Kadınlar Sitesi, Gebelik, hamilelik, doğum

Yazar: yonca

  • DİRSEK

    Üst kol kemiği olan humerus (pazı kemiği) ile alt kol kemiklerini oluş­turan radius (önkol kemiği) ve ulna (dir­sek kemiği) arasındaki eklemdir. Bu, tek doğrultuda oynayan bir eklemdir. Ra-dius’un ulna üzerinde yaptığı dönme ha­reketi, dirsek eklemini ilgilendirmez. Dir­sek ekleminde hareket, ulna’nın kanca şeklindeki dekranon adlı çıkıntısının, hu-merus’un troklea girintisi içinde oyna-masıyla olur. Radius başındaki bir düz­lem, humerus’un yuvarlak başcığıyla te­mastadır ve radius, humerus’tan çok, ulna’ya bağlıdır. Dirsekte, dıştan dokun­mayla hissedilen kemik çıkıntılar, hu­merus’un iç ve dış ya da diğer bir de­yimle, medial ve lateral kondilleridir; eklemin arkasındaki çıkıntı ise, olekra-non’a ilişkin (ulna’nın üst parçası). Dir­sek eklemi düz tutulduğu ve alt kol, avuç aşağı bakacak şekilde uzatıldığın­da, üst kolunuzun ekseniyle alt kolun uzun ekseni aynı çizgi üzerinde değildir, çünkü eklemin enine ekseni dıştan içe doğru dönmektedir. Fakat, dirsek düz tutulup da, avuç içe doğru bakarsa, ke­mikler aynı çizgi üzerinde bulunurlar. Avuç aşağı bakarken dirsek düz tutul­duğu zaman, alt ve üst kol arasındaki, dirsekte bulunan açıya taşıma açısı adı verilir. Bu açı, erkekte 173 derece, ka­dında ise 167 derecedir. Kadınların düz­gün olarak, elleriyle bir cismi atamama­larının nedeni, bu özelliğe bağlayan var­dır. Dirsek, ön yüzde, kaslar ve kuv­vetli ligamentler (bağlar) ile korunur.

  • Dinoseb

    Dinoseb

    Bir dinitrokresol sınıfı herbisiddir. Dinoseb, organik bir katı, keskin kokulu sarımsı bir kristaldir. Dinitrophenol türünden bir kimyasaldır. Yabani ot ilaçlamasında kullanılan dinoseb oldukça kuvvetli ve sağlığa zararlı bir kimyasal ilaçtır. Yabani otlar ve bitki parazitleri ile mücadelede nadiren de olsa tercih edilmektedir. Orman arazilerindeki geniş yapraklı dikenlerle mücadelede de kullanılmaktadır.

    Dinoseb’in Zaraları Nelerdir?

    Aşırı teneffüs edilmesi, derinin mavileşmesi, kas kasılma nöbetleri, baş, ağrısı, terleme, baş dönmesi, nefes almada zorluk, baygınlık, mide bulantısı gibi pek çok yan etkiye neden olur. Cilde temas halinde ten tarafından emilimi kolaydır. Göz de kızarıklık, bulanık görme ve geçici körlüğe neden olur. Yanlışlıkla yutulması halinde kusma, karın ağrısı, bulantı, bilinç kaybı gibi yan etkiler gösterirken kesinlikle zehirlenmeye yol açar.

    Dinoseb Kullanımında Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

    DinosebKesinlikle koruyucu eldiven takmadan çıplak elle temas edilmemelidir. Ayrıca gözlük takılmalı ve solunum koruyucu kullanılmalıdır. Dinoseb ile kapalı yerde uğraşılmışsa ortam havalandırılmalıdır ve asla o ortamda sigara içilmemelidir. Dinoseb ile atıklar asla kanalizasyona, deniz ya da derelere atılmamalıdır. Gıda ve gıda katkı maddeleri ile aynı araçta taşınmamalı, aynı ortamda depolanmamalıdır. Elbiselere dinoseb bulaşması halinde bol deterjanlı su ile yıkanmalıdır ve cilde temas etmemesine dikkat edilmelidir.
    Dinoseb’e maruz kalınması halinde, ister cilde olsun, ister göze, isterse de teneffüs edilip ya da tutulması halinde her ne şekilde olursa olsun mutlaka bir hekime görünmek gerekmektedir.

  • DINITRO BİLEŞİKLERİ

    Dinitrofenol, geçmişte zayıflatıcı bir madde olarak kullanılmış, fakat bazı vakalarda öldü­rücü etkisi saptanmıştı. Dimitrokresol, bir ot öldürücü olarak kullanılmaktadır. Bu bileşiklerin etkisi, hücre metaboliz­masını değiştirerek, hücrenin normalden fazla enerji kullanmasını ve böylece faz­la ısı meydana çıkarmasını sağlamak şek­lindedir. Zehirlenme belirtileri, göz ak­larının sararması, uykusuzluğa bağlı yor­gunluk, aşırı terlemek ve susamak, kilo kaybı, endişe, solunum darlığı, hızlı na­bız ve yüksek ateştir. Zehirlenme sonu­cu, koma ve kalp yetmezliği ile ölüm aörülebilir.
    Tedavi: Hasta, bu bileşiklerden uzaklaştırılmalı, D.N.O.C.’yi yok etmek için alkolle yıkanmalı ve içerebileceği en fazla miktar sıvı içirilmelidir. Solu­num darlığı olduğu takdirde, oksijen ve­rilmelidir. Yüksek ateşe karşı da, hasta soğuk suyla ıslatılmış çarşaflara sarılır.

  • DİLE İLİŞKİN HASTALIKLAR

    Glossit; dilin il­tihabıdır, fazla sigara içmek, çok sıcak veya yakıcı yiyecek ve içecekler, ya da ilgilenilmemiş çürük diş ve mikroplu diş-etlerinden oluşur. Bazen dil ucu ya da kenarlarında ufak yaralar görülür; bun­lar, çok ağrılıdır ve uçuktan ötürü olu­şabilirler. Dilin diğer tip yaralan da çok önemlidir ve doktora gösterilmelidir, çün­kü dil kanserinin belirtilerinden biri de, dildeki bu çeşit yaralardır. Dil yaraları­na ayrıca, frenginin her 3 döneminde, verem, kuşpalazı ve kan kanserinde rast­lanır. Dil yüzeyinin kronik tahrişi sonu­cu, lökoplaki denen beyaz, çatlaklı bir kalınlaşma görülür. Bu, bir kanser ön­cüsü oluşumudur. Dil kanseri’ne oldukça sık rastlanır ve genellikle bakımsız diş­lerle ilgilidir: Genellikle, dilin ön kena­rı yakınlarında sert bir yara açılır. Te­davisi, ışın tedavisi, radyoaktif madde­nin dile yerleştirilmesi veya kanserli kıs­mın çıkartılmasıdır. Bu ameliyatta kom­şu lenf bezlerini de çıkarmak gerekebilir

  • DİL

    Dil, kendi dokusu içinde bulunan intrinsik kaslar (kas lifleri) ile, kendi yapısı dışında bulunup, intrinsik kasla­rına karışan kaslardan oluşan bir organ­dır. Dıştan karışan kaslar genellikle hyoid kemiğine ve altçene kemiğine iliş­kin olup, ekstrinsik kaslar adını alırlar ve dilin, çevresindeki yapılara göre ha­reketlerini sağlarlar, intrinsik kasların başlıca görevi, dilin şeklini değiştirmek­tir. Dili ortadan ikiye ayıran bir bağ-doku hat ve bu orta çizgiyi kateden pek az kan damarı vardır. Dil kaslarını, 12’nci kafa çifti olan nervus hypoglossus sinirlendirir; dilin duygusal sinirleri ise, öndeki 2G3 bölümü için nervus lingualis (dil siniri) ve geri kalan kısım için de nervus glossopharyngeus’tm (9. kafa çif­ti). Dil atardamarı arteria lingualis’tir. Dilin yüzeyi, çok katlı yassı epitelle (bkz.) kaplıdır. Bir hastadaki kabızlığın şidde­ti, hiçbir zaman dilin görünümüyle öl­çülemez. Dilin görünümü, vücudun su dengesi hakkında, iyi bir fikir verir.

  • DIGITAL (Dijital)

    Digitalis purpurea (yüksükotu) bitkisinin yaprağının özsu­yu olup, kalp hastalıkları tedavisinde kullanılır. Bu maddenin etkisi yüzyıllar­ca öncesinden bilinmekteydi ve dijital hâlâ, zayıflamakta olan kalp kasının ça­lışmasını düzeltebilecek en etkili ilaçtır. DijitaPin kendisi kurutulmuş yapraktan elde edilen bir bileşimdir ve bu ilacın çeşitli miktarları birçok değişik bileşim­lerde kullanılır. Böylelikle, bu aktif mad­deyi kapsayan, değişik kuvvette, çeşitli ilaç vardır. Bu ilaçlar; digoxin, digitoxinve lanatoside’dir (cedilanide). Auabain ve strophantin’in kimyasal formülleri ay­nı olmakla birlikte, bunlar, başka bitki­lerden elde edilir. Digoxin, bunlardan en fazla kullanılanıdır ve diğerleri gibi, kalp kasını etkiler: Kasın kasılma gücü ar­tar, kasılma hızı yavaşlayıp kasılmala­rın daha etkili olması sağlanır. Başlan­gıçta, bu ilaç, ağızdan yüksek dozlarda (örneğin, iki gün süreyle, 6 saatte bir 0,5 mg.) verilir. Bundan sonra bu doz günde 0,5-0,75 mg.’a düşürülür. Digoxin’ in etkili dozu, toksik dozuna çok yakın olduğundan, toksit etkilerinin bilinmesin­de yarar vardır: Bunlar, iştah kaybı, bulantı ve kusma, baş ağrısı, yavaş, dü­zensiz nabızdır. Bu toksik belirtiler or­taya çıkarsa, digbxin’e bir süre ara ve­rilir ve hastaya potasyum klorür tablet­leri yutturulur. Bu toksik durumda et­kili olan diğer bir ilaç, propranolol’dur (Inderal), nabız düzensizliklerini yok edebilir.

  • Dieldrin

    Dieldrin, klorlu hidrokarbonlar sınıfından kristalimsi bir tarım ilacıdır. Ayrıca oldukça tehlikeli bir kimyasal maddedir. Dieldrin, aldrin adlı kimyasalın da yan ürünüdür. D.D.T.’den daha geniş et­ki alanı olan ve çok çabuk etki gösteren bir ensektisid olup, aslında klorinasyona uğramış bir hidrokarbondur. İnsan ve hayvanlar için zehir olduğundan, kulla­nılması sınırlıdır. Dieldrin zehirlenmesi belirtileri; hareketlerin kabalaşması, baş ağrısı, bulantı, ince kas kasılmaları ve çırpınmalardır. Tedavisi; deriyi temizle­mek, varsa konvülsiyonları kontrol al­tına almak ve hastayı sakin tutmaktır.

    Dieldirin’in Kullanım Alanları Nelerdir?

    Pamuk, mısır, patates ve narenciye bitkilerinde böcekleri kontrol ederek hastalıklardan korunmaları için kullanılmaktadır. Ayrıca ahşap korunmasında, karınca, çekirge, sivrisinek ve termit kontrollerinde de kullanılmaktadır.

    Dieldrin’in Zararları Nelerdir?

    DieldrinDieldrin, suya karıştığında balıklara zarar verir. Bu balıkların insanlar tarafından yenmesi ile de insan sağlığı olumsuz etkilenmektedir. Özellikle de emziren annelerden bebeklere geçebilmekte ve bebek ölümlerine neden olmaktadır. Ayrıca insanlarda bağışıklık sisteminin etkisini azaltmakta, üreme problemlerine yol açmakta, doğum kusurlarına neden olmakta ve böbreklere zarar vermektedir. Beyaz ya da kahverengi toz halinde olan dieldrin, 1950 ile 1974 yılları arasında fazlaca kullanılmıştır. Fakat 1987 yılından itibaren yol açtığı zararlar göz önünde bulundurularak kullanımdan kaldırılmıştır.

    Dieldrin, kullanıldıktan yıllar sonra bile toprakta etkisi görülebilen oldukça zararlı ve tehlikeli bir üründür. Bitkilerin köklerini, gövdelerini ve meyvelerini etkilemekte, uzun süre etkisini kaybetmemektedir. Dieldrin, Parkinson, meme kanseri gibi yaygın ve tedavisi zor hastalıklara da neden olmaktadır. Kullanımından yıllar sonra bile toprakta etkisini gösteren dieldrin, o toprakta yetişen otları yiyen hayvanların vücuduna geçmektedir. Daha sonra da hayvanın etini ve sütünü kullanan insanları etkilemektedir. Kalıcı bir organik kirletici olması nedeniyle verdiği zararları yok etmek kolay değildir. Bu nedenle de yasaklı bir maddedir.

  • DERİNİN MANTAR HASTALIKLA­RI BELİRTİLERİ

    Başın saçlı derisindeki mantar enfeksiyonları, genellikle çocuk­larda görülür ve çevreyi iğrendirir, ama çocuğa bir zararı yoktur. Enfekte deri bölgeleri, çevresi (hastalığın ilerlediği yer) kırmızı, ortası beyaz, yuvarlak alan­lardır. Fungus, saçların kıllarının içinede ilerleyip, bu kılların matlaşıp zayıf­lamasına, çabuk kınlabilmesine neden olur ve böylelikle, başta çevreye naza­ran kırık ve az saçlı bölgeler ortaya çı­kar. Ültraviyole ışığı altında, hasta kıl­lar ışığı geçirgendir. Baştaki saçlı deri­nin bir ağır fungal dermatozu olan fa-vus’a. (kellik) ise, çocukta olduğu gibi, erişkinde de rastlanır. Ayak parmakları arası mantar enfeksiyonları sık görülür ve bu duruma, halk arasında, “atlet aya­ğı” denir. Erişkin oğlan çocuklarında bu enfeksiyona özellikle apış arası böl­gesinde rastlanır. Ayak parmakları ve tırnakları da enfekte olabilir. Sığırla uğ­raşanlarda, sakal bölgesinde de bu der-matozlara rastlanır. Aslında, deri man­tar enfeksiyonları vücudun her bölgesin­de bulunabilir ve özeüikle ev hayvan­larından bulaşır.

  • DERİ İLTİHABI (Dermatit)

    Egzama ile dermatit arasmdaki ayrım tam olarak anlatılamaz. Genellikle, “dermatit” adı­nın, derinin nedeni bilinen iltihaplarına verilmesi önerilmektedir. Diğer bir dü­şünceye göre de, “egzema”, epidermis bkz. deri reaksiyonlarını tanımda kulla­nılmalıdır (“derma” tabakası reaksiyon­ları ayrılmalıdır). Ama, bütün bu düşün­celere rağmen, dermatit ile egzama, aynı anlamda kullanılmaktadır. Nedeni: Deriye değebilecek madde­lerin çeşitliliği kadar bol neden sayılabi­lir. Bunları gruplandırmak mümkündür: Fiziksel tahrişler: Deterjanlar, kuvvetli asit ve alkaliler, yağlar, sabunlar, anti­septiklerle.
    Allerjik tahrişler: Penisilin, çiçekler, ba­zı kumaşlar, nikel (kopçalarda vb.’de bu­lunur) kozmetikler ve boyalarla oluşur. Bu tahriş eden maddelerin etkisiyle, de­rinin temas yerinden uzak bölümlerinde de reaksiyon görülebilir ve bu ikincil odaklardaki görünüm, ilk odaklardakini unutturacak nitelikte olabilir.
    Tedavi: Tahriş eden maddenin sap­tanması ve deriden uzaklaştırılmasıdır. Tahriş eden madde, kişinin mesleği ge­reği, temas etmesi gereken bir madde ise,kişinin mesleğini değiştirmesi gerekir. Dermatit alanları genellikle kaşındığın­dan, meydana çıkacak ikincil enfeksi­yonlardan koruyucu maddeler kullanılır. Bazen bu maddeler de dermatit’e neden olabileceğinden, bunların seçimi dikkat­le yapılmalıdır. Genellikle, bilinen basit formüller, jansian moru veya klioki-nol gibi en etkilileridir ve heksaklori-fen de çok iyi bir deri antiseptiğidir. Fakat bazen enfeksiyona karşı, ağızdan veya yerel olarak, terramisin gibi antibi­yotiklerin kullanılması gerekebilir. Neo-misin ve basitrasin, yalnız yerel olarak kullanılabilirler. Genellikle, mikrop öl­dürücü maddeler, krem veya yağ halin­de, kortikosteroid’lerle birlikte önerilir, çünkü dermatit tedavisinde kortikoste-roid’ler çok etkilidir. Ağır ve başka ilaç­lara cevap vermeyen vakalarda, kortikosteroid’leri ağızdan da kullanmak ge­rekebilir. Genellikle, hasta dinlenmeli ve alkol alıyorsa, bunu azaltmalıdır. Eğer hastada ruhsal gerilim hali varsa, bir sa­kinleştirici veya antihistaminik kullan­ması uygundur.

  • DERİ

    Vücudun dış yüzeyini kaplayan deri, burun, ağız, üretra ağzı, vagina ve anus’ta, iç yüzleri kaplayan mukoza ile devamlıdır. Altındaki bağdokusuna gev­şekçe bağlı olan deri, eklemlerde, özel­likle fleksor (içe bükücü kas) yüzeylerin­de, altındaki dokuya sıkıca yapışıktır. Derinin 2 tabakası vardır: Üstteki epi-dermis (üstderi) ve derindeki derma (alt-deri).
    Epidermis’e desteklik eden derma ta­bakasının içinde, üstünde epidermis’in yattığı ve girintili çıkıntılı görünümlü bir papiller tabaka ve bir de retiküler taba­ka bulunur. Dermis’te, bir zedelenmeden sonra hemen onarım amacıyla bölünen bağdoku ve fibroblast’lar ve deriye es­neklik veren esnek lifler vardır. Der­mis’te bulunan diğer elemanlar da, de­rinin sinirleri, kan damarları, lenf da­marlarıdır. Epidermis’in ise, kalın oldu­ğu yerlerde (tabanlar ve avuç içleri) 5 tabakası, diğer bölgelerde de 4 tabakası vardır. Epidermis’in 5 tabakasının ad­lan: Stratum corneum, stratum spinosum ve stratum basale’dir. Stratum basale, papiller çıkıntılar üstünde, derma’ya ya­pışıktır ve içinde, koyu renk derililerde daha fazla sayıda bulunan renk hücreleri bulunur. Bunun üstünde stratum spino­sum vardır ve adını, mikroskop altın­daki dikensi görünüşünden almıştır. Bu tabaka üstündeki stratum grarjulosum üzerinde, taban ve avuçlarda, stratum lucidum bulunur. En üst epidermis ta­bakası, stratum corneum’dur ve boynuz­su bir yapısı olduğundan, bu adı alır;keratin denen bir fibröz protein’den oluş­muştur. Keratin, aynı zamanda, insan­larda tırnak ve saçta, hayvanlarda da tırnak, boynuz ve tüylerde bulunur. Ke­ratin, epidermis hücreleri tarafından ya­pılır.
    Deride, ter ve apakrin bezleri (bkz. Terlemek) kıl folikülleri, yağ bezleri (bkz.) ve tırnaklar vardır; bunların hepsi epidermis tabakasının uzantılarıdır. Ter bezleri, vücudun ısı düzenleyici mekaniz­masının bir bölümüdür ve sempatik sinir sisteminden sinir lifleri alır. Apokrin bezler, kılların dibine; terden daha yo­ğun olan bir madde salgılar. Kıllar, epi­dermis tabakasının içe doğru girintileri olan kıl foliküllerinden büyürler ve bun­lara bağlı olan yağ bezleri de, deri ve kılların yağını sağlar. Ölü keratin olan kıl, saç folikülünün dibindeki kıl soğan­cığından çıkar. Kıl folikülünün yanında, buna bağlı olan ve ürperme kasları de­nen bir düz kas demeti bulunur. Bu kas­ların kasılmasıyla, derideki tüylerin “di­ken diken” olduğu görülür. Deri, kan damarlarınca zengindir ve bu damarlar, derma’nın papiller çıkıntılarında, yumak­lar halinde bulunur. Derideki kan da­marlarının görevi, derinin beslenmesin­den fazla, deri yolu ile ısı düzenlenme­sine yardımdır ve deri atardamarcıkları duvarlarındaki kaslar da ısının korunma­sını gerektiren hallerde, atardamarcıkları kapatmakta ve içlerinden kan akmasını engellemektedirler. Yüz, kulak, el ve ayak parmaklan, taban ve avuçlardaki atardamarcıkları ile toplardamarcıkları arasında kısa devreler bulunur. Bu kısa devrelere glomus cisimcikleri adı verilir ve bunların da görevi, ısı görevi de, vü­cudun çevresine ait duyudaki uyarıları algılayıp, ilgili merkezlere iletmek oldu­ğundan, deride çok sayıda sinir ucu bu­lunur. Bazı sinir uçları, özel duyu or­ganlarında sonlanır, diğer bazıları, dertna’da bir sinir ağı yaparak, dokunma, basınç, ağrı, ısı ve kaşınma duygularım algılar. Kaşınma duygusunun uyarılmamekanizması henüz anlaşılmış değildir, fakat tahminlere göre, deriyi, ağrı eşiği altında zedeleyebilecek uyarılar, bu duy­guyu uyandırmaktadırlar.
    Derinin birçok maddeye karşı geçir­genliği yoktur, fakat eter ve suda eriye­bilen bazı maddelerin bir dereceye ka­dar deriden geçebildiği bilinmektedir. Derinin geçirgenliği, derinin zedelenme­si, deri kan akımının artması ve yüzey ısısının yükselmesi hallerinde, artar.

  • DEMİR

    Demir eksikliğine bağlı kan­sızlıkların belirli ilacıdır. Demirin kulla­nılışı hakkında, başlıca 3 yanlış anlaşıl­mış konu vardır ve bunları burada be­lirtmek uygundur:

    1. Demirin, tedavi amacıyla, özel bir bi­leşim halinde verilmesi gerekliliği ya da demir yerini tutan başka bir maddenin varlığı doğru değildir. Bu konudaki yan­lışlık, organik demirin, inorganik demir­den daha kolay emildiği ve demir hap­larında, bakır, B ve C grubu vitamin­lerinin, mide özsuyunda bulunmasının ya­rarlı olduğu düşünceleridir. Bunların hepsi yanlıştır. Demir, en uygun olarak, bilmen demir bileşimleri halinde (demir -2-sulfat, demir-2-karbonat, demir ve amonyum sitrat karışımı gibi basit bile­şimler) verilmelidir. Yukarda sözü edi­len, karışık demir bileşimlerinin verilmesi daha etkili olmadığı gibi, bazı du­rumlarda zararlı da olabilir. Örneğin, mide özsuyu ile birlikte demir verilirse var olan bir pernisyöz anemi teşhis edil­memiş olur. Basit bir kansızlık tedavi­sinde, karaciğer veya mide özsuyunun hiçbir yararı yoktur. Demir zerki de, ağızdan alman demirin mide rahatsızlı­ğına neden olduğu vakalar dışında, ge­reksizdir. Demirli sıvıların da yararlı ol­duğu iddia edilemez, çünkü bu sıvılardaki demir yoğunluğu, tedavi edici de­ğildir ve anemik olmayanların da, nor­mal diyet dışında demir almaları gerek­mez.

    2. Demir, bir tonik değildir ve kansızlık vakaları dışında kullanılmamalıdır. Yor­gunluk nedeni olarak, “kansızlıktan” söz edip, demir kullanmak, hatalıdır. Kan­sızlığın, basit testlerle saptanması çok kolaydır ve kansızlık, ya vardır ya da yoktur.
    Demirin bir tonik olduğu kanısı, Hipokrat zamanına dayanır. Hipokrat, bir­çok vakada, nedenini bilmeden, demir tuzlarının hastayı iyileştirdiğini görmüş­tür. Ortaçağlarda, besinler günümüzdeki gibi yeterli değilken ve kansızlık vaka­larına çok sık rastlanırken, içinde bir süre kılıçların durduğu suları içen has­taların genel durumları düzelmekteydi. O zamanlar kansızlık, tanınmayan bir hastalık olduğundan, bir savaş aracının yarı tılsımlı özellikleri kişileri etkilemek­teydi. Bu inanış, garip bir uzantıyla gü­nümüze kadar gelmiştir.

    3. Yemek sırasında verilen demir, nor­malde mideyi etkilemez. Mide rahatsız­lığı duyulursa, mideyi bozmayan başka demir bileşimi bulunabilir. “Kansızlığa yatkın” olan birçok kişinin varlığı ve bu kişilerin demir almaları gerekliliği yersizdir, bkz. Kansızlık.
    Proteini az olan besinleri sürekli yi­yen kişilerde, gelişme çağındaki çocuk­larda ve gebelerde demir eksikliği sık olarak görülür.

  • DEMANS (Bunama)

    Tipik özelliği, ge­riye, yani daha ilkel davranış şekillerine dönüş olan bir akıl hastalığı belirtisidir. Bu duruma, beynin, büyük sayıda sinir hücresini yıkan ciddi organik hastalık­larında (kronik alkolizm, ilaç düşkünlü­ğü, frengi ve beynin diğer enfeksiyonları damar sertliği gibi), ileri yaşlarda, yüksek ateşli hallerin delirium’lannda ve şi­zofreni gibi fonksiyonel psikozlarda rast­lanır. Başlıca özellikleri; bellek bozuklu­ğu, ileri geri anlamsız konuşma, başka­larının hislerine, düşüncelerine ilgisizlik, bazen de idrar ve dışkı tutamamak, yani diğer bir deyimle, “ikinci çocukluk ve unutkanlık”tır. Bu durumun gidişi, ne­dene bağlıdır: Fonksiyonel psikozlar, ba­zen tedavi ile iyileşebilir ve geçici de­lirium halleri, neden olan ateşin yok ol­masıyla ortadan kalkabilir; buna karşı­lık, ileri yaş ve beynin ciddi organik bozukluklarında, çok sayıda sinir hüc­resi ve atardamarlar yıkıma uğradığın­dan, iyileşme beklenemez, bkz. Akıl Has­talığı.