Kadınlar Sitesi, Gebelik, hamilelik, doğum

Yazar: yonca

  • BOYUN

    Göğüs bölgesinin üst bölümü­nü kafatası ile birleştiren gövde bölü­müdür. Boyunda bulunan başlıca organ­lar: Boğaz, tiroid bezleri, soluk ve ye­mek boruları (yani, trakea ve ösafagus), baş ve beyine giden ve oralardan gelen büyük kan damarları, kaslar ve yedi boyun (servikal) omurudur. Omurilikten bu düzeyde ayrılan boyun sinirleri, bo­yun ve kolların, deri ve kaslarını sinir­lendirirler. Farinks adı verilen boğaz boşluğu (yutak), omurga kemiklerinin önünde, kafatası tabanından, altıncı bo­yun omuruna kadar uzanır. Bu nokta­da yutak, yemek borusuyla birleşir veyemek borusu da aşağı uzanır. Larİnks (gırtlak) ise, önde 4’üncü ile 6’ncı bo­yun omurları arasında bulunur ve la-rinkse ilişkin olan tiroid kıkırdağı deri altından elle tutulabilir. Larinks, aşağı­da trakea ile devamlıdır. Trakeanm baş­langıç bölümünde, üzerinde tiroid be­zinin iki lobunu birleştiren bölüm geçer ve bu bezin iki lobu, trakeanın iki ya-nmda kolaylıkla yoklanabilir. Öndeki başlıca kas sterno-mastoid çıkıntıdan gö­ğüs kemiği olan sternuma ve köprücük kemiğinin iç ucuna uzanır. Bu kas, ka-rotis atardamarı, iç juguler toplardama­rı, vagus sinirini ve boyun lenf bezleri zincirini kaplayan kılıf m üstünde bulu­nur. Daha yüzeyde, çene kemiği açısın­dan düz aşağı uzanan dış juguler toplar­damar ve her iki yanda orta çizgiye ya­kın aşağı doğru inen ve ince bir damar olan ön juguler toplardamarlar bulunur. Bütün bu yapılar, boynun yalnız ön bö­lümünün üçte birini kaplar. Bunların ar­kasında kalan üçte iki bölüm ise, omur­ganın boyun (servikal) bölgesinden ve boynu oynatan, başı destekleyici hareke­tini sağlayan büyük kas demetlerinden oluşmuştur.

  • BOTULİZM

    Çok ender rastlanan bir gıda zehirlenmesidir. Nedeni: Clostridium botulinum adlı bakteri, bulaşmış olan yiyecek maddesin­de, çok kuvvetli bir zehir oluşturur. Buorganizma, alçak ısı derecelerinde, ok­sijensiz büyümektedir ve sporları da ısı ve kaynatmaya karşı dirençlidir. Belirtileri: Toksin (zehir) barsak-larda emilmekte ve merkez sinir siste­mini etkilemektedir. Buradaki etkisiyle, gözkapakları düşmekte, çift görme, göz-bebekleri genişlemesi, yüz felci, yutma güçlüğü belirmekte ve sonunda da so­lunum kasları felce uğramakta ve kalp durmaktadır. Vakaların yansından faz­lası ölümle sonuçlanır.
    Tedavi: Yıkımı yapan, bakterinin kendisi değil, ürettiği toksindir. Bun­dan ötürü, antibiyotikler işe yaramaz. En etkili tedavi, emetik (kusturucu) ilaç ve mümkünse antitoksin vermektir. Has­ta, acilen hastaneye kaldırılmalıdır. En iyisi, korunma önlemlerinin dikkatle alın­masıdır. Piyasadaki konservelerden bu tip zehirlenmeye pek rastlanmaz. Bili­nen vakalarda, yiyecek maddesi evde ha­zırlanmış ve korunmuştur. Toksin, kay­namayla bozulduğundan, evde hazırlanan konserve yiyeceklerin yeniden kaynatıl­ması uygundur. Zaten, bulaşmış gıda maddelerinin, kokularıyla bozuk olduk­ları anlaşılır.

  • BOĞULMAK (Tıkanmak)

    Farinks (yu­tak) ve larinks (gırtlak), boğazın üst kısmmda, dilin arkasında, birbirlerinden ay­rılırlar ve yemek yutulması sırasında, solunum yolunu kapayan bir mekanizma vardır. Bu mekanizma, bülber paralizide olduğu gibi, ilgili kasların felciyle veya kişinin yemek yutarken aynı anda ko­nuşması, gülmesi, iç çekmesi veya derin soluk alması gibi bir olayla bozulursa, yutulan madde yanlış yola gidebilir. Bu durumda, tıkanma ile boğulmaktan söz edilir.
    Tedavi: Hastada refleks olarak beli­ren öksürüğe eşlik edecek şekilde, sırtı­na hızla vurarak, ters yutulan cismi ye­rinden oynatmaya gayret etmeli. Bu olay çocukta olursa, hemen çocuğu baş aşağı çevirmeli. Bu basit önlemler yetmez ve boğulma hali sürüp, kişi morarmaya baş­larsa, acele yardım çağırmak ve par­makla, dilin hemen arkasındaki yiyecek maddesini çıkartmaya gayret etmelidir. Ufacık bir lokmayı yanlış yutma sonu­cu, yaşlıca kişilerin birkaç dakika içinde kötüleşip öldükleri görülmüştür.

  • BOĞULMA (Asfiksi)

    Boğulma neden­leri, hava yollarının tıkanması, havada oksijen azlığı veya vücudun oksijeni kul­lanmasını önleyici diğer gazların varlığı­dır. Bunun bir örneği, karbon monok-sit gazıdır. Bu gaz, renksiz, kokusuz ve buharı görülemeyen bir gaz olup, akci-ğerlerce kolaylıkla emilir. Karbon mo-noksidin kanla birleşme yeteneği, oksi-jeninkinin yerini alır. Soluk boruları tı­kanan veya oksijen eksikliğini gösteren kişiler, morarır. Buna karşılık, karbon monoksitle zehirlenmiş kişilerin yanak ve dudaklarının rengi normaldir. Kar­bon monoksitle zehirlenmiş kişilerin kur­tarılması bazen çok güçtür ve kurtar­maya çalışan kişiler, kendilerini de bu gazdan korumak zorundadırlar. Bundan ötürü, kurtarıcı olarak, bu zehirli gazm bulunduğu yere girenler, kendilerine bir şey olduğu takdirde, kolayca dışarı çekilebilmeleri için, bellerine ip bağlamalı ve bu gazın, havadan hafif olduğunu ha­tırda tutarak, yere yakın hareket etmeli­dirler.
    Tedavi: Soluk borularının tıkalı olup olmadığı kontrol edilmelidir. Gerekirse, yapay solunuma başvurulur ve mümkün olan hallerde, oksijen verilir.

  • BOĞMACA (Pertussis)

    Etkeni, Borde­tella Pertussis ve Bordetella parapertusis adlı mikro-organizmalardır. Bunlardan birincisinin etken olduğu haller daha şid­detli geçer. Hastalık çok bplaşıcı olup, damlacık enfeksiyonu ile bulaşır. Bu hastalıkta bulunan diğer mikrop ile bu­laşır. Bu hastalıkta bulunan diğer mik­roplar, bazı adenovirüsler, para-influen-za ve solunum hastalıkları virüsleridir. Belirtileri: Kuluçka dönemi 1-2 hafta, karantina dönemi ise 3 haftadır. Genellikle birinci yaş dönemindeki ço­cuklarda görülür, fakat 5 yaşına kadar olan devrede de sık rastlanır. Çocukta beliren soğuk algınlığı ve öksürük belir­tileri, birkaç gün içinde gerileyeceğine artar ve öksürük spazmodik bir özellik kazanır. Öksürük nöbetleri arttıkça, has­talığın bulaşabilmesi azalır. Bu nöbet­ler sırasında, hasta kusabilir, burun ve gözdeki ufak damarlar çatlayabilir. Has­talık sırasında, bronko-pnömoni ve ortakulak iltihabının oluşması tehlikesi var­dır ve ağır vakalarda çırpınmalar görü­lebilir. Hastalık birkaç hafta sürebilir.
    Tedavi: İki hafta süreyle, tam doz ampicillin verilir. Öksürük nöbeti esna­sında çocuğun kusmuğunu solumaması­na dikkat edilir ve anneye, bu nöbet sı­rasında, akciğer ve boğazdaki yapışkan balgamı çıkarabilmesi için, çocuğunu baş aşağı tutup, sırtına vurması öğretilir.
    Korunma: Formalinle öldürülmüş Bordetella pertussis’ten hazırlanmış etki­li aşısı vardır. Genellikle, boğmaca, dif­teri ve tetanos aşıları, çocuk 3-6 aylar arasındayken, bir arada yapılır.

  • AKUT FARENJİT

    Genellikle nezleden sonra ortaya çıkar veya kızamık, kızıl ve dif­teri gibi enfeksiyöz hastalıklara eşlik eder.
    Belirtileri: Hafif ateş ve kırıklık, boğazda yanma, başlangıçta kuru ve son­raları balgamlı öksürük ve ses kısıklı­ğıdır.
    Tedavi: Yatak dinlenmesi, gargara yapmak ve aspirin almaktır. Ağır vaka­larda, antibiyotikler kullanılabilir.
    Gerçek anlamında, yemek borusu, bo­ğaza ait oluşumlardan değilse de, yut­ma güçlüğü genellikle boğazla ilgili ola­rak düşünülür. Yemek borusu veya yu­tak da sıklıkla ağrı ve yutma güçlüğü belirtileri veren birkaç hastalığın etki alanıdır.
    Ösofajit veya yemek borusu iltihabı, tahriş eden veya çok sıcak sıvıların içilmesi sonucu oluşur. Disfaji veya yutma güçlüğü, sinirsel kontrolün bozulduğu bazı durumlarda ortaya çıkar. Yemek borusu kanseri: Bu bölgeyi ilgi­lendiren en önemli hastalıktır. Bu, kan­serden ölümlerin tümünün % l’inin ne­denidir ve genellikle 50 yaşının üstünde­ki erkeklerde görülür. Belirtileri: Yutma güçlüğü ve kilo kaybıdır. Son yıllara kadar, bu durum tamamen umutsuz sayılır ve hastanın ya­kınları, çaresizlik içinde, hastanın gittik­çe zorlaşan yutmasını ve ölümünü iz­lerlerdi. Günümüzde, göğüs cerrahisinin ilerlemesiyle, hastalıklı bölgeyi çıkartmak ve mideyi yukarı çekip, sindirim kana­lının daha üstteki bir bölümüyle birleş­tirmek mümkün olmuştur.
    Çoğunlukla, yutma güçlüğü ve göğüs­te bir kitle duygusu, sinirsel nedenlere bağlıdır. Bu duruma, “globus hytericus” adı verilir ve tedavisi psikolojiktir. Ge­nellikle bu sinirsel durum, kişinin bir olayı kabullenemeyişine bağlıdır.

  • Blastomyces Mantar nedir

    Blastomyces Mantar nedir

    Blastomyces Mantar

    İnsanda hastalık ya­pabilen bir mantar çeşididir. Kuzey Ame­rika blastomikozunda etken, Blastomyces derınatitidis’tiî. Bu organizma akci­ğerler yoluyla vücuda girmekte ve orada çok sayıda ufak abse oluşturmaktadır.Buradan, diğer organ ve dokulara ve özellikle deriye yayılıp, orada da sivilce ve yara oluşumuna neden olmaktadır.

    Mantar Nedir?  

                    Blastomyces Mantar çeşidini anlayabilmek için öncelikle mantarın ne olduğunu ve genel özelliklerini bilmek daha doğru olacaktır. Mantarlar doğada ve insanda bulunabilen tek veya çok hücreli canlılardır. İnsanda doksana yakın mantar bulunmaktadır ve bunların çoğu insanda hastalığa neden olmamaktadır. Çok az bir kısmı hastalık yapmaktadır. Mantarlar deri, saç ve kıllarda meydana getirdikleri hastalıklar mevcuttur. Bu hastalıklar yüzeysel hastalıklardır. Bazı mantarlar deri altında toplanıp iltihaplara yol açarak urlara neden olurlar. Bazı mantarlar ayak ve kasıklarda da oluşarak şişliklere, iltihaplara neden olurlar.

                    Blastomyces MantarBazı mantarlar ise iç organlarda meydana gelerek derin, daha ciddi hastalıklara neden olmaktadır. Bu tür mantar çeşitleri ise acil müdahaleye ihtiyaç duyarlar. Aksi takdirde olumsuz şeylere sebebiyet verebilmektedirler. Mantar çeşitleri araştırılırken denek hayvanlarından da oldukça fazla yararlanılmaktadır. Çok ciddi olmayan mantar hastalıklarına antibiyotik tedavisi uygulanmaktadır.

    Blastomyces Mantar Nedir?

                    Bu mantar türü iç organlarda ve özellikle akciğerde oluşan bir mantardır. Blastomyces Mantar oldukça ciddi rahatsızlıklara neden olmaktadır. Bunların başında ise solunum sisteminde oluşan apsedir. Bu hastalığın iki türü bulunmaktadır. Bunlar Güney Amerika blastokimozu ve Kuzey Amerika blastokimozudur. Bunlar mukozayı saran enfeksiyonlara yol açmaktadır.

                    Blastomyces Mantar solunum hava vasıtasıyla ya da deri yarasından vücuda girer. İlk belirtisi deri lezyonudur. Deride iltihaplanmaya neden olur. Eğer bu organizma vücuda solunum yoluyla girerse akciğerde iltihaplanmaya neden olur. Deri ya da akciğerde başlayan hastalık yayılarak başka organlara da geçer. Bu durum son derece tehlikelidir. Bu durumda ateş, kırıklık, zayıflama gibi belirtiler meydana getirir.

  • BİT

    Bitlerin birkaç yüz türü tanımlan-mışsa da, insanda parazit olabilen ancak iki türü vardır. Bunların doğal ortam­ları, insan derisi ve kılı veya saçlarıdır ve bu ortamlar dışında ancak bir iki saat yaşayabilirler. Buna göre, kişide bit’ in bulunması bu parazitin diğer bir bitli kişiden geçtiğini gösterir. İnsanda bulu­nabilen bir tür bitin adı “Phtirus pubis” olup, ancak pubis bölgesi kılları arasın­da bulunur ve genellikle cinsel birleşme sonucu bulaşır. İnsandaki diğer bir türü ise “Pediculus humanus” olup, iç çama­şırların dokunduğu bölgeyi tahriş edip, kronik vakalarda deride kalınlaşma ve kızarmaya neden olurlar. Bitler, tifüs mikrobu olan Riketsia’ları taşırlar. Epi-demik tifüsün belirli mikrobu olan “Ri-kettsia prowazeki” özellikle Phthirus pu­bis tarafından taşınır ve tifüse özellikle soğuk iklimli bölgelerde, insanların bir­birine çok yakın yaşadıkları ve yıkanma olanaklarının fazla olmadığı yerlerde rastlanır. Bu hastalık, çoklukla savaş ve göçmen kampı hastalığıdır.
    Bit bulaşmasının teşhisi, deri, saç ve­ya çamaşırlarda bitin görülmesiyle ko­nur. Bu hayvanlar 1-4 mm. uzunluğun­dadır. Yumurtaları çok ufak olup, gri -beyaz ve ovaldir, saç veya çamaşırlarda görülebilir. Baştaki bitler, gövdede bulu­nanlardan biraz daha ufak ve daha ko­yu renktedir. Phthirus pubis en ufak bir türü olup, rengi koyudur. Bitlerin bu­lundukları yerlerde kaşınma sonucu oluşmuş çizik izleri vardır ve bu yerler mik­rop kapabilir.
    Tedavi: DDT tozu veya emülsiyonu iledir. Gamma benzen heksaklorür de etkilidir. Hatırda tutulması gereken özel­lik, bitlerin hemen ölmediği ve bu mad­delerin uygulanmasının birkaç kez tek­rarının gerekli olduğudur. Saçlara bu­laşma olduğu hallerde, saçların kısa ke­silmesi, tedaviyi kolaylaştırır.

  • BINET-SIMON TESTİ

    1904 yılında, Fransız asıllı Alfred Binet ile Theophile Simon tarafından hazırlanmış olan en eski zekâ testidir. Değişik yaş grupları­nın ortalama verimine göre standartlaş-tırılmış olan bu test’te, örneğin, “burnu­nu, gözünü, ağzmı göster”, 3 yaşındaki çocuklara, “bir yıldaki ayları tekrarla” sorusu 10 yaşındaki çocuklara sorulan sorulardandı. 7 yaşındaki bir çocuk, bü­tün 7 yaşma ilişkin soruları doğru bilir­se, akıl yaşı 7 plarak saptanmakta ve akıl katsayısı (I.Q’su), (akıl yaşı: kro­nolojik yaş X 100) 100 olarak belirlen­mekteydi. Çocuğun gerçek yaşı 8 yaş 6 ay ise ve bu çocuk sadece 88 aylık bir testi cevaplandırabilmişse, I.Q’su 88/102 veya 86 olarak belirtilmekteydi. Bu tes­tin Terman tarafından değiştirilmiş şekli halen uygulanabilmektedir. Üniversite ve­ya benzer bir öğretim kurumuna girip, oradan yararlanabilmek için en az 120 I.Q. gerekmektedir.

  • BİLİNÇ KAYBI (Şuur kaybı)

    Bütün bilinç kaybı vakalarında, yapılacak ilk ve en önemli iş: Solunum yollarının açık olmasını sağlamaktır. Bilincini kaybet­miş kişinin dili, solunum yollarını tıka-maktaysa, ağzının içine parmaklarımızı sokarak, dili öne doğru çekiniz. Solu­num tıkanması belirtileri varsa, parmak­larımızla boğazında bir engel olup ol­madığını inceleyiniz. Bu basit önlemler, yaşam kurtarıcıdır. Solunum yolları açık­sa, hastayı yüzükoyun yatırıp, başını bir yana çevirerek, dilinin dışarı sarkmasını ve kusmukla salgıların ağzından dışarı akmasını sağlayınız. Hastanın durumu, yüzükoyun yatırılmaya elverişli değilse, altçene açısından, altçeneyi öne çekip, dilin öne gelmesini sağlayın. Altçene önde ve mümkünse, baş yana dönük tutul­malıdır. Bilincini kaybetmiş ve yaralan­mış birini taşımak gerekiyorsa, yaralan­manın türü bilinmediği sürece, kişiyi bü­tün halinde, durumunu değiştirmeden naklediniz. En iyi önlem, uzman yardı­mı gelene kadar, yaralıyı bulunduğu yer­de tutmaktır. Bilincini kaybetmiş kişiye katiyen bir şey içirmeyin; sıvıyı akciğer­lerine akıtabilirsiniz. Yaralanmanın eş­lik etmediği bilinç kaybı vakalarında, hastanın ceplerinde şeker hastalığı ilaç­ları ya da şeker arayın. Sara vakaları daha korkutucu ve etkileyici bir görü­nümde olmakla birlikte, daha az tehli­kelidir.
    Burada alınacak önlem, solunum yol­larının açık tutulması ve hastanın ya,-ralanmasının önlenmesidir. Bütün vaka­larda, önce de belirtildiği gibi, solunum yolları açık tutulmalı ve hasta, ılık bir ortamda tutulmalıdır.

  • BİLHARZİYA

    Mesane ve barsaklarda etkisi görülen ve Afrika, Güney Ame­rika ve Doğu ülkelerinde rastlanan bir hastalıktır.
    Nedeni: Schistosoma haematobium adlı bir sülüktür. Bu asalak suda bulu­nup, su içinde yüzerken, yürürken veya içilen su ile, insana geçmektedir. Kan dolaşımına giren asalak, portal toplar­damara (barsaklardan karaciğere kan gö­türen toplardamar) girip, burada 6 haf­ta kalarak, erişkin hale gelir. Erkek, dişi asalağı portal toplardamarda döller. Dişi barsağın son kısımlarına gidip, muko­za dokusu içinde yumurtalarını bırakır. Bu yumurtalar, idrar ve dışkı ile atılıp, bu maddelerin su içine karışmasıyla mi-racidium haline dönüşürler ve bu şekil­de suda yüzebilirler. Bu miracidium’lar,ancak bir su sümüklüböceğinin üstünde, bir sonraki gelişim şekilleri olan cer-caria haline gelirler. Bu son şekilde de insana geçip, yine aynı yaşam dönemle­rini gösterirler.
    Belirtileri: Mesane veya rektum­daki yumurtalar, buraları tahriş edip, kanamaya yol açarlar. Mesanedeki kan, idrara karışır ve buradaki kronik tahriş, ağrı, sık işeme, taş oluşumu ve hattâ kansere yol açar. Rektumda ise, bu yu­murtalar, dizanteri belirtilerine neden olur. Ayrıca, karaciğer ve dalak da bü­yüyerek, karın üst kısımlarında rahatsız­lık duygusunu uyandırır. Teşhis: Belirtilere göre ve idrarla dışkıda yumurtaların saptanmasıyla ko­nur.Tedavi: Antimon bileşikleri bu pa­raziti öldürür ve en etkili ilaç, damar içi olarak verilen sodyum antimon tartrat (tartar emetik)tir. Bazı vakalarda, kas içine Fouadin enjekte edilir. Triostam da damar içi etkili olan bir ilaçtır. Son yıllarda, Miracil D ve Niridazole de ağız­dan verilmektedir. Bütün bu ilaçların, karın ağrısı ve bulantıdan, kalp yetmez­liği ve geçici akıl hastalığına kadar va­ran yan etkileri vardır. Henüz, ağızdan alınıp da zararsız olan bir ilaç buluna­mamıştır. Parazitin mesane, rektum ve karaciğerde yaptığı yerel yıkım bazen cerrahi tedaviyi gerektirir.
    Korunma: Su sümüklüböceklerinin yokluğunda, bu hastalık görülmez. Bun­dan ötürü, bu böceklerin öldürülmesi önemli bir korunma yoludur. Bundan başka, herhangi bir tropikal hastalıkta olduğu gibi, bazı basit önlemler de etkili korunma çareleridir. Örneğin, temizlik kuralına uymak, lağımların sulara akı-tılmaması, insanların pis sulara girme­meleri, bu hastalığın önlenmesinde et­kili önlemlerdir. Bilharziya, halen dün­yada en çok görülen hastalıklardan biri­dir; ancak Türkiye’de nadirdir, bkz. Sü­lükler.

  • Bıngıldak (Fontanel)

    Bıngıldak (Fontanel)

    Bıngıldak Nedir?

    Bebek doğdu­ğunda, kafatası kemikleri henüz kapan­mış değildir, açık kalan yerler, bir zarla örtülüdür. Bu açıklıkların en büyüğü, başın ön tarafında, frontal kemikle iki parietal kemik arasında kalanıdır. Ön bıngıldak adı verilen bu açıklıktan bey­nin atışı hissedilebilir. Ön bıngıldak, ge­nellikle 18rinci ayda kapanmıştır; bu­nun gecikmesi, büyümenin duraklaması­na işaret eder. Ateşli hastalıklar gibi bazı durumlarda, bu fontanel kabarır. Buna karşılık, çocukta aşırı susuzluk ha­li olursa, fontanel çöker. Doğumda, ka­fatasında altı fontanel bulunur.

    Latince kökenli bir kelime olan fonticulus kelimesinden gelmiş olup Türkçeye bıngıldak olarak geçmiştir. Küçük çeşme ya da pınar anlamlarına da gelen bıngıldak yeni doğmuş bir bebeğin başındaki yumuşak dokudaki bölgelere, noktalara denir. Bıngıldak iki kafa kemiğinin arasında oluşmuş olan bağ dokusudur. Bebek henüz çok küçükken görülen bıngıldak bebekle birlikte büyüyen baş kemiklerinin de büyüme neticesinde kemiklerin birbirine yaklaşması sonucu bu bağ doku yok olur.

    bıngıldakBebeğin beyninin büyümesi neticesinde kafa da büyür. Beyin en çok ilk iki yılda hızlı bir şekilde büyür. Daha sonraki yıllarda ise daha yavaş şekilde büyür bu nedenle bir bebeğin ilk iki yılı çok önemlidir. Yeni doğan bir bebeğin 6 adet bıngıldağı bulunmakla birlikte bu bıngıldakların ön ve arka kısımda olanları daha rahat bir şekilde hissedilmektedir.

    Bıngıldak Hassas ve Sağlam mıdır?

    Halk arasında yeni doğan bebeklerin kafasına dokunulmaması ve bu bölgeye hassas davranılması inancı vardır. Bu inanç doğru olmakla birlikte sanıldığının da aksine bıngıldak oldukça sağlam bir yapıya sahiptir. Bebeğin kafasındaki bıngıldak kısım koruyucu bir tabakayla kaplanmış olup büyük bir darbe almadığı sürece zarar görmez.

    Bıngıldağın görevleri nelerdir?

    Bıngıldak bebek açısından son derece önemlidir. Bunları şu şekilde belirtmek mümkündür;

    • -Bebek doğarken kafatası tam gelişmemiş olmakla birlikte doğum esnasında bu bıngıldak sayesinde kemikler üst üste gelerek doğumu kolaylaştırır.
    • – İlk iki yılda bebeğin kafatası büyürken beyin dokusuna zarar gelmesine engel olur.