Kadınlar Sitesi, Gebelik, hamilelik, doğum

Yazar: yonca

  • DEFİBRİLASYON

    Herhangi bir kasta, kas lifleri bir bütün halinde kasılacağı-na, ayrı ayrı veya ayrı ufak gruplar halinde kasılırsa olaya fibrilasyon adı ve­rilir. Bu durum, kalp kasında da olabi­lir ve kulakçık (bkz.) veya karıncıkları et­kiler. Fibrilasyon, karıncıklarda olduğu takdirde, koordinasyonsuz kasılmalar so­nucu kalp atımı durur, yalnız karıncık kasının titreştiği görülür. Bu durum, ani ölüm nedenlerindendir ve var olan bir kalp hastalığı, koroner yetmezliği veya, başta anestezik maddeler gelmek üzere, bazı ilaçların etkisiyle oluşur. Hasta, dok­tor yardımı olan bir yerdeyse, kalp ma­sajı dolaşımı sürdürebilir ama, kalp atı­mını başlatabilmek için, fibrilasyonun, dejibrilatör adı verilen ve göğüs üstüne yerleştirilmiş plaklar aracılığıyla kalbe şoklar ileten elektrikle çalışan bir maki­ne yardımıyla durdurulması gereklidir. Akım, başlangıçta, saniyenin 1/25’i ile 1/10’u arasında, 100 volta ayarlanır; bu akım başarılı olmazsa, 250 volta arttı­rılabilir. Yakında bir defibrilatör yoksa ve kalp masajı ile kalp çalışmıyorsa (ki bu durumda fibrilasyonun varlığı anlaşı­lır), kalp bölgesi üzerinde göğse yerleş­tirilen elektrotlardan A-C şehir akımı vermeye çalışılabilir. Fibrilasyonun gide­rilmesi çabaları yanı sıra, solunumun sürmesi önemlidir ve bu amaçla oksijen kullanılır veya ağızdan ağza suni solu­num yaptırılır.

  • D.D.T

    Dicophane; Dichloro Diphenyl Trichlorethane). 1874’te sentetik olarak elde edilmiş olan bu maddenin böcek öldürücü etkisi 1940’da bulunmuştur D.D.T.’nin verimliliği, kimyasal açıdan trabil ve fiziksel yönden oldukça inak-tif olmasına ve böylece kalıcı etkisinin varlığına bağlıdır. Sivrisinek, sinek, bit, pire, tahtakurusu gibi; veba, sıtma, ti­füs, kolera, barsak enfeksiyonları ve ben­zeri öldürücü hastalıkların mikroplarına konaklık eden böceklerin çok fazla ol­duğu ülkelerde D.D.T., değeri büyük bir ilaç olmakla birlikte, bu maddenin bozulmaksızın uzun süre kalıcı olması, istenmeden kişilerin de besinlerine ka­rışmasıyla sonuçlanır. Yüksek dozlarda vücuda giren D.D.T., sinir sistemini et­kileyerek, titreme, çırpınma, ve hattâ felce yol açar. İnsan, kuş, balık, inek. domuz, koyun ve hattâ penguenlerin vü­cut yağında yerleşebilen D.D.T. ve ben­zeri ilaçların, zamanla dünyayı zehirle­yebileceği düşünülmekte ve bazı ülke­lerde bu maddenin kullanılışının tama­men yasaklanması düşünülmektedir. Me­meli hayvanların karaciğeri D.D.T.’yi yı­kabilmekte ve toksit düzeye erişmeden bu maddenin vücuttan dışarı atılmasını sağlayabilmektedir. Bundan ötürü, D.D. T.’nin insan öldürücü etkisi biraz abar­tılmış olsa gerektir.

  • DAMLA HASTALIĞININ BELİRTİLERİ

    Akut gutta, genellikle ayak başparmağında, ani gelen sancı, kı­zarma ve parlak bir görünüm alır. Te-davisiz dahi, asıl ağrılı devre birkaç gün sürer ve bu sırada hastada hafif ateş ve iştahsızlık görülebilir. Bazen, hasta­nın kendini iyi hissetmemesine rağmen, genel sağlık durumunun çok iyi olduğu görülür. Birkaç akut gut krizinden son­ra, belirtiler tamamen geçmemeye baş­lar ve hastalık, kronikleşir: Eklemler şe-kilsizleşir ve hasta eklemlerin çevresi ku­lak kıkırdaklarında, ürat birikintisi olan “gut tofusları” oluşur. Tedavi: Akut krizde, colchicine (kol-şişin) veya phenylbutazone (fenilbütazon) kullanılır. Kronik gutta, probenecid (pro-benesid; Benemid) veya sulphinpyrazone (sülfinpirazon; Anturan) gibi ilaçlarla ve fazla sıvı alınarak, böbreğin ürik asit atımı arttırılır. Gutluların, böbrek, be­yin, karaciğer, balık konserveleri veya yumurtası yememeleri; bira, şarap ve di­ğer alkollü içkilerden sakınmaları salık verilir. Ispanak, çilek yasaklanmalıdır. Vücutta ürik asit yapımı allopurinol gibi pürin kökenli ilaçlarla önlenebilir, fakat bu maddenin ilk defa kullanılması, bir akut gut krizine yol açabilir; ayrıca, bu ilaç, kriz sırasında kullanılmamalıdır. Eklemlerde ürat kristallerinin yerleşme­si, yalnız gutta görülen bir özelliktir; romatizma ile karıştırılmaması gerekir. bkz. Kolşisin, Romatizma

  • Dalak Büyümesi (Stlenomegali)

    Dalak Büyümesi (Stlenomegali)

    Dalak Büyümesi

    Çeşitli hastalıklarda ve genellikle sıtma­da bu duruma rastlanır. Bazen, dalak, anemiden ötürü büyür; bu gibi vakalar­da, dalağın çıkartılması gerekebilir.

    Dalağın Özellikleri ve Görevleri

                İnsan vücudunda gereksiz hiçbir sistem, organ, doku, hatta hücre yoktur. Vücudumuzda bulunan her kısmın, en ufak bir zerreciğin, dahi önemli görevleri bulunmaktadır. Dalak da vücutta önemli görevler üstlenen bir organdır. Dalak, vücutta bir tane olup midenin yanında, kaburgaların içinde yer almaktadır. Ortalama olarak bir yumruk büyüklüğündedir; yumuşak ve gözenekli bir yapıdadır. Görevi ise yıpranan, bir sebeple eskiyip görevini yerine getiremeyen hücreleri süzmektir. Bu hizmetiyle vücudun temizlik görevini de yerine getirir. Ayrıca vücudu enfeksiyonlara karşı koruyan beyaz kan hücreleri, dalak tarafından geliştirilir. Böylece vücudun hastalıklara karşı korunmasına da katkıda bulunur.

    Dalak Büyümesinin Nedenleri

                Dalağın büyümesinde birçok neden etkili olabilmektedir. Karaciğerde karşılaşılan siroz hastalığı, virüs ve bakterilerin yarattığı etkiler, kalp içi zarı iltihabı, kan hücreleri ile ilgili sorunlar ve lösemi, lenf kanseri vs. bazı sorunlar, dalak büyümesine neden olabilmektedir.

    dalak büyümesiDalak Büyümesinin Sonuçları 

                Büyüme sonucunda dalak işlevini yerine getiremez hale gelir. Böylece kandaki arızalı ve ölü hücreler süzülemez. Ayrıca beyaz kan hücreleri üretimi sona ereceği için vücut hastalıklara karşı dirençsiz kalır. Ancak iyi veya kötü dalak olmaksızın yaşamak da mümkündür. Dünya üzerinde yüz binlerce dalaksız insan hayatına devam etmektedir.

    Teşhis ve Tedavisi

                Dalak büyümesi kendisini öncelikle ağrılar şeklinde belirtir. Ancak kesin tanı koymak için görüntüleme yöntemi uygulanmalıdır. Ultrason ve tomografi vasıtasıyla kesin sonuç alınabilmektedir. Tedavi sürecinde ise birtakım antibiyotikler kullanılır. Ancak antibiyotikler yeterli olmazsa veya büyüme ilaç kullanımı ile çözülemeyecek durumdaysa cerrahi müdahale gerekebilir.

  • DALAK

    Uzunca ve yassı bir karın or­ganı olan dalak, batın boşluğunun so­lunda, midenin arkasında bulunur. Da­lağın önyüzünü 9, 10 ve 11’inci kabur­galar örter ve bu organ, diyaframın alt yüzeyi ile temastadır. Rengi kırmızı olup, boyutları 12 cm. x 6 cm. x 4 cm.’dir. Normalde, çok şiddetli darbeler dışın­da, zedelenmekten kaburgalarca koru­nur. Ama sıtmanın yaygın olduğu; dola­yısıyla dalak büyümesine sık rastlanan ülkelerde, karnın sol üst tarafına rastla­yan bir darbeyle kişi ölebilir. Yaralanan dalak, çok fazla kanar, çünkü dalağın kanını getiren, aort’un bir dalı olan kısa, kaim çöliak atardamarıdır ve pis kanınboşaltılması da; içinde kanın geri dön­mesini engelleyici kapakçıkları olan top­lardamarlarla, karaciğer portal sistemi­ne yapılır. Bundan başka, dalağın özü kan doludur, çünkü dalağın fonksiyonu doğrudan kanla ilgilidir. Dalak, retikülo -endotelyal sistemin (bkz.) bir kısmıdır ve dalak hücreleri, eskimiş kırmızı kan kürelerini emerler.
    Gerekirse dalak tarafından yeniden kırmızı kan hücrelerinin imal edildiği gibi, lenfositler, diğer beyaz hücreler ve antikorların da yapım yeri dalaktır. Ba­zı hayvanlarda (insanda bu pek olmaz) gereken acil durumlarda, dalak kasılıp içindeki kanı genel dolaşıma gönderir.
    Bazen, özellikle dalağın yırtılmasıyla fazla kanamanın olduğu vakalarda, da­lağın çıkarılması gerekir. Çok ufak ço­cuklar dışında (çünkü bunlar, enfeksi­yona çok duyarlıdır) kimsede bu ameli­yat uzun süreli bir bozukluk bırakmaz.

  • ÇÖLİAK HASTALIĞI

    Çocuklarda, in-cebarsaklarda yiyeceklerin ve özellikle yağların emilememesi halidir. Nedeni: Buğday ve diğer tahıllarda bulunan bir protein olan gluten’e duyar­lılıktır.
    Belirtileri: 6-9’uncu ayları arasın­da, bebeğin besinine unların eklenme­siyle, o zamana kadar sağlıklı olan be­beğin kilo kaybettiği, asabileştiği ve bol miktarda açık renkli ve kötü kokulu dış­kı çıkardığı görülür. Bir süre sonra, mide şişmeye başlar, kol ve bacaklar aşırı zayıflar ve çocukta kötü beslenmeyle il­gili hastalıklar, anemi ve raşitizm beli­rir.
    Tedavi: Glutensiz diyettir. Bütün un­lar ve unlu besinlerden sakınılmalıdır. Bazı ülkelerde, glutensiz özel un ve ek­mek satılmaktadır.
    II. Dünya Savaşı sırasında, Hollandalı Kramer ve Weijers, çöliak hastalıklı ço­cukların ekmeksiz kaldıkları zaman iyi­leşmeye başladıklarını görmüşlerdir. Bu gözlem sonucu, çöliak hastalığının aslı anlaşılmıştır, bkz. Steatore (Yağlı dışkı).

  • ÇOCUK VE ÇOCUK SAĞLIĞI

    “Nor­mal çocuk” deyiminin, yalnız “ortala­ma” değerlere uyan çocuklar için kul­lanıldığının hatırda tutulması gereklidir. Tek bir vakayı ortalama değerlerle kar­şılaştırmak, genellikle yanıltıcı olabilir: Örneğin, çok sağlıklı bir çocuğun or­talama ağırlıktan az veya çok kiloda ol­masının önemi yoktur. Burada verilecek değerler, yalnız yaklaşık bir fikir edin­meye yarayacaktır.
    Ağırlık: Yeni doğan bebek, 3,2-3,4 kg.’ dır. Beşinci ayda, bu kilonun iki misline, birinci yılın sonunda üç misline erişilir ve ikinci yılın sonunda çocuk, yaklaşık olarak 12,7 kg.’dır. Doğumu takip eden ilk hafta, küçük bir kilo kaybı olur; bu­nun dışında, ağırlık her hafta, yaklaşık170-266 gram artar. Burada, ufak fark­ların önemi yoktur ve ufak tefek ana babaların çocuklarının da ufak tefek ol­ması ve haftada 113-170 gram alması normaldir.
    Boy: Genellikle, çocuğun boyu, ana ba­banın boyuna göre değişir, fakat boydaki bu kalıtsal faktör, kendini ancak beşinci yaşta göstermeye başlar ve bu yaştan önceki boy değerleri çocuğa uygulanan başlıca beslenme şekline göre değişir. Doğumda ortalama boy 508 mm.’dir. Birinci yaşın sonunda ise 701 mm.’yi bulur. Bundan sonra, her yıl 90 mm. kadar artar ve beşinci yaştan sonra da, kalıtıma göre, bir fazlalaşma belirir.
    Uyku: Doğumdan sonraki ilk ay boyunca bebek, beslendiği ve temizlendiği zaman­lar dışmda, sürekli uyur. Altıncı ayda, süresi, geceleri 12 saat, sabahlan 2 saat ve öğleden sonraları 2-3 saattir. Bir ya­şında, gece uykusu 12 saat, sabah uy­kusu 2 saat, öğleden sonra uykusu da 1 saat olur. 18’inci ayda öğleden sonra uykusu ortadan kalkabilir, çünkü gün­düzleri fazla uyumanın sonucu çocuk, geceleri uyuyamayabilir. Yatak örtüleri sıcak tutabilecek, fakat hafif maddeden yapılmalı, oda karanlık ve havalandırıl­mış olmalı. Bu arada hava akımların­dan kaçınılmalıdır.
    Beşik: İlk iki üç ay süresince kullanıla­cak en uygun beşik, sepettir. Bebek bü­yüdükçe, tek parçadan yapılmış, başucu kısmı olan (hava akımlarından korun­mak için) ve parmaklıklarının arası ba­şın geçmeyeceği kadar dar olan bir kar­yola kullanmak gerekir.
    Hareketler ve yürüme: Yeni doğan be­bekler, öteberiyi yakalayabilir, emebilir, yutkunabilir, fakat el ve ayak hareket­lerinde düzen yoktur. Genellikle, üçün­cü ayın sonunda bebek, başını kaldıra­bilir, altıncı ayda oturabilir, dokuzuncu ayda emekleyip, onuncu ayda ayakta durabilir. Yürüme zamanı, 12-44’üncü aylardır.Konuşma: Birinci yılın sonunda, keli­meler tek tek söylenebilir, fakat düzen­li konuşma ancak ikinci yılın sonunda görülür.
    Genel bakım: Anne, endişeden uzak, ra­hat ve kuruntusuz olmalıdır. Çocuklarda görülen yemek yeme güçlükleri, genel­likle çocuğun annesindeki endişeyi sez­mesinden doğar ve ileri yaşlarda, kurun­tulu bir ortam, çocuğun nörotik olma­sını sağlayacak başlıca faktördür. Nö-roz, bilinen en bulaşıcı hastalıktır.
    Beslenme: Bebeğin beslenmesi bir çocuk doktorunun kontrolünde olmalıdır. Ana sütü yerine kullanılabilecek maddelerde yapılan bütün ilerlemelere rağmen, yeni doğanlarda ve ilk aylarda ölüm oranı, ana sütüyle beslenenlerde daha azdır. Bunun nedenleri, ana sütünde antikor­ların bulunması ve yapay beslenmede bebeğe mikrop bulaştırma tehlikesinin fazla olması olabilir. Sabitleştirilmiş bes­lenme koşulları yerine, bebeğin gerek­sinimine göre ayarlanmış beslenme saat­lerinin uygulanması daha iyi sonuçlar vermektedir.
    Giyecekler: Hafif ve bol, genellikle yün, ipek-yün veya pamukludan yapılmış ve yanmaz olmalıdır. Bebeğin gövdesi, ye­terli ölçüde güneş ışığı ve temiz hava alabilmeli ve serbest hareket edebilme­lidir. Bütün yeni pamuklu giyecekleri giydirmeden önce yıkamak gerekir, çün­kü bu tür kumaşlar çoğu kez nişasta ile aprelenir, bu da bebeğin derisini tahriş edebilir.
    Yıkanma: Doğar doğmaz, bebek su ile iyice yıkanır. Bu suyun ısısı, normal vü­cut ısısının biraz üstünde, yaklaşık ola­rak 37,8 derece olmalıdır; yıkayacak hemşire, bu ısıyı dirseğiyle kontrol ede­bilir. Göbek kordonunun artakalan kıs­mı, alkol veya antiseptik tozla kurutu­lur; bu göbek kordonu parçası, yaklaşık olarak onuncu günde kendiliğinden dü­şer. Göbek kordonu parçası düşene ka­dar kuru tutulmalı; bebek bu süre içinde ıslak bir süngerle sabunlanmalıdır. Bir iki ay içinde banyo suyunun ısısı, ılık olabilecek dereceye azaltılır, bebe­ğin günlük banyosundan sonra, çıplak olarak ateşin önünde yatırılıp serbestçe kol ve bacaklarını oynatmasına izin ve­rilir.
    Diş çıkarma: Alt orta kesici dişler, 5-8′ inci aylarda belirir. Bundan sonra önce üstçenedeki kesiciler, sonra da altçene-deki kesiciler çıkarlar. İkinci yaşın so­nunda 20 tane süt dişi, çocuğun ağzın­da tam olarak bulunmalıdır. 4’üncü yaş­ta, süt dişlerinin dökülmesi başlar.
    Ana sütünden (veya yerine kullanılan sütten) normal beslenmeye geçiş: Dör­düncü ayda, ya da doktorun salık ver­diği zamanda, çorba, yumurta sarısı süte eklenir ve 9’uncu ayda bu rejime kıyma da katılır. Bu arada meyve suları, ba-lıkyağı veya vitaminler devamlı verilme­li ve bebek, katı maddeleri çiğnemeye yöneltilmelidir. Asıl normal rejime geçiş 9’uncu ayda olur: Öğle sütü yerine unlu, sütlü yiyecekler, çorba ve katı ekmek parçaları verilir. Bir hafta sonra da inek sütü, katı ekmek ve tereyağı, az pişmiş yumurta, sütlü çorba sabah kahvaltısı olarak verilir. Üçüncü haftada çay saa­tinde kızarmış ekmek ve süt verilebilir; ana sütü alman öteki saatlerde de ana sütü yerine inek sütü veya meyve suyu içirilebilir.
    Genel sağlık durumu: Sağlığın bozulma işaretleri, ateş, huzursuzluk, uyuklama hali, devamlı ağlamadır. Ağlama, yalnız başına önemsenecek bir belirti değildir ve anne, kısa zamanda, ıstıraplı ağla­mayı sezebilir. Burun tıkanıklığıyla sey­reden soğuk algınlıkları, bebekler için çok sıkıntılı olur ve bebeğin öksürmesi, onu doktora götürmek için yeterli ne­dendir. Bebeğin az miktarda yiyecek kus­ması önemli değildir; bebekler genellik­le fazla yediklerini çıkarırlar. Fakat şid­detli kusmalar, ishal olsa da olmasa da, önemsenmelidir. İshal de doktor muayenesi gerektiren bir durumdur. Buna karşılık bebeklerde kabızlık olağandır, sadece çok süren ve diğer belirtilerle seyreden kabızlık halleri dikkat çekmeli­dir. Bebek, henüz gelişmesi tam olma­dan oturağa alıştırılmak istenirse, ilerde çocukta nörotik belirtiler ortaya çıka­bilir.

  • ÇOCUK FELCİ

    Sinir sisteminin, felçle sonuçlanabilen bir has­talığıdır.
    Nedeni: Omuriliğin ön boynuz hüc­relerinin ve motor kafa sinir çekirdek­lerinin virüs enfeksiyonudur. Hastalık, ağız ve burundan damlacıklarla, su ve yiyecek maddelerinin lağımla bulaşma-sıyla ve sineklerin enfekte maddeyi ta­şımasıyla yayılır.Belirtileri: En hafif şeklinde, has­tada, boğaz ağrısı, hafif ateş, yorgunluk ve baş ağrısı belirir. Daha ağır şekiller­de, ensede sertlik ve ağrı vardır. Hasta­lığın tam oluşmuş hali, 4 ve 5’inci gün­lerde, felçle görülür ve felç, 36 saatte tamamlanır. Felç, genellikle, kol ve ba­caklarda belirir, kaslar ağrılı ve duyar­lıdır. Felcin başlangıcından sonraki üçün­cü haftadan itibaren erimeye başlar. So­lunum kaslarının tutulmasıyla, solunum etkilenir ve ağır vakalarda, omurilikle birlikte kafa sinirlerinin de etkilendiği hallerde (hastalığın bülber şekli), yutma, konuşma ve öksürme de mümkün ol­maz.
    Tedavi: Hastalık şüphesi belirir be-lirmez, hasta dinlendirilmelidir; çünkü felç genellikle aktif olan kaslarda oluşur. Felç başlayınca, ağrıya karşı aspirin ve benzeri ilaçlar verilir ve kaslann gerilme-mesine dikkat edilir. Gerekirse, suni so­lunum yolla/ma başvurulur. Üç hafta kadar sonra, kaslarda duyarlık azalma­ya başlayınca, kaslar yavaş yavaş, pasif olarak hareket ettirilir ve fizikoterapiye başlanır. Uzun süre, hangi kaslann, ne dereceye kadar iyileşebileceği bilinemez, fakat ilk ay içinde kasılmaya başlayan kasların iyileşme olasılığı fazladır. Ke­sin karar verebilmek için, altı ay, ya da fazlası geçmelidir. Vakaların çok azın­da, solunum güçlüğü devam eder. Poli-omiyelit’de ölüm, aspirasyon pnömoni-si, ya da dolaşımın iflasıyla gerçekleşir. Hastalann çoğu iyileşir, fakat hastalığın kini, erimiş ve geceleri kramplar beli­ren kaslar halinde taşırlar.
    Hastalıktan korunma: Aşılarla, korun­ma gerçekleşebilmiştir. Günümüzde, yaz sonu ve güz başında tek tük vakaların belirebilmesine rağmen, salgınlara rast­lanmamaktadır. Ama, sineklerin bol ol­duğu tropik ülkelerde, hastalık hâlâ bir tehlikedir. Genellikle aşı, ağızdan uygu­lanmaktadır. İlk doz, bebek, altı aylık olmadan önce, ikinci doz, ilk dozdan ikiay sonra ve üçüncü doz da ikinciden altı ay sonra verilir. Bundan sonraki aşı yenilenmeleri, 5 ve 15’inci yaşlarda olur. Ağızdan alınan aşı (sabin tipi) canlı virüslüdür. Saik tipi olan ve zerk yoluyla verileninde, ölü virüs bulunur. Çocuk felci hastalar ayrılmalı ve bunlarla bu­laşmış kişiler, 3 hafta süreyle çocuklar­dan uzak ve göz altında tutulmalıdır. Salgın halinde, genel sağlık koşullan dik­katle gözetilmeli ve yüzme havuzları, ha­mamlar kapatılmalıdır.

  • ÇOCUK DÜŞÜRMEK

    Adli yönü-. Ana rahmindeki be­beğin, gebeliğin 28’inci haftasından ön­ce ölümü ve rahmin dışına atılmasıdır. Bu durum, kendiliğinden (tabii olarak) veya zorlanarak oluşturulabilir ve zorla yapılan düşükler, yasal veya yasadışı (ci­nai) olabilir. Batı ülkelerinde 1970’ler-de geçerli olan düşük yapma yasalarına göre, aşağıdaki durumlarda yasal olarak düşük yaptırılabiliyordu:
    1. İki kayıtlı pratisyen doktorun kara­rına göre:
    a) Gebeliğin devamının ana yaşamını ve­ya, ananın ya da ailedeki diğer çocukla­rın psişik durumunu ve sağlığını tehdit etmesi halinin, gebeliğe son verilmesi tehlikesinden büyük olduğu hallerde;
    b) Doğacak çocuğun zihinsel veya fizik­sel olarak önemli şekilde anormal olma­sı olasılığının büyük olduğu hallerde.2. Annenin sağlığına gebelik durumu­nun zararlı olduğu kararı verilirken, an­nenin halen var olan veya sonradan için­de bulunabileceği çevresi göz önüne alın­malı.
    3. Düşük ameliyatı, bir devlet hastane­sinde veya Sağlık Bakanlığının bu iş için uygun gördüğü bir yerde yapılmalı.
    Kendi kendine düşük yapmaya giri­şen bir kadın, suçlu görülmemekte, buna karşılık, düşük yaptırmak için başka bir kişinin yardımına başvurduğu anlaşıldı­ğında, suçlu sayılmaktadır. Kanundışı yapılan düşük sonucu kadın ölürse, dü­şük yaptıran kişi, bu işi yapmaya yet­kili olduğu takdirde, suç “kasıtsız öldür-mek”le tanımlanmakta, yetkisiz olduğu takdirde ise, “cinayet” kabul edilmek­tedir.
    Batı ülkelerinde 1980’lerde, kiş’inin ço­cuk istememesi nedeni ile çocuğunu al­dırması, yani Aile Planlamasına karar vermesi yasal olarak serbest hale gel­miştir. Böylece, anne-baba, istemedikleri halde çocuk sahibi olma zorunluluğun­dan kurtulmuşlardır.
    Türkiye’de annenin veya doğacak ço­cuğun yaşamını tehlikeye sokan durum­larda (örneğin, kalp hastalığı ve gebe­lik, anne karnında anormal gelişme sap­tanması vb.) çocuğun alınması yasal ola­rak serbest bırakılmıştı. 1983’de çıkan bir yasa ile, Batı ülkelerinde olduğu gibi, Türkiye’de de anne-babanın isteği ile üç aylığa kadarki gebeliklerde çocuğun al­dırılması serbest bırakılmıştır.

  • ÇOCUK DÜŞÜRMEK

    Tıbbi yönü Anâ rahmindeki bebeğin yaşama yete­neğini kazanmasından (2 8’inci gebelik haftasından) önce rahim dışına atılması anlamına gelir. Bu dönemden sonra olan atılmalar ise, erken doğum diye adlan­dırılır. Yaklaşık 5 gebelikten birinin so­nucu, düşüktür ve 30 yaşından öncekidönemde bulunan ve çocuk doğurabilen kadınların % 37’sinde düşük görülür.
    Çocuk düşürme belirtileri açıktır: Ge­be bir kadında karnın alt kısmında du­yulan düzenli, gelip giden sancılar ve vajinal kanama, düşük tehdidi işaretle­ridir ve acele doktor kontrolünü gerek­tirir. Doktorun gelmesinden önce, has­tanın alabileceği tek önlem, kanamayı azaltabilmek için, dinlenmektir.
    Tedavi: Düşük tehdidi tedavisini dok­tor yapar. Doktor, hormonlar ve sakin­leştiricilere başvurabilir. Kaçınılmayacak bir düşükte, üstelik düşük tam olmamış­sa, doktor artakalan gebelik ürünlerini, ufak bir ameliyatla temizler. Alışkanlık haline gelen düşük, uzun tedavi gerek­tirir; gebelik halinin devamı için bazı hal­lerde rahim ağzı doğuma kadar dikilir. Kendiliğinden veya zorlama sonucu olan düşüklerin en büyük tehlikeleri, şiddet­li kanama ve kan zehirlenmesidir. Bu tehlikelerin büyüklüğü göz önünde tu­tulmalı ve hiçbir gebelikte düşük yap­mak için uğraşılmamalıdır.

  • ÇİÇEK (Variola)

    Akut, enfeksiyöz bir hastalıktır. Her yaşta ve her cinsten ki­şiler bu hastalığa yakalanabilir. İki tipi vardır: Variola majör ve variola minör. Bu iki tip, esasında birbirine çok fazla benzemekle beraber, variola major’da ölüm oranı % 15, buna karşılık variola minor’da % 0,2’dir.
    Nedeni: Filtre olabilen ve hastalık yaralarının içindeki sıvıda bulunan bir virüstür. Bulaşması, hastayla, hastanın eşyalarıyla, hastayla ilgili kişilerle temas­la, olasılıkla sineklerle ve virüslü hava­nın solunmasıyla olmaktadır. Kuluçka dönemi 10-14 gündür.
    Belirtileri: Başlangıç, genellikle ani ve şiddetlidir. Baş ağrısı, kusma, sırt ağrısı, kas sertliğiyle birlikte ateş 39-40 dereceye kadar yükselir. Genellikle, esas deri belirtilerinin görülmesinden önce, deride kızıl hastalığını andırır bir genel kızarma belirir. Hastalığın üçüncü gü­nünde asıl çiçek hastalığı kırmızılığı or­taya çıkar ve ateş normale iner. Kırmı­zılık, noktalar ve küçük, sert kabartılar halindedir; bunlar, içi sıvı dolu kesecik­ler, sonra da sivilce adı verilen cerahat­li kesecikler şeklini alır. Bu evrede, ateş yeniden yükselmeye başlar ve yaklaşık olarak on ikinci günde sivilceler patlar. On altıncı gün dolayında, sivilcelerin üzerinde kabuklaşma başlar. 2-3’üncü haftalarda kabuklar düşer ve yerlerinde çukurluk bırakırlar. Kırmızı noktalar, ön­ce kol ve bacaklarda, alın ve saçlı de­ride, daha sonra vücutta da ortaya çı­kar. (Bu durum, suçiçeğinde görülenin tam tersidir; suçiçeğinde, kırmızı lekeler gövdede başlayıp, yüz, kol ve bacak­lara sonradan yayılır).
    Hastalığın üç tipi tanımlanmaktadır: a) Basit tip: Genellikle görülen tip olup, sivilceler birbirinden ayrıdır ve hastalı­ğın gidişi iyidir.b) Şiddetli tip: Birçok sivilceler bir ara­ya gelir ve bazen yüzeysel abseler oluş­tururlar. Bu tipte, genellikle hastanın du­rumu çok ağırdır ve bazen delirium gö­rülür. Hastalığın gidişi genellikle kötü­dür.
    c) Kanamalı tip: Burada, sivilceler için­de, mukozalarda ve göz konjonktivaşın-da kanamalar görülür. Bu tip, çiçeğin en fazla öldürücü, en ağır şeklidir.
    Tedavi: Hiçbir belirli tedavi yoktur. Hasta yatırılmalı, saçı kısa kesilmeli ve derisi % 1 potasyum permanganat eri­yiği ile yıkanmalıdır. Yüz ve gözleri ko­rumak ve bu amaçla gözleri sık sık yı­kamak gereklidir. Hasta, 6 hafta süreyle veya bütün kabuklan dökülene kadar, karantinaya alınmalıdır. Önleyici (pro-filaktik) tedavi, çocukken kişiyi aşılamak ve belirli aralıklarla, salgın zamanların­da aşıyı tekrarlamaktır. Hastayla temas etmiş kişiler aşılanmalı ve 16 gün sü­reyle göz altında tutulmalıdır. Marboran (N-methylisatin B-thiosemicarbazo-ne) adlı ilacın önleyici etkisi vardır ve 3 gramlık 2 doz halinde verilir. Temas etmiş kişilere ayrıca, önleyici olarak, hiperimmün gamma globülin yapılabilir.

  • ÇIBANLAR

    Çıbanlar, derideki terbez-leri veya kıl keselerinin enfeksiyonları­dır.
    Nedeni: Giyim eşyalarının deriye sı­kı dokunduğu bölgelerde (bilekler, ense, koltuk altlan, kaba etlerde) ter bezleri veya kıl dibi keselerine stafilokokların girmesi ve buraları enfekte etmesidir. Belirtileri: Başlangıçta, ağrılı kır­mızı bir düğüm belirir. Zamanla büyü­yen bu oluşumun ortasında cerahat bi­rikip, bu bölgenin sarı görülmesine yol açar. Çıbanlar, gruplar halinde veya tek tek, birbirini izlercesine ortaya çıkabi­lirler.
    Tedavi: Çıbanı sıkmak, onunla her­hangi bir şekilde oynamak, yanlıştır. Yal­nız çevresini temiz tutmak ve müm­künse üstünü kapatmak yeterlidir. Çı­banla oynandığı takdirde, enfeksiyonu yayıp, sellülite neden olmak mümkün­dür. Çıbanın yeri uygunsa, kaolenli lapa uygulanması doğru olabilir, ama çıban bölgesini fazla ıslatmaktan kaçınmalıdır.