Göğüs bölgesinin üst bölümünü kafatası ile birleştiren gövde bölümüdür. Boyunda bulunan başlıca organlar: Boğaz, tiroid bezleri, soluk ve yemek boruları (yani, trakea ve ösafagus), baş ve beyine giden ve oralardan gelen büyük kan damarları, kaslar ve yedi boyun (servikal) omurudur. Omurilikten bu düzeyde ayrılan boyun sinirleri, boyun ve kolların, deri ve kaslarını sinirlendirirler. Farinks adı verilen boğaz boşluğu (yutak), omurga kemiklerinin önünde, kafatası tabanından, altıncı boyun omuruna kadar uzanır. Bu noktada yutak, yemek borusuyla birleşir veyemek borusu da aşağı uzanır. Larİnks (gırtlak) ise, önde 4’üncü ile 6’ncı boyun omurları arasında bulunur ve la-rinkse ilişkin olan tiroid kıkırdağı deri altından elle tutulabilir. Larinks, aşağıda trakea ile devamlıdır. Trakeanm başlangıç bölümünde, üzerinde tiroid bezinin iki lobunu birleştiren bölüm geçer ve bu bezin iki lobu, trakeanın iki ya-nmda kolaylıkla yoklanabilir. Öndeki başlıca kas sterno-mastoid çıkıntıdan göğüs kemiği olan sternuma ve köprücük kemiğinin iç ucuna uzanır. Bu kas, ka-rotis atardamarı, iç juguler toplardamarı, vagus sinirini ve boyun lenf bezleri zincirini kaplayan kılıf m üstünde bulunur. Daha yüzeyde, çene kemiği açısından düz aşağı uzanan dış juguler toplardamar ve her iki yanda orta çizgiye yakın aşağı doğru inen ve ince bir damar olan ön juguler toplardamarlar bulunur. Bütün bu yapılar, boynun yalnız ön bölümünün üçte birini kaplar. Bunların arkasında kalan üçte iki bölüm ise, omurganın boyun (servikal) bölgesinden ve boynu oynatan, başı destekleyici hareketini sağlayan büyük kas demetlerinden oluşmuştur.
Yazar: yonca
-
BOTULİZM
Çok ender rastlanan bir gıda zehirlenmesidir. Nedeni: Clostridium botulinum adlı bakteri, bulaşmış olan yiyecek maddesinde, çok kuvvetli bir zehir oluşturur. Buorganizma, alçak ısı derecelerinde, oksijensiz büyümektedir ve sporları da ısı ve kaynatmaya karşı dirençlidir. Belirtileri: Toksin (zehir) barsak-larda emilmekte ve merkez sinir sistemini etkilemektedir. Buradaki etkisiyle, gözkapakları düşmekte, çift görme, göz-bebekleri genişlemesi, yüz felci, yutma güçlüğü belirmekte ve sonunda da solunum kasları felce uğramakta ve kalp durmaktadır. Vakaların yansından fazlası ölümle sonuçlanır.
Tedavi: Yıkımı yapan, bakterinin kendisi değil, ürettiği toksindir. Bundan ötürü, antibiyotikler işe yaramaz. En etkili tedavi, emetik (kusturucu) ilaç ve mümkünse antitoksin vermektir. Hasta, acilen hastaneye kaldırılmalıdır. En iyisi, korunma önlemlerinin dikkatle alınmasıdır. Piyasadaki konservelerden bu tip zehirlenmeye pek rastlanmaz. Bilinen vakalarda, yiyecek maddesi evde hazırlanmış ve korunmuştur. Toksin, kaynamayla bozulduğundan, evde hazırlanan konserve yiyeceklerin yeniden kaynatılması uygundur. Zaten, bulaşmış gıda maddelerinin, kokularıyla bozuk oldukları anlaşılır. -
BOĞULMAK (Tıkanmak)
Farinks (yutak) ve larinks (gırtlak), boğazın üst kısmmda, dilin arkasında, birbirlerinden ayrılırlar ve yemek yutulması sırasında, solunum yolunu kapayan bir mekanizma vardır. Bu mekanizma, bülber paralizide olduğu gibi, ilgili kasların felciyle veya kişinin yemek yutarken aynı anda konuşması, gülmesi, iç çekmesi veya derin soluk alması gibi bir olayla bozulursa, yutulan madde yanlış yola gidebilir. Bu durumda, tıkanma ile boğulmaktan söz edilir.
Tedavi: Hastada refleks olarak beliren öksürüğe eşlik edecek şekilde, sırtına hızla vurarak, ters yutulan cismi yerinden oynatmaya gayret etmeli. Bu olay çocukta olursa, hemen çocuğu baş aşağı çevirmeli. Bu basit önlemler yetmez ve boğulma hali sürüp, kişi morarmaya başlarsa, acele yardım çağırmak ve parmakla, dilin hemen arkasındaki yiyecek maddesini çıkartmaya gayret etmelidir. Ufacık bir lokmayı yanlış yutma sonucu, yaşlıca kişilerin birkaç dakika içinde kötüleşip öldükleri görülmüştür. -
BOĞULMA (Asfiksi)
Boğulma nedenleri, hava yollarının tıkanması, havada oksijen azlığı veya vücudun oksijeni kullanmasını önleyici diğer gazların varlığıdır. Bunun bir örneği, karbon monok-sit gazıdır. Bu gaz, renksiz, kokusuz ve buharı görülemeyen bir gaz olup, akci-ğerlerce kolaylıkla emilir. Karbon mo-noksidin kanla birleşme yeteneği, oksi-jeninkinin yerini alır. Soluk boruları tıkanan veya oksijen eksikliğini gösteren kişiler, morarır. Buna karşılık, karbon monoksitle zehirlenmiş kişilerin yanak ve dudaklarının rengi normaldir. Karbon monoksitle zehirlenmiş kişilerin kurtarılması bazen çok güçtür ve kurtarmaya çalışan kişiler, kendilerini de bu gazdan korumak zorundadırlar. Bundan ötürü, kurtarıcı olarak, bu zehirli gazm bulunduğu yere girenler, kendilerine bir şey olduğu takdirde, kolayca dışarı çekilebilmeleri için, bellerine ip bağlamalı ve bu gazın, havadan hafif olduğunu hatırda tutarak, yere yakın hareket etmelidirler.
Tedavi: Soluk borularının tıkalı olup olmadığı kontrol edilmelidir. Gerekirse, yapay solunuma başvurulur ve mümkün olan hallerde, oksijen verilir. -
BOĞMACA (Pertussis)
Etkeni, Bordetella Pertussis ve Bordetella parapertusis adlı mikro-organizmalardır. Bunlardan birincisinin etken olduğu haller daha şiddetli geçer. Hastalık çok bplaşıcı olup, damlacık enfeksiyonu ile bulaşır. Bu hastalıkta bulunan diğer mikrop ile bulaşır. Bu hastalıkta bulunan diğer mikroplar, bazı adenovirüsler, para-influen-za ve solunum hastalıkları virüsleridir. Belirtileri: Kuluçka dönemi 1-2 hafta, karantina dönemi ise 3 haftadır. Genellikle birinci yaş dönemindeki çocuklarda görülür, fakat 5 yaşına kadar olan devrede de sık rastlanır. Çocukta beliren soğuk algınlığı ve öksürük belirtileri, birkaç gün içinde gerileyeceğine artar ve öksürük spazmodik bir özellik kazanır. Öksürük nöbetleri arttıkça, hastalığın bulaşabilmesi azalır. Bu nöbetler sırasında, hasta kusabilir, burun ve gözdeki ufak damarlar çatlayabilir. Hastalık sırasında, bronko-pnömoni ve ortakulak iltihabının oluşması tehlikesi vardır ve ağır vakalarda çırpınmalar görülebilir. Hastalık birkaç hafta sürebilir.
Tedavi: İki hafta süreyle, tam doz ampicillin verilir. Öksürük nöbeti esnasında çocuğun kusmuğunu solumamasına dikkat edilir ve anneye, bu nöbet sırasında, akciğer ve boğazdaki yapışkan balgamı çıkarabilmesi için, çocuğunu baş aşağı tutup, sırtına vurması öğretilir.
Korunma: Formalinle öldürülmüş Bordetella pertussis’ten hazırlanmış etkili aşısı vardır. Genellikle, boğmaca, difteri ve tetanos aşıları, çocuk 3-6 aylar arasındayken, bir arada yapılır. -
AKUT FARENJİT
Genellikle nezleden sonra ortaya çıkar veya kızamık, kızıl ve difteri gibi enfeksiyöz hastalıklara eşlik eder.
Belirtileri: Hafif ateş ve kırıklık, boğazda yanma, başlangıçta kuru ve sonraları balgamlı öksürük ve ses kısıklığıdır.
Tedavi: Yatak dinlenmesi, gargara yapmak ve aspirin almaktır. Ağır vakalarda, antibiyotikler kullanılabilir.
Gerçek anlamında, yemek borusu, boğaza ait oluşumlardan değilse de, yutma güçlüğü genellikle boğazla ilgili olarak düşünülür. Yemek borusu veya yutak da sıklıkla ağrı ve yutma güçlüğü belirtileri veren birkaç hastalığın etki alanıdır.
Ösofajit veya yemek borusu iltihabı, tahriş eden veya çok sıcak sıvıların içilmesi sonucu oluşur. Disfaji veya yutma güçlüğü, sinirsel kontrolün bozulduğu bazı durumlarda ortaya çıkar. Yemek borusu kanseri: Bu bölgeyi ilgilendiren en önemli hastalıktır. Bu, kanserden ölümlerin tümünün % l’inin nedenidir ve genellikle 50 yaşının üstündeki erkeklerde görülür. Belirtileri: Yutma güçlüğü ve kilo kaybıdır. Son yıllara kadar, bu durum tamamen umutsuz sayılır ve hastanın yakınları, çaresizlik içinde, hastanın gittikçe zorlaşan yutmasını ve ölümünü izlerlerdi. Günümüzde, göğüs cerrahisinin ilerlemesiyle, hastalıklı bölgeyi çıkartmak ve mideyi yukarı çekip, sindirim kanalının daha üstteki bir bölümüyle birleştirmek mümkün olmuştur.
Çoğunlukla, yutma güçlüğü ve göğüste bir kitle duygusu, sinirsel nedenlere bağlıdır. Bu duruma, “globus hytericus” adı verilir ve tedavisi psikolojiktir. Genellikle bu sinirsel durum, kişinin bir olayı kabullenemeyişine bağlıdır. -

Blastomyces Mantar nedir
Blastomyces Mantar
İnsanda hastalık yapabilen bir mantar çeşididir. Kuzey Amerika blastomikozunda etken, Blastomyces derınatitidis’tiî. Bu organizma akciğerler yoluyla vücuda girmekte ve orada çok sayıda ufak abse oluşturmaktadır.Buradan, diğer organ ve dokulara ve özellikle deriye yayılıp, orada da sivilce ve yara oluşumuna neden olmaktadır.
Mantar Nedir?
Blastomyces Mantar çeşidini anlayabilmek için öncelikle mantarın ne olduğunu ve genel özelliklerini bilmek daha doğru olacaktır. Mantarlar doğada ve insanda bulunabilen tek veya çok hücreli canlılardır. İnsanda doksana yakın mantar bulunmaktadır ve bunların çoğu insanda hastalığa neden olmamaktadır. Çok az bir kısmı hastalık yapmaktadır. Mantarlar deri, saç ve kıllarda meydana getirdikleri hastalıklar mevcuttur. Bu hastalıklar yüzeysel hastalıklardır. Bazı mantarlar deri altında toplanıp iltihaplara yol açarak urlara neden olurlar. Bazı mantarlar ayak ve kasıklarda da oluşarak şişliklere, iltihaplara neden olurlar.
Bazı mantarlar ise iç organlarda meydana gelerek derin, daha ciddi hastalıklara neden olmaktadır. Bu tür mantar çeşitleri ise acil müdahaleye ihtiyaç duyarlar. Aksi takdirde olumsuz şeylere sebebiyet verebilmektedirler. Mantar çeşitleri araştırılırken denek hayvanlarından da oldukça fazla yararlanılmaktadır. Çok ciddi olmayan mantar hastalıklarına antibiyotik tedavisi uygulanmaktadır.Blastomyces Mantar Nedir?
Bu mantar türü iç organlarda ve özellikle akciğerde oluşan bir mantardır. Blastomyces Mantar oldukça ciddi rahatsızlıklara neden olmaktadır. Bunların başında ise solunum sisteminde oluşan apsedir. Bu hastalığın iki türü bulunmaktadır. Bunlar Güney Amerika blastokimozu ve Kuzey Amerika blastokimozudur. Bunlar mukozayı saran enfeksiyonlara yol açmaktadır.
Blastomyces Mantar solunum hava vasıtasıyla ya da deri yarasından vücuda girer. İlk belirtisi deri lezyonudur. Deride iltihaplanmaya neden olur. Eğer bu organizma vücuda solunum yoluyla girerse akciğerde iltihaplanmaya neden olur. Deri ya da akciğerde başlayan hastalık yayılarak başka organlara da geçer. Bu durum son derece tehlikelidir. Bu durumda ateş, kırıklık, zayıflama gibi belirtiler meydana getirir.
-
BİT
Bitlerin birkaç yüz türü tanımlan-mışsa da, insanda parazit olabilen ancak iki türü vardır. Bunların doğal ortamları, insan derisi ve kılı veya saçlarıdır ve bu ortamlar dışında ancak bir iki saat yaşayabilirler. Buna göre, kişide bit’ in bulunması bu parazitin diğer bir bitli kişiden geçtiğini gösterir. İnsanda bulunabilen bir tür bitin adı “Phtirus pubis” olup, ancak pubis bölgesi kılları arasında bulunur ve genellikle cinsel birleşme sonucu bulaşır. İnsandaki diğer bir türü ise “Pediculus humanus” olup, iç çamaşırların dokunduğu bölgeyi tahriş edip, kronik vakalarda deride kalınlaşma ve kızarmaya neden olurlar. Bitler, tifüs mikrobu olan Riketsia’ları taşırlar. Epi-demik tifüsün belirli mikrobu olan “Ri-kettsia prowazeki” özellikle Phthirus pubis tarafından taşınır ve tifüse özellikle soğuk iklimli bölgelerde, insanların birbirine çok yakın yaşadıkları ve yıkanma olanaklarının fazla olmadığı yerlerde rastlanır. Bu hastalık, çoklukla savaş ve göçmen kampı hastalığıdır.
Bit bulaşmasının teşhisi, deri, saç veya çamaşırlarda bitin görülmesiyle konur. Bu hayvanlar 1-4 mm. uzunluğundadır. Yumurtaları çok ufak olup, gri -beyaz ve ovaldir, saç veya çamaşırlarda görülebilir. Baştaki bitler, gövdede bulunanlardan biraz daha ufak ve daha koyu renktedir. Phthirus pubis en ufak bir türü olup, rengi koyudur. Bitlerin bulundukları yerlerde kaşınma sonucu oluşmuş çizik izleri vardır ve bu yerler mikrop kapabilir.
Tedavi: DDT tozu veya emülsiyonu iledir. Gamma benzen heksaklorür de etkilidir. Hatırda tutulması gereken özellik, bitlerin hemen ölmediği ve bu maddelerin uygulanmasının birkaç kez tekrarının gerekli olduğudur. Saçlara bulaşma olduğu hallerde, saçların kısa kesilmesi, tedaviyi kolaylaştırır. -
BINET-SIMON TESTİ
1904 yılında, Fransız asıllı Alfred Binet ile Theophile Simon tarafından hazırlanmış olan en eski zekâ testidir. Değişik yaş gruplarının ortalama verimine göre standartlaş-tırılmış olan bu test’te, örneğin, “burnunu, gözünü, ağzmı göster”, 3 yaşındaki çocuklara, “bir yıldaki ayları tekrarla” sorusu 10 yaşındaki çocuklara sorulan sorulardandı. 7 yaşındaki bir çocuk, bütün 7 yaşma ilişkin soruları doğru bilirse, akıl yaşı 7 plarak saptanmakta ve akıl katsayısı (I.Q’su), (akıl yaşı: kronolojik yaş X 100) 100 olarak belirlenmekteydi. Çocuğun gerçek yaşı 8 yaş 6 ay ise ve bu çocuk sadece 88 aylık bir testi cevaplandırabilmişse, I.Q’su 88/102 veya 86 olarak belirtilmekteydi. Bu testin Terman tarafından değiştirilmiş şekli halen uygulanabilmektedir. Üniversite veya benzer bir öğretim kurumuna girip, oradan yararlanabilmek için en az 120 I.Q. gerekmektedir.
-
BİLİNÇ KAYBI (Şuur kaybı)
Bütün bilinç kaybı vakalarında, yapılacak ilk ve en önemli iş: Solunum yollarının açık olmasını sağlamaktır. Bilincini kaybetmiş kişinin dili, solunum yollarını tıka-maktaysa, ağzının içine parmaklarımızı sokarak, dili öne doğru çekiniz. Solunum tıkanması belirtileri varsa, parmaklarımızla boğazında bir engel olup olmadığını inceleyiniz. Bu basit önlemler, yaşam kurtarıcıdır. Solunum yolları açıksa, hastayı yüzükoyun yatırıp, başını bir yana çevirerek, dilinin dışarı sarkmasını ve kusmukla salgıların ağzından dışarı akmasını sağlayınız. Hastanın durumu, yüzükoyun yatırılmaya elverişli değilse, altçene açısından, altçeneyi öne çekip, dilin öne gelmesini sağlayın. Altçene önde ve mümkünse, baş yana dönük tutulmalıdır. Bilincini kaybetmiş ve yaralanmış birini taşımak gerekiyorsa, yaralanmanın türü bilinmediği sürece, kişiyi bütün halinde, durumunu değiştirmeden naklediniz. En iyi önlem, uzman yardımı gelene kadar, yaralıyı bulunduğu yerde tutmaktır. Bilincini kaybetmiş kişiye katiyen bir şey içirmeyin; sıvıyı akciğerlerine akıtabilirsiniz. Yaralanmanın eşlik etmediği bilinç kaybı vakalarında, hastanın ceplerinde şeker hastalığı ilaçları ya da şeker arayın. Sara vakaları daha korkutucu ve etkileyici bir görünümde olmakla birlikte, daha az tehlikelidir.
Burada alınacak önlem, solunum yollarının açık tutulması ve hastanın ya,-ralanmasının önlenmesidir. Bütün vakalarda, önce de belirtildiği gibi, solunum yolları açık tutulmalı ve hasta, ılık bir ortamda tutulmalıdır. -
BİLHARZİYA
Mesane ve barsaklarda etkisi görülen ve Afrika, Güney Amerika ve Doğu ülkelerinde rastlanan bir hastalıktır.
Nedeni: Schistosoma haematobium adlı bir sülüktür. Bu asalak suda bulunup, su içinde yüzerken, yürürken veya içilen su ile, insana geçmektedir. Kan dolaşımına giren asalak, portal toplardamara (barsaklardan karaciğere kan götüren toplardamar) girip, burada 6 hafta kalarak, erişkin hale gelir. Erkek, dişi asalağı portal toplardamarda döller. Dişi barsağın son kısımlarına gidip, mukoza dokusu içinde yumurtalarını bırakır. Bu yumurtalar, idrar ve dışkı ile atılıp, bu maddelerin su içine karışmasıyla mi-racidium haline dönüşürler ve bu şekilde suda yüzebilirler. Bu miracidium’lar,ancak bir su sümüklüböceğinin üstünde, bir sonraki gelişim şekilleri olan cer-caria haline gelirler. Bu son şekilde de insana geçip, yine aynı yaşam dönemlerini gösterirler.
Belirtileri: Mesane veya rektumdaki yumurtalar, buraları tahriş edip, kanamaya yol açarlar. Mesanedeki kan, idrara karışır ve buradaki kronik tahriş, ağrı, sık işeme, taş oluşumu ve hattâ kansere yol açar. Rektumda ise, bu yumurtalar, dizanteri belirtilerine neden olur. Ayrıca, karaciğer ve dalak da büyüyerek, karın üst kısımlarında rahatsızlık duygusunu uyandırır. Teşhis: Belirtilere göre ve idrarla dışkıda yumurtaların saptanmasıyla konur.Tedavi: Antimon bileşikleri bu paraziti öldürür ve en etkili ilaç, damar içi olarak verilen sodyum antimon tartrat (tartar emetik)tir. Bazı vakalarda, kas içine Fouadin enjekte edilir. Triostam da damar içi etkili olan bir ilaçtır. Son yıllarda, Miracil D ve Niridazole de ağızdan verilmektedir. Bütün bu ilaçların, karın ağrısı ve bulantıdan, kalp yetmezliği ve geçici akıl hastalığına kadar varan yan etkileri vardır. Henüz, ağızdan alınıp da zararsız olan bir ilaç bulunamamıştır. Parazitin mesane, rektum ve karaciğerde yaptığı yerel yıkım bazen cerrahi tedaviyi gerektirir.
Korunma: Su sümüklüböceklerinin yokluğunda, bu hastalık görülmez. Bundan ötürü, bu böceklerin öldürülmesi önemli bir korunma yoludur. Bundan başka, herhangi bir tropikal hastalıkta olduğu gibi, bazı basit önlemler de etkili korunma çareleridir. Örneğin, temizlik kuralına uymak, lağımların sulara akı-tılmaması, insanların pis sulara girmemeleri, bu hastalığın önlenmesinde etkili önlemlerdir. Bilharziya, halen dünyada en çok görülen hastalıklardan biridir; ancak Türkiye’de nadirdir, bkz. Sülükler. -

Bıngıldak (Fontanel)
Bıngıldak Nedir?
Bebek doğduğunda, kafatası kemikleri henüz kapanmış değildir, açık kalan yerler, bir zarla örtülüdür. Bu açıklıkların en büyüğü, başın ön tarafında, frontal kemikle iki parietal kemik arasında kalanıdır. Ön bıngıldak adı verilen bu açıklıktan beynin atışı hissedilebilir. Ön bıngıldak, genellikle 18rinci ayda kapanmıştır; bunun gecikmesi, büyümenin duraklamasına işaret eder. Ateşli hastalıklar gibi bazı durumlarda, bu fontanel kabarır. Buna karşılık, çocukta aşırı susuzluk hali olursa, fontanel çöker. Doğumda, kafatasında altı fontanel bulunur.
Latince kökenli bir kelime olan fonticulus kelimesinden gelmiş olup Türkçeye bıngıldak olarak geçmiştir. Küçük çeşme ya da pınar anlamlarına da gelen bıngıldak yeni doğmuş bir bebeğin başındaki yumuşak dokudaki bölgelere, noktalara denir. Bıngıldak iki kafa kemiğinin arasında oluşmuş olan bağ dokusudur. Bebek henüz çok küçükken görülen bıngıldak bebekle birlikte büyüyen baş kemiklerinin de büyüme neticesinde kemiklerin birbirine yaklaşması sonucu bu bağ doku yok olur.
Bebeğin beyninin büyümesi neticesinde kafa da büyür. Beyin en çok ilk iki yılda hızlı bir şekilde büyür. Daha sonraki yıllarda ise daha yavaş şekilde büyür bu nedenle bir bebeğin ilk iki yılı çok önemlidir. Yeni doğan bir bebeğin 6 adet bıngıldağı bulunmakla birlikte bu bıngıldakların ön ve arka kısımda olanları daha rahat bir şekilde hissedilmektedir.
Bıngıldak Hassas ve Sağlam mıdır?
Halk arasında yeni doğan bebeklerin kafasına dokunulmaması ve bu bölgeye hassas davranılması inancı vardır. Bu inanç doğru olmakla birlikte sanıldığının da aksine bıngıldak oldukça sağlam bir yapıya sahiptir. Bebeğin kafasındaki bıngıldak kısım koruyucu bir tabakayla kaplanmış olup büyük bir darbe almadığı sürece zarar görmez.
Bıngıldağın görevleri nelerdir?
Bıngıldak bebek açısından son derece önemlidir. Bunları şu şekilde belirtmek mümkündür;
- -Bebek doğarken kafatası tam gelişmemiş olmakla birlikte doğum esnasında bu bıngıldak sayesinde kemikler üst üste gelerek doğumu kolaylaştırır.
- – İlk iki yılda bebeğin kafatası büyürken beyin dokusuna zarar gelmesine engel olur.
