır:
    ■ İğne deride kalmışsa hemen çıkarılmalıdır. Sokma yerine amonyak, tentürdiyot, potasyum permanganat eriyiği sürmek iyi gelir.
    ■ An ağızdan sokmuşsa boğazın şişmesine engel olmak için bol tuzlu bir su hazırlanıp yudum yudum içilmelidir.
    ■ An sokmasından sonra alerjik tepkiler görülürse kalsiyum şırıngası, antihistaminik ilaçlar kullanılır.
    An zehiri romatizmada, nevraljilerde, müzmin mafsal hastalıklarında faydalı etkiler göstermektedir. Bu amaçla an zehirinden ilaçlar yapılmıştır.

  • APANDİSİT

    Appendiksin iltihaplanmalanna apandisit denir. Tedavi edilmediği zaman insan hayatını tehlikeye sokan acil ve tehlikeli bir tablo yaratır. Apandisit genellikle çocukluk çağında görülmez, genç ergenlik ve orta yaş grubunda sık görülür.Belirtiler:2-3 gün önceden başlayan iştahsızlık vardır.
    ■ Kabızlık görülür.
    ■ Bulantı, kusma olabilir.
    ■ Ağn önce göbek etrafından başlar, 6-8 saat sonra sağ alt kadrana geçer.
    ■ Ağn olan bölgeye elle bastırılıp aniden bırakılınca ağn birdenbire şiddetlenir.
    ■ Appendiks delindiği zaman ağnda geçici olarak hafifleme olabilir.
    Tedavi:Apandisit şüphe edilen her vakada;
    ■ Ağızdan herhangi bir şey verilmemeli,
    ■ Kann sağ alt kadranına buz veya buz torbası konulabilir. Soğuk, bir yandan
    ağrıyı
    hafifletirken diğer taraftan hastalığın ilerlemesine
    engel olur.
    ■ Hasta mutlak surette en yakın sağlık merkezine götürülmelidir.

  • TÜP BEBEK NEDİR?

    Günümüzde üremeye yardımcı teknikler, kısırlık sorunu olan çiftler için yeni ufuklar açmış ve çeşitli dünya ülkelerinin yanı sıra ülkemizde de yaygın uygulama alanı bulan etkili bir tedavi yöntemi olmuştur. Tüp Bebek yöntemi ile başlayan çalışmalar çocuksuzluk sorunu olan çiftlere bir yandan yeni umutlar vaad ederken, diğer yandan da erken üreme dönemi hakkındaki bilgilerimizin gelişmesini sağlayarak son yirmi yıl içerisinde yepyeni tedavi yöntemlerinin gelişimine olanak sağlamıştır.lk sperm hücresinin 1800’lü I yıllarda mikroskop altında X görülmesinden sonra Avusturyalı bilim adamı Schenk 1878’de ilk vücut dışındaki döllenmeyi bir memeli hayvan yumurtasında gerçekleşirmiş ve bilimsel bir makale olarak bu çalışmasını yayınlamıştır. Bu çalışmadan sonra bilimsel çalışmalar 1940 lı yıllarda hızlanmış ve günümüzde kullandığımız cihazların ve laboratuvar koşullarının gelişmesinde büyük katkılan olmuştur. Dr. Steptoe ve Dr. Edwards tarafından gerçekleştirilen dünyanın ilk tüp bebek gebeliği 1976 yılında ortaya çıkmış ancak dış gebelik ile sonuçlanmıştır. Nihayet aynı ekip tarafından gerçekleştirilen bir diğer tüp bebek gebeliği 25 Temmuz 1978 yılında dünyaya gelen Louisa Brown’un doğumu ile çocuksuzluk sorunu çeken aileler ile bu konuda çalışan hekimlere çok yeni ufuklar açmış ve yeni umutlara neden olmuştur. Daha sonra yıllar içerisinde giderek artan bir hızla yayılan tüp bebek teknolojisi sonucunda günümüzde
    yaklaşık 1.500.000 çocuk dünyaya gelmiştir.

  • DİYAFRAM

    Karın ve göğüs boşlukla­rını ayıran kas tabakasına diyafram de­nir. Diyaframın kalınca dış bölümü, yan­larda alt 6 kaburga ve bunların kıkır­daklarına, önde sternum’un en alt bölü­müne ve arkada da bel omurlarına ya­pışmaktadır. Diyaframın orta bölümü ki-rişsi yapıdadır ve dıştaki kas bölümü bu orta kiriş bölümüne bağlıdır. Diyafram kubbe şeklindedir ve dıştaki kas kasılınca, bu kubbe yassılaşmakta ve gö­ğüs boşluğunun hacmi artıp, karın boş-luğundaki azalmakta, akciğerler geniş­lemektedir. Diyafram siniri, frenik sinir­dir ve bu sinir, boyundan diyaframa uza­nır. Böylece, boyun omurlarının hasta­lık veya kaza sonucu yıkıma uğramasıy­la diyafram felci ve solunum güçlüğü görülebilir. Diyaframdaki büyük delik­lerden, yemek borusu, aort, göğüs lenf kanalı, vena kava ve öndeki iki ufak delikten de üst epigastrik atardamarlar geçmektedir. Midenin yemek borusu de­liğinden, göğüs boşluğuna doğru fıtıklaşıp çıkması mümkündür, bkz. Hiatus Fı­tığı ve Fıtık.

  • DİVERTİKÜLİT

    Kalınbarsak diverti-külünün (bkz.) iltihabıdır. Belirtileri: Karnın sol alt bölü­münde ağrı, ishal veya kabızlık. Bu ağrı krizleri, uzun bir süre tekrarlayabilir. Hastalık ağır ise, iltihaplı divertikül patlayıp, karın zarı iltihabına yol açabilir. (bkz. Peritonit). Fakat bu patlama bütün karın boşluğunu ilgilendirmeyebilir. Ba­zen iltihap, ancak komşu dokulara ve organlara yayılabilir veya dizertikül, me­sane veya diğer bir barsak bölümü içi­ne patlayıp, bir fistül meydana getire­bilir, (bkz. Fistül). Barsak içine kanama olabilir ya da iltihaplı divertikül’ün üstü omentum’la kaplanıp, bu kitle büyük bir tümör oluşturabilir. Bu son halde, ayrıca barsak tıkanıklığı da varsa, du­rum habis bir tümör varlığıyla karıştırılabilir ve ayırıcı teşhis ancak ameli­yatla konabilir.
    Tedavi: Bir divertikülit krizi teşhis edilebilir ve habisliğinden kesinlikte kuş­ku duyulmazsa, hasta yatırılır, sıvı gıda ve antibiyotikler verilir. Teşhis hakkın­da kuşku varsa, ya barsak tıkanır veya bir fistül oluşursa, ameliyat gerekir; bu da genellikle bir kolostomi bkz. ameliya­tıdır.

  • DİŞ ÇÜRÜMESİ

    Genellikle, uygarlık has­talığıdır ve “”uygar” yiyecekler —fazla şekerli ve fazla yumuşak— yemek so­nucu, oluşur. Bu gibi besin maddeleri, bakterilerin çoğalmasını, bunların mine tabakasını bozup, dentin tabakasına ve hattâ dişözüne girmelerini ve buraları yıkmalarını sağlar. Bu durumun belirti­lerinden biri, diş ağrısıdır ve enfeksiyon ilerleyip, diş ya da dişeti absesine yol açabilir. Diş ağrısmı gidermek için alı­nacak ilk önlem, ağzı bikarbonat dö sud gibi bir alkali ile çalkalamak, aspirin vermek ve dişte boşluk varsa, bunu, yon­ca yaprağı yağma batırılmış pamukla tı­kamaktır. Dişlerin bakımsızlığı sonucu jinjivit denen dişeti iltihaplanması görü­lür; burada akut devrede, dişetleri kıza­rık, şiştir ve fırçalamayla çok çabuk ka­nar. Bundan ötürü yumuşak bir diş fır­çası kullanılması ve dişetlerine her gün masaj yapılmalıdır. Antiseptik bir ağız gargarası da yardımcı olabilir. Alvoeller piyore ya da paradontal hastalığın jinji-vitten farkı, burada, dişlerin dişetleriyle birleştiği yerde bir cerahat keseciğinin oluşmasıdır. Fakat, her iki hastalıkta da dişler yuvalarında gevşer, dişetleri çeki­lir ve dişlerin boyun kısımları meydana çıkar. Jinjivit ve piyore’nin esas teda­visi dişçiye aittir.
    Dişler, her sabah ve gece ve mümkün­se her yemekten sonra fırçalanmalı ve ağız sağlığına dikkat edenler, fazla tatlı, karbonhidratlı yemekler yemekten ve tat­lı içkilerden sakınmalıdır. Diş sağlığının genel sağlık durumuna olan etkisi tar­tışma konusudur. Muhakkak ki, ileri pi­yore vakalarında, diş çevresi cerahatini yutmak pek iyi değildir. Fakat günü­müzde, pek az doktor, diş çürümelerinin genel sağlık durumunu bozacağına ina­nır. 30 yıl kadar önce, “fokal enfeksi-yon”un, romatoid artritten, akıl hastalı­ğına kadar, çeşitli illete yol açabileceğine inanılmaktaydı ve bundan ötürü, bu has­talıkları tedavi amacıyla, bu gibi hasta­ların dişleri çekilmekteydi. Günümüzde bu inanç artık rağbet görmemektedir. Mide hastalıklarında bile, nedeni dişlere bağlamak yersizdir, çünkü bilinen bir husus, özel bazı bünyelerin ülsere eği­limli olduklarıdır. Bugün yaygın inanç, diş hastalığının yalnız ağzı ilgilendirdiği, fakat bu durumun hoş olmadığı, ağrılı olduğu ve hattâ estetik olmadığı ve bun­dan ötürü zamanında tedaviyi gerektir­diğidir. İçme suyuna flüor katkısıyla diş çürümelerini önlemek konusu “Fluor” başlığı altında tartışılmıştır.

  • DİŞLER

    İnsanda, her bir çenede 16’şar olmak üzere, 32 kalıcı diş vardır. Bun­lar, çenenin her iki yarısında da şu sı­rayı izlerler: 2 kesici, 1 köpek, 2 küçük azı, 3 azıdişi. Kesiciler, adları üstünde, kesmeye yararlar. Özellikle et yiyen hay­vanlarda gelişmiş olan köpekdişleri, yırt­mak, parçalamak içindir. Küçük azılar ve azıların görevi de, öğütmektir. Bir dişin en dış tabakası, kalsiyum fosfat,fosfat, kalsiyum karbonat ve kalsiyum fluorür’den ibaret sert bir mad­de olan mine’den yapılmıştır. Dişin ge­risi de aynen mine’yi oluşturan madde­lerden yapılmıştır, ama daha yumuşak­tır ve derttin adını alır. Bu son kısım içinde, mine ile merkezdeki dişözü ara­sındaki bağlantıyı sağlayan ufak kanal­lar bulunur. Dişözünde, kan damarları ve sinir dokusu vardır. Kesiciler, kö-pekdişi ve genellikle birinci ufak azılar­da, dişin bir kökü vardır. İkinci ufak azılarda diş iki köklüdür, üstçene azı­dişleri ise 3 köklüdürler. Buna karşılık, altçene azıdişlerinin ikişer kökü vardır. Kalıcı dişlerden önce bulunan sütdişleri, daha az sayıda, daha ufak, daha beyaz ve şekilleri kalıcılarınkinden farklı olan dişlerdir. Kalıcı dişler, 5-20’nci yaşlar arasında çıkar. En son çıkan ve en ufak azıdişi “akıl dişi” adını alır.Sütdişleri:Orta kesiciler i Yan kesiciler ve 20 diş ■) birinci azıdişleri Köpekdişleri İkinci azıdişleriKalıcı dişler:Birinci azıdişleri Orta kesiciler Yan kesiciler Birinci küçük azıdişleri İkinci küçük azıdişleri Köpekdişleri İkinci azıdişleri Üçüncü azıdişleri

  • Diskrazi

    Organizma için gerekli olan maddeler arası dengenin bozulması so­nucu ortaya çıkan normal dışı durum­dur. Eskiden bu deyim, “organizmanın sıhhatli olması için gerekli olduğu kabul edilen vücut sıvılarının kötü durumu”nu tanımlamak için kullanılırdı.

    Vücudumuzdaki organizmalar için gerekli olan maddeler arası dengenin bozulması ile ortaya çıkan durumdur. Diskrazi, vücutta dolaşan sıvıların, özellikle de kanın bileşiminde bozukluklara yol açan pek çok hastalığın ortak adıdır. Diskrazi, çoğu zaman kan hücreleri veya trombositlerle ilgili olarak kanda anormal bir durum baş göstermesidir. Bir kan hastalığı olan diskrazi, patolojik durumları tanımlayan genel bir kavramdır. Tıp dilinde diskrazi, metabolizma bozukluklarına bağlı anlatmak amacıyla kullanılan bir terimdir. Diyabet, damla, şişmanlık gibi hastalıklar hakkında ayrıntılı bilgilerin çoğalmasından dolayı, diskrazi artık eskisi kadar kullanılmayan bir sözcüktür.

    Kan, organlara beslenmeleri ve kendi kendilerini yenilemeleri için gerekli olan maddeleri taşımaktadır. Fakat kanın bileşeninde bozukluklar olması vücudun hastalanmasına yol açar. Diskrazi, sadece kanda aynı zamanda kemik iliği ve diğer vücut sıvılarında da herhangi bir problem çıkmasının genel adıdır. Diskrazi gibi kan hastalıklarını inceleyen bilim dalına hematoloji denmektedir.
    Diskrazi, kanın en çok kullanıldığı organımız olan kalpte oluşan siyanoz adlı hastalıkla da ilgilidir. Siyanoz, kanın iyi oksijenlenmediği, kalp veya büyük damarlar seviyesinde kirli kanın temiz kana karışması ile ortaya çıkmaktadır.

    Kalp, göğüs kafesi içerisinde ve akciğerlerin üzerinde yer alan, tüm canlılar için hayati önem taşıyan ve kanın tüm vücuda dağılmasını sağlayan organdır. Diskrazi ile ilgili olarak gelişen bir hastalık işte bu yüzden direk olarak kalbi etkilemektedir. Çünkü dizkrazi ile birlikte kan akışında da sorunlar ortaya çıkmaktadır.

  • DİRSEK EKLEMİ YARALANMALARI

    Bu eklem­de de diğer eklemlerde olduğu gibi, çık­ma söz konusudur ve bu çıkık, genellik­le öne ve dışa doğru olur, yani, eklemin iç kenarı açılmıştır. Çıkık dışa doğru olduğu zaman, iç taraftaki bağlar çok kuvvetli olduğundan, eklemin iç taraf­taki kemik bölümlerini koparabilirler. Çıkık öne doğru olduğu zaman, yani humerus’un alt ucu öne doğru, olekra-non çıkıntısından ayrılınca, bu hareket sırasında, olekranon yakınında bulunan gagamsı çıkıntıyı kırabilir. Böylece, en sık görülen iki dirsek çıkığı da, kırılma­lara yol açabilir.
    Dirsek eklemi kırıkları, doğrudan dar­be ile olur. Örneğin, bir kolun dirseği­ni pencereden uzatmış, otomobil kulla­nan bir sürücünün dirseği sert bir cis­me çarpınca, bu doğrudan darbe ile kı­rılır. Ulna sinir, üst koldan alt kola doğru ilerlerken, dirseğin iç kenarından, dıştan hissedilen iç çıkıntı ile, dirsek arka çıkıntısı arasından geçer. Burada, sinir doğrudan deri ile komşu olduğun­dan, buraya gelen sert bir darbe, siniri etkiler ve iğnelenme duygusuyla birlikte şiddetli bir ağrı alt kola doğru ilerler. “Maden işçisi dirseği” ya da ağrı ve şiş­kinlikle birlikte olan dirsekteki kese il­tihabı, dirsek arka çıkıntısına dayana­rak çalışması gerekenlerde görülen bir durumdur; bu, “ev temizleyicisi dizi”ne benzer ve onun gibi, dinlenme ve fizik tedavi ile tedavi edilir. Aynı durum, okul çocukları ve memurlarda da görülebilir. Tenis oynayanlarda da “tenis dirseği”ne rastlanabilir: Eklemin dış kısmında faz­la bir duyarlılık belirir ve bu, alt kola doğru yayılır.