Üst kol kemiği olan humerus (pazı kemiği) ile alt kol kemiklerini oluşturan radius (önkol kemiği) ve ulna (dirsek kemiği) arasındaki eklemdir. Bu, tek doğrultuda oynayan bir eklemdir. Ra-dius’un ulna üzerinde yaptığı dönme hareketi, dirsek eklemini ilgilendirmez. Dirsek ekleminde hareket, ulna’nın kanca şeklindeki dekranon adlı çıkıntısının, hu-merus’un troklea girintisi içinde oyna-masıyla olur. Radius başındaki bir düzlem, humerus’un yuvarlak başcığıyla temastadır ve radius, humerus’tan çok, ulna’ya bağlıdır. Dirsekte, dıştan dokunmayla hissedilen kemik çıkıntılar, humerus’un iç ve dış ya da diğer bir deyimle, medial ve lateral kondilleridir; eklemin arkasındaki çıkıntı ise, olekra-non’a ilişkin (ulna’nın üst parçası). Dirsek eklemi düz tutulduğu ve alt kol, avuç aşağı bakacak şekilde uzatıldığında, üst kolunuzun ekseniyle alt kolun uzun ekseni aynı çizgi üzerinde değildir, çünkü eklemin enine ekseni dıştan içe doğru dönmektedir. Fakat, dirsek düz tutulup da, avuç içe doğru bakarsa, kemikler aynı çizgi üzerinde bulunurlar. Avuç aşağı bakarken dirsek düz tutulduğu zaman, alt ve üst kol arasındaki, dirsekte bulunan açıya taşıma açısı adı verilir. Bu açı, erkekte 173 derece, kadında ise 167 derecedir. Kadınların düzgün olarak, elleriyle bir cismi atamamalarının nedeni, bu özelliğe bağlayan vardır. Dirsek, ön yüzde, kaslar ve kuvvetli ligamentler (bağlar) ile korunur.
Yazar: yonca
-
Dinoseb
Dinoseb
Bir dinitrokresol sınıfı herbisiddir. Dinoseb, organik bir katı, keskin kokulu sarımsı bir kristaldir. Dinitrophenol türünden bir kimyasaldır. Yabani ot ilaçlamasında kullanılan dinoseb oldukça kuvvetli ve sağlığa zararlı bir kimyasal ilaçtır. Yabani otlar ve bitki parazitleri ile mücadelede nadiren de olsa tercih edilmektedir. Orman arazilerindeki geniş yapraklı dikenlerle mücadelede de kullanılmaktadır.
Dinoseb’in Zaraları Nelerdir?
Aşırı teneffüs edilmesi, derinin mavileşmesi, kas kasılma nöbetleri, baş, ağrısı, terleme, baş dönmesi, nefes almada zorluk, baygınlık, mide bulantısı gibi pek çok yan etkiye neden olur. Cilde temas halinde ten tarafından emilimi kolaydır. Göz de kızarıklık, bulanık görme ve geçici körlüğe neden olur. Yanlışlıkla yutulması halinde kusma, karın ağrısı, bulantı, bilinç kaybı gibi yan etkiler gösterirken kesinlikle zehirlenmeye yol açar.
Dinoseb Kullanımında Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar
Kesinlikle koruyucu eldiven takmadan çıplak elle temas edilmemelidir. Ayrıca gözlük takılmalı ve solunum koruyucu kullanılmalıdır. Dinoseb ile kapalı yerde uğraşılmışsa ortam havalandırılmalıdır ve asla o ortamda sigara içilmemelidir. Dinoseb ile atıklar asla kanalizasyona, deniz ya da derelere atılmamalıdır. Gıda ve gıda katkı maddeleri ile aynı araçta taşınmamalı, aynı ortamda depolanmamalıdır. Elbiselere dinoseb bulaşması halinde bol deterjanlı su ile yıkanmalıdır ve cilde temas etmemesine dikkat edilmelidir.
Dinoseb’e maruz kalınması halinde, ister cilde olsun, ister göze, isterse de teneffüs edilip ya da tutulması halinde her ne şekilde olursa olsun mutlaka bir hekime görünmek gerekmektedir. -
DINITRO BİLEŞİKLERİ
Dinitrofenol, geçmişte zayıflatıcı bir madde olarak kullanılmış, fakat bazı vakalarda öldürücü etkisi saptanmıştı. Dimitrokresol, bir ot öldürücü olarak kullanılmaktadır. Bu bileşiklerin etkisi, hücre metabolizmasını değiştirerek, hücrenin normalden fazla enerji kullanmasını ve böylece fazla ısı meydana çıkarmasını sağlamak şeklindedir. Zehirlenme belirtileri, göz aklarının sararması, uykusuzluğa bağlı yorgunluk, aşırı terlemek ve susamak, kilo kaybı, endişe, solunum darlığı, hızlı nabız ve yüksek ateştir. Zehirlenme sonucu, koma ve kalp yetmezliği ile ölüm aörülebilir.
Tedavi: Hasta, bu bileşiklerden uzaklaştırılmalı, D.N.O.C.’yi yok etmek için alkolle yıkanmalı ve içerebileceği en fazla miktar sıvı içirilmelidir. Solunum darlığı olduğu takdirde, oksijen verilmelidir. Yüksek ateşe karşı da, hasta soğuk suyla ıslatılmış çarşaflara sarılır. -
DİLE İLİŞKİN HASTALIKLAR
Glossit; dilin iltihabıdır, fazla sigara içmek, çok sıcak veya yakıcı yiyecek ve içecekler, ya da ilgilenilmemiş çürük diş ve mikroplu diş-etlerinden oluşur. Bazen dil ucu ya da kenarlarında ufak yaralar görülür; bunlar, çok ağrılıdır ve uçuktan ötürü oluşabilirler. Dilin diğer tip yaralan da çok önemlidir ve doktora gösterilmelidir, çünkü dil kanserinin belirtilerinden biri de, dildeki bu çeşit yaralardır. Dil yaralarına ayrıca, frenginin her 3 döneminde, verem, kuşpalazı ve kan kanserinde rastlanır. Dil yüzeyinin kronik tahrişi sonucu, lökoplaki denen beyaz, çatlaklı bir kalınlaşma görülür. Bu, bir kanser öncüsü oluşumudur. Dil kanseri’ne oldukça sık rastlanır ve genellikle bakımsız dişlerle ilgilidir: Genellikle, dilin ön kenarı yakınlarında sert bir yara açılır. Tedavisi, ışın tedavisi, radyoaktif maddenin dile yerleştirilmesi veya kanserli kısmın çıkartılmasıdır. Bu ameliyatta komşu lenf bezlerini de çıkarmak gerekebilir
-
DİL
Dil, kendi dokusu içinde bulunan intrinsik kaslar (kas lifleri) ile, kendi yapısı dışında bulunup, intrinsik kaslarına karışan kaslardan oluşan bir organdır. Dıştan karışan kaslar genellikle hyoid kemiğine ve altçene kemiğine ilişkin olup, ekstrinsik kaslar adını alırlar ve dilin, çevresindeki yapılara göre hareketlerini sağlarlar, intrinsik kasların başlıca görevi, dilin şeklini değiştirmektir. Dili ortadan ikiye ayıran bir bağ-doku hat ve bu orta çizgiyi kateden pek az kan damarı vardır. Dil kaslarını, 12’nci kafa çifti olan nervus hypoglossus sinirlendirir; dilin duygusal sinirleri ise, öndeki 2G3 bölümü için nervus lingualis (dil siniri) ve geri kalan kısım için de nervus glossopharyngeus’tm (9. kafa çifti). Dil atardamarı arteria lingualis’tir. Dilin yüzeyi, çok katlı yassı epitelle (bkz.) kaplıdır. Bir hastadaki kabızlığın şiddeti, hiçbir zaman dilin görünümüyle ölçülemez. Dilin görünümü, vücudun su dengesi hakkında, iyi bir fikir verir.
-
DIGITAL (Dijital)
Digitalis purpurea (yüksükotu) bitkisinin yaprağının özsuyu olup, kalp hastalıkları tedavisinde kullanılır. Bu maddenin etkisi yüzyıllarca öncesinden bilinmekteydi ve dijital hâlâ, zayıflamakta olan kalp kasının çalışmasını düzeltebilecek en etkili ilaçtır. DijitaPin kendisi kurutulmuş yapraktan elde edilen bir bileşimdir ve bu ilacın çeşitli miktarları birçok değişik bileşimlerde kullanılır. Böylelikle, bu aktif maddeyi kapsayan, değişik kuvvette, çeşitli ilaç vardır. Bu ilaçlar; digoxin, digitoxinve lanatoside’dir (cedilanide). Auabain ve strophantin’in kimyasal formülleri aynı olmakla birlikte, bunlar, başka bitkilerden elde edilir. Digoxin, bunlardan en fazla kullanılanıdır ve diğerleri gibi, kalp kasını etkiler: Kasın kasılma gücü artar, kasılma hızı yavaşlayıp kasılmaların daha etkili olması sağlanır. Başlangıçta, bu ilaç, ağızdan yüksek dozlarda (örneğin, iki gün süreyle, 6 saatte bir 0,5 mg.) verilir. Bundan sonra bu doz günde 0,5-0,75 mg.’a düşürülür. Digoxin’ in etkili dozu, toksik dozuna çok yakın olduğundan, toksit etkilerinin bilinmesinde yarar vardır: Bunlar, iştah kaybı, bulantı ve kusma, baş ağrısı, yavaş, düzensiz nabızdır. Bu toksik belirtiler ortaya çıkarsa, digbxin’e bir süre ara verilir ve hastaya potasyum klorür tabletleri yutturulur. Bu toksik durumda etkili olan diğer bir ilaç, propranolol’dur (Inderal), nabız düzensizliklerini yok edebilir.
-
Dieldrin
Dieldrin, klorlu hidrokarbonlar sınıfından kristalimsi bir tarım ilacıdır. Ayrıca oldukça tehlikeli bir kimyasal maddedir. Dieldrin, aldrin adlı kimyasalın da yan ürünüdür. D.D.T.’den daha geniş etki alanı olan ve çok çabuk etki gösteren bir ensektisid olup, aslında klorinasyona uğramış bir hidrokarbondur. İnsan ve hayvanlar için zehir olduğundan, kullanılması sınırlıdır. Dieldrin zehirlenmesi belirtileri; hareketlerin kabalaşması, baş ağrısı, bulantı, ince kas kasılmaları ve çırpınmalardır. Tedavisi; deriyi temizlemek, varsa konvülsiyonları kontrol altına almak ve hastayı sakin tutmaktır.
Dieldirin’in Kullanım Alanları Nelerdir?
Pamuk, mısır, patates ve narenciye bitkilerinde böcekleri kontrol ederek hastalıklardan korunmaları için kullanılmaktadır. Ayrıca ahşap korunmasında, karınca, çekirge, sivrisinek ve termit kontrollerinde de kullanılmaktadır.
Dieldrin’in Zararları Nelerdir?
Dieldrin, suya karıştığında balıklara zarar verir. Bu balıkların insanlar tarafından yenmesi ile de insan sağlığı olumsuz etkilenmektedir. Özellikle de emziren annelerden bebeklere geçebilmekte ve bebek ölümlerine neden olmaktadır. Ayrıca insanlarda bağışıklık sisteminin etkisini azaltmakta, üreme problemlerine yol açmakta, doğum kusurlarına neden olmakta ve böbreklere zarar vermektedir. Beyaz ya da kahverengi toz halinde olan dieldrin, 1950 ile 1974 yılları arasında fazlaca kullanılmıştır. Fakat 1987 yılından itibaren yol açtığı zararlar göz önünde bulundurularak kullanımdan kaldırılmıştır.Dieldrin, kullanıldıktan yıllar sonra bile toprakta etkisi görülebilen oldukça zararlı ve tehlikeli bir üründür. Bitkilerin köklerini, gövdelerini ve meyvelerini etkilemekte, uzun süre etkisini kaybetmemektedir. Dieldrin, Parkinson, meme kanseri gibi yaygın ve tedavisi zor hastalıklara da neden olmaktadır. Kullanımından yıllar sonra bile toprakta etkisini gösteren dieldrin, o toprakta yetişen otları yiyen hayvanların vücuduna geçmektedir. Daha sonra da hayvanın etini ve sütünü kullanan insanları etkilemektedir. Kalıcı bir organik kirletici olması nedeniyle verdiği zararları yok etmek kolay değildir. Bu nedenle de yasaklı bir maddedir.
-
DERİNİN MANTAR HASTALIKLARI BELİRTİLERİ
Başın saçlı derisindeki mantar enfeksiyonları, genellikle çocuklarda görülür ve çevreyi iğrendirir, ama çocuğa bir zararı yoktur. Enfekte deri bölgeleri, çevresi (hastalığın ilerlediği yer) kırmızı, ortası beyaz, yuvarlak alanlardır. Fungus, saçların kıllarının içinede ilerleyip, bu kılların matlaşıp zayıflamasına, çabuk kınlabilmesine neden olur ve böylelikle, başta çevreye nazaran kırık ve az saçlı bölgeler ortaya çıkar. Ültraviyole ışığı altında, hasta kıllar ışığı geçirgendir. Baştaki saçlı derinin bir ağır fungal dermatozu olan fa-vus’a. (kellik) ise, çocukta olduğu gibi, erişkinde de rastlanır. Ayak parmakları arası mantar enfeksiyonları sık görülür ve bu duruma, halk arasında, “atlet ayağı” denir. Erişkin oğlan çocuklarında bu enfeksiyona özellikle apış arası bölgesinde rastlanır. Ayak parmakları ve tırnakları da enfekte olabilir. Sığırla uğraşanlarda, sakal bölgesinde de bu der-matozlara rastlanır. Aslında, deri mantar enfeksiyonları vücudun her bölgesinde bulunabilir ve özeüikle ev hayvanlarından bulaşır.
-
DERİ İLTİHABI (Dermatit)
Egzama ile dermatit arasmdaki ayrım tam olarak anlatılamaz. Genellikle, “dermatit” adının, derinin nedeni bilinen iltihaplarına verilmesi önerilmektedir. Diğer bir düşünceye göre de, “egzema”, epidermis bkz. deri reaksiyonlarını tanımda kullanılmalıdır (“derma” tabakası reaksiyonları ayrılmalıdır). Ama, bütün bu düşüncelere rağmen, dermatit ile egzama, aynı anlamda kullanılmaktadır. Nedeni: Deriye değebilecek maddelerin çeşitliliği kadar bol neden sayılabilir. Bunları gruplandırmak mümkündür: Fiziksel tahrişler: Deterjanlar, kuvvetli asit ve alkaliler, yağlar, sabunlar, antiseptiklerle.
Allerjik tahrişler: Penisilin, çiçekler, bazı kumaşlar, nikel (kopçalarda vb.’de bulunur) kozmetikler ve boyalarla oluşur. Bu tahriş eden maddelerin etkisiyle, derinin temas yerinden uzak bölümlerinde de reaksiyon görülebilir ve bu ikincil odaklardaki görünüm, ilk odaklardakini unutturacak nitelikte olabilir.
Tedavi: Tahriş eden maddenin saptanması ve deriden uzaklaştırılmasıdır. Tahriş eden madde, kişinin mesleği gereği, temas etmesi gereken bir madde ise,kişinin mesleğini değiştirmesi gerekir. Dermatit alanları genellikle kaşındığından, meydana çıkacak ikincil enfeksiyonlardan koruyucu maddeler kullanılır. Bazen bu maddeler de dermatit’e neden olabileceğinden, bunların seçimi dikkatle yapılmalıdır. Genellikle, bilinen basit formüller, jansian moru veya klioki-nol gibi en etkilileridir ve heksaklori-fen de çok iyi bir deri antiseptiğidir. Fakat bazen enfeksiyona karşı, ağızdan veya yerel olarak, terramisin gibi antibiyotiklerin kullanılması gerekebilir. Neo-misin ve basitrasin, yalnız yerel olarak kullanılabilirler. Genellikle, mikrop öldürücü maddeler, krem veya yağ halinde, kortikosteroid’lerle birlikte önerilir, çünkü dermatit tedavisinde kortikoste-roid’ler çok etkilidir. Ağır ve başka ilaçlara cevap vermeyen vakalarda, kortikosteroid’leri ağızdan da kullanmak gerekebilir. Genellikle, hasta dinlenmeli ve alkol alıyorsa, bunu azaltmalıdır. Eğer hastada ruhsal gerilim hali varsa, bir sakinleştirici veya antihistaminik kullanması uygundur. -
DERİ
Vücudun dış yüzeyini kaplayan deri, burun, ağız, üretra ağzı, vagina ve anus’ta, iç yüzleri kaplayan mukoza ile devamlıdır. Altındaki bağdokusuna gevşekçe bağlı olan deri, eklemlerde, özellikle fleksor (içe bükücü kas) yüzeylerinde, altındaki dokuya sıkıca yapışıktır. Derinin 2 tabakası vardır: Üstteki epi-dermis (üstderi) ve derindeki derma (alt-deri).
Epidermis’e desteklik eden derma tabakasının içinde, üstünde epidermis’in yattığı ve girintili çıkıntılı görünümlü bir papiller tabaka ve bir de retiküler tabaka bulunur. Dermis’te, bir zedelenmeden sonra hemen onarım amacıyla bölünen bağdoku ve fibroblast’lar ve deriye esneklik veren esnek lifler vardır. Dermis’te bulunan diğer elemanlar da, derinin sinirleri, kan damarları, lenf damarlarıdır. Epidermis’in ise, kalın olduğu yerlerde (tabanlar ve avuç içleri) 5 tabakası, diğer bölgelerde de 4 tabakası vardır. Epidermis’in 5 tabakasının adlan: Stratum corneum, stratum spinosum ve stratum basale’dir. Stratum basale, papiller çıkıntılar üstünde, derma’ya yapışıktır ve içinde, koyu renk derililerde daha fazla sayıda bulunan renk hücreleri bulunur. Bunun üstünde stratum spinosum vardır ve adını, mikroskop altındaki dikensi görünüşünden almıştır. Bu tabaka üstündeki stratum grarjulosum üzerinde, taban ve avuçlarda, stratum lucidum bulunur. En üst epidermis tabakası, stratum corneum’dur ve boynuzsu bir yapısı olduğundan, bu adı alır;keratin denen bir fibröz protein’den oluşmuştur. Keratin, aynı zamanda, insanlarda tırnak ve saçta, hayvanlarda da tırnak, boynuz ve tüylerde bulunur. Keratin, epidermis hücreleri tarafından yapılır.
Deride, ter ve apakrin bezleri (bkz. Terlemek) kıl folikülleri, yağ bezleri (bkz.) ve tırnaklar vardır; bunların hepsi epidermis tabakasının uzantılarıdır. Ter bezleri, vücudun ısı düzenleyici mekanizmasının bir bölümüdür ve sempatik sinir sisteminden sinir lifleri alır. Apokrin bezler, kılların dibine; terden daha yoğun olan bir madde salgılar. Kıllar, epidermis tabakasının içe doğru girintileri olan kıl foliküllerinden büyürler ve bunlara bağlı olan yağ bezleri de, deri ve kılların yağını sağlar. Ölü keratin olan kıl, saç folikülünün dibindeki kıl soğancığından çıkar. Kıl folikülünün yanında, buna bağlı olan ve ürperme kasları denen bir düz kas demeti bulunur. Bu kasların kasılmasıyla, derideki tüylerin “diken diken” olduğu görülür. Deri, kan damarlarınca zengindir ve bu damarlar, derma’nın papiller çıkıntılarında, yumaklar halinde bulunur. Derideki kan damarlarının görevi, derinin beslenmesinden fazla, deri yolu ile ısı düzenlenmesine yardımdır ve deri atardamarcıkları duvarlarındaki kaslar da ısının korunmasını gerektiren hallerde, atardamarcıkları kapatmakta ve içlerinden kan akmasını engellemektedirler. Yüz, kulak, el ve ayak parmaklan, taban ve avuçlardaki atardamarcıkları ile toplardamarcıkları arasında kısa devreler bulunur. Bu kısa devrelere glomus cisimcikleri adı verilir ve bunların da görevi, ısı görevi de, vücudun çevresine ait duyudaki uyarıları algılayıp, ilgili merkezlere iletmek olduğundan, deride çok sayıda sinir ucu bulunur. Bazı sinir uçları, özel duyu organlarında sonlanır, diğer bazıları, dertna’da bir sinir ağı yaparak, dokunma, basınç, ağrı, ısı ve kaşınma duygularım algılar. Kaşınma duygusunun uyarılmamekanizması henüz anlaşılmış değildir, fakat tahminlere göre, deriyi, ağrı eşiği altında zedeleyebilecek uyarılar, bu duyguyu uyandırmaktadırlar.
Derinin birçok maddeye karşı geçirgenliği yoktur, fakat eter ve suda eriyebilen bazı maddelerin bir dereceye kadar deriden geçebildiği bilinmektedir. Derinin geçirgenliği, derinin zedelenmesi, deri kan akımının artması ve yüzey ısısının yükselmesi hallerinde, artar. -
DEMİR
Demir eksikliğine bağlı kansızlıkların belirli ilacıdır. Demirin kullanılışı hakkında, başlıca 3 yanlış anlaşılmış konu vardır ve bunları burada belirtmek uygundur:
1. Demirin, tedavi amacıyla, özel bir bileşim halinde verilmesi gerekliliği ya da demir yerini tutan başka bir maddenin varlığı doğru değildir. Bu konudaki yanlışlık, organik demirin, inorganik demirden daha kolay emildiği ve demir haplarında, bakır, B ve C grubu vitaminlerinin, mide özsuyunda bulunmasının yararlı olduğu düşünceleridir. Bunların hepsi yanlıştır. Demir, en uygun olarak, bilmen demir bileşimleri halinde (demir -2-sulfat, demir-2-karbonat, demir ve amonyum sitrat karışımı gibi basit bileşimler) verilmelidir. Yukarda sözü edilen, karışık demir bileşimlerinin verilmesi daha etkili olmadığı gibi, bazı durumlarda zararlı da olabilir. Örneğin, mide özsuyu ile birlikte demir verilirse var olan bir pernisyöz anemi teşhis edilmemiş olur. Basit bir kansızlık tedavisinde, karaciğer veya mide özsuyunun hiçbir yararı yoktur. Demir zerki de, ağızdan alman demirin mide rahatsızlığına neden olduğu vakalar dışında, gereksizdir. Demirli sıvıların da yararlı olduğu iddia edilemez, çünkü bu sıvılardaki demir yoğunluğu, tedavi edici değildir ve anemik olmayanların da, normal diyet dışında demir almaları gerekmez.
2. Demir, bir tonik değildir ve kansızlık vakaları dışında kullanılmamalıdır. Yorgunluk nedeni olarak, “kansızlıktan” söz edip, demir kullanmak, hatalıdır. Kansızlığın, basit testlerle saptanması çok kolaydır ve kansızlık, ya vardır ya da yoktur.
Demirin bir tonik olduğu kanısı, Hipokrat zamanına dayanır. Hipokrat, birçok vakada, nedenini bilmeden, demir tuzlarının hastayı iyileştirdiğini görmüştür. Ortaçağlarda, besinler günümüzdeki gibi yeterli değilken ve kansızlık vakalarına çok sık rastlanırken, içinde bir süre kılıçların durduğu suları içen hastaların genel durumları düzelmekteydi. O zamanlar kansızlık, tanınmayan bir hastalık olduğundan, bir savaş aracının yarı tılsımlı özellikleri kişileri etkilemekteydi. Bu inanış, garip bir uzantıyla günümüze kadar gelmiştir.3. Yemek sırasında verilen demir, normalde mideyi etkilemez. Mide rahatsızlığı duyulursa, mideyi bozmayan başka demir bileşimi bulunabilir. “Kansızlığa yatkın” olan birçok kişinin varlığı ve bu kişilerin demir almaları gerekliliği yersizdir, bkz. Kansızlık.
Proteini az olan besinleri sürekli yiyen kişilerde, gelişme çağındaki çocuklarda ve gebelerde demir eksikliği sık olarak görülür. -
DEMANS (Bunama)
Tipik özelliği, geriye, yani daha ilkel davranış şekillerine dönüş olan bir akıl hastalığı belirtisidir. Bu duruma, beynin, büyük sayıda sinir hücresini yıkan ciddi organik hastalıklarında (kronik alkolizm, ilaç düşkünlüğü, frengi ve beynin diğer enfeksiyonları damar sertliği gibi), ileri yaşlarda, yüksek ateşli hallerin delirium’lannda ve şizofreni gibi fonksiyonel psikozlarda rastlanır. Başlıca özellikleri; bellek bozukluğu, ileri geri anlamsız konuşma, başkalarının hislerine, düşüncelerine ilgisizlik, bazen de idrar ve dışkı tutamamak, yani diğer bir deyimle, “ikinci çocukluk ve unutkanlık”tır. Bu durumun gidişi, nedene bağlıdır: Fonksiyonel psikozlar, bazen tedavi ile iyileşebilir ve geçici delirium halleri, neden olan ateşin yok olmasıyla ortadan kalkabilir; buna karşılık, ileri yaş ve beynin ciddi organik bozukluklarında, çok sayıda sinir hücresi ve atardamarlar yıkıma uğradığından, iyileşme beklenemez, bkz. Akıl Hastalığı.